You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Timeline: Grup, yirmi günlük bir yolculuktan sonra Serenity Home’a gelmiştir. Kasabanın büyüklüğü ve kalabalık oluşu, Inshala’da istemsiz bir panik oluşturmuş ve gruptan kendisini ormanda bırakmalarını rica eder. Kimse onu yalnız başına ormanda bırakmak  istemese de kasabaya gidilmesi gerekmektedir. Merisoul da görsel farklılığını bahane ederek arkada, Inshala ile birlikte kalmayı tercih eder. Bu kısa hikaye Inshala’nın, Gnine’a  verdiği bir sözü tutmak amacıyla ormanda beklerken yaptığı sekiz saatlik ritüel bir “çağırma” büyüsü ve sonrasını anlatmaktadır.

 

Grup isteksizce dağılır ve uzaklaşır. Grubun içerisinden bir çift kısık ve acımasız göz ona son bir defa daha bakar, sonra diğerleriyle beraber o da gözden kaybolur.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane derin bir nefes alır.

Son bir kaç ay ona pek de nazik davranmamıştır. Geri dönüp baktığında, geceleri ormanda kedi gibi.. durur ve kendi kendisini düzeltir; ‘kedi olarak’ oynamayı o kadar sevmemiş olsa, muhtemelen o haşhaşiler geldiğinde onları duyar, bir şekilde onlara engel olabilir ve yaşlı efendisi de şimdi hayatta olurdu.

İçindeki ses ise ısrarla ona kendisiyle dürüst olmasını, o gece efendisiyle olmuş olsaydı şu anda da efendisiyle olacağını söylemektedir; “Ölü olarak”.

Inshala’nın içindeki ses, Inshala’ya mütemadiyen kıt biriyle konuşuyormuş muamelesi yapan, acımasız ve ona karşı hicvetmeyi seven bir sestir!

Inshala gökyüzüne bakar ve bir süre onun masmavi güzelliğinde kaybeder kendisini.

Themalsar Tapınağı’nın beş yüz yıl birikmiş cinayetleri ve umarsız katliamları sonucu önce kokuşmuş, sonra çürümüş ve en nihayetinde de ölmüş topraklarına tertemiz, yeni bir hayat getirmek için yaptığı büyü kendisinden büyük bir bedel tahsil etmişti. Nelerinden fedakarlık etmesi gerektiğini biliyor olmuş olsa da bunun sonuçları beklentilerinden çok daha fazla, çok daha ağır olmuştu. Kendisini bildi bileli beraber olduğu ve delicesine sevdiği kedisini bir daha göremeyecek, onunla asla bir daha beraber olamayacak olması gözlerinin dolmasına sebep olur.

Bedeni de en az kendisini hissettiği kadar yorgun, bitmiş ve eriyip gitmiş gibidir. Onu her zaman olduğundan çok daha yetişkin gösteren dolgun feyzası kurumuş, gerisinde gözleri ve yanakları çökmüş, küçük sıska bir kız bırakmıştır.

Artık her şey kendisine olduğundan daha büyük, daha gürültülü ve anlaşılmaz, dolayısıyla da çok daha ürkütücü gelmektedir..

Inshala, bir şeyi bilmek, onu tecrübe etmek ve sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmanın üç, birbiriyle hiç alakası olmayan, apayrı şeyler olduğunu en acı ve yaralayıcı bir şekilde öğrenmiştir.

Inshala, iri  göz yaşlarını siler ve tekrar derin bir nefes alır ve aldığı nefesin bedelini, göğsüne saplanan bir sancıyla öder. Yüzü buruşmuş, titreyen elleriyle olduğu yerde bir süre öylece durur.

Arkasından hafif bir kanat sesi duyulur.

Merisoul Xrotwu, Inshala’ya yaklaşır, düşerse onu tutacakmış gibi ona doğru tetikte bekler ama iyi olup olmadığını sormaz. Bu soru ikisine de can sıkacak kadar sıklıkla sorulmuştur zaten. ‘Kız kardeşim Inshala iyi değilse bunu bana mutlaka söyler zaten!’, diye geçirir içinden.

