You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Serenity Home, Themalsar şerrinin nihai olarak gömülmüş olmasını büyük sevinçle karşılar. Haber anında tüm kasaba ve çevresine yayılır ve bu mutlu haberi kutlamak için kasabada büyük bir şölen düzenlenir.
Bu hikaye “Elveda, Şimdilik” den birkaç saat sonra yer alan şölende göze çarpan ve gözden tamamen uzak kalmış bazı olayları anlatır.
Hikaye, “A Bards Tale I, Bremorel”  ile eş zamanlı yaşanır.

 

Köy meydanı, altın, eflatun, yeşil, kırmızı ve çivit mavisi rengarenk kağıt fenerler, büyülü sokak lambaları ve Efendi Tinkerdome ve yiğeni Gnine’ın havai fişek gösterisiyle aydınlanmaktadır. Kısa çubuğu çekmiş birkaç şanssız muhafız dışında şehirleşme yolunda emin adımlarla ilerleyen Serenity Home halkı, yüz yıllardır tepelerinde uğursuz karabulut gibi duran Themalsar melanetinden artık kurtulmuş olmanın verdiği rahatlık ve mutlulukla bu meydanda toplanmaktadır.

Aileler ve kızlı erkekli gruplar, kurulmuş koca masalarda yerlerini alırken, çocuklar küçük, mutlu çığlıklarıyla etrafta koştururlar.

Güneş batmaya yakın çalgıcılar, saatlerce sürecek marifetlerini sergilemeye başlar ve insanlar, dwarflar, gnomelar ve haberi duyupta gelen orman elfleri oturdukları masalarda, biraz sonra servis edilmeye başlayacak yemekleri sabırsızlıkla beklemeye başlarlar.

Serenity Home belediye başkanı meydana yaklaşır ve Themalsar kahramanlarını takdim eden kısa bir konuşma yapar ve herkesi bu mutlu haberin parçası olmaya davet eder. Bir anda masalar bir çok farklı lezzetlerle dolup taşar ve halk yemeye koyulur.

 

✱ ✱ ✱

 

Aradan saatler geçmiştir. Şölen bütün heyecanıyla devam ederken, aileler mutlu bir şekilde bir arada konuşup eğlenir. Genç çapkınlar da fırsattan istifade gözlerine kestirdikleri kızları tavlayıp dansa kaldırır.

Dans edenler arasında Laila ve ona eşlik eden, iyi kesim kıyafetleriyle göze çarpan yakışıklı bir yarı elf vardır. Onların hemen ilerisinde ise gözünde korku, hayret ve hayranlık dolu, mütevazi bir ceket ve pantolon giymiş bir genç de Bremorel’le görülmektedir.

Laila ile partneri, elflere özgü bir zerafetle salınırken, Bremorel ise çılgınca bir enerjiyle önündeki mütevazi gence korkulu anlar yaşatmaktadır..

Hemen yakınlarındaki bir masaya kurulmuş oturan Lady Magella, yerine geçmesi en muhtemel tapınak sorumlusunun, Bremorel tarafından yerle bir edişini seyretmektedir. “Cesur çocukları severim”, diye oturduğu yerden mutlu bir şekilde söylendiği duyulur. ‘En azından geri geldiğinde kırık ve çıkıklar dışında hiçbir pişmanlığı olmayacak’, diye geçirir içinden, zira Bremorel, Lady Moira da dahil, bugüne kadar gördüğü en güçlü, en heyecanlı – ve en inatçı – kızlardan biridir ve küçükken köydeki yaşıtlarının çoğunu yumruklarıyla olmasa, enerji dolu cazibesiyle dize getirmiştir.

‘Acaba sevgili Bree küçükken o çocuğu da dövdüğünü hatırlıyor mudur?’, diye şen bir şekilde mırıldanır.

Uzun süre mutlu bir şekilde Lorna ile dans etmiş olan Udoorin, yüzünde belirgin bir sırıtış ve daha da belirgin bir rahatlama ile kızın yanında oturmaktadır. Önündeki yığılı tabaktaki yemeklerden nedense herkesten daha çok zevk almaktadır. Lorna ise, yüzü biraz kızarmış, etrafına ışık saçan bir gülümsemeyle hemen karşısında oturan şerifin anlattığı, bol esprili bir hikayeyi dinlemektedir.

