Pilot; The Hubris of Men

[TÜRKÇE] [ENGLISH]

Timeline:

Her hikaye bir yerde başlar.

Ve o yeri önemli kılan bir de zaman da..

Bizim hikayemiz de göreceli bir şekilde ‘bundan’ dört yüz seksen yıl kadar önce kurulmuş, yüz yıllar sonra ise, gelişmiş olmasına karşın yine de bir şehir olmaktan kaçınmış, Serenity Home adında şirin bir kasabada başlar.

Bu kasabayı önemli kılan sadece kurucuları değil, kurucularının olağan dışı bazı ‘öngörüleri’ sonucunda özellikle buraya gelip yerleşmeleridir. Kasabanın kurucuları huzur ve sükunet içinde yaşamak için bir araya geldiklerinde, gezip gördükleri yerleri gözden geçirmişler, bütün potansiyelleri elemişler ve en nihayetinde de, hemen kuzeyinde büyük Ritüel ormanı ve bu ormanda yaşayan elf’ler, doğusunda Gull’s Perch ve bu garip, gizemli vadide yaşan fey’ler, güneyde bulunan Tinker Hills ile Silent Hills tepeleri ve bu tepelerde yaşayan gnome’lar ve batısında ise Scowling Hills ve bu tepelerin zengin madenlerinde yaşayan dwarf’larla komşu olacakları, Büyük Arashkan ırmağının kıyısındaki mutlu bir noktayı seçmişlerdi.

Aradan yüz yıllar geçecek ve Serenity büyümesine karşın, sadece büyük ve zengin bir kasaba olarak kalmayı tercih edecektir ve buraya, aynı huzuru yaşamak isteyen her ırktan insanlar, elf’ler, dwarf’lar, gnome’lar ve bazen de beklenmedik başka ‘şeyler’ gelip yerleşecekti.

Bizim hikayemiz de bu huzurlu kasabada, ve olayların patlak verdiği DAY ZERO / GÜN SIFIR olarak kasabanın tarihine geçecek o karanlık gecede başlar işte.. Öyle ki, koronolojik olarak Gün Sıfır’dan sonra gerçekleşen yada gelişen olaylar ‘artı’ gün, ay ve yıl, öncesinde gerçekleşen olaylar ise ‘eksi’ olarak değerlendilecekti. Söz gelimi, ‘Gün Sıfırdan altı ay, yirmi altı gün sonra’, yada ‘Gün Sıfırdan iki yıl önce’ gibi.. Gerçekte Gün Sıfır’ın ardında bir çok hazırlıkların olmuş olması, sadece o uğursuz günü vurgulamaya, ve bazı şeylerin de ister istemez hareket etmesine sebep olacaktı.

Bir açıdan, Gün Sıfır’ın kendisi bir sonun başlangıcı ve ilamcısı, aynı zamanda ve farkındasız bir şekilde, dünya üzerinde büyük etki ve değişimlere sebep olacak bazı şahısların da ortaya çıkmasına ve ‘kahraman’ mertebesine ulaşmalarına sağlayacaktı.

Gün Sıfır, bazı şeylerin sonu olsa da, gerçekte başka bazı şeylerinde doğması anlamına gelecekti..

 

 

Serenity Home sokaklarında kötürüm bir rüzgar esmektedir ama bunun kaynağı kasabaya gelişinden sonra aradan geçen dört yıla rağmen, varlığından olsa da gerçekte tam olarak ne yaptığı hakkında pek az kişinin haberdar olduğu karalar içindeki adam değildir. Aager Fogstep sessiz adımlarla kasaba bekçilerini teker teker teftiş etmiş ve hepsinin olması gerektiği yerde ve ayık olduğundan emin olmuş, şimdi ise şerife rapor vermek için karakola doğru yürümektedir.

Genç adam içsel bir sessizce hafif kaşlarını çatar ve kararmaya başlayan gök yüzüne bakar. Hava açık ve bulutsuzdur ancak adamı bir şey rahatsız etmiştir. Eskiden olsa —geldiği Drashan kadar eskiden— kendisinin takip edildiğini, ve bunun da muhtemelen Drashan Kesicileri olabileceğini düşünürdü. Nevarki Drashan üzerinden dört yıl geçmiş ve onu burada aramak isteyebilecek kimseyi düşünemez. Bir kişi hariç kimse.. Zira genç adamın ardında çok leşi vardır ve bunlardan hesap sormak isteyebilecek herhangi birileri var idiyse de onlarda karalar içindeki adam daha Drashan’dan ayrılmadan çok önce leşlerden biri olmuştur! Hariç olan o kişinin kendisini burada araması için de ne bir sebebi var olabileceğini düşünür genç adam, ne de onun ta Drashan’dan buraya kadar, sırf onunla uğraşmış olmak için geleceğini..

 

“Bence yapmamalısın, Gnine..”, der dolgun sesli bir kız.

 

Aager olduğu yerde durmaz., çünkü ani hareketlerin dikkat çekeceğini bilir.

Bu yüzden genç adam sadece yönünü bir başka istikamete, iki-üç adım sağına yönlendirir ve yanından geçtiği iki katlı taş binanın gölgesinde kaybettirir kendisini.

 

“Niye yaa?”, der..

 

‘..Genç Efendi Gnine!’, diye burnundan solur Aager Fogstep sessizce. ‘Senin ne işin var burada ve yine ne haltlar çevireceksin acaba? Dahası, İzci Laila’yı neden işsizliğine alet ediyorsun?’

 

“Sence Udoorin’in çizmelerine o solucan dolu kurutulmuş bağırsağı koyduğunda, ve o da çizmesini giydiğinde ne olacak?”, diye sorar, sesinden gülmemek için çaba sarf ettiği izlenimi veren genç İzci Laila.

“Küfredecek, sonra da—”, diye kıkırdar genç gnome Gnine.

“—gelip seni bulacak ve hep yapmak istediği şeyi yapacak.”, diye bitirir üçüncü bir başka ses. Bu ses ise sahibesinin kötürüm, asabi ve kavgacı şöhretinin aksine, duyanları şaşırtacak kadar yumuşaktır.

 

‘Ve genç İzci Morel. Tabi ya.. Laila buradaysa Morel neden eksik olsun ki?’, diye geçirir içinden Aager.

 

Gnine’dan ‘hıf’ diye bir ses çıkar.

“Nereden bilecek ki benim yaptığımı? Bunu ona yapabilecek bi kasaba dolusu genç var.”, diye söylenir ardından.

Laila esef dolu bir nefes verir.

“Gnine. Bree haklı. Dahası, gerçekten Udoorin’in ilk aklına gelecek kişinin senden başkası olabileceğini düşünebiliyor musun?”, diye sorar.

“Gelsin. Noolacak ki? Hiç bi şey ispatlayamaz!”, der Gnine, inatçı bir sesle.

İzci Morel ‘fırk’lar.

“Senin kadar zeki bir gnome’un bu kadar saf olabileceğine inanamıyorum bazen.”, der kız.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir şekilde sorar genç gnome.

“Udoorin’in seni bulup, kafandan tutup, kasaba duvarları üzerinden seni Arashkan Irmağına atması için hiç bir delil ya da ispata ihtiyacı yok. Bunu yıllardır zaten yapmak istiyor ve tek ihtiyacı bir bahane.. Dahası, o bahanenin iyi bir bahane olmasına bile ihtiyacı yok! O kokuşmuş, içi vıcık solucanlarla dolu bağırsak bohçasını çizmesine koyduğunda, ve o da çizmesini giydiği anda yapacağı şey bu olacak.”, diye açıklamaya çalışır İzci Morel.

 

‘Bence izci bayanları dinle, genç Gnine. Emin ol Udoorin seni kafandan tutup ırmağa atarsa, ben ona engel olmam ve ırmak da seni Endless Sea denizine kadar sürükleyip götürür. İşin en acıklı yanı ise sana akıllı davranmanı söyleyen kişi; İzci Morel!’, diye içinden güler karanlıkta gizlenen adam.

 

“Bakıyorum ikiniz de pek can sıkıcı olmuşsunuz bu izci olayına gireli.”, diye somurtur Gnine. “Eskiden üçümüz ne güzel eğlenirdik.”

“İzci olmamız dolayısıyla artık ikimizin de açık birer sicili var, Gnine. Senin aksine, bizim yaptığımız her şey kayda geçiyor. Bunu anlamalısın. Dahası, bu kayıtlar ta Arashkan’a kadar gidiyor ve oradan da krallığın merkezine gönderiliyorlar..”, diye teskin etmeye çalışır Laila.

