You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

 

Timeline: Themalsar harabelerinden çıktıktan sonra, bu ölü topraklara tekrar hayat getirmek için Inshala ‘la Fey’ Frostmane, gerekli olan gücü kendisinden beklenebileceği gibi Titania’dan değil Mab’den ister.

Ne var ki Mab cömertliği ile bilinen biri değildir..

Bu hikaye, “Yapmam gereken bir şey var..” esnasında, kimsenin müşahede etmedi Rüyalar Aleminde yer alır ve Inshala’nın, Mab ile yaptığı pazarlık sonucu, ödemesi gereken bedeli anlatır.

 

Yapmam gereken bir şey var.”, der Inshala, fısıltı gibi bir sesle.. ve yavaşça toprağa çömelir ve ona dokunur.

“Burası çok uzun bir süredir ölü. Fazla uzun.. Her şey yaşamayı hak eder, sonu ölüm olsa da. Ama hiçbir şey bu şekilde ölü kalmaya devam etmeyi hak etmiyor.”, der ve yavaşça yere, uyumak istiyormuş gibi uzanır ve bir şeyler mırıldanmaya başlar. Sözleri anlaşılmaz mırıltılar, önce bir şarkı gibi gelir. Şarkı, tam olarak melankolik değildir, ama hüzünlüdür. Bir an sonra herkes, şarkıyı sadece duyduğunu değil, içinde de hissettiğini fark eder.

Gnine’ın, “Bu bir şarkı değil. Bir büyü! Ama nasıl?!”, dediği duyulur.

Inshala, büyüyü bir şarkı gibi söylemektedir.

..ve Themalsar tapınağının tuzlanmış kömürümsü ölü toprağı yumuşar ve genç kızı içine çekmeye başlar.

Inshala yavaş yavaş toprağa gömülmeye başlar.

Lady Magella biraz tedirgin olur. “Inshala.. kızım?”

Inshala büyüsünü söylerken, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle ona bakar. Gözleri pırıl pırıldır ve kendisiyle karşılaştıkları o ilk, yıldırımlı geceden beri belki de ilk defa bu deli kızın yüzünde bir ‘huzur’ ifadesi görürler.

Inshala toprağın içinde tamamen kaybolur!

Herkes nefesini tutar ve bekler..

..aradan bir dakika geçer.

 

✱ ✱ ✱

 

Toprağın derinliklerinde, karanlığın içinde uzanmış kız uykuda gibidir. Yüzeyde olanlardan habersizdir, ancak hayal meyal bir şeyler duymaktadır.

Kapalı göz kapaklarının altındaki fırtına grisi gözleri, garip, puslu bir bahçenin içinde bir sağa bir sola bakar ve önünde aralanan sislerin içinde beliren taş patikayı görünce, doğru yerde olduğunu anlar.

Kız, derin bir nefes alır ve temkinli bir şekilde patikaya adımını atar. Küçük, çıplak ayaklarıyla pustan ıslanmış pürüzsüz taşların üstünde üşüyerek yürümeye başlar. Kız, korkmaması gerektiğini, korkulacak bir şeyin de olmadığını kendi kendisine tekrarlayıp durur zira yapacağı görüşme için izin istemiş ve kendisine bu izin verilmiştir. Fey’ler arası yapılan bu küçük anlaşmalar, onların hayatlarının bel kemiğini oluşturduğunu, ve asla bozulmadını bilmesine rağmen korkudan titremesine engel olmaz.

Görüşeceği kişi, kolay biri olmayacaktır.

Kız, üşüyerek taş patika boyunca ne kadar yürüdüğünü bilemez ama sislerin içinde şekiller görür. Bunların bazılarının ne olduğunu gördüğü anda anlar, çoğu ise ıslak sisin içinde muallak şekiller olarak kalmayı tercih ederler.

Kız, kurumuş dikenli dalları olan ağaç ve çalılıkların arasında havada asılı gibi kıpırdamadan duran kuşlar, şurada bir tilki, burada bir sinap, elinde kocaman cep saati olan bir tavşan, yüzünde mutlu gibi görünmeye çalışan bir sırıtış ile kaskatı kesilmiş, fırfırlı ve cafcaflı kıyafetler içerisinde ve saçma sapan saçlarının üzerinde up uzun silindir şapkası olan bir adam, arka ayakları üstünde durmuş bir aslan, üzgün bir korkuluk, tek ayakkabısı eksik, genç güzel bir kız, bir teneke adam ve onun hemen ilerisinde, ikisi oğlan ikisi kız, dört çocuğun yan yana kıpırdamadan durduklarını görür. Oğlanlardan büyük olanın elinde kılıç ve kalkan, küçük olanın ise her iki elinde birer kılıç, kızlardan biri yayını germişken ikinci kız elindeki hançerle üzerinde sarmaşık desenleri oyulmuş, tek kapısı açık eski bir gardrobun önünde poz vermiştir.

