You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

A Bard’s Tale XIV
“Wrath of Hydius Dreadmaw”

dungeons and dragons, duygusal, karakter analizi, role play, tarihçe / 1 Comment / 21/06/2020

 

Timeline: Bu hikaye, Serenity Home yangınından 17 yıl önce, soğuk, uçsuz bucaksız, kar ve buzlarla kaplı Büyük Kuzey Bozkırlarındaki Ironfrost adında bir tundra elf kasabasında gerçekleşir.

Güzel, çarpıcı, hayat dolu genç bir elf kızının, yaşadığı 38,900+ günden sadece bir tanesinin hayatını nasıl değiştirebildiğini göreceğiz.

 

Buruşuk, kırık beyaz tenli, uzun, aklaşmış, örme saç ve sakallı yaşı geçmiş barbar, sessiz adımlarla kendisine doğru koşan bir başka soluk tenli ve uzun, örme, kuzgun saçlı genç barbarı süzmektedir. Diz boyu kara rağmen, düz yolda koşuyormuş gibi yaklaşan gencin sakalları daha yoktur ama gelecek vaadeden yeteneklere sahiptir.

Genç barbar ona doğru yaklaşırken, yaşı geçmiş adam gururla gözlerini kısar ve sırıtır zira şu anda burada bulunmalarının sebebi olan fikrin kendisi de, uygulaması da ona doğru koşan oğluna aittir.

Genç barbar, diğerinin yanına yetiştiğinde yavaşlamaz.

Anormal bir beden hakimiyetiyle sadece durur!

“Tamamdır Krash!”, der genç barbar, sanki dört mili yoğun, diz boyu karda koşarak gelmemiş gibi sakin, soğuk ve kart bir sesle ve sırtından omzuna, oradan da çaprazlamasına çıplak göğsüne bağladığı bohçayı çözer ve içinden uzun, som altından yapılmış gibi görünen çeliği olağanüstü bir zarafet ve incelikle işlenmiş, sapında bebek yumruğu büyüklüğünde bir yakut olan kılıcı çıkartır.

Wyrm Horde Krash’ı, uzun bir süre gencin elindeki paha biçilmez kılıca bakar. Neden sonra, “Hiç savurmadan, bununla bir kabileyi öldürdük!”, der.

Krash başını kaldırır ve oğluna bakar.

“Geride bırakman gereken şeyleri bıraktın mı?”, diye sorar.

Genç barbar Krash’a bakar.

Ama hiçbir şey söylemez.

“Güzeeel..”, diye sırıtır Wyrm Horde’un şefi. “Gitme zamanı geldi. Dinlenmen gerekiyor mu?”

Genç, Krash’a donuk ve ifadesiz bir şekilde bakmaya devam eder.

“Hah!”, diye kısa, keskin bir kahkaha atar yaşı geçmiş barbar ve ardından kısa, keskin bir ıslık çalar.

Etraflarındaki buzlu karlarda hareketlenme olur..

Bir an Krash ve oğlu yalnız duruyorken, topraktan yükselen ölüler gibi, karların içinde yirmiye yakın soluk tenli barbar peyda olur..!

Krash, eliyle başının üzerinde sessiz bir daire çizer, sonra oğlu ve adamlarıyla beraber, yamacında oldukları buzlu dağdan aşağı, takdir edilecek bir hızla inerler ve kısa bir süre sonra da karlı ve sisli Büyük Beyaz Tundra’da, kuzey, kuzey-batı istikametinde gözden kaybolurlar..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Onu bulduk, Rive!”, der yüzünde hoş olmayan bir ifadeyle beyaz tenli elf.

Ironfrost Rive’si kısa bir an sessizliğini bozmaz ama gözlerinin ardında yanan buzul ateşini gizleyemez. “Nerede?”, diye sorar vahşi bir elf lehçesiyle.

Ironfrost Avcı Efendisi cevap vermeden önce Rive’sini gözlemler ve onun gözlerindeki ateşi görür. Kendi yüzündeki ifadeyi biraz düzeltir ve daha sakin bir ifadeyle, “Kuzey Uçlarda..”, der.

“Kuzey Uçlar..”, diye omuzları çöker Rive’nin. “Orada ne işi vardı?”, diye umutsuzca fısıldar.

