You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *


 

Timeline: Bu olay, “EXIT” den hemen sonra yer alır.

 

Grup, Inshala’nın neredeyse beş yüz elli kiloluk, hançer dişli kocaman bir kaplan formunda neşeli bir şekilde hoplayıp zıplayıp havaya pati atmasını hem eğlenceli, hem de umut verici bulur..

Inshala doğası gereği hoplayıp zıplamak bir yana, gülen ya da gülümseyen biri bile değildir. Olağan hali ciddi, sinirli, mesafeli, saplantılı, çoğunlukla da soğuk denebilecek kadar içine kapanık, kötürüm, gözü döndüğünde ise – eh.. gözü dönen bir kızdır.

Koca kaplan, bir süre daha sağa sola koşturur sonra grubun tam önünde aniden durur. Bir an saldıracakmış gibi iki güçlü arka bacaklarının üstünde şaha kalkar, ama yere geri indiğinde kaplan yerine, soluk yüzü ve başını iki yandan saran saçları, çatık kaşları, büzülmüş ağızı ve uzun etekli kıyafetiyle Inshala durmaktadır. Kaplan ile kız arasındaki geçişte hiçbir özel efekt, parlayan ışıklar, değişen vücut hatları, eğilip bükülen kemik görüntüleri eşliğinde beklenen çığlıklar duyulmaz.

Bir an kaplan, hafif bir sis, sonra kız.

Lady Magella: “Bu melanet yerden çıktığımıza göre, kasabaya dönebiliriz. Dönüşümüz en az..?”, der ve izci kuzenlere bakar.

Daha önde duran Bremorel’den herhangi bir ses çıkmayınca, arkadan Laila’nın sesi duyulur, “On altı gün. En az. Olabildiğince hızlı bir trek ile gidersek, belki on bir ya da on iki güne indirebiliriz. Atlarımız olsaydı, o zaman ormanın içinden değil, kıyısından giderdik. Orman bitince de yarım gün güneye, sonra da güney batı istikametine döner ve Serenity Irmağına yetişmiş olurduk. Irmağı takip ettiğimizde de, Serenity Home’a doğudan varmış olurduk. Bu şekilde belki üç ya da üç buçuk gün daha kazanırdık. Sadece ben, Bree ve belki Inshala gidersek, sadece bir hafta ya da dokuz günde varabiliriz..”, der.

Lady, düşünceli bir şekilde, “Ancak atlarımız yok ama yaralılarımız var.”, der ve gruptaki birkaç kişiye manalı bir şekilde bakar. “Ve ‘sen, Bree ve belki Inshala’ da yalnız başınıza gitmiyorsunuz! Şu anda herhangi bir acelemiz yok.”

“Darly kaçtı nasıl olsa. Kaçmadan önce bize verdiği bilgiler dışında da elimizde, şerrinden arındırılmış bir tapınak dışında bir şey yok.”

Bremorel acı bir sesle, “Darly’nin peşinden gitmeliyiz. Laila ile birlikte izini bulabileceğim den eminim.”

Laila mutsuz bir ifadeyle kuzenine bakar.

“Darly’yi yakalamamızın bize pek bir fayda getireceğinden kuşkuluyum.”, diye Moira araya girer ve Bremorel itiraz edemeden, “Evet, bende onun yakalanıp suçlarının cezasını çekmesini isterdim. Ne var ki, Darly’nin de bir başkasının oyununa getirildiği açık. Dahası, gerçek suçlular ve amaçları hakkında hala hiçbir bilgiye sahip değiliz.”

Udoorin’in derin sesi gürler, “Babam bundan hoşlanmayacak.”

Moira, “Babana saygım sonsuz, Udoorin, ancak babanın burda bir hükmü yok.”, der. Sesinde bir aşağılama veya küçük görme niyeti duyulmamaktadır. Moira sadece hukuki bir gerçeği dile getirmektedir ama Udoorin’in yüzü kararır.

Lady araya girer, “Udoorin. Lütfen. Sen de pekala biliyorsun ki Lady Moira’nın söyledikleri doğru. Eminim niyeti seni ya da babanı küçük düşürmek değildi”.