Saatli tavşan, tek ayakkabısı eksik kız, şapkalı adam, ayakları üstünde duran aslan, teneke adam, korkuluk ve dört çocuk gibi gördüğü birçok şeye anlam veremez. Ama gördüğü her şeyin sanki kristal camdan yapılmışcasına kıpırdamadan duruyor olmaları, kesinlikle doğru yerde olduğundan emin olmasını sağlar zira gördüğü şeyler ne kristalden, ne de camdan yapılmıştır. Hepsi buzdan oyulmuşlardır. Ama kız, gördüğü şeylerdeki ayrıntı inceliklerini fark edince, belki de buzdan yapılmadıklarını, buz içerisinde dondurulmuş olabilecekleri düşünür ve daha da korkar.

“Eveeeet! Onlar heykel değil.. Bedelini ödemeden, yanlışşşş yerde kahramanlık yapıp poz verenlerrr genelde kendilerini burada bulurrrrlar..”, diye testere hırıltısını andıran bir ses gelir sisin içinden ve kız yerinden sıçrar. Bir elini küt küt atan kalbinin üstüne yaslarken diğeriyle de çığlık atmamak için ağzına götürür.

“Merhaba küçük kızzzz. Pek de şşşşşirin bir şeymişsin. Ben şşşşirin, küçük kızlara bayılırımmmmm. Çok.. yumuşak ve.. lezzzzzetli olurlar.. mmmmmm..!”, diye keyifli, uzun tıslamalarla konuşur ses.

“Kim.. kimsin sen?”, diye kekeler kız.

“Aaaaaa.. Hayattaki en büyük ssssoru; Kim olduğumuzzzzz!.. Ssssen bana Cheshire diyebilirsin, küçük kızzzz.”, der ve sislerin arasından, muhtemelen yirmibeş-otuz kilo ağırlığında, arka arkaya üç sıra dizilmiş düzinelerce sivri dişi olan bir kedi havada süzülerek peyda olur.

Kız, olduğu yerde taş kesilir.

Çığlık atacakmış gibi iç çeker.. ve “KEDİ!”, haykırır!

 

✱ ✱ ✱

 

Inshala ‘la Fey’ Frostmane.. Sarayıma hoş geldin.“, diye kulağa şarkı gibi gelen bir kadın sesi duyulur. Sesin büyülü bir cazibesi vardır. Alımlı, karizmatik, dikkat çeken ve içinde çok hafif şuh tınısı olan bir sestir bu.. aynı zamanda soğuk, duygusuz, acımasız ve buz gibidir.

Evet, kesinlikle dikkat çeken. Bu sesi kim, nerede duyarsa duysun, mutlaka durur ve başını sesin geldiği yöne çevirirdi.

“Me.. Merhaba Mab, Havanın ve Karanlığın Kraliçesi, Kış’ın Efendisi ve Sahibesi..”, diye tedirgin bir sesle cevap verir Inshala.

Sisler dağılır ve tamamen buzdan oluşmuş devasa tahtının üzerinde oturan Mab belirir.

Mab, tarifi imkansız biridir.

Neredeyse saçları ve kaşları kadar beyaz gözleriyle kendisine bakma şerefine nail olmuş ölümlülerin, onlara gerçekte ne kadar ölümlü olduklarını hatırlatan dondurucu bir güzelliği vardır. Başında, rengarenk buzlardan kesilmiş zarif tacı, dolgun, kusursuz ve son derece davetkar vücudundan, bir akarsu gibi süzülen elbisesiyle, dokunulamazlığın zirvesini temsil eden bir kadındır.

Görüyorum ki Cheshire seni bulmu—“, Mab cümlesini tamamlayamaz. Yüzünde şok ifadesiyle, önünde duran kıza.. ve kızın kucağındaki kediye bakar.

CHESHIRE!“, diye içi tehdit dolu bir sesle kediye seslenir.

Kedi, yüzünde fena halde utanmış bir ifadeyle bakar ve “Çok özürrrr dilerim Hanımım. Ama hiç beklemediğim bir şşşşekilde üstüme atladı ve beni kucağına aldı. Sizzzz, ona zarar vermemem konusunda beni uyardığınızzzz için de bir şşşşey yapamadım.”, diye açıklamaya çalışır. “..ve kulağımın arkasını kaşıyarak beni tamamen etkisizzzz hale getirdi!”, diye daha da rezil olmuş bir ifadeyle itiraf eder.

