You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Serenity Home saldırısı üzerinden neredeyse iki ay geçmiştir. Grup, bu süreçte saldırganları büyük bir azimle takip etmiş ve hayatta kalan en sonuncu saldırgan, Darly Dor’u, Themalsar harabelerinin altındaki zindanlarda sıkıştırmayı başarmışlardır.

Gelişen olaylar grubu, en nihayetinde, dört yüz yıl önce ölümden kurtulan Themalsar’la karşılaştırmıştır. Çetin bir mücadeleden sonra onu yenmeyi başarmış olsalar da gelişen olaylar zincirinde bir kopukluk olur ve Darly Dor, bir şekilde grubun elinden kaçmayı başarır.

Grup yorgun ve bitkin, fiziksel ve psikolojik yaralarla Themalsar harabelerinin yıkıntılarını geride bırakıp Serenity Home’a geri dönmek için yola koyulurlar.
Hikaye, harabelerin altındaki zindanlardan yüzeye çıkan merdivenlerin son basamaklarını tırmanırken, grubun hissettiklerini, içlerinden geçenleri ve düşüncelerini dile getirmektedir.

Hikaye aynı zamanda, grubun bütün üyelerini teker teker ele alsa da, daha önce pek az spot görmüş, birbirleriyle pek az etkileşimi olmuş ve birbirlerine hiç benzemeyen ve ancak çok genel anlamda ortak amaçları olan iki kişi, Lorna ve Laila, üzerinde yoğunlaşmaktadır.

 

Yorgun ve bitkin adımlar, nihai merdivenlerden tırmanırken istemsizce hızlanırlar. Ne merdivenlerin yıkık ve dengesiz olması, ne de toz, kir ve rastgele serpilmiş kırık kemikler ve arada bir göze batan çatlamış dört asırlık kuru kafalar, adımların yükselen moralini etkileyemez.

Grup, olağanüstü bir beklenti hissiyle son basamakları tırmanır ve loş, her tarafı dökülmüş taşlar, tuğlalar ve parçalanmış ahşap masalar, sandalyeler ve daha önce ne oldukları artık anlaşılmaz hale gelmiş başka mobilyalarla dolu geniş bir odaya gelirler. Bu oda, duvar boyaları ve  sıvaları dökülmüş, çatısı uçmuş, tepesi de yana devrilmiş, iki hafta kadar önce aşağıdaki mahzenlere indikleri merdivenlerin gizlenmiş olduğu kulenin zemin katıdır. Tavanı düzlüğünü kaybetmiş, kulenin üst katlarının yığılmasından oluşan ve geçen dört yüz yıla rağmen yerçekimini inkar edercesine çökmemekte inat eden bir yığından ibarettir.

Herkes bir an durur ve kırk beş – elli adım ilerideki, bir kanadı yerde ve tamamen parçalanmış, diğeri ise delik deşik olmuş, kalan son bir menteşesi ile eğik bir şekilde ayakta durmayı başarmış kanatlı kapılara bakarlar. Kapıların öbür tarafından silik bir ışık gelmektedir. Bu onların iki haftadan biraz daha uzun bir süredir ilk defa gün ışığını görmeleridir.

“En sonunda.”, diye gök gürlemesini andıran, derin bir rahatlama sesi gelir önden.

Udoorin, yüzünde kendisi gibi kocaman sırıtışı ile mutluluğunu gizleyemez.

Hemen yanındaki, birer hançeri andıran, çenesinin en az bir karış altına kadar uzayan iki uzun dişe sahip, tarih öncesi çağlara ait koyu kumsal renklerin arasına serpilmiş siyah puanlı devasa kaplan, ancak bir kedinin gösterebileceği kıvrak bir zıplayış ile açık kapılardan dışarı fırlar.