Moira bir an yaptığı hatayı anlar. Udoorin’e döner, kılıcını yavaşça kınından sıyırır ve onu yere saplar. Kırık kolunu, sargılarından kurtarır ve canı fena halde yanıyor olmasına rağmen, zorlayarak çelik kaplamalı eldivenlerini çıkartır ve onları, Udoorin’e doğru değil de, yavaşça kendi yanına bırakır. İki elini de bel hizasında, aşağı doğru, boş avuçları dışa bakacak şekilde açar ve Udoorin’e, ‘silahsızım ve barış içinde geliyorum’ mesajını açık bir şekilde göstererek yaklaşır ve son derece resmi bir üslup ile; “Samdorin ve Daniella oğlu Barbadorin ve Katishka oğlu Standorin ve Limnia oğlu Udoorin. Hiç düşünmeden konuştum ve bu düşüncesizliğim ile hem senin ve hem de babanın onurunu sorgulamış oldum. Lütfen içten özürlerimi kabul et. Kusurumun kefareti olarak, ödeyebileceğim bir fidye vermeye gönüllüyüm!”, der.

Ortam bir anda sessizleşir.

Arkadan sadece Lorna’nın sessiz bir “Wow..”, sesi duyulur.

Lady Magella, bir eliyle yüzünü kapatmış, sanki dua ediyormuş gibi başını bir sağa, bir sola sallayarak öylece durur.

Udoorin’in morarmış yüzünde ise, ‘Nooldu şimdi yaa?!’, der gibi bir ifade belirmiştir. Utanarak önce boğazını temizler, sonra elindeki baltasını yere atar. Diğer baltasını da çıkartır, onu da yere atar. Ve ardından üçüncü bir baltayı daha çıkarıp kenara atar. Durur ve belinden babasının yadigar kılıcınıda parıldayan alevler içerisinde kınından çeker ama onu yere atmaz. Kılıcı yavaşça yere batırır. Tıpkı Moira’nın yaptığı gibi ellerini bel hizasında ona doğru açar ve, “Umm.. Lord Paladin Delia Karakash Hooman oğ- umm.. kızı Lady Moira Alisia Jean Hooman. Gerçekte benim sizden özür dilemem gerekiyor. Son günlerin yorgunluğu hepimizi biraz etkilemiş durumda sanırım. Sizin asla, ne benim, ne de babamın onurunu sorguladığınızı düşünmedim çünkü bunu bir ihtimal olarak göremiyorum.”, der ve Moira’nın, sargılarından çıkarılmış, kırık olduğu açıkça görülen koluna bakarak, “Ve size çektirdiğim acının kefareti olarak, ödeyebileceğim bir fidye vermeye gönüllüyüm.”, diye ekler.

Arkadan aynı ses “Wow..”, diye tekrarlar.

Aager, “Olm sen tam bir avanaksın ama bugüne kadar yaptıkların bir yana, sırf bu konuşmadan dolayı baban seninle gurur duyardı.”, diye geçirir içinden.

Ortam sessizliğini korumaya devam eder.

Udoorin, Moira’ya bakarak, “Umm.. ben bu kadarını biliyorum. Bütün tuşlara bastım. Gerisinde nooluyor, hiçbir fikrim yok!”, yüzü biraz kızarmış bir şekilde Moira’ya fısıldar.

Moira’da Udoorin’e benzer bir ifadeyle ona bakmaktadır, “Benim de hiçbir fikrim yok. Böyle bir durumda daha önce sadece iki defa kaldım ve ikisinde de özrüm kabul edilmedi ve iş düello da sonuçlandı.”, diye o da geri fısıldar.

Udoorin merakla, “Eee.. nooldu sonunda?”, diye sorar.

Moira çarpık bir gülümsemeyle, “Ben hala buradayım.”, der.

Udoorin kısa bir kahkaha atar ama sonra yine ciddi bir sesle, “Gerçekten özür dilerim. Ama sargılarını açmamalıydın.”, der ve sesini daha da kısarak, “Lady seni çiğ çiğ yiyecek.”, diye ekler.

Moira’nın yüzünde ürkmüş bir ifade belirir, “Hay aksi. Bunu hiç düşünmemiştim.”, der.