Inshala, Merisoul’un varlığını fark eder ancak onunla ne yapması gerektiğini bilemez. Aylar önce grubun diğer üyeleri ile ilk karşılaşmasını hatırlar. İçi kin ve nefret dolu, hareket eden her şeyi efendisinin ölümünden sorumlu tutup vahşice saldırmasını ve neredeyse onları da çağırdığı yıldırımlarla yakıp kül edecekken Lady Moira’nın olduğu yerde durup, kutsal bir ışık halesi içerisinde duruşunu hatırlar. O sahne asla hafızasından çıkmamıştır. Hayatında hep onun gibi güçlü, azimli, inançlı ve muhteşem olmak istemiştir ama bu sıfatların hiçbiri kendisi gibi bir ucubeye bahşedilmemiştir. Niye edilsin ki? Daha bir bebekken etrafındaki herkesi varlığı ile korkutmuş ve ormana, vahşi hayvanlara yem edilmek üzere bırakılmamış mıydı?

Ama onlarla tanışıp, beraber beklenmedik bir maceraya atıldığında aslında kendisiyle de yeniden tanışma fırsatı elde etmişti. ‘Belki de efendimi daha iyi dinlemiş olmalıydım..’, diye geçirir içinden, zira onun elinde büyüdüğü on altı yıl boyunca yaşlı efendisi kendisine asla bir ucube muamelesi yapmamıştı. Belli ki bir ucube olmadığını anlaması yıllar sürecekti. Ama anlasa da muhtemelen buna asla gerçekten inanmayacaktı.

İşin can alıcı yanı ise, bu gerçeği onun anlamasını sağlayan kişi de aslında grubu ilk gördüğünde, daha o zaman bile varlığını ilk fark ettiği, ortalıkta bir hayalet gibi sessiz, bir kedi gibi sinsi ve bir tilki kadar kurnaz olan o karalar içinde dolaşan kişinin ta kendisi olacaktı.

Inshala hayatında hiç bu kadar kötü bir şekilde tökezlediğini hatırlamıyordu..

‘O’nun iyi birisi olmadığını, daha ilk varlığını sezdiğinde anlamıştı. Ama nedense, karşılaştığı birçok kötüye yaptığı gibi onu da kocaman pençeleri ve birer hançeri andıran dişleriyle parçalayıp öldürmek istememişti ve anlayamadığı şeyin özeti de buydu işte.

Kavgalarda kendisi hep önden saldırırken ‘o’ arkadan, kendisi arkadan saldırmak istediğinde ise, o yandan saldırmıştı.. Onun aklından geçenleri bir türlü kestiremiyordu ve bu durum kendisini çileden çıkarıyordu.

Inshala, etrafında olup biten olayların elbisesi gibi derli toplu ve güzelce katlanmış, saçları ve elleri gibi tertemiz ve bakımlı olmasını seven biriydi.

Themalsar’la yaptıkları son savaşta yediği büyü onu hiçliğin içinde, kapana kısılmış bir fare gibi kitleyince hissettiği korku neredeyse onun aklını kaçırmasına sebep olmuştu. Düşünebildiği tek şey, yeni tanıştığı bu insanların kendisini o karanlığa terk etmeyeceklerine bağladığı umuttu, çünkü o umudu kendisine bir şekilde yine onlar vermişlerdi. Onun iyi birisi olmadığını düşünmesi bile nedense o umuda delicesine sarılmasına engel oluşturamamıştı..

Kendisinin sosyal bir varlık olmadığını anlaması çok sürmemişti. Sosyal olmanın ne anlama geldiğini de tam olarak anlamasa da, en azından bunun kendisinde olmadığını biliyordu artık ve ‘o’nun zihninden geçenleri kestiremeyişini de, bu durumun kendisini deli ediyor olmasını da sosyal olmayışına bağlıyordu. Ve haliylede onunla nasıl ‘sosyal’ olabileceğini de bir türlü çözemiyordu. ‘Merisoul gibi olmaya çalışsam’, diye geçirmişti içinden. ‘O herkesle sosyal!’ Ama Merisoul’un yaptıklarını kendisinin de yapması düşüncesi bile onu dehşet içerisinde bırakmıştı. Belki Laila ve Bremorel gibi olabilirdi ama onlar kuzenlerdi ve kendisi de onlarla kuzen olmayı delicesine çok istesede ‘kuzen’ olmak için kendisinde gerekli bir şeyler eksikti sanki.