“Birisi pek mutlu görünüyor..”, der Udoorin’in kocaman cüssesi arkasında kaybolmuş Lady Magella gülümseyerek. Sonra yanındaki uzun boylu, yumuşak pek az yanı olan ve neredeyse Udoorin kadar da geniş omuzlu kızıl kumral saçlı kıza bakar. Nasıl ki Udoorin’in bakışları, duruşu ve davranışları ile açıkça bir ‘savaşçı’ imajını veriyorsa, bu uzun boylu, işlemeli parlak çelik zırhlar içerisindeki genç kız da açık bir şekilde ‘şövalye’ imajı vermektedir.

Lady Magella kıza döner ve “Kolun hala acıyor mu? İstersen dinlenme arası verelim.. ve Tanrı aşkına illaki o zırhları giymek zorunda mısın? Eminim sensiz de bir iki kavganın üstesinden gelebilecek birileri vardır burada.”, diye hafifçe azarlar.

“İlginiz için teşekkür ederim, Lady. Evet hala acıyor ve kalkanımı hala kaldıramıyorum ama yorgun değilim. Zırh da beni yormuyor. Bir sonraki dinlenmeye kadar sorun olmaz.”, diye nazikçe ve bir o kadar da dürüstçe cevap verir Moira ve sonra da mutlu bir ses tonuyla, “Aslında zırhımı çıkartırsam, kendimle ne yapacağım sorusuna cevap bile bulamıyorum.”, diye ekler. Onun da gözleri daha bir parlaktır ve o da kapılara bakmaktadır.

Lady Magella derin bir iç çeker. Moira’yı çok sever. Kız kesinlikle somurtkan olmamakla beraber bazen biraz fazla ciddidir. Genelde güler yüzlü, her zaman içten, dürüst, efendi, saygılı ve çoğu zaman da resmi olsa da yine de Udoorin mi, Merisoul mu, yoksa Moira mı daha deli, diye kendi kendisine kederli bir şekilde sorar.

“Siz deliler benim sonum olacaksınız”, diye içini çeker.

“Öyle demeyin lütfen Lady. Emin olun biz sizi koruruz”, diye cevap verir Moira neşeli bir şekilde.

İkisinin arkasından gelen Gnine ve Bremorel de istemsizce adımlarını hızlandırırlar. Gnine, iki hafta önce, ilk defa bu merdivenlerden inerken ne kadar da korkmuş olduğunu hatırlar. Amcasının workshop’unda çalışan o genç muzır çırak, sanki elli yıl geride kalmış ve hatırlanmakta zorluk çıkaran bir ayrıntıymış gibi gelir ona. Buradan çıkarken nedense mutsuzdur.

Gnine hüzünlü değildir. Mutsuzdur!

Son bir kez arkasına, sanki bırakmak istemediği bir şeyi isteksizce bırakmak zorunda kalan birinin ikilemi ile bakar ve ister istemez de ardından gelen Merisoul ile göz göze gelir. Merisoul’dan Gnine’a doğru sadece fısıltı bir “Bırak.” kelimesi duyulur. Gnine, derin bir iç çekişle tekrar öne doğru döner.

Son bir haftadır git gide içine kapanan Bremorel’in yüzünde ise hiç bir ifade yoktur. Elini, sırtındaki koca kılıcın kınını sağ omzundan göğsüne, oradan da bel ve kalçasına çaprazlamasına bağlayan kalın deri kayışın üzerinde gezdirmesi dışında, gün yüzünü görmüş olduğuna dair herhangi bir tepki vermemektedir.

Tepki yoksulu bir başkası ise hemen onun arkasından gelmektedir. Aager, her zamanki sessiz ve bir başkası için amaç ve çaba gerektiren, ancak kendisi için ise sadece ‘doğal’ denebilecek bir temkinle, her an tek sıçrayışta belindeki kılıç ve hançerle bir ölüm sayacına dönmeye hazır bir halde yürümektedir. Ne var ki hali hazırda içinde hissettiği sessizlik ile her zamanki sessizliği bir nüans göstermektedir.