“Neden ben de bir izci olamıyorum ki? Tam 89 defa baş vurdum. İzci Efendisi Davien devamlı bana bir izci için fazla zeki olduğumu ve benim bu işte harcanacağımı düşündüğünü söyleyip duruyor.. Sanki ona kalmış nerede harcanıp harcanmayacağım..”, diye acıklı bir şekilde söylenir Gnine.

“İzci Efendisi Davien haklı bence, Gnine.”, der gülümseyen bir sesle Laila.

Morel ise acımasızca ‘fırk’lar.

“İzci Efendisi Moorat’a sordun mu?”, diye sorar kıkırdayarak.

Gnine’dan bir süre herhangi bir cevap gelmez.

Neden sonra kötürüm bir sesle söylenir.

“Evet, sordum.. Bir defa..”

“Eee..? Ne dedi?”

“Git başımdan bücür, dedi! —ki bence bu hiç de nazikçe bir ifade değildi..”, der Gnine fevkalade alınmış bir sesle.

Moral haşince güler.

“Bu hiç komik değil, Bremorel.. Hem de hiç değil!”, diye inler genç gnome.

“Moorat de ‘nazik’ biri değil, Gnine. Seni paketleyip amcana geri göndermediğine şükretmelisin.”, der Morel kıkırdayarak.

“Zaten öyle yaptı.. Adî herif!”, diye fena halde alınmış bir şekilde tıslar Gnine.

“Gülme, Bree.. Gnine nazik ruhlu biri ve İzci Efendisi Moorat’in yaptığı gerçekten şey hiç de hoş değildi.”, der Laila.

“Hey, sen benim gidip senin İzci Efendine laf attığımı hiç gördün mü?”, diye çıkışır Morel.

“İzci Efendim Davien anlayışlı ve fevkalade nazik bir birisidir. Nesine laf atabilirsin ki?”, der Laila, ‘hıf’layarak.

“Emin ol, benim İzci Efendim Moorat’ın onun zekası ile ilgili söylediklerini bilmek istemezsin, Laila. Yüz kızartıcı!”, diye horlayan bir kahkaha atar Bremorel.

“Efendin de tam senin senin gibi, kızım!”, diye cevabı yapıştırır Laila.

“Ne demek istiyorsun sen şimdi?”, diye harlar Bremorel.

“Söylemesem daha iyi.. YÜZ KIZARTICI!

Gnine ‘fırk’lar.

“Neyse. Ben kaçar kızlar. Amcam eve erken gelmemi söylediydi. Üzerinde çalıştığı şeyi bitirmiş ve paketlenmesi gerekiyormuş. Asisti olarak bana da sadece paketleme işleri düşüyor.”, diye söylenir genç gnome.

“Bir yerden başlamalı ama öyle değil mi, Gnine?”, der Laila.

 

‘Evet, Efendi Gnine. Bir yerden başla artık!’, diye geçirir içinden Aager Fogstep.

 

“Sizlere iyi geceler.”, der Gnine sevecen bir şekilde.

“İyi geceler, Gnine.”, diye uğurlar Laila.

“Amcana selam söyle.”, diye ekler Bremorel.

 

Aager, genç Efendi Gnine’ın gidişini duyar ama karanlık yerinden çıkmadan önce biraz daha beklemeyi tercih eder.

 

“Sence yedi mi?”, diye sorar Laila.

“Evet. Bence yedi.. Ama aynı ‘kapışmayı’ tekrar etmemiz halinde bu duruma ayılacaktır.”, der Bremorel.

 

“Huh..”, diye biraz hayretle ünler Aager Fogstep.

 

“Amcasının yanında çok sıkılıyor canı ama orman onun için biraz fazla tehlikeli. Daha üç gün önce İzci Efendim Davien, Elder Hills’in güneyinde bir grup orc devirdi. Daha önce bu kadar yakına hiç sokulmamışlardı.”, der Laila tedirgin bir sesle. “Eskisi gibi çıkıp ormanda takılamaz artık.”

“Katılıyorum. İzci Efendim Moorat’la beraber daha dün bir başka grup orc’un izlerine rastladık. Hepsi de kuzey doğu istikametine gidiyorlardı. Sanırım Themalsar harabeleri istikametineydi.”, der Bremorel ciddi bir şekilde.

“Bundan emin değiliz, Bree.”, diye itiraz eder Laila.

“Kuzey doğumuzda başka ne var ki? O mebus harabeleri geçince gidebilecekleri tek yer Büyük Kuzey Tundraları ve aklı başında kimse de oraya gitmez çünkü orada vahşi barbarlar dışında hiçbir şey yok.”, diye burun kıvırır Bremorel.

“Kız, bu akşam ormana geri dönelim mi? Babam ikimizi de gördüğünde çok seviniyor ve son devriyeden daha yeni döndük biliyorum ama havada bi şey var bu gece. Boğucu bir şey. “

“Bana uyar. Ama önce git bi babana uğra. Ayıp olur uğramazsan. Kızını göz bebeği gibi seviyor!”, der Bremorel ‘fırk’layarak.

“Babam yeğenini de göz bebeği gibi seviyor, seni şapşal şey!”, diye güler Laila. “Hadi gel. Sen gelmeyince neden Morel de gelmedi diye beni sorguya çekiyor sonra.. Kapıdan bi görünelim, sonra da ormandaki ağaç evimize doğru uzarız..”

“Neden sen önden gitmiyorsun? Benim uğramam gereken.. uhhmm.. bir yer var. Amcama benim yapacak bir-iki işim olduğundan dolayı gelemediği söylersin.. Taş köprüde buluşuruz..”, der Bremorel hızlı bir şekilde.

 

Laila bir an durur.

 

“Muhteşem Gökler adına kızım yaa.. Gece gece yine mi tapınağın önünde aç kedi gibi turlayacaksın yoksa?”, diye haretle karışık eğleniyormuş izlenimi veren bir tonla sorar Laila.

“Nereden bilebilirsin ki tapınağa gideceğimi ki?”, diye sinirli bir şekilde karşılık verir Bremorel.

“Bremorel Songsteel. Gün battı. Açık dükkan yok. İki hana da gidemeyeceğini biliyorum çünkü zamanında çıkardığın kavgalar dolayısıyla ikisinden de ban’lendin! Bu da gidebileceğin geride sadece tek bir yer bırakıyor, o da yetimhane değil, tapınak.. Açıkçası, neden o zavallı çocuğa bunu yaptığını anlamıyorum. Gidip tapınağın, seni göreceğini umduğun camlarının önünden geçmelerinin biraz dramatik olduğunu kabul etmeliyim ama her bunu yaptığında çocuğun uyumasını da imkansız hale getiriyorsun.”, der hayretle Laila.

“Ne? Nereden biliyorsun onun camının önünden geçtiğimi?”, diye harlar Bremorel.

“Kızım bunu aylardır yapıyorsun o zavallı çocuğa.. Burası o kadar da büyük bir kasaba değil. Fark edilmeyeceğini sanabileceğini mi düşündün yoksa?”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Kim fark edebilir ki beni? Ben bir izciyim.”, der kaçlarını çatarak Bremorel.

“Hayır, kızım, sen her kasabaya döndüğünde izciliğini kapıda bırakıyorsun! Sanki beynin duruyor ve bütün öğrendiklerini unutuveriyorsun..”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Çok adîsin, Laila. Git başımdan ve beni yalnız bırak tamam mı? Tapınakla aramdaki münasebete de karışma.”, diye tehditkar bir sesle tıslar Bremorel.

“Sadece merak ediyorum o kadar. Neden ona zulmediyorsun ki böyle?”

“Ona zulmetmiyorum. İlgisini yokluyorum, o kadar.”

 

Laila hayretle kuzenine baka kalır.

 

“Onu doğru dürüst muhatap bile almadığını düşünürsek, ilgisinin illaki bir gün tükeneceği neden seni rahatsız etsin ki?”, diye Laila’da kuzenini yoklar.

“Tükeneceği günü iple çekiyorum çünkü.. O gün geldiğinde bu sefer sadece kafasını kırmakla yetinmeyeceğim!”, diye haşin bir şekilde hırlar Bremorel.

“Neden? Rahatısız mısın sen, kızım yaa? O kadar can atıyorsan git konuş!”

“Sana ne! Ben seninle D.D. Dexter arasına giriyor muyum?”

“Gir! Sana selamı var, bu sırada.”, diye kıkırdar Laila.

“Kimse benimle görünmek isteniyor, tamam mı?! Yani.. bunun tamamen benim hatam olabileceğini inkar etmiyorum.  Küçükken biraz huysuzdum…”, diye hırçın bir sesle itiraf eder Bremorel.

“Biraz? Kasabada kavga etmediğin ve dövmediğin kaç çocuk var, kızım?”, diye sorar Laila, ama bunu çok da fazla dalga geçerek söylemez.

