You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

A Bard’s Tale VI, “Alor’Nadien ne”

dungeons and dragons, karakter analizi, tarihçe / 1 Comment / 29/12/2019

 

Alor’Nadien ne

 

Babası High Woods ormanındaki başka ırklardan saklı high elf şehri, Bari Na-ammen Ri’si high elf wizard Grandaleren Feymist’dir.

 

 

 

Bari Na-ammen

Ri; high elflerde kral veya
hükümdarlara verilen
unvan.

 

 

Grandaleren, 6849 B.Y.S’de yükselen Themalsar’a karşı oluşturulan İttifak’da high elfleri temsil etmiş ve 6850-6854 yılları arasında gerçekleşen Themalsar Savaşında bulunmuştur. Bu savaşta Grandaleren pek çok arkadaşını ve çok sevdiği kız kardeşini kaybeder. Savaştan döndüğünde, Grandaleren’nin babası üzüntüden tahtını ona bırakır ve elflerin mitik yolculuğu olan ‘Gri Topraklar’a gitmek için High Woods’dan ayrılır.

Annesi ise fevkalade alımlı ve güzelliği ile nam yapmış meşhur sorceress Nadine Graciousward’ın ta kendisidir. Grandaleren zarafeti ve güzelliği ile nam yapmış bu kadını şehrine davet eder ve aradan çok zaman geçmeden, birçok elf lordu ve konsül üyelerinin kısa ömürlü bir insanla birleşmesi hususundaki itirazlarına rağmen bu alımlı ve güzel kadınla evlenir.

Grandaleren ve Nadine’nin mutlu beraberliklerinin meyvesi olarak 7579 Ocağında, ‘Nadine’nin Cazibesi’ anlamına gelen Alor’Nadien ne ismini verdikleri bir kız çocukları olur.

 

✱ ✱ ✱

 

Babası, pek sevdiği kızının kendisi gibi bir wizard olmasını isterken annesi ise bir sorceress olmasını çok istemektedir. Bu sebepten dolayı kızlarına birçok tanınmış hocadan oldukça yoğun büyü eğitimi almasını sağlarlar. Büyü dışında askeri taktik, silah, ok ve yay kullanımı, atletizm, yönetim, ekonomi, görgü kuralları, din, tarih, edebiyat, dans, sanat ve müzik alanlarında da çok kapsamlı iyi bir eğitim verilir.

Ne var ki Lorna Feymist’in her zaman elf silahlarına karşı ayrı bir ilgisi olmuştur. Özellikle de elf yapımı mızrak, kargı ve teber gibi uzun silahlara karşı.. Büyü yapmasını ve büyü teoremlerini oldukça iyi bilsede büyü onun çok da ilgisini çekmez. En sonunda anne ve babasının baskıları geri teper ve Lorna, babasının tiksinti ve şüphe, annesinin ise korkuyla baktığı bir warlock olmayı tercih eder.

Yaptığı bu tercih yetmiyormuş gibi, büyüyü temelde sadece silah kullanımıyla sınırlayan bir Hexblade warlock olarak yaranın üstüne tuz basar..

Kızın bu tercihi babası tarafından pek de sükunet ve anlayışla karşılanmaz ve kızına gizemli Shadowfel’in Hex Lord’ları ile yaptığı anlaşmayı bozması için baskı yapar.

Lorna sessiz, sakin, çekingen ve oldukça içine kapanık, yumuşak huylu, sevecen ve güler yüzlü biridir. Ancak baskı altında kendisini ezdirmeyecek kadar da inadı olan bir kızdır. İşin babasıyla olası bir çatışmaya gitmesi ihtimalinin gerçekleşmemesi için sessizce bir gece saraydan ve High Woods’dan ayrılır.

