You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Themalsar ölmüştür! Gruptaki bir çok kişi ağır bir şekilde yaralanmıştır. Themalsar’ı yok etmiş olmalarına rağmen, onu yenmiş olmanın vermesi gereken sevinç yoktur. Bu savaşta en büyük darbeyi, burnu bile kanamamış tek kişi olan Gnine Tinkerdome hissetmektedir. Bu hikaye, Gnine ile Lorna ve Merisoul arasında geçmektedir.

 

Yorgun, üzgün, ama daha çok kızgın ve karmaşık duygular içerisinde Gnine, iblis çukurunun kenarına gelir ve aşağı, sonsuzluğa uzanan ürkütücü karanlığa doğru bakar.

Çukurun içinden kendisine doğru uğultulu, iliklere kadar işliyormuş hissi veren soğuk, nahoş kokuları da beraberinde getiren şer bir rüzgar esmektedir.

Gnine burnunu kıvırır.

Rüzgar, çürümüş et, kokuşmuş kan, küf, kükürt, dışkı, bayatlamış ter ve tanımlayamadığı başka asidik kokular dışında, lavanta, tütsü, diri kadın teni ve yine isim veremediği, ancak kendisini heyecanlandırıp başını döndüren başka kokuları da getirmektedir.

Rüzgar uğuldadıkça, Gnine uğultunun içerisinden bazı kelimeler ve sesler de algılar. Umutsuzca ağlayan, hıçkıran ve tiyatroda konuştukları için yanan insanların çığlıkları, şuh kahkahaların arasına sızmış fısıltılar, kurumuş derilerin yırtılma ve parçalanmasıyla beraber, sanki devasa bir kazanın içerisinde kaynayan kanlı cesetlerin ve kırılmış kemiklerin fokurdaması, tam dilinin ucundaymış gibi hissettiği ancak bir türlü yakalayamadığı dillerde söylenen çarpık ve hor kelimeler..

İçi ürperir ama yinede çukurun yanından ayrılmaz. Yumruklarını sıkmış, karanlık düşüncelerle sessizce öylece kıpırdamadan durur. Arkasından bir çift çıplak ayağın usulca yaklaştığını duyar ama dönüp bakmaz.

Merisoul, varlığını nazikçe hissettirecek şekilde Gnine’ın yanına gelir ve o da dipsiz iblis çukurunun kenarında durur ve karanlığa bakar. Gnine ısırırcasına, “Bana yine akıl mı vermeye geldin?”, diye hırlar.

“Olmayan şey verilemez”, diye omuz silker Merisoul. “Zaten istemeyene de verilmez!”, diye de ekler, hafif alınmış bir ifadeyle.

Uzun, ağır kadife üzeri işlemeli şeffaf ipek eteklerin yerdeki yüzlerce kemik ve kuru kafayı okşama sesi eşliğinde, ikinci bir çift ayak sesinin daha yaklaştığı duyulur..

Merisoul, Gnine’a doğru, “Ona da kötü konuşursan seni aşağı iterim!”, diye tehditkâr bir şekilde tıslar. Gnine, bir an utanır ve “Hayır. Konuşmam. Özür dilerim.”, diye mırıldanır..

Lorna Feymist, peşinde Themalsar‘ın sonsuza dek lanetlenmiş ruhu ile, uzun eteklerini elleriyle hafif kaldırmış, kendisine özgü zerafetiyle yaklaşır ve Gnine’ın diğer yanına geçer.

Uzun bir süre sessizce, öylece dururlar; bir yarı iblis, bir gnome ve bir yarı elf..

“Güç istiyorsun..”, der Lorna sessizce. Bunu bir soru veya ünlem olarak değil, sadece basit bir gerçeği dile getiriyormuş gibi ifade eder.

“Ve bunu aşağıda bulabileceğini düşünüyor”, diye ekler Merisoul. Sesi hüzünlü bir tona bürünür ve sanki, kendisi de sessizliği bozmak istemiyor muşçasına fısıltıyla ekler; “Yanında olmayan hiçbir şeyi aşağıda bulamayacağını biri ona söylemeli..”