“Bu senin için o kadar önemliyse, söyleyeyim; YOK! -2, +5 yaş grubumdaki herkesle kavga ettim..”, diye tiksintiyle söylenir Bremorel.

“Evet. Babam senin yaralarını ve yardırttığın kaş, göz ve kafanı sarmaktan, ‘revir ustası’ sertifikası aldı!”, diye ciddi bir ifadeyle ekler Laila. “Ama bunların hiç biri, neden o çocuğa zulmettiğini açıklamıyor.”

Bremorel bir süre sessizce kaynar. Neden sonra haşin bir tıslamayla konuşur.

“Belki de o çocuğun hala benimle ilgilenip ilgilenmediğini bilmeye ihtiyacım vardır?”

“Muhteşem Gökler adına kızım yaa.. Neden gidip konuşmuyorsun onunla o zaman?”, diye hayretle sorar kuzeni.

Bremorel omuzlarını silker.

“Olmaz. Onun gelip konuşması lazım benimle.”

“Neden? Böyle bir anlaşma mı var aranızda?”

“Ben ona gidersem, ona acıdığımı sandığı için geldiğimi düşünür. Hayır. Ona acıdıydım ama bu yıllar önceydi. Beni istiyorsa, önce bana olan korkusunu aşmalı ve efendi efendi gelip konuşmalı benimle.”, diye sessizce hırıldar Bremorel.

“Hayret. Ben olayı senin ele alacağını ve dominant kız olayını yarparak her şeyi senin idare edeceğini sanırdım. Yakışırdı sana!”, der Laila düşünceli bir şekilde.

“Bugüne kadar her şeyi kendi elime alıp idare etmeye kalktım da ne bok oldu! Adım herkesin kara listesinde, her yerden ban’liyim, Gnine, Udoorin, sen ve baban dışında da kimse benimle konuşmuyor. Senin Dexter bile nezaketen bana selam gönderiyor ve ikimizde bunun farkındayız! ‘O’ bana göre çok daha sakin biri. Ve belli ki aklı başında. Nasıl olsa savaşacak bir şeyler her zaman olacak. Benim kendimi göstereceğim yerler oralar olacak. Onun.. bana vereceğini düşündüğüm sükunete ihtiyacım var. İki ateş sadece birbirini yakar. Hayır. Benim ikinci bir ateşe ihtiyacım yok.. Benim onun gibi sakin birine ihtiyacım var. Bu şekilde birimiz diğerini kaynatmalı, diğeri de gerektiğinde öbürünün ateşine su serpip onu sakinleştirmeli..”

“Bu.. beklenmedik bir yaklaşım.. İtiraf edeyim, beni şaşırtmayı başardın, kız!”

“Lütfen amcama bu konuda herhagi bir şey söyleme. Onu yeterince utandırdım zaten. O çocukta aramda bi şey olduğunu düşünürse.. bu beklenmedik bir şekilde bitebilir..”

“Babam senin için kötü hiçbir şey söylemez ki.”, diye itiraz eder Laila.

“Sorun da orda zaten, kızım yaa.. Biri benim ve.. o çocuk hakkında babana, ‘Söyle o çatlak yeğenine, tapınak muhafızlarımızdan uzak dursun!’, gibi bir şey söylerse, sence ne yapar?”

“Babam sakin biridir. Ama biri senin için böyle bir şey söylerse ağzını burnunu kırar! Ama Demos amca öyle bir şey demez. Lady’nin de böyle bir şey söyleyebileceğini düşünemiyorum. Hoş, onun söyleyecek bi şeyi olursa bunu babama değil sana, yüzüne, ve bir odunla söyler!”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Onlar bi şey söylemez zaten. Ama söyleyebilecek birileri çıkar mutlaka. Dahası, Demos amca da, Lady abla da doğru hareketi çocuğa yüz vermeyerek benim yapmamı beklerler.. Dediğim gibi.. Kasabada ban’lenmediğim yer kalmadı. Yaşlı Demos olmasa tapınak ve yetimhaneden de çoktan ban’lenmiş olurdum zaten..”, diye çatık bir şekilde hırıldar Bremorel.

“Takma kafana fazla, kızım. Sen isim yapmış bir izcisin. Kim ban’leyebilir ki seni? Dahası, çocuk deyip durduğun Thomas, on yıl önce bi çocuktu. Artık.. kaç yaşında? Yirmi iki mi, yirmi dört mü?”, diye gülümser Laila.

“Abartma istersen. Yirmi yaşında. Benden sadece iki yaş büyük. Ama sorun bu değil zaten. Sorun, adın bi çıkmaya görsün!”, diye hışmeder Bremorel.

“Takma dedim sana.. Bu kasabada kılıcıyla sadece bir hatun şarkı söyler, o da benim salak kuzenim, Bremorel Songsteel’dir, ve ona da benden başka laf atacak varsa, belki de benim adımı nasıl hak ettiğimi hatırlamak isterler! Hadi git ve tapınak devriyeni yap. Ağırdan alabilirsin. Babam geleceğimizi bildiği için muhtemelen fırından taze kek, bilumum açma ve poğaça almıştır.. Köprüde buluşuruz..”, der Laila sırıtarak.

“Hay shit!”, diye ünler Bremorel. “Ağzım sulandı şimdi, kız!”

Laila ‘fırk’lar.

“Ağırdan al dememin sebebi de buydu zaten. Hepsini bi güzel sarıp sarmalayıp paketlemem lazım ki ormanda yiyebilelim..”, der ve dönüp seri adımlarla karanlıkta kaybolur.

Kuzeni Morel ise bir kaç dakika daha bütün kek, açma ve poğaçalara rağmen olduğu yerde kaynar, sonra da ayaklarını yere vura vura, hiddetle tapınağa doğru yürümeye başlar.

 

“İlginç.”, diye söylenir Aager Fogstep sessizce. “İzci Laila düşündüğümden çok daha olgun ve akıllı çıktı. Öyle görünüyor ki İzci Morel’den de olumlu gelişmeler bekleyebileceğiz gibi.. Tapınaktan da ban’lenmezse tabii.. Genç Udoorin’i de sayarsak, bu üç potansiyel demektir.”

Sonra saklandığı gölgelerden sıyrılır ve karakola gidip şerife olağan raporunu vermeden önce misafirhaneye doğru yola koyulur zira kasabaya yeni gelen, zırhlar içindeki kızıl-kumral saçlı yabancının hala orada olduğundan emin olacaktır. Adının Moira olduğunu söyleyen genç bayanın gerçekte kim olduğunu kendisi bilmese de, şerif anında tahmin edebilmişti ve belli ki ‘Hooman’, krallıkta tanınmış bir soy isimdi.. Drashan’da bile bir çok kişi, yıllarca krallığa musallat olmuş melanet, büyük kızıl ejderha Karkass’ı tek başına yere çalmış olan Delia Karakash Hooman ismini duymuştur. İşin Aager’i ilgilendiren kısmı ise, neden meşhur Delia’nın kızının burada olduğudur —şayet şerifin düşündüğü gibi gerçekten onun kızı ise..

 

Kasabanın üzerinden, aynı kötürüm rüzgar bir daha eser ve karalar içindeki genç adam tekrar irkilir..

..çünkü bir koku gelmiş gibi olur burnuna.

Drashan hayatı boyunca asla ‘ev’ olarak bilmediği, sadece bu kasabaya şerifle ilk geldiği günden itibaren farkındasız bir şekilde içine işleyen, ve Serenity Home’a ait olmayan bir kokudur bu. Çok uzaklardan gelme bir koku..

Habis niyetli bir koku..

 

Aager misafirhaneye gitmeden önce bir başka yere uğramaya karar verir; kendisine tahsis edilmiş küçük, tek-göz evine.. ve evindeki sandığında barındırdığı kısa kılıcını ve yedek hançerlerini almak için.

Aager Fogstep iç güdülerini yakinen sınamış ve onları göz ardı etmenin, hayatına mal olabilecek bir lüks olduğunu acı bir şekilde öğrenmiş biridir.

Karalar içindeki genç adam istemsizce bir elini hafifçe sırtına götürür, zira sırtında o lüksün izlerini hala taşımaktadır.

✱ ✱ ✱

Sevgili babam, neden elinizde fırsat varken burayı tamamen temizleyip yerle bir etmediniz? Bunu yapmayarak yedi yüz elli yıl bu mel’un yaratıklar için burasının bir buluşma yeri haline gelmesine sebep oldunuz. Evimden, saraydan ve ülkemden ayrıdığımdan beri bu karşılaştığım kaçıncı orc sürüsü sayısını bile hatırlayamıyorum. Ve bu grup da bu tuzlanmış, mebus harabelere geliyorlardı.”, diye acı bir şekilde söylenir Prenses Alor’Nadien ne Feymist.