Merisoul, “Bence iki kefaret birbirini götürür!”, diye mırıldanır.

Grup bir anda rahatlar. Lady Magella söylene-azarlaya Moira’nın kırık kolunu tekrar çubuklarla yerine yerleştirir ve acıdan dolayı gözlerinden yaşlar inen kızı umursamıyormuş gibi yaparak kolunu sımsıkı sarmaya başlar. “Belki de yine açamayasın diye ellerine bebe eldiveni geçirmeliyiz”, diye söylenir durur.

Bu esnada Udoorin ise onun yanından hiç ayrılmaz ve Moira’nın gözü dolu halini kimse görmesin diye iri cüssesiyle ona kalkan olur.

“Büyük büyük annemin adını ben bile bilmiyordum, sen nerden öğrendin?”, diye merak eder.

“Lady Daniella bazı çevrelerde çok tanınmış bir hanımefendiydi. Bir çok kendini beğenmiş aristokratın havasını söndürmek gibi tekil bir beceriye sahipti..”, der ve bir an gözlerini acıdan dolayı kapatır.

“Git burdan Udoorin, konuşturma şu kızı!”, diye Lady, Udoorin’i de azarlar.

“Sorun değil Lady. Size de zahmet çıkardığım için özür dilerim.” der Moira. Sonra Udoorin’e “Sırf onu susturmak için aristokrasiye katmak ve sonra da ona birtakım yapmacık şeyler isnat ederek onu bitirmek istediler ama o büyük büyük deden ile evlenerek Serenity Home’a yerleştiler. Bunu yaparak hem o şımarık züppelerin planını bozmuş oldu, hem de onların aristokrasiden anladıkları şey hakkında tam olarak ne düşündüğünü yüzlerine vurmuş oldu. Bizim oralarda hala genç kızlar arasında bir efsanedir..”

Udoorin sırıtır.

“Peki sen benim diğer isimlerimi nereden öğrendin? Serenity Home’a geldiğimden beri hiç kullanmadığı mı kesin olarak biliyorum.

“Babam.” der Udoorin, sanki bu herşeyi açıklıyor muş gibi.

Moira ona soran bakışlar atınca, “Meşhur Lord Paladin Delia Karakash Hooman’ın kızı gelecek ve babam onun Lady Moira Alisia Jean Hooman olduğunu bir şekilde öğrenmeyecek!”.

Bu sefer Moira biraz sırıtır.

Yerde yığılı duran kılıç ve baltalara işaret ederek “Biri gelip ayağını kesmeden, kaldırın şunları yerden”, diye Lady, bir de toplu azar çeker ikisine.

 

Kısa bir münakaşadan sonra, grup bu lanetli harabelerden olabildiğince uzaklaşıp ormanda kamp kurmaya karar verir. Herkes eşyasını, teçhizatlarını ve silahlarını kontrol eder ve Themalsar’dan ayrılmak için hazırlanırken, Inshala’nın durgun ama kararlı sesi duyulur;

“Yapmam gereken bir şey var.”

..ve yavaşça toprağa çömelir ve ona dokunur.

 

 

Burası çok uzun bir süredir ölü. Fazla uzun.. Her şey yaşamayı hak eder, sonu ölüm olsa da. Ama hiçbir şey bu şekilde ölü kalmaya devam etmeyi hak etmiyor.”, der ve yavaşça yere, uyumak istiyormuş gibi uzanır ve bir şeyler mırıldanmaya başlar. Sözleri anlaşılmaz mırıltılar, önce bir şarkı gibi gelir. Şarkı, tam olarak melankolik değildir, ama hüzünlüdür. Bir an sonra herkes, şarkıyı sadece duyduğunu değil, içinde de hissettiğini fark eder. Gnine’ın, “Bu bir şarkı değil. Bir büyü! Ama nasıl?!”, dediği duyulur.

Inshala, büyüyü bir şarkı gibi söylemektedir.

..ve Themalsar tapınağının tuzlanmış kömürümsü ölü toprağı yumuşar ve genç kızı içine çekmeye başlar.

Inshala yavaş yavaş toprağa gömülmeye başlar.

