You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Themalsar, şer tapınağı ile beraber yok olmuştur. Tapınağın ve ardında kalan harabelerin silinmesi ve ortaya çıkan yeni, hayat dolu küçük ormanın bedeli bazıları için tahmin edilemez derecede yüksek olmuştur.

Bu hikaye “Yapmam gereken bir şey var..” dan hemen sonra ve onu takip eden günleri anlatmaktadır.

 

Day Zero

(Önceki Akşam)

Gece olmuştur. Herkes kuzenlerin yaktığı, taşlarla çevrilmiş mutlu ateşin etrafında toplanmış, sessizce aralarında konuşup yemeklerini yerken Aager, ateşin yaydığı ışığın etki alanının biraz uzağında çimenlerin üzerinde bağdaş kurmuş, tükenip kendinden geçmiş olan Inshala’ya uzanabileceği, ancak uyandığında, varlığından da rahatsız olmayacağı bir mesafede oturmaktadır.

Aager, her zamanki ifadesizliği ile geceyi seyretmektedir. Başı, aradan saatler geçmiş olmasına rağmen, hala acımaktadır. Üstüne bir de şiddetli bir baş ağrısı eklenmiş olması, yüzünde oluşabilecek herhangi bir ifadeyi zaten anlamsız hale getirmiştir.

Yanında, bir mendilin içinde dokunulmamış birkaç dilim kuru ekmek, pir parça kamp ateşinde kızartılmış et ve halen tütmekte olan, kabuğu kararmış bir patates ve bir de matara durmaktadır. Açtır, ama hiç yemek yiyesi yoktur. Aager, avuçları kesiklerle yarılmış sargılı ellerine bakar ve en son ne zaman bu kadar yorgun ve bu kadar çok yerinden acıdığını düşünür. ‘Themalsar..’, diye aklına gelir. Adî papaza hançerini sapladıktan sonra kaçarken yediği büyü. Ancak o büyü, şu anda hissettiği kadar acı vermişti ona.. Düşünceleri başka şeylere kayar. Zihni sallanan bir kazan gibidir ve bir türlü odaklanmasına izin vermemektedir. Kendi karanlık düşüncelerine her gömüldüğünde olduğu gibi, yine bir anlığına yıllar önce kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alamadığı küçük kız kardeşi gelir aklına ama bu da zihninde fazla bekleme yapmaz. Sanki beynindeki odak hücreleri arızalanmış ve düşünmesi gereken asıl mesele dışında aklına rastgele şeyleri getirip durmaktadır.

Yan tarafından çok hafif bir hışırtı duyar. Başını o yöne çevirdiğinde Inshala’nın, fırtına grisi gözleriyle kendisini süzmekte olduğunu görür. Uzun bir an, iki çökmüş birbirlerine bakar. Inshala birşeyler söyleyecekmiş gibi dudaklarını hareket ettirir ancak hiç ses çıkmaz.

Aager kalkar, yanında duran matarayı alır ve ona ağır adımlarla yaklaşır. Sonra yanına çömelir, sessizce “Başını kaldıracağım.”, der, sargılı ellerinden birini ona doğru uzatır ve kızın başını yavaşça kaldırır, diğeriylede kesikler ve sargılardan dolayı zorlukla tuttuğu matarayı onun dudaklarına götürür.

Inshala sanki tam olarak ayık değildir. Buna rağmen gözlerini bir an bile ondan ayırmadan ve ancak vahşi bir kedinin sergileyebileceği bir güvensizlikle mataradan birkaç yudum alır ve yüzünü buruşturur. Kısık, kurumuş bir sesle, “Beni zehirlemeye mi.. karar verdin en sonunda?”, diye sorar.

Aager, esprisiz bir hırıltıyla “Benimkilerden değil. Lady’nin zehri!”, demekle yetinir.

Inshala, gözlerini yine ondan ayırmamaya çalışır ama takati geldiği gibi tükenmiştir ve mataranın içindeki şurubu Aager’in elinden içer ama gözleri kaymaya başlar. Nefes almak için durduğunda gözleri kapanmıştır. Anca duyulur bir fısıltıyla “El.. Ellerin.. Ellerine ne oldu?”, diye sorar ama Aager, Inshala şuruptan biraz daha içinceye kadar birşey söylemez.