Fevkalade güzel, alımlı, ağır başlı ve doğal olgun ve sakil edasıyla hayret verici bir dişi cazibesi olan High Woods ve Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren ve Rise’si Nadine Graciousward’ın kızı, hafif çatılı kaşları ve çok hafif çilli zarif burnu, küçük, kiraz kırmızısı dudakları, yağmur sonrası çim yeşili gözleri ve ince hatlarıyla kendisini görenlere neden sarayında ve ipek döşeklerinde değil de burada, bu şer harabelerde olduğunu sordurtacaktır. Tek sorun, etrafta bunu soracak yerde yatan ölü orc’lar dışında kimse yoktur.

Prenses Alor’Nadien ne başını sallar ve elindeki iki buçuk yardalık ahşap sapın ucunda neredeyse otuz inçlik çelikten oluşan glavyesini seri bir hareketle savurur ve kara denebilecek kadar koyu orc kanını temizler. İkinci bir savuruşla glavyesi koyu bir dumanla ortadan tamamen kaybolur.

Alor’Nadien ne temkinli adımlarla harabelerin tuzlanmış topraklarını terk eder ve tekrar Ritual Ormanına geri döner zira düşünmesi gereken bazı şeyler vardır..

..ve bunun sonucunda da alması gereken bir de karar;

Babası bu harabeleri bütün tebasına kati bir şekilde yasaklamıştır, ancak sanıldığının aksine burası sadece boş bir yer değil ve adı geçen yüz yıllar önce babasının burada verdiği ölümcül savaştan sonra dört farklı ayaklamaya şahitlik etmiş olan bu mebus yer, acaba yeni bir ayaklanma hazırlığı içerisinde midir?

Prensesin alması gereken karar da budur. Babasının emrine en başta saraydan kaçmasında olduğu gibi, Themalsar’ın yok olmuş olması gereken bu harabelerine girerek tekrar mı karşı gelecekti?

 

Ve tabii dinlenmesi de gerektiğini düşündüğü için.

 

Prenses, saraydan kaçmasından pek kısa bir süre sonra, aldığı bütün silah eğitimimlerinin gerçek hayatta sınanmasının sonuçlarını neredeyse hayatıyla ödemiş, temkinli eğitmenlerle, gözü dönmüş orc ve goblin’ler arasında dağlar kadar fark olduğunu da bu şekilde öğrenmişti..

Onun hayatta kalmasının en belirgin sebepleri olarak Alor’Nadien ne’nin olağanüstü bir sükunet ve odaklanmışlıkla muhataplarına saldırması ve enerjisini gereksiz naralar, haykırışlar ve gösterişli hareketlerden kaçınmasına bağlanabilirdi. Kendisinin çarpışma halini seyreden birileri, kızın hayalet kadar sessiz, vaşak kadar da azimli bir hışımla düşmanlarını doğrayışını biraz hayret, biraz da ürkütücü bulmaları da normaldi..

.. Özellikle de Prensesin ardında bıraktığı cesetlere bakıldığında;

Yerde serili yatan bütün orc’lar cansızdır —ki hayret verici olan da bu değil, hepsinin apış arasından alın hizasına kadar, tek ve dikine bir yarıkla açılmış olmalarıdır!

 

Belli ki Prenses Alor’Nadien ne, kırk hareket ve manevra yerine, belirli bir manevrayı çok iyi bilen, ve söz konusu manevrayı da oldukça ölümcül  bir şekilde uygulayan bir dişidir!

✱ ✱ ✱

Kuzgun kanatlı, başında taç gibi duran boynuzları ve bebek pembesi yüzünde saf ve uhrevi bir güzelliği barındıran genç kız, yıkık duvarların arasından ve güçlükle fark edilebilir delikten ancak bir gelinciğin kemiksiz hareketlerinde görülebilir bir kıvraklıkla süzülür ve ürkütücü karanlıkta kaybolur. Merisoul Xyrotwu karanlıklardan oldum olası korkmamıştır. Karanlıkta doğup, çocukluğunun ilk on yılını karanlık, ıslak, pis ve daracık bir çukurda geçirmiş birisinin, korku gibi bir çok insanî duygulardan muaf olması makul karşılanabilecek bir durumdur.

Şayet daha ilk yaşını almamış bir kız çocuğunun, karanlık, ıslak, pis ve daracık bir deliğe atılıp gün ışığını ilk defa on yaşında görmesinin makul ve kabul edilebilir olabilecek her hangi bir yanı olduğunu düşünebiliyorsanız..

Kuzgun kanatlı kız yarıkların arasından aşağı indiğinde küçük bir büyü yapar ve üstündeki neredeyse siyah denebilecek kadar koyu mor, askısız, çok da kısa olmayan etekli elbisesinin üstünde ne kadar toz, toprak ve yırtık varsa, hepsi bir anda kayboluverir.

Sanırsınız ki, tarihî olarak ne denli tehlikeli olduğu bilinen bu yer söz konusu olduğunda, kişi önce etrafını bir kontrol eder, yada bir köşeye sinip kendisine güvenli bir gözlem noktası belirler.

Ama hayır.

Kendisi gibi bir succubi-melezi için önem sırası daha farklıdır. Dahası, kızın davranış sıralaması, sanki gerçeklikten de biraz kopuk gibidir.

Kız üstünü başını temizledikten sonra tam olarak nereden çıkardığı kestirilemeyen kalın, avuç büyüklüğünde, papirüs yapraklı bir defter koçanı çıkartır ve ağır hareketlerle sayfaları yukarı ve koçanın arkasına gelecek şekilde çevirir. Son sayfaya geldiğinde altın-kumral kaşlarını da, zarif, vişne çürüğü dudaklarını da hafif büzüştürerek en son aldığı notlarını gözden geçirir.

 

Eğitim Günlüğü No. 4986 / 12

Yarın gün batımı ile beraber yaşlı adamın ‘tapınak’ dediği bu pis yere gireceğim. İrine Teyze’nin ‘gerçek tecrübe’ edinmemiz için bizleri bu ölümlülerin dünyasına göndermesi fikri bana saçma gelse de sırf geldiğim yerdeki monoton hayattan kurtulmuş olmak için bile kabul ederdim. Bizler succubi-meleziyiz ve diğer ahmak iblis-melezleri gibi gördüğümüz herşeye saldırıp parçalamayız. Bu açık bir israf. Bence bazılarının ruhlarını emsek de olur. Ama bu konuda belli ki üstlerimiz bizden çok daha fazla bir şeyler biliyorlardır sanırım. En azından, İrine Teyze’nin en son itiraz eden Fez Tem’Ohra’yı saçlarından sürüklerek kendi odasına götürmesinden sonra itiraz eden olmadı. Tem’Ohra’yı bir daha görmedik ama İrine Teyze onu ‘yerken’ ki çıkardığı seslere bakılırsa en azından mutlu gittiğini söyleyebilirim. ^_^

 

Merisoul Xyrotwu, bir sonraki notunu da değerlendirir;

 

Eğitim Günlüğü No. 4986 / 13

Canım sıkıldı. Neden Temez’le beraber göndermediler ki beni? Onunla olunca eğlenecek o kadar çok şeyimiz oluyor ki. Ama zaten onu idare ve planlamada değerlendirmeyi düşünüyorlarmış. Efendimle beraberliğim kesinleştiğin de sanıyorum onu ‘kişisel danışmanım’ olarak yanıma alacağım. Bu şekilde hem çok eğlenir, hem de birbirimize göz kulak olmuş oluruz.

Bu rezil yere gelince; İblis Efendimin neden burası için hala kira ödediğini anlamıyorum. Yaşlı, ölümlü-bunağın, buradaki iblis çukuruna çapa görevi oluşturması dışında pratikte hiçbir faydası yada fonksiyonu yok. Dahası, yüz yıllardır çok fazla dikkat çekti burası. Neden savaştan sonra bin yıl kadar beklemediler ki? Hemen batısındaki ormanda elf’ler yaşıyor olmasaydı, beş yada altı yüz yıl bile burasının unutulması için yeterli olurdu ki bu da ‘reboot’ için fazlasıyla kafi gelirdi. Dört farklı ayaklanma ile sadece burasının devamlı gözetim altında kalmasına sebep oldu şapşal adam..

Her neyse. Uzun bekleyişlerim meyvesini verdi en sonunda. Bir grup orc daha geldi ve bu şekilde harabelere nereden girildiğini de görmüş oldum. Korkarım beni fark ettiler ve aşağı indiğimde beni (a) öldürecekler, (b) ‘değerlendirecekler’.. Nevarki benim ikisine de meyletmeyebileceğimi pek de hesaba katmadılar sanırım.

Sonuncusu daracık tünelden içeri girince ben de arkalarından girdim ve hepsini yaktım!

‘Ejderha Nefesi’ diye oldukça eğlenceli bir büyü ile.