“Rive’m.. Oğlunuzu orada bulduk. Ama Kuzey Uçlarına kendisi gitmedi. O, Kuzey Geçidi’nde konuşlanmıştı ve görevi de buydu. Bir şey görmüş olmalı zira yerinden ayrılmış ve gördüğü şeyi takibe alacak kadar bunun önemli olduğunu düşünmüş olmalı. Peşinden gittiği şey her ne idiyse, onu uzun bir süre takip etmiş. Ne var ki yolda pusuya düşürülmüş ve öldürülmüş. Onu öldürenler, onu Kuzey Uçlarına götürmüş ve oraya atmışlar..”, diye sessizce cevap verir Avcı Efendisi.

“Kim..?”, diye kısık, kırık bir sesle sorar Rive.

“Bunu öğrenemedik Rive’m. İzlerini örtmek için çok ciddi çaba göstermişler. Bu da bana, bunun ön hazırlıklı bir saldırı olduğunu söylüyor. Hedef özellikle oğlunuz muydu, yoksa hasbelkader mi oğlunuza rastladılar, bilmiyoruz. Ancak edindiğim izlenim, ikincisinin daha muhtemel olduğunu söylüyor bana..”, diye sıkılmış dişleri arasından, kendi hiddetini saklamaya çalışır bir şekilde fısıldar Avcı Efendisi. Sonra Rive’sine bakar ve artık bastıramadığı bir hışımla, “Onu Kuzey Uçları’ndan aşağı atmadan önce soymuşlar. Kıyafetleri, yayı, sadağı, kılıcı ve kukresi.. Hepsi alınmış olarak bulduk onu.”

“Nerede..? Oğlum nerede şimdi?”, diye kahır dolu bir sesle sorar Rive.

“Oğlunuz cesur bir elf’di, Rivem. Bir Tundra Elfi gibi yaşadı ve o şekilde de öldü; ilk nefesini savaşarak aldı, son nefesini de savaşarak verdi! Biz de onu ‘Gri Tundra’lara o şekilde uğurladık.”, der Avcı Efendisi kasılmış bir ifadeyle. Gerçekte ise genç elfin, bir uçurumun dibinde buldukları kırılmış, sonra da vahşi hayvanlarca yarı parçalanmış, yarı yenmiş bedenini babasına göstermek istemediği için, izcileriyle berabar Avcı Efendisi, Ironfrost’un gelecek Rive’sini oracıkta gömmüşlerdi..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Bir koku alıyorum.”, der hırıltılı, derin bir ses ve içinde bulunduğu devasa mağarayı titretir.

“Nice zamandır uyuyordum.. Uykumda güzel Raven Queen’i ve bana verdiği ‘Priceptine’in Işığını’ düşlüyordum.. Aaaah, Raven! Yanıma sadece bir kere geldin ve bir daha da uğramadın. Sanırım tundraları çok da ilgi çekici bulmadın. Bu da senin gerçekte ne kadar kör olduğunu gösteriyor..”, diye iç titreten bir kahkaha yankılanır uçsuz mağarada.

Neden sonra, kahkahanın sahibi gözünü açar. Üç ayrı göz kapağının altında, dik, daha çok buzuldan yapılmış bir kılıcı andıran, insan boyunda bir göz bebeği belirir..

..ve kısılır.

Muazzam gözün sahibi kendisini mağaranın karanlığında gizlemeyi tercih edermişcesine uzandığı yerde derin bir nefes alır..

“Eveeet.. Bir koku alıyorum..”, diye tekrarlar. Ama bu sefer devasa yaratık tamamen ayıktır ve “Çok uzun zamandır duymadığım bir koku.. ELF KOKUSU!”, diye düşünceli bir sesle söylenirken koca mağara tekrar sallanır.

“Küçük kar elfleri.. İnimde ne işiniz var? Irkınızla dile getirilmemiş bir anlaşmamız vardı. Sizler topraklarımdan uzak duracak, ben de sizlere dokunmayacaktım.. Fikrinizi mi değiştirdiniz yoksa? Hem de bana sormadan..”, diye içinde pek de gizli olmayan bir tehditle kıkırdar ses, ve mağaranın tavanından kayalar dökülür.

Dev yaratık, parıldayan buzlu mavi gözünü mağaranın karanlığında gezdirir. Parıldayan gözden silik, mavi bir ışık halesi, yığma altın sikkelerin olduğu tepecikleri aydınlatır. Hale ile altınların arasına serpilmiş gibi duran sayısız, rengarenk mücevher ve değerli taşlar da canlanır. Ve altınların içinde gömülü duran antika zırhlar, kalkanlar, miğferler, mızrak, balta ve kılıçla—

Göz, kılıçlarda durur zira bir tanesi eksiktir..

