You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline: Ana grup zorlu yolculuğunu sürdürürken, arkada kalan Bremorel’de kendi çetrefilli duygusal yolculuğunda çırpınmaktadır.

Bu hikaye, “Beni duyan var mı?” dan bir kaç gün sonra, Dim Woods yakınlarında yer alır.

 

 

Sırtın nasıl oldu?”, diye sorar genç adam.

“Eğilip kalkarken ağrı saplanıyor. Nefes alınca ağrı saplanıyor. Yutkununca ağrı saplanıyor. Sırt üstü yatamıyorum. Yüzükoyun yatamıyorum. Yan da yatamıyorum çünkü o zaman nefes bile alamıyorum! Sence nasılım?”, diye hırlar Bremorel.

Genç adam sessizce oturduğu yerden önündeki kamp ateşiyle uğraşan kıza bakar. İzci kızın kasabaya uğradığı seyrek anlarda olduğu gibi, yine onu ve onun ekonomik bir zarafetle hareket edişini, biraz utanarak da olsa seyreder.

Kız dizlerinin üzerine çömelmiş, muhtemelen acıdan dolayı dik durmuş, kontrollü hareketlerle ateşin üstüne küçük bir tencereyi yerleştirip içine patates, soğan, biraz yer elması ve kuşbaşı halinde doğradığı tavşan etini atmaktadır. İlk kamp yaptıkları gece, genç adam ona yardım etmeyi önermiş ancak kız bir salağa bakar gibi ona bakmış, sonra da yemeğin içinden onun parmaklarını ayıklamak istemediği ile ilgili bir şeyler söyleyip genç adamı yerin dibine geçirmişti. Genç, son birkaç yıl kendi yemeklerini genelde kendisi yaptığı için bundan alınmamaya çalışmış ancak kız acımasızca onunla dalga geçip sonrada çınlayan bir sesle ona gülmüştü. Genç adam o geceden sonra böyle bir öneride bir daha bulunmamış ancak kızı seyretmekten yinede kendisini alamamıştı.

Tıpkı kasabada olduğu gibi, kız kendisine özel bir sezgiyle seyredildiğini fark eder ve genç adama dönüp “Ne var? Neye bakıyosun? Senin dua filan etmen gerekmiyor mu?!”, diye haşlar onu.

“Senin de iz filan araman gerekmiyor mu?”, diye sakin bir şekilde cevap verir genç adam.

“Neden iz aramam gerekiyor şimdi? İzci olduğum için mi?”, çatar Bremorel genç adama.

“Neden dua etmem gerekiyor şimdi? Tapınak muhafızı olduğum için mi?, diye kızı çıldırtan sükunetiyle cevap verir genç adam, ama kızın buna söyleyeceklerini beklemez..

“Neden beni devamlı azarlıyorsun? Bilmediğim bir başka hayatta sana bir kötülük mü yaptım? Bana eşlik etmek seni bu kadar rahatsız ediyorsa geri dönebilirsin.”, der sessizce. “Israrım üzerine beni köyün yakınında bir yerde bıraktığını söylersin —ki bu da yalan olmaz. Göreceli bir şekilde köyün yakınında bir yerdeyiz. Gerisini kendim de gidebilirim..”, diye mırıldanır genç Thomas.

Bremorel sesini çıkarmaz. Gerçekte sessiz cezalandırma hiçbir zaman onun olayı olmamıştır. Onun tercihi cezalandırarak cezalandırmak yönünde olmuştur —ki Bremorel için bunun uygulamalı anlamı; ceza olabildiğince gürültülü, içinde kıdemli hakaretlerin olması ve muhatabından en az bir parça koparacak şekilde de sonuçlanmalıdır.

Açıkçası Bremorel de kimsenin kendisine sessiz olayını yapmasını istemez. Sorun, Bremorel sadece.. kızgındır..

DEVAMLI,

HER ŞEYE..!

..ve bir türlü buna engel olamamaktadır. Daha küçük bir kızken anne ve babasının gözleri önünde, köylerini basan orc’lar tarafından katledilmelerini seyrettiği o karanlık geceden beri kızgındır.

