You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Serenity Home saldırısından iki hafta kadar sonra ormandaki ilk karşılaşmalarıyla Aager – Inshala arasındaki, çoğunlukla “Sen iyi biri değilsin.” lerle sınırlı olan garip, ikilemlerle dolu ve birinin diğerini öldürmeye çalışması ile bitmesi muhtemel bir ilişkinin, bir şekilde başka bir istikamette gelişmesini anlatan bir hikaye.

Normalde hiçbir şart altında kendi iç dünyasını dışa vurmayan bu sessiz, tehlikeli, pragmatik ve genelde ölümcül anlamda da duygusuz biri olan Aager’in bakış açısından kendi iç dünyasında gerçekleşen, Aager’i oynatan kişi tarafından kaleme alınmış, bir iç hesaplaşmadır.

 

Sen iyi biri değilsin..

Bir ünlem değil bir tespitti sadece, ama bu dört kelime Aager’in beyninde çınlayıp duruyordu. Hiç de parlak olmayan geçmişinde bir çok hakarete maruz kalmışken bu basit cümleyi niçin aklından çıkaramıyordu ki?

Üstelik iyi olmak gibi bir çabası da yoktu genç hırsızın – mecbur kalmış ve bu mecburiyetler çerçevesinde de seçimler yapmıştı. Kısaca yalnız başına hayatta kalmanın kurallarını olabildiğince uygulamış biriydi.

Şerif ile arasındaki bağın kurulduğu o olaya kadar da yalnızdı. Hoş, daha sonra da bir çevresi olmamıştı – Şerif ile “karşılıklı bir anlayış” noktasına varmış olsa da, iş daha çok Aager’in pek de üzerinden atamadığı borçluluk hissine bağlıydı.

“Sen iyi biri değilsin…”

İlk olarak bu sözleri duyduğu an canlandı gözünde. Gergin bir savaş akabinde yapılan sonuç analizi sırasında bu komik saçlı, neredeyse ürkütücü seviyede vahşi kızın ağzından, garip bir şekilde masumane dökülen cümle.

O sırada çok önemsememişti Aager, belki de “kendisinden daha kötü” birilerinin ortalıktaki varlığı bu sözlerin etkisini gizlemişti, kim bilir? Tekrarlandıkça daha çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bağıra bağıra söylenen bir cümle değildi.

Neredeyse fısıldarcasına.

İtham bile barındırmadan, sözün sahibinin parçası olduğu doğanın içinden sızarak, saklanılmaz yakıcı etkisini gösteren ince bir lav sızıntısı gibi içini dağlamaya başlamıştı, bu sözcükler.

Kendisi de biliyordu zaten, “iyi” biri olmadığını. Ama şu ana dek bundan sıkılmamıştı. Sonuçta “iyi biri olmamak” ile “kötü biri olmak” arasında önemli bir fark vardı. Peki, neden bunca yıl sonra bu söyleme karşı bir tez oluşturmak isteği duyuyordu içinde?

“Sen iyi bir değilsin…”

 

 

 

 

Hah! Büyüdüğü asosyal cehaletin içinde yapayalnız kalmasın diye, Laila ile Bremorel’i – izci kuzenleri – onunla konuşmaya iten kendisi değil miydi, oysa? Hem de rahatsız olmasın diye kendini öne çıkarmadan (malum, iyi bir değildi ya kendisi!) yapmıştı bunu.

Ama o fazla zeki ve fazla sessiz iblis tohumunun gereksiz burnunu sokmaları olmasa. Hele bir de o 15 yaşına yeni gelmiş şehirdeki yeni yetmelerin dalga geçmek için vasatlaştırdığı yakıştırmayı kendi için kullanması..

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Suratı asıldı. Yok, daha neler!

Tamam, ciddi bir sorumluluk paylaşımı olmuştu Thelmassar’ın hikâyesini sonlandırırken ama bu öyle ulu orta oluşacak, hele sokağa pis su döker gibi ağızdan dökülecek bir şey değildi ki!

Belki Inshala’nın hocasını kaybetmesinden sonra yaşadığı yalnızlık duygusu bir sempati, ardından bu yalnızlığın pençesinde debelenmek yerine, tek başına bir intikam yolculuğuna çıkması da bir takdir ve biraz da hayranlık oluşturmuş olabilirdi miydi kendisinde? Ama “sevgi” kuvvetli ve Aager’in pek de manasını çözebildiği bir sözcük değildi.