Aager’in aksine Merisoul ise pek de sessiz değildir. Mütemadiyen oflayıp poflamakta, belliki kendince bir iç çatışmanın içerisindedir ve bunu kendi içinde ve sessizce yapmak gibi bir niyeti de yoktur. Küçük yüzünde hafif üzgün bir ifade mevcuttur ve bu ifade neredeyse herkesin aksine, dışarı açılan kırık kapıları görünce daha da artar. Arkasından, fır fır sesleri ile kanat çırpan Jay, sanki sahibesini avutmak istercesine Merisoul’un küçük omuzlarına konar, uzun zehirli kuyruğunu onun boynuna ve boynuzlarına sarar ve rengarenk kanatlarıyla da ona sarılıp, ince uzun çatallı diliyle önce kendi pençesini, sonrada onun yanağını yalamaya başlar. Merisoul, hüzünlü yüz ifadesiyle Jay’in kıkırdağımsı başını okşar, onu öper ve ıslak yanağına bastırır.

Laila bir yandan Merisoul’u arkasından izlemektedir, bir yandan da grubun en gerisinde olması dolayısıyla da kendi arkasını kolaçan etmektedir. Merak etse de, ona derdini sormaz. Merisoul hakkında pek de bir şey bilmese de, öğrendiği az şeyden kesin olan bir tanesi varsa o da; ‘Merisoul’un aklından geçen ya da sana söylemek istediği bir şeyler varsa, o gelir ve seni kem gözlü bir nazar gibi bulur!’

Onunla tanışalı sadece iki haftada kadar olmuş olsada bu kısacık süre ona gerçekte kendi dünyasının ne kadar küçük olduğunu göstermiştir. Ya da kendisi dışındaki dünyanın aslında nedenli büyük olabileceğini..

Söz gelimi, Thelmesar’ı öldürmeleri ve ‘Dünyanın Kapılarını‘ mühürlemeleriyle, belki dünyanın tamamı olmasada, mütevazi bir kısmını kurtardıkları kesindi ve kendisi de dahil aralarında daha kimse, ne bu gerçeğin büyüklüğüne, ne olası etkilerine, ne de sonuçlarına ayılmışlardı.

Daha geçen ay birileri ona, sadece bu iki haftada görüp de tecrübe ettiklerini anlatsaydı muhtemelen “Hadi ordan!”, demezdi ama pek de inanmazdı da.

Elindeki elf işlemeli, zarif olduğu kadar da güçlü yayı, orda olduğundan emin olmak istermişçesine baş parmağı ile okşar. Kendisi de aslında biraz hüzünlüdür ama kendi hüznü daha çok nostaljik ve kuzeni Bremorel ile ilgilidir; mutlu kamp ateşlerini, umarsız yıldızların altında kurdukları tasasız hayalleri ve sadece keyif olsun diye kuzeniyle beraber yaptıkları tüm o muziplikleri bir daha eskisi gibi yapamayacağından dolayı ve daha da önemlisi, git gide uzaklaşan kuzenini ne denli sevdiğini ve onu daha şimdiden ne kadar özlediği anladığı için di..

“Sanırım ormandaki ağaç evimize dönemeyeceğiz..”, diye kendi kendine kederlenir.

“Kuzenin için çok üzgünüm..”, diye yumuşak ve samimi bir ses duyar Laila. Ses o kadar yumuşaktır ki, bütün duyularına rağmen sesin bir an nerden geldiğini algılayamaz. Sonra ayılır ve başını hafif sağ yanına eğer, “Senin suçun değil sevgili Lorna.”, der Laila.

Aslında Laila başkalarına ‘sevgili’ diye hitab eden biri değildir ve geriye dönüp baktığında kuzenine bile bugüne kadar ‘sevgili Bremorel’ diye hitab ettiğini hatırlayamaz. Ama zaten Bremorel’e ‘sevgili’ diye başlayan bir cümle kursaydı Bree ona bir kaşı kalkmış, aklını kaçırmış birine bakar gibi onu uzun uzun süzer, sonra da ‘Sen iyi misin?’, diye sorardı her halde.. Ya da, ‘Yine yanlış mantarlardan mı yedin sen?’, diye dalga geçerdi. Ama Lorna’da bir şey vardı. Daha doğrusu, onda ‘bir başka şey’ vardı. Ya da belki de ve çok daha doğru bir ifadeyle, onda ‘bambaşka birşey’ vardı. O da kendisi gibi bir yarı elf idi ama aralarındaki fark – eh! aralarındaki farkı kendisine bile itiraf etmeyecek kadar da gururu vardı yani!

