You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

“Beni duyan var mı?”

dungeons and dragons, duygusal, komedi, role play, the plot thickens / 1 Comment / 26/02/2020

 

Timeline: Grup, Arashkan şehrine yaklaşır. Karşılaştıkları bazı olaylar, onlarada bilinçaltı bir aciliyet hissi uyandırmıştır.

Bir akşam, kamp esnasında Laila’ya beklenmedik bir mesaj gelir..

 

 

Laila küçük, mutlu bir çığlık atar ve gerisin geriye kampa koşar.

“Lady, Udoorin.. Hepiniz, koşun.. Bree arıyor!”

 

 

Son birkaç gecedir yalnız takılmayı tercih eden Laila, bu gece de yemekten sonra ‘ortalığı kolaçan etme’ bahanesiyle gruptan ayrılmış ve gecenin karanlığında kaybolmuştur. Ancak kısa bir süre sonra büyük bir heyecanla koşarak geri dönmüş ve herkesi kamp ateşinin etrafına toplamıştır..

“Ne dedi? Ne dedi?”, diye merakla sorar Gnine.

“Bağlantı koptu. Ormanda iyi çekmiyordur belki..”, diye hayıflanır Laila.

“Nerden biliyorsun ormanda olduğunu?”

“Bıngıl Baykuşu.. Arkadan sesini duydum. Dimwood civarında yaşarlar çünkü oradaki orman elfleri onları çok sever ve beslerler. Bree de oralarda bir yerde olmalı.”, diye biraz düşünceli, biraz da tedirgin bir şekilde cevap verir.

“Ne büyüsü kullandığına bakar. İzcilerin arama yapabildiklerini bilmiyordum.”, der Lady.

“Yapamıyoruz zaten. O yüzden hala el işaretleriyle iletişimi öğretirler bize.”, diye söylenir Laila.

Bir an Laila’nın elinden bir hışırtı sesi gelir.

Laila istem dışı elini kulağına götürür.

“—A.. lo.. Be.. ni.. duy.. an.. var.. mı?”, diye kırık, zor anlaşılır kelimeler duyulur ve herkes hayretle Laila’nın avucuna bakar.

“Bu Bree..”, diye sevinçle fısıldar Laila. Sonra hemen elini ağzına götürür ve “Bree.. BREE?.. Seni duyuyoruz ama çok parazit var!”, diye heyecanla konuşur.

“Avucunu aç da hepimiz duyalım.”, der Lady.

Laila herkesin görebileceği şekilde avucunu açar ve içinden, konuşan birilerinin sesleri gelmeye başlar.

“—Sen bu işi beceremeyeceksin galiba. Bu kadar basit bir şeyi bile yapamayacaksan, neden getirdim ki seni?!”, diye Bremorel’in sesi gelir.

“—Dün akşam öyle demiyordun ama!”, diye bir başkasının sesi daha duyulur.

Herkes dona kalır.

Arkadan biri ‘fırk’lar.

Kıpkırmızı bir suratla, hiç bozuntuya vermemeye çalışan Lady, “Bu.. Thomas.. Thomas Dimwood. Kendisi temiz, saf bir çocuktur. Ne işi var o çocuğun bu saatte o deli kızla?”, diye koyu bir sesle açıklamaya çalışır.

“—dün akşam HİÇBİR ŞEY söylemiyordum. Biz izciler gereksiz, boş laflarla vakit kaybetmeyiz!”, diye Bremorel’in hafif sırıtan sesi duyulur.

Laila’nın da yüzü kızarır.

Gnine sırıtır.

“En sonunda.. Altı yıl bekledim ve öcümü alma vakti geldi, Bremorel Songsteel”, diye Udoorin büyük bir sesle ‘oh’lar. “Bunu sana asla unutturmayacağım.”

“—Ayrıca beni sen getirmedin. Emir, Efendi Demos’dan geldi. Teknik olarak sen bana eşlik ediyorsun.”, diye Thomas’ın sesi gelir.

“Offf..!”, diye Merisoul içler. “Bremerol gibi bir kıza asla söylenmeyecek bir şeydi bu. Uzun, soğuk ve yalnız geceler seni bekliyor, şapşal çocuk!”

“—Yaaa. Senin emrin Demos’dan gelmiş olabilir. Ama benim emrim Efendi Moorat’dan geldi. Neydi tam kullandığı ifade? ‘Al o tapınak sümüklüsünü, Dimwood elflerine götür. Elinden tut da kaybolmasın ormanda!”, diye Bremorel’in horlayan sesi duyulur.

Merisoul elini yüzüne çarpar. “Salak. Bu kız tam salak. Çocuk ona gümüş tepside bir fırsat sundu ve kız ağız dalaşına girmeyi tercih etti! Bunun için mi cezalandırıldım ben?!..”

“—İyi ki de gelmişim.”, diye cevap verir Thomas. Ben olmasam o melun Orken’ler seni şişlemiş olurdu.”

Herkes bir anda dikkat kesilir.

“—Sen olmasan ben orada bile olmazdım.”, diye harlar Bremorel.

“—Bacağındaki yarayı iyileştirirken de böyle demiyordun. Bir sonraki akşam gerçekleşen baskında aldığın omuz yarasında da. İki gün sonra ki baskında kalçana yediğin yarayı iyileştirirken de..”, diye saymaya başlar Thomas.

“—Ben olmasam sen daha ilk baskında gitmiş olurdun. O kadar çok gürültü çıkartıyorsun ki, o hayvanlar biz gelmeden iki gün mesafeye pusu kurabiliyorlar!”, diye tiksintiyle hırlar Bremorel.

