You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

A Bard’s Tale VIII
“Aager”

dungeons and dragons, duygusal, karakter analizi, tarihçe, the plot thickens / 3 Comments / 05/02/2020

 

Timeline: Bu hikaye 24 yıl önce, Drashan’nın sefil varoşlarında yaşayan, ne idüğü belirsiz bir adam ve alımlı eşinin yaşadıkları derme çatma bir evde başlar. Bu evde küçük bir oğlan çocuğu dünyaya gelir. Hayatta kalan kimse bu çocuğa ne isim verildiğini hatırlamaz. Ancak yıllar sonra o varoşlardan hırsızlar loncasına genç bir delikanlı katılır. Bu gencin çelik gibi refleksleri, keskin bıçakları, pragmatik bir zekası ve acımasız, kapkara bir ruhu vardır. Birçok kişi onun neden kesiciler loncası yerine hırsızlara katıldığını merak eder. Bu genç, ona yanlış yapanları kesmeden önce kendisini Aager Fogstep olarak tanıtacaktır.

 

Sana Drashan’ı anlatayım..

Aager hasta çadırında oturmuş, dışarıda yeni aydınlanmaya başlamış güneşin cılız ışığında hayal meyal görebildiği kızın fırtına grisi muhteşem gözlerine bakarak “Drashan hırsızlar, kiralık katiller, şerefi olmayan paralı askerler, hayat kadınları, sübyancılar, keşler ve daha akla gelebilecek hangi türden pislik varsa bulabileceğin, yüksek denizlerin en azılı ve en acımasız korsanlarının hükmettiği bir günah şehridir..”, diye hırlayan bir fısıltıyla anlatır.

 


 

Paçavralar içerisindeki adam, bitmiş yüz ifadesiyle kapıyı arkasından çarparak dışarı çıkar. Çok kısa bir süre başını kaldırır ve geceyi kıran dolunayı seyreder, sonra da pis sokaklarda kendini kaybeder.

Kapı yine açılır ve alımlı, orta yaşlarında bir kadın, feryad ederek adamın adını haykırır ama adam çoktan çürümüş, lağım kokan varoş sokaklarda kendini kaybetmiştir ve bir daha da geri gelmeyecektir.

Kadın, arkasından sokağa dökülen silik mum ışığını ile aydınlanmış tek göz evin kapısında hıçkırıklarla ağlayarak yere yığılır.

Neden sonra kendisini zorlukla yerden kaldırır ve bir gecede ilmiği sökülmüş hayatını nasıl toparlayacağını karakara düşünerek içeri girer. Kapıyı ardından kaparken, içeriden tiz bir bebek ağlamasına karışmış bir başka ses, “da da?!”, diye merakla sorar.. Kadın sesin geldiği yöne, “Artık da da yok meleğim!”, der ve kapıyı çeker.

 

✱ ✱ ✱

 

Küçük çocuk, kız kardeşini elinden tutmuş onu masanın olduğu yere zorlukla götürür. Ikına sıkına onu sandalyeye çıkartır, “Kıpıydama. Geycem şimdi!”, der. Sandalyesinde usluca oturan kız ona güneş gibi gülümser ve “Piki”, der.

Çocuk, kız kardeşinin düşmeyeceğinden emin olduktan sonra, diğer sandalyeyi itiştire çekiştire kız kardeşininkinin yanına sürükler. Sonra ıhlaya poflaya kendisini çektiği sandalyeye çıkartır ve mutlu bir şekilde “Oydu işte!”, der ve annelerinin onlar için masada bıraktığı soğumuş tasın içindeki un, patates ve suyla yapılmış fakir yiyeceği tahta kaşıkla alır, önce bir kaşık kız kardeşine verir, sonra da kendisi bir kaşık alır. Bu şekilde tası yarılayınca çocuk “Tamam. Doyduk!”, der kati bir sesle. Kendisinden bir yaş küçük olan kızın yüzü buruşur. “Ben doymadım ama ki!”, der mutsuz bir şekilde.

Çocuk son derece ciddi bir ifadeyle, “Annem ne zaman geliy bimiom. Geyinisini soyna yeyiz. O zaman daha çok doyayız!”, diye kız kardeşini ikna eder.

 

✱ ✱ ✱

 

Kapı büyük bir gürültüyle parçalanır ve içeri iki adam bir kadın girer. Tek göz ev sessiz ve karanlıktır. Kapının gürültüsüne tepki gösteren kimse olmamıştır.

Adamlardan biri —sıska olanı— suratını ekşitir. “Bok kokuyo anasını satayım!”, diye söylenir.

Kadın ona zehir dolu bir ifadeyle, “Anasını satamazsın çünkü onu öldürdün!”, der ve sıska adamın buna verdiği cevabı umursamadan içeri süzülür. Elindeki fenerin kapağını aralar ve içeriyi aydınlatır. “Sen..”, diye sıska adama dönerek “..tut şunu.”, der ve feneri adamın eline tutuşturur. Biraz etrafa bakınır, sonra da “İşte! Şurdalar. Hoghart, kontrol et bak yaşıyolar mı?”

Hoghart denen adam, diğerleriyle eve gelen üçüncü kişidir. Belki bir zamanlar güçlü bir güreşçiymişte, yaşıyla beraber kendini salmış gibi kaba yağ bağlamış iri cüssesini zorlukla kapıdan içeri sokar ve homurdanır “Neden ben? Çocukları sevmem bile..”