 

Uzun bir süre, High Woods’dan olabildiğince uzaklaşmak için önce kuzeye, sonra da doğuya, barış ve huzur içinde yaşamak isteyen herkesi kabul etmesiyle nam yapmış Serenity Home kasabasına doğru ilerler. Ancak yolda beklenmedik bazı yaratıklarla karşılaşır ve onları takibe aldığında farkında olmadan Rituel Forest’ı boydan boya kateder ve babasının ‘İttifak’ ordularıyla beraber, neredeyse 830 yıl önce Themalsar savaşında yerle bir ettikleri tapınağın harabelerinde bulur kendisini.

Temkinle tapınağın gizli alt bölümlerine indiğinde, sanıldığı gibi harabelerin ıssız olmadığını fark eder. Tam olarak organize olmasa da, harabelerin altındaki zindanlarda yaşayan bir çok yaratıkla karşılaşır ve üçer, beşer karşısına çıkanları alt eder.

Zindanların derinliklerine ilerlerlediği dördüncü gün daha önce geçtiği odalardan birinden bazı sesler duyar ve incelemek için geri geldiğinde, her halinden ‘ben acayip yakışıklıyım’ diye bas bas bağıran, biraz fazla güzel ve gösterişli bir yarı elfle karşılaşır.

Yarı elfin yanında ise tam olarak ne olduğunu kestiremediği kuzgun kanatlı, altın-kumral saçlı, koyu renkli iki boynuza rağmen uhrevi güzelliğe sahip bir de kız durmaktadır.

..ve daha neyin ne olduğunu anlamadan bulundukları odanın kapısı büyük bir gürültüyle içe doğru parçalanır ve havaya saçılan kapıdan Lorna’nın hayatında gördüğü en büyük kaplan vahşi bir kükreyişle, hiçbir tereddüt göstermeksizin yakışıklı yarı elfe dalar.

Lorna bütün sükunetini kaybeder çünkü hayatında hiç bu kadar korktuğunu hatırlayamaz. Kaplan ‘en az beş yüz kilo olmalı!’, diye düşünür dehşet içerisinde. Dahası kaplan yalnız gelmemiş, arkadaşlarını da getirmiştir..

Lorna eliyle havada çizdiği mistik bir hareketle simsiyah bir duman çağırır ve dumanın içinden upuzun hex mızrağını çeker ve kaplan ile odaya dalanlardan en öndekine hücum eder..

Lorna hayatının herhangi bir anında gözünün dönüpte bir şeylere saldırdığını hatırlamaz çünkü böyle bir an gerçekte hiç olmamıştır. Kendisini bildi bileli sakin, güler yüzlü, yumuşak huylu, sosyal çatışmalardan bile kaçınan bir hanımefendi olmuştur, dolayısıyla bulunduğu zindanda da karşılaştığı yaratıklara gereksiz savaş çığlıkları atmamış, onlarla her zamanki sessiz, sakin ve olağan soğuk kanlı edasıyla dövüşmüştür. Dolayısıyla önündeki devasa adamın gerçekte genç bir delikanlı olduğunu fark edemeyişini -daha sonraları- hayretle karşılar.

Adam elindeki devasa iki elli baltayı kaldırır ve ona doğru savurur..

Lorna, hücum ederek çok ciddi bir stratejik hata yaptığını, adamın kendisine ondan önce vuracağını ve o baltanın ölümcül arkı karşısında yapabileceği hiçbir şey olmadığını fark ettiğinde iş işten geçmiştir.

Kalbi son birkaç defalığına küt küt atan Lorna, gözlerini kapatır ve ölümü bütün asaletiyle beklerken aklından sadece bir düşünce geçer; ‘Anne. Baba. Özür dilerim…”

“LANET OLSUN BU NE YAA!”

..diye biri gürler ve beklediği ölümcül darbe bir türlü gelmez.

Neden sonra Lorna gözlerini açar ve önünde duran delikanlının kendisine alık alık baktığını görür. Koca balta, sanki hiddetle bir kenara savrulmuş gibi sapı kırılmış öylesine yerde durmaktadır.

