You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline: 9 yıl önce..

Not: Bu hikayenin doğru anlaşılabilmesi için önce “Kimse..” ve “Kamp Ateşi III, Aftermath” hikayelerinin okunmuş olması gerekir.

 

Merhaba..”

“Kimse yok mu?”, diye seslenir küçük kız karanlık zindanın boşluğuna.

“..benimle alay etmek için yeni bir çırak daha mı gönderdi?”

Zifiri karanlığın içinden kıtırlı, bitmiş bir ses ona cevap verir. Ses neredeyse anlaşılamaz derece de sessizdir ama fısıltı niyetiyle söylenmemiştir. Boğuk, hırıltılı ve ölüm döşeğindeki bir sestir bu.

“Alay? Neden alay edeyim ki? Seni tanımıyorum bile!”, diye şaşkın bir şekilde konuşur genç kız.

Karanlık delikteki her kimse, garip bir ses çıkartır. Genç kız neden sonra bunun belki de bir kahkaha olabileceği kanaatine varır ve bozulur. Kimse kendisine gülünmesinden hoşlanmaz ve küçük, genç kız da bir istisna değildir.

“Neden gülüyorsun bana ki?”, diye hafif alınmış bir tonla sorar.

“..sen, tanıştıktan sonra mı alay edersin?”, diye sorar ses ona.

“Bilmem. Hiç denemedim. Alay pek de hoşuma giden bir şey değil. Küçükken benimle çok alay ederlerdi..”, diye söylenir kız.

“..alay etmek için değilse, neden buradasın?”, diye sorar hırıtılı ses. Sesle beraber çok hafif bir zincir şakırtısı da duyulur.

“Yeni efendim beni en sonunda kendisine çağırdı. Ben de geldim. Yanında başkaları da vardı ama o devamlı bana bakıyordu. Sanırım beni çok beğendi çünkü herkesi katına çağırmadığını duydum. En azından bana öyle gibi geldi. Sonra, kendimi evimde gibi hissetmem için etrafı gezmemi istedi ama burası fena büyük bir yer ve benim hiç evim olmadı, onun için ben de kayboldum.”, diye uçarı bir şekilde konuşur genç kız. Ancak, bulunduğu yerin büyüklüğünü kaybolmasına sebep değil de, kaybolması için bir bahaneymiş gibi söyler.

“..evet. Efendin öyle biridir. Sadece özel olanları katına alır. Ama onun dekor anlayışından pek hoşlanacağını sanmıyorum.”, der bitik ses.

“Neden ki?”, diye sorar genç kız.

“Bu zindan onun favori mekanıdır..”, diye açıklar karanlığın içindeki dolu bir sesle.

“Evet, biraz iç bunaltıcı ama yinede bence efendim harika biri. En azından ben öyle düşünüyorum. Onu tanısan eminim sen de öyle düşünürdün. Seni kesin onunla tanıştırmalıyım!”, der genç kız mutlu bir şekilde.

Karanlıktan garip bir ses daha gelir. Bu seferki bir öncekinden bile zor anlaşılır durumdadır ama genç kız zekidir ve göremediği kişinin ‘kıkırdadığını’ düşünür.

“..efendinle tanışmışlığım var. Yıllar önce beni de evine getirmişti. Her ne kadar bu benim istediğim şekilde ve amaçla olmasada..”, der ve yine kıkırdar. “Onun kalıcı müdavimlerindenim. Ama korkarım daha fazla değil.”, diye “nihayet” havasıyla ekler, bitmiş sesin sahibi.

“Neden ki? Gitmen mi lazım?”, diye merakla sorar küçük kız.

“..hayır. Sadece ona verebileceğim bir şeyim kalmadı.. ve sürem de dolmak üzere.”, der ses umutsuzca.

“Aaa.. Buna çok üzüldüm. Sen iyi birine benziyorsun. İstersen efendimle senin adına burada kalabilmen hususunda konuşabilirim. Eminim beni kırmayacaktır.”