Kadın keskin, sivri burunlu, kısık yeşil gözleri ve birbirine yapıştırdığı ince dudaklarıyla yaşını geçmiş bir akbabayı andıran suratını olduğundan daha da hırçın bir ifadeye salar ve gıcırdattığı dişleri arasından “Çünkü Amram’ın eli boş dönenlere ne yaptığını öğrenmek istemiyorum! Kadının iki çocuğu varmış. Biri oğlan. Onu sen alacaksın ve büyüteceksin. Zamanı gelince de Amram’a teslim edeceksin. Kızı ben alacağım. Büyüdüğünde güzel kalırsa, belki şatodaki efendilere satarız. Yoksa benim kızlarla iş yapmaya devam eder..”

Hoghart köşede, ot ve samandan yapılmış acınası yatağa yaklaşır ve sıskası çıkmış çocuklara tiksintiyle bakar. Erkek olan, kıza sımsıkı sarılmış ve öylesine kaskatı kesilmiştir. İri adam çocuğa tekme atar ama çocuktan herhangi bir tepki gelmeyince, “Hassittir! Ölmüş bunlar..”, diye homurdanır.

“Hayır seni koca ahmak. Sadece açlık ve susuzluktan bitmiş durumdalar.”, diye adama küfür eder gibi konuşur kadın.

Adam eğilir, bir eliyle çocuğu, diğeriyle de kızı enselerinden tutup kaldırır. Sonra döner ve kızı kadına fırlatır. Yaşına rağmen beklenmedik bir çeviklik örneği sergileyen kadın kızı yakalar ve adama pis bakışlar altından “Sen hayvanın tekisin!”, diye ona doğru tükürür.

İri adam sadece dudağının kenarını burkar ve “Sen de hayatını benim gibi hayvanların altında geçirmiş bir orospusun..”, diye acımasızca sırıtır.

Eve ilk giren sıska adam, “İki sevgilinin arasında girmek gibi olmasın ama, paramı rica edeyim. İki tane, istediğiniz gibi yetiştirmeye müsait çocuk! Sanırım üçer altın ederler.”, der ve bir elinde feneri havada tutarken, diğeriyle de avucunu açarak kadına doğru yaklaşır.

Akbaba suratlı kadın, hiç sektirmeden döner ve seri bir hareketle kucağında tuttuğu kızın altından, elbisesinin içinde sakladığı ince uzun hançerini çıkardığı gibi adama sokar!

Sıska adamın suratında şaşırmış, aptalca bir ifade belirir ve sessizce yere yığılır.

Acı içinde kıvranan adamdan boğuk, fokurdulu bir inleme duyulur;

“Anlaşmıştık!..”

Kadın adama yaklaşır ve “Bu sana ders olsun, seni salak piç kurusu.. Öldürdüğün kadın eskiden benim kızlarımdan biriydi ve loncaya haracını hiç sektirmeden ödüyordu..”, der ve hançerini adamdan çıkartır sonra tekrar sokar.. ve adamda hiçbir hayat belirtisi kalmayıncaya kadar da hançerini çekip batırmaya devam eder.

İri adam, yere düşmüş fenerin zorlukla aydınlattığı suratında, iki kaşını da kaldırmış, “Bakıyorum pek de paslanmamışsınız, Madam!”, der pişkin bir üslupla.

Kadın, ancak yerdeki adamla işi bitince ayaktaki iri adama döner; “Benim hiçbir yerim paslanmadı, seni koca hergele..”, diye tıslar ona. Ardında bıraktığı adamın gözlerinde, yanaklarında, Adem elmasında, kalbinde, karnında, dalağında ve hayalarında açık, derin delikler oluşmuştur.. Kadın işini cerrahi bir incelikle yapmış ve ardında bir ceset değil de, bir sanat eseri bırakmış gibidir.

“Öyle görünüyor.”, diye makul bir şeye onay veriyormuş gibi başını sallar adam. Sonra da “Bu gece ne yapıyorsun?”, diye arsızca sırıtır ona..

 

✱ ✱ ✱

 

Bacak kadar çocuk bir köşeye sinmiş, patlamış dudağını parmağı ile bastırmaktadır. Bir önceki hafta, yediği yumruk dolayısıyla çenesi yerinden çıkmış ve hala geçmemiştir. Canı fena halde yanıyor olmasına rağmen, çocuk sadece çökmüş ve morarmış gözlerini sıkar ve ağlamaz. Geçen dört yıl boyunca öğrendiği ilk şey, efendisinin romunu sessizlik içerisinde içmekten hoşlandığıdır.

Çocuk, bu dört yıl içerisinde her gün zorunlu bir şekilde, üzerindeki kısa şort ve lime lime olmuş gömlekle, hava koşulları gözetilmeksizin sokağa atılmış ve gece döndüğünde eve mutlaka bir şeyler aşırmış yada çalmış olarak dönmesi gerektiğini, olabilecek en acı şekilde öğrenmiş, buna rağmen neredeyse her gün yine de dayak yemiştir.

Çocuğun vücudunda kırılmamış kemiği, morarmamış yeri kalmamıştır. Ve sahibi Hoghart bu süre içerisinde, çocukları sevmediği ile ilgili sözlerinin belagat olmadığını günlük dayaklarıyla ispat etmiş, ama buna rağmen çocuğun inatçı ve isyankar ruhunu kırmayı başaramamıştır zira bu çocuk, sahibinden yediği dayağa rağmen onun ayaklarına kapanan bir köpek değil, gün be gün sertleşen küçük, vahşi bir kaplanın ruhuna sahiptir.

Drashan sokaklarında geçirdiği dört yıl onda çelik gibi reflekslerin ve tikli gibi bir zekanın harlanmasına sebep olmuştur.

