You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline: Grup, Arashkan şehri yolu üzerindeki Scowling Hills’in hemen güneyinde, Serenity Home’a malzeme taşıyan bir kervana saldırmış yeşil bir ejderha ile karşılaşır. İlginç bir taktik kullanan kahramanlar ejderhayı alt etmeyi başarırlar. Gruba yeni katılmış olan High Lady Anglenna, neredeyse elini bile kıpırdatmadan onlara bu beklenmedik zaferi kazandırmıştır.

Bu hikaye, ejderha ile yaptıkları savaş sonrasında, olay yerinden bir kaç saat ileride kurdukları kampta gerçekleşir.

 

Gnine hala ejderha ile yaptıkları savaşın etkisinden kendisini kurtaramamıştır. Ve heyecandan elleride hala titremektedir. Koca ejderhayı bir iki dakika gibi kısa bir süre içerisinde öldürmeyi hiç beklemiyorlarken bunun gerçekleşmiş olması genç gnome’un vücut kimyasını bozmuştur. Sanki, ejderhayı gördüklerinde vücudunda salgılanan adrenalin, daha amacına ulaşamadan ortada savaşılacak bir düşmanın kalmadığını fark edince ayaklanıp isyan etmiş sonra da arkadaşlarını çağırıp parti vermeye karar vermiştir!

Gnine tekrar derin bir nefes alır ve sakinleşmek için kendisini zorlar. Lady’nin arkadan “Evladım iyi misin? Neden titriyorsun sen? Hasta mı oldun yoksa. Gel bir ateşine bakayım.”, dediğini duyar. Gnine, hiç bozuntuya vermeden “Yok bi şey!”, der.

Arabanın içinden Merisoul’un “Araba sen titremeden de yeterince sallanıyor..”, diye homurdandığı duyulur.

Gnine arabadan gelen konuşmaları da, söylenmeleri de umursamaz. Geçen saatlere rağmen yaşadığı şeyleri hazmetmekle meşgul olmayı tercih eder.

Laila atını arabaya yaklaştırır ve eliyle geldiği yöne işaret eder; “Lady. Bir buçuk mil ileride kamp için uygun bir yer buldum. Cılız da olsa bir akarsuyu bile var. Buz gibi soğuk ama harika bir tadı var.”, diye seslenir.

Lady hafif kaşlarını çatarak sesli bir şekilde düşünür, “Hmm. Orada duralım o zaman. Hepimiz biraz dinlenebiliriz sanırım.”

Laila atını çevirir ve tam dönüp tekrar gidecekken, sanki Gnine’ın yüzünde gördüğü bir şey dikkatini çekmiştir. Yavaşça atını arabaya paralel bir şekilde sürmeye başlar. “Sen iyi misin?”, diye sorar cüceye.

Gnine biraz bıkkın bir ifadeyle “Neden herkes bana iyi olup olmadığımı soruyor? İşiniz yok mu sizin?”, diye huysuzca cevap verir.

Laila bir süre ona sessizce bakar. Sonra “Gnine. Biz eski dostuz. Lütfen. Böyle yapma. Ve lütfen böyle de olma.”, diye ona yumuşuk bir ifadeyle söylenir.

Gnine utanır zira Laila haklıdır. O ve Bremorel, onun en eski ve en yakın arkadaşlarıdır. Teknik olarak, Bremorel bile aralarına sonradan katılmıştır. “Özür dilerim Laila. Her zamanki gibi haklısın. Sadece yaşadığım bazı şeylerin etkisinden kurtulamadım ve hazmetmeye çalışıyorum, o kadar.”

Laila ona “Özrün kabul edildi. Ama sadece seni sevdiğim için. Hadi paylaş benimle aklından geçenleri. Senin kadar zeki olmayabilirim ama hazımsızlık çektiren şeyleri ortadan kaldırma konusunda çok iyiyimdir”, der gülümseyerek.

Gnine da istemsizce gülümser. Gerçekte grupta kimse kendisini Laila kadar iyi tanımıyordur. Tıpkı Laila’yı onun  kadar iyi kimsenin tanımadığı gibi.. “O türden bir şey değil yaa. Sadece ejderha olayı beni biraz etkiledi.”, der sessizce.

Laila biraz düşünür. “Hayır. Sorun bu değil.”, der kati bir sesle.

Gnine’ın kaşları kalkar; “Nasıl değil?”, diye sorar Laila’ya.

Laila ona sırıtır. “Ejderha beni etkiledi. Seni etkileyen şey ise başka bir şey.”

Gnine yüzünü buruşturur. “Ne yani, beni neyin etkilediğini benden daha mı iyi biliyorsun?”

“Tabii. Hayatımda sürdüğüm en kolay izler hep senin yüzünde olmuştur! Bu yüzden küçükken bile başının belada olduğu zamanları da hep bilmişimdir.”, diye sırıtmaya devam eder.

“Küçükken başımın belada oluşunu, çığlık atarak kaçıyor olmamdan anlamış olmayasın?”, diye yüzünü daha da buruşturarak cevap verir Gnine. Belli ki aklına küçükken çığlık atarak kaçtığı bir anısı gelmiştir..

