You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

* (clandestine: gizli, gizli kapaklı, genelde CIA gibi kurumlar için kullanılan bir terim)

Timeline: Hikaye, Themalsar zindanlarının altındaki devasa mağarada yer almaktadır. Darly Dor’un Serenity Home saldırısında gerçekleştirdiği istemsiz rol dolayısıyla grup içerisinde ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Yargılanmak üzere, özellikle Udoorin ve Moira’nın onu Serenity Home’a geri götürmeleri gerekmektedir. Ancak gruptaki herkes bunun olması halinde, Darly’nin bir darağacında sallandırılacağını bilmektedir.

Aager’in aklında ise bir başka seçenek daha vardır. Ne var ki bunu uygulama noktasında yardıma ihtiyaç duyar. Yardımcı olabileceğini düşünerek, Udoorin’i planına dahil etmek ister.

 

Bir şeylere canı sıkılmış olmanın yanı sıra, biraz da dağınık haldeki düşünceleriyle uyuyormuş numarası yaparak battaniyesinin altında az ilerideki grubun diğer üyelerinin seslerini dinlemektedir. Sesler yavaş yavaş kendilerini daha sakin bir havaya bırakırken o, uzun bir süre canını gerçekte sıkan çıkmazı düşünür. Bir an sıcak battaniyesinde kalıp son zamanlarda eksikliğini daha çok hissettiği uykuya dalıp dalmama konusunda kararsız kalır.

Aager sessizce battaniyesinden kendisini sıyırır ve ayağa kalkar.

Kamp ateşi çoktan sönmüş olmasına rağmen dibindeki cılız kor, kendisi gibi gözlerinden çok, hislerine ve içgüdülerine güvenen biri için fazlasıyla yeterlidir. Etrafına temkinlice bakınır ve otuz – otuzbeş adım ilerideki devasa doğal sütunun dibinde oturmuş, ince fiziği, uzun, kömür siyahı saçları ve arada bir göz kırpan altın zincirleri ile kendisini ele veren kızı farkeder.

Lorna Feymist, bir avucunda tuttuğu çok silik bir ışık halesi ile, diğer elinde tuttuğu bir kitabı okumaktadır. Kızın kitaba bayağı dalmış olduğunu görünce biraz sinirlenir. Onunla daha sonra, nöbetteki birinin dikkatini saçma sapan kitaplara değil etrafına vermesi gerektiği ile ilgili bir konuşma yapması gerektiği üzerine zihinsel bir not düşer.

Sonra diğer nöbetçiyi arar; Merisoul Xyrotwu!

Hangi gerizekalının, Merisoul gibi güvenilmez ve başına buyruk bir kızı nöbetçi olarak önerdiğini merak eder bir an.

Biri oturmuş etrafıyla değil, elindeki kitaba dalmış, diğeri ise kim bilir nerede, hangi abuk sabuk işlerle uğraşmaktadır.. İçinden, ‘Ben olsam bize şimdi saldırırdım, bu avanaklar ne olduğunu anlayıp bizi uyandırıncaya kadar, grubun yarısından fazlası ölmüş olur zaten’, diye geçirir..

Canı, kalkmadan önceki halinden daha da fazla sıkılmış olsada, istifini bozmaz ve karanlığın içerisinde hedefini aramaya başlar..

..ve ahmağı Lorna’nın oturduğu yerin hemen ilerisindeki iri battaniye yığınında bulur!

Evet, ahmak.. gerçekten de ahmak!, diye geçirir içinden.

Grup dinlenme kararı aldıktan hemen sonra kendisine, herkes uyuduktan sonra çok önemli bir mevzuyu konuşmak istediğini söylemiş olmasına rağmen, çocuk gidip kimsenin dikkatini çekmeyecek, biraz uzakta bir yerde yatacağına, neredeyse kızın ayaklarının dibinde uyumaya karar vermesindeki mantığı alıp boğazlamak ister.

Sessizce ve olabildiğince dikkat çekmeden uyuyan iri adama doğru yaklaşır, bir eliyle adamın ağzını kapatır, diğeriyle de onu sallar..

Adam uyanmaz.

Aager onu tekrar sallar ama adamdan sadece derin homurtular gelir..

Aager adamın kulağına kadar eğilir ve “Udoorin..”, diye dişlerini gıcırdatarak hırlar.