Çocuk patlamış dudağına bastırdığı parmağını çeker ve sızan kanı engellemez. Acı her zaman onun en yakın dostu olmuştur. Acı olduğunda, zekasının da daha etkili çalıştığını öğrenmiştir. Küçük iç dünyasında bir plan oluşturur ve ertesi gün yine dışarı atıldığında çaldığı her şeyi gizli zulasına götürür. Güç toplamak için o gün şansını zorlar ve iki ekmek, üç elma ve bir saat kovalanmasına sebep olsa da, küçük bir paket de pastırma çalmayı başarır. Bunların hiç birini efendisine götürmez. Hepsini kendisi tıkınır!

Gece geç saatte eve döndüğünde her zaman yaptığı gibi şöminenin başına geçer ve olacakların başlamasını bekler..

Efendisi, sızdığı yerden burnuna gelen keskin çemen kokusuna uyanır. Önündeki masanın üstünde birikmiş boş, ucuz rom şişelerini etrafa saçarak, geçen dört yılda daha da irileşmiş cüssesini zorlukla kaldırır ve kanlanmış, bulanık gözlerini şöminenin başında duran çocuğa diker..

“Pastırma! Güzeeel..”, diye sırıtır.

“Pastırma yok efendim.”, diye sakince cevap verir çocuk.

“Bana yalan söyleme çocuk. Kokusunu alıyorum.”, diye hırlar koca adam.

“Bugün sokaklarda loncanın mıntıka temizliği vardı. Bende yakalanmamak için bütün gün saklanmak zorunda kaldım. Acıkmıştım. O yüzden çaldığım ekmek ve pastırmaları yedim!”, der çocuk sakin bir şekilde.

Bu cevap karşısında iri adamın tepkisi hiç iyi olmaz. Muazzam bir kükreyişle ve tamamen kestirilebilir bir şekilde çocuğun üstüne atlar..

Ve çocuk, seri bir hareketle ateşin yanında duran paslı şömine demirini kaptığı gibi, adamın ıskalaması imkansız derecede iri gözlerinden birine sokar!

Adamdan, ancak boğazlanan bir domuzun çıkarabileceği, tiz, acı dolu bir çığlık yükselir. Bir elini yuvasından sökülmüş kanlı gözüne götürürken dengesizce geri adım atar.. ve yerdeki rom şişelerinden birinin üstüne basar.

Bir anda adamın tüm dengesi kaybolur ve büyük bir gürültüyle gerisin geriye düşer ve olduğu yerde kalır.

Çocuk hiç vakit kaybetmeden adamın üstüne atlar ve elindeki çubuğu önce adamın karnına, sonra da hayalarına batırır.. ama adamdan hiçbir tepki gelmez. Çocuk temkinli bir şekilde adamın üstünden iner ve ona yaklaşır. Adamın koca kafasının, imkansız bir açıyla durmakta olduğunu görünce gerçeği anlar; adam düşerken başını masaya vurmuş ve kendi ağırlığıyla boynunu kırmıştır.

Çocuk derin bir nefes alır ve ‘oh’lar ama adama “Aptal” demesi dışında hakaret etmekle yada tekme atmakla uğraşmaz. Daha yedi yaşında olmasına rağmen, oldukça pragmatik bir perspektife sahip olan çocuk, saçma sapan işleri, saçma sapan kişilere bırakmayı tercih eden biridir, o kadar.

Seri hareketlerle, adamın evde gizli sandığı zulasını, eline geçirdiği bir bohçaya doldurur. Sonra evdeki sınırlı gaz yağını masaya ve adamın üstüne boşaltır, sonra da sömineden aldığı bir parça yanan odunu odanın ortasına atar. Bir ömür boyu tüketilmiş romdan, üstüne dökülmüş gaz yağının da etkisiyle, adam anında alev alır ve alevler etkili bir hızla bütün eve yayılır.

Çocuk, efendisinin zulasını, hala elinde tuttuğu şömine demirinin kancasına takıp omzuna atmış bir şekilde gecenin karanlığında kendisini kaybeder.

 

✱ ✱ ✱

 

Bunu takip eden yıllarda çocuk, kanlı bıçaklı bazı kavgalardan sonra kendisini diğer sokak çocuklarına kabul ettirecek ama temkinli bir şekilde onların başına geçmeyecektir.

Onbir yaşına geldiğinde aklını başından alan bir dansöz/simyacının yanına çırak olarak girecektir. Herkesin Dansöz Primrose olarak tanıdığı bu yirmili yaşlarında görünen uzun, hafif dağınık kumral saçlara ve dolgun kıvrımlara, derin, koyu mavi gözlere ve küçük pembe bir ağza sahip güzel genç kız, aynı zamanda fevkalade zekidir ve yanına almayı düşündüğü çırağı, bir çok genç arasından zekalarına ve algı kapasitelerine göre seçmektedir. Çocuğu tercih etme sebebi de bu olmuştur.

Çocuk, Primrose’a fena halde kendisini kaptırır. Aralarında bir şey geçmez ama ondan hayat hakkında —bazıları yaşına göre belkide fazla erken olsada— birçok şey öğrenir. Hayat dışında Primrose ona okuma ve yazmayı, büyü ve büyü teoremleri, simya, matematik, felsefe, erkek ve kadın biyolojilerini ve temel fizik kuramlarını da öğretir. İkisinin de farklı iki hayatı vardır. Primrose gündüzleri simya ve ilaç yapmakla uğraşırken, gece olduğunda Drashan’ın göreceli lüks hanlarından birinde dansöz olarak çalışır. Çocuk ise gündüzleri onunla dükkanında çalışıp öğrenirken, geceleri ise bu pis şehrin sefil sokaklarında kendisini ispatlamaya devam eder ve asla unutmadığı kız kardeşini arar.

