You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Gemini
“Epilogue”

dungeons and dragons, duygusal, karakter analizi / 1 Comment / 20/04/2020

 

Timeline: Inshala ve Aager, Sim Town’da kaldıkları hana geri döndüklerinde, Mab’in Inshala’ya verdiği Gemini büyüsünü daha fazla geciktirmeden yapmaya karar verirler.

Inshala, Aager’in kendisine uzattığı eli tutar ve büyüyü yapar.. ve bir anda ikisi de birbirinin iç dünyası, duyguları, düşünceleri, acıları ve geçmişleriyle çarpılır.. Hazırlıksız yakalanan çift, yaşadıkları şokun etkisiyle kendilerinden geçer ve yığılıp kalırlar.

Uzun bir süre kaotik, anlaşılmaz ve birbirinden ayrıştırılamaz duygu ve düşüncelerin içinde acıyla kıvranırlar.

En sonunda kurtuluşu Inshala, Aager’i aldığı gibi onu kendi hayalinde kurduğu dünyasına getirmekte bulur..

Bu hikaye, Gemini‘nin devamı mahiyetindedir.

 

 

 

 

Büyük bir hışımla iner Lady, yerde baygın bir şekilde buldukları Aager ve Inshala’nın tepesine. Grubun neredeyse tamamı buradadır ve herkes hayret içerisinde yerde yatan, en olası dışı gibi görünen çifte bakmaktadır.

“NE HALT YEDİNİZ SİZ!”, diye gürlerken Lady, gözlerinden sanki ateş saçmaktadır.

Yerde, kendinden geçmiş Aager, baygın haliyle Inshala’ya uzanmış, bir eliyle onun bir elini tutmuş, diğerini de onun yüzüne yastık yapmış ve bu şekilde Inshala’nın aynası gibidir zira kızın bir eli Aager’in avucundadır. Diğer elini ise önünde, kendinden geçmiş bir şekilde yatan ürkütücü adamın başının altına koymuş, onun yüzünü sert, soğuk zeminden korumaktadır..

 

 

 

 

“Sen anlat..”

..der imkansız bir mekanın,
hayret verici muhteşemliğinde bir ses.

“Lady kızınca beni korkutuyor..”

 

“Umm. Ben ne anlatacağımı bile bilmiyorum.
Sen anlatırsan en azından sana bir şey yapmaz!”

..diye cevap gelir aynı mekanın
uçuşan güzelliğinde.

“Nedir burası? Bu.. Burası muhteşem bir yer..!”

..diye sorar aynı ses hayret ve huşu içinde.

 

“Burası.. Benim!”

..der ilk duyulan ses.

“Burası benim.. cinnetim!”

 

 

 

Lady’nin gürlemesi o kadar büyük bir hiddet içermektedir ki, dünyevi farkındalığı deler ve iki sesi birbirine bağlayan muallak, muhteşem ve hayret verici yere kadar ulaşır..

“YA MANYAK MISINIZ SİZ YAA?!”

 

 

 

 

“Süslerine ne oldu?”

Genç adam, bağlandığı kızın daha küçücükken kurmaya başladığı hayal dünyasında, az evvel yaşadıkları acı dolu şokun geride bıraktığı rehavetle, sonsuz bir okyanusda sırt üstü süzülür gibi salınarak yüzmüş ve gördüğü rengarenk gökyüzünü saatlerce seyretmişti.

Kayan bir yıldızı kuyruğundan yakalayıp bir ufuktan diğerine onunla beraber kaymış, mor, eflatun ve turuncu ağaçların üzerinden, ışıl ışıl parıldayan altın renkli kelebeklerin arasından, garip, soluk pembe ve çivit mavisi kuşların kendisini alıp götürmesini, sanki üçüncü bir kişinin gözünden seyrediyormuş gibi hayret ve hayranlık içerisinde izlemiş ve en sonunda, çocukken bile hissetmediği bir heyecanla kahkahalar atarak, olmayan bir rüzgarda, deli gibi savrulan saçlarıyla muhteşem bir tablo çizmiş kızın yanına konmuştu.

Hala hissettiği hayret ve hayranlıkla, önünde tedirgin bir şekilde duran kıza gülümser ama onda bir değişiklik —daha doğrusu— bir eksiklik fark eder ve neden sonra ayılır..

“Süslerine ne oldu? Neden süslerin yok?!”, diye hafif paniklemiş bir sesle sorar kıza.

“Onlar süs değil. Benim ucubeliğimin kanıtı.. ve onlardan kurtulabildiğim tek yer burası. Burada onlarsız, kendimi normal biri gibi hissedebiliyorum.”, der kız sessizce.

“Onlar senin tacın. Ve benim için onlar kaşların, gözlerin, burnun, dudakların ve saçların kadar değerli.. Seni sen yapan her şeyin bir parçası. Seni özel yapan da bunların bütünü.. ve tamamı.. Bunu anlamalısın.. Hiçbir ‘normal’, böylesi bir güzelliği hayal edemez..”, der genç adam, eliyle etrafını göstererek. “Lütfen.. Süslerini dışarıdayken de benden saklama, buradayken de.. “

Kız, farkındasız bir şekilde önünde süzülen adama bakar.