Sonra da onu alıp hiç tanımadığı bir kasabaya getirmelerinden dolayı kızgın olmuş, daha sonra da kimsenin ona anne ve babasını ısrarla geri getirmeyişlerinden dolayı kızgın olmuştu. Yaşı ilerledikçe, sebepleri muallak anılarda kaybolmuş ama kızgınlığı kalmıştı..

Bremorel içten bir şekilde bu kızgınlığını kapatabileceği bir kol yada düğme olmasını dilemiş ama bugüne kadar bu konuda pek de başarılı olamamıştır.

Kız, Thomas’la eğlene dalgala günlerdir Dim Woods elflerinin iki ay önceki Orken baskını sonucu yıkılan köylerinin tekrar kurulmasına yardım etmek için gönderilmişlerdi. En azından herkese söylenen buydu. Özelde ise, orman elflerine gizli bazı bilgileri götürmek ve özel danışmanlık yapmakla görevlendirilmişlerdi. Bu süreçte beş farklı noktada Orken baskınlarına uğramaları dışında devamlı birbirleriyle atışıp didişmişlerdi. Ne var ki, en son saldırıda Bremorel, Thomas’ı korumaya çalışırken sırtına saplanan neredeyse otuz santimlik çelik çividen dolayı ağır yaralanmış ve ancak genç adam sayesinde hayatta kalabilmişti.

Nedense bu olaydan sonra aralarındaki ‘oyun’ hiçbir ön uyarı olmaksızın sona ermiş ve işler birden ciddileşivermişti. Bunu takip eden günleri neredeyse hiç konuşmadan, sessiz bir ızdırap içerisinde geçirmişler ve böylesi bir sessizliğe gelemeyen Bremorel için durum, nihai karar noktasına ulaşmıştı.

İşin kendince ilginç yanı ise, beraberlikleri ‘oyun’ sınırlarında olduğu sürece Bremorel, Thomas’la dalga geçmek, onu yerin dibine geçirmek yada sözleriyle yakmaktan hiçbir şekilde sakınmazken, oyun bittiğinde bunların hiçbiri ona önceki zevki vermediği gibi, doğal kızgın yapısı da buna engel olmasını imkansız hale getirmiştir. Kız, aldığı kararı almasında en çok etkili olan ikinci sebep olarak bunu görmektedir.

Bremorel ateşin önüne çömer, derin bir nefes alır ve sırtından göğsüne doğru saplanan acıyı, hafif mazoşistik bir şekilde tatmin edici bulur zira yapacağı konuşma son derece kısa olacaktır..

“Git..”, der sessizce.

Bremorel, Thomas’a bakmaz. Omuzlarını silkmez. Başını oynatmaz. Elleriyle oynamaz. Sadece “Git.”, der.

Arkasında bir yerden toparlanma sesi gelir. Thomas miğferini takar, kalkanını sırtına sıkıca bağlar, zincirli gürzünü belindeki halkasına geçirir, daha açmadığı sırt çantasını omuzlar.. ve gider..

 

✱ ✱ ✱

 

Bremorel çömeldiği ateşin başında öylece durur. Sanki seyrettiği ama görmediği ateşte kendisini yakmıştır ve bunu biliyor olması acısını dindirmez.

O ateşin önünde kıpırdamadan ne kadar durduğunu bilemez ama yapması gerektiği şeyi artık daha fazla geciktirmeden kesip atmış olması kararı, kızın kalbini pençesiyle sıkıştırmaya başlar ve doyum noktasına ulaştığında ise infilak eder..

Bremorel, küçük bir kızken bile yapmadığı gibi hıçkırarak ağlamaya başlar.

Her hıçkırığı ile sırtına bıçak gibi saplanan sancı, yeni bir tanesini de beraberinde tetikler ve izci kız bir anda kendisini hem ağlar, hemde acıyla yerde, dizlerini göğsüne çekmiş bir şekilde bulur.

Acı tahammül edilemez hale gelir ve kızın gözleri kararır ve kendinden geçer.

Bremorel ne kadar o duyusuz karanlıkta yüzdüğünü bilemez, ancak sessiz bir el ona doğru uzanır ve “Geri gel..”, diye onu belinden tuttuğu gibi kamp ateşine geri getirir..