Onbeşine vardığında artık genç bir delikanlı olmuş ve Primrose’dan ‘Büyülü El Çabukluğu’ tekniğinin yanı sıra başka büyüler de öğrenmiştir. Ancak kimseye bu marifetlerinden bahsetmeyecektir.

Bir sonraki yılın kışı Primrose, beklenmedik bir aceleyle toparlanır ve Drashan’da bir daha görülmez. Bu olay, genç adama fena halde çarpar. Hayatında bağlandığı kadınları sanki birisi elinden bilinçli bir şekilde almaktadır. Yine bu olaydan sonra kendi kendisine, asla bir kadına daha bağlanmama yemini eder ve Hırsızlar Loncasına kaydolur.

 

✱ ✱ ✱

 

Genç, sessiz, mesafeli, acımasız ve kötürüm bir adama dönüşmeye başlar. Kendisine yamuk yapan kimseye acıma göstermez ve bunu yapan ilk adamı delik deşik ettikten sonra, Primrose’un kitaplarından birinin köşesinde gördüğü bir ismi hatırlar, Aager Farstep.. Genç adam, acımasız gözlerle yerde yatan adama bakar ve “Gittiğin yerde, seni kimin gönderdiğini sorduklarında onlara Aager Fogstep, dersin!”, diye büyük bir kinle hırlar..

Bu olaydan sonra Hırsızlar Lonca’sında adı anılmaya başlar. Kimse onunla uğraşmak istemez ama bir çok da düşman edinir. Düşmanları kendi loncasıyla da sınırlı kalmaz. Sürtüşme ve rekabetin bitmek bilmediği Drashan’da, tacirler, kaçakçılar, korsanlar, köpekler, büyücüler gibi birçok başka lonca daha vardır. Ancak Hırsızlar Loncasının en büyük rakibi Kesiciler Loncasıdır.

Kesicilerle hırsızlar arasındaki amansız mücadele, genelde ardında birçok ceset bırakır. Kendisine Aager Fogstep diyen gencin katılmasıyla bu sürtüşmenin boyutu da, cesetlerin sayısı da artar. Aager Fogstep birçok kesiciyi öbür dünyaya gönderir. Hepsinin en son gördüğü onun yüzü, duydukları en son şey de onun adıdır.

Kesiciler arasında özellikle bir tanesi Aager’in dengi ve ölümcül hasmı olur. Cılız, sıskası çıkmış, örümcek gibi bir kızdır bu. Kaba güç konusunda Aager’le başa çıkamasa da, kız ondan daha çevik ve onun soğuk ve mesafeli mizacının aksine, dişi bir hırçınlığa sahiptir. Çünkü Aager onun birçok arkadaşını öldürmüştür..

Bu kız Lilly Venom olarak tanınır.

Aager, birçok gece bu kızla gece damlarda karşılaşmış ve onunla dövüşmüştür. Onu iki defa bıçaklamış olmasına rağmen kız hayatta kalmayı başarmış ve kız da Aager’e küçük, ince bir çizik atarak adının neden Venom olduğunu ortaya koymuştur. Bu olaydan sonra Aager bir hafta ölümün pençesinde kıvranmış ve sadece Primrose’dan öğrendiği simya bilgisi onu kurtarmıştır.

 

✱ ✱ ✱

 

Yirmi yaşına geldiğinde, kız kardeşi hakkında bilgi almak için sorgulamak istediği, ancak bir türlü yalnız yakalayamadığı ve artık iyice yaşlanmış Madam’ın evi oldukça şüpheli koşullar altında yanar.

Garip, söndürülemez yangın, etraftaki evlere de sıçrar ve en sonunda kendi kendisini tükettiğinde, neredeyse üç düzine ev yanmış, aralarında Madam’ın kendisi ve çalıştırdığı birçok kızında olduğu ellisekiz kişi ölmüştür.

Bu olay, bir anda Aager’in psikolojisini tamamen yok eder. Kız kardeşini canlı bulma ihtimalinin artık kalmadığına inanarak kendi kendisini imha edeceği bir yola giriverir. Normalde almayacağı aptalca riskler almaya başlar. Tıpkı asla almayacağı ve yasaklı işleri almaya başladığı gibi.

Bunu fark eden loncadaki bazı düşmanları onu ortadan kaldırmak için bir plan yaparlar ve ona korsanlar şatosunda gerçekleştirecekleri bir iş teklifiyle gelirler.

Aager’in gözü dönmüştür. Artık hiçbir şey ona zevk vermediği gibi, herhangi bir şeyden zevk almak gibi bir niyeti de yoktur zira bunca yıl onun devam etmesi için itekleyen tek güç, bir gün küçük kız kardeşini bulmakken, bu hayali, yangınla beraber sönmüştür.

Diğer hırsızlarla beraber korsanların şatosuna giren Aager’in görevi bellidir; zulayı çalacak adamdan malı almak, sonra da diğerlerinin dikkat dağıtmak için oluşturacakları karmaşa esnasında zulayla beraber tüyecek ve belirlenen evde buluşacaktır.

Her şey planlandığı gibi gider. Hırsız, çaldığı zulayı Aager’e teslim eder ve diğer hırsızlarla kargaşa çıkarmak için belirlenen yere koşarak uzaklaşır… ancak kargaşa asla gerçekleşmez. Dahası, korsanlar olaydan haberdar edilmişlerdir ve bir anda üzerinde taşıdığı zulayla beraber, Aager kendisini etrafı sarılmış bulur.