“Seni anlamıyorum. Nesi hoşuna gidiyor onların?!”, diye inler kız.

“Aynı soruyu, daha haklı olarak, kendim için ben de sana sormayı çok istedim. Ama sormadım. Senin yapmış olduğun tercihleri sorgulamayı doğru bulmadım çünkü.. Saygı gösterdim ve kabullendim. Aynı soruyu sormama sırası sende..”, der adam kendisine hayretle bakan kıza.

“Belki bir gün, zamanı gelince anlatırım..”, diye ekler. Sonra kıza gülümser. “Hadi gel. Bana cinnetini gezdir.. Doyamadım.. Burası gerçekten muhteşem!”, diye sırıtır ve elini uzatır ona.

Kızın saçları arasında yavaşça boynuzları belirir. Yüzü hafif kızarmış bir şekilde adamın elini tutar.

 

Esmeyen bir rüzgarda saçları, boynuzları arasında çılgınca savrulurken kız yavaşça havalanır. Utanarak kendisi de adama gülümser. Belli ki sevgi, sandığından çok daha karmaşık bir şeydir. İnanç gibi.. Ya da bir türlü ne olduğunu kavrayamadığı ‘sosyal şeysi’ gibi.. Anlaşılmaz değil, sadece anlaşılması gereken bir şey değildir. Veya ‘anlama’, sevginin varlığı için gerekli bir ön koşul değildir, o kadar.

Ya vardır, ya da yoktur.

Gerekli görünen tek ön koşul ise, elini tuttuğu ürkütücü adamın dediği gibi, ‘kabuldür’.

 

Inshala, Aager’i alır ve onu, daha küçücük bir kız olduğu zamanlardan itibaren, ormanda yalnız geçirdiği gecelerde kurduğu hayalindeki dünyasında gezdirir..

 

✱ ✱ ✱

 

Inshala, Aager’i garip, sisli bir ormana getirir. Etraflarında, imkansız, ışıklı bitkiler havada salınarak süzülmektedir. Uzaklardan bir yerden baykuş ve çekirge seslerine, mutlu bir şekilde akan bir çayırın ve kurbağaların vıraklama sesleri eşlik etmektedir..

“Burasınını, bir sefer kovalandığımda ve bir ağacın kovuğunda saklanmak zorunda kaldığım bir anda yapmıştım. Dört gün o kovukta gizlenmiştim ve geceleri uçuşan ateş böceklerine, beni ışıklarıyla ele vermemelerini rica ettiğimde, hepsi ateşlerini söndürmüştü.. Ateş böcekleri sadece bir kaç gün yaşar. Buna rağmen bana yardım etmişlerdi.. Fedakarlığı o zaman öğrendim ve bu ormanı, beni korumak için kendilerini feda eden o ateş böceklerinin anısına yaptım.. Şimdi ise kendimi yalnız hissettiğimde geliyorum buraya.. Mab bana, ben buradayken gelmişti. Uzun bir süre burada sessizce oturmuştuk. Sonra bana iş teklifinde bulundu!”, diye anlatır Inshala. Aager, bu yerin nedenli sessiz, sakin ve huzurlu oluşuna ister istemez hayret eder.

 

Kız, Aager’i uçsuz bucaksız bir denizin kıyısına getirir. Ufukta şafak sökmektedir. Kızıl – altın şafak güneşi yükselirken denizden köpükler saçarak, kocaman, kanatlı gibi görünen, upuzun ince kuyruklu garip balıklar sıçrar ve havada zarif, ağır daireler çizerek tekrar denize dalarlar.

“Bir keresinde Rituel Forest’ın en doğusuna, Endless Sea kıyısına kadar gitmiştim. Orada denizin ufkunda gün doğumunu ve uçan dev manta balıklarını görmüştüm. Çok hoşuma gitmişti. Mutlu bir anımdı. Mutlu olmak istediğimde buraya geliyorum.. Geri döndüğümde Efendim bana çok kızmıştı. Nereye gideceğimi ona söylemeyi unutmuşum.. Zavallı adamcağız günlerce aramış beni ..”, diye hüzünlü bir şekilde gülümser kız.

 

“Sonra bu takıldı peşime.”, der Inshala, Aager’le kondukları sahilin bir başka yerinde. Aager, denizin sahile vurduğu noktanın pasta dilimi gibi, bir bıçakla kesilmişcesine öylece durduğunu, kendi tarafında çalkalanmasına rağmen onların tarafına geçmediğini görür. Genç adam hayret içerisinde denizin bu noktada belkide iki yüz yarda kadar yükseldiğini ve içinde yüzen balıkları görür. Neden sonra boğuk homurdanmalara eşlik eden tiz ıslıklar duyar ve denizin içinde muazzam bir şekil belirir. Aager daha önce bir balina görmemiştir ve ister istemez biraz irkilir.