Serenity Home halkının mutluluğunu paylaşamayan sadece iki kişi vardır. Biri misafir evinde, şölene yukardan bakan, tek mumla aydınlanmış loş bir pencereden aşağıdaki mutlu sahneyi merak, korku, utanç ve gıpta ile seyreden bir çift göz, diğeri ise kalabalıktan biraz uzakta, kendisi gibi karanlık bir köşede durmuş, arkasında saklandığı pencereden aşağıda olup bitenleri yavru baykuşun masum bakışlarını andıran gözlerin sahibini seyreden adamdır.

Aager uzun bir süre o gözleri seyreder. Hayatının hiçbir anında kendisine gösterilmeyen üç şeyi, kendisi bir başkası için hisseder; acıma, şefkat ve.. …

Aager gerisini getirme ihtiyacı duymaz. İçindeki pragmatik ses de mutlak yenilgiyi kabul etmiş ve o da gereksiz sebepler ve bahanelerle uğraşmaz. Karar verilmiştir. Önünde sadece iki seçenek vardır; ya eyleme geçmek.. ya da hiçbir şey yapmayıp hayatının en büyük pişmanlığı ile yaşamayı kabul etmek.

Bu düşünce Aager’in bir anda başka bir gerçeğin daha farkına varmasına sebep olur. Bu kız her nasılsa onun için birçok şey oluvermiştir ama en önemli şey ise en son fark edeceği şey olacaktır. Sayısız korkuları dolayısıyla vahşileşmiş bu kız, geçmişi cesetlerle dolu birisi için günahlarından arınma vesilesi ve ruhunu kurtarabilmesi için belki de tek ve son fırsat olacağına dair mutlak inançtır.

Aager, çocukluğundan itibaren hayatında korktuğu bir çok an yaşamış, bir çok olaya da şahit olmuştur. Ancak bunlardan hiçbiri onda bu fırsatı kaçırma olasılığı karşısında hissettiği gibi bir panik yaşatmamıştır.

Aager Fogstep, etrafa yaydığı karanlığı bir pelerin gibi bürünür ve kendisine sunulan seçenekler arasından sonuçları en belirsiz olanı seçer.

En yakın masadaki bir tepsi, bir anda kaybolur. Ardından bir çatal, bir tabağın içine doldurulmuş ikişer tane peynirli, patatesli ve ıspanaklı poğaça, birkaç sıcak tarçınlı çörek ve zeytinli açma, gözüne kestirdiği elma ve armutlardan birkaçı, bir maşrapa dolusu elma şırası ve hoşuna gideceğini düşündüğü üstü enfes kremayla kaplı çilek kâselerinden biri de bir anda ortadan kaybolur ve Aager’in elinde belirir.

Aager, Thelamsar ile savaşırken kullandığı marifetlerini yine değerlendirmiştir.

Elinde taşıdığı bir tepsi dolusu nefis yiyecekle misafir evine doğru yürümeye başladığında o savaş ile şimdi arasında pek de bir fark olmadığını içinden kendisine gülerek itiraf eder.

O zaman da kararını bir kere verdikten sonra işi sonuna kadar götürmüştü.. Tıpkı o zaman da bir exit stratejisi olmadığı gibi, şimdi de aklında bir tane oluşturmaz.

Aager iki katlı misafir evinin kapısından içeri girer, seri adımlarla merdivenleri çıkar ve bir anda aklına gelir. “Lanet olsun..”, diye geçirir içinden..

“Merisoul..!”

 

Nereye gittin?”, diye Inshala’nın ürkek, fısıltılı sesi gelir kapının arkasından.

Aager olduğu yerde durur. Her şeye burnunu sokan Merisoul’dan nasıl kurtulurum diye düşünürken, kaçık kız nedense ortalıkta yoktur. Bir anlığına Merisoul’un, Inshala’yı yalnız bırakmasıyla, Inshala’yı onunla yalnız bırakması arasındaki kızgınlık ile minnet ikilemini yaşar.

Aager kapıya yaklaşır ve kapının arkasındaki sessizliği farkeder. Kızın korkup kaçmış olabileceğini düşünerek, daha fazla geciktirmeden usulca kapıyı tıklar.