Aager, neden Korsan Şatosunun, yasaklı işlere dahil edildiğini acı bir şekilde öğrenir. Drashan, Korsan Şatosundan idare edilir ve Drashan’da mutlak söz, bu şatoda yaşayan acımasız korsanlara aittir. Günlerce gördüğü işkence ve dayaktan sonra, bir sabah kendisini bağlı bir şekilde, toplanmış büyük kalabalığın ortasında duran idam sehpanın üzerinde ki giyotin ve celladın önünde bulur!

Ama Aager bu idamda yalnız değildir. Yanına baktığında, bu işi planlayıp onu çağıranların hepsi orada, onunla beraberdirler. “Ahmaklar..”, diye mırıldanır sessizce. ‘Benden öc almak istediniz ve bunun için korsanları mı kullanmaya çalıştınız, sizi gerizekalılar, korsanlar kimseye alet olmazlar..’, diye geçirir içinden.

Cellat onu kolundan tuttuğu gibi başını giyotine sokar. Aager’in yanındakilerden iç çekmeler ve ağlaşılar gelirken, Aager ‘bu dünyanın gördüğü son şey, benim korkmuş suratım olmayacak”, der ve yüzünde inatçı, inkarcı ve isyankar bir ifade belirir…

 

✱ ✱ ✱

 

Anlaşma kabul edildi şerif.. Gerçekte sizin küçük kasabanızla ilgilenmedik hiç, ama bazı şeylerin yazılı olması her zaman iyidir. Yanlış anlaşılmalara engel olur en azından.”, diye sırıtır, neredeyse iki metreye ulaşmış boyuyla etrafındaki herkesi cüce gibi gösteren korsan.

“Size tamamen katılıyorum Sayın Başkan Kördog!”, diye efendice cevap verir, kendisine ‘şerif’ diye hitap edilen adam.

Dev korsan, bir anda kendisi gibi dev bir kahkaha atar ve “Sayın Başkan haa?! Bunu çok sevdim..”, diye elindeki iri maşrapa gibi kupayı kaldırır ve başına diker. Onunla beraber olan odadaki herkes onu taklit ederek anlaşmayı mühürlemiş olurlar. Şerif de nazikçe kupasını kaldırır ve tadımlık birkaç yudum alır.

Drashan korsanlarıyla bir “Barış ve Ortak Saldırmazlık” anlaşması yapma fikri Serenity Home belediye başkanı Arthandos Yuleman’dan çıkmıştır. Bir ay kadar önce izcilerin, Serenity Irmağının boşaldığı Endless Sea’de, bazı tanımadık ancak muhtemel korsan gemilerinin dolandığı haberi gelmiş, bunun üzerine Yuleman, ‘onlar saldırmadan biz saldıralım’ mantığı ile kasaba şerifini Drashan’a, barış anlaşması yapması için göndermiştir. Gerçekte kimse korsanların bu anlaşmayı kabul edeceklerine inanmamıştır. Ancak Yuleman geçmişte olduğu gibi bu alanda ne denli kurnaz birisi olduğunu, şu sözleriyle göstermiş olacaktır; “Kabul edecekler çünkü tarihlerinde asla birileri onlarla ‘resmi’ bir anlaşma yapmadı. İstedikleri kadar kanunsuz olduklarını söylesinler, temelde kimse devamlı kaos, huzursuzluk ve hukuksuzluğu sevmez. Gençliğimizde hırçın olabiliriz, ancak yaşlandığımızda sessiz, sakin bir ortam ararız. Ve duyduğum kadarıyla başlarındaki azılı korsan, eskisi gibi genç biri değil artık ve eminim gördüğü onca hazinenin ona veremeyeceği tek tatmini biz onlara sunmuş olacağız: ‘resmi bir makam tarafından tanınmışlık’.. ve tabii, zaten yapmadıkları bir şeyi yapmamaya devam etmeleri için bizden yıllık haraç alacaklar. Dahası, yanlışlıkla da olsa, bizim doğu kıyılarımızı da korumuş olacaklar.. Evet, bu Arashkan’daki prenslerin pek de hoşlarına gitmeyecek ama onlar burada değiller ve korsanların saldırması halinde bizi koruyamayacaklarını da çok iyi biliyorlar..”

Şerifin gözleri, bulundukları şatonun yüksek pencerelerinden birine takılır ve istemsizce ayağa kalkar ve dışarıya bakar. Arkasından ‘Başkan’ Kördog ona son derece mutlu bir sesle, “Şerif, bu anlaşmayla bizleri pek de memnun ettiniz. Yıllık haracınız ödendiği müddetçe kimse sizin sahillerinize yaklaşamayacak.. Dile benden ne dilersen. Hazinemizde çok kıymetli parçalar var. Haremimizde de..”, diye gür bir kahkaha daha atar.

Şerif gözlerini kısmış hala camdan dışarıya bakmaktadır. Neden sonra bir eliyle camdan dışarıyı işaret eder ve “Onu..”, der.

Kördog şaşırmış bir halde ayağa kalkar, şerifin yanına gelir ve o da camdan aşağı bakar. Dışarıda, şatonun önünde büyük bir kalabalık toplanmış, bir idamın gerçekleşmesini seyretmektedirler. Kördog gözlerini kısar ve yanındaki adama bakar. “Neden? O adamı tanıyor musun?”, diye sorar.