Mab’in yüzü kararır. “SEN.. SENİNLE SONRA İLGİLENECEĞİM!“, diye içi gazap dolu bir tehdit savurur ve eliyle havadaki bir şeyi söküp atıyormuş gibi bir hareket yapar ve bir anda Cheshire, kuyruğuna basılmış bir kedinin cırtlak yavlamasıyla Inshala’nın kollarından fırlamışçasına çekilip kaybolur.

Inshala kaskatı kesilir.

Mab, sakinleşmek istiyormuş gibi derin bir nefes alır. Belli ki vermeyi düşündüğü ilk izlenim bu değildir.

Benden korkmana gerek yok, küçük kız. Sana ‘Serbest Geçiş’ hakkı tanındı. Kimse sana burada dokunamaz.“, diye soğuk bir şekilde konuşur Mab.

“Teşek— “, diye bir anlığına önündeki ölümsüz varlığa teşekkür edecekken kendisine hakim olur. Yaşlı efendisi onu feylere teşekkür etme konusunda birçok defa uyarmıştır; “Bir fey’e teşekkür edersen, ona borçlu olduğunu kabul etmiş olursun.”

Akıllısın.“, diye buzlu bir ifadeyle gülümser Kış’ın Sahibesi. “Ama buraya zaten bana borçlanmak için gelmedin mi?

“Buraya pazarlık için geldim Hanımefendi.”, diye saygılı bir şekilde cevap verir Inshala. “Themalsar, sekiz yüz altmış yıl bu toprakları zehirledi, çürüttü ve öldürdü. Ve sekiz yüz altmış yıl bu topraklara yaz gelmedi.”

Yaz’ı bana şikayet etmeye mi geldin küçük kız? Bunun için yanlış yerdesin..“, diye hüküm veren bir ses tonuyla konuşur Mab.

“Ama sekiz yüz altmış yıl bu topraklara kış da gelmedi..”, diye sessizce cevap verir Inshala. “Bu kötülüğe hepimiz göz yumduk. Bu kötülükten hepimiz sorumluyuz. Biz Themalsar’ı yok ettik. Ama bu topraklar onun çürümüş anısını yaşatmaya devam edecek. Buna engel olunmalı. Bu topraklara yaz da gelmeli, kış da.. bu şekilde tekrar bir denge kurulmalı.”

Inshala başta tedirgin ve çekingen bir şekilde konuşurken, cümlesini tamamladığında sesi inancının gücüyle yankılanmaya başlamıştır.

Mab, bir kaşını kaldırır. Önünde duran ve kendisini —Mab’i— yargılamaya teğet geçen ifadelerle söylediği sözleri değerlendirir. ‘Eveeeeet! Bu küçük ölümlü kesinlikle beni, benim önümde yargıladı.. Cesurca.. ve ahmakça.. ve… kurnazca! Kendisi dahil hepimizi tek hamlede yargılayı verdi.’, diye geçirir içinden soğuk bir şekilde gülümseyerek.

“Sizden sadece hepimizin ihmalkarlığı olan bu hatayı düzeltmek için bana gücünüzü paylaşmanızı rica ediyorum.”, diye çınlayan bir sesle devam eder Inshala.

Buraya hayat getireceksen, bunu kız kardeşimden istemen gerekmiyor mu?“, diye sorar Mab.

“Buraya hayat gelmez, Hanımefendi. Burası ölmüş. Tamamen. Buranın önce yerle bir edilmesi gerekiyor. Derinlerden ve çevreden, içinde hayat ve canlıların olduğu topraklarla alt üst edilmesi gerek. Hayat ancak onu besleyebilecek toprakta yetişir. Siz bana bu gücü verdiğinizde, Kraliçe Titania’da, her ne kadar sizden ödünç almış olsam da, nihayetinde ve gerçekte size ait olacak olan bu gücü dengelemek için harekete geçmesi gerekecek ve bunun için de çoktan yerle bir olmuş bir yeri tekrar aynı ile vurmayacaktır. Sizin yaptığınızın aksini yapacak ve yıkım yerine hayat getirmekle bir denge sağlamış olacak..”, diye açıklar kız, başı yere eğik bir şekilde.

Mab, önünde titreyerek duran bu küçük, ürkek kızı takdir eder. Dolgun dudaklarının bir kenarını bükerek “Bakıyorum her şeyi düşünmüşsün küçük fey. Bedelini de düşündün mü?“, der.