Kimse cevap vermeyince, “Benim. Müsaitsen sana biraz eşlik etmek isterim. Acıkmış olacağını düşündüm ve aşağıdan bir şeyler de getirdim.”, der ancak yine herhangi bir cevap gelmeyince, Aager kapıyı açar ve içeri girer.

Oda öncesine göre daha loştur. Odayı aydınlatan mum erimiş ve sonuna yaklaşmıştır.

Misafir evinin diğer odaları gibi, bu oda da keyifle dekore edilmiş ve muhteviyatı, abartılı herhangi bir yanı olmayan, sade, uzun tüylü bir halı, bir yatak, şifonyer, bir masa ve makul ebatlarda çift kapılı bir de gardrop ile sınırlıdır.

Aager’in gözleri pencereye gider ve rahatlar. Pencere kapalıdır. Aager’in gözleri bir sonraki olasılığa kayar; gardrop.

Önce elindeki tepsiyi masanın üstüne bırakır, sonra gardroba yönelir ve yavaşça kapılarından birini açar.

Aager, kızın kalabalık ve gürültülü yerlerden korkmasıyla ilgili söylediklerinde hiçbir abartı olmadığını açık bir şekilde görür.

Aager, Inshala’yı gardrobun içinde, küçük bir top halinde kıvrılmış olarak bulur.

Yavaşça kızın yanına çömelir ve “Tamam. Yalnız değilsin.”, der.

Inshala, korku dolu gözlerle ona bakar ve “Beni bırakıp gitti!”, diye inler.

“Seni bırakıp gitmedi. Ben geldim, o gitti — vardiya değişimi!”

Inshala’dan bir ‘fırk’lama sesi duyulur.

“Hadi kalk. Sana yemek için bir şeyler getirdim.”, der ve elini ona uzatır.

Inshala kendisine uzatılan eli geri çevirmez ve onun yardımıyla ayağa kalkar. Gözü masadaki tepsiye takılır ve bir anda mutlu bir ses çıkararak masaya yönelir.. ve üstü kremalı çileklere dalar.

Çileklerin hepsini ağzına tıkıştırdıktan sonra parmaklarına ve avuçlarına bulaşmış kremayı büyük bir keyif ve şapırdıyla yalarken bir anda yaptığı şeyin farkına varır. Yanakları kızarmış, utanmış ve ağzı tıka basa dolu bir şekilde “Sana hiç bırakmadım!”, der.

“Hepsi senindi.”, der Aager. Gözleri kızın dudaklarına, yanaklarına ve bir şekilde tek kaşına bulaştırmayı becerdiği kremaya takılır.

“Olsun!”, diye inad eder Inshala.

“Olsun.”, diye kabul eder Aager.

..ve aklına, başka iki kişi arasında geçen bir konuşma gelir.

Aager bu imkansız tesadüften dolayı ‘Avanak.. tam bir avanaksın sen olm’, diye geçirir içinden.

“Başka istersen getirebilirim.”, der.

Inshala biraz çekingen bir sesle, “Başka bir şey isterim.”, der.

“Ne istersen.”

Inshala yumuşak, uzun tüylü halının üstünde süzülerek pencereye yaklaşır. Uzun bir süre aşağıya bakar. En sonunda parmağı ile işaret eder ve küçük bir sesle “Ondan istiyorum”, der.

Aager pencereye yanaşır ve kızın işaret ettiği yere bakar. Aşağıdaki çalgıcıları, aileleri, gençleri, ortalıkta cıvıl cıvıl koşturan çocukları, masa ve masaları dolduran yemekleri.. ve ortadaki meydanda dans eden çiftleri görür.

Dans edenler arasında Laila hala yakışıklı gençle beraberken, Bremorel de hala mütevazi giyimli çocukla beraberdir ancak ikiside Lady’nin yanındadır. Lady, kaşlarını çatmış, çocuğun çıkmış omzuyla uğraşırken Bremorel ise olaya acımasızca gülmektedir!

Aager, Inshala’ya dönüp bakar. “Ben.. Ben bunun nasıl yapıldığını bilmiyorum. Daha önce hiç yapmadım ve yapmam içinde bir sebebim olmadı.”, der.

Inshala yere bakarak cevap verir, “Ben de hiç yapmadım. Sadece çok uzaktan elflerinkini seyretmiştim. Onlarınki biraz daha farklı. İlk defa bu kadar yakından görüyorum.”