 

 

Lorna hep o yumuşak sesiyle, ağır başlı, güldüğü zaman bile asla kahkaha ile değil, yüzü hafif kızarıp da ölçülü bir şekilde gülümseyen, her zaman içten ve samimi, başkalarıyla dalga geçmeyen, asil ve hanımefendi hali ile ister istemez bir ‘sevgili’ yi hakkediyordu.

“Bir açıdan benim suçum.”, diye düşünceli bir şekilde cevap verir Lorna. Sonra derin bir iç çekerek. “Belki de o ilk karşılaşmamızda size engel olmamış olsaydım Bremorel’in bu denli içine kapanmasına sebep olacak olan olaylar zinciri hiç gerçekleşmemiş olurdu.”

Laila yarı yılgın, yarı komik bulduğu bir şeye gülmemeye çalışır bir tonla, “Hayır, bu hiçbir şekilde senin suçun değildi. Tamamen Udoorin’in suçuydu.”, der.

Lorna şaşırmış bir ifadeyle, “Neden?”, diye, çok hafif, defansif bir sesle sorar. “Udoorin’in hiçbir suçu yoktu ki!”

Laila kendi dudaklarına engel olamaz ve bir kenarı yukarı doğru kıvrılır. Nazik ama imalı bir ses tonuyla, “Seni gördü.”, der. Kendisi ileri bakmaya devam etsede, bir gözüyle Lorna’yı yandan izler.

Lorna, yüzü iyisinden kızarmış – ama yinede küçük bir gülümsemeyle, “İyi biri o. Udoorin yani. Savaşın en durdurulamaz anı, baltayı sapladığın an değil, baltanın inmeye başladığı andır. Ama o bunu başardı.”, der fısıltıyla.

Laila üstelemez. Ama bu narin, sıska kızın böylesi anarin bir ayrıntıyı fark edebilmiş olmasını da başlı başına bir gözlem harikası olduğunu düşünür ve bir anda hafızası ona acımasızca, unutmayı çok istediği o sahneyi tekrar oynatır; Lorna’nın, o kocaman, neredeyse üç metrelik silahıyla kendi yarattığı karanlığın içinden kanlar içerisinde çıkışını, Themalsar‘ın kırılmış cesedi üzerinde duruşunu ve sonra bir elini pençe yapıp Themalsar’ın ruhunu tek bir hamle ile bedeninden çekip koparışını herhalde grupta en berrak bir şekilde kendisi görmüştü.

Belki son kısmı hariç, yaptığı açık bir şekilde gerekliydi, özellikle de grubun o anki acınası hali göz önünde bulundurulursa.. ama yine de, hala hatırladıkça omuriliğinden ta kuyruk sokumuna kadar bir ürperti hissediyordu.

Laila’nın gözleri istemsizce Lorna’nın omuzlarının üzerinden, onun arkasındaki karanlığa kayar ve vücudunun yarısı duvarın içinde olduğu halde havada süzülerek hanımefendisini takip eden Themalsar’ın sonsuza dek lanetlenmiş dipsiz, boğucu, simsiyah bir dumanı andıran zincirlenmiş ruhunu görür ve içi titrer.

Sanki Laila’nın içinden geçenleri hissetmiş gibi, Lorna başını hafiften kaldırır, önce Lady Magella yönüne bir bakış atar, sonra usulce Laila’ya sorar; “Sence ben kötü birisi miyim?”

Laila bu beklenmedik soru karşısında biraz şaşırır ve nedense biraz da gururlanır.