Delikten inleme gibi bir ses duyar genç kız ve biraz tedirgin olur.

“Siz iyi misiniz?”, diye sorar temkinli bir merakla.

“..sorduğun soruyu doğru kişiye, oldukça yanlış bir yerde soruyorsun küçük kız. Merak ediyom; belki sen de yanlış yerde olan doğru kişisindir!.”, diye genç kızın anlam yükleyemediği bir ses tonuyla konuşur karanlıktaki ses.

“Bilemem ki..”, diye muallak bir şekilde cevap verir kız. “Ben kayboldum!”

Zifiri karanlığın içindeki her kimse, uzun bir süre sessizce bir şeyleri dinliyor gibidir. Kızın büyüye hassas bir doğası vardır ve delikteki yabancıdan son derece cılız bir sezinin yayıldığını fark eder ve şaşırır. Dahası, sesin sahibi ne büyüsü yaptıysa, bunu fark edilmesin diye dikkatlice yapmadığını, elinden gelenin en iyisinin artık ve sadece bu olduğundan dolayı büyünün bu kadar zayıf olduğunu anlar.

Çukurdaki her kimse, tamamen bitmiş biridir.

Neden sonra ses, zorlukla aldığı derin bir nefesten sonra yine konuşur “.. saf, temiz ve iyilik dolu. Evet. Kesinlikle yanlış yerdeki doğru kişi!”

“Sanmam.”, diye ‘hıf’lar küçük kız. “Efendim tercihleri konusunda oldukça hassastır.”

“..ve dürüst!”, diye ekler kırık ses.

Sahibini göremediği bu ses, küçük kızın iyiden iyiye merakını cezbetmiştir.

“..sen de benim olan bir şey var, bunu hissedebiliyorum.”, der bitik ses ve uzun bir aralıktan sonra, “Aaaaa..!”, diye ünler, bir şeyi anlamışçasına. “Sen kaybolmadın.. Seni buraya.. bir şey getirdi. Benden olan bir şey. Ve sen bunun farkında değilsin.”, der ses ona ve karşılaşmalarından beri ilk defa isimsiz varlıktan, hayal meyal bir hayat belirtisi belirmiş gibi sorar küçük kıza;

“Adın nedir senin?”

“Özür dilerim ama adımı size veremem. Bu konuda özellikle uyarıldık. Kimseye gerçek adımızı veremeyiz!”, diye nazikçe reddeder genç kız.

“..önemli değil.”, diye cevap gelir. “Uydur bir tane..”

“Hmmm..”, diye düşünür kız ve zihninde, çoook uzun isminin harflerinden makul, söylemesi kolay bir isim uydurmaya çalışır. Neden sonra kızın küçük, şimdiden uhrevî bir güzelliğe ulaşmış yüzü aydınlanır ve “Tamam. Buldum. Merisoul Xyrotwu!”, diye atar ortaya mutlu bir şekilde.

“.. Merisoul Xyrotwu.. Mutlu Ruh Sıfır İki! Ne kadar güzel bir isme sahip olduğunu tahmin bile edemezsin!”, der delikten gelen ses.

Merisoul bunu duyunca çok mutlu olur ve yüzü bir anda güneş gibi aydınlanır.

“Teşekkür ederim. Ama ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum.”, diye sesin sahibini yoklar.

Merisoul’un kaybolduğu yer, çok uzun bir koridor gibi bir yerdir. Koridor sanki sonsuza kadar gidiyordur ve her iki yanında da karanlık gedikler, çukurlar ve demir parmaklıklı kapılar mevcuttur. Konuştuğu bu ses dışında, önünden geçtiği diğer çukur yada parmaklıklardan hiçbir ses gelmemiştir. Belli ki efendisi burayı, sesin sahibi gibi, özel misafirleri için kullanmaktadır. Merisoul, efendisinin kendisine buradakilerden daha sıcak, daha cana yakın bir oda vereceğini umar. Şöyle, pencereli ve manzarası olan genişçe bir oda.. Çukur olmasın, diye geçirir içinden. Merisoul karanlık çukurlardan hiç hoşlanmaz çünkü karanlık çukurlarla ilgili yaşadığı kötü anıları vardır..