“Ben.. Ben muhtemelen ayaklarına basarım”, diye zorlanır Aager. Kızın kendisinden böyle birşey istemesine hayret eder. Inshala söz konusu olduğunda, bugüne kadar hep bir adım ileri birçok adım geri gitmiş olmanın verdiği tedirginlik, bütün ağırlığı ile tepesine çökmüştür. Kızın bu isteği, kendisini hazırladığından çok daha yakın olmasını gerektirir.

Aager kıza doğru temkinli bir adım atar.

 

Inshala, aşağıdaki insanların, suda yüzen renkli balıklar gibi bir oraya, bir buraya süzülmelerini saatlerce gıpta ile seyretmiş ve iki insanın arasındaki bu yakınlık onda içsel bir merakın uyanmasına sebep olmuştur. Yaşlı efendisi dışında ıssız geçen hayatı, yaşadığı travmalarla dolu çocukluğu ile birleşince, içinde uyanan bu meraka bir isim koymasını imkansız hale getirmiştir.

Sonra birden bu ürkütücü adam peyda olmuş ve her nedense ona bakmış, onu korumuş ve kollamıştı. Kızcağız içinde hissettiği şeylere anlam vermesi bir yana, efendisinin ölümünden beri etrafında olup biten olayları sanki üçüncü bir kişinin gözünden seyrediyormuşçasına kafa karıştırıcı ve muallak bulmuştu. Sanki o günden itibaren olup biten olaylar, konuşmalar, kavgalar, bakışlar, haykırışlar ve genel olarak herşey derin bir vadide gerçekleşmiş ve bütün sesler üst üste çakışan yankılar kadar anlaşılmaz gelmişti ona; seslerin varlığından kesinlikle emindi, sadece bir birine karışmış yankıların ona ne söylediğini anlayamıyordu.

Eskiden bir şeyi anlamadığında efendisine sorar, o da neyin ne olduğunu ona tane tane anlatırdı. Şimdi ise kimse ona hiç birşey anlatmadıkları gibi, ondan da anlamasını beklemekteydiler.

Kız, aradaki anahtar kelimelerin eksik olduğu bir cümleyi çözmesi beklenen, çözemediğinde de kendisini eksik ya da sadece kıt olduğunu düşünen biri haline gelmiştir.

Inshala, efendisinin her zaman kendisine söylediği bir şeyi hatırlar; “Anlamadığın şeyleri sor, güzel kestanem.”

Inshala güzel olduğuna hiç inanmamıştır. Kendisi ile herhangi bir kestane arasında da bir benzerlik bulamamıştır ama anlamadığı şeyleri de hep sormuştur. Inshala, efendisinin ne kadar sabırlı olmuş olduğunu şimdi çok daha iyi anlar ve onu daha da çok özlediğini hisseder.

Artık efendisine bir şey soramaz çünkü efendisi artık yoktur. Onun yerine burada, şu anda bile kendisinde korku, merak ve isim koyamadı başka bir şeyleri daha uyandıran bu adama neyin ne olduğunu sormaya karar verir. Derin bir nefes alır, göğsüne saplanan acıyı yüzünü buruşturarak bastırır ve tane tane anlatılmasını istediği ve en çok merak ettiği şeyi sorar..

“Benim ne olduğumu gördün.”, der Inshala. Kendisi hala yere bakmaktadır ama bir eliyle pencereyi işaret ederek, “Buna rağmen orada değil, buradasın. Neden?”

“Oradan çok buraya daha bi ayit olduğumu hissediyorum ve.. bunun doğru olduğunu bilmeye çok ihtiyacım var.”, diye mırıldanır Aager.

Inshala başını kaldırır ve çadırda geçirdikleri o on günden beri ilk defa Aager’in gözlerinin içine bakar.

“Benim ne olduğumu gördün..!”, diye ısrarla fısıldar.

“Daha değil..”, der Aager ve bir eliyle Insaha’ya uzanır ve seri bir hamle ile kızın bir topuzunu çözer.

Inshala’nın nefesi kesilir.

Aager, buna aldırmadan diğer eliyle kızın öbür topuzunu da çözer.