İşin ironik yanı, onlar bana aşağıda pusu kurmayı planlıyorlardı ama ben onları bu daracık tünelde yaktım ve kaçacak yerleri bile olmadı!

 

Merisoul Xyrotwu, temizlenmiş elbisesine ve ince kol ve bacaklarındaki diri, ve fevkalade davetkar tenine bakar. Evet.. Bu temizleme büyüsünü ilk aldığında akranlarını da, eğitmenlerini de çok şaşırtmıştı. Nihayetinde cehennemde ‘temiz’ olmanın anlamsızlığı bariz idi. Ama Merisoul günü birlik düşünen biri değildi. Evet günü birlik bazı eğlentilere de hayır dememiş olmakla beraber, söz konusu ‘fevri’ potansiyellere vakit ayırabileceği planlamayı da en başta kendisi yapardı. Uhrevi güzellikteki kız, üstünden toz, toprak, ve aşırı sıcaktan kurumuş et ve kül olmuş kemikleri üstünden temizledikten sonra, yine tam olarak nereden çıkardığı kestirilemeyen bir yazı tüyünü vişne çürüğü dudaklarında ıslatır ve elindeki papirüs koçana yeni bir giriş daha yapar;

 

Eğitim Günlüğü No. 4987 / 1

Evet. Tünel havalansın diye sabaha kadar beklemek zorunda kaldım. Planım tahmin ettiğim gibi işe yaradı. Plana dahil etmeyi unuttuğum bazı şeyler de olmadı değil. Söz gelimi; (a) yanan orc’ların attıkları çığlıkların başkaları tarafından da duyulmuş olabileceği (b) dar tünelin potansiyel baca etkisi gösterebileceği ve bütün yağlı dumanı bana geri getirebileceği, (c) temizlik büyümün harika bir iş çıkardığı, (d) bununla beraber yine de bulduğum ilk fırsatta saçlarımı, vücudumu, kanatlarımı ve elbisemi yıkamam gerektiği —ki bu gerçek ve pratik bir gereksinim değil, tam olarak isimlendiremediğim bir başka sebepten kaynaklanıyor. Dilimin ucuna, ‘içime tam sinmedi’ ifadesi geliyor ama bu ifadenin ne anlama geldiğini bir türlü çıkaramamakla beraber bazı sonuçlara varabiliyorum. Söz gelimi; (a) Benim ‘içim’ yok ve ben tamamen içi boş, duygu mezarı bir varlığım. (b) Bir şeyin içe sinmeyişi, gerçekte bilinç dışı bir tercihe işaret ediyor ki biz succubi-melezleri yaptığımız her şeyi bilinçli ve önceden planlayarak yaparız. (c) Bir önceki şık doğru ise, ki doğru, o zaman ben de ciddi bir sorunun var olduğu. (d) Korkarım İrine Teyzenin yanına geri dönmeden önce bu koçanın başına bir şey gelmesi gerektiği..!

 

Merisoul Xyrotwu, yazdıklarını son bir defa daha gözden geçirir..

..ve bir eliyle koçanı tutarken, diğer elinde ise küçük bir ateş belirir.

Gerçekte uhrevi güzellikteli bu kızın geldiği cehennemde sevmediği bir çok şey vardır. Aslına bakılırsa, Perigren Ostlanna Temez, yada kendisinin ona hitap etmeyi tercih ettiği şekliyle, mirima Temez ve onun gibi bir kaç tane daha succubi-melezi dışında sevdiği hiçbir şey yoktur ama ait olduğu ve kabul göreceği tek yer de orasıdır. Ancak Merisoul’un geldiği yerle ilgili en çok nefret ettiği şey, istese de, istemese de, herkesin bir başkasının kuyusunu kazdığı gerçeğidir..

..ve Merisoul yanan avucundaki ateşle kendi Eğitim Günlüğünü yakar, zira içine kendi sonunu getirebilecek çok fazla kişisel bilgi ve düşüncelerini yazmıştır ve kendisini gümüş bir tepside İrine Teyzesine sunmak gibi bir niyeti de yoktur. Özellikle de Efendisine ait yasaklı KARDAX GÜNLÜKLERİ‘nden yaptığı alıntıları göz önünde bulundurduğunda..

✱ ✱ ✱

INSHALA, DUR!”, diye haykırır, Ritüel ormanlarında yaşayan bütün ogre’lerin devasa dişi-şefi, Grulganiste Grimtooth Bolgrig, ve muazzam ebatlarından beklenmedik bir çeviklikle gözü dönüş kaplanın üstüne atladığı gibi altı yüz kiloluk yaratığı kavrar ve can havliyle tekrar bağırır.

“Onu biz öldürmedik! Babanı biz öldürmedik.. DUR!”

Muhteşem, ölümcül kaplanın kükremeleri ve dişi-ogre’den kurtulmak için gösterdiği vahşi çırpınışlar arasında hırıltılarla karışık, mutlak bir kaybın kudurmuş, kahır dolu çığlıkları duyulur..

“BABAM! BABAMI ÖLDÜRDÜNÜZ! HEPİNİZİ PARÇALAYACAĞIM!”

✱ ✱ ✱

Herkes olması gereken yerde, efendim.”, der Aager Fogstep sessiz, hırıltılı sesiyle.

Karalar içindeki adam, gece geç saatlere kadar kasabada dolaşmış, ancak içini yiyen o kötürüm hissin kaynağını bir türlü bulamamıştı. En sonunda rapor vermek için kendisi gibi gece geç saatlere kadar çalışan şerifin yanına, kasaba karakoluna gelmişti.

Genç adam karakolda ve şerifin içi evrak dolaplarıyla dolu küçük ofisinde, yaptığı işe nazaran biraz küçük kalan masasının arkasında oturmakta olan iri adama bakmaktadır.

Şerif Stadorin Shieldheart, yaşına göre hala güçlü kollara ve keskin bakışlara sahip bir adamdır. Aager bu adamdaki bakışlarının, kendisiyle tanışmadan önce kaybettiği eşinden sonra kemikleştiğini düşünür. Genç adam kendi ölü bakışlarına nispeten bu adamın sert bakışlarını kıyaslamak istemez. Göz göze gelemeyeceğini düşündüğünden değil, sadece şerifin kendisi gibi, Aager de boş işlerle uğraşan biri değildir, o kadar.

Ve Aager, geçen dört yıl boyunca bu adam hakkında öğrendiği birkaç şey varsa, o da Şerif Standorin’in çok iyi kılıç kullandığı, haşin ve bükülmez bir adalet anlayışı olduğu, ve bu adamın öldürülebileceği, ancak öyle kolay devrilmeyeceğidir.

“Bu gece biraz gergin gibisin, Efendi Aager.”, der şerif sessiz, sakin sesiyle, karalar içindeki adamın belindeki kısa kılıca, ve hançerlere bakarak. “Neden evine gidip biraz dinlenmiyorsun? Arada bir bunu yapasın diye o ev sana tahsis edildi. Kabul etmeliyim ki pek de büyük bir ev olmayabilir, ama içini nasıl değerlendireceğin sana kalmış.”

“Zaten evimden geliyorum.”, diye cevap verir Aager gülümsemeden. “Ve arada bir evime gidip dinleniyorum bile. İçinde fazla bir şey yok çünkü eşya kalabalığını gereksiz görüyorum.”

“Eksik olan eşya değildir, belki de. Bu kasabaya geleli dört yıl oldu. Bir gün oğlum Udoorin’in sorumluluklarıyla beraber, bir de eş aldığını görmek istiyorum. İstediğim bir başka şey ise—”, diye sakin sesiyle devam eder şerif.

“—Niyetim yok, efendim.”, diye beklenmedik bir şekilde araya girer karalar içindeki adam.

Şerifin tek kaşı kalkar.

“Sormam da bir sakınca yoksa, nedenini öğrenebilir miyim?”

Aager bir süre cevap vermez.

Verdiğinde ise kendisine yönelttiği belirgin bir tiksintiyle hırıldar.

“Bana zamanında bir kız emanet edilmişti, efendim. Ve ben onun benden alınmasına, sonra da onun yanarak ölmesini uzaktan seyretmek zorunda kaldım.. Benden bir başka kızın daha mı sorumluluğunu almamı istiyorsunuz? Evet, bu kasabadaki herkesten sorumluyum, ama bir daha asla bir başka kızın sorumluluğunu almaya niyetim yok. Hiçbir kız da benim gibi bir katille lanetlenmemeli..”

Şerif Standorin’in diğer kaşı da kalkar.