“O da var.”, diye ‘fırk’lar Laila. Belli ki aynı anıyı kendisi de hatırlamıştır.

“Neymiş peki yüzümdeki izler, Bayan Bilmiş?!”, diye gözlerini kısarak yanında atını doğal bir zarafetle süren kıza bakar.

Laila, yüzünde bilgeç bir ifadeyle “O kadarını da sen bul. Ben sadece iz sürerim. İzlerin aklından geçenleri sadece bir büyücü bilebilir. O da ben değilim.”, der Gnine’a imalı bir şekilde bakarak. “Ama ejderha seni sadece heyecanlandırdı.. Ve hepimizi korkuttuğu gibi seni de korkuttu. Seni etkileyen şey başka bir şeydi ve bu ejderha ile savaşmamızdan önce oldu..”

 

Akşam olmak üzeredir. Grup, Laila’nın bulduğu küçük akarsunun hemen yanına kamp kurmuştur. Akarsuyun bulundu yer, yoğun ağaç ve çalılardan dolayı loş ve biraz da rutubetlidir. Ancak hava son derece temiz ve hayat doludur. Güneşin son ışıkları etrafı morumsu bir haleyle büyülerken, kamp ateşinden saçılan ışık ise herkesin yüzünde turuncu-altın renklerle oynaşmaktadır.

Kahramanlar oturmuş, Inshala, Lady ve Laila’nın hazırladığı etli sebzeli güvecin pişmesini beklemektedir. Bir ara Lorna da yardım etmek istemiş ama Lady onun bu isteğini nazikçe geri çevirmiştir. İçinden ‘Anglenna’yı daha fazla acite etmeye gerek yok’, diye geçirirken, dışından “Üç kişi bile fazlayız bu ateşin başında. Hadi sen git otur. Güveç de neredeyse hazır zaten.”

“Nefis kokuyor, ne var bunun içinde?”, diye merak ederek ateşe doğru yaklaşır Udoorin.

Tam Inshala ağzını açıp güvecin içinde ne olduğunu söyleyecekken, Laila kızı dirseği ile dürtüp başını hafifçe sallar, “Kimse içine koyduğun böceklerden haberdar olması gerekmiyor. Afiyetle yesinler işte.”, diye ona fısıldar.

Inshala biraz şaşırır. “Ama kumse böcekleri çok lezzetlidirler ki! Çok da faydalıdırlar.”

Laila bile Inshala’nın böcekleri avucunda toz edip yemeğe katarken gördüğünde biraz zorlanmıştır ama bir izci olması dolayısıyla bazen garip şeyler yemek zorunda kaldığı da olmuştur. “Sen yine de söyleme. Kimse ‘lezzeti’ görmez ama herkes ‘böcek’te takılır.”, diye ona temkinde bulunur.

Muhtemelen ejderha ile yaptıkları savaşın etkisinden olsa gerek, herkes büyük bir iştahla çok lezzetli güveçten yer. Udoorin doymaz, önce ikinci, sonra da üçüncü kaseyi de alır.

Yemek bitince Inshala ve Laila ortalığı toparlarken Lorna ve Udoorin ormana doğru yürümeye başlarlar. Anglenna onlara doğru önce keskin bakışlar atar sonra oturduğu yerde gözlerini kapatıp büyülü bir transa geçer.

Biraz ileride Gnine piposunu doldururken, zihinsel bir rica ile Whimsi Lola’yı yanına çağırır. Whimsi, neredeyse görünmeyecek kadar hızlı çarpan kanatlarının çıkardığı hafif vızıltı sesiyle Gnine’ın yanına gelir ve onun omzuna konar.

Gnine ona sorar, “Uçmayı çok seviyorsun sanırım?”

Whimsi omuzlarını silker. “Yürümekten daha eğlenceli.”, der ama sırıtmaktan da kendisini alamaz.

Gnine, bir gözü doldurmaya çalıştığı piposunda, diğeri ise omzunda oturan küçük peride “O koca yeşil ejderhanın sırtına binip uçmak ister miydin? Jay’den çok daha hızlı uçabildiğine bahse girerim.”, diye konuya temkinli bir şekilde girer.

Whimsi: “Hmm.. Kişi bindiği şeyle arkadaşlık kurmak ister. En azından ben böyle düşünüyorum. Ya da belki de Jay, arkadaş olması kolay bir ejderhacık. O koca ejderha ise midesinden başka bir şey düşünmüyordu sanki ve biraz da aptaldı. Jay ise hem çok akıllı ve hem de çok cesur. Konuşamıyor ama ne anlatmak istiyorsa bunları resimlerle sana gönderebiliyor. Miss Merisoul ona çok düşkün olduğu için onu hiç tehlikeye atmıyor —ki bu da biraz komik bence, kendi yaptığı abuklukları düşünürsek. Benim için bir şey fazla güvenli ise, kesin can sıkıcıdır.. Jay’de sırf sahibesini sevdiği için kendisine söyleneni yapıyor ve tehlikeye fazla atılmıyor. Akıllı, cana yakın, küçük bir ejderhayı, aptal, koca bir ejderhaya tercih ederim. Üstüne üstlük, ikimiz beraber göze batmadan uçabiliryoruz. Bunu o koca ejderha ile yapmaya çalıştığımızı düşünebiliyor musun?”, diye kıkırdar.