Bara’baras Kördog devasa hacmiyle gerçekten etkili bir adamdır. Bütün iri ve medeniyet öksüzü davranışlarına rağmen, gerçekte çok kurnaz ve uyanık biridir ve şatonun denize bakan yamacı, ona göründüğü gibi muamele etmeye kalkan aptalların cesetleriyle doludur. Şerif cesetlerden habersizdir, ancak bu dev yarması adamın, Serenity Home’dan getirdiği anlaşmayı enine boyuna okuyup, nüansları anında yakaladığına müşahade etmiştir. Bara’baras oyun oynanacak biri değildir!

Şerif, yanında duran dev korsanın gözlerinin içine bakar ve “Daha önce hiç görmedim.”, der. Kördog ona inanmış gibi görünmez. “Hiç tanımadığın bir adamı neden idamdan kurtarasın ki?”

Şerif omuzlarını silker. “Onun kim olduğuyla ilgilenmiyorum. Kalitesiyle ilgileniyorum. Yanında duranların hepsi ya ağlıyor, yada ölümü ve yenilgiyi kabul etmiş durumdalar. Pes etmişler.. Onun yüzünde ise inkar var. Yolun sonuna gelmiş ve hala inat edip kafa tutuyor! Serenity Home sessiz, sakin bir kasabadır. Bizde bu türden insanlar yok. Benim bu adamın hırsına ihtiyacım var.”, der sakince.

Dev korsan bu açıklamayı çok beğenir. Eliyle bir işaret yapar ve kirli cübbeler içerisinde bir genç, bir anda yanında peyda olur. “Cellata haber ulaştır hemen; ona, o mahkumla daha işimin bitmediği söyle.. Onu bana getirsinler.”, diye emreder. Cübbeli gencin beti benzi atmış bir şekilde korsanın önünde eğilir ve “Emredersiniz efendim. Ya diğerleri?”, diye kekeler.

“Diğerleriyle ne yapılması gerektiğini cellat biliyor zaten..”, der umarsızca.

Cübbeli genç hemen pencerenin yanına koşar. Bir süre gözlerini kısarak konsantre olur ve eliyle cellata doğru bir büyü gönderir.

“İDAMI SURDURUN, STOP. GİYOTİNDEKİ ADAMI SAYIN KÖRDOG SORGULANMASI İÇİN İSTİYOR, STOP. DİĞERLERİNİ İDAM EDEBİLİRSİN, STOP!”

Dev korsan, gür sesiyle kapıdaki adamlarına emirler yağdırmaya başlar; “Genci sıkıca bağlayıp bir kutuya kapatın. Sonra da rıhtıma, saygıdeğer şerifin geldiği gemiye yükleyin ve kaçmadığından da emin olun..”

 

✱ ✱ ✱

 

Kulak gıcırdatan bir sesle tahta kutunun çivilenmiş yanı açılır.

Şerif başını kutunun içine sokmaz. “Vakti geldi. Çıkabilirsin.”, demekle yetinir.

Kutunun içinden hafif bir hareketlenme sesi gelir, sonra içinden, lime lime olmuş kıyafetleri pislik içerisinde, saçı başı birbirine karışmış, her bir yanı daha yeni kabuk bağlamış yaralar, kırbaç yanıkları ve muhtemel işkence izleriyle kaplı olan genç bir adam yuvarlanarak çıkar. Gencin elleri, kolları, bacakları ve ağzı bağlıdır ama buna rağmen yerçekimini inkar edercesine, sadece beden ağırlığını kullanarak ayağa kalkar.. ve sessiz bir kinle önünde duran adama bakar.

Şerif belinden çıkardığı bir bıçağı ona doğru yavaşça atar ve genç adam bıçağı neredeyse dokunmadan yakalar. Seri bir hareketle önce ayak ve bacaklarını bağlayan ipleri, sonra da kolları ve ellerindekileri doğrar. En son ağzındakini, yolarcasına söküp atar ve bıçağı düz bir açıyla bırakır. Bıçak, sivri ucu yere saplanacak şekilde toprağa gömülür.

Gencin kendisini çözerken tercih ettiği sıralama şerifin dikkatinden kaçmaz ve bunu sessizce takdir eder. Gördüğü birçok aptalın, önce ağzını açmakla uğraştığına şahit olmuştur.. ‘Aptallar ve bir türlü kapalı tutamadıkları ağızları.. Güzeeel. Aptal değilsin. Ama akıllı mısın?’, diye geçirir içinden.

Bir süre şerif ve genç birbirlerini sessizce süzüp tartarlar. En sonunda genç, “Bunun için sana ne ödemem gerekiyor?”, diye sorar.

Şerif, gencin sorusunu da takdir eder zira ‘ben yapmadım’larla yada ‘kendisini açıklamakla’ vakit harcamamış, durumunun tam olarak farkında olan biri gibi konuşmuştur. Ama çok daha önemlisi, önünde duran genç, ‘borç’ duygusuna sahiptir.

Şerif omuzlarını silker. “Hiçbir şey.”, der sakince.

“Kimse Drashan korsanlarının elinden idamlık bir mahkumu ‘hiçbir şey’ için kurtarmaz.”,  diye hırlar genç adam.

Şerif gence bakar ve “Benim senden istediğim hiçbir şey yok, zira teknik olarak sen zaten ölüsün. Benim korsan adasında olmamın seninle uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Senin açından, imkansız koşulların bir araya gelmesi sonucunda ben oradaydım ve dahası, senin bana verilmeni isteyebilecek bir pozisyondaydım.. Bu koşulları tatmin edebilecek ve senin bana verebileceğin neyin var?”, diye sakince sorar.