Inshala, Mab’in kendisine bir ‘fey’ olarak hitap etmesinden nedense çok mutlu olur. Hayatı boyunca kendisine karşı tiksintiden başka birşey hissetmemiş olan bu kız, her ne kadar kendisine ‘la Fey‘ demiş olsada, en nihayetinde bununla sadece kendisini avuttuğu gerçeğine de asla kör olmamıştır.. Mab’in öylesine söylemiş gibi görünen bu ifadesinden, gerçekte Inshala’yı hangi kategoride gördüğünü ve kimlerle denk tutacağını, resmi bir şekilde ilan etmiş oluyordu. Çünkü Mab, asla bir şeyleri ‘öylesine’ söyleyen biri değildir. Yaptığı her hareket, kullandığı her kelime, yüzündeki her ifade önceden düşünülmüş, hesaplanmış, tartılmış, mantık silsilesindeki mutlak yeri tespit edilmiş ve bunların kümülatif sonucunda söylenmiş ve yapılmıştır. Mab, böyle biridir! Soğukta üşürsün. Çok üşürsen ölürsün – duygulardan arındırılmış, mutlak, acımasız mantığın zirvesidir Mab.

Mab, bu basit gibi görünen ifadesiyle, Inshala’yı resmi olara bir fey kabul etmiş ve ona bir aidiyet vermiştir.

“İhtiyacım olan gücün bedelini size bırakıyorum, Hanımefendi.”, diye sessizce cevap verir kız.

Öyle olsun bakalım, benim cesur, ahmak, kurnaz ve gözükara misafirim.. Senden veremeyeceğin bir şey istemeyeceğim. EN ÇOK SEVDİĞİN ÜÇ ŞEYDEN İKİSİ.. Senden istediğim bedel budur!“, diye ilan eder Mab.

Inshala bir iç çeker ve gözleri kocaman olur.

Bugün benim kedimi sevdin, onu okşadın ve ona sıcak bir kucağın değerini hatırlattın.. ve farkında olmadan onu Cheshire yapan şeyi de yok etmiş oldun. Bundan sonra ondan sadece bir şömine kedisi olur., diye büyük bir tiksintiyle burnunu çeker Mab. “Buna karşılık bana yeni bir kedi gerekecek. Sanırım seninkisi Cheshire’in yokluğunu aratmayacaktır.. BANA KEDİNİ VER!“, diye acımasızca gülümser.

Inshala olduğu yerde kalakalır. Kedisi.. Katana! Hayatında en sevdiği varlığı.. Kendisinin en vahşi, en oyuncu, en meraklı ve en kurnaz yanlarından oluşmuş olan kılıç dişli kaplanı..

Kızın gözleri dolar. Bu.. bu çok büyük bir bedeldir. Bir daha asla kedisine dönüşemeyecek olması fikri içinde bir şeylerin parçalanmasına sebep olur ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar.. ve yanaklarında donar.

Eveeet.. Bu kesinlikle en çok sevdiğin üç şeyden biri..“, diye onaylar Mab.

“Ka.. Kabul!”, der Inshala, kahrolmuş bir sesle.

ÇOCUĞUN!..“, diye devam eder Kış’ın Efendisi.

“Be.. benim çocuğum yok ki.”, diye gözü dolu kız afallar.

Bir gün olacak. Bunu gördüm. Çok güzel bir oğlan çocuğu.. Burnu ve gözleri sana ait ama kaşları ve saçları kara olacak. Senin gibi içli, ateşli ve gözükara olacak ama kızdığında acımasız ve ürkütücü birine dönüşecek. Onun hiddetini ancak senden alacağı eşsiz sevgi dengeleyebilecek ve bu şekilde bir çok ölümlü hayatta kalacak!“, diye kati bir sesle konuşur Mab.

Inshala, çocukların ve bebeklerin nasıl olduklarını bildiğini sanır. Bugüne kadar birçok kuş yuvasında yeni yumurtalarından çıkmış yavru serçe, baykuş ve hatta kartal bile görmüştür. Ayı, geyik, kaplan ve keçi yavrularının doğumlarını da dehşet ve hayret içerisinde seyretmiştir. Ancak gördükleri ile insanlar arasında herhangi bir benzerlik ilişkisi bulamamış, dolayısıyla gerçekte bebeklerin nasıl yapıldığı hakkında da hiçbir fikri yoktur. Dahası, kendisi gibi bir ucubenin çocuğu olabileceği düşüncesini bile daha doğmadan öldürmüş ve toprağa gömmüştür.

Gözleri dolu olmasına rağmen Inshala kaşlarını çatar ve “Hayır. Bir gün çocuğum olursa o özgür olmalı. Ama çocuğum olacağını hiç sanmıyorum. Bu dünyanın, benim gibi bir başka ucubeye ihtiyacı yok!”, diye reddeder.