Gnine: “Siz ejderhaya doğru uçarken senin gözlerinden baktım. Kesinlikle neden Jay ile dolaşırken bu kadar zevk aldığını artık daha iyi anlıyorum. Ama bir yandan da düşünmeden edemiyorum; o yeşil ejderha Jay’den çok daha hızlı ve çok daha yukarıdan uçarken neler hissedeceğimi. Ejderha ile arkadaşlık kurmamıza gerek yok, bir kere sırtına binebilsek bile yeterdi..”, diye iç çeker ve gün boyu kendisini asıl etkileyen şeyi dile getirmiş olur.

Gerçekte Gnine, dünyaya Whimsi Lola’nın gözünden ilk defa baktığında az daha sürdüğü arabadan düşmüştü. Küçük perinin uçuyor olmasını bilmek ile dünyaya onun gözlerinden bakmak arasındaki uçurumu, muhteşem bir  vertigo duygusuyla yaşamış sonra da bir daha ayrılmak istememişti. Peri, çılgınlar gibi çığlıklar atarken Jay ile beraber imkansız sortiler yapışını seyrettiği görüntüler, Gnine kadar zeki ve hayal gücü gelişmiş birisi için bile yepyeni bir tecrübeydi.

Yepyeni, olağanüstü ve… MUHTEŞEM!

O kadar ki, hayatında gördüğü en büyük yaratıkla karşılaşmış olması, bu yaratığın hayatında gördüğü ilk ejderha olmuş olması ve hatta söz konusu ejderha ile savaşmış olması bile onu, Whimsi Lola uçarken onun gözlerinden dünyayı seyrettiğinde hissettiği heyecanı ona yaşatamamıştı. Laila haklıydı. Onu etkileyen şey kesinlikle ejderha değildi.

“Acaba böyle bir şeyi gerçekten yapabilir miydik?”, diye geçirir içinden ve kendisini ejderhanın sırtında, “Daha hızlı.. daha hızlı!”, diye bağırırken hayal eder.

Whimsi, Gnine’ın omzunda, bir anda ayılmışçasına “Aaayyy canım.. Tabii yaaa.. Sen hayatın boyunca hep yerlerde süründün, doğru ya! Buna hemen bi çözüm bulmalıyız. Ay inanamıyorum hayatında hiç uçmadığına.. BU.. BU Bİ SUÇ!”, diye minik yumrukları sıkmış, onları şiddetle sallayarak bağırır!

Gnine: “Her ne kadar bir gnome olmamdan kaynaklı olarak yere yakın olmayı tercih etsem de, maceracı ve eğlenceye düşkün yapım uçmayı çok sevdi. Uçma ile ilgili büyüler olduğunu biliyorum, ama hiç öğrenmemiştim…”, diye hayıflanır.

Whimsi: “Hmm..”, diye düşünceli bir şekilde söylenir. “Belki Jay’i biraz büyütebiliriz ama nesneler büyüyünce aynı oranda güçlendiklerini pek görmedim. Muhtemelen kendisini yerden bile kaldıramayabilir.. SENİ daha da küçültebilir miyiz? Sen bi büyücüsün.. bunu yapamaz mısın?”, diye merakla Gnine’a bakar.

Gnine: “Kendi.. Kendimi küçültmek mi? Bunu hiç düşünmemiştim. Bir şeyleri olduğundan daha farklı gösterebilirim, ama kendimi küçültüp küçültemeyeceğimi hiç bilmiyorum. Bununla ilgili bir şeyler biliyor musun, benimle paylaşabileceğin bir bilgelik var mı?”

Whimsi Lola gözlerini kısar ve yandan Gnine’ı keser. “Bilgelik mi? Benden bilgelik istediğinin farkındasın değil mi?!”, diye alt dudağını pörtletmiş, sanki Gnine’ın aklından kuşku duyar gibi ona bakmaya başlar.

Sonra aklına komik bir şey gelmiş gibi kıkırdar. “Sana aptal erkek kardeşimden bahsetmişimdir. Onun favori eğlencesi, ormandaki hayvanları küçültüp sonra sırtlarına binmekti. Bi gün şaka olsun diye bunu iki üçüz kız kardeşlerimden birine yapmaya kalktı ama büyü geri sekti.. Şapşal az daha kendi kedisine yem oluyordu..”, der. Sonra durur ve ekler, “Belki böyle bi büyü bulabilirsen, kendini küçültür, Jay’i de sadece biraz büyültebilirsen.. sanırım olabilir. Ama Jay için önce Miss Merisoul ile konuşman lazım. Ki bu da bi pazarlık demek. Ama o pazarlıkları sever. Biraz garip bişi kendisi. Başında bi ARANIYOR ödülü olduğunu biliyor muydun?”