Genç adam bu cevap karşısında biraz şaşırır. Cevap, hoşlanabileceğinden fazla çetrefillidir. Bu adamın Drashan’dan olmadığına o anda karar verir. Drashan’da ölüme susamış ahmaklar dışında kimse böyle cümleler kurmaz. Ölümüne susamış bir ahmağın, böyle cümleler kuracak kadar da vakti olmaz!

“Görebildiğim kadarıyla önünde iki seçenek var; Birincisi, kafana göre takılıp buradan ayrılman —ki Drashan’a asla geri dönmemen koşuluyla. İkincisi ise benimle Serenity Home kasabasına gelip sağ kolum olman —ki bu da, sana kasabanın güvenliği için eleman ve sorumluluklar, tamamen sana ait bir ev ve makul bir de maaş anlamına geliyor olacak. Serenity Home büyüyen bir kasaba ve artık bir şehir olması an meselesi. Şerif olarak ben kasabamın görünür güvenliği ile ilgileniyor olacağım, sen ise görünmeyen, potansiyel tehlikelere karşı ayık olacaksın. Hem kasabadaki görevliler, hem de kasabanın çevresindeki tepeler ve ormanlardaki izciler devamlı olarak sana rapor verecekler. Ben ve iki kişi dışında senin gerçekte ne iş yaptığını bilen başka kimse olmayacak. Dolayısıyla edindiğin başarılar seni meşhur etmeyecek. Bu oldukça büyük sorumluluk gerektiren bir pozisyon.”, diye sakince açıklar şerif.

“Sen hiç tanımadığın idamlık mahkumlara böyle sorumluluk gerektiren pozisyonları mı önerirsin?”, diye turşu gibi bir surat ifadesiyle sorar genç adam.

“Hayır.”, der önünde duran adam. “Sen ilksin!”

Sonra derin bir nefes alır ve kıt öğrencisine bariz olan bir şeyi anlatmaya çalışan öğretmen havasıyla, “Hayatta birisini gerçekten tanıyabileceğin pek az olay vardır ve bu olayları yaşarken de nadiren tanımak istediğin kişiyle beraber olursun. Bunun en uç noktalarından biri, bir savaş alanı, diğeri ise bir idam sehpasıdır. Benim karanlık işlerden anlayan rastgele birine ihtiyacım yok. Sevmediklerini arkadan vuran yada satanlara da. O kalibrede olanların hepsi o gün idam edildiler. Hakkında edinebildiğim sınırlı bilgilere göre sana verilen görevleri her zaman eksiksiz tamamlayan biriymişsin ama hoşlanabileceğimden biraz fazla acımasız bir şöhretin var. Bununla beraber, asla keyfi cinayet işlememişsin.. Bana vazgeçmeyen, verilen görevi yapıp yapmadığını anlamak için peşinden takip etmek zorunda kalmayacağım ve farkında olmasada onuru olan biri lazım. O da sensin.”, der şerif ve atına doğru yürümeye başlar.

Atına ulaştığında kendini semerine çeker ve arkasını dönmeden hemen ileride duran, çoktan semerlenmiş diğer atı işaret ederek “Seçim senin. Her halükarda at sende kalacak. Semerde eşyalarından geriye kalanlar duruyor —Kördog’un nezaketi.. Korkarım eski bir şömine demiri dışında pek bir şey bırakmamışlar. Bunun dışında elf örgüsü, su geçirmez bir battaniye ve bir hafta yetecek kadar da yiyecek var.”, der, genç adama atını döndürür ve manalı bir şekilde geldikleri Endless Sea ve Drashan’ı ima ederek işaret eder, “Arkada neyi bıraktığını ve seni neyin beklediğini biliyorsun..”, der. Sonra da gidecekleri, Serenity Home kasabası istikametini gösterir. “Önünde ise bir fırsat var.. pek az insanın elde edebileceği türden bir fırsat; yeni, temiz bir sayfa.. sicilsiz bir başlangıç. Ama benimle gelmeye karar verir ve gümüş takımlarım ortadan kaybolursa, seni hapse kendi ellerimle tıkarım!”, der ve atını tekrar döndürüp mahmuzlar.

Birkaç dakika sonra şerif arkasından bir atlının yaklaştığını duyar. Gelen atlının suratında ekşi bir ifade vardır. “Beni tercih etme sebeplerini, seni heyecanlandırdığı kadar ilgi çekici bulmasam da, yine de anlayabilirim. Ama sekiz gün daracık bir kutuya tıkılmam gerekiyor muydu?”

“Bugüne kadar kimse Bara’baras Kördog’un idamlarından kurtulabilmiş değil. Seni bana vererek zaten zedelemiş olduğu şöhretini daha fazla riske atamazdı. Kimsenin seni görmemesi gerekiyordu.”, diye cevap verir şerif. Sonra omuzlarını silker ve “Alternatifi çapaya bağlanmandı..”, diye ekler ve atının semer çantasından çıkardığı bir bohçayı ona doğru atar.

“Akşam olmadan kamp kurarız. Sende yıkanırsın. Kokuyorsun. Ve rüzgar arkamızdan bile esmiyor!”, der şerif.

Genç adamın yüzü kararır. Buna söyleyeceği birçok şey vardır ama şerif devam eder; “Bohçada sabun ve tapınak bekçilerimizin hazırladığı bir merhem var. Yaralarını hemen iyileştirmez ama acını dindirir, iltihaplanmaları engeller ve kabuk bağlamış yaralarının kaşıntılarını tahammül edilir hale getirir.”

Bu sözler üzerine Aager ister istemez perspektifini biraz olsun değiştirmek zorunda kalır. Bugüne kadar kimse ona bedava çamur bile vermemiştir.