Sonra kızın başını yavaşça geri indirir ve ona dokunmamaya itina göstererek battaniyesini düzeltir. Gitmek için ayağa kalkarken “Salağın teki kesti.”, der.

Aager tekrar kendi yerine geçer ama kız rahatsız olmasın diye, sırtı ile yan profili arasına bir açıyla oturur.

Arkasından, Inshala’nın uyurgezer sesini duyar; “Sen.. iyi biri.. misin?!”

Aager, Inshala’ya bakmaz. Acımasız sözlerle, aklından geçen birçok cevap arasından, en dürüst ve en doğru olduğuna inandığı cevabı verir; “Daha değil.”

 

Day One

Aager hayatında ilk defa nöbette uyuya kalmıştır. İrkilerek uyandığında, nerede olduğunu bile hatırlayamayışı, çok yakın bir zamanda başından ciddi bir şeylerin geçmiş olduğunu, zihninin en derinliklerindeki bir ses ona iğneli bir şekilde hatırlatır.

Aynı ses ona, en baştan mantıklı davranmış olsa, bu durumda hiç olmayacağını söylemektedir ama nedense o ses, ağzına paçavra tıkılmış biri gibi, boğuk  ve anlaşılmaz mırıltılar olarak gelmektedir.

Aager karanlıkta bir çadırın içinde olduğunu hatırlar.

Hemen yanından gelen bir hışırtı, olduğu yerden elinde bir bıçakla kedi gibi sıçrayıp öldürmeye hazır bir şekilde durmayışının yorgunluktan değil, kendi kendisi üzerindeki hakimiyeti ve gerçekte kendisinin bilinçli olarak yaptığı bir tercih olduğu sadece onu çok yakından tanıyanların bileceği bir şeydir.. ki bu da temelde hiç kimsedir.

Aager derin bir nefes alır ve yavaşça başını hışırtının kaynağına çevirir.

Hışırtının kaynağı, bitkin, ağır göz kapakları altından ona bakmaktadır.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane, battaniyesini burnunun ucuna kadar çekmiş ve onu, fırtına grisi gözlerinin derinliklerinde gizlenen, bir ayağını demir kapana kıstırmış yabani, yırtıcı bir hayvanın kuşku dolu bakışlarıyla süzmektedir.

Aager’in yüz ifadesi istemsizce biraz da olsa yumuşar. Uyuya kaldığı oturma pozisyonundan kendisini çözmesi istediğinden daha uzun sürer.

..başı döner ve tökezler.

Aager burnundan solur ve oluşan baş dönmesinin durmasını bekler. Kendisini kızın karşısında zayıf ya da beceriksiz göstermek istemeyişi ile baş dönmesi sonucunda kızın üstüne düşüp canını yakması arasında tercih yapmaz.

Aager, saçma sapan davranışları, saçma sapan kişilere bırakmayı tercih eden biridir, o kadar.

Sargılı bir eliyle kendi dengesini korurken, diğeri ile yanında duran matarayı alır, ağır, biraz da abartılı hareketlerle kızın yanına gelir. Önce onun battaniyeler altında saklanan yüzüne bakar sonra yavaşça uzanır, sessizce “Başını kaldıracağım”, der, kızın başını doğrultur ve matarayı onun, battaniyenin altında sakladığı dudaklarının olduğu noktaya götürür ve bekler.

Inshala, kuşku dolu bakışlarla onu süzmeye devam eder. Battaniyenin altından kısık, kurumuş bir sesin, “Neden?..”, dediği duyulur.

Aager hiç sektirmeden “Lady’nin emri.”, der ve matarayı olduğu yerde tutmaya devam eder.

Inshala, istediği cevabı alamamış biri gibi gözlerini kısar ama Aager’in sessiz ısrarına karşı daha fazla dayanamaz ve battaniyesini alt dudağına kadar indirir ve acı şuruptan içer.. ve birkaç yudum sonra kendinden geçer..

 

Day Two

Gece geç saatlerdir.

Aager, sessiz olmak için çok ciddi çaba sarf eden ayak seslerine uyanır. Kıpırdaman, oturduğu yerde bekler. ‘Udoorin’, diye geçirir içinden. ‘Bu saatte burada ne işin var senin olm’, diye söylenir içinden.