Kendisinin zeki biri olduğunu biliyordu. Sebep ve sonuç ilişkileri olmayan senaryolardan haz etmez, inandırıcılığını sorgulardı genç hırsız. Böyle bir hayat düsturu içinde bu tarz duygusal salınımlara da alışık değildi nihayetinde. Bu yüzden Laila ile girdiği yüzük tartışmasında mantığını anlatmaya çalışmıştı. Ama kendi açısından son derece mantıklı olan tezlerini dile getirirken, arkasından gene o fısıltıyı duymuştu;

“Sen iyi biri değilsin…”

Kasten öfke yansıtmaya çalıştığı zamanlar hariç duygularını kolay kolay teşhir eden biri değildi. Ama o tartışmada, bu fısıltı çok farklı hissettirmişti kendisini. Kafasının içinde demir dövülür gibi yankılanmıştı

“… iyi biri… iyi biri… iyi biri…”

Yüzü kızarmış mıydı acaba? Komik bir şekilde bunu düşünmüştü o an. Yüzük ve kullanım amacı, tartışmanın temeli bulamaca dönmüştü aklında. O an, o çok güvendiği sebep-sonuç zincirleri kırılıvermişti. Birden, içindeki yüzüğe karşı hissettiği istek de uçup gitmişti sanki. Anlatmaktan bıkmıştı mantığını Laila’ya ve bu sebeple de “Al madem öyle, ben istemiyorum” deyip, aslında hiç de fıtratında olmayan çocukça bir tavırla çekilmişti münakaşadan.

Anlatmak istediği kişi, daha doğrusu anlamasını istediği kişi – tartışmanın hedef noktası – bir anda kaymıştı çünkü bu, garip şekilde, içini sızlatan cümle ile..

“Sen iyi bir değilsin…”

Grubun arkasındaki yerini de bu yüzden terk ederek Inshala’ya yaklaşmaya çalışmıştı. Mantığını görmesini istiyordu. Yaptığının iyiyle kötüyle bir alakası yoktu. Herkesten çok Inshala’nın anlaması gerekliydi bunu, çünkü doğada da “iyi” ve “kötü” kavramı insanlardan farklı çalışmıyordu nihayetinde.

O anlamalıydı, bunu..

Ama Inshala, önce adımlarını hızlandırmış, sonra ise o çok sevdiği sinir bozucu sivri dişli kaplan kılığına bürünüp grubun önüne doğru kaçmıştı. Onca yaratıktan ve kötülükten kaçmayan druid, Aager’in konuşma çabasından kaçmak için oldukça seri davranmıştı.

Başı hafif önde, kendi içinde pek de hoşlanmadığı noktaları fark etmenin verdiği huzursuzlukla, yıkılmış tapınağın çorak arazisine çıkmıştı Aager, grupla birlikte. Bu huzursuzluk, kabul etse de etmese de, o kedi gibi parlak gözlerin bakışından ve yaşına göre daha olgunlaşmamış dudakların arasından dökülen sözcüklerden kaynaklanıyordu.

O sözlerin, başkasının ağzından çıktığında aynı etkiyi yapmama sebebi ise çocuksu bir yarı iblisin öylesine ortalığa döktüğü, küçümseyici bir dalga geçme tekerlemesinin nakaratında gizliydi;

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Doğudan yeni yeni yükselen sabah güneşinin ışığında, bu göz kamaştırıcı farkındalık uyandı Aager’in beyninde. Bir an daha önce fark etmemesine şaşırdı. Sonra, hafif eğri bir gülümsemeyle kabullenme sürecini başlattı aklında. Bir fırsatını bulup, konuşması gerekiyordu anlaşılan. Bu düşünce ile boğuşurken, Inshala’nın sesini duydu…

“Önce yapmam gereken bir şey var…”

– Nezih Dolmacı

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 23, 2019 / Reply

    Aager karakterini oynayan arkadaş tarafından yazılmış bu perspektif hikayesi, olayların bir de oyuncu açısından nasıl görünebildiğine dair harika bir örnek. Ben çok beğenerek okudum ama asıl beni etkileyen kısmı, bir DM olarak benim oynattığım NPC’lerin, oyuncular açısından nasıl göründükleri, nasıl algılandıkları ve onlar üzerinde nasıl etki bıraktığını bana göstermiş oldu.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.