“—Ben izci değilim. Hayatımı ormanda oyun oynayarak geçirmedim. Kütüphanede kitap okuyup ders çalışarak geçirdim.”, der Thomas ukela bir tonla.

Aager dayanamaz, “Bu ikisi de salak bunların.”

“Bence çok şirinler.”, diye kıkırdar Inshala.

“—Aaaa! Bu da neden küf koktuğunu açıklıyor!”, diye yapıştırır Bremorel.

“—Ben küf kokmuyorum. Kütüphanedeki bütün kitaplar küflenmesin diye özel bakımdan geçer—”, diye bilmiş bir şekilde cevap verirken arkadan çalıların şiddetle ayrışma sesi eşliğinde tüyler ürpertici bir kükreme duyulur ve  Thomas’ın sesi kesilir.

“—THOMAS!”, diye Bremorel çığlık atar.

Bir anda herkes nefesini tutar.

 

✱ ✱ ✱

 

GEBER SESİ ADİ PİÇ KURUSU”, diye Bremorel’in çıldırmış sesi duyulur ve ardından yoğun kılıç şakırtıları, iri ayak sesleri ve sanki ağır bir şeylerin dönerek uçmasını andıran, rahatsız edici vınlama sesleri gelir. Bremorel, kendisini bile aşmış bir şekilde çığlıklar atarak, kıyasıya verdiği mücadele, herkesin çıt çıkarmadan durmasına sebep olmuştur.

“—KAÇINIZI ÖLDÜRMEM GEREKİYOR?!”

“—Arkana dikkat et—”

“—Bi tanesi bi şey fırlatıyor—”

“—ARAMERA KARUNA SİNMA HAYERA DORA SİMENA!”

“—Şerefsiz köpe—”

Kılıç sesleri, Bremorel’in sesli hiddeti, Thomas’ın büyülü sözleri ve çığlıklara karışan darbe sesleri yoğunlaşır ve kimin ne yaptığı anlaşılmaz bir hal alır.

“—HER GECE, HER GECE.. BU NE?!—”

“—Arkana dikkat et—”

“—Bunu beğendin mi? Yeterince soğuk mu?—”

“—DARİ MANESKİ DİMOR EXETSİ ŞİME LANEME NESKİ”

“—Kıpırdıyamayıncalar, ölürken yüzleri çok komik oluyor—”

“—Arkana dikkat et—”

“—Lanet olsun—”

“—AZARET POLUNA KESRA DiNOMİKTAR SARATRAS MONİHARA TROS”

“…”

“—Bu da sonuncusuydu! Seni aptal kız.. Sana arkana dikkat etmeni söylemiştim!”

Laila keskin bir şekilde iç çeker, “Bree?”

“—Arkamdakine.. dikkat ettim. Ama ona dönseydim.. Senin arkandaki seni şişlerdi..”, diye Bremorel’in fokurdulu sesi duyulur.

“—Benim üzerimde çelik zırh var. Seninki gibi ince deri değil. Bir sefer de lafımı dinlesen ölür müsün?”, diye Thomas’ın kızgın sesi gelir.

“—Kelime tercihin.. harika! Ama burada.. onbaşı.. benim..”, diye inat eder Bremorel.

“—Bu seferki pek iyi görünmüyor, Morel..”, diye Thomas ciddi bir sesle konuşur.

“—Adımı.. en sonunda.. söyleyebildiğine göre.. gerçekten.. ciddi olmalı..”

“—Kıpırdama lütfen. Çivi sırtına fena saplanmış ve sağ ciğerini delmiş. İyileştirebilmem için önce onu çıkarmam lazım. Onu çıkarabilmem için de zırhın ve gömleğin gitmesi gerek.”, diye yutkunur Thomas.

“—Buna.. söyleyebileceğim.. o kadar çok şey.. var ki..!”

“—Bu biraz.. bayağı.. aslında çok acıtacak.. Hazır mısın?”

“—Evet. Hayır. Çek şunu..!”

“—Üzgünüm..”

 

Herkes sessizce Thomas’ın, kızın sırtından çelik çiviyi çekişini, büyülü sözlerinini ve çaresizce Bremorel’in sıkılmış dişleri arasından kaçan çığlıkları dinler.

 

Neden sonra Thomas tedirgin bir sesle konuşur;

“—Oldu. Yedeklerin nerde? Bu gömlek lime lime olmuş”, diye sorar.

“—Neden? Bir kızın çantasını karıştırmaya utanmıyor musun sen?”, diye Bremorel’in bitkin ve kızgın sesi gelir.

“—Çantanı karıştırmak niyetinde değildim. Nezaket göstereyim dedim, o kadar. Ama lütfen. Böyle de dolaşabilirsin!”, diye Thomas da kızgın bir şekilde cevap verir.

“—Seni utanmaz!”, diye hırlar Bremorel.

Lady iki eliyle yüzünü saklar. “Bu.. bu çocuk çok efendi biriydi.. Kız mahvetmiş onu!”, diye utanç içerisinde hayıflanır.

“—Ben neden utanmaz oluyorum? Gömleksiz dolaşan ben değilim.”

“—Al! Giydim işte..! Mutlu oldun mu?!”

“—”

 

 

“Evet. İkisi de salak bunların!”, diye teyit eder Aager.

 


 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / February 26, 2020 / Reply

    Grup, kendi zaman çizelgesinde ilerlerken arkada bıraktıkları neler yapıyor’u görmeleri açısından iyi bir örnek oldu sanırım.

    Gerçek hayattaki uğraşıları dolayısıyla oyuna katılamayan Bremorel’i unutmadık.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.