Ucube mi? Ben de seni akıllı sanmıştım.. Kendilerine insan diyen gerçek ucubeler bu toprakları öldürdüler. Sana ucube diyenlerin bıraktıkları şerri temizlemek için, doğmamış çocuğunun üzerinden pazarlık yapılıyor ve sen kendinin bir ucube mi olduğunu sanıyorsun?“, diye Mab’in hiddeti bir anda yayılır buzlu taht odasında.

“Çocuğum üzerinden pazarlık yapmıyoruz, Hanımefendi, çünkü ortada bir çocuk da yok, olabilme ihtimali de!”, diye cevap verir Inshala ve bu şekilde Mab’in kızdığı şeyin özünü de tamamen kaçırmış olur..

Öyle olsun bakalım. O zaman bana ‘SEYRETTİĞİNİ’ ver!“, diye imalı bir ifadeyle konuşur Mab.

Inshala anında ve kati bir şekilde “HAYIR! ONU BU İŞE BULAŞTIRMAYACAĞIZ. O BANA AİT BİLE DEĞİL. OLSA DA VEREMEM!”, der ve sesi buzlar arasında çınlayarak yankılanır.

Aaaa.. En sevdiğin üç şeyi bulmuş olduk en azından; kedin, doğmamış çocuğun ve ‘seyrettiğin’..“, diye gülümser Mab, soğuk bir şekilde.

“Bir şeyim daha var. Ayım. Kedim ve ayım!”, diye tamamen umutsuz bir sesle haykırır Inshala.

Mab durur. Açıkçası kızın ayısını istemez. Evet, ayı cinsinin muhteşem bir örneğidir. Dahası ayı, kocaman, dev bir kutup ayısıdır. Tam kışa yakışır bir yaratıktır. Ama onu şaşırtan ve durmasına sebep olan şey, önünde duran küçük kızın, hem kedisini, hemde ayısını vermesi halinde, gerçekte etkili herhangi bir hayvana dönüşme özelliğinden tamamen feragat etmiş olacağıdır ve kızın ödemeyi kabul ettiği gerçek bedel de budur.

Her ikisini de bana vermenin sana neye mal olacağının farkındasın, değil mi? Bunun sana vereceği acı asla dinmeyecek. Seni içinde bırakacağı yalnızlık ve boşluk da asla doldurulamayacak!”, diye, ilk defa içinde şefkat ve anlayış olan bir sesle sorar kıza Mab.

Inshala sessizce, “Evet.”, der.

Öyle olsun bakalım küçük Inshala. Kabul ediyorum. GÜÇ KARŞILIĞINDA KEDİN, AYIN VE KAYBIN İLE GELECEK EMSALSİZ ACIN!..“, diye anlaşmayı mühürler Mab. Sonra da önünde kaybından dolayı ezilmiş kıza bakar ve “Ama merak etmeden de duramıyorum. Neden bana geldin? Titania’dan benzer bir gücü, çok daha ucuza alabilirdin..“, diye sorar Mab.

“Ucuza alınmış şeylerin bir kıymeti yoktur, Kraliçe Mab. Bugün, burada benden alacaklarınızın bana neye mal olacağını benden daha iyi biliyorsunuz. Almayı kabul ettiğiniz şeylerin ederini de benden daha iyi biliyorsunuz. Ne var ki ben alacağımla da, verdiklerimle de, yapmam gerekenden dolayı ilgilenemiyorum. Ben bu topraklara kışın tekrar gelebilmesini istiyorum çünkü kış acımasızdır ama hayatın kıymetini bize yazdan daha çok hatırlatır. Hayatın kıymetini en iyi bilenler, en şiddetli kışı yaşayıp da yine de hayatta kalabilenlerdir.. Ve kışı gerçekte güzel ve mutlak yapan da budur.”, diye kati bir inanışla cevap verir Inshala.

Bu sözler üzerine Mab’in iki kaşıda kalkar.

“Yaşına göre çok bilgesin genç Inshala ‘la Fey’ FROSTMANE.”, diye vurgular Mab. “Ve kış’ı pek az ölümlünün görebildiği haliyle görebiliyorsun. Ama kış her zaman acımasız değildir. Yaz geldiğinde ölümlüler yer yüzünde etrafa saçılırlar. Kışın ise sıcak ateşlerinin başında bir araya gelir ve beraberliklerinden güç kazanırlar. Kış dünyayı tertemiz beyazlara büründürdüğünde ölümcül hastalıkları kırar ve savaşları durdurur.. Kış geldiğinde dikkat dağıtan bütün renkleri örter. Bu şekilde, ölümlüler yaşadıkları dünyayı takdir etmesini öğrenirler ve yaza daha bilge olarak çıkmış olurlar..”, diye ekler.