Biraz sonra, Udoorin’in aksine, ancak bir fısıltı kadar sessiz yaklaşan bir başkasının daha geldiğini duyar. Yeni gelen kişiyi, çimenlerin üzerinde sürünen uzun, kadife etekleri ele verir.

‘Tabii yaa..’, diye düşünür Aager, ‘İki avanak,  gecenin bir saatinde konuşmak için gizlice buluşur ve bunu da hırsızın dibinde yapar!’

Udoorin: “Umm.. merhaba.. Lorna..”, diye apışır.

Aager yüzünü sargılı elleriyle kapatır.

Lorna’nın “Umm.. merhaba.. Dorin..”, diyen yumuşak, çekingen sesi duyulur.

Karanlıkta Aager’in bir kaşı kalkar. ‘Dorin?!’

Udoorin’in sesi biraz rahatlamış ve biraz da mutlu bir şekilde gelir “Hatırladın!”

Lorna: “Bunu tercih edeceğini düşündüm.”, der tedirgin bir sesle.

Udoorm: “Senden, evet.”, der.

Lorna: “Umm.. bu gizlilik neden?”, diye aynı tedirgin sesle sorar.

‘Evet, bu gizlilik neden, DORIN?’, diye mırıldanır Aager.

Udoorin: “Bir süre buradayız sanırım.. ve.. umm.. konuşmak istedim ve.. seni yine utandırmak istemedim.”, diye kasılmış bir ses tonuyla cevap verir.

Lorna: “Utandırmak?”

Udoorin: “En son dememem muhteşem bir felaketle sonuçlanmıştı ve.. umm.. sanırım seni biraz utandırmıştım.”

Biraz sessizlik olur sonra karanlığın içinden hafif bir gülme sesi duyulur.

“Sevgili Dorin, o senin suçun değildi. Tamamen benim yanlış anlamamdan kaynaklanmıştı.”, diye Lorna’nın gülümseyen sesi duyulur.

Udoorin, “Olsun.”, diye inad eder.

“Olsun.”, diye kabul eder Lorna.

“Benimle.. yani bizimle.. bizim kasabaya gelir.. gelecek misin? Yani gelmek ister misin?”, diye afallayarak sorar Udoorin.

“Gelmemi ister misin?”, diye Lorna da Udoorin’e sorar.

Aager, kızın sorusundaki samimi merakı ve sanki bu davetin kendisine yapılmış olmasından kaynaklanan belli belirsiz rahatlamayı sezer. ‘İlginç..’, diye geçirir içinden.

“Ben mi? Ben çok isterim. Kişisel olarak.. Şahsım adına. ..”, diye daha da afallar Udoorin.

‘Batırdın!’, diye mırıldanır Aager sessizce.

“Kişisel olarak ise, gelmeyi çok isterim.”

“Gerçekten mi?

“Gerçekten.”

… ayak sesleri uzaklaşır.

Aager, gittiklerinden emin oluncaya kadar sessizliğini bozmaz, sonra “İki avanak!”, diye söylenir.

Karanlığın içinden kısık, zorlukla seçilebilen bir ses, “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?”, diye sorar ona.

Aager bir an dona kalır ve kendi kendisine lanet eder ama yine de istifini bozmaz ve “Evet.”, der, durur, sonra da sessizce ve daha dürüstçe “Hayır.. Belki.. Sanırım..!”, diye ekler.

 

Day Three

Aager’i bir şey uyandırmıştır. Ne olduğunu çıkaramaz ama önemli bir şey olduğundan emindir. En son bu duyguyu dikkate almadığında hapse düşmüş ve.. Aager kati bir kararlılıkla o anının üstünü çizer, sonra zihninde katrana bulandırılmış bir fırçayı alır ve kocaman hareketlerle o anıyı tamamen karalayıp örter. Bununla da yetinmez, onu ateşe vererek tamamen yakar..

O anıyı tekrar yaşamak gibi bir niyeti yoktur!

.. mutlu bir şekilde yanmış anısının küllerini rüzgarda savururken, bir anda o anıyı tetikleyen ve kendisini uyandıran şeyin ne olduğuna ayılır;

Korku!

Hiçbir tereddütte bulunmadan “LADY!”, diye bağırır ve Inshala’nın yanına sıçrar. Haşin bir hareketle kızın üstünden battaniyeleri savurur ve onu kendine çeker.