Gnine en son duyduğuna çok şaşırır. “Ö- Ödül mü?”, diye ünler. “Nasıl bir ödül? Kim neden Merisoul’u arasın ki? Kendisinin ilginç ama bir o kadar da bilge birisi olduğunu biliyorum. Belki de ekipte onu en çok ciddiye alanlardan biri benimdir. İnsanlar Meri’nin değerini yeteri kadar bilmiyor bence. Bildiğim büyülerden bir tanesini Merisoul’un bana öğrettiğini biliyor muydun?”

Whimsi, Gnine’ın omzundan bir anda şimşek hızıyla vızlar ve onunla göz göze gelecek şekilde havada durur. “Miss Merisoul mu bilge?”, diye imkansız bir şey duymuş gibi ‘fırk’lar. “Bilge kişileri tespit etme konusunda pek de becerikli değilsin, öyle değil mi?”, diye tek gözünü kısarak Gnine’a bakar. “Siz ölümlülerin para dediği şeyden açıkçası pek de fazla anlamıyorum.  Ama duyduğum kadarıyla Miss Merisoul’un bulunması için birileri içinde bi sürü yuvarlak şekilleri olan paralar vermeyi göze almış durumda.. Köyden ayrılmadan, la Fey şarkısını söylemeden çok önce çıktı bu ödül. Yaklaşık bir aydır var. Ben hala Mab’e ait olsaydım gider onu fitlerdim. Ama artık ona ait olmadığım için fitlemem de gerekmiyor!”, der ‘oh’layarak.

Gnine duydukları karşısında daha bir şaşkına dönmüştür. “Merisoul bunu biliyor mu?”, diye sorar merakla.

Whimsi minik omuzlarını silker. “Bilmem. Jay olmasa aslında onunla hiç konuşmazdım. İblis kanı var onda ve.. bi şeyler yanlış o kızın içinde. Kırık! Bozuk!.. Ödül de olağan dışı kanallardan gelmiş duyduğum kadarıyla. Biz de bunun anlamı; haberi önce loş ve kuytu feyler duymuş, bizde onlardan duymuşuz, demek oluyor. Kuytu feyler, karanlık ve yer altı yaratıklarına yakındırlar ama kimse ödülü kimin koyduğunu bilmiyor. Benim edindiğim izlenim ise, bilenler var ama adını söylemeye cesaret edemiyorlar. Sanırım ona kısaca ‘The Face’, diyorlarmış.”, der ve bir anda aklına bir şey gelmiş gibi parmaklarını şıklatır.

“Aslında bunları la Fey’e de sorabilirsin. O, Mab ile konuşabiliyor. Daha doğrusu, Mab ona kancayı takmayı çok istiyor. Özellikle Themalsar harabelerinde yaptıklarından sonra. Ama la Fey, orada yaptığı büyü için ihtiyaç duyduğu gücün bedelini Mab’e, kendisinden talep edildiği gibi “en çok sevdiği üç şeyden ikisini” feda ederek ödedi zaten. Bu yüzden Mab, herhangi bir hak iddia edemiyor la Fey üzerinde.”

Gnine duydukları karşısında tam anlamıyla hayret içerisinde kalmıştır. İşin en ilginç yanı Whimsi Lola’nın, efendisinin dedikodusunu yapan iki hizmetçi üslubuyla anlattıklarını dillendirmesidir. “Siz fey’ler bu kadar çok şeyi nasıl biliyorsunuz? Haberler size ormandan mı geliyor, bir çeşit ilham gibi mi geliyor? Bir türlü anlamıyorum. Yoksa kendi istihbarat ağınız mı var?”, diye merakla sorar.

Whimsi, Gnine’ın neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikri olmayan birinin yüz ifadesiyle ona bakar. “Umm.. bu söylediklerimi herkes biliyor zaten ki!”, der aklı biraz karışmış bir şekilde. “Belki de Inshala’ya sormalısın bu soruyu..”

Gnine kısık bir sesle “Inshala… Onu seviyorum, ama işin aslı biraz ondan korkuyorum da.”, diye itirafta bulunur.

Whimsi buna biraz şaşırır. “Inshala çok iyi bi kız. En büyük kusuru, kendi değeri hakkında en ufak bir fikrinin olmayışı. Ama Rituel Forest’ın bir ucundan diğerine yürüyerek gitsin, bütün orman yaratıkları ona selam verir. İnsanlar ona iyi davranmadılar ama o yine de iyi olmayı tercih etti ve ormanımızı kurtardı. Onun sevdiklerini tehdit etmediğin sürece korkacak pek bir şey olduğunu sanmıyorum ve emin ol, senin ondan korktuğundan daha fazla o senden korkuyordur. Etrafındakilerle konuşurken bir ara onun gözlerini seyret. Eminim ne dediğimi anlayacaksın.”