SEN!.. SANA.. GİTMENİ SÖYLEMİŞTİM!..“, diye takatsiz bir hiddetle harlamaya çalışır.

“Ne? Bana git dediğin için gerçekten gideceğimi düşünecek kadar aptal olamazsın! Zaten toparlanıp gitmem bile yeterince dramatik oldu. Onu da sadece anını bozmamış olmak için yaptım.”, der Thomas ciddi bir sesle.

“Sana gitmeni söylemiştim..”, diye kendini tekrarlar Bremorel acı içerisinde fısıldayarak..

“Ben de kararına saygı gösterdim ve gittim. Saygının gerektirdiği mesafeyi gittikten sonra da geri geldim. Sırtındaki yara yine açılmış. Tekrar müdahale etmem gerekecek.”, diye analitik bir ifadeyle durum değerlendirmesi yapar. “Sonra da neden iki gün önce her şey güllük gülistanlık iken birden tavrın değişti, onu konuşacağız.”, diye ekler.

“Konuşacak bir şey yok..”, diye hırıldar Bremorel gözlerini sıkmış bir şekilde.

“Nasıl istersen. Ama ben yine de konuşacağım. Pek ihtimal vermiyorum ama sen de sadece dinlersin.”, der Thomas sakince. Sonra sesi biraz sertleşir. “Aslına bakılırsa, istesende, istemesen de beni dinleyeceksin.”, der.

“Kendine olan bu güvenin nereden geliyor?”, diye hırıldamaya devam eder Bremorel.

“Çünkü bu kadarını bana borçlusun..”, der Thomas sessizce.

“Neden sana borçluymuşum? Beni iyileştirdiğin için mi?”, diye aksi bir şekilde sorar Bremorel.

“O da var. Ve bu halinle hiçbir yere gidemeyeceğinden dolayı.. Ama bunların ikisi de borcun kendisi değil. Bunlar sadece pratik nedenler.”, der Thomas ve kızı yavaşça yüzükoyun döndürür.

“Şimdi.. Kıpırdama..”, der ve yavaşça önünde yatan kızın sırtındaki kana bulanmış gömleğini kaldırır. Sessiz mırıltılarla büyüsünü yapmaya başlar ve hafif, altınımsı bir ışıkla parıldamaya başlayan ellerini kızın sızan yarasının üstünde gezdirmeye başlar. Yara bir süre daha sızmaya devam eder, sonra yavaş yavaş kapanır.

Thomas, az önceki konuşmasını, bıraktığı yerden devam ettirir..

“..Senin yaralandığını görmek, her göreve gönderildiğinde kasabadan ayrılışını seyretmek kadar acı verdi bana. Son on iki yıldır, o veya bu şekilde bir yerlere gidişini seyredip durdum ve bu konuda elimden bir şey gelmedi. Ama senin yaraların konusunda elimden geleni yapmak.. garip bir şekilde benim için bir ayrıcalıktı. Hayır. Yaralarını iyileştirmemden dolayı asla bana borçlu olmayacaksın. Geçen.. Geçen yıllarda yaşadığımız sessiz bağdan dolayı borçlusun.”, diye, daha da alçak bir sesle konuşur Thomas..

“Neden bunları anlatıyorsun bana şimdi?”, diye hafif ürkmüş bir ifadeyle sorar Bremorel.

“Çünkü senden bahsediyorum. Başka kiminle konuşabilirim ki? En son senin hakkında bir başkasıyla konuşmak istediğim de beni hastanelik etmiştin, unuttun mu?!”, der Thomas.

“O olaydan dolayı senden özür dilemiştim. Sen duymadın belki ama ben yine de diledim.”, der Bremorel biraz alınmış bir şekilde.

“Biliyorum..”, diye cevap verir Thomas kısık bir sesle “Ertesi gün notunu aldım..”

Bir anda ortam sessizleşir ve kamp ateşinin çatırtısı daha belirgin duyulur.

“Ben.. ben gerçekten özür dilerim. Senin kavga için geldiğini sanmıştım ve–”, diye afallamaya başlar Bremorel.