Udoorin bir anda gözlerini açar ve Aager’in yaymakta olduğu ölümcül bakışlarıyla yüz yüze gelir ve kasılır ancak Aager hissettiği kızgınlığı bastırır ve ona tehditler yağdırmakla vakit harcamaz. Tek parmak işaretiyle kendisini takip etmesini söyler.

 

✱ ✱ ✱

 

Yeterince uzaklaştıktan sonra Udoorin, Aager’e döner ve yüzü biraz kızarmış bir şekilde, “Özür dilerim, dalmışım. Biliyorsun, yorucu bir gündü..”, diye mırıldanır.

Aager, keskin bir el hareketiyle konuyu kapatır. Lorna’nın, Udoorin’in gürültüsünü duymamış olmasını hem hayret verici, hem de biraz ürkütücü bulur. Çok kısa bir anlığına istemsizce, onun gibi elit bir yaratığın, pahalı ipekler içerisinde yumuşak bir yatakta değilde böylesi bir yerde ne işi olduğunu merak eder. Zincirleme bir kaza gibi ister istemez ikinci bir merak zihnine saplanır; onun gibi elit bir yaratığın, bu ahmakta ne bulmuş olabileceği..

Aager manalı bir şekilde, “Konuşmamız gereken bir mevzuu var!”, diyerek lafı uzatmadan hemen konuya girer.

“Umm.. neden ki? Demek istediğim, bu konunun seni ilgilendirdiğini hiç de düşünmemiştim.”, diye cevap verir Udoorin, biraz sıkkın bir şekilde.

Aager’in sesi biraz sertleşir ve “Tabiki beni ilgilendirir. Baban seni bana emanet etti. Ve senin bir sonraki şerif olmanı umuyor. Genç yaşta şerif olabilen birinin, ileride daha da çok yükselme potansiyeli var.”, diye haşlar Udoorin’i.

Udoorin birşeyler mırıldanır.

Aager, Udoorin’e soğuk bir bakış atar. Udoorin mırıldanmayı keser.

Aager “Ortada ciddi bir sorun var ve benim tercihim bu sorunu Serenity Home‘a geri dönmeden halletmek yönünde.”, diye konuya tekrar döner.

Udoorin, suratında tam bir şaşkınlık ifadesiyle “Nasıl yani?”, diye sorar.

“Bir şekilde diğerleri farketmeden halletmemiz lazım. Sessizce. Bu iş kasabaya kadar giderse, sonuçları hiç iyi olmaz.”, diye kesin bir ifadeyle konuşur Aager.

Udoorin sadece sessiz bir şaşkınlıkla Aager’e bakar.

Aager: “Kasabalılar onu gördükleri anda ona saldırırlar..”

Udoorin’in gözleri bir anda alev alır ve tüm devasa cüssesi ve kaba gücünü yumruklarında ve sesinde toplamışçasına vahşi bir ifadeyle, “Bir denesinler bakalım. Hepsini paramparça ederim!”, der. Sesi, hiddetinden dolayı açıkça bir şekilde titremektedir.

Aager, Udoorin’in tepkisine biraz şaşırır.

Udoorin’in sesi kontrolsüz bir öfkeyle neredeyse kükreme eğilimi göstermektedir: “Ona dokunan olursa kafalarını koparırım!”

Aager iyice şaşırmıştır. “Sen iyi misin?”, diye sorma ihtiyacı duyar bir anda. “Gösterdiğin tepki biraz fazla gibi!”

..ve Aager bir anda kafayı sıyırmış, suratı kıpkırmızı olmuş, gözlerinde öldürme isteğinden başka bir şey olmayan bir Udoorin ile yüz yüze olduğunu fark eder ve istemsizce bir adım geri atar. “Ne oluyor sana? Ne bekliyordun ki? Onun gibi birine ne olacağını sanıyordun? Ama zaten kaçınmak istediğimiz şey de tam olarak bu..”

Aager, hiç hoşlanmadığı bir şeyi yapmak zorunda olan biri gibi yüzünü ekşitir, “Ona birşey olmasını istemiyorsak, kasabaya gelmesini baştan engellememiz lazım”, der.

Udoorin, bir anda kaskatı kesilir.

Aager kesin bir ifadeyle, “Onun kasabaya gelmesi gerekmiyor ama senin gerekiyor. Onu salmamız lazım. Bir şekilde ayrılması gerektiği fikrini kendisine çıtlatmamız lazım. Ve bunu ivedilikle gerçekleştirmemiz gerekiyor.”