Gnine, Inshala mevzusunu şimdilik bir kenara koyar. “Fey’lerle konuşmak, sizin konuştuklarınızla konuşabilmek istiyorum. Ormanın ruhu mu, yoksa fey network’ü mü bilmiyorum. Ama ben de sizin ağınıza dahil olmak istiyorum.”

Whimsi düşünceli bir şekilde “E konuşuyorsun ya işte.. benimle!”

 

Lorna, Udoorin ile ormanda beraber yürümüşler, uzun süreli sessizliklerin arasına ikiside hayattan beklentilerini, ailelerini ve birbirleri hakkındaki duygu ve düşüncelerini serpiştirmişler ve ikiside mutlu ve utangaç bir şekilde birbirlerine verdikleri sözleri teyit etmişlerdir.

Bundan sonra ise Udoorin’in koruma iç güdüsü devreye girmiş ve oluşabilecek potansiyel söylentileri engellemek için kampa geri dönmeyi teklif etmiştir.

Gerçekte Udoorin, kendisi hakkında oluşabilecek söylentileri hiçbir şekilde umursamaz ve yanında sessizce yürüyen bu çekingen, utangaç, duygu yüklü, inatçı olduğu kadar da yumuşak huylu kızla daha saatlerce yürüyüp konuşmak istemektedir. Hayatında kimseye anlatmadığı şeyleri bu narin kızla paylaşmış ve daha da paylaşmak ister. Öyle ki gün doğumunu her gün onunla seyretmek, en büyük hayalidir.  Ne var ki bu kız hakkında birilerinin olmadık bir şeyler söylemesi halinde kendisini zaptedebileceğine de inanmaz. İçinden ‘Sanırım Lady, ‘potansiyel bir ahmaklığa karşı’ derken böyle durumları kastediyordu’, diye geçirir.

Yanyana kamp yerine gelirler. Udoorin, Lorna’ya kendisiyle bu muhteşem yürüyüşü paylaştığı için teşekkür eder. Lorna’nın yüzü kızarır ve anca duyulur bir sesle tekrar etmeleri gerektiği ile ilgili utangaç bir şeyler mırıldanır.

Lorna, Udoorin’in iri cüssesinin gidişini seyreder. Sonra tam çadırına gidecekken, aklına bir şey gelir ve Lady’nin olduğu yere doğru yönelir.

Lady, Lorna’nın geldiğini görür ve “İkiniz de akıllı davranıyorsunuz, değil mi?”, diye ona gülümser.

Lorna’nın yüzü bir anda kıpkırmızı olur. “LADY!”, diye panik içerisinde ünler.

Lady nazikçe kıkırdar. “Takılıyorum sadece güzel kızım. Udoorin’i bu kadar mutlu gördüğümü hiç hatırlamıyorum.”

“Ama ben bir şey yapmıyorum. Neden bu kadar mutlu ki?”, diye merak eder Lorna.

“Sen onunla konuşurken mutlu değil misin?”, diye sorar Lady.

“Ummm..”, diye kekeler biraz. “Sanırım. Evet. O dışarı yansıttığından çok farklı biri. Onun kadar utangaç birisiyle hiç karşılaşmadım.”

“Sevgili Lorna, Udoorin utangaç değil. Sadece sen onun için üstesinden gelebileceğinden daha değerlisin.”, diye açıklar Lady. “Ama sanırım sen bunun için gelmedin yanıma.”

“Evet”, der Lorna ve durur. Sormak istediği şey, gerçekte çok da hoşuna giden bir konu değildir ama Lorna, etrafındakilerin duygu ve düşüncelerini dikkate almayı tercih eden biridir. Girdikleri savaşların aksine, sosyal çatışmaları oldum olası pek haz etmez ve onlardan olabildiğince sakınmaya çalışmıştır. Bu konuda ilginç bir şekilde Udoorin ile benzerlik göstermektedir. Girdikleri savaşları ise sadece ‘yapılması gerek’ olarak görür ve kendisinden beklenenleri, olabildiğince eksiksiz yapmaya çalışmıştır.

“Söyle kızım. Kendimi en kötüsüne hazırladım”, diye Lady, Lorna’ya cesaret vermeye çalışır.

Lorna gülümsemeye çalışır. “Sizinle bir konuyu özel olarak konuşmak istiyordum..”, der ve durur. Sonra derin bir nefes alır ve “..savaşlarda iblis çağrılması hakkındaki düşüncelerini öğrenmek husunda.”, diye hızlı bir şekilde sorar en sonunda.

Lady biraz şaşırır. Grubun ne kadar hızlı ilerlediğini, sırf bu soru bile teyit etmektedir. Dahası, önünde duran bu sıska kızın, iblis çağırabilecek kadar da güçlü olabileceğine ayılmak onu biraz tedirgin eder zira iblisler son derece zeki, kurnaz, vahşet heveslisi ve fevkalade tehlikeli yaratıklardır. Lady, onları çağırmak için sadece güçlü bir ‘niyet’in yeterli olmayacağını, çağrıldıktan sonra da her saniye onları kontrol altında tutabilecek çok güçlü bir farkındalığın da şart olduğunu iyi bilir. Tıpkı kısacık bir an bile bu kontrolün kaybolması haline iblisin özgür kalacağını ve ilk iş olarak da kontrolü kaybetmenin şokunu yaşayan büyücüye bütün hiddetiyle saldırıp onu öldüreceğini, sonra da ya kendisi de öldürülünceye yada geldiği yere geri ‘def edilinceye’ kadar önüne çıkan her şeyi parçalayacağını bildiği gibi..