“Biliyorum.”, der Thomas sakince. “Gerçekte o gün orada bulunma sebebim İzci Onbaşı Laila idi..”

“Laila’mı?!”, diye, bütün kestirip atmakla ilgili kararlarına rağmen bozulmuş sesle ünler Bremorel. Ve hayatında olabileceğini hiç tahmin etmediği bir şeyi hisseder; Bremorel kuzeni Laila’yı bir anda kıskanıverir.

“Evet.”, der Thomas. “O gün kuzeninle, senin hakkında konuşmak için gelmiştim. Seninle.. Seninle arkadaş olmayı o kadar çok istiyordum ki.. O gün orada olmamın sebebi de buydu; senin kuzenin olması dolayısıyla izci onbaşıdan yardım istemekti. En azından plan buydu..”

Kız, omzunun üzerinden Thomas’a alık alık bakar.

Thomas’ın ellerindeki ışık halesi işini bitirip kaybolunca “Oldu.. Bu gömleği de değiştirsen iyi olur. Kan içinde kalmış. Üstünde durması sağlıklı değil.”, der ve itina ile kızın sırtını kapatır. Genç adam kalkıp sırt çantasından battaniyesini çıkartır ve yerde yatan kızın üstüne yavaşça örter. Sonra da kıza biraz mahremiyet vermek için arkasını döner ve sönmeye başlayan ateşin başına geçip bir-iki odun atar içine.

“Seni ilk defa, benden belki yirmi, yirmi beş gün sonra yetimhaneye getirildiğinde görmüştüm. Geldin ve varlığınla ortalığı yakıp kavurdun. Her zaman avazı çıktığı kadar bağıran, hırsla eline geçirdiği şeye kenetlenen, kendisinden çok daha büyük çocuklara kafa tutan, canlı bir ateştin benim gözümde. O günden sonra bir şekilde seninle konuşmak istedim ama sen her zaman kızgındın, bende altı yaşında, geçirdiği travmadan dolayı dilini yutmuş, korku dolu bir çocuktum. Sonra amcan gelip buldu seni ve alıp götürdü..

Arada bir yemek yemek için yetimhaneye uğramaların dışında seni bir daha göremedim. Kuzeninle konuşma fikri aklıma geldiğinde on dört yaşındaydım. En sonunda cesaretimi toplayıp onu görmeye gittim ve.. gerisini pek hatırlamıyorum. İki gün sonra hastanede uyandım ve günlerce ağladım. Herkes kırık kafamdan dolayı ağladığımı sandı. Kimseye, kaçırdığım fırsattan dolayı ağladığımı söyleyemedim.”

Ateşte kaybolma sırası sanki Thomas’a geçmiş gibi, genç adam gözlerini önünde fingirdeyen alevlere dikmiş, sessizce geçmişi anlatmaktadır.

Bremorel ise üstünü başını düzeltmekle uğraşmamış ve farkında olmadan Thomas’ın battaniyesine sarılmış, sessiz bir korkuyla öylece önünde oturan adamı dinlemektedir zira adam konuştukça, olay en başta kestirip atmak istediği sebebe doğru gitmektedir.

“Sonra bir sabah uyandım ve tepemde bir şey asılmış buldum. Ve onu asan kişi, nezaket gösterip sebebini bile yazmıştı.. O anki hislerimi nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Sanki ölmüşüm ve nedense cehennemdeyim ve biri gelip bana, ‘pardon, bir yanlışlık olmuş, sizin cennette olmanız gerekiyormuş’ deyip beni cennetin kapısına kadar getirdiklerinde oradaki görevli isimleri tekrar kontrol ettiğinde benim yanlış Thomas olduğumu söyleyip beni tekrar cehenneme göndermişler.. Tam olarak hissettiğim buydu çünkü ben hastaneden taburcu edildiğimde senin eğitim için İzci Efendisi Moorat’a verildiğini öğrendim.”

 

✱ ✱ ✱

 

Tamam. Sus artık. Daha fazla duymak istemiyorum.”, diye kulaklarını kapatmış bir şekilde tıslar Bremorel.