Dışarda bir anda kopan gürültü ve patırtı arasından Lady’nin sesi duyulur, “Çekilin. Yol açın!”

Çadırın girişi açılır ve Lady, Laila, Moira ve Merisoul içeri dalar.

Aager, ancak boğuk bir sesle, “Nefes. Nefes almıyor!”, diyebilir.

Laila elini ağzına götürür, Lady ise Aager’in kucağındaki kızın nefesini dinler ve elini onun kalbine götürür. Sonra ellerini açarak dua ile karışık bir büyü yapmaya başlar. Bitirdiğinde ellerini kızın göğsüne götürür .. ama hiçbir şey olmaz.

Aager öylece kıza bakakalmıştır.

“Anlayamıyorum”, diye hayıflanır Lady. Sesinde biraz panik vardır. “Bunun işe yaramış olması gerekirdi”

Moira kırık olmayan elini göğe kaldırır, dolu gözlerle kıza bakar, sonra göğe doğru “Lütfen..”, diye yalvararak dua eder. Çadır bir anlığına altın renginde, göz kamaştıran bir ışıkla aydınlanır sonra tekrar karanlığa gömülür.

..ama bunun da Aager’in kollarında hareketsiz duran kızın üzerinde herhangi bir etkisi olmaz. Moira dehşet içerisinde Inshala’ya bakar.

“Abla bir de ben deneyim”, der Merisoul karanlığın içinde.

“Sen ne yapabilirsin ki benim yapamayacağım?!”, diye azarlar onu Lady.

Merisoul bir elini nazikçe Inshala’nın göğsüne, kızın kalbinin olduğu yere, yeşilimsi, kötürüm bir haleyle yanmaya başlayan diğer elini ise kendi kalbinin üzerine götürür ve “Bunu.”, der.

.. ve bir anda çadırın içinde uğursuz bir rüzgar, kulak tırmalayıcı bir çığlık atarak eser. Inshala, Aager’in kollarında kasılır ve derin bir nefes alır..

..Merisoul, kalbi durmuş, olduğu yere yığılır…

 

Day Four

Soluk bir fısıltı “O nasıl?”, diye sorar.

Aager, karanlığın içinde, kendisi onu göremese de, onun kendisini görebildiğini bildiği için ona bakmadan, usulce cevap verir “Artık onunda bir çadırı var”, diye özetler.

Aager, kızın olduğu taraftan hafif, inleme gibi bir ses duyar. Yavaşça yerinden kalkar ve kızın yanına gelir. Karanlıkta onu göremese de, nefesini yüzünde hissedecek ve hissettirecek kadar yaklaşır. “Hayır..”, diyerek onu teskin etmeye çalışır.

Bir an, bu tek kelimelik cümle kurma alışkanlığına lanet eder.

Inshala “Ama neden?”, diye ağlar. “O iyiliğin ne olduğunu bile bilmeyen bir iblis!”

Aager ona biraz daha yaklaşır “Belli ki biliyor ve sadece bunun farkında değil – yada sadece kaçık – ki bu da onu bu grupta hiç de özel biri yapmıyor.”, der.

 

 

 

 

 

 

Aager biraz kızmış, biraz da bıkmış bir ses tonuya “Sen başkalarının getirdiği kötülüğün sorumluluğunu, hiç gereği yokken üstlendin ve yapman gerektiğine inandığın şeyi kendi hayatın pahasına yaptın. Başkaları da senin hayatın için benzer bir sorumluluk üstlendiğinde bu seni şaşırtıyor, neden?”

“Ben.. ben iyi biri değilim!”, diye ağlamaya devam eder Inshala.

Aager içinden geçen muazzam bir hiddeti zorlukla bastırır.

Nedir bu kızın iyilik ve kötülük saplantısı, diye merak eder.

‘Lady ve Moira farklı düşünüyorlar’, gibi teskin edici bir şeyler söylemek ister ama ağzından, “O cümle benim tekelimde”, gibi salakça birşey çıkar.

Sonra, “Bir iblisten yardım almak istemiyorsan, nefes almaya devam et”, gibi daha da ahmakça bir ifadeyle neden tek kelimelik cümleler kurduğunu kendisine hatırlatmış olur.