Gnine bir anda hiddetlenir ve, “Sizde olan şeyin neden bende de olmasını istemiyorsunuz? Sizde var diye gelip burda akıl vermeniz biraz ironik!”

Merisoul ve Lorna – iki warlock – sessizce birbirlerine bakarlar.

 

Lorna, Gnine ile göz göze gelecek şekilde dizlerinin üstüne çömelir ve diri, sıcak elleriyle onun yüzünü elleri arasına alır ve kendisine doğru döndürür. Uzun bir an onu öylece süzer ve Gnine, bir an Lorna’nın yemyeşil gözlerinin içinde kendisininin kaybolduğunu hisseder.

“Sevgili Gnine.”, der Lorna yumuşak ve içten sesiyle, “Amcana olanlar senin suçun değildi..”, der.

Gnine, hiç beklemediği bu cümle karşısında istemsiz olarak yutkunur. “Bunu biliyorum zaten.”, der biraz aksi bir şekilde.

Lorna, Gnine’ın gözlerini yakalamış ve bırakmaksızın, “Amcana olanlar senin suçun değildi..”, diye yineler.

Gnine, tekrar yutkunur, kaşlarını çatar ve yüzünü çevirmeye çalışırken, “Bunu bildiğimi söyledim sana.. Aynı şeyi neden tekrarlayıp duruyorsun ki?!”, diye asabiyetle tersler Lorna’yı.

Ama Lorna onu bırakmaz, aksine nazikçe ona sarılarak kulağına tekrarlar, “Hayır. Amcana olanlar GERÇEKTEN senin suçun değildi.”, der ve geri çekilir ama onun gözlerinin içine bakmaya devam eder..

“Ve sen bunu kabullenmediğin sürece, hiç bir güç sana yeterli gelmeyecek ve asla kendinle barışık olamayacaksın.”, diye ekler ve sonra yine zarif bir hareketle ayağa kalkar, döner, eteklerini hafif toplar ve Themalsar‘ın ruhu ile birlikte uzaklaşır..

Gnine, bir anda içinde bir şeylerin çatırdayıp kırıldığını hisseder. İstemsizce gözleri dolar ve yanağından yaşlar süzülmeye başlar. Puslu gözleriyle Lorna’nın arkasından onun ince fiziğine, neredeyse dizlerine kadar inen, örülmüş simsiyah saçlarına, hareket ettiğinde hafifçe çınlayan omuzlarından sırtına doğru sarkan altın zincirleriyle zerafetin, gördüğü en canlı örneği olan Lorna’ya baka kalır.

“Seni çok iyi anlıyorum”, der Merisoul, “o kız, benim üzerimde bile aynı etkiyi yapıyor -ki tipim bile değil!” Ardından, “Şuna bak! Savaştan çıktık, her yer kan, ceset ve adını bile anmak istemediğim pislikle dolu ama o, eteklerini toplamış, balo salonundaki bir prenses gibi yürüyor..”, diye söylenir kendi kendine.

Gnine uzun süre öylece bakakalır, neden sonra kendisine gelir, burnunu çekip gözyaşlarını elinin tersiyle siler ve tekrar dipsiz çukura doğru döner. “Belkide savaştan yeni çıktığımız için ve her yer kan, ceset ve adını bile anmak istemediğin pisliklerle dolu olduğu için eteklerini toplayıp bir prenses gibi yürüyordur..”, diye mırıldanır.

Merisoul burnunu çeker ve ‘hıh’lar. Sonra Gnine’ın biraz daha yanına sokulur, bir elini onun omzuna koyar ve “Güç, elinde olmayan şeyin peşinden gidipte elde ettiğin şey değildir. Bu benim ilk hatam idi. Güç, elinde olanı doğru değerlendirmektir.. Irine teyzem, bizim standartlarımıza göre bile çok güçlü biriydi. Kaçığın tekiydi ama yine de fevkalade güçlüydü.. Elinde tuttuğu bütün güçlerine rağmen bunların hiçbiri, bir böceğin altında ezilerek ölmesine engel olamadı!..”