Lady Magella biraz tedirgin olur. “Inshala.. kızım?”

Inshala büyüsünü söylerken, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle ona bakar. Gözleri pırıl pırıldır ve kendisiyle karşılaştıkları o ilk, yıldırımlı geceden beri belki de ilk defa bu deli kızın yüzünde bir ‘huzur’ ifadesi görürler.

Inshala toprağın içinde tamamen kaybolur!

Herkes nefesini tutar ve bekler..

..aradan bir dakika geçer.

[Hikaye: Rüya tam bu anda gerçekleşir]

..ve bir dakika daha geçer.

Ancak birkaç dakika daha geçince Moira, “Lady?”, diye tedirgin olmuş bir sesle sorar. Arkasından Laila ve Lorna da “Lady?!”, diye Lady Magella’ya bakarlar.

Lady Magella ellerini başına götürüp saçlarını çekiştirmeye başlar, “Bilmiyorum, bilmiyorum bu deli kızın ne yaptığını bilmiyorum,” diye haykırır.

“Udoorin!”, diye bir başka haykırış daha duyulur. Aager, Udoorin’e sırt çantasından çıkardığı küçük bir kepçeyi fırlatır. Kendisi de elinde bir hançerle Inshala’nın kaybolduğu yere atar kendisini ve toprağı eşelemeye başlar. Udoorin, Aager’in ona attığı kepçe ile Inshala’nın mezarına koşar ve o da toprağı kazmaya başlar.

Biraz sonra, Gnine’da onlara katılır.

Bremorel, Moira, Merisoul, Lorna ve Lady, elleri ağızlarında, eşilen toprağa bakmaktadır. Ama Laila tam bir panik içerisindedir. Inshala’nın gerçek hikayesini bilen tek kişi kendisidir ve onun kendisine yapabileceklerini düşününce, bir anda gözleri dolar ve sessizce, “Hayır yaa.. Her şey iyiye gidiyordu. Neden şimdi böyle bir şey yaptın ki?”, diye hayıflanır.

Hiç beklenmedik bir şekilde Aager, “Seni aptal şey! Neden?! Neden şimdi böyle bir şey yaptın?”, diye haykırır.

..ve sanki gökyüzü ona cevap veriyormuşçasına birden kararır. Koyu gri ve mor bulutlar, beklenmedik bir hız ile toplanır ve kaynamaya başlar. Uzaklarda bir yerde bir  yıldırım çakar ve birkaç saniye sonra da gök gürler. Gök gürlemesiyle birlikte yer de titremeye başlar. Başlangıçta pek hissedilmez ama biraz sonra herkes ayaklarının altından gelen sarsıntıyı fark eder. Sallantı yavaşça artmaz. Bir anda vurur!

İlerideki bir duvar yıkılır. Onu bir başka duvar, sonra bir sütun ve sonra da bir kemer takip eder.

Lady Magella, “KAÇIN! Hepiniz Kaçın!”, diye çığlık atar.

 

Udoorin, bir eliyle Gnine’ı, diğeriyle de Lorna’yı kaptığı gibi harabelerden fırlayarak kaçar ve toprağın derinliklerinden, ani, kulak acıtan, keskin bir çatırdama sesleri gelir.

Laila kuzenine, “Moira’ya yardım et!”, diye bağırır ve kendisi de Lady’nin bir kolunun altına girmeye çalışır. Lady ona fena bir bakış atınca bir an tereddütte kalır ama Merisoul da Lady’nin diğer koluna girince, cesaretini bulur ve ikisi birlikte Lady’yi hızlı bir şekilde, yerde açılan yarık ve gediklerin üstünden atlayarak harabelerden kaçarlar..

Aager dışında herkes uzaklaşmıştır. Çakan yıldırım ve gök gürlemeleri arasında, Aager’in lanetleri duyulur. Kendisi inatla toprağı eşelerken hançeri kırılır ve ellerini keser.

Birkaç dakika içerisinde Themalsar harabelerinde kalan tek canlı Aager’dir. Etrafında çöken duvarları, yıkılıp parçalanan sütunları, şaha kalkmış dev toprak parçalarını, havada uçuşan taşları ve açılan koca delikleri umursamadan, elleri kan içerisinde kazmaya devam eder.