Thomas ona doğru döner, gördüğü manzara karşısında pek de şaşırmamış gibidir. Yavaşça ayağa kalkar ve Bremorel’in önüne çömelir. Sakince uzanır ve kızın ellerini kulaklarından çeker.

“Udoorin bana senin fevkalade cesur olduğunu ve sana ‘Bre’ yi bu yüzden verdiğini söylemişti. Görüyorum ki yanılmış. Ben önümde hayatın kendisine küsmüş, anne ve babasına olanlardan dolayı her şeye kızgın, kaybetme korkusundan dolayı da hiçbir şeyin kendisine yaklaşmasına izin vermeyen korkak bir kız görüyorum.”, diye acımasızca kızın yüzüne konuşur.

“Sus! Kes artık. Ne ispatlamaya çalışıyorsun?!”, diye haykırır Bremorel.

“Hiçbir şey ispatlamaya çalışmıyorum. Ama bir şeyi anlaman lazım; ailesini kaybeden tek kişi sen değilsin.. Arkadaşlarının neredeyse hepsi onlar için çok önemli birilerini kaybetmiş durumda.”, der genç adam ve kati bir sesle sıralamaya başlar..

“Kuzenin Laila; annesini kurtlar öldürdü. Udoorin; annesi hastalıktan öldü. Gnine; ailesinin tamamı göçük altında kalarak öldüler. Inshala; annesini ormancılar taşlayarak, efendisini ise kesiciler öldürdü. Yaşlı Cathber. O iyi bir insandı ve sen onunla tanıştın. Merisoul; annesini doğumundan hemen sonra kaybetmiş. Aager; edinebildiğim sınırlı bilgilere göre, babası tarafından küçük yaşta terk edilmiş, annesi ise bir yıl sonra sokağın ortasında bir serseri tarafından bıçaklanarak öldürülmüş. O adamın bir kız kardeşi olduğunu biliyor muydun? Onu da, kız kardeşini de para karşılığı satmışlar. Adam kız kardeşini bulmak için yıllarca uğraşmış ancak kız kardeşi bir yangında yanarak can vermiş! Ve şayet azıcık bile arkadaşın isem, ben; senin ailenden sadece on gün önce, senin köyüne saldıran aynı ork sürüsü annemi, babamı ve iki kardeşimi öldürdüler.. Onlardan bana kalan hiçbir şey yok çünkü orklar, ailemle işlerini bitirdikten sonra her şeyimizi çaldılar. Artık.. artık yüzlerini bile hatırlayamıyorum. Hatırladığım tek şey, hayal meyal duyduğum küçük kardeşimin korku dolu, boğazında kalan çığlığı..”

“Bunların hiçbiri umurumda değil.”, diye kenetlenmiş dişleri arasından hırlar Bremorel.

“Umurunda değil ise neden bir izci oldun?”, diye kaşlarını çatarak sorar Thomas.

“Öç almak için..”, diye aynı şekilde cevap verir, izci kız.

“Hayır.”, der Thomas. “Öç almak için en iyi ihtimalle kıdemli avcı olabilirsin.. İzci değil. İzci olabilmek için bazı kati ve uhrevi koşulların varlığı gerekiyor. İzci Efendisi Davien’in söylemeyi pek sevdiği bir sözü var; ‘Bir izci ile bir paladin arasındaki tek fark, izcilerin daha sessiz olmaları..’ Davien bu ifadesini sadece espri olsun diye söylemiyordu. Gerçekte kastettiği, baş koyulan yolun amacına uygun bir bakış açısının da gerekliliği idi.. Öç almak için izci olamazsın. Korumak için izci olabilirsin..”, diye ciddi ifadesiyle konuşur. Belli ki genç Thomas, kütüphanede geçirdiği yıllarını boşa harcamamıştır..

Genç adam önünde panik ve patlamaya ramak kalmış bir hiddetle duran kızın yüzüne bakar ve kendi yüzündeki ifade yumuşar.

“Kızgınlığın.. Bunu salmalısın. Gitmesine izin vermelisin. Ondan kurtulmalısın. Onun sana hiçbir faydası yok.. Bunu.. bunu bilmen gerek!”, der Thomas yalvarırcasına.