Inshala karanlıkta sessizce ağlamaya devam eder. Aager hayatında bir ilki daha yaşar; ne yapacağını bilemez.

Aager, kız sakinleşip kendinden geçinceye kadar sessizce onun başını okşar.

 

Day Five

Dışarıdan ayak sesleri yaklaşır, çadırın önü açılır ve içeri harika bir gün ışığı süzülür. Lady usulca içeri girer. Yorgun ve rengi atmıştır. Belli ki gece pek de uyumamıştır. Mütemadiyen, deli kızlarla ilgili bir şeyler söylenip durmaktadır. Lady bütün yorgunluğuna rağmen, bariz bir şekilde kızgındır.

Aager, yattığı yerde hiç kıpırdamadan durur.

Lady, Inshala’yı muayene ettikten sonra Aager’in başında dikilir, yukardan ona acımasızca bakar ve “Uyumadığını biliyorum!”, diye burnundan solur.

Aager hiç bozuntuya vermeden doğrulur. “Ne ele verdi?”, diye sargılı ellerini ona uzatır.

Lady onu uzun, kısık gözlü bakışlarla süzer sonra “Aramızdaki yüz yirmi dört yıl farkı!”, diye homurdanır.

“Ezici bir fark, Lady. Size saygım sonsuz!”, der Aager utanmaz bir şekilde sırıtarak.

Bütün grupta kendisinin ürkütücü, acımasız ve ölümcül yanını göstermek istemediği iki kişi de her nasılsa kendisiyle bu çadırdadır.

Bütün grupta kendisinin ürkütücü, acımasız ve ölümcül yanını görmesini istemediği iki kişi de yine kendisiyle bu çadırdadır.

Lady onun sargılarını çözer, yaralarına pansuman yapar, sonra tekrar onları temiz sargılarla kapatır. “Sana da bebe eldiveni ayarlamam gerekiyor mu?”, diye burnundan solur.

Aager aynı sırıtışla “Hayır efendim. Ben ne zaman ezici bir farkla yenildiği mi bilirim!”, der.

Lady, bütün yorgunluğuna ve kızgınlığına rağmen, istemsizce ‘hık’lar. “Aferin sana. Grupta en azından bir kişi kendi yerini öğrenmiş. Şimdi git, sıcak bir şeyler ye”, der ve çadırdan ayrılır.

 

Day Six

Aager”

Aager bir rüyada gibidir. Altı gün ve altı gece çok az uyku ve sıkıntı endeksli iştahsızlık, sonunda ondan bedelini biçmeye başlamıştır. Yanakları çökmüş, göz altlarında derin kara halkalar belirmiş ve elleri istemsizce titremektedir. Birkaç defa Lady, Moira, Lorna, Laila ve Bremorel gelmişler ve en azından bir kaç saatliğine yerine geçmeyi teklif etmiş olsalar da Aager önce göreceli bir nazaketle tekliflerini reddetmiş, sonra da sessizliği ile onları başından def etmişti.

“Aager..”

Aager irkilerek ayılır. Kan çanağı olmuş gözlerini karanlıkta gezdirir. Sonra sesin geldiği yöne – yere bakar.

Inshala, yine battaniyesini kendine peçe yapmış halde ona bakmaktadır ama bu sefer görmekte olduğu şey karşısında gözleri fal taşı gibi açılmıştır.

Aager başını sallar, yanında ki matarayı alır ve kıza doğru yaklaşır..

“AAGER!” – Aager durur ve sesin geldiği yöne bakar – Moira çadırın girişinde, bir kaçıncı defadır ona seslenmektedir.

“Inshala’nın özel bakıma ihtiyacı var ve senin de gitmen gerekiyor.”, der.

Aager kaşlarını çatar ve “Neden?”, diye ters bir sesle sorar.

“Çünkü onu yıkamamız gerekiyor ve senin yardımına ihtiyacımız yok!”, diye Moira’nın arkasından Lady’nin sesi duyulur. Lady’nin arkasında da Bremorel durmaktadır.

Aager, dile getirilmemiş belli belirsiz tehditi anlar.

“Biraz eksik gelmişsiniz sanki”, der sessizce.