Mutlu Ruh küçük omuzlarını silker, çukur olayını zihninden atar ve hayaline devam eder; Ayrıca içinde oynayabileceği büyük, gömme küveti, üstünde hoplayıp zıplayıp tepinebileceği dev, yumuşak bir yatağı, parlak avizeleri, birçok güzel elbiseleri ve tam boy aynası olan bir oda. Bitişik bir de oyun odası da olsa ne kadar harika olurdu, diye geçirir içinden.

Kız zihninde, potansiyel odasının hayalini kurarken, delikteki ses onu tekrar bulunduğu ana geri getirir.

“..Ad Ara!”

Merisoul’un bir anda içi buz gibi olur. İri gözleri daha da büyür, minik, kırmızı dudakları hayret ifadesiyle aralanır ve daha gelişmemiş küçük, kuzguni kanatları gerilir ve titremeye başlar.

“Ama.. ama nereden bildin?”, diye korku içerinde sorar.

“..sende bana ait olan bir şeyin olduğunu söylemiştim.”, diye cevap verir ses ona yumuşak bir şekilde. “Annen çok özel bir kadın olmalı.”

“Annem öldü. Ben doğduktan üç gün sonra.”, diye hayıflanır küçük kız.

“..üzgünüm. Ama bilmelisin; sevdiklerimiz ve bizi sevenler, gerçekte asla bizi bırakıp gitmezler. Ve arkalarında mutlaka bizi korumak için bir iz bırakırlar. Sende de böyle bir izin varlığını hissediyorum. Bu iz seni buraya getirdi. Ve bu iz beni bulmanı sağladı.”, der ve yorulmuş, nefes almakta zorlanıyormuş gibi bir anlığına durur sonra devam eder, “Sen bana iyi davrandın ve nezaket gösterdin. Hemde burada. Bu katta. Bu yüzden sana bir tavsiyede bulunacağım, çünkü hayatım dışında verebileceğim başka hiçbir şeyim kalmadı; o ismi asla bir iblise tekrarlama. Asla!”

“Ummm.. peki..”, diye yarı-niyetle cevap verir kız.

“..söz ver bana! Bu iyiliği esirgeme benden!”, diye yalvarır karanlıktaki ses.

Merisoul biraz gerilir çünkü verilen sözler önemlidir ve bozulmaları her zaman ciddi sonuçlara ve daha da ciddi sorunlara yol açabileceğini bilen biridir..

“Peki.”, der en sonunda ve hayatının ilk pazarlığını ve anlaşmasını da yapmış olur, “Söz veriyorum.”

“Teşekkür ederim güzel kız. Bana gösterdiğin bu iyiliği sana geri ödemek isterim.”, der ses takatsizce.

“Buna gerek yok aslında. Efendim bana ihtiyacım olan bütün gücü verecek zaten.”, der mutlu bir şekilde.

“..efendin sadece almasını bilir, acı dışında vermesini bildiği başka bir şeyi de yoktur”, der karanlıktan gelen ses iyice yorulmuş bir şekilde. “Kendisini tekrar etmesi dışında bana bile verebileceği bir şeyi kalmadı zira elindekilerin tamamını, hiç esirgemeden üzerimde kullandı. Ve benden alabileceği sadece son bir şeyim kaldı. Onu da sana vermeyi tercih ederim. Benim sana vereceğim şeyi efendin sana veremez çünkü onda yok. Asla olmadı ve olmayacak.”

Merisoul’un aklı karışmıştır biraz. Ne yapacağını bilmediği gibi, ne yapması gerektiğini de bilemez. Yaşıtlarına ve hatta kendisinden çok daha büyüklere göre bile oldukça zeki bir kızdır. Ancak algısı, yaşı ve saflığı ile sınırlıdır.