Bir anda Inshala’nın saçları serbestçe salınır ve kızın ince bedeninden, neredeyse dizlerine kadar dökülür. Saçlarının örülmüş olduğu yerde, beraber oldukları aylar ve muhtemelen de hayatı boyunca gizlediği, önce arkaya sonra kıvrılarak tekrar öne doğru gelen, baş parmağı kalınlığında, hafif kıtırlı, koyu mor-siyah renginde iki tane boynuz ortaya çıkar.

Inshala’nın yüzünde bugüne kadar hiç görülmediği kadar çok ve yoğun bir duygu fırtınası belirir; korku, utanç, korku, tiksinti, korku, başkaldırı, korku, inat, korku, arzu, korku, hiddet, korku, özlem, korku..

Kızın yüzünde beliren her korku, sanki farklı bir olay, farklı bir duygu, farklı bir anı ya da kişiye yöneliktir.

Aager, kızın hala bir şekilde aklıselim olması bir yana, sadece konuşabiliyor olamasını bile hayret verici bulur.

“Şimdi gördüm.”, der Aager sessizce.

Inshala olduğu yerde kaskatı kesilmiş, utanç içerisinde öylece durmaktadır. Hala ona bakmaktadır ama sanki onu değil, hayatı boyunca yaşadığı utancı ve kendisine duyduğu tiksintiyi görmektedir.

“Bu.. o kadar sensin ki.”, diye beklenmedik bir hayretle Aager içinden geçen hayranlığı itiraf eder.

Bu sözler üzerine kızın gözleri, kaybolduğu geçmişten şimdiye geri döner. Yüzünde tam anlamıyla bir şok ifadesi vardır. Hayatında hiç kimse ona böylesi bir şey söylememiştir.

“Benim geçmişimde güzel şeyler yok. Arkama her baktığımda sadece beni öldürmek isteyenlerin cesetlerini görüyorum. Bu güne kadar da geleceğe dair hiçbir umudum olmadı. Ta ki seninle karşılaşıncaya kadar”, der Aager ve bu kabul ile içinde bir rahatlama yayılır.

Bu konuşmanın sonu ne olursa olsun, en azından şu anda hissettiği huzura değdiğini düşünür.

Inshala, tıpkı çadırda olduğu gibi bu ürkütücü adamın geçmişine karşı merakı yine uyanır. Bu adamın aklından geçenleri bir türlü kestiremeyişi her zaman onu çileden çıkarmıştı ama şimdi o yine konuşmaya başlamıştır ve hikayenin sonu gelmeden araya girmek gibi bir niyeti yoktur. Ancak Aager susunca Inshala’nın beklentisi yine suya düşer.

Ve tam o anda, Inshala sosyal olmanın ne anlama geldiğini çözü vermiş gibi olur; o bana birşeyler diyecek, susunca ben ona bir şeyler diyeceğim. Ben susunca da o bana geri bir şeyler söyleyecek!

“Ben de iyi biri değilim!”, diye atlar, kendi sırasını kaçırmak istemiyormuşçasına. Aslında söylemek istediği şey tam olarak bu değildir ama kas refleksi gibi, ağzından bu çıkar!

Aager, bir kaşı kalkmış kıza bakar. “Hayır, sen gerçekten iyi birisin. Seni en başta bu hale getirenlere rağmen, yine de iyi birisin. İnsanlık sana yaşam hakkı bile vermemişken, sen onlar için en çok sevdiğin şeylerinden vaz geçtin. Sen onlar için bedeninden ve ruhundan verdin. Bundan daha iyi ne olabilir?”, der Aager boğuk bir sesle. O on gün bir anda en diri haliyle gözlerinin önünden geçer ve kızın kalbinin durduğunu anladığı ana gelince film kopar.

Aager dişlerini sıkar ve kendisini o cinnetten sıyırır ve kıza doğru bir adım daha yaklaşır. Bir eliyle onun bir elini tutar, diğeriyle de onu kendisine doğru çeker.

“Sanırım dans etmek istemiştin”, der ama yine de emin olmak ihtiyacı duyar ve büyük bir kinle ekler, “Bir başkasını tercih edersen onu gidip getirebilirim.”