Lorna o anı ve onu takip eden dakikalarda ne olduğunu hiçbir zaman tam olarak hatırlayamaz. Kalbi hala deli gibi atmaktadır. Koca kaplanın kükremelerine karışmış yarı elfin acı dolu feryatlarını ve birisinin “INSHALA, DUR!”, diye bağırdığını duyar. Birileri habire etrafta koştururken kin dolu vahşi bir sesin “SENİN CİĞERLERİNİ YİYECEĞİM!”, diye hıçkırıklara karışmış hırlamalı çığlıklarını hayal meyal duyduğunu sanır ve kulağının hemen yanından bir okun vınlayarak geçtiğini hisseder ve bir başkasının “Neden bana bu oku attın ki şimdi?”, diye küskün bir ifadeyle söylenmeleri gelir kulağına ama Lorna, ruhunu teslim etmiş biri gibi sadece olduğu yerde çakılıp kalmış, önünde kıpkırmızı bir suratla duran izbandut gibi çocuğa bakmaktadır.

Alor’Nadien ne hayatının hiçbir anında, öldürmeye karar vermiş bir silahın durduğunu ne görmüş, ne de böyle bir şeyin gerçekleştiğini duymuştur.. Ve her nedense bu kocaman çocuk, onun boynuna ‘gık’ kala bunu başarmıştır.

Önünde duran koca adam, sanki bir büyünün etkisindeymiş gibi Lorna’ya sırıtır. Sanki etrafında dehşet bir savaş olmuyormuş da, bir çay bahçesinde karşılaşmışlar gibi ona doğru eğilir.

“Umm.. Merhaba. Ben Udoorin!”

 

✱ ✱ ✱

 

Lorna sakin bir karaktere sahiptir. İyi niyetli, başkalarını küçük ve ya hor görmeyen, onlar hakkında kötü şeyler düşünmekle vakit harcamayan, çoğu zaman babası gibi ciddi olmakla beraber onun aksine gülümsemesini esirgemeyen, sevgi zengini bir kızdır. Genelde sessiz, içine kapanık ve oldukça utangaç, sevdiklerine karşı sadakat duyguları güçlü, annesi gibi olağanüstü denebilecek doğal bir zarafete sahip birisidir.

Lorna taşkınlığı, dramı ve gereksiz ilgiyi, özellikle de ilgi odağı olmayı hiç sevmez. Kendince zorunlu sebeplerden dolayı ayrıldığı ailesine leke bulaştırabilecek herhangi bir davranışta bulunmaz. Bütün iyi huylarına rağmen, nadiren ortaya çıkabilecek gizli bir inadı da vardır. Arada bir beklenmedik sebeplerden dolayı duygulanıp içine kapanır. Yetiştirilme tarzı ve sosyal konumu itibariyle arada bir kendisini şımartmayı da sever. Bu yüzden devamlı, saçından omuzlarına, oradan da sırtına akan ince, elf yapımı altın zincirler ve değerli taşlardan oluşan zarif takılar kullanır.

Yumuşak, ara renklerden oluşan soyut resimlerden, ambiyans müziğinden, dans etmekten ve hafif romantik macera kitaplarından çok hoşlanır. Politikadan hiç haz etmese de, gerekliliğinin açık bir şekilde farkındadır ve dünya politikalarını çok iyi kavrayabilen bir zekası vardır.

Alor’Nadien ne Feymist, davranışları, duruşu ve yaydığı güvenle genç yaşına rağmen tam anlamıyla asil bir hanımefendidir.

 

✱ ✱ ✱

 

Lorna, yeni tanıştığı bu grupla beraber birkaç gün geçirmiştir. Beraber üst üste iki savaşı başarıyla kazanmışlar ve şu anda ise dinlenmek için yaptıkları en son savaşın olduğu odada, herkes gibi o da yorgunluktan olduğu yere çökmüştür. Bu halinin bir hanımefendiye pek de yakışmadığının farkındadır ama kolunu bile kaldıracak hali kalmamıştır.