Bir an durur, sonra Mab’in kaşları çatılır ve muhteşem siması etrafa kati bir güç yayarak konuşmaya başlar; “Bu topraklara kış tekrar gelecek ve yaz da her daim onu takip edecek. Kız kardeşim Titania’yı kolundan tutup kendim sürükleyerek getirmem gerekse bile.. Ve burada oluşacak koru, bundan sonra ‘la Fey’s Grove’ olarak bilinecek ve buraya şer asla giremeyecek. Ölümlüler ziyaret edebilecek ama baltalarıyla burayı kesmelerine müsaade edilmeyecek. Kendilerini buraya efendi ve fatih olarak getirenler de benim gazabımla yüzleşecek ve kemikleri sonsuza dek buradaki ağaçları besleyecek!“, diye kati bir sesle ilan eder..

Sis tekrar belirir ve yavaş yavaş ortalığı kaplar ve bulundukları salon, buzlu taht ve Havanın ve Karanlığın Kraliçesi, Kış’ın Sahibesi ve Efendisi Mab, muallak şekillere bürünüp kaybolmaya başlar.

Elveda küçük ‘la Fey’. Bir sonraki karşılaşmamızı dört gözle bekliyor olacağım zira acın kaçınılmaz olsada, pazarlığın parçası değildi. Bu da Mab’in sana olan borcu olarak aramızda kalacak.“, diye sislerin arasında tekrar kaybolan Kraliçe Mab’in son sözleri duyulur.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane toprağın derinliklerinde, karanlığın içinde, hayatında hiç yaşamadığı bir acıyla uyanır.

Sanki birileri içinden bir şeyleri —çok sevdiği bir şeyleri— büyük bir şiddetle, koparırcasına çekip almıştır.

Inshala, kimsenin duyamadığı, içi doldurulamaz bir eksikliğin çığlığını atar..

 

✱ ✱ ✱

 

Ve bir dakika daha geçer.

Ancak birkaç dakika daha geçince Moira, “Lady?”, diye tedirgin olmuş bir sesle sorar. Arkasından Laila ve Lorna da “Lady?!”, diye Lady Magella’ya bakarlar.

Lady Magella ellerini başına götürüp saçlarını çekiştirmeye başlar, “Bilmiyorum, bilmiyorum bu deli kızın ne yaptığını bilmiyorum,” diye haykırır.

“Udoorin!”, diye bir başka haykırış daha duyulur. Aager, Udoorin’e sırt çantasından çıkardığı küçük bir kepçeyi fırlatır. Kendisi de elinde bir hançerle Inshala’nın kaybolduğu yere atar kendisini ve toprağı eşelemeye başlar. Udoorin, Aager’in ona attığı kepçe ile Inshala’nın mezarına koşar ve o da toprağı kazmaya başlar. ..

 

(devamı için bkz. Hikaye: “Yapmam gereken bir şey var..”)

 

✱ ✱ ✱

 

Lady büyük bir panik içerisinde sırt çantasını boşaltır. Yanında taşıdığı ilaçlar, iksirler ve şifalı otları sakladığı kesecikler çantasından yere dökülür. Seri hareketlerle keseleri açar ve içindekileri değerlendirir. Gerçekte bunların hangisinin ne işe yaradıklarını muhtemelen o deli kız daha iyi bilmektedir. Ne var ki aynı deli kız şu anda kıl payı nefes alabilmektedir.

‘Hangisi.. Hangisi..’, diye kararsız bir şekilde keseleri ve içeriklerini değerlendirirken birden aklına gelir;

“Ekinezya..”

“Eveet. Ekinezya şurda.”

“Isırgan tohumu..”

“Buldum.”

“Sarımsak özü..”

“İşte. Şişesi burada ve hava almamış!”

“Dövülmüş ceviz. Kabuklarıyla beraber…”

“Bree!”

“Efendim abla?”

“Al şu cevizleri, kabuklarını ayırmana gerek yok. Hepsini un ufak et, getir!”

“Anlamadım ama yaparım abla. Inshala nasıl? İyi olacak mı?”

“Cevizler, Bree!”

“Hemen abla..”

“Çiriş otu ve limon çekirdeği — çekirdeklerden ölçü başı iki tane..”

“Evet, görüyorum. Onlardan da var.”

“Çam balı.”

“Laila!”

“Burdayım abla.”

“Çam balı. Bana çambalı lazım. Hemen!”

“Abla bulurum ama bu hemen olmaz.”

“Üç mil güneybatı istikametinde, fuşya çalısını geçince..”