Gnine bir an, Merisoul’un bir başkasına ‘kaçık’ diye hitap etmesindeki ironiye işaret etmek ister gibi olur, ama fikrini değiştirir. “Inshala, kendisine ‘bir böcek’ diye hitap ettiğini biliyor mu?”, der hafif bir gülümsemeyle.

“Inshala beni süper sever!.. bunu savaşın en hararetli anında ilan etti. Hepiniz duydunuz!”, der Merisoul mutlu bir şekilde topuklarının üzerinde hafifçe zıplayarak.

Gnine, Merisoul’un algı sorunlarını fark etse de bunu da dile getirmemeyi tercih eder. Dipsiz kuyuya dönüp sessizce aşağıya bakmayı tercih eder.

Uzun bir süre ikiside sessizce iblis çukurunun kenarında öylece dururlar.

En sonunda sessizliği Merisoul bozar. “Yalan söyledim!”, der. Çukurun karanlığına işaret ederek, “Oraya gidersen, tahmin edemeyeceğin kadar güç elde edebilirsin. Ama asla sevdiklerine geri dönemezsin. Buna sevgili amcan da dahil. ‘Gücün’ ayrıcalığı da, faturası da budur. Ve istisna kabul etmez.”

Merisoul, biraz duraksar. Sonra derin bir nefes alır ve pek de hoşuna gitmeyecek bir şey yapmak zorunda kalan birinin yüz ifadesiyle tekrar konuşmaya başlar; “Senin sevdiğin ve seni sevenlerin aksine benim, annem dışında sevdiğim ve beni seven – gerçekten seven – hiç kimsem olmadı. O da ben doğduktan kısa bir süre sonra öldü zaten. Adımı, içinde benim varlığımı hissettiği anda, kendi kanıyla yazdı bana. Ben adımı bilerek doğdum..”

Gnine kaşlarını çatar. Nedense çok kızmıştır. O kadar ki, yumruk olmuş elleri titremeye başlar.

Merisoul, Gnine’ın hiddetini görmezden gelir, “Bir iblis olmak benim fikrim değildi. Kimse bana hiçbir şey sormadı. Birileri annemi kötüye kullandı ve işte ben de buradayım..” Merisoul uzun bir süre duraksar. Sonra, “Bir iblisin gerçek adını bilirsen ona hükmedebileceğini söylerler. Bunu biliyormuydun?”, der gerçeklikten kopuk ve çok uzaklardan gelen bir sesle..

Gnine, anlaşılmaz bir homurtu çıkartır.

Merisoul birden, sanki gecenin karanlığından çekip çıkardığı kuzgunî siyah tüylü kanatlarını açar ve Gnine’ı da kendisiyle beraber aynı karanlık ile sarıverir. Karanlığın içinde, ona doğru uhrevi güzelliği ile eğilir ve “Gnine ‘Ninehundredandninetynine’ Tinkerdome, güç istiyorsun!..”, der son derece resmi ses bir tonuyla..

..ve ardından, iç titreten, kesinlikle bu dünyaya ait olmayan, demonik bir dilde;

“Benim adım AREZME XIRISO NU LEI KAREXY ROTXIN GWUE”, der fısıldayarak. Sonra kanatlarını açar ve ardında şaşkına dönmüş bir gnome bırakarak, Lady Magella’nın gecikmiş azarını yemek için uzaklaşır..

 


 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 22, 2019 / Reply

    Herkesin iç dünyası farklıdır. Haliyle isteklerimiz, arzularımız, sevgilerimiz ve bizleri tetikleyen şeyler de iç dünyamıza bağlı olarak farklılık ve çeşitlilik gösterir.

    Bu hikayeyi yazarken, birbirinden tamamen farklı üç kişinin aynı olaya nasıl farklı bakabildiklerini ve yaklaşım gösterdiklerini ele almak istedim.

    Ve bu hikaye ile oyunculara, NPC’lerin de sırları olduğunu çıtlatmak istedim.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.