Inshala, ne yaparsa yapsın her halükarda bir noktada eksik kalıp durduğunu düşünüyordu. İşte bu yüzden ‘o’nunla en baştan oluşturmuş olduğu dört kelimelik bağı sürdürmek için çaba sarf etmişti; “Sen iyi biri değilsin.”

Gerçekte ise bunu değil, başka şeyler söylemek ve sormak istiyordu ama nedense bu cümlede kitlenip kalmıştı. Bu cümle kendisi ile onun arasında sanki bir ‘merhaba’ köprüsü oluşturduğuna fena halde inanmak istiyordu.

Inshala, “Merisoul”, diye yorgun bir sesle yarı iblis’e seslenir ve bir an durur. Onu ‘yarı iblis’ diye tanımlamayı bırakması gerektiğini düşünür. Deli, kaçık, çatlak belki.. ama kesinlikle yarı ya da tam, Merisoul bir iblis değildi onun için artık.

“Buyur sevgili kız kardeşim!”, diye Merisoul’un mutlu sesini duyar. ‘Evet, kesinlikle kaçık’, diye geçirir içinden Inshala ve yaptığı hangi hareketin ya da ettiği hangi lafın bu kızda bir ‘kız kardeş’ bağını oluşturduğunu merak eder – düşünür ama aklına bir türlü açıklayıcı bir anı gelmez.

Belki benimle ‘o’nun durumu da budur. Birimizin yaptığı ya da söylediği bir şey, diğeri üzerinde bir bağın olduğu izlenimi oluşturmuş ve olay aslında bundan ibarettir.

‘Hayır’, diye başını sallar. ‘Bu kadar basit bir şey, benim gibi aptal bir kızı sürükleyip götürebilir ama ‘o’nun gibi birisi için bu mümkün değil.’, diye geçirir içinden. O kendisi gibi duygularıyla hareket eden şapşal biri değildi. Kendisi gibi kıt da değildi. Bilakis o kesinlikle çok daha zekiydi. O çok.. neydi kullandığı o kelime? plamnatik? prapnanik? Her neyse, ondandı işte.

“Benim birazdan Efendi Gnine’a verdiğim sözü yerine getirebilmem için bir ritüele başlamam gerekiyor. Bu en az sekiz saat sürecek bir ritüel. Efendi Gnine, bu süre sonlarına doğru gelecek ama ritüel boyunca benim rahatsız edilmemem ve dikkatimin dağılmaması gerekiyor. Bunun için sana güvenebilir miyim?”

Mutlu bir sesle Merisoul, “Tabii. Benim de kanatlarımı açmam için iyi bir fırsat bu. Gruplayken pek mümkün olmuyor. Alışamadılar bir türlü ve sanırım en az birisinin tüye alerjisi var.”

Inshala içinden gülümser. Merisoul biraz deli olabilir ama kesinlikle ve tamamen kendisine özel bir perspektifi olduğundan emindir. Bazen onun kadar vurdumduymaz olmak nasıl birşey acaba diye merak eder. Kendisi Merisoul’u anlamaz. Ama ona korku dolu gözlerle de bakmaz artık. Her nasılsa, bugüne kadar en az beklentisi olduğu iki kişidir onu tamamen şaşırtan; biri onu kurtardığını sanarak ellerini parçalamış ve on gün boyunca ona ağabeylik..? babalık..? bakıcılık..? doğru ismi koyamıyordur bir türlü ve bunların hiçbiri de tam oturmuyordu yerine. Dahası, ‘onun’ kendisine ağabeylik, babalık ya da bakıcılık yapması için bir sebep de göremiyordu. Lady’nin yapması en doğal olanıydı. Ya da her ne kadar kendisinden hala biraz çekiniyor olsa da, Lady Moira’nın.. Laila olabilirdi. Hep onun gibi anlayışlı ve akıllı, anlamadı her şeyi ona tane tane anlatan, ismi gibi kendisi de güzel bir ablası olsun istemişti. Ama nedense adını kendi zihninde bile söylemeyemediği ‘o’?

Belki de gerçek, ‘o’nun dediği gibiydi ve olay sadece ‘Lady’nin emriydi’. Off yaa! Hayatında, bu kadar az kelime kullanıp yine de bu kadar çok kafasını karıştıran bir başkasıyla karşılaşmamıştı hiç. Bunun kendisini ne kadar çileden çıkardığını biliyor muydu acaba, diye Inshala ellerini pes etmişçesine havaya savurur.