“Merak etme.”, der Lady. “Lorna ile Udoorin, olası bir ahmaklığa karşı, çadırın arkasında bekliyorlar. Laila ise bizi uzaktan koruyor. Önemli yerlerinden vurmaması hususunda kendisini uyardım. O da işe yaramazsa cüce de yanında taşıdığı o aletlerden sana özel bir şeyler hazırladı ama ne olduğundan emin değilim. Sadece yüksek basınç ve bilyelerle ilgili olduğunu biliyorum!”, diye ekler.

Aager’in kaşları iyice çatallanır ve yüzü kararır.

Moira, sargılı olmayan eli açık bir şekilde ona yaklaşır ve sakince “Efendi Aager, lütfen. Onu korkutuyorsun.”, der.

Aager bir anda kendine gelir ve gözleri yerde yatan kıza kayar ve onun gözlerindeki korkuyu görünce, sesini çıkarmadan çadırdan ayrılır.

 

Day Seven

Aager temizlenmiş, sıcak bir şeyler yemiş ve birazda gerçek uyku uyuduktan sonra tekrar çadırda oturmaktadır. Kendisini yenilenmiş ve eskisi gibi keskin ve ayık hissetmektedir.

Elleri sargılardan kurtulmuş, biraz sert ve ham hissetsede, en azından birkaç gün öncesinde olduğu gibi acımamaktadır. Ellerindeki derin yaralar ve yarıklar kapanmış olsa da, izlerin kalıcı olacağını düşünür ve her şeye rağmen buna değdiğine inanmak ister.

Aager, Inshala’nın ayık olmasını ve kendisinden korkması için hiçbir sebebi olmadığını görmesini umarak başını ondan yana doğru döndürdüğünde, Inshala’nın derin bir uykuda olduğunu görür.

Kızın saçları hala nemlidir ve kendisinin ördüğü gibi muntazam değildir ama yine de rengi sanki daha bir canlıdır.. yüzü de daha bir diridir..

Aager kaşlarını çatar.

Kız başını bir o yana bir bu yana, sanki bir kabus görüyormuş gibi çevirip, arada bir inleyip bir şeyler mırıldanmaktadır.

Aager kalkıp onun yanına yaklaşır. Yavaşça ona doğru eliyle uzanır ve yüzüne dokunur.. kızın yüzü terden sırılsıklam olmuştur. Aager tedirgin olur. Onu uyandırmak için hafifçe sallar ve bir anda eline birşey batar. İstemsizce elini çeker ve Inshala’ya bakar..

..ve hiç beklemediği bir şeyle karşılaşır; Inshala’nın ellerinden, kollarından, omuzlarının görünen yerlerinden ve yüzünün yan taraflarından neredeyse bir inçlik siyah, kemikimsi, kalın, tırtıklı dikenler peydah olmuştur.

Aager pek de batıl inançları olan biri değildir ama istemsizce; “Ne tür bir kara büyüdür bu?!”, diye mırıldanır ama çok da kızmıştır. “Elinde olanı da, olmayanı da verdi, daha ne istiyorsunuz? Verecek hiçbir şeyi kalmadı!”, diye hırlar.

Dikenler, Inshala’nın derisini parçalayarak dışarı çıkar, sonra tekrar içeri çekilir ve tekrar çıkarlar. Kız, dakikalar boyunca bu kabus içerisinde kıvranır durur ve Aager’in elinden hiçbir şey gelmez. Neden sonra dikenler, son bir defa daha kızı deşerek fırlar ve içeri çekilirler..

Inshala’nın inlemesi de, kıvranması da kesilir.

 

Day Eight

Gördün değil mi?”, diye bir fısıltıya uyanır Aager.

Aager gözlerini açtığında, dışarısı çok da karanlık değildir. Gün doğumuna az kalmıştır. Inshala’ya baktığında onu, dışarıdan gelen silik mavi ile mor karışımı renkler içerisinde, yüzünü saklamamış olarak görür. Kız nedense kendisine, eskisine nazaran, çok daha küçük, ürkek, saf ve katışıksız bir güzelliğe bürünmüş olarak görünür. Sanki ilk defa kendisini saklamak için bir sebebi kalmamışçasına içini dışına yansıtmıştır.

Aager ister istemez kızın neden kendisini olduğundan farklı göstermek için bugüne kadar bu denli çaba sarfettiğini merak eder.

“Hmmm..?”, diyerek onun sorduğu soruyu geçiştirmeye çalışır.