Lorna gibi birinin ona böylesi hassas içerikli bir şeyi danışıyor olması, nedense onu daha sıcak, daha insanımsı ve belki de en önemlisi, daha az ulaşılmaz göstermiştir. Ve işte o anda bu narin kız hakkında daha önce nasıl gözünden kaçmış olduğunu anlayamadığı bir gerçeğe ayılır; Lorna hiçte bir asilzade olması dolayısıyla gizli bir kibirden dolayı ulaşılamaz ya da mesafeli, zengin bir aileden geliyor olmasından dolayı da başkalarına yukarıdan bakan biri değildir. Kız sadece utangaç, tamamen doğası gereği çekingen ve biraz da içine kapanık biridir o kadar!.. İyi eğitimli olması, ailesinin zengin olmuş olması ya da bir hanımefendi veya asilzade olması da onun suçu olmadığı gibi, aslında bunların birer suç da olmadığıdır.

Yıllar önce, kendisi daha küçük bir kızken, yarı elf olmasından dolayı birileri onunla yine dalda geçmiş ve o da ağlayarak eve geldiğinde insan olan babasının ona sarılıp, “Nereden geldiğimiz değil, nerede ‘durduğumuz’ önemlidir, benim güzel çiçeğim..”, dediğini hatırlar. Ve ancak yıllar sonra, burada, pis kokulu Themalsar harabelerinden çıkarken, babasının ta o zaman söylediği şey ile gerçekte ne anlatmak istediğine ayılır!

Kızın neden Udoorin’e sekiz atlı araba gibi çarpmış olduğunu da daha iyi anlar.

Bu beklenmedik anlayışla bir başka gerçeğe daha ayılır -ki bu gerçek onu daha da çok şaşırtır; Bir şekilde Udoorin, herkesin Lorna’ya bakıp da göremediği, kimsenin de kendisine bakıp da var olabileceğini tahmin bile edemediği bir sağduyu ile Lorna gerçeğini, onunla neredeyse hiç konuşmadan, aralarında elle tutulur herhangi bir iletişim olmaksızın bir şekilde anlamıştı. Muhtemelen kızın da ona olan ilgisi belkide, kendisinin başkaları üzerinde oluşturmuş olabileceği bütün olası yüzeysel izlenimlerini Udoorin, koca elinin tersiyle bir kenara itivermiş ve onun sadece güzel ve sempatik yüzünü değil, onun ruhunun derinliklerini, gerçek Lorna kimliğini görmüş olmasından kaynaklanıyordu.

Laila hafif bir kıkırtıyla kendi kendisine; “Tencere-Kapak!”, der. Sonra bütünüyle Lorna’ya dönerek onun solgun, küçük burnunun üzerine hafifçe serpilmiş çilli yüzüne bakar ve “Hayır, sevgili Lorna, sen kötü biri değilsin!”, der.

“Herkes, herkesi ve herşeyi anlayamaz. Anlaması da beklenemez. Ben ok atmasını çok iyi biliyorum. Aramızda sadece bir kişi benim kadar iyi ok atabiliyor, o da kuzenim.”

“Ama onun neden kılıcı, oka tercih ettiğini anlayamıyorum.

Udoorin’in babası, biz kasabadan ayrılırken ona yadigar kılıcını verdi. Çok güzel, kınından çekildiğinde alev alan büyülü bir kılıç. Ama onun bugüne kadar o kılıcı bir defa bile kınından çıkarıp kullandığını görmedim. Onun neden bir baltayla herşeye gözü kara daldığını anlayamıyorum.

Inshala’nın, nasıl kendisinden dokuz kat daha ağır bir kediye sonra da ondan bile daha büyük dev bir akrebe dönüşebildiğini anlayamıyorum. Aynı hayvan ailesinden bile değiller. Biri bir memeli, diğeri ise harici iskeleti olan kabuklu örümcekgiller ailesine ait! Birinden diğerine dönüşebiliyor olması düşüncesi bile avuçlarımı terletiyor.

Gnine’ın iki parmak hareketiyle bir düzine yaratığı nasıl patlata bildiğini de anlayamıyorum. Bunun arkasındaki fiziği düşünmeye çalıştığımda bile beynim acıyor! Ama yıllar önce kendi ısrarı üzere benim yayımı denemek istemişti. Yay suratına patladı ve üç hafta boyunca alnının tepesinden sol ayağına kadar kıpkırmızı bir çizgiyle dolaştı..