“..hadi al. Kırma beni, ne olur.. Sana vereceğim şeyi kendi rızamla vereceğim. Uzat bana elini.”, diye fısıldar delikteki ses.

Merisoul biraz çekingen bir şekilde elini deliğin karanlığına sokar.

“..avucunu aç güzel kız, onu ben açamam zira benden ilk alınanlar arasında ellerim de vardı.”, diye git gide kaybolan bir sesle fısıldar delikteki varlık.

Küçük kız, soktuğu karanlık delikteki elini açar ve sanki birisi sıcak nefesiyle avucunu okşuyormuş gibi gelir..

..ve korkar! Kız, elinden vücuduna yavaşça yayılan ılık nefesin ne olduğunu ve bu nefesle kendisine neyin verilmiş olduğunu anlamaz ama içinde daha önce olupta atıl bırakılmış bir şeyin tekrar hayat bulduğunu ve olmayan bir başka şeyin de filizlendiğini hisseder.

“Ne.. ne verdin bana?!”, diye yarı paniklemiş bir sesle küçük bir çığlık atar.

“..sana.. son.. nefesimi verdim.. Annen.. gerçekten seni çok.. sevmiş olmalı..  Elveda.. Mutlu Ruh.. Sıfır.. İki.. Sıfır Bir’i.. unutma!..”, diye git gide solmaya başlar ses.

Merisoul bir anda kendisine verilen şeyin önemini ve daha fazlasını kavrayı verir. Küçük kalbi fena halde burkulur ve gözleri dolar.

“Ama.. ama neden bunu bana verdin ki? Beni tanımıyorsun bile..”, diye içlenir.

“..senin.. içine baktım.. ve bir.. melek gördüm..”, der neredeyse duyulmaz hale gelmiş ses.

“Peki seni bir daha görebilecek miyim?”, diye burnunu çekerek sorar Sıfır İki.

“..her zaman.. yanında olacağım.. meleğim!.. Ve.. teşekkür.. ederim—”, delikteki ses bir anda ve bir daha asla konuşmamak üzere kesilir.

Merisoul, olduğu yerde kalakalmıştır. Çok uzun bir süre, içinde sıcaklığını hissettiği elini göğsüne, pır pır atan küçük kalbinin olduğu noktaya yaslamış, diğerini de küçük ağzına götürmüş bir şekilde karanlık deliğe bakar. Sebebini anlayamaz ama içini muazzam bir hüzün kaplamıştır. Sanki evrenden, uhrevî zarafetteki bir güzelliğin, sonsuza dek kayıp oluşuna şahit olmuştur ve kendisini bir türlü bu ağır duygudan kurtaramaz.

Merisoul, daha annesinin rahmindeyken bilinciyle beraber algısı da ayılmış bir yaratıktır ve o andan itibaren gördüğü her şeyi hatırlar. Bu sebeptendir ki, daha annesinin rahmindeyken, aylarca onun yumuşak dokunuşlarını, sesini, sesindeki sonsuz sevgiyi ve annesinin ona tekrar ettiği isimlerini hatırlar. Tıpkı annesini sadece iki gün görmüş olmasına rağmen, aylarca karnındayken duyduğu sesin şefkat, sevgi ve hüzün dolu yüzünü hatırladığı gibi.

Merisoul, annesini kaybettiği günden beri ilk defa ağlar.. İri gözlerinden tane tane gözyaşları parıldayarak, pürüzsüz yanaklarından aşağı süzülür. Kız, önündeki uzun yıllar içerisinde büyüyecek, güçlenecek, evrenler ve boyutlar ve oralarda yaşayan, bir çok ölümlünün varlığından bile haberdar olmadığı şeyler hakkında bilgi edinecek ve efendisinin planlarında kendisine tahsis edilen önemli rol için uğraşacaktır. Ancak hayatının hangi anını yaşıyor olursa olsun,  ne zaman başını kaldırıp göğe baksa, gerçekte daha küçük bir kızken efendisinin zindanlarında kaybolduğunda karşılaştığı ve kendisine ‘Mutlu Ruh’ diye hitap eden varlığı düşünüyor olacaktır. Onunla yaşadığı kısa iletişim, hayatının geri kalanını, çoğu zaman kendisinin dahi fark etmeyeceği şekilde onu etkileyecektir. Her halükarda Merisoul, annesini, onun yumuşak, şefkat dolu sesini ve güzel ama hüzünlü simasını unutmadığı gibi, Ad Ara’yı da asla unutmayacaktır.