Aslında dışarıdan bakıldığında ‘o’ bunların hepsi olmuştu onun için; bir ağabey, bir baba, bir bakıcı. Ama başka bir şey daha vardı orda sanki. Bundan emindi çünkü, hiçbir şey olmasa, Inshala sezgilerine güvenebileceğini biliyordu. Sezgileri onu bugüne kadar hiç yanıltmamıştı. Nihayetinde sezgileri değil miydi onunla ‘merhaba’ köprüsünü kurduran? Ne var ki sezgileri genelde yanında açıklayıcı bir not ya da bir çeşit kullanım kılavuzuyla gelmiyordu, dolayısıyla da Inshala o başka şeyin ne olduğunu tam olarak kestiremiyordu. Seziyordu ama sezdiği şeye bir isim koyamıyordu.

Ve artık ‘o’nu çözebilmek için çalıların arkasında gizlenip onu seyredebileceği bir kedisi de yoktu..

Yaşlı efendisi bu konuda ona herhangi bir şey söylememişti. Ya da belki de söylemişti ama o, içindeki sesin ona ima ettiği gibi kıt zekalı kızın tekiydi ve aradaki bağı kuramıyordu. Muhtemelen bu da o ‘sosyal’ şeysilerden biriydi kesinlikle. Belki de bunu anlayacak kadar pragdakik.. plappatik.. off yaa, neydi o kelime, işte ondan değildi.

Kendisiyle dürüst olması gerekirse muhtemelen Lady Magella ablanın ona kızdığında dediği gibi belki de sadece kuş beyinlinin tekiydi! Hem içindeki ses, hem de Lady Magella aynı anda hatalı olamazdı ya.. Ama o on günün sonunda, ‘o’ndan kendisini ayağa kaldırmasını rica ettiğinde neden yüzünün kızardığını, ya da onun gözlerine daha önce kafa tutarcasına bakabilirken, neden artık bunu yapamadığına bir cevap bulamaması ona ısrarla kafa karıştırıcı geliyordu.

Merisoul ise apayrı bir olaydı.. Kalbi durduğunda, Merisoul kendi kalbini durdurma pahasına onunkini yeniden başlatmıştı.. ‘Kim böyle bir takas yapar ki?’, diye geçirdi içinden.

O on gün kendi hayatı için debelenirken, aslında başkaları da onun hayatı için debelenmişti. Acaba aile dedikleri şey böyle bir şey miydi? Ya da sevgi sadece efendimin bana, benim de ona hissettiğim şeyden ibaret değil ve başkaları için de var olabilir miydi?

 

 

 

 

 

 

 

Inshala için o on gün belki de hayatının en karmaşık duygularını yığma halinde yaşadığı, neredeyse bütün ‘değişmez’lerinin, bütün ‘kesin’lerinin ve bütün ‘asla’larının bedeni ve sağlığı gibi eridiği on gün olmuştu.

Inshala kendisinden bir çok konuda, çok daha az emindi artık. Ama bir şekilde, hayatı boyunca hiç hissetmediği kadar da bir iç huzura kavuşmuştu çünkü hayatı boyunca içinde sakladığı sırları artık saklaması gerekmeyebileceği ihtimali vardı artık. Ne kendisinin bir ucube oluşu, ne Merisoul’un bir iblis oluşu, ne de ‘o’nun iyi biri olmayışı onu eskisi gibi huzursuz etmiyordu. Nihayetinde biri kalbine karşı kalbini takas etmiş, diğeri ise ucube oluşuna verilebilecek en sade, en dürüst ve en kestirme cevabı vermişti; omuz silkmişti!

Inshala bu derin düşüncelerle, Lady’nin arkada onun için bıraktığı battaniyelerden kendisine, deyim yerindeyse bir kuş yuvası yapıp içine yerleşti. Aradan neredeyse bir ay geçmiş olmasına rağmen kendisini hala zayıf, devamlı yorgun ve bitkin hissetmekteydi. Omuzları çökmüş ve omur iliği boyunca bir ağrı vardı. Ayakları da devamlı üşüyordu.