HAYIR! ONUN DIŞINDA HİÇBİR ŞEYİM YOK!“, diye haykırır, gözleri dolmuş bir şekilde Bremorel. Kızın haykırışında yılların birikmiş hiddeti ve için için yanan muazzam kahrı, fokurdayan ve taşmak üzere olan bir fırtına gibidir..

“Dostların var. Onlar seni hep sevdiler. Acımasızlığı ile tanınan Efendi Aager’in bile sana zarar gelmesine izin vereceğini sanmıyorum. Belki kendisi bile farkında değil, ama neden bu kadar çabaladığını hiç düşündün mü? Halbuki Serenity Home ile doğuştan ne bir geçmişi ne de bir bağı var.. Laila; sence annesine olanlar hiç mi onu kızdırmadı? Gnine; tüm ailesinin aksine o göçükten sadece kendisinin kurtulmuş olmasındaki adaletsizliği hiç mi hissetmedi sanıyorsun. Inshala; kendi suçu bile olmamasına rağmen, sırf boynuzları olduğu için hayatı boyunca bir iblis muamelesi gördü. Udoorin; hiç mi annesini özlemedi sanıyorsun? Bu yaşıma geldim ve babamın kart sesini duymak, annemin yüzünü görmek ve kardeşlerimle oynadığım anları tekrar yaşayabilmek için nelerimi vermezdim!..” diye sessizce yanar Thomas. Sonra satır başı yapar gibi “Evet. Dostların var.. ve.. ve ben varım.”, genç adam yumuşak bir sesle.

Bremorel, gözleri dolu olduğu halde hırlayarak ve içsel bir acıyla “Sen.. Sen adımı bile ölmüyorsam söylemiyorsun..”, der.

Genç Thomas durur. Çünkü bir erkeğin gerçek cesaretinin sınandığı an gelmiştir.

 

✱ ✱ ✱

 

Senin adını..”, der sessizce, “Son on iki yıldır, her gece yatmadan önce dualarımda zikrettim. Uyumadan önce söylediğim en son şey, seni düşünerek ‘İyi geceler..’ demek oldu. Evet. Bunun beni biraz kaçık gibi gösterdiğinin farkındayım. Ama umurumda değil. Şu anda gittiğimiz görev, gerçekten önemli bir görev. Ama bu görevde bana senin eşlik etmeni İzci Efendisi Moorat’dan kişisel olarak ben istedim. Sanırım bana bu kadar kızgın olmasının sebebi de bu. Ama bir şekilde bana güvenmiyor olsaydı, bu ricamı asla kabul etmezdi. Bütün yüzeysel kabalığına rağmen Moorat için izcileri altından daha değerlidir.. ve ben de onunla aynı fikirdeyim.”

Thomas, tekrar sırt çantasına uzanır ve içinden, paçavra bezleriyle sarılmış bir şey çıkartır. Ancak sayısız defa tekrarlanmış olmanın verebileceği bir alışmışlıkla, seremonik bir şekilde sarılmış paçavra bezlerini çözer ve içinden el yapımı gibi görünen, ince, ahşap bir kutu çıkartır. Kutu, zaman aşımına uğramışlığın verdiği doğal izleri ve zedeleri barındırmaktadır. Sağlam görünen üç adet tunç menteşesi ve aynı metalden yapılmış bir de kilidi vardır. Genç, boynunda asılı olan ve ucunda inancının kutsal simgesini barındıran zincirini çıkartır. Bir an elinde tuttuğu simgeye bakar, sonra tırnaklarıyla simgeyi kazır ve simge açılır. Thomas simgenin içinde saklı duran küçük anahtarı çıkartır ve onunla kutuyu açar.

Bremorel, puslu gözleriyle ‘Naapıyo bu salak şimdi böyle!’, der gibi olanları seyrederken, yaşlı kutunun içindeki şeyi görür ve hayretle olduğu yerde kalır.