Lady, iblis çağırmanın, konumu yanlış hesaplanmış bir ateş topuna benzemediği çok iyi bilen biridir.

“İblisler.. Onları birer silah olarak değerlendirirsen, kesinlikle çok etkili olabilirler. Ancak şunu göz önünde bulundurmalısın, güzel kızım; iblisler üstün derecede zeki yaratıklardır. Nasıllığını bilmiyorum ama bir şekilde şer amaçla ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan silahlar ise sadece birer araçtırlar. Düşün bir kere. Birileri senin aklını, duygularını, inançlarını ve özgür iradeni hiçe sayarak seni büyü ile çağırsa ve seni, sana rağmen kendi şer amaçları için savaşmaya alet etse ne hissedersin?”, diye sorar Lady.

Lorna sessizce ‘hmm’lar, zira benzer tartışmaları babasıyla da defalarca yapmıştır. Her ne kadar babasına bu konuda fazla itiraz etmemiş olsa da, gerçekte annesi gibi kendisi de olaylara çoğunlukla daha bir hedef odaklı yaklaşmayı tercih etmiştir. Lorna bir çok konuda annesine çekmiş olsa da, onun sadece bir insanda görülebilecek türden bir sabırsızlığa da yenik düştüğünü, babasına hak vermek zorunda kalacak kadar da sık müşahade etmiştir. Ama babası da, annesi de şu anda burada değillerdir. Güvendiği ve sevdiği Lady’ye fikrini sormuştur ama aldığı şey, duymak istediği şey değildir ve her ne kadar Lady bu konudaki tavrını oldukça net bir şekilde ortaya koymuş olsa da, Lorna açısından, Lady’yi üzmesi dışında bunun bağlayıcı herhangi bir yanı yoktur.

Allor’Nadien ne Feymist bir anda durur.. Ve kendinden utanır.

Sadece basit bir sosyal çatışmayı engellemek için değil, fikrini önemsediği için onu almaya gittiği kişiden ‘her şeyi daha iyi bildiğimi düşünecek kadar mı kibirliyim artık?’, diye geçirir içinden.

“Bu.. ama bu çok kötü bir şey!”, diye beklenmedik bir şekilde Inshala peyda olur. “Eğer biri beni yapmak istemediğim bir şeye zorlasa, yeri açar ve onu toprağın altına gömerdim. O kadar bi gömerdim ki, geri çıkması 135 yıl sürerdi!”, diye hararetli bir şekilde tıslar.

“Neden 135?”, diye bir başka ses daha kendisini olaya dahil eder.

Merisoul merakla onlara yaklaşır.

“Ama özel bir konuşma olacaktı bu..”, diye mırıldanır Lorna çaresiz bir şekilde.

“Bilmem!”, diye itiraf eder Inshala. “Bir an bana çok etkili bir sayı gibi geldi..”

“Kesinlikle öyle”, diye onaylar Merisoul. “Ama asıl konuya geri dönecek olursak, çağrılmak o kadar da kötü bişi değil bence. Oldukça ‘cool’ bi durum aslında. Yani.. tabii.. duş alırken bir anda çağrılmak çok da cool sayılmaz. Yada uyurken. Çok lezzetli bir şey yerken de değil aslında.. ve ya şey ederken..”

Lady bir elini yüzüne çarpar.

Merisoul, frensiz bir şekilde devam eder “Aslında ben bir sefer çağırılmıştım. Hemde tam ben çok fena bir şekilde sıkılmışken başıma geldi. Neyse ki çağıran büyücü, beni eğlence için çağıracak kadar akıllı çıktı. Ama sonrasında başına gelecekleri bilecek kadar değil sanırım.”, diye kıkırdar.

Lorna ‘fırk’lar.. LORNA, ‘FIRK’LAR!

Inshala merakla Merisoul’a bakar. “Eğlence? Ne tür bir eğlence? Böğürtlen avına mı çıktınız, yoksa karga dalışı mı yaptınız? Böğürtlene bayılırım. Ama yeni keşfettiğim bir şeyi daha çok sevdiğimi fark ettim: ÜSTÜ KREMALI ÇiLEK!”

“Karga dalışı da nedir?”, diye Inshala’ya sorar Merisoul.