Inshala bütün yorgunluğunu bir kenara atıp, önce melodik bir sesle mırıldanmaya başlar. Sonra mırıltısı yavaşça kendisini esen rüzgarın esintisine, sonra da esintinin içinden gelen bir şarkıya bırakır.

Şarkı kendisinden dalgalar halinde etrafındaki ormana yayılır.

Themalsar da olduğu gibi, Inshala büyülü bir şarkı söylemeye başlar.

 

Merisoul bir ağacın yüksek dallarından birine konmuş, hem esen rüzgarda kanatlarını havalandırmakta, hem de etrafını seyretmektedir. Bugüne kadar doğa, orman, yeşillik gibi şeylerden zevk alabileceği hiç aklına gelmemişti. Bunları nedense can sıkıcı bulmuş, dolayısıyla da dikkatini fazla vermemişti ama yeni edindiği kız kardeşi Inshala ona yepyeni bir yanını göstermişti doğanın; dayanılmaz güzelliğini..

Doğa ve orman gibi, güzellik de onun için pek bir anlam ifade etmemişti bugüne kadar. Söz gelimi, kendisinin güzel olduğunu biliyordu. Ama bugüne kadar kimse onu güzel hissettirmemişti. Güzelliği bugüne kadar hep, on gümüşe bir altın babında bir takastan ibaret kalmıştı. Nihayetinde güzellik onun taifesi için sadece erkeklerin gözlerini kamaştırmak, dikkatlerini dağıtmak, etki altına almak ve temelde ya onları istediğin şekilde yönetmek ve yönlendirmek ya da onlardan istediğini alabilmek için bir araçtan ibaretti.

İki ay önce karşılaştığı ve tüm hayatını değiştiren o gök varlıkla yüzleşmesi gerçekten onun için bir fırsat mıydı acaba? O sivri zekâsıyla başkaları için mütemadiyen birbirinden aykırı fırsatlar oluşturmaya çalışırken gerçekte bir başkası da onun için bir fırsat mı yaratmıştı? Acaba ‘doğayı’, ‘yeşillikleri’ ve ‘güzellikleri’ bu yüzden mi fark etmeye başlamıştı?

Merisoul küçük omuzlarını silker ve üzerinde fazla düşünmek istemediği her konuya uyguladığı tekniği buna da uygular; konuyu itina ile paketler, üzerini ‘Arşiv No. ARZME-1011921’ diye kodlar ve turşuları koyduğu zihinsel kilerine kapatır!

Merisoul, sayılı günlerini artık bakması gereken bir kız kardeşi varken, böyle çok da önemli olmadığını düşündüğü şeylerle geçirmek niyetinde değildir.

Arezme Xiriso Nu Lei Karexy Rotxin Gwue, oturduğu koca dalın üstüne yüzükoyun uzanır, kanatlarını aşağı sarkıtır ve Inshala’nın şarkısını dinlemeye dalar.

 

Inshala, sekiz saat süren ritüelden sonra bitkin bir şekilde, “Merhaba”, der ‘çağırı’sına cevap veren küçük fey’e. Bitirdiği büyülü şarkı hala ormanda yankılanmaktadır.

Hemen ilerideki bir ağacın yaprakları arasından, avuç kadar küçük bir fey belirir. Fey, uzun süre bakıldığında hipnotize edecek kadar hızla çırptığı yusufçuk kanatlarıyla ağacın yaprakları arasından sıyrılır ve Inshala’nın olduğu yere yaklaşır.

Fey, Inshala’ya yaklaştıkça, ayrıntıları da belirginleşir; fey’in sadece ormana ait bir peride görüldüğünde hayatı çağrıştırabilecek çok açık, yeşilimsi-sarımsı bir rengi vardır ve uzun, neredeyse siyah denecek kadar koyu kumral saçlarını, biraz meraklı ama daha çok kızmış gibi görünen cam yeşili çekik gözlerine girmesin diye tepesinden arkaya doğru örmüştür. Minik omuzlarında ve çöp gibi ince kol ve bacaklarında silik mavi savaş dövmeleri mevcuttur. Fey yaklaşırken, elinde tuttuğu çuvaldız boyundaki mızrağını Inshala’ya doğrultmaz ama yine de hazırdaymış gibi bir izlenim verir.

Inshala, küçük fey konsun diye bir elini açmış, ona doğru uzatır.