“Adı ‘Shala’..”, diye tanıtır kız koca balinayı. “Bana çok yaşlı olduğunu ve sahile vurmak üzere olduğunu söyledi. Çok üzüldüm. Benimle gelmesini rica ettim kendisinden. Bu şekilde bilgeliğinin kaybolup gitmeyeceğini söyledim ona. O gün bu gündür benimle beraber..”, der kız ve yüzünde mutlu bir ifade belirir.

Aager kızın anlattığı şeydeki imkansızlık karşısında sersemler!

Kız uzanıp eli denizin içine sokar ve belkide yüz elli adım boyundaki devasa balina, ağır hareketlerle ona doğru eğilir.

Inshala muhteşem yaratığın burnuna dokunur!

 

✱ ✱ ✱

 

Inshala, Aager’i birçok yere götürür ve ona birçok imkansız manzara gösterir. Bazıları puslu ormanlarda, bazıları karanlık mağaralarda, bazıları ise yemyeşil tepelerde, bazıları ise kırık beyaz, büyük gümbürtülerle çatırdayan, ürkütücü buzullardadır.. Neden sonra onu mor, yeşil ve derin mavi renklerle boyanmış, loş ve serin bir kuytuya getirir..

“Bu da benim hayat ağacım.. Anılarımın, duygularımın, ruhumun, hayallerimin, dileklerimin, şarkılarımın, büyülerimin ve benliğimin kaynağı.. Buraya daha önce kimseyi getirmedim. Burası benim özüm.. ve sırrım. Bu ağaç artık ikimizi de besleyecek.. Bu ağaç burada durduğu sürece, ben hayattayım demektir.”, der ve ağaca sevgiyle bakar..

 

“Hadi gel.. Sanırım geri çağırılıyoruz. Daha göstermek istediğim o kadar çok şey var ki.. Ama dönmeden önce sana bir şeyi mutlaka yaşatmalıyım..”, der Inshala çocuksu bir heyecanla.

“..ve Lady abladan azar yiyeceksek bunu tamamen haketmeliyiz!”, diye ekler muzurca ve Aager’i bir başka muhteşem yere götürür.

 

✱ ✱ ✱

 

Kız onu bulutların üstüne, yüksek dağların ancak doruklarının göründüğü bir yere getirir. Şafak ışığında kızılımsı bir haleye bürünmüş bulutlar, dağların eteklerinde toplanmış ve muallak silüetler oluşturmuş, bu şekilde hem ürkütücü, hemde göz yaşartıcı bir huşu hissi uyandırmaktadır.

Aager bulutların üstünde, sürü halinde daha önce görmediği kanca burunlu, uzun bacaklı, daha da uzun boyunlu ve devasa kanatlı yüzlerce pembe renkli kuşun uçtuğunu görür.

“Bunlar flamingo.. Biraz leyleklere benzerler ama onlar gibi laklak etmezler. Daha ağırbaşlı ve asildirler. Biliyorsun, leylekler çok uzun mesafelere göç edebilirler. Bunun için de çok, ama çok yükseklere çıkmaları gerekiyor. Ancak leyleklerin aksine flamingolar çok nadir göç eder. Bugüne kadar sadece bir kere gördüm onların göç ettiklerini. Rituel Forest’da flamingo yok..”, diye birazcık hayıflanır ama bu kızın yüzünde açıkça görünen heyecandan hiçbir şey eksiltmez.

“Tutun bir tanesine.. Biz de onlarla yükseleceğiz..”, der aynı heyecanla. Kız o kadar heyecanlıdır ki, artık topuklarının üstünde zıplamaktadır.

“Umm.. nereye gidiyoruz?”, diye sorar Aager merakla.

Inshala, belkide ilk defa Aager’e gözleri parıldayan yaramaz bir çocuğun muzurluğu ile sırıtır..

Sana karga dalışını göstereceğim!

 

 

 


“Burası.. Benim!” — “This place.. is me!”

 

 

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / April 21, 2020 / Reply

    Hayal gücü muhteşem bir şey..

    Bizi, biz yapan sınırları aşındırır, ilerlememizi ve en nihayetinde de kendimizi aşmamızı sağlar.

    Bize potansiyelimizi sorgulattırır, alternatifler sunar, yepyeni perspektifler ve seçenekler sunar.

    İmkansızlıkları mümkün kılar, durduğumuz yerde gerçekte durağanlaştığımızı, dolayısıyla da yavaşça ölmeye başladığımızı hatırlatır.

    Tutunduğumuz doğruları ve doktrinleri sorgulatır ve onlardaki açık kusurları -gerektiğinde- neon ışıklı oklarla bize gösterir.

    Bize, hayatta en temel ‘mantık’larımızı bile sorgulatır ve gerçekte ne denli saçma ve kısıtlayıcı olabildiklerini hatırlatır..

    Hayatı boyunca görüldüğü yerde avlanmış küçük bir kıza, öc almak yerine kendisine apayrı, hayret verici bir başka dünya kurmaya zorlar.

    ..ve hayal gücünün özü de budur; bize ‘hayret etmeyi’ öğretir!

    Dediğim gibi; “Hayal gücü muhteşem bir şey..”

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.