“Üç mil güneybatı istikametinde, fuşya çalısını geçince..”

“…nasıl yani?!”

“Koş Laila, koş. Udoorin’i de al yanına.”

“Udoorin’siz daha hızlı giderim.”

“Tartışma benimle şimdi. Al Udoorin’i, git!”

“Defne, Devedikeni ve zencefil..”

“Hmmm.. Defne ve devedikeni var ama zencefili nerden bulacağız?”

“Bende var..!”

“Gnine?! Sende zencefilin ne işi var evladım?”

“Bilmem. Yemeklere katıyorum bazen. Ne bileyim. Birden içime doğdu, ihtiyacın olur diye düşündüm.”

“Gül suyu..”

“Gül suyu.. Gül suyu.. Gül suyu.. Gül suyu mu?”

“Gül suyu mu dediniz, Lady’im?”

“Sevgili Lorna.. Var mı sende?”

“Var Lady’im. Saf, katışıksız, ev yapımı. Son derece yoğun. Bir damlası günlerce gidiyor.”

“Ama.. Bu çok pahalı olmalı.”

“Kıymeti onu bana verenden dolayı, hanımefendi..”

“…?”

“Çok üzüldüğüm bir anda, beni avutmak için onu bana Inshala hediye etmişti..”

“Ve kendi rızasıyla verilmiş, kutsanmış iblis kanı..”

“İblis kanı.. Eveeet!.. Şuruba güç katacaktır. İçine de.. Ama kendi rızasıyla ve kutsanmış.. ”

“İblis kanı çok güçlüdür ama bir o kadar da ölümcüldür. Ancak kutsanması halinde bir ölümlü onu değerlendirebilir..”

“Merisoul.. Moira..”

“Buyur Lady’im.”

“Dur tahmin edeyim.. İlaca güç patlaması gerekiyor ve bunun için kanım lazım!”

“Inshala için.. Lütfen.”

“Veririm.. ama o kız benden nefret ediyor. Bunca zamandır benimle bir defa bile konuşmadı!”

“Lady Merisoul. Bütün atalarım adına yemin ederim ki Inshala senden nefret etmiyor. Sadece seni anlamıyor ve senden korkuyor, ama senden nefret etmiyor. Korkarım onun nefret ettiği tek kişi kendisi. Themalsar’la savaşırken ‘def’ edilmesinin sebebi, kolumu kırmadan önce Irine teyzenin senin için söylediklerinden sonra seni sahiplenmesiydi.”

“Karmaşada bunu farketmemiştim. Ka.. karşılığında bir şey almadan kimse beni sahiplenmedi bugüne kadar..”

“KIZ NAAPIYORSUN SEN?!”

“Kanımı veriyorum..”

“Ay aranızda akıllı bir taneniz yok mu sizin yahu? Bir kaç damla yeterliydi. NEDEN BIÇAĞI KARNINA SOKTUN?!”

“İçimdeki kan, kolumdakinden çok daha etkili.. Bu.. bu biraz acıttı..!”

“Moira, al şu şişeyi doldur. Sonra da sana zahmet kutsayıver.. VE SEN.. SEN DE HEMEN UZAN.. YA MANYAK MISINIZ SİZ YAA?!”

 

✱ ✱ ✱

 

Uyan, Seyredilen..!”

“Hmmm?” “Uyan ve hatırla.. Drashan’ı, ihaneti ve giyotini hatırla.. Hiç kimseye duymadığı kadar şimdi sana ihtiyacı var. Kurtar onu..!

 

 

“…LADY!”

“Çekilin. Yol açın!”

Nefes. Nefes almıyor!

 

(devamı için bkz. Hikaye: Day One, Day Three)

 

✱ ✱ ✱

 

Ona göstermelisin..”

“Hayır!”

“Ona göstermelisin!”

“Hayır.. Bilmesi gerekmiyor.”

“Ona göstermelisin.”

“Benden tiksinmeyen tek kişi o.”

“Bu yüzden ona göstermelisin..”

“Ama neden? En azından yanımda duran bir kişi var.. O da mı gitsin?”

“O bir ölümlü. Birgün zaten gidecek. Bu kaçınılmaz. Ona göstermelisin.”

“O zamana kadar bilmese de olur. Kimse bilmiyor..”

“Ona hiçbir vaatte bulunmadın. Ama yanından hiç ayrılmadı. Bunu yalanlarla yok etme. Ona göstermelisin..”

“Ama gösterirsem bu canımı çok acıtacak.”

“Sen acıyla doğdun. Acı senin en yakın dostun. Ona göstermelisin.”

“Benim iyi biri olmadığımı düşünecek..”