Muazzam bir gümbürtü kopar ve yer yarılır, Themalsar’ın sekiz yüz altmış yıl boyunca ayakta kalmayı başarmış duvarları, kemerli sütunları, kuleleri ve kubbeleri, kurumuş deniz kabukları gibi parçalanır ve kendi cesedi üzerine çöker.  Yarılmış toprağın içerisinden, dev parmakları andıran devasa kayalar yükselir ve ardında kocaman bir toz bulutu bırakarak, gazap dolu bir hınç ile çöken tapınağın üzerine kapaklanarak onu gömerler.

Yarım saat gibi kısacık bir sürede, sekiz yüz altmış yıl ayakta kalmayı başarmış bir çılgınlık, nihai olarak sona ermiştir.

Birkaç artçı titreşimden sonra yer durulur, kara bulutlar dağılır, gök, son bir kere daha gürler ve hafif, sıcak bir yağmur çiselemeye başlar.

Uzun dakikalar sonra, toz bulutunun içerisinde silüetler belirir.

Grup Themalsar’ın daha yarım saat önce bulunduğu yıkıntılara geri döndüklerinde, havadaki toz, çiseleyen yağmurun etkisiyle yere çökmüş ve harabenin yerinde sadece bir düzlük mevcuttur.

“İşte şurda, bulduk onu!”, diye Laila ve Bremorel, yerde yatan, yarısı toprakla örtülmüş bir şeye doğru koşarlar.

“Aptal çocuk”, der Lady ve Aager’in savrulup düştüğü yere gelir. Aager’in her yerinde yaralar ve kesikler vardır. Başının arkası da kan içerisindedir. Belli ki savrulduğunda başını şiddetli bir şekilde yere çarpmıştır.

“Aranızda aklı başında, normal bir kişi yok mu yahu?!”, diye fena bir şekilde kızmıştır Lady.

“Ben, ‘normal’den kaybediyorum.”, diye mırıldanır Merisoul ve Lady’ye yardım eder.

Diğerleri ise nedense tam bir sessizlik içerisinde aksi yöne bakmaktadır.

Yıkım sonrası düzleşmiş alan, sanki ekime hazır bekleyen bir tarlayı andırmaktadır. Alanın ortasında, küçücük, körpe bir fidan durmaktadır. Son derece cılız ve narin bir hali vardır. Fidan, sanki kendi içinden gelen, yeşil bir parıltıyla, hayat dolu bir şekilde titrer ve olduğu yerde, yavaşça, salına salına dönmeye başlar.

..Ve döndükçe de büyür. Önce on santim boy atar. Ardından bir on daha. Biraz şişer ve bir on santim daha uzar.

Fidan, kaşla göz arasında, genişleyip boy atmaktadır. İki dakika gibi kısacık bir süre içerisinde, küçücük fidanın yerinde kocaman, hayat dolu pembe yapraklarla taçlanmış bir ağaç durmaktadır. Ve sanki bir rüzgar devamlı ağacın yaprakları arasında geziniyormuş gibi, ağaç salınmaktadır.

Ağaç, sadece kendisinin duyduğu bir şarkıya ayak uydurur gibi bir sağa, bir sola salınır..

Aager uyanmış ancak tam olarak kendisine gelememiş ama, herkesle beraber o da bu muhteşem sihir karşısında büyülenmiş bir şekilde kalakalmıştır.

Ve bir anda ağacın etrafında parlak yeşil ile güneş sarısı, avuç içi küçüklüğünde kanatlı periler belirir.. Üç.. Beş.. derken ağacın dalları ve yaprakları arasında, arımsı bir vızıltı ile sevgi ve sevinç sesleriyle uçuşurlar.

Ağaç bir yandan salınırken, bir yandan da pembe yaprakların arasından soluk eflatun çiçekler açmaya başlar. Çiçekler açtıkça polenleri etrafa saçılır.. Polenlerin her biri yere değdiğinde kısık bir ‘çın’ sesi duyulur. Tozların konduğu toprak, kara ve uğursuz halinden silkinir ve yeşermeye başlar. Önce çiğ yeşil çimenler yeşerir, sonra çimlerin arasından rengarenk çiçekler sabırsızlıkla pörtler.