Udoorin’in hiddeti bir anda kendisini terkeder. Yerine sanki içi boşalmış sonrada taşlaşmış biri gibi, öylece yerinde kalakalır. Onun hayatta olduğuna delalet eden tek şey, gözlerinde oluşan puslu bakışlardır.

Boğuk, çatlak ve küçük bir çocuğun sesiyle, “Ama hayır..”, diye fısıldar.

Aager, bir kaşı kalkmış Udoorin’e öylece bakar ve bir anda ayılır. Boğazına kadar gelen ani kahkahayı ‘hık’layarak bastırır.

Darly’yi bu kadar sevdiğini bilmiyordum.”, der!

 

Udoorin, Aager’e öylece bakar. Uzun bir süre..

Darly?“, diye ruhunu teslim etmiş bir ses tonuyla sorar.

“Evet Darly.. Kimden bahsettiğimi sanıyordun?, diye acımasızca sorar.

Udoorin başını yere eğer ve kıpkırmızı olmuş yüzünü saklar.

“Olm sen salaksın..”, der Aager Udoorin’e. Ne var ki sesinde beklenmedik bir şefkat tadı vardır. Kendisini de bu beklenmedik ‘şefkat’ hissi karşısında şaşırmıştır.

Bir an geriye bakar, hızlıca son birkaç haftadır yaşadıklarını gözden geçirir ve hangi olayın, kendisinde ‘şefkat’ kadar aptalca bir duyguyu uyandırmış olabileceğini bulmaya çalışır çünkü oldum olası şefkat, sevgi, bağlılık gibi şeyleri ahmaklara özel bir lüks olarak görmüştür.

Geçmişe dair tuttuğu zihinsel notları arasında bir anda aradığı şeyi bulur.

Aager’in aklına sadece bir olay gelmiştir..

Yüzü kararır ve kendi kendine, “Daire tamamladı. Herşey döndü dolaştı, o noktaya geldi. Ne salakça bir durum.”, diye acı bir şekilde geçirir içinden.

Sonra silkinerek bütün duygularını resetler ve Udoorin’e döner. Bir an ona ‘Olm, onun gibi bir kız, senin gibi bir ahmakta ne bulabilir ki?’, diye Udoorin ile dalga geçmek ister ama nedense onun bu istemi dışarı çıkmaz. Az evvelki buruk ifadesini mimikler ve aynı soruyu kendisine sorar, ‘Olm, onun gibi bir kız, senin gibi birinde ne bulabilir ki?’

Aager dişlerini gıcırdatarak zorla kendisini toparlar ve Udoorin’e, “Darly’yi kasabaya götüremeyiz. Onu hapse atmazlar. Kimliği ortaya çıktığı anda onu linç ederler, sonrada en yakın ağaçta sallandırırlar. Her ne kadar ondan hoşlanmasamda, elinden geldiğince bize yardım etti. Bizi arkadan vurmadı, kaçmaya çalışmadı ve her fırsatta bizim adımıza kendisini tehlikeye attı. Bence ikinci bir şansı hakkediyor ve o şansı kasabada bulamaz.”

Udoorin, biraz önce yaşadığı duygusal iki uç noktadan sonra hala kendisine gelememiştir. Aager’in söyledikleri ona sadece çok uzun bir tüneldenin diğer ucundan duyulan anlaşılmaz mırıltılar olarak gelmektedir.

Uzun bir sessizlikten sonra Aager, “Evet.”, der ve kesin bir ifadeyle, “Onun kasabaya gitmesini bir şekilde engellemeliyiz. Ama onun kaçışında bizim parmağımız olmamalı. Olur da bir şekilde bu açığa çıkarsa, senin onurun biter.”

Udoorin bunu duyunca bir an kendisine gelir ve kaşları havada, “Ya senin onurun?”, diye sorar.

Aager, Udoorin’e uzun bir süre sessizce bakar, sonra sert ve hırıltılı bir sesle, “Benim gibilerin onuru olmaz. Sadece arkamızda bıraktığımız cesetler vardır..”, der.

Udoorin, kendisinden hiç beklenmedik – ya da gerçekte her zaman orada olup da sadece dışa pek yansıtmadığı – bir sağduyu ile, “Babam için pek çok kişi, birçok şey söyledi. ‘Aptal’ bunların arasında hiç yer almadı.