“Bu muhtemel.. Ama onun tercih hakkını ona sormadan elinden almanı takdir eder mi sence? Ona göstermelisin..”

“Hiçbir şeyim yok artık.. O da mı elimden alınmalı?”

“O zaten senin değil ki elinden alınsın.. Buna onun karar vermesi lazım. Ona göstermelisin.”

“Çok acımasızsın..”

” ‘..Kış acımasızdır ama hayatın kıymetini bize yazdan daha çok hatırlatır. Hayatın kıymetini en iyi bilenler, en şiddetli kışı yaşayıp da yine de hayatta kalabilenlerdir.. Ve kışı gerçekte güzel ve mutlak yapan da budur..’ Bunlar senin sözlerindi. Ona göstermelisin..”

” ‘..Ama kış her zaman acımasız değildir.’ Bunlar da seninkiler idi!”

“Evet. Bu yüzden ona göstermelisin..”

“Onu.. Onu da kaybedeceğim!”

“Bu da muhtemel. Ama yine de ona göstermelisin..”

“O beni gördüğü gibi sanıyor. Bu şekilde kalsa olmaz mı? Herkes gibi o da beni görünce terk edecek. Hep senin yüzünden.”

“Ben pek az şeyin sebebi, pek çok şeyin sonucuyumdur! Acımasını bilmeyebilirim. Ama nadiren istekli acıtırım. Ona. Göstermelisin!”

 

(devamı için bkz. Hikaye: Day One, Day Seven)

 

✱ ✱ ✱

 

Gördün, değil mi?”

“Hmmm..?”

 

“Evet gördün.. Artık benim nasıl bir yaratık olduğumu biliyorsun. Sana iyi birisi olmadığımı söylemiştim.”

“Kimin iyi olmadığını senin kadar sık söyleyen biri için, tutturma oranın oldukça düşük. Bugüne kadar isabet ettirebildiğin tek kişi benim!

 

 

“Ödeştik, küçük fey!”

 

(devamı için bkz. Hikaye: Day One, Day Eight)


 

 

 

 


Titania, Queen of Summer / Kraliçe Titania, Yaz’ın sahibesi ve efendisi. İyi fey’lerin hanımefendisi ve Mab’in zıttı ve ikiz kız kardeşi. Daha çok iyilik ve duygularla hareket eder.

Mab, Queen of Air and Darkness, Mistress of Winter / Kraliçe Mab, Havanın ve Karanlığın Kraliçesi, Kış’ın sahibesi ve efendisi. Kötü ve karanlık fey’lerin hanımefendisi ve Tinania’nın zıttı ve ikiz kız kardeşi. Daha çok soğuk, duygusuz, kati mantıkla hareket eder.

‘seyrettiğini’ : “That which you watch..”

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / February 9, 2020 / Reply

    Uzun zamandır yazmak istediğim hikayelerden biri de buydu. Oyuncular Themalsar’ın çıkışında Inshala’nın yaptığı devasa büyüler için gücü nereden bulduğunu ve neden artık kocaman kılıç dişli kaplanına değilde sadece serçe yada cüce baykuşu gibi çok küçük hayvanlara dönüştüğünü merak ediyorlardı. Cevabı ben biliyordum ancak bunu, hakkını vererek açıklama işini geciktirmeyi tercih ettim çünkü bunun, laf arasında, öylesine söylenip kaybolmasını açıkçası istemiyordum.

    Büyük iyilikler çoğu zaman büyük fedakarlıkları da talep eder. Bunun için yapılabilecek asgari şey de en azından o fedakarlığın hakkını vermek olmalıdır, diye düşündüm..

    Hikayenin kendisi, iki ayrı hikaye (“Yapmam gereken bir şey var..” ve Day One) ile aynı zamanda ve üzerlerine bir takım yazılar yazılmış üç adet şeffaf slayt kağıdının üst üste geçecek şekilde yerleştirilmesi ve bir anda bakıldığında gerçek anlamın ortaya çıkması gibi, biraz çetrefilli bir şekilde yazmayı tercih etmemin sebebi biraz da bundan kaynaklanıyordu açıkçası.

    Not: Inshala’nın dikenli dallar ve çalılar arasında gördüğü donmuş yaratıklar ve kişiler, Narnia (C. S. Lewis), Alice Harikalar Diyarında (Lewis Carroll), Oz Büyücüsü (Frank Baum) ve Cinderella’dan (Daisy Fisher) alıntı ‘kahraman’ rolündeki karakterlerdir. Cheshire kedisi de dahil olmak üzere, hepsini burada harcamış oldum ve nedense bu kendimi iyi hissetmemi sağladı!

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.