 

Küçük kız yutkunarak son bir defa daha karanlık çukura bakar ve sessizce fısıldar;

“Elveda, sevgili Ad Ara!”

 

✱ ✱ ✱

 

Merisoul yaşı itibariyle saftır ama olduğu yaratık itibariyle ise içsel, kurnazca bir bilgeliğe de sahiptir. İçindeki, hayatta kalması ile doğrudan ilintili olan bu bilgeliği ona, sanki bu olaydan efendisine bahsetmemesi gerektiği ile ilgisi bir şeyler söyler.


Merisoul, Ad Ara ile yaşadıklarını, engin zeka sarayında, ‘belki birgün gerekir’ diye hazırladığı ve annesinin portresinin arkasına gizlediği kasasını ilk kez değerlendirir; bu olayı ‘Arşiv No. ARZME-0000001’ olarak paketler ve zihinsel kasasına itinayla yerleştirir ve kapısını da dikkatlice kilitler sonra da portreyi tekrar yerine asar..

 

✱ ✱ ✱

 

Merisoul, geldiğini düşündüğü yoldan geri döner, ancak yine kaybolur. Ağlamaklı bir şekilde saatlerce karanlık, dehliz gibi koridorlarda dolanır durur. Neden sonra uzaktan büyük bir şeyin, ağır adımlarla yaklaştığını duyar ve ardından gürlü, güçlü ve yakışıklı bir ses ona doğru yankılanır;

“AH AREZME! GÜZEL MELEZ. ORTADAN KAYBOLMAMALISIN. BİLESİN Kİ; SENİNLE BERABER ÇOK BÜYÜK İŞLER YAPACAĞIZ!”

 


Merisoul Xyrotwu, hikayenin geçtiği zamanda 14 yaşlarında, minyon bedeni daha gelişmemiş, küçücük bir kızdır.

Bu olaydan sonra Merisoul, Ad Ara’nın gerçek hikayesini, onun efensiyle olan savaşlarını ve efendisinin onu esir alıp nasıl ona 1600 yıl işkence ettiğini öğrenir ve bütün bunlardan fazlasıyla etkilenir ve hayat ile ölümü.. ve belki de kaçınılmaz olarak, melekleri merak eder. Etrafındaki herkesi şaşırtacak bir şekilde de bu alanda çalışmalarına başlar ve divination (gök varlıkları ile iletişim bilimi) ve necromancy (ruh çağıcılık ve ölüm bilimi) üzerine yoğunlaşır.

Merisoul, bu olayı takip eden dokuz yıl boyunca büyü, büyü teoremleri, zaman ve boyutlar hakkında ciddi bir eğitim alır ve hem zekası, hemde eşsiz bakış açısı kendisini göstermeye başlar. Aynı zamanda “cazibe kabiliyetlerini” de geliştirmek için zorunlu özel eğitimlerden geçer.

Belirli seviye ve yeterliliğe ulaştığında da, pratik tecrübe ve gerçek güç edinebilmek için terk edilmiş yerlere gitmeye başlar. Bunlardan biri de Themalsar harabeleridir ve burada başına beklenmedik bir şey gelir ve hayatı bir anda tamamen değişir. (bkz. Hikaye: A Bards Tale V, Pazarlık)

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / February 1, 2020 / Reply

    Eveet. Büyük puzzle’ın bir kısmı bu hikaye ile -göreceli de olsa- aydınlanmış oldu sanırım.