Inshala bir anda heyecanlanır. “Önce bir kargaya dönüşüyorsun. Sonra havalanıp yükseliyorsun. Ama çok yukarılara. Yirmi bin fit kadar yukarılara. Biliyorsun bu, kargalar için biraz fazla yüksek çünkü kargalar pek de göçmen kuşu sayılmazlar, onun için normalde o kadar yükseğe çıkamazlar. Zaten çıktığında nefes alamazsın, başın döner, gözlerin kararır ve taş gibi düşmeye başlarsın. Kendine geldiğinde yere çakılmak üzeresindir. Son anda kanatlarını açar ve yere konarsın. Müthiş bir tecrübe! Hiçbir şey böyle bir tecrübe kadar insana kendisini hayatta hissettirmez! Tabii ilk denememde biraz hazırlıksız yakalandım ve gözlerimi kapatmayı unuttum. Yere konduğumda gözlerim öyle kurumuştu ki, saatlerce kapatamadım. Burnum, yanaklarım, kulaklarım, ellerim, kollarım ve bacaklarım da rüzgar sürtünmesinden dolayı hep yanmıştı.”, diye heyecanla ve kıkırdayarak anlatır Inshala. “Saatlerce oturamadım ve gözlerimi de kapatamadım!”

Merisoul, Inshala’ya yepyeni bir hayranlıkla bakarken Lady ve Lorna -ve biraz ileride bütün konuşmalara kulak misafiri olan Aager– ise duydukları karşısında kıza sadece dehşet içerisinde baka kalmışlardır.

Neden sonra Lady, Inshala’ya cılız bir sesle “Ne.. Neden böyle bir şey yapasın ki, kızım yaa?!”, diye sorar.

“Bilmem. O an çok eğlenceli olur diye düşünmüştüm. Tabii, o zaman küçüktüm. Şimdiki gibi değilim. Artık gözlerimi kapatmayı biliyorum!”, der Inshala mutlu bir şekilde.

“Ve ben tehlikeli bir hayatım olduğunu sanıyordum.”, diye kendi kendine mırıldanır Aager.

Merisoul ise ona “Bu harika eğlenceli bir şey, evet. Ama benim kastettiğim böyle bir şey değildi. Dediğim gibi, canım çok sıkılmıştı ve bir anda çağrılınca ben de kendimi olaya verdim ve beraber—”

Tam Merisoul yediği haltın ayrıntılarına dalacakken Lady araya girme zamanının geldiğini düşünür; “Şimdi susma vaktin geldi sanırım!”, diye ciddi bir sesle onu ikaz eder.

Biraz şaşırmış, biraz da alınmış olan Merisoul, “Ama niye ki? Gerçekleri açık ve net bir şekilde ortaya koymazsak, yanlış yönlendirmelerle bağlanmış oluruz.”, diye olayın önemini anlatmaya çalışır.

Lady kati bir sesle, “Merisoul Xyrotwu.. lütfen. Ortada bir yanlış yok. Ortada bir yönlendirme yada bir bağlanma da yok. Aslına bakılırsa ortada hiçbir şey yok ve Inshala bazı şeyleri kendisi keşfetmeli.. Senin veya bir başkasının yardımı olmadan. Eminim bu konuda bir şeyleri merak etmeye başladığında sorabileceği ve güvendiği birisini bulabilir.”, diye onu uyarır, sonra da “Ve umarım bu sen de olmazsın, ben de..”, diye ekler.

Az ileride Aager, “Shit!”, diye sessizce küfreder. “Teşekkür ederim Lady, topu bana attığın için!”, diye dişlerini gıcırdatarak söylenir..

Merisoul, koyu altın renkli kaşlarını çatmış, alt dudağını pörtletmiş, küskün bir halde söylene söylene gider; “Alet olmak o kadar da kötü bişi değil ki. Bunu söyleyecektim sadece. Ben çağrıldığımda hiçte alınmamıştım..”

 

Merisoul omuzlarını silker ve ormanın puslu karanlığında bir yürüyüşe çıkmaya karar verir zira sevgili Lorna’nın açtığı konu, bir süredir ihmal ettiği başka olduğu kadar da benzer bir konuyu ona hatırlatmıştır.

Uzun süre yoğun, karanlık ormanda, göz gözü görmez ağaçların ve yol vermez inatçı çalıların arasından düz bir enlem boyunca sessizce yürür. Ağaçların seyreldiği bir noktaya geldiğinde durur ve kuzgun siyahı kanatlarını, uçmak istiyormuş gibi açar. Başını alışık, zarif bir hareketle savurur ve bal rengi saçlarını arkaya atar ve açıklığın müsaade ettiği gece karanlığına zıtlık, ışıl ışıl parıldayan yıldızlara bakar. Algısı hassas burnuna tanıdık kokular gelir: bir saatten daha kısa bir süre önce Udoorin ve Lorna buradan geçmişlerdir.. İşin ilginci -ve gerçeği- aldığı kokuların beş duyularla hiçbir ilgisi yoktur. Merisoul daha çok ‘duyguların’ kokusunu alabilmektedir. Aşk, kin, kıskançlık, gıpta, nefret, yalnızlık, kaybolmuşluk gibi.. Duygular ne kadar yoğunsa, ‘kokusu’ da o kadar yoğun, dolayısıyla da onun için algılaması da hep o kadar kolay olmuştur.