Babam güvenmediği birisine arkasını dönmez. Hele sağ kolu hiç yapmaz. Babam, onursuz birine de asla güvenmez. Ne kadar istememiş olsamda, annelik yapması için de güvenmediği, onursuz birisini de benim başıma dikmez”, der. Alt çenesini ileri çıkarmış, dudaklarını pörsütmüş ve yüzünde ‘bu konuyu ölümüne tartışmaya hazırım ve benim ne kadar inatçı olduğumu da bilirsin’, yüz ifadesi belirmiştir.

Tam Aager buna bir cevap verecekken, karanlığın içerisinden yumuşak, mutlu bir ses gelir; “Herkesten uzakta, karanlığın içinde, fısıltılarla yapılan bir toplantı.. bu bir ‘clandestine toplantı’ değilse ben de bir iblis değilim.. Yani, bütün klişelerini barındırıyor!”

Hafif kanat sesleriyle Merisoul, Aager ve Udoorin’in, yanına konar, küçük elini Udoorin’in yanağına değdirir. Bunu yapabilmek için, ayak parmaklarının üstünde durmasına rağmen yine de uzanması gerekir ve ancak zorlukla bunu başarır. Yumuşak, içten ve gülümseyen bir sesle, “Sen tam bir şapşalsın.”, der.

Udoorin, Merisoul’a öylece baka kalır.

Aager ise, ‘Evet. İşte şimdi her şey boka sardı’, diye geçirir içinden.

Merisoul, sanki Aager’in zihninden geçenleri okumuş gibi, küçük omuzlarını silker. “Gizli toplantılar ve gizli planlar yapmak istiyorsanız, bunu asla karanlık ve kuytu yerlerde, fısıldaşarak yapmayın. Açıkta ve gün ışığında yapın ki, kimse hiçbir şeyden şüphelenmesin. Siz ölümlüler bunu öğreninceye kadar.. sanırım ölmüş oluyorsunuz!”, der sakin bir şekilde..

Özellikle son zamanlarda Aager, burnunu ait olmayan her şeye sokan bu yaratık ile her muhatap olduğunda dişlerini gıcırdattığı gibi, yine kasılmış dişleri arasından, “Merisoul. Git. Sadece git!”, der.

Merisoul şaşkın ve ‘ben daha bir şey yapmadım ki’ ifadeyle, “Ama neden?”, diye sorar.

“Çünkü bu ‘klişe clandestine toplantıda’ sana yer yok. İhtiyaç da..”, diye hırlar Aager.

Merisoul burnunu havaya kaldırır ve ‘hıf’lar, “Sana katılmıyorum.”

Aager, şelaleye karşı boşa kürek çektiğinin farkına varan, ancak o kürekleri yinede çekmekten başka da bir seçeneği olmayan birisinin yılgın azmi ile kendisini yineler, “Merisoul. Git..”

Merisoul’un yüzünde beklenmedik bir ifade belirir.. Tam olarak olmasada, yine de korkuyu andıran bir ifadedir bu. Titrek bir sesle, “Lütfen bana üçüncü bir defa ‘git’ deme”, der. Sesinde emir değil, belli belirsiz bir yalvarış ile altı çizilmiş bir rica vurgusu duyulur.

Aager duraksar. Mesleği icabı büyülerden biraz anlasa da burada olan şeyin onu aştığını farkeder.

Bununla beraber hafızası ona, 3 ve 7 gibi bazı özel sayı ve rakamların, büyü kuramlarında ve kullanımlarında önemli olduğunu ve şeytanları, iblisleri ve feyleri def etme ile ilgili bir şeylerle de alakası olduğuna dair bir takım bilgi kırıntılarını hatırlatır.

Bir anda, Merisoul ile ilgili pek az şeyin göründüğü gibi basit olmaya bileceğine dair bir hisse kapılır. Aslında, bu garip kız ile ilgili neredeyse hiç bir şey bilmedikleri gerçeğine ayılır. Sakin bir şekilde, “Sanırım konuştuklarımızı duydun.”, der.

Merisoul az önceki halinden anında sıyrılmış, mutlu bir ifadeyle, “Tabii ki”, der. “Fısıltıların, sessizlikte ne kadar uzağa gittiğini tahmin bile edemezsiniz.”

“Özellikle de dinleyiciler tam tepemizdeyken”, diye homurdar Udoorin.