Fey’den, boyuna göre biraz fazla efe bi ses çıkar; “Hop! Dur bakalım. Seni tanımıyorum bile ve sen oturmam için bana avucunu açıyorsun!” — ve Inshala’nın ormanda yankılanan mistik şarkısı ani bir gıcırtıyla durur!

“Her sana elini uzatanın avucuna mı oturursun sen?”, diye tersler.

Yukardan Merisoul’un kıkırdama sesleri duyulur.

“Saatlerdir burda oturmuş şarkı söylüyorsun. Başta kulağa hoş geldiğini düşündüm, merak ettim ve geldim. Sonra da ne zaman susacak diye merak ettim ve bekledim.”, diye aynı terslikle ekler.

Inshala, bu küçük perinin ters üslubuna alındıysa da bunu yüzüne yansıtmaz. Ona sadece gülümser ve “Haklısın”, der.

Küçük fey onu azarlamak için birşeyler daha söylemek ister ama Inshala’nın alttan alır havası karşısında üsteleyecek başka birşey bulamaz.

“Ne var? Neden beni koca insanların yaşadığı taşlar ve ölü ağaçlarla çevrili bu yere çağırdın?”, diye kaşlarını çatmış, asabi üslubuyla devam eder.

Inshala, “Ben Rüyalar Diyarından Inshala ‘la Fey’ Frostmane. Seni buraya ‘muhteşem, destanlara layık ve muhtemelen hepimizin öleceği son derece tehlikeli bir maceraya davet etmek için çağırdım”, der.

Küçük fey olduğu yerde donup kalır! Gözleri fal taşı gibi açılmış ona bakar, “Sahi mi? Tehlikeli ve ölümcül olacağından emin misin?”, diye bir anda üslubu tamamen değişmiş ve heyecanlanmış bir şekilde sorar. “Buralarda ölümcül olan tek şey can sıkıntısıdır! İnsanlar buna nasıl tahammül edebiliyor?”, diye merak eder ve ekler, “Herhalde bu kadar kısa yaşamalarının sebebi de budur.”

“Ama biz burada fazla durmayacağız.”, der Inshala yumuşak bir sesle. “Buradaki işimiz bitince muhtemelen uzun bir süre, çok tehlikeli yerlere gideceğiz. Senin de bize eşlik etmeni isteriz – tabii sen de istersen..”

“Hmmm.. sana bağlı olarak mı? Yanlış anlama çok şirinsin ve sesin de çok güzel ama Rüya Diyarı pek de benim olayım değil. İki üçüz kız kardeşim ve bir de aptal erkek kardeşim var ve onların hepsi Rüya Diyarına gittiler. Hala uyuyorlar! Devamlı uyku, uyku, uyku.. ve sıfır ekşın!”, diye burnunu çekip ‘hıf’lar.

Inshala yorgun bir şekilde gülümseyerek, “Her ne kadar senin gibi cesur yürekli bir savaşçının beni koruyup kollamasını istesem de, benim bir tane koruyucum var.. sanırım.. galiba..”

“Pek emin değil gibisin.”, der küçük fey.

“Pek emin değilim zaten.”, der Inshala ve ileride merak ve ilgiyle olup biteni seyreden Gnine’a ‘gel’ işareti yaparak, “Bu Efendi Gnine Ninehundredandninetynine Tinkerdome. Kendisi buralarda oldukça tanınmış güçlü bir büyücüdür ve şer ile yapacağımız ölümcül savaşlarda kendisine göz kulak olacak, güvenilir bir arkadaş arıyor. Anlaşmanı ve bağını onunla yapacaksın.”

Gnine, iki ‘fey’e yaklaşır.

Küçük fey kuşku dolu gözlerle Gnine’ı şööööyle bir yukarıdan aşağı süzer. “Bu mu çok güçlü bir büyücü?”, der minik burnunu havaya dikerek.

“Görünüşler aldatıcı olabilir”, der Inshala, “Tıpkı sende olduğu gibi..”

Peri bunu çok makul bulmuş gibi “Bu doğru.”, der.

Inshala bir eliyle Gnine’ı işaret ederek “Kendisi, bir tek büyü ile neredeyse iki düzine mel’un yaratığı yok etmiş, zeki, düşünceli, merhametli, sadık ve grubunda çok sevilen ve çok güvenilen, önemli biridir.”, diye ekler.