Merisoul derin bir iç çeker; Udoorin ve Lorna, yoğun duygularla buradan geçmişler ama önce kendisi gibi onlar da burada durmuşlardır. Merisoul ileride, yerde yatan bir ağaç kütüğüne istemsizce işaret eder ve kendi kendine söylenir; “Burada durmuşlar. Bir şeyler konuşmuşlar. Sonra Udoorin çok heyecanlanmış.. Aaa! Şapşal çocuk, kızın elini tutmuş —en sonunda yaa! Amma pısırık çıktı bu oğlan! Sonra gidip bir süre şuradaki kütüğe oturmuşlar.”

Melezin belki de en iyi yaptığı şey, istediği zaman kendisine bile konuyu değiştirebilmesi ve zihninden bir şeyleri çıkarabilmesidir! Merisoul, Udoorin’i de, Lorna’yı da zihninden çıkartır.

..Ama bu sefer de Aager ve Inshala aklına gelir.

Hayır, onlar buradan geçmemişlerdir. Sadece, ne zaman kendi imkansız durumunu düşünse, bu ikisinin durumu da geliverip durur aklına. Onlarda olup kendisinde bir türlü olmayan şeyin ne olabileceğini, çok kısa bir saniye merak eder ama o kadar. Sadece bir saniye.

Merisoul bu konuyu asla bir saniyeden fazla düşünmez. Evrende karadeliklerin varlığından bahsedildiğini duymuştur ve bu konu her nasılsa kendisi gibi lanetlenmiş bir succibi melezi için tam anlamıyla bir karadelikdir. Çünkü daha fazla düşünürse, o deliğin yerçekimine kapılıp içindeki delilikte kaybolacağından korkar. Aslında succubi’lerin asla gerçek anlamda kimseyi sevemeyişi ve sevginin de ne olduğunu bir türlü anlayamamalarının ardında yatan sebep de budur.. Ama nedense o deliğin ve deliliğin Merisoul için ayrı bir cazibesi vardır. İşte bu yüzden bu konu, Merisoul’un zihinsel zindanlarında ‘Arşiv No. ARZME-0000002’ olarak kilit altında durmaktadır.

Merisoul daha önce defalarca yaptığı gibi gökyüzüne doğru güzelliğini buruşturarak, “Senden nefret ediyorum. Her şeyi mahvettin. Senin yüzünden yalnızım..”, diye büyük bir hınçla tıslar ama isyanına herhangi bir cevap gelmez. Merisoul başını yere eğer. Uhrevi güzellikteki yüzü, saf bir hüzünle dolar ve küçük, kırmızı dudakları titremeye başlar.

Merisoul’un yanaklarından, ancak bir ölümlünün yaşamış olabileceği acının gözyaşları süzülmeye başlar.

Kız, puslu karanlığın içinde bir süre öylece ebedi yalnızlığını döker. Sonra elinin tersiyle yanaklarını siler ve silkinir. Olduğu yerde, esnek vücudunu canlandırmak istercesine gerinir ve kendisine gelir. Merisoul Xyrotwu’nun kaşları çatılır, az önceki saflık yüzünden kaybolur ve yerini kararlı bir ifadeye bırakır.. Bir anda elinde, sayısız gizli ceplerinden çıkarı verdiği, hafif altın sarısı ile ateş tutuncusu karışımı ışık saçan, avuç büyüklüğünde, 12’ye 15’e 8’lik, cam bir şişe peyda olur. Merisoul şişeyi yavaşça yüzüne yaklaştırır.

Şişenin içinde hayal meyal bir şey vardır sanki.. ve hareket ediyordur!

“Merhaba güzelim. Uzun zaman oldu. Hala diretiyor olman içler acısı.. Senin için çok üzülüyorum!”, diye yumuşak, ürkütücü bir tatlılıkla fısıldar. Sonra bir şey dinliyormuş gibi şişeyi bir kulağına yaklaştırır ve bir süre öylece durur. Sonra hafif gülümser ve “Ama böyle söylenmek senin gibi güçlü bir büyücüye hiç yakışmıyor. Tekrar deneyelim mi? AREZME XIRISO NU LEI KAREXY ROTXIN GWUE NIMONORA LUNADORA GWHISHAVA XALISHA ismini kimden duydun?”


 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / January 22, 2020 / Reply

    Bu hikayeyi, Gnine’ı oynatan arkadaşın bana Whatsapp üzerinden, öldürdükleri ejderhanın sırtında uçmakla ilgili role-play üslubuyla Whimsi Lola ile yaptığı konuşmadan yola çıkarak yazdım. Tam o anda benim de Lady’yi oynatan arkadaşa demon/iblis çağırma ile ilgili düşüncelerini sormam ve onun verdiği cevapla birleşince, güzel bir hikaye kaçınılmaz oldu.

    Hikayede Gnine’ın konuşmalarının tamamı, Lady’nin de iblisleri çağırmakla ilgili Lorna’ya yaptığı konuşma, oyuncuların orjinal cümleleridir.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.