“Evet gördün.. Artık benim nasıl bir yaratık olduğumu biliyorsun.”, diye içerlemiş bir sesle yüzünü ondan çevirir. “Sana iyi birisi olmadığımı söylemiştim.”

“Kimin iyi olmadığını senin kadar sık söyleyen biri için, tutturma oranın oldukça düşük.”, der Aager sessizce. “Bugüne kadar isabet ettirebildiğin tek kişi benim!”, diye ekler.

Inshala’a yüzünü ona çevirir ve uzun bir süre onu fırtına grisi gözleriyle süzer. Tam birşey söyleyecekken, Aager araya girer; “Ben olduğum gibi olmayı seçmedim. Ben Drashan’da doğdum. Bilmiyorsan sana Drashan’ı anlatayım; Drashan hırsızlar, kiralık katiller, şerefi olmayan paralı askerler, hayat kadınları, sübyancılar, keşler ve daha akla gelebilecek hangi türden pislik varsa bulabileceğin, yüksek denizlerin en azılı ve en acımasız korsanlarının hükmettiği bir günah şehridir. Ben o sefil şehrin en pis sokaklarında yaşamak zorunda kaldım ve hayatta kalmak için ne yapmam gerekiyorsa da onu yaptım çünkü yaşıtlarımın ya açlıktan ya da gözlerimin önünde, aleni bir şekilde eğlencesine kesildiklerini gördüm.

Bildiğim tek şey, bana baktığında gördüğün ve yaptığım şeylerden ibaret. İyi yada kötü olmak benim seçeneklerim arasında hiç yer almadı..”,der Aager ve biraz durur. Geçmiş sefil hayatının herhangi bir kesitini bugüne kadar kimseyle paylaşmamıştır ve nedense, kelimenin birçok anlamı ile garip olan bu kıza anlatırken olacağını beklediği sıkıntı ya da utancı hissetmez.

“Babam beni, annemi ve küçük kız kardeşimi terk ettiğinde sanırım üç yaşlarındaydım.”, diye devam eder sessizce. “Evimiz Drashan standartlarına göre bile tekin bir yerde değildi ve annemi pazardan dönerken bir serseri öldürdüğünde sadece dört-beş yaşlarındaydım. Kız kardeşim ve ben günlerce aç ve susuz annemizin gelmesini bekledik ama o gelmedi. Onun yerine daha önce hiç tanımadığım birileri geldi.. ve bizi aldılar. Kız kardeşimi en son görüşüm oydu.

Çok kişiden defalarca ölesiye dayak yedim ve neden cezalandırıldığım bana hiç söylenmedi. Taki dayağın, günlük yaşamımın bir parçası olması gerekmediğini anlayıncaya kadar. İlk cinayetimi de o zaman işledim. Sanırım yedi yaşındaydım. Adamın kim olduğunu hatırlamıyorum. Ama adamın gözüne soktuğum kanlı şömine demirini çok iyi hatırlıyorum. …”

Aager durur ve Inshala’ya bakar. Kız, sıskası çıkmış bacaklarını göğsüne çekmiş, battaniyenin altında küçük bir topak oluşturmuş halde Aager’e bakmaktadır. Ellerini ağzına götürmüş ve yanaklarından süzülen iri taneli yaşlarla taş kesilmişçesine kıpırdamadan öylece ona bakmaktadır.

Aager ayağa kalkar ve elinde matarayla ona yaklaşır. Ona her yaklaştığında olduğu gibi, hareketleri abartılı bir şekilde yavaştır. Bir elini ona doğru uzatır, her defasında olduğu gibi “Başını kaldıracağım.”, der ve kızın başını hafifçe kaldırır, diğeri ile matarayı onun dudaklarına götürür ve bekler.

Inshala puslu gözlerle bir anlığına onu süzer sonra mataranın acı şurubunu içer. Aager, kızın mataranın neredeyse yarısını, yavaş yavaş içinceye kadar konuşmaz. Ancak daha fazla içemeyeceği anlaşılınca matarayı indirir ve kızın başını tekrar düzeltir, tek parmağının tersiyle dudaklarının yanından sızan damlaları siler, sonra da kalkıp kendi yerine geçer.

Aager sessizce oturduğu yerde öylece durur.