    Merisoul Xyrotwu, hikayenin geçtiği zamanda 14 yaşlarında, minyon bedeni daha gelişmemiş, küçücük genç bir kızdır ve annesinin bütün aksi umutlarına rağmen, yanlış kültlere katılmış ve üstün zekası, uhrevi güzelliği, olağan dışı ikna kabiliyeti ve fevkalade doğal feminen davranışlarıyla yanlış kişilerin dikkatini çekmiş ve en nihayetinde de “efendisinin” huzuruna çağırılmıştır.

    Tabii, efendisi onu hangi planlarında nasıl kullanmayı/değerlendirmeyi düşündüğünü daha bilmiyoruz ama muhtemelen, hem zekasından, hem de kendisinden faydalanacağı muhtemeldir.

    Bu olaydan sonra Merisoul, Ad Ara’nın gerçek hikayesini, onun efensiyle olan savaşlarını ve efendisinin onu esir alıp nasıl ona 1600 yıl işkence ettiğini öğrenir ve bütün bunlardan fazlasıyla etkilenir ve hayat ile ölümü merak eder. Etrafındaki herkesi şaşırtacak bir şekilde de bu alanda çalışmalarına başlar ve divination (gök varlıkları ile iletişim bilimi) ve necromancy (ruh çağıcılık ve ölüm bilimi) üzerine yoğunlaşır.

    Birkaç yıl boyunca büyü ve büyü teoremleri eğitimi alır ve aynı zamanda da “cazibe kabiliyetlerini” geliştirmek için zorunlu özel eğitimlerden geçer.

    Belirli seviye ve yeterliliğe ulaştığında da, pratik tecrübe ve gerçek güç edinebilmek için terk edilmiş yerlere gitmeye başlar. Bunlardan biri de Themalsar harabeleridir ve burada karşısına beklenmedik bir şey gelir ve hayatı bir anda tamamen değişir. (bkz. Hikaye: Pazarlık)

    Bu noktada hala bilinmeyen birkaç husus var:

    1. Merisoul’un eski efendisinin (iblis), onun Ad Ara ile yaşadıklarından haberdar olup olmadığını bilmiyoruz zira iblislerin bazıları hiddetle ve önüne çıkan her şeyi kırıp geçen türden olabilirken, bazıları ise orjinal Star Wars’daki (IV, V, VI) Palpatine gibi çetrefilli planlar yaparlar.
    2. Merisoul’un yeni efendisinin (gök varlık), onun Ad Ara ile yaşadıklarından haberdar olmadığını tahmin ediyoruz çünkü ona hala zorunlu dönüşüm yaşamış bir iblis gözüyle baktığını ve onu cezalandırdığını gördük. Soru; Merisoul yeni efendisine neden bu olayı anlatmadı?
    3. Merisoul, an itibariyle bizim grupla takılıyor ancak kişisel agendası nedir? Dahası, bu grupla neden takılıyor? Gidip kendi başına da takılabilir, ama bunu yapmıyor..

    Son olarak, hiçbir ölümlünün bilmediği, Merisoul farkında olmadan Ad Ara’nın dileğini yerine getirerek gerçekte onun ruhunun nisyana atılıp yok edilmesine de engel olmuş oldu. Birkaç gün sonra efendisi yine Ad Ara’ya zulüm etmek için tekrar yanına geldiğinde onun çoktan ölmüş ve ruhunu teslim etmiş olduğunu görür. Dahası, melek özgürce öldüğü için de bedeni iblisin zindanında kalmamış, o da ruhuyla beraber yükselip kurulmuştur. Bu, iblisi fena kızdırır zira ölmüş olsa da, melek en sonunda onun elinden kurtulmuş ve cennetine geri dönmüştür..

    İblisin tepkisi ve hışmı muazzam olur. Sorumlu olduklarını düşündüğü binlerce minyonu yakarak öldürür..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.