“Çok doğru!”, diye güneşin doğuşu gibi hayat dolu, cıvıl cıvıl ve içten bir gülümsemeyle. Sonra da “Eeee?!”, diye ekler.

Udoorin: “Eeee ne?”, diye sorar.

“Eeee ne yapmayı düşünüyorsunuz?”, diye ikisine de meraklı bir beklentiyle bakar Merisoul.

Udoorin ve Aager ise ona değil, birbirlerine bakarlar. Udoorin, Aager’e ‘Sen uğraş bununla’ der gibi yalvaran bir bakış atar.

Aager derin bir nefes alır, tam durumu Merisoul ile tartışmaya hazırlanacakken, birden ayılır; “Senin bir çözümün var zaten!”

Merisoul’un koyu altın rengi kaşları yay şeklinde havaya kalkar. “Uuuuuu, sen kesinlikle pek zekisin. Seni neden takıntı yaptığı anlaşılıyor”, diye gülümser.

Aager’in yüzü kızarmaz. Sadece kararır.

“Merisoul. Seni göndermek istemiyorum.”, der sabırlı bir şekilde ve işaret parmağı ile havada bir çizgi çizer sonra da kati bir sesle ekler; “Ama bu benim sınır çizgim. Lütfen bu çizgiyi aşma!”

Merisoul alt dudağını dışa doğru pörtletir, “Ortada hiçbir anlaşma yok. Verilmiş hiçbir söz yok. Hiçbir aidiyet yok.. Dolayısıyla aşılmış bir sınır da yok!”, der ve yine burnunu hayava kaldırıp ‘hıf’lar. “Ama madem bu tavrı takınmak istiyorsun, peki o zaman. Evet bir çözümüm var. Ona gidip bütün sırlarınızı ifşa edeceğim ve o da bana inanacak.”

Aager, Merisoul’a bakar. “Hangi sırları?!” diye temkinli bir şekilde sorar.

Merisoul, “Onun duymak istemediği ama inanacağı tüm sırları!”, der ve geldiği gibi, karanlıkta kaybolur gider.

 

Udoorin, beceriksiz ve pek de sessiz olmayan, dramatik ‘sinsice yürüme’ hareketleriyle yerdeki battaniyesine geri döner. Başını, olması gerektiğinden daha da aşağı eğmiş Lorna’nın, iyi uyumakla ilgili bastırılmış bir iki mırıltısı duyulur.

Udoorin’in, yüzünde biraz şapşal bir gülümseme vardır ve bu gülümsemenin son yarım saat – kırkbeş dakika ile hiçbir ilgisi yoktur.

Aager, Udoorin’i uzaktan başını sallayarak seyreder. İçinden ‘Olm bir gün kral olabilirsin, ama asla bunu sessizce yapamayacaksın’, diye geçirir.

Udoorin’den sonra bir süre daha karanlıkta yalnız bir şekilde bekler. Sonra, tekrar yatmadan önce, Lorna ile ‘nöbet esnasında kitap okumak’ la ilgili yapması gereken tatsız konuşmayı gerçekleştirmek üzere, ona doğru yönelir. Aralarında yüz adım kala Aager, ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hisseder. Bir şeyin – karanlık bir şeyin – hemen yakınında olduğunu hisseder. Sakince bir elini kılıcına, diğerini de hançerinin üzerine doğru kaydırır.

Zifiri karanlığın içinden ölü, duygusuz olduğunu kadar da vurgusuz, hafif yankılı, metalik bir ses, “Buna gerek yok.”, der.

Aager, sesin geldiği yöne doğru başını döndürdüğünde, sanki zifiri karanlığın içinde, daha da karanlık bir şey varmış hissine kapılır. “Hanımefendim, işiniz bittiyse nöbeti devralmak isteyip istemeyeceğinizi merak ediyor. Kendisinin yorulduğunu ve elindeki kitabın da bittiğini size iletmemi istedi.”

 


 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 23, 2019 / Reply

    Yazarken çok eğlendiğim bir hikaye. İki kişinin aynı konuşmayı farkı içerikleri anlayarak sürdürmesi, bu oyuna uygulayınca daha bir güldürü oluşturuyor. Hikaye aynı zamanda hem oyuncuların hemde NPC’lerin diğer oyuncu ve/veya NPC’lere nasıl baktığını ve onları ne kadar doğru ya da yanlış anladıklarını/algıladıklarını da ortaya koyuyor.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.