Kızın keskin bir algısı vardır ve en azından şimdilik bir parçası olduğu bu gruptaki kişileri değerlendirir. Bir tapınak görevlisi olan Lady, aklı başında ve saçmalıklarla uğraşmayacak kadar da ciddi biridir. Lorna ondan hoşlanır. İçinden gülümser zira Lady ona küçüklüğündeki dadısını hatırlatır.

İzci kuzenlerin, ‘Laila ve Bremorel‘, diye içinden geçirir, işlerini bildikleri bellidir ama kendisi gibi onlarında daha tam pişmediklerini görebilmektedir. Kendisinin aksine, ikisininde güçlü fiziği vardır. Lorna önce kendi sıska kollarına ve uzun ince bacaklarına bakar, sonra da onların dolgun vücutlarıyla kıyaslar ve ister istemez onlara biraz gıpta eder.

Kuzgun kanatlı ve boynuzlu Merisoul’un ne olduğunu hala kestiremez. Daha önce böyle bir varlıkla hiç karşılaşmamıştır ve aldığı engin eğitime rağmen onun ne olabileceğine dair zihninde herhangi bir referans bulamaz, bulduklarına da kız uymaz! Onun kendisi gibi bir warlock olduğu kanaatindedir zira ortak bazı büyüleri mevcuttur ama bugüne kadar iyileştirme özelliği gösterebilen bir warlock ile hiç karşılaşmamıştır.

Kutsal şövalye olan Moira’nın tam olarak kim olduğunu, soyadını duyduğu anda bilmiştir. Bari Na-ammen’de bile herkes Lord Paladin Delia Karakash Hooman’ın adını ve yaptıklarını duymuştur. Nedense Moira’nın bir ‘insan’ lordunun kızı olması, kendisinin bir elf prensesi olmasından daha çok etkilemiştir. Asla onun gibi ağır zırhlar içerisinde saatlerce kılıç savurabileceğini düşünemez ama ortak pek çok yanları olduğu da kesindir. Söz gelimi, Moira’da onun kimliğini tahmin etmiş olsada, Lorna’nın ricası üzerine bu konuda kimseye bir şey söylemez.

Lorna, Gnine adındaki cüceye bakar ve ister istemez gülümser. İleride onun birilerinin başına ciddi bir bela olacağından emindir ama o zamana kadar onu şirin bulmaya kararlıdır!

Gözleri daha birkaç gün önce az daha parçalanmak üzere olan Darly Dor’a kayar. Çocuk çok yakışıklıdır ama nedense ona karşı olmasını beklediği çekimi hiç hissetmez ve içgüdüsel olarak ona güvenmemesi gerektiğini düşünür zira çocuğun kızlara karşı konuşması ve davranışları biraz fazla rahattır.

Lorna’nın gözleri Darly Dor’dan sonra ister istemez Inshala adındaki garip kıza kayar. Bu kızda bir şeylerin yanlış olduğu izlenimini nedense bir türlü üstünden atamaz. Kız saplantılı bir şekilde, küçük bir top gibi çömdüğü köşeden sessizce ve kısılmış kuşku dolu gözlerle ya Darly Dor’u yada Aager adındaki karalar içindeki adamı takip etmektedir. İkisine attığı bakışlarda belirgin bir fark vardır; Inshala, Darly Dor’a açık bir nefretle bakarken, Aager’e bakışında ise sadece kuşku ve belki biraz da merak vardır.

Lorna kimseye sezdirmeden Aager’i inceler. Adam şu anda bile, bulundukları odadaki yerde yatan cesetlerin ölü olduklarından emin olmak için elindeki bıçakla ‘temizlik‘ yapan bu adamdan biraz çekinmektedir ama hiçbir şey onu, daha birkaç gün önce gördüğü ve onu dehşete düşüren o devasa kaplanın, aslında Inshala olabileceği gerçeğine hazırlamamıştır.

Lorna derin bir nefes alır ve gözleri artık geciktiremeyeceğini bildiği en son kişiye gider; Udoorin!