“Evlat. Seninkisi gibi bir geçmişi yaşamış birisine akıl verecek kadar bilge olduğumu asla düşünmedim. Dahası, kendi evliliğim uzun sürmedi zira eşim, Udoorin doğduktan birkaç yıl sonra hasta düştü ve kimse onu iyileştiremedi. Aylarca onun gözlerim önünde eriyişini seyrettim. Bunun bana verdiği acıyı sana tarif bile edemem. Ama Limnia ile geçirdiğim o birkaç yılı tekrar yaşama fırsatım olsa, aynı acıyı çekeceğimi bile bile yine de isterdim.”

“Sizin adınıza hem üzüldüm, hem de sevindim o zaman, efendim. Hayatta nadir şanslı adamlardan birisiniz zira yaşadığınız acıya rağmen ve dahası, tekrar aynı acıyı yaşama pahasına sevdiğinizi tekrar görme arzunuz var. Benim ise ne kız kardeşimin benden tekrar alınmasını, ne de onun yanarak can verişini ikinci bir defa görmek gibi bir dileğim var. Ve benzer sonları bir başkasına yaşatmak niyetinde de değilim. Olmayan şey, acı vermez.”, der, ve kati bir şekilde kapatır konuyu karalar içindeki adam.

Şerif Standorin sessiz bir dakika boyunca önündeki genç adama, ve onun kapkara ruhuna bakar.

“Zamanın kime ne göstereceği bilinmez, Efendi Aager. Sana evine gidip dinlenmeni emretmek isterim ama bu emrimi dikkate almayacağını biliyorum. Şimdi.. Seni bu gece rahatsız eden şey nedir? En son İzci Efendileri Davien ve Moorat ve Tapınak Muhafızı Lady Magella ile beraber Oger’s Foot’a baskın yapmak için gittiğimizde seni bu kadar çelikle kuşanmış görmüştüm.”

Aager buna da cevap vermeden önce biraz durur. Neden sonra sadece, “Bilmiyorum.”, der.

Standorin bir şey demez ve zekası kadar duyularına da güvendiği karalar içindeki adamın devam etmesini bekler.

“Bu gece havada bir şey var. Mebus bir şey. En son bu duyguyu dikkate almadığımda beni siz kurtarmıştınız.. Giyotinden.. ve Drashan’dan..”, diye sessizce kaynayan bir hırıltıyla cevap verir Aager.

Şerif ağır hareketlerle sandalyesini geri iter ve ayağa kalkar. Kenarda, masasına yaslanan iri kılıcına uzanır ve onu alıp kabzasına bağlı kayışlarını bir omzundan çaprazlamasına beline bağlar ve karakolun kapısına doğru yönelir.

“Efendim?”, diye sorar Aager.

“Seni güzelliğin için tutmadım, genç Efendi Aager. Ne kadar istemesen de bunun için kendine bir kız bulmalısın!”, diye haşin bir şekilde sırıtır Standorin. “Seni marifetlerin ve keskin duyuların için tuttum. Şimdi aynı duyularını dikkate almazsam, sence bu beni biraz aptal göstermez mi? Hadi gel. Belli ki bu gece ikimize de uyku yok. Bari gidip beraber kasabamızı turlayalım..”

Bütün ölü bakışlarına rağmen genç adam da sırıttığını hisseder. Ve şerifi ister istemez, yıllar önce onu giyotinden ve Drashan’dan kurtardığı zamanda olduğu gibi tekrar takdir eder.

Biri şerif, diğeri hırsız ve katil, gecenin bir yarısı karakoldan çıkarlar—

✱ ✱ ✱

Tam olarak neden buradayız?”, diye sorar yakışıklı genç adam, ormanın kıyısında sinmiş oldukları yerden. Nevarki, parçası olduğu, ancak dahil edilmediği abartılı karalı, kukuletalı ve maskeli grubun diğer üyelerinden herhangi bir cevap gelmez.

Genç ve yakışıklı adam temkinli bir ön sesiyle belindeki hançeri yoklar, ve ağır hareketlerle, tüm dikkatlerini ormanın bittiği sınırın ilerisindeki ırmağın karşı kıyısındaki kasabaya vermiş gruptan hafif sıyrılır, sonra gündüz olsa kasabadan bariz bir şekilde görülebilecek bir şekilde ayağa kalkar!

 

“Ne yapıyorsun sen?”

“Geri otur!”

“Ahmak! Herşeyi mahvedeceksin!”–

—diye bir anda birkaç tıslama ve hırlama duyulur.

 

“Aaa.. Demek beni muhatap almaya karar verdiniz en sonunda. Şimdi.. Ya bana istediğim cevapları verirsiniz yada ben kaçar. Zira sizin bu karalı-klişeli maskeli balonuzun bir parçası olmak niyetinde değilim.”, der yakışıklı genç mutlu bir sırıtışla.

Gerçekte elleri belinde ve sırıtarak duran genç adam, göründüğü kadar sakin değildir, ama kendisi büyük şehirden gelme, yüzsüzlüğü bir sanat haline getirmiş tekil bir şahsiyettir. Öylesine beline dayadığı ellerinde, önden görünmeyecek şekilde birer hançer tutmaktadır. Mutlu sırıtışı ise ensesinden aşağı kayan terleri gizlemektedir..

..ve genç Darly Dor’un bu kalabalık grupla kanlı bıçaklı ve sadece kendi aleyhine bitecek bir kavgaya girmek gibi bir niyeti de yoktur.

Bu yüzden ne yaptıkları ve/veya yapacakları konusunda bu gruba ‘kiralandığından’ beri hiçbir bilgi alamayan yakışıklı hırsız, istediği cevaplar için bu anı beklemişti.

Ve kendisine saldırılması halinde yapmayı planladığı şey de pek hoş bir şey değildir.

“Beyler, ya bana bazı kabul edebileceğim cevaplar verirsiniz, yada ben avazım çıktığı kadar bağıra bağıra bu ormanda daireler çizerim.”

“Seni öldürürüz çocuk!”, diye hırlar içlerinden biri.

“Hiç şüphesiz.”, der genç adam makul bir şekilde ve karalar içindeki adamların, yaklaşık üç hafta önce ve daha ilk defa Büyük Arashkan şehrinde peyda olmaları ve Darly’yi ‘kiralamalarından’ beri devamlı yanlarında sürükledikleri ağır, çelik, silindirimsi tüp gibi nesneye işaret eder ve ekler, “Ancak bütün varlığınızı teşhir etmeden değil. Ve kaçarken de o davar cesedi ağırlığındaki şey, her ne ise, onu da arkanızda bırakmak zorunda kalırsınız.”

 

Karalar içindeki adamlar genç Darly’ye kin dolu gözlerle meylederler ancak aralarından biri bir elini havaya kaldırır ve yumruğunu sıkar..

..ve diğerleri oldukları yerde dururlar.

 

“Evet.”, der yumruğu havada olan adam, tok bir hırıltıyla. “Delikanlı haklı. Belki de kendisini biraz fazla dışladık ve gerekli bilgileri vermedik, ama vermemiz de gerekmiyordu zira Arashkan Hırsızlar Loncasının bizlere olan çok eski bir borcun tahsilatı olarak seni onlardan kiraladık.”

“Neden ben?”, diye sorar Darly çünkü en daha başta, ne idüğü belirsiz bu adamlar kendisini loncadan şahsen, isim vererek, istemişlerdi.

“Bunun cevabı sandığın kadar karmaşık ve çetrefilli değil, delikanlı.”, der karalar içindeki maskeli adam.

“Lütfen. Size engel olamayayım. Aydınlatın beni..”, diye hafif hicveder genç Darly.

“Biz bölgeyi tanıyan bir elf yada tercihen bir half-elf istedik, lonca da seni verdi! Elf’lerle çalışmak zor. Burunları bizim için biraz fazla kalkık.”, der adam.

“Bak bu konuda size katılıyorum. Bununla beraber, ben bölgeyi tanımıyorum.”, diye itiraz eder Darly.

Adam bir omzunu silker.

“Sen elf kanı taşyorsun, delikanlı. Doğaya ve ormanlara karşı ‘doğal’ bir yakınlığın, deyim yerindeyse, ‘dünürlüğün’ var. Herhangi bir insana göre çok daha belirgin bir şekilde. Diğer sebepler ise daha bariz olanlar; işini iyi bilen, sessiz hareket edip ait olmadığı yerlere sızabilen, otoritelerle sorun çıkması halinde ağzı iyi laf yapan ve…”

“Ve?”

“Ve ayrıntılara karşı sağlam bir hafızası olan birisini istedik. Ya sen gerçekten bütün bu özellikleri taşıyorsun, yada geldiğin yerde gerçekten senden hoşlanmayan birileri var.”, diye açıklar karalar içindeki adam.

Darly yüzünü buruşturur.