Merisoul’un, başkasının hayatını kurtarmak için kendisini parçalayıp acılar içerisinde kıvranmasına rağmen ‘iyiliğin’ ne olduğunu anlayamamasını anlayamıyorum.

Senin ise o koca silahı elinin bir hareketiyle nasıl ortadan kaldırıp, sonra da geri çağıra bildiğini anlayamıyorum. Elli kiloluk bir kızın, üç metre boyundaki ve dört kilo ağırlığındaki bir mızrağı, Udoorin’in baltalarını savura bildiği gibi savurabilmesini anlayamıyorum. Bunu Bree’nin bile yapabileceğinden emin değilim!

Ve en önemlisi de, Lady Magella’nın, bizim gibi bir avuç huysuz çocuğa nasıl tahammül ede bildiğini anlayamıyorum.”

“Benim ya da bir başkasının, beni ya da bir başkasını anlamasına bakmıyor bence iyi veya kötü oluşumuz. Bizim yaptığımız ya da yapmak zorunda olduğumuz her şey her zaman ak ve kara diye değerlendirilemez. Ancak gereklilik ve zorunluluk olarak bakılabilir.”

Laila başıyla Themalsar’ı işaret ederek, “Ben bir izciyim. Arada bir ormanımız daki hayvanlardan biri, bir şekilde kuduz olur. Kuduz bir hayvan için yapılabilecek tek bir şey vardır; onu öldürmek sonra da yakarak imha etmek. Önemli olan, onun etrafındakilere ne kadar zarar vermesini beklemek istediğimizdir. İşin kötülük yanı, kuduz olmuş bir hayvanı öldürmek değil, bilinçli bir şekilde onun hayatta kalmasına göz yummaktır.”

Lorna başını yere eğer. Laila bir elini onun omzuna koyar ve nazikçe ona, “Öyle görünüyor ki birileri bunun gibi bir kuduz vakasına dört yüz yıl göz yummayı tercih etmiş. Sen ise buna bir son vermeyi tercih ettin. Onu öldürdün ve.. ‘yaktın’.. sanırım. Bundan dolayı belkide binlerce hayatı, onlar asla bilmeyecek olsalar dahi kurtarmış oldun. Bu, kötülük değildir!”, der.

Lorna ila beraber kendisi de merdivenlerin son basamaklarını çıktıklarında, gözü dışardaki bir harekete kayar. Kırık kapıların dışında kocaman, tarih öncesi bir kaplanın, uzun bir oda hapsinden sonra bahçeye çıkmasına izin verilmiş küçük bir kız gibi bir sağa, bir sola koşturup zıpladığını görünce kendisini daha fazla tutamaz. Gözleri biraz dolmuş da olsa kahkahalarla, grubun neşesine kendisi de katılır.

 


 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / January 1, 2020 / Reply

    Hikayeyi yazdıktan sonra edindiğim bazı feedback’lerden sonra bir-iki şeyi aydınlatmam gerektiğini düşündüm.

    Evet hikayede Laila ve Lorna’dan bahsetmek istediğimi söylemiştim, gerçekte yaptığım da tam olarak bu oldu.

    İkisinin bir savaş anında yaptıklarını ayrıntılı bir şekilde de anlatabilirdim ama bu, onları anlatmak değil, onların yaptıklarını anlatmak olurdu. Bu iki -genel olarak sessiz- kızın, birbirleriyle yaptıkları bu basit diyalog ile, gerçekte Lorna’nın olduğu kişiyi biraz olsun tanıtma fırsatı yakalamış oldum, Laila’nın da sadece ok atıp yaratık öldüren bir izci olmadığını, akıllı, sezileri kuvvetli, anıları ve hayalleri olan, karakter analizi yapabilecek kapasitesi olan bir kişi olduğunu göstermek istedim. Ve oyunun ileriki safhalarında iki kız arasında kalıcı bir bağ olursa, daha iyi olabileceğini düşündüm! 😀

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.