“Bu.. çok uzun zamandır bendeydi. Ona bakarak yokluğunda avuttum kendimi. Neden sonra, hayatta ayrıntıları görmeyi öğrenince, bununla ilgili bir şeyi fark ettim. Bu.. bu el yapımı bir şey. Ve tecrübeli bir elin yaptığı bir şey. Bunu senin yapmış olduğunu düşünmedim. Yapamayacağından değil, sadece gerekli tecrübe için yaşın tutmuyordu. Bunu getirmek için sarf ettiğin çabayı da göz önünde bulundurursak, rastgele bir şey değildi bu.. Senin için gerçekten değerli olabilecek bir şeydi. Bende ailemden bir şey kalmadı. Ama biz yolda saldırıya uğradık. Sizin ise köyünüzü bastılar. Bu ancak o zamandan kalmış olmalıydı, diye düşündüm. Sen bana o gece, annen ve babandan kalan belki de tek şeyini verdin. Bunun seni yıktığını ancak tahmin edebiliyorum çünkü bana verdiği gücü biliyorum.”, der ve nazikçe kutunun içinden çok eskimiş ama gösterilen itinadan dolayı hala tek parça kalmayı başarmış şeyi çıkartır. Thomas, uzun bir süre elindeki şeye bakar, en sonunda ona veda eder gibi gülümser ve önünde, kendisi gibi yerde çömelmiş duran kıza uzatır.

“Bu senin..”, der genç boğuk bir sesle, “Morel..”

 

✱ ✱ ✱

 

Bremorel’in içinde bir şeyler kırılır. Sessizce uzanır ve annesinin ona on altı yıl önce, kendi elleriyle yaptığı düş kapanını alır. Dolu gözleriyle ona bakar ve titreyen elleriyle uzun yıllar kaybolmuş bir sevgiliye sarılır gibi onu göğsüne bastırır.

“Hepimizin korkuları var. Açıkçası ben tam anlamıyla korkağın tekiyim. Adını söyleyemememin sebebi, seni kaybetme korkumdan dolayıydı.. Ben adını söyledim. Sıra sende..”, der Thomas sakince ama gencin bütün kalbi gözlerinde gibidir.

 

“Salak!”

 

..der Bremorel ve hayret içerisinde kendisine bakan çocuğu süzer. “Bunu sana vermiştim. Neden geri veriyorsun bana?”

“Çünkü senin için kıymetli bir şey. Bunu şu anda çok daha açıkça görebiliyorum.”, diye afallar Thomas.

“Salak..'”, diye yineler Bremorel. “Benim için değerli olduğundan dolayı vermiştim zaten bunu sana. Neden onu geri veriyorsun?”

Thomas tamamen aptallaşır!

“Bende.. bende yeterince durdu. Belki senin kızgınlığına merhem olur.. onu dindirmeye yarar diye düşünmüştüm.”

“Bana dramatik olduğumu söyleyen sendin az evvel. Ne bekliyordun? Bunu bana verince bir anda ben ağlayacağım, sen de bana sarılacaksın ve ben de tamir mi olacağım?”, diye yanan gözlerle Thomas’a bakar Bremorel.. ama düş kapanını hala göğsüne sımsıkı bastırmaktadır.

“..umm. Evet. Hayır.. Yani.. ana plan, içini döküp rahatlamandı..”, diye bitik bir ifadeyle mırıldanır Thomas.

Genç adam için birkaç şey söylenebilir di belki, ama her zaman doğruyu söylediği de kesindir.

“..Ahmak.”, diye şiddetle tıslar Bremorel, “Bana bu kadar sarılmak istiyorduysan, bunu söylemen yeterliydi. Ama bunun beni tamir edeceğini düşünüyorsan, sen gerçekten çok safsın.”, diye dobraca konuşur izci kız.

“Denemekten vazgeçmeyeceğim ama..”, diye kararlı bir sesle cevap verir genç ona.

“Neden?”, diye sorar Bremorel.

“Çünkü sen.. sen böyle kırık kalmayı hak etmiyorsun.”, diye sessizce ve tüm kalbiyle cevap verir genç adam.

“Beni tamir edince ne olacak? Ben basit bir izciyim. Ederim bu. Ve yalnız kalmam şart!..”, der kati bir sesle Bremorel.