“Kendi sebepleri her ne idiyse de, bize seni ‘kiraladılar’. Senden çok fazla bir isteğimiz olmayacak, delikanlı. Birincisi, bu emaneti kasabada sana gösterilen yere bırakacaksın. Sessizce, ve fark edilmeden. Ve bizler buradan kaçıp ‘ödememizi’ almak için gittiğimiz yerde bize herhangi bir yamuk yapılması halinde buna, bağımsız ‘üçüncü parti’ olarak, şahitlik edeceksin.”

“Sizin bana yamuk yapmayacağınızı nereden bileyim?”, diye sorar genç adam.

“Bizim için şahitlik edecek birisini kesmemiz pek de akıllıca olmaz. Özellikle de bize yamuk yapılırsa.”, der adam ve sanki kara maskesinin altında sırıtıyor gibidir. “Şimdi.. Hala avazın çıktığı kadar bağırarak ormanda daireler çizmek niyetindeysen, lütfen, sana engel olmayayım, hemen başlasan iyi olur çünkü ‘kiralandığın’ işi yapmayacaksan, ‘kontratını ham sebeplere dayanarak fesetmiş’ taraf olarak seni kesme hakkımızı değerlendirmek isteriz.. Top sende!”

Darly ister istemez yutkunur.

Ve en başta kuşkulandığı şeye, bunların basit birer kesici değil, kıdemli kesici olduklarına inanıverir..

“Ne yapmam gerekiyor?”, diye pes etmiş bir sesle sorar.

“Bizler, bu kasabada mucit olarak tanınan bir gnome’dan, bir kaç yıl önce verilmiş bir siparişi alacağız ve sen de bu pateki ona bırakırken sana musallat olabilecek fazla azimli muhafızlardan yolununu arındıracağız. Yapman gereken bu kadar basit.”, diye açıklar maskeli adam.

“Öncelikle, üç kişinin zor taşıdığı bu şeyi benim tek başıma götürmemi bekliyor olmanız biraz anlamsız değil mi? İkincisi ise, ben bir hırsızım, katil değil.”, diye itiraz eder Darly.

“Paket ağır, evet, ama tek kişi taşıyabilir bunu. Orman zemini çetrefilli olduğu için ve paketi riske atmak istemediğimiz için üç kişi taşıdı. Kasabada aynı sorunla karşılaşmayacaksın.”

“Öyle olsun bakalım. Ama kimseyi öldürmek yok. Hırsızlıktan yakalanmakla cinayetten aranmak çok farklı şeyler. Sadece görevini yapan gariban bir kasaba bekçisinin kanını ellerinde istemiyorum.”, der genç adam sert bir sesle.

“Sen kimseyi öldürmeyeceksin zaten. Gerektiğinde biz yapacağız bu işi..”

“Hayır! Hırsızlık benim işim. Bırakın da bu işi bildiğim şekliyle yapayım. Yoksa kendinize bir başka hırsız bulun!”, der Darly kati bir ifadeyle.

Karalar içindeki adam kaynayan gözlerle half-elf hırsızı süzer sessiz bir dakika boyunca.

Neden sonra, “Öyle olsun bakalım. Paketi, kendisini herkese bir mucit olarak inandırmış olan o cüceye bıraktıktan sonra, paketi açacaksın ve içindeki cihazın üstündeki küçük kapağı kaldırıp, kapağın altında göreceğin yuvarlak pimi çekeceksin. Sana tavsiyem, pimi çektikten sonra orada daha fazla oyalanmaman.”, der maskeli adam haşin bir sesle.

“Neden?”, diye sorar Darly Dor hafif tırsmış bir şekilde, zira içindeki bir ses, bu patekin kati olarak bir ‘ödeme’ olmadığını söylemektedir ona.

“Çünkü paket gerçekte o cücenin geçmiş günahlarının tekabülü olan bir ‘ceza’. Kendileri, cezalandıracağımız ilk günahkar olacak. Onun arkadaşları da zamanı gelince hak ettikleri cezaları çekecekler.”

“Bu biraz fazla fanatikçe değil mi? Birisini cezalandırmanın çok daha kolay yolları var.”, der Darly, ama boşa konuştuğunu farkındadır.

“Şunu anlamalısın, genç adam. Bizler sandığın gibi basit kesiciler değiliz ve bize yapılan yanlışları da asla unutmayız. Sana tavsiyem, kiralandığın işi tam olarak yap, ve senin de peşinden gelmemiz için bize herhangi bir sebep verme..”, diye acımasızca hırıldar karalar içindeki adam.

✱ ✱ ✱

—ve gök yüzü birden aydınlanır!

Serenity Home kasabası şerifi, Standorin Shieldheart, görünmez, dev bir el tarafından kaldırılıp atılmışçasına, gerisin geriye savrulur! Aynı el Aager’i de tutup atmaya kalkar, ancak hayatının her ayık ve uyur anını tetikte geçirmiş olan genç adam, savrulduğu yerde bir kedi gibi döner ve her nasılsa şerifi yakaladığı gibi kendisine doğru çeker!

Genç adam acıyla inler zira şerifi kurtarmış olması, onun altında kalmasına sebep olmuştur ve Standorin hiç de hafif siklet bir adam değildir..

“İyi misin, evlat?”, diye kulakları çınlayan genç adama sırıtarak bakar şerif Standorin.

“Emin değilim, efendim. Sanırım bir iki kaburgam bu konuda şikayetçi olacaktır.”, diye inleyerek cevap verir Aager.

Standorin tekrar sırıtır ve elini genç adama uzatarak onu doğrultur ve ayağa kaldırır.

“Sanıyorum bir teşekkür borçluyum sana. Sayende kafam ve boynum var.”, diye itiraf eder şerif.

“Sorun değil, efendim. Sayenizde benim de bir kafam ve bir boynum var.”, diye cevap verir Aager.

“Seni o giyotinden kurtardığımda, bunun bir sebebi olduğunu biliyordum!”, diye güler şerif. Sonra ikisi de gök yüzüne bakarlar, zira gece, gece değildir artık.

Kasabanın ortasından bir yerden, kalın bir şaft halinde, gök yüzüne doğru fışkıran, neredeyse otuz yarda boyunda parlak, kimya-yeşili bir ateş, harlayarak yükselmektedir..

..ve ateşle beraber acı çığlıklar duyulmaktadır.

“Bu da neyin nesi?”, diye ateşe alık alık baka kalır şerif.

Aager hiç vakit kaybetmez.

Seri adımlarla karakola dalar, çatıya çıkan iç merdivenleri ikişer üçer sıçrayarak çıkar ve çatıda duran alarm çanını can havliyle çalmaya başlar.

“Efendi Aager!”, diye seslenir şerif. “İn aşağı ve gel benimle. Çan çalmak için bekçilerden birisini göndeririz.”

Aager çatıdan hayret verici bir devinimle atlar, düştüğü an yerde yuvarlanır, ayağa kalkar ve hiç sektirmeden geceyi aydınlatan yangına, ve çığlıklar doğru şerifle beraber koşmaya başlar.

Serenity Home, her bir yandan yankılanan alarm çanlarıyla uyanır!

Genç Gnine felaket bir baş ağrısıyle kendisine gelir.

Başta neyin kendisini uyandırdığını anlayamaz. Bildiği tek şey, birisinin odasına girip başına sert bir şeyle vurduğudur.

“Udoorin!”, diye harlar acı içerisinde. “Sen bittin olm. Baban bu yaptığını duyduğunda seni kimse kurtaramayacak!”

Ancak, ve bir anda uyuduğu evin kubbeli damı kaybolur!

Ve muazzam bir gürültüyle vahşi bir ateş, sadece üç duvarı kalmış odasından bütün geceyi aydınlatacak şekilde gök yüzüne doğru fışkırmaktadır.

Gnine ateşe sadece alık alık bakar, ve neden sonra sıcaklığa ayılır.

Odası fena halde ısınmış ve kendisi de zorlukla nefes alabilmektedir.

İşte tam o sırada kendisini uyandıran şeyin ne olabileceğine ayılır..

..amcasının inleyen sesi!

Gnine, çok eski anılarının verdiği panik ve korku içerisinde çığlar;

“Amca! Nimbletyne amca! Nerdesin? Ev yanıyor amca! Hemen çıkmamız lazım.. AMCA!

Gnine zorlukla ve başı döner halde aşağı kata, amcasının workshop’una, yarısı yok olmuş merdivenlerden sürüne tökezleye iner ve amcasını yerde, harlayan ateşe fazla yakında bir yerde bulur.

Yine sürünerek yaşlı gnome’un kolundan tutup çekiştirmeye başlar, nevarki binada alacak nefes kalmamıştır. Fırıl fırıl dönen başı, panikten titreyen el ve bacaklarına rağmen inatla amcasına tutunur ve onu yok olmuş kapıya doğru sürükler ve dışarı çıkartır..