Küçücük, zerre büyüklüğündeki her polen değdiği yere hayat getirir ve getirdikleri hayatla beraber börtü böcek ve kuşlar peyda olur.

Bu büyü, varlığını zorbaca, ateş topları ya da parlak ışıklı şimşeklerle değil, bir anne rahmi gibi, ‘yeni hayat’ sunarak yayılan, harikulade bir sihirdir.

Büyülü ağaç, iki saat boyunca salınır ve yeşilliği, Themalsar‘ın lanetli, ölü topraklarını yok ederek değil, yeni hayatlar getirerek örter. Dört asır boyunca melanet ruhlar dışında hiçbir hayvan ya da kuşun yaklaşmadığı, hiçbir bitkinin yetişmediği bu ölü yer canlanır ve hayata gelir.

Herkes hayret içerisinde ve sessizce ağacı, ve onun getirdiği hayatı, sanki bir trans halindeymişler gibi seyre dalmıştır. Herkes, kendi duyguları içinde gezinmektedir. Ama hepsinde bir duygu ortaktır; huzur.

Ağzı açık herkesin gözü önünde, ağacın gövdesinde bir oyuk peyda olur ve içinden Inshala çıkar.

 

Sakin bir eda ile gruba yaklaşır. Gözleri ışıl ışıl parlamaktadır ama aynı zamanda yanakları gibi, gözleri de çökmüştür. Üstündeki giysileri de sanki kendisi gibi erimiş ve dökülmüştür. Yüzündeki huzura rağmen, yürürken ki sallanışı, takati tamamen bitmiş biri gibidir.. Yüzündeki değişiklik vücudunun diğer yerlerinde de görünmektedir; boynu bir kalem gibi inceciktir ve sanki başını bile yukarda tutamaz bir haldedir. Kolları ve bacakları da aylarca yiyecek birşey bulamamış bir savaş mağduru gibi, bir deri bir kemik kalmıştır.. Sanki daha önce tanıdıkları kız erimiş ve geride sadece, hafif bir rüzgarın bile uçurup götürebileceği bir ruh kalmıştır.

Zorlukla duyulur bir sesle, “Benim elimden ancak bu kadarı geliyor. Ama bu iyi bir başlangıç.”, der . Inshala gülümsemektedir ama onun bu çökmüş hali, kendisini seyredenlerin içini burkar.

“Themalsar şerrinin temizlenmesi daha en az iki yüz elli yıl sürecek.”, der. “Yoruldum. Bu başlangıç benden birşeyler aldı.”, der ve ipleri bir anda kesilmiş kukla gibi yere yığılır.

Herkesin haykırış ve çığlıkları arasından Aager, uzandığı yerden fırlar, başı döner ve tökezler ama yine de Inshala yere kapaklanmadan önce onu yakalar.. ve bir anda içini bir korku sarar.

Kız, kollarında olmasına rağmen onun ne ağırlığını ne de varlığını hissedebilmektedir. Bir anlığına, onun silinmiş simasına korku içerisinde öylece bakakalır. Ve gördükleri zihnine kalıcı bir şekilde kazınır çünkü bu güne kadar, kendisine ait olmayan hiçbir şeyi kaybetmek üzere olabileceğinden dolayı bir korku hissetmemiştir.

Aager dizlerini ona yastık edecek şekilde onu itina ile yere yatırır ve sessizce, etrafını sarmış olan kalabalığın arasından Lady Magella’ya bakar.

Lady Magella derin bir iç çeker, “Açılın biraz, kız nefes alsın” der, sırt çantasını açar ve içinden battaniyelerini çıkartır. Birini yuvarlar ve Inshala’nın başının altına yerleştirir. Diğerini ise üstüne örter, “Sanırım burası dinlenmek için uygun bir yer.”, der. Sesini yükseltip, “Sizler gidip kampı kurun, yakacak odun toplayın ve yemek hazırlayın. Yıkanmak için de sıcak su gerekecek. Bize de biraz mahremiyet verin lütfen.”, diye çatık kaşlı ses tonuyla emirler yağdırır.