Inshala’dan bir süre ses çıkmaz. Aager’in kollarında, yine kaskatı kesilmiş öylece durur. Sonra üşümüş gibi kontrolsüz bir şekilde titremeye başlar ve takırdıyan dişleri arasından sessizce mırıldanır; “Dans nedir bilmiyorum. Nasıl yapılır onu da bilmiyorum. Neden yapıldığını ise hiç anlamıyorum.”, der, “Ama yine de yapmak istiyorum. Onu yapmak istediğim kişi de burada.”

Uzun dakikalar kıpırdamadan dururlar. Dışarıdan, ağır tempolu bir şarkının ilk melodileri duyulur.

Aager, kızın titremesi duruncaya kadar onu bırakmaz. Durduğu zaman da kıpırdamaz. Sadece Inshala kendisini ona bıraktığında içinden, ‘Evet, en kötüsü birbirimizin ayağına basarız’, diye geçirir ve onunla dans etmeye başlar.

Şarkıyı, dolgun sesiyle Laila’ya eşlik eden genç söylemektedir. Laila’nın kontralto sesi de onunkine karışmıştır.

“Laila’nın sesi çok güzel”, der Inshala, başını gömdüğü yerden.

“Sanırım”, diye cevap verir Aager.

Aager ve Inshala beceriksizce ve büyük bir mutlulukla dans ederler.

“Aager Fogstep”, der Inshala, sanki tadını deniyormuş gibi.

“Inshala Frostmane”, diye onaylar Aager, ‘la Fey’ eklemeden.

“Senin cesetlerin var”, der fısıltıyla bir süre sonra. “Benim de boynuzlarım. Sanırım ikisini de değiştiremeyiz.”

“Sanırım, hayır”, diye geri fısıldar Aager.

Inshala başını kaldırıp Aager’in yüzüne bakar ve “Ama boynuzlarım seni rahatsız etmiyor! Dikenlerim de!”, der hayret dolu bir sesle.

Aager, sönmek üzere olan mumun son titreşimlerinde, hayatını değiştiren bu garip kıza bakar ve ona karşı her zaman olduğu gibi en kısa, en doğru ve en dürüst olduğuna inandığı cevabı verir.

“Hiç etmedi.”

Mum söner, oda kararır.

Inshala, Aager’e daha bir sokulur. “Belki birgün bir dilek yüzüğü buluruz.”, der fısıltıyla Inshala. “Büyülü bir dünyada yaşıyoruz. Bu mümkün, öyle değil mi?”

“Sanırım”, diye cevap verir Aager.

“Bulursak belki boynuzlarımı silmek için kullanmak istersin. Ya da geçmişini silmek için, bilemiyorum..”, diye kekeler biraz. “Böyle bir dileğin olsa hangisini isterdin?”, diye de merak eder Inshala.

Aager, erimiş sıskalığını parmaklarının altında hissettiği kızla, pencereden sızan rengarenk kağıt fenerlerin ışığıyla karışan şarkının büyüsü altında salınıp dönerken geçmişini, öldürmek zorunda bırakıldığı leşleri düşünür, gözleri kısılır ve acımasızlaşır. Sonra parmakları kızın upuzun, ipekimsi, mavi-siyah saçlarına dolanır ve içinde hissettiği acımasızlık yavaşça, istemsizce silinir.

‘Büyü zaten burada’, diye geçirir içinden.

Aager, iki seçeneğin ikisini de değerlendirmez. Kıza doğru eğilir ve cebinden çıkardığı bir mendille onun krema bulaşmış yanaklarını, kaşını ve son olarak da küçük dudaklarını nazikçe siler ve “Hiçbiri!”, der.

“Bazı şeyler şimdi olduğu gibi kalmalı!”

 

Gecenin karanlığında parlayan bir çift göz, büyük bir can sıkıntısıyla aşağıdaki şöleni seyretmektedir.

Merisoul Xyrotwu, misafir evinin çatısında oturmuş, kendisini ihmal edilmiş hissetmektedir. Çoooooooook uzun zamandır canı bir şey çeker ama bunu aşağıdaki nefis yemeklerde bulamaz ve canı fena halde sıkılmıştır. Ne güzel Inshala ile aşağıdakileri seyrederken o sinsi adamın masalardan bir şeyler aşırıp, bulundukları misafir evine doğru kararlı adımlarla yaklaştığını fark etmiş ve gitme vaktinin geldiğini anlamıştır.