“YAAAAAAAA!”, diye alık alık Gnine a bakar küçük fey, “İKİ DÜZİNE HAAA?!”. Biraz düşünür, “Maceranız tehlikeli, ölümcül ve epik olacak dedinizdi, di mi?”

“Kesinlikle”, diye söz verir Inshala.

Küçük fey gözlerini kısmış, Gnine’a daha bi alıcı gözüyle bakar. Sonra bir karara varmış gibi yüzü aydınlanır.

Gnine’a minnacık avucunu açar ve “Ön ödeme! Bin altın değerinde elmas ve yakutlar. Ayrıca ‘dilek’ bahşetmem ve bulaşık da yıkamam! Yiyecek ve olası masraflar da sana ait..”, der otoriter bir sesle..

Gnine ona bir kese dolusu mücevher uzatır.

Küçük peri keseye dokunmaz. Arkasındaki bir ağaç kovuğunu gösterir. “Para benim için değil. Mab’in birikmiş haracı o.. Şurdaki kovuğa koy, birileri gelip onu alacaktır.”, der.

Gnine, bin altın ederindeki mücevherle dolu keseyi kendisine gösterilen ağaçtaki deliğe bırakır. Onay almak için periye bakıp tekrar keseye döndüğünde kese gitmiştir!

Küçük fey mutlu bir şekilde ellerini çırpar, “Evvvvet! Haraç kabul edildi, borç kapandı, bakiye sıfırlandı ve anlaşma mühürlendi. Artık Mab’den özgürüm!”, der ve havada mutlu bir takla atar!

Sonra Gnine’a döner “Ben Whimsi Lola. Ne zaman başlıyoruz?”


Whimsi Lola, Pixie
Tiny Fey, Neutral Good

Armor Class: 15
Hit Points: (1d4 + 1 hp / owner level) 11
Speed: 10 ft., fly 30 ft.

STR 4 (-2)  DEX 20 (+5)  CON 9 (0)  INT 12 (0)  WIS 14 (+2)  CHA 15 (+2)

Skills: Perception +4, Stealth +7
Languages: Sylvan, Gnome, Common
Challenge: 1/4 (50 XP)

Magic Resistance: The pixie has advantage on saving throws against spells and other magical effects.

Innate Spellcasting: The pixie’s innate spellcasting ability is Charisma (spell save DC 12). It can innately cast the following spells, requiring only its pixie dust as a component:

At will: Druidcraft

Once per Day: Confusion, Dancing Lights, Detect Evil and Good, Detect Thoughts, Dispel Magic, Entangle, Fly, Phantasmal Force, Polymorph, Sleep

Actions: Superior Invisibility: The pixie magically turns invisible until its concentration ends (as if concentrating on a spell). Any equipment the pixie wears or carries is invisible with it.

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 23, 2019 / Reply

    Yazarken en çok zorlandığım hikayelerden biriydi bu. En azından 1. bölümü.

    Inshala, karmaşık bir kişilik.

    Kendisi inatçı olduğu kadar saf, dik kafalı, takıntılı, titiz, evhamlı, obsesif (saplantılı), çok güçlü ve katışıksız olan duyguları üzerindeki hakimiyeti zayıf, kötürüm ve içine kapanık bir ruhtur. Dünya hakkında bilgisi temelde birinci elden gördükleri ile sınırlıdır. Küçüklüğünden itibaren yaşadığı travmalar sonucunda ortaya çıkmış, çarpık psikolojilerin tümlemesi olan birinin değişmesi oldukça zordur. Ama etrafındakilerin gösterdiği ilgi ve alaka, anlayış, sevgi ve daha fazlası onda istemsiz bir kırılma yaşatmış durumda.

    1. bölümde beni zorlayan sadece sosyal anlamda çok eksik kalmış birinin iç dünyasını tasvir etmek değil, aynı zamanda yaşına bağlı olarak psikolojik, duygusal ve zihinsel olgunluğa erişmediği gibi, travmalarla tahribe uğramış küçük bir kızın iç dünyasına dalmak oldu.. ve bu karakteri bu denli sevmemin de altında yatan sebep de aslında bu kadar sorunlu ve karmaşık olmasından kaynaklanıyor. Onun karman çorman olmuş iç dünyasının kör düğümlerini çözmek, beni zorladığı kadar da keyif veriyor.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.