Herkes bir anda başka bir yerde olması gerektiğini hatırlamışçasına sağa sola koştururken Lady, Aager’e usulca “Görünen o ki kendisini tüketmiş. Tamamen. Onu neyin hayatta tuttuğunu bile bilmiyorum. Nedir bu kendini bilmez kızlardan çektiğim?!. Deli kız her şeyini vermiş. Nefes alabiliyor olması bile bir mucize.”, diye hayıflanır. Sanki söylediklerini vurgulamak istermişçesine, nazikçe Inshala’nın çöp gibi incecik bileğini, baş parmağı ile işaret parmağı arasına alır ve “Onu hareket ettirmemiz pek de iyi olmaz. Şu anda hiçbir şey yiyecek durumda da değil”, der, durur ve sanki durumun ciddiyetini Aager’e anlatmak istercesine, “Şu anda etrafında gördüğün bütün bu yeşillik, bütün bu hayat ve bütün bu güzellik; ‘O'” der. “Kız her şeyini vermiş, ne dediğimi anlıyor musun? Her şeyini..”. Lady’nin gözleri dolar ve sessizce devam eder; “Yaşamasını ihtimal olarak göremiyorum. Kalbinin attığını hayal meyal hissediyorum.”

Aager, Lady’e öylece bakar. Sonra sıktığı dişleri arasından, “Yaşayacak.”, diye hırlar.

Lady biraz düşünür, sonra “Bol bol besleyici ve canlandırıcı sıvı alması lazım.”, der.

Aager, sert bir sesle “Alacak.” der.

Lady bir an ona bakar. Sanki bir şeyi onaylıyormuş gibi “Evet. Sanırım alacak.” der ve ayağa kalkar “Hemen hazırlayıp getiriyorum.”, der ama arkasını dönmeden önce Inshala’nın başını şefkatle okşar ve “Deli kız..”, diye tekrarlar.

 

Bremorel, kuzeni Laila’ya, “Özür dilerim”, der. “Son zamanlarda kendi içime öyle kapanmışım ki, gözümlerim o gerizekalıya karşı hissettiğim nefret dışında hiçbir şey görmez olmuş. Eminim benim bu halimi seyretmek, sana acı vermiştir.”, diye içini döküverir.

Laila ona cevap veremez. Sadece sarılır. ‘Belki de ağaç evimize geri dönebiliriz.’, diye geçirir içinden.

Moira, gözleri dolmuş, hayretle etrafına bakınmaktadır. Ancak bir fısıltıyla, “Bu.. muhteşemdi!”, diyebilir.

Merisoul, ağacın dallarından birine konmuş, başını ağacın gövdesine yaslamış ve çıplak ayaklarını daldan aşağı sarkıtmıştır. Gözleri kapalı, sanki ağacın kalp atışlarını dinlemektedir.

Udoorin ise etrafına alık alık bakarken Gnine, kendisini defalarca tekrarlamış birisinin sinir olmuş sesliyle, “Udoorin, sana diyorum.. bizi bıraksan artık!”, diye söylenir.

Udoorin, bir kolunun altında, ne kadar süredir tuttuğunu bile hatırlayamadığı Gnine’a öylece bakar, “Ne?”

“Udoorin.”, der Gnine. “Bizi, yere indir artık!”

Udoorin, Gnine’in neden bahsettiğini anlamaz ama onu yere bırakır.

Gnine, Udoorin’e, başına darbe yemiş birisiyle konuşur gibi sabırlı ama biraz da gülmemeye çalışan birisinin kasılmalarıyla, “Umm.. Udoorin.. onu da bırak istersen!”, der..

 

Gece olmuştur. Kuzenler, etrafı taşlarla çevrilmiş, mutlu bir ateş yakmıştır.

Herkes ateşin etrafında toplanmış, sessizce aralarında konuşup yemeklerini yerken Aager, ateşin yaydığı ışığın etki alanının biraz uzağında çimenlerin üzerinde bağdaş kurmuş, tükenip kendinden geçmiş olan Inshala’ya uzanabileceği, ancak uyandığında, varlığından da rahatsız olmayacağı bir mesafede oturmaktadır.