‘Aptal adam’, diye geçirir içinden. ‘Havaya çizilmiş bir çizgi ile anlaşma olmaz ki ama!.. Üstüne üstlük beni ormanda unuttukları yetmiyormuş gibi, kimse benim için masalardan bir şeyler aşırıp getirmeyi düşünmedi. Şölende mutluluğu paylaşamayanlar arasında bile varlığımdan bahsedilmedi!’, diye fena halde içerlemiş bir şekilde homurdanır.

Merisoul, suratında küskün bir ifadeyle alt dudağını pörtletmiş, kollarını göğüslerinin altında kavuşturmuş oflayarak aşağıdaki kalabalığı süzerken birden avını görmüş atmaca gibi gözleri kısılır. Succubi melezi, doğal bir içgüdüyle, dans eden kalabalıktan acıyla kıvranarak ayrılan mütevazi giyimli gence kitlenir ve “Atılmış. Ayıplanmış. Ve itelenmiş!..”, der gülümseyerek.

(A Bard’s Tale II, “Bremorel” bu noktada gerçekleşir.)

 

Aager, gecenin geç saatlerinde kapılarının önünden önce Moira’nın, sonra Lorna ve Laila’nın, bir saat kadar sonra da Bremorel’in geçtiğini duyar.

Moira’nın ayak sesleri her zaman olduğu gibi resmi geçit törenindeymiş gibidir. Lorna’nın sadece uzun eteklerinin fısıltısını duyarken Laila’nın ayak sesleri ise, şehirden çok ormanda yürümeye alışık bir avcının emin adımlarına aittir. Bremorel’inki ise, gecenin geç saatine rağmen ilginç bir şekilde olağan dışı bir enerjiyle doludur. Kız kapının önünden neredeyse hoplayıp zıplayarak geçmiştir.

Aager bir ara Lady’nin ayak seslerini de duyar ama onunkiler kapının önünden geçmez. Tereddütte kalmış biri gibi, bir süre kapının önünde durur sonra geldiği istikamete doğru geri gider ve misafir evinden ayrılır.

Şimdiyse dışarıda gün doğmak üzeredir ve Inshala, Aager’in kollarında uyuya kalmıştır..

Kız içindeki on altı yıllık kümülatif yalnızlığı doldurmak istiyormuşçasına takatinin tamamını harcamış, buna rağmen kollarında olduğu adama sımsıkı tutunmuş ve en sonunda da kendinden geçmiştir.

Aager kızın kollarında uyuduğunu fark edinceye kadar, beraber saatlerce dışarıdan gelen müzik eşliğinde, bir daha neredeyse hiç konuşma ihtiyacı duymaksızın dans etmişlerdir.

Aager kızı nazikçe kaldırmış ve onu uyandırmadan olduğu yere yavaşça oturmuş ve onu kendisine yaslayacak şekilde peleriniyle sarmıştır.

Aager bir konuda yanıldığının farkındadır; sandığının aksine, kızın olağanüstü bir sakinleştirme özelliği mevcuttur zira kendisini hayatının hiçbir anında bu kadar bütün hissetmemiştir. Pencereden doğan güneşi seyrederken başını eğer ve kızın yüzüne bakar ve onunla karşılaştıkları günden beri ilk defa önünde tedirgin ve ürkek bir kız görmez. Inshala, yüzünde hafif gülümsemeyle uyumaktadır.

İkisi de birbirinin ayağına basmamıştır!

 


 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / December 1, 2019 / Reply

    Bu hikaye benim için ciddi bir meydan okuma babında oldu. Bir PC (oyuncu) ile NPC (benim oynattığım oyuncu) arasında gerçekleşen güzel bir anı yakalayabilmek, bu oyunun temel amacı olan Role-Play açısından, bir ejderi başarıyla kesmekten daha üst kademede yer alıyor.

    Oyun esnasında geçen kısa cümlelerin arasını, aslına sadık kalarak doldurmak ve hikayenin temasına, gidişatına ve üslubuna uygun bir şekilde yazmak oldukça yorucu oldu. Yine de, yazılmış olmasından, dolayısıyla da kalıcı bir anıya dönüşmesinden, hikayede yaşananlar ve hikayeyi yaşayanlar kadar mutlu etti beni.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.