“Yalnızlığı bu kadar sevdiğini sanmıyorum.”, diye cevap verir Thomas.

“Sevmiyorum zaten. Ama böyle olmalı..”, diye omuzlarını silker izci kız.

“Hayret aşkına, hangi ahmak sana böyle olması gerektiğini söyledi!”, diye ellerini havaya atarcasına sorar Thomas.

“Ben..”, der kız, sakince.

“Hayır. böyle olması gerekmiyor. Kaybetme korkundan dolayı kendince abuk kurallar uydurup sonra da ‘bu böyle olmalı’ diye inat etmek, senin için bile biraz fazla saçma!”, diye neredeyse haykırır genç, zira içinde bir korku peyda olmuştur. Her nasılsa, önünde duran kıza açılmaya çalıştıkça kız kendisinden uzaklaşıyormuş gibi hissetmektedir.

“Bu bana ikinci defa korkak olduğumu söylemen.. Bence şansını zorluyorsun!”, der kız hiddetle.

“Ne kastettiğimi çok iyi biliyorsun, Morel!”, diye pes edercesine harlar en sonunda genç adam.

“Aaaa.. ya ölürken, yada kızgın olduğunda adımı söyleyebiliyorsun demek.”, diye donuk ve acı bir şekilde mırıldanır Bremorel. Kız, garip bir duygu gitgeli içerisindedir sanki. Bir an hiddet içerisinde, bir sonraki an ise durağanlaşmış..

“..ve seni sevdiğimi söylediğimde!”, diye son şansını kullanıyormuş gibi bir sesle itiraf eder Thomas.

“Beni sevdiğini söylemedin..”, der Bremorel, aynı acı sesle.

“Çok acımasızsın!.. Ama seni.. seni ilk gördüğüm günden beri seviyorum Morel Songsteel.. Ve beni reddedeceksen, lütfen bunu dürüstçe bir sebepten dolayı yap.”

 

 


 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / March 11, 2020 / Reply

    Bu hikaye, yazmayı çok istediğim, ancak bir o kadar da yazmaktan çekindiğim bir hikayeydi. Benim için bütün karakterler önemli. Bu sadece yaşadıkları an ile sınırlı değil, içinde bulundukları dünya, etraflarında olan olaylar, bu olaylarla etkileşimleri, geçmişleri ve iç dünyalarını da kapsıyor. Her ne kadar bu hikayelerde gelişen olayların çok azı gerçek oyun esnasında yer alsa da, hikayelerde yer alan kısmının neredeyse tamamı oyunda geçen küçük olaylardan edindiğim izlenimlerden, söylenen yada yapılan şeyleri birer ipucu niyetine kullanarak ortaya koydum.

    Bremorel ve Thomas, fevkalade benzer ortamlarda dünyaya gelmiş ve birbirlerine bir ork sürüsünün getirdiği kıyım ile bağlanan iki ruhtur. Ancak ikisi de bununla başa çıkmak için tamamen farklı iki yolu seçmişlerdir. Biri kendisini kitaplara ve derslere vererek (ve bir gün o ateşli kızla konuşabilme umuduyla) acılarını bastırmayı tercih ederken, Bremorel ise başına gelenlerin acısını ve içindeki hiddeti devamlı dışına yansıtmış ve hem kendisine, hem de etrafındakilere zarar verme yolunu seçmiştir. Tabii, burada bilinçli bir tercihten bahsetmiyoruz. Gözleri önünde anne ve babasının öldürüldüğüne müşahade etmiş, dört yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. Gönüllü olarak çalıştığım bazı yardım kuruluşlarında, savaş mağduru çocuklarda sık rastladığımız/müşahade ettiğimiz bir tepki bu.

    Oyuna geri dönecek olursak, kader, kahramanları beklenmedik yerlerden çıkartır.. Ama önce onları acılarla harmanlayıp yoğurur. Ancak bu şekilde onları gerekli oldukları yerlere getirir ki hazır olsunlar.. ve Bremorel’in harmanlanma süreci daha tamamlanmış değil. Nefreti ve hiddeti çok iyi bilen bir kız, Bremorel. Ama sevgiyi öğrenme zamanı geldi.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.