Aager, her zamanki ifadesizliği ile geceyi seyretmektedir. Başı, aradan saatler geçmiş olmasına rağmen, hala acımaktadır. Üstüne bir de şiddetli bir baş ağrısı eklenmiş olması, yüzünde oluşabilecek herhangi bir ifadeyi zaten anlamsız hale getirmiştir.

Yanında, bir mendilin içinde dokunulmamış birkaç dilim kuru ekmek, bir parça kamp ateşinde kızartılmış et ve halen tütmekte olan, kabuğu kararmış bir patates ve bir de matara durmaktadır. Açtır, ama hiç yemek yiyesi yoktur. Aager, avuçları kesiklerle yarılmış sargılı ellerine bakar ve en son ne zaman bu kadar yorgun ve bu kadar çok yerinden acıdığını düşünür. ‘Themalsar..’, diye aklına gelir. Adî papaza hançerini sapladıktan sonra kaçarken yediği büyü. Ancak o büyü, şu anda hissettiği kadar acı vermişti ona.. Düşünceleri başka şeylere kayar. Zihni sallanan bir kazan gibidir ve bir türlü odaklanmasına izin vermemektedir. Sanki düşünmesi gereken asıl mesele dışında aklına rastgele şeyleri getirip durmaktadır.

Yan tarafından çok hafif bir hışırtı duyar. Başını o yöne çevirdiğinde Inshala’nın, fırtına grisi gözleriyle kendisini süzmekte olduğunu görür. Uzun bir an, iki çökmüş birbirlerine bakar. Inshala birşeyler söyleyecekmiş gibi dudaklarını hareket ettirir ancak hiç ses çıkmaz.

Aager kalkar, yanında duran matarayı alır ve ona ağır adımlarla yaklaşır. Sonra yanına çömelir, sargılı ellerinden birini ona doğru uzatır ve kızın başını yavaşça kaldırır, diğeriylede kesikler ve sargılardan dolayı zorlukla tuttuğu matarayı onun dudaklarına götürür.

Inshala sanki tam olarak ayık değildir. Buna rağmen gözlerini bir an bile ondan ayırmadan ve ancak vahşi bir kedinin sergileyebileceği bir güvensizlikle mataradan birkaç yudum alır ve yüzünü buruşturur. Kısık, kurumuş bir sesle, “Beni zehirlemeye mi karar verdin en sonunda?”, diye sorar.

Aager, esprisiz bir hırıltıyla “Benimkilerden değil. Lady’nin zehri!”, demekle yetinir.

Inshala, gözlerini yine ondan ayırmamaya çalışır ama takati geldiği gibi tükenmiştir ve mataranın içindeki şurubu Aager’in elinden içer ama gözleri kaymaya başlar. Nefes almak için durduğunda gözleri kapanmıştır. Anca duyulur bir fısıltıyla “Ellerine ne oldu?”, diye sorar ama Aager, Inshala şuruptan biraz daha içinceye kadar birşey söylemez.

Sonra kızın başını yavaşça geri indirir ve ona dokunmamaya itina göstererek battaniyesini düzeltir. Gitmek için ayağa kalkarken “Salağın teki kesti.”, der.

Aager tekrar kendi yerine geçer ama kız rahatsız olmasın diye, sırtı ile yan profili arasına bir açıyla oturur.

Arkasından, Inshala’nın uyurgezer sesini duyar; “Sen.. iyi biri.. misin?!”

Aager, Inshala’ya bakmaz. Acımasız sözlerle, aklından geçen birçok cevap arasından, en dürüst ve en doğru olduğuna inandığı cevabı verir; “Daha değil.”

 


 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 24, 2019 / Reply

    Gruptaki birçok kişinin aktif olarak canlandırıldığı bu uzun hikaye, ara diyaloglar, uzun tasvirler ve yoğun duygularla dolu geçti. Bu hikaye, diğerlerine göre daha bir can alıcı oldu benim için. Sıfırdan, sırf bu hikaye için bir video bile hazırlamaya değdi doğrusu.

    Bu hikayeyi de, video’yu da hazırlarken büyük bir haz aldım.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.