Inshala hikayenin devamını bekler ama Aager’in daha fazla konuşmayacağı anlaşılınca, “Sonra ne oldu?”, diye takatsiz bir fısıltıyla sorar.

Aager sadece omuzlarını silker. “Sonra ben oldum işte – gördüğün, tanıdığın ve tanımladığın kişi olarak. Sen beni gördün ve iyi biri olmadığımı söyledin bana – defalarca. Ama bunu acımasızca yapmadın. Yapmak tamamen elindeydi, ama yine de yapmadın. Özellikle de söylediğin şey, hepten, tamamen ve tahmin edemeyeceğin kadar doğru olduğu halde.

Kedine dönüşüp bana saldıra da bilirdin. Seni biraz uğraştırırdım sanırım ama bu sonumu pek de değiştirmezdi diye düşünüyorum. Ama yapmadın. Neden?”

Inshala yutkunur. “Çünkü sen..”, der ve alt dudağını ısırır.. “Çünkü ben..”, der ve afallar..

Aager bütün yakıcı varlığı ile onun fırtına grisi gözlerinin muhteşem derinliklerine bakar ve keskin bir fısıltıya “BEN iyi biri değilim. Seninle her konuda olduğu gibi bunda da her zaman dürüst oldum. Ama benim için, benim ne olduğumun bir önemi yok.”, der ve sesi istemsizce yumuşar, “Benim için önemli olan tek şey senin.. iyi olman!”

Aager, günlerdir ona anlatmaya korktuğu şeyin en azından kapısını araladığı düşüncesiyle sarhoşça bir rahatlama hisseder. Ve kızın göz kapakları ağırlaşıp kapanıncaya kadar, söylediği şeylerin tekabülünü o gözlerde, vahşice oynaşan fırtınada bulur..

 

Day Nine

Ayağa kalkmama yardım eder misin?”

Aager bu cümleyi duyduğunda içinde bir şeyler kıpırdar zira kızın bugüne kadar kimseden yardım istemesi bir yana, herhangi bir şey istediği bile görülmemiştir. Aager, kızın sorusunu sessizce sormasından, bu ricayısının ona özel bir istisna olduğuna ayılır.

Aager yavaşça ayağa kalkar, kızın uzandığı yere doğru yaklaşır ve yanına çömelir. Onun gözlerine bakar ama ona emin olup olmadığına dair gereksiz sorular sormaz. Ona sadece “Düşeceksin.”, der.

“Hayır. Tutacaksın..”, diye sakin bir şekilde cevap verir Inshala. Kızın sesinde bir katiyet yoktur. Ama içinde, sanki önünde çömelmiş adamın onu tutmasını çok istiyormuş gibi bir umut beklentisi gizlidir. Solgun yüzündeki ifadeye bakılırsa da, sadece yapmayı kafasına koyduğu için ona karşı duyduğu korkusunu aşabilmiş birisinin yüz ifadesi vardır.

Kızın korkusu da, cesareti de, beklentisi de Aager’in dikkatinden kaçmaz ve söylediği bu iki basit kelime zihninde bir yıldırım gibi çakar.

Bir an ‘Bana borçlu değilsin.’, diyesi gelir ama kendisine hakim olur. Kız kararını vermiştir ve onun bu kararını sorgularsa, onu incitmekten başka birşey yapmamış olacağını düşünür.

Inshala bir süre Aager’i, saklandığı örtülerin altından süzer sonra bir eliyle takatsizce battaniyeleri üstünden sıyırır.

Aager’in içinde kıpırdayan şey acıyla burkulur.

Gördüğü manzara karşısında Aager sadece kasılır. Kıza giydirilmiş ince uzun giysi, sıskası çıkmış silüetinden süzülerek akmaktadır.

Inshala zorlukla kaldırdığı kollarını, ‘hadi gel’ işaretiyle ona doğru yöneltir..

 


 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 24, 2019 / Reply

    Bu uzun hikayeyi yazmak oldukça zor oldu.

    İki alakasız gibi görünen kişinin, beklenmedik bir kırılma noktasında birleşmeleri onlar kadar benim için de zahmetli oldu. Beklenmedik korkuları olan bu iki kişinin verdikleri hayat mücadelesine rağmen araya sığdırabildikleri karmakarışık duygular, sözler, bakışlar ve sessizlikler olağan üstüydü.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.