Bu çocukla ilgili bir şeyler Lorna’nın içini yemektedir. İsim koyamaz çünkü bilmiyordur. Lorna, çocuğun bir kaç defa çok istekli bir şekilde onunla konuşmaya çalışıp, sonra da her fırsatı büyük bir beceriksizlikle eline yüzüne bulaştırmasını acı ve çaresizlik içerisinde seyretmiştir.

Şimdi ise çocuk cesetleri toplayıp kullanılmayan bir başka odaya taşımaktadır. Lorna içinden ‘neden kimse yardım etmiyor ya?’, diye geçirir.

Kız yorgun olmasına rağmen ayağa kalkar. Grupta yenidir, dolayısıyla kendisinden nelerin beklendiğini bilmediği için, en azından yardım etme konusunda nezaket göstermesi gerekiyor olabileceğini düşünür.

Ama gerçekte Lorna’nın çocuğa sormak istediği başka bir şey vardır; savaşın en sıcak ve heyecanlı anında düşmanın kim olduğunu anlayıp o saniyede uygun strateji değişikliğinde bulunmanın ne kadar zor olduğunu bildiği için, bu genç adamın, elinde fırsat varken neden ona baltasıyla vurup öldürebilecekken bunu yapmadığı..

Lorna derin bir nefes daha alır ve kararlı bir şekilde Udoorin denen çocukla konuşmak için cesetlerin toplandığı diğer odaya doğru yürür.

 

✱ ✱ ✱

 

Alor’Nadien ne Feymist tam bir şok içerisinde geri döner. “Bu inanılır gibi değil”, diye utanç içerisinde ve ağlamaklı bir şekilde sessizce söylenir.

“Hayatımda kimse bana koktuğumu söylememişti!”

 


 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / December 31, 2019 / Reply

    Alor’Nadien ne – Lorna- Feymist, nazik bir karakter. Zarafeti, iyi niyeti, güler yüzü, sadakati, içsel feminen davranışları ve her haliyle bir hanımefendi duruşunun kümülatif cazibesi, onun bir çeşit pollyanna/anti-“bişeyci” olduğu izlenimini veriyor iddiası, bana başlı başına ön yargılı bir yaklaşım gibi geliyor.

    Öncelikle hatırlatmak isterim ki oyun bu dünyada geçmiyor. Oyunun geçtiği çağ, bizlerin yaşadığı “modern” çağın günübirlik anlayışlarını hammallamak gibi bir derdi yok ve klasik anlamda “eski/orta çağlarda” da geçmiyor.

    Tekrar edeyim; oyun bu dünyada geçmiyor. Dolayısıyla bu dünyanın, ilerlerken gerçekte gerilemesinden ibaret geçmişini de merkeplemiyor.

    Şayet Hollywood/Disney’in kafamıza kazımaya çalıştığı kadın prototipinin, “doğru” ve “olması gereken” kadın kalıbının didaktik ön kabulünü bir anlığına kenara koyabilirsek ve kadınlara, söz konusu kültür ambargosu ile değil de “birçok kadın (ya da daha doğru ve kapsamlı bir ifadeyle ‘insan’) tiplerinden bir tanesi de bu” olarak bakabilirsek, elimize gerçek anlamda “sayısız varyasyon” diyebileceğimiz insanlar ortaya çıkıyor.

    ..ve en nihayetinde (şahsım adına konuşmam gerekirse) kimse kendi karakterini zorla başkalarının “olması gerek”, diye çizdiği kalıba sokmaya çalışmamalı. Böyle bir duruma da maruz bırakılmamalı.

    Merisoul, geçmişi ve “ne oluşuyla” apayrı bir karakter. Inshala da öyle.

    Lorna Feymist’in ise daha bir kendimizle ilişkilendirilebilir oluşu, onu yaşadığımız bu dünyanın kıt ve “archie prototipik insan” kırma makinesinde öğütüp parçalamam için yeterli bir sebep değil bence!..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.