Uzun bir süre şerif ve hırsız sessizlik içerisinde atlarını sürerler. Neden sonra genç, “Eee.. sana ne diye hitab edeceğim?”, diye sorar.

“Şerif!..”, diye cevap verir adam.

Genç adam yüzünü göğe kaldırıp gözlerini yuvarlar..

“Peki ben sana ne diye hitab edeceğim?”, diye sorar şerif.

Genç adam bir an ‘Hırsız..’, diyesi gelir ancak bu ukalalığı kendisine yakıştıramaz.

“Aager.. Aager Fogstep.”, der kısaca, sonra sessizce ekler, “Ve senin gümüş takımın yok çünkü olsaydı bunu bana söylemezdin..”

Şerif bu cevaba gülümser ve ‘Evet, kesinlikle aptal değil.’, diye geçirir içinden. Sonra, “Aager Fogstep…”, der sesli bir şekilde. “Aager Farstep’le bir akrabalığın yoktur sanırım. Kendisi oldukça dindar bir tapınak muhafızıydı..”

 

✱ ✱ ✱

 

İlk cinayetimi de o zaman işledim. Sanırım yedi yaşındaydım. Adamın kim olduğunu hatırlamıyorum. Ama adamın gözüne soktuğum kanlı şömine demirini çok iyi hatırlıyorum. …”

Aager durur ve Inshala’ya bakar. Kız, sıskası çıkmış bacaklarını göğsüne çekmiş, battaniyenin altında küçük bir topak oluşturmuş halde Aager’e bakmaktadır. Ellerini ağzına götürmüş ve yanaklarından süzülen iri taneli yaşlarla taş kesilmişçesine kıpırdamadan öylece ona bakmaktadır. ..

Aager, daha bir tabureye zorlukla çıkabildiği an ile günlerce bir gemide, çivilerle mühürlenmiş bir kutunun içinde Drashan’dan kaçırıldığı ana kadar yaşadığı bütün zorlukları, acıları ve her anını ölüm korkusuyla geçirdiği yirmi yılını neredeyse nekrotik bir şekilde zihninden geçirir. Annesi ve sorumluluğunu ona bıraktığı küçük kız kardeşi aklına gelir. Sevgili kız kardeşi.. Sorumluluğu ona bırakılmış ve o, onu kaybetmişti..

Aager bunların ayrıntılarını, dolu gözlerle büyülenmiş gibi onu, fokurdayan bir fırtınanın ardından seyreden kıza anlatmak niyetinde değildir.

Daha değil..

Ama sorumluluğu altına almaya karar verdiği bu eşsiz kızı kaybetmeye de hiç niyeti yoktur.

(devamı için bkz. Hikaye: Day One)

 


Aager Fogstep, Serenity Home kasabasına yerleşir ve Şerif Standorin’i yalancı çıkarmaz. Aldığı ilk maaşla da ona bir gümüş takım hediye eder.

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

3 Comments
  • deja nim / February 6, 2020 / Reply

    Çok uzun bir zamandır yazmak istediğim bir hikayeydi bu; Aager Fogstep’in çetrefilli geçmişi ve onun ta Drashan’dan Serenity Home’a nasıl geldiği.

    Gerçekte Primrose, Lilly Venom ve Kördog’u içeren, yazmak istediğim çok kısmını atlamak zorunda kaldım çünkü hikaye o zaman hem aşırı uzun olacak, hem de ana konudan ciddi sapma olacaktı. Keyifli bir geçmiş hikayesi oldu ve umuyorum ki Aager’i oynatan arkadaşın da karakterine, nadiren yaptığım müdahalelerin sebepleri de açıklanmış oldu.

    Inshala’ya başta neden sadece uzaktan yardım etmek istemesinin altında yatan temel sebebin, önce annesini, sonra kız kardeşini ve sonra da Primrose’un ortadan kayboluşunu kendisine yedirememiş ve bir daha bir kadına yakınlık göstermeme sözüyle direk ilişkiliydi. Ancak hayat, insanların üzüntü veya hiddetle ettikleri yeminleri genelde pek kale almadığını gördüm. Belli ki Aager de bunu yaşayacaktır.

  • Aager Fogstep / February 17, 2020 / Reply

    Hmmm…
    Karanlık ve sessiz bir 25+ yılın ardından ışık gelecek mi acaba?
    Karakterin yapımında kafamdaki “kaotik ve iyi/kötü tercihi olmayan” Aager’a düzgün bir geçmiş yazmakla uğraşamamam, oynadığım karakterle. bence, birebir örtüşen bir geçmişe sahip olmamı sağlamış gözüküyor.
    Özellikle hikayede “açık bırakılmış” uçları “kapatmayı” heyecanla bekliyorum.
    Eline sağlık bro 🙂

    • deja nim / February 18, 2020 / Reply

      Teşekkür ederim. Ben yazarken çok keyif aldım açıkçası. Bugüne kadar oynattığın adamın karanlık temasına uygun ve onun olmayı tercih ettiği kişinin ardında yatan bir o kadar karanlık geçmişi ve bunun sebeplerini görünce, o karakteri anlamak daha bir farklı oluyor.

      Bu hikayeyi iyi niyetle yazmadım. Çünkü Aager’in geçmişinde iyi niyetli insanlar yoktu.. Udoorin’in babasıyla karşılaşıncaya kadar. Onun karşılaştığı insanların kafalarına girebilmek için, insanoğlunun olabilecek en kötü yanlarını hayal etmeye çalıştım. Tam olarak bunu başarabildiğimi sanmıyorum ama yüzeyini biraz kazıyıp da gördüklerim yeterli oldu sanırım..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.