..ve arkasından bir şey, derin bir harlamayla patlar!

Gnine’ı dev bir el aldığı gibi karşıki binanın duvarına çarpar.

Nevarki amcası o kadar şanslı olmaz.

Cayır cayır yanan koca bir kiriş odunu Nimbletyne’in üzerine düşer. Yaşını almış gnome’dan acıyla karışık cılız bir ses kaçar ve olduğu yerde, yanan kirişin altında kıvranır.

Gnine zorlukla kendisini çarptığı duvardan ayırır ve amcasının yanına fena halde sarsılmış bir şekilde yaklaşır ve dev kirişi kaldırmaya çalışır ve bunun sonucunda da ellerini yakar.

“Amca! Kaldıramıyorum! Kiriş çok ağır! İMDAT! BİRİ YARDIM ETSİN!“, diye çığlar Gnine tam bir panik içerisinde.

“Çekil kenara, Gnine!”, der arkasından gürlü bir ses ve Gnine kaşları yanmış, fal taşı gibi açılmış gözlerle arkasında duran genç Udoorin’e baka kalır.

Udoorin daha fazla vakit harcamaz.

Durumun ciddiyetini, belki de son dört yıldır Efendi Aager Fogstep’den aldığı amansız ve haşin eğitimler sonucu küçük gnome’dan daha iyi kavramışçasına, onu kenara iteler ve muhtemelen yüz kilo ağırlığındaki yanan kirişi kaldırır!

Gnine, iri cüssesi genç adamın gösterdiği bu muhteşem kahramanlığa da alık alık bakar.

“Gnine..”, diye inler Udoorin sıkılmış dişleri arasından. “Amcanı kirişin altından çek istersen. Hem bu lanet kirişi kaldırırken, hem de yanarken, o işi de yapamam!”

Gnine ayılır ve fena halde yaralanmış amcasını kirişin altından çeker ve kurtarır.

Udoorin daha da büyük bir inlemeyle kirişi kendisinden ve iki gnome’dan uzağa fırlatıp atar, sonra da iki elini de acıyla bir birine kavuşturup kıvranmaya başlar.

“Udoorin!”, diye gürler şerif, ateşin kaynağı olan kubbeli binaya Efendi Aager ve yolda bulduğu bütün bekçilerle geldiğinde. Binanın kubbesi, yumurta gibi kırılmış ve muazzam bir gürültüyle etrafına ateş kusmaktadır.

“Baba? Yani.. uhhm.. Şerif?”, diye afallar genç Udoorin.

“Senin ne işin var burada?”, diye harlar fena halde kızmış şerif.

“Patlamayı duydum ve yardıma ihtiyaç duyulur diye gelmiştim.”, diye açıklamaya çalışır genç adam.

“Ellerine ne oldu?”, diye daha da kızmış bir şekilde sorar şerif.

“Şerif Standorin. İsterseniz bu sorgulamayı bir başka zamana saklasak. Bu binaya komşu olan evlerin hepsinin ivedilikle boşaltılması lazım.”, der Aager.

“Siz!”, diye gürler şerif, hayret verici ateşe alık alık bakan iki düzine kadar bekçiye. “Bütün komşu binalarda yaşayan ev sahiplerini uyandırın ve hepsini boşaltın. Zor kullanmanız gerekiyorsa da kullanın. Hemen! Efendi Aager. Sen diğer bekçilerin yerlerinde olduğundan emin ol. Bu bir kaza mı, yoksa bir saldırı mı bilmek istiyorum. Adamlardan bir tanesini de tapınağa gönder. Tapınak Muhafızları, yaralıları kabul etmeye hazırlansınlar.”

“Emredersiniz, efendim.”, der Aager ama tam gitmeden önce, genç Udoorin’in yanına sokulur ve ona fısıldar.

“Neden ayakların çıplak? Yangın mahaline çıplak ayaklarla gelmen pek de akıllıca değil, genç Udoorin.”, der..

..Gnine’a bakarak!

“Ayaklarım çıplak çünkü hergelenin biri çizmelerimin içine pis solucan doldurmuş!”, diye fena halde kızmış bir şekilde harlar genç adam.

“Bak sen şu işe. Kim yapmış olabilir böylesi çocukça bir şeyi?!”, der Aager, nötr bir ifadeyle..

..Gnine’ı süzmeye devam ederken.

Genç Gnine’ın yüzü kızarır, ama bu yangından mı, yoksa başka bir şeyden bi kesitirilemez. Ama nezaketen kendi avucuna öksürür, ama bu da dumandan mı, yoksa başka bir sebepten mi anlaşılmaz.

“Ellerine baktırt.”, der Udoorin’e, Aager neden sonra, ardından kendisine verilen emirleri yerine getirmek için döner, ve kısa bir süre içerisinde de gözden kaybolur.

“Udoorin.. Lanet olsun, o ellerinin haline?”, diye tekrar oğluna döner şerif.

“Efendim, Udoorin amcamı kurtarırken yaralandı!”, diye birden araya girer Gnine.

Şerif Standorin çok kısa bir anlığına küçük gnome’a, yaralı amcasına ve kendi oğlu Udoorin’e bakar, ve seri bir şekilde zihninde önem sırası listesi çıkartır.

“Udoorin. Efendi Nimbletyne’i al ve genç Gnine ile tapınağa git. İkisinin de muayene edildiğinden ve gerekli müdahalelerin yapındığından emin olduktan sonra gel ve beni bul. Kendi ellerine de baktırt. O yanıklarla kılıç tutamazsın.. Genç Efendi Gnine. Sizde amcanızın yanında durun. Uyandığında neler olduğunu bilmemiz gerekecek. Anlaşıldı mı? Bu gece yapacak çok işimiz var.”, diye emreder.

Udoorin, acısına rağmen biraz doğrulur, başıyla babasını/şerifi selamlar, seri bir hareketle kendinden geçmiş Efendi Nimbletyne’i kaldırır, peşinde Gnine olduğu halde Serenity Home tapınağına doğru koşmaya başlar.

 

Şerif harlayarak yanan ucube ateşe bakar ve bunun sebebinin ne olduğunu merak eder. Bu bir kaza mıdır, yoksa kasıtlı bir eylem mi? Temkinli adımlarla daha yarım saat öncesine kadar mucit Nimbletyne’in workshop ve evi, şimdi ise kimya-yeşili bir ateşle gürleyen binaya yaklaşır—

 

—ve bina bir daha, ve tamamen infilak eder!

✱ ✱ ✱

İnsanların kibri her zaman daha büyük ve geri dönülmez başka kibirlerin, ve buna bağlı olarak da başka olayların tetiklenmesine sebep olmuştur.

Söz gelimi basit bir hırsızlıkla halledilebilecek, ve kısa bir süre içerinde de unutulacak bir olayın, muhteviyatarı bilinmese de, en nihayetinde bir intikam teşebbüsüne dönüştürülmesi bir kibirdir.

Dahası, insanoğlu ne kadar uzak görüşlü olduğunu düşünsede, hatta kendisinin olduğunu sandığı kadar dahi uzak görüşlü olsa, yine ve gerçekte bu da başlı başına bir kibirdir.

Farklı olmak bir vasıf olabilir. Ama farklılığı bir amaç haline getirmek bir kibirdir. Tıpkı hiçbir emek ve çaba sarf etmediği halde, sırf içine doğduğu ırk yada toplum dolayısıyla üstün olduğumuzu düşünmenin, ilkellik anlamında ‘en’ nicelikli bir kibir oluşu gibi.

Ne doğduğumuz aile, ırk, yada topluluk, ne de kendi çabalarımız dolayısıyla elde ettiğimizi düşündüğümüz yer, konum yada statüler, bizleri söz konusu kibre hak kazandırmaz zira başarılarımız da asla tekil anlamda tamamen bize ait değil, etrafımızdaki diğer insanların başarıları, yada başarısızlıkları, ve doğru koşulların kümülatif bir şekilde bir araya gelmesi sonucu elde ettiğimiz şeylerdir.

Serenity Home yangını ile tetiklenen olaylar zinciri de, bir açıdan, başka olayların tetiklediği olayların bir sonucu olduğu kanaatine varmak da, biraz kibirli bir varsayım olmakla beraber, tamamen isabetsiz olduğu da söylenemez.

Hatırlanılması gereken şey; kibrin, ölümlüler için zehirli, habis iblislerin ise favori içeceği olduğudur..

Bir başka açıdan bakıldığında ise, Serenity Home yangını da ‘Gün Sıfır’ gibi oldukça kibirli bir şekilde isimlendirilmiş ve gerçekte başkalarının kibirlerinin bir sonucu olduğunu ise pek az ölümlü fark etmiştir..

İşin içinde kibir olmayan belki de tek husus da budur.


Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.