Göz, andırdığı, ancak bulamadığı kılıcın kendisi gibi incelir..

Sessiz, kati bir ölümün haberciliğini yapan bir tıslamayla, “Sadece buraya gelmediniz.. Benden çaldınız. Benden Priceptine’in Işığını mı çaldınız?!”

Muazzam yaratığın sesi, ‘ışığa’ geldiğinde artık bir tıslama değil, yer sarsan, intikamcı bir kükreyişe dönüşmüştür.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Ironfrost meydanında yoğun bir kalabalık toplanmıştır. Kalabalık, gün batımına yakın daha da artmış, Rive’nin çok sevilen oğlunun yasını tutmaktadır.

Elf’lerin, daha çok bir şarkıyı andıran eski lehçelerinde söyledikleri ağıtlar, yakılan mumlar ve dökülen göz yaşları, geleceği temsil eden genç elf ile beraber sanki kasabanın da kaderini mühürlemektedir..

 

 

Çok uzaklardan, beyaz, uzun saçlı, genç ve güzel bir tundra elfi, görev yerinden aceleyle ayrılmış, korku içerisinde köye doğru koşmaktadır..

Barbar elf kızı tekil bir sesle,

“DREADMAW.. DREADMAW..!”

..diye bağırmaktadır.

 

 

Gün batmak üzeredir ve Ironfrost’un üzerine muazzam bir gölge düşer..

 

 

 


Krash: Wyrm Horde kabilesinde Reis/Şef’lere verilen isim. Bu isim, ses nüvansı ile Ice Wolf Horde arasında ‘Krush’ olarak geçerken, aynı statü Bear Claw Tribe ve Ice Crag Tribe’da ‘Mushi’ (Mushi’nin eşi ve/veya kızına ise ‘Musha’) olarak anılmaktadır.

Rive: High Elf’lerde ‘Ri’ olarak geçen ifade, barbar Tundra Elf’lerinde ‘Rive’ olarak geçmektedir. Temelde aynı şeyi ifade eder; Kral/Lider/Hükümdar.

 

Hydius Dreadmaw, gün batımına yakın, acımasızca Ironfrost’un üzerine çöker. Devasa cüssesi altında onlarca tundra elf’i anında can verir. Dreadmaw, küçük bir şehir kadar gelişmiş olan kasabayı, bir saat kadar kısa bir sürede yerle bir eder. İşi bittiğinde, kasabanın üzerinde üç sorti yapar. Her dalışında devasa ağzından fışkırttığı buzlu nefesiyle kasabanın bir kısmını dondurarak taşlaştırır.

Muazzam beyaz ejderha dönüp gecenin karanlığında karybolduğunda, iki bin küsür yıllık Ironfrost, buzullardan oluşan bir mezar haline gelmiştir.

Bu katliamdan kurtulan tek kişi, Dreadmaw’ın geldiğini gören ve kasabayı uyarmak için koşan, ejderhanın buzlu nefesinden kendi payına düşenle kalıcı yaralar alan genç elf’dir.

Bu elfin adı Cora Sleet’dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / June 29, 2020 / Reply

    Sanırım bu, kendisi hakkında hiçbir şey söylemeden yazdığım ilk karakter geçmişi oldu. Bunu, karakteri oynatan arkadaş da fark etti ve çok hoşuna gitti, zira oynattığı tundra elf barbarın kendisi de ilgi odağı olmaktan hoşlanmıyor.

    Birileri bir plan yapar, sonuçları her zaman istenilen yada beklenenden farklı olur.

    Hiçbir zaman ‘mükemmel plan’ diye bir şey olmaz. Özellikle toplumları etkileyecek girişimlerde bu imkansızdır çünkü öncesinde de, sonrasında da olayları etkileyebilecek faktörlerin sayıları (a) asla tam olarak kestirilemez, (b) ne yapacakları kati olarak tahmin edilemez. Sadece, ve ilginç bir şekilde, çoğunluğun ‘kader’ deyip sinmesi üzerine kurulur bu planlar.

    Hal bu ki ‘kaderin’ ne olduğunu, ve içinde nelerin yazılmış olduğunu, onu Yazan dışında kimse bilemez ki!

    Toplumların ‘toplu kader göz yummacılığı’ gerçekte tembelleşmiş zihinlerin, yerlerinden kalkıp ‘bir şeyler’ yapmamak için kullandıkları en temel bahanedir..

    Yanlış anlaşılmasın.

    Burada kadere karşı olduğumu ima/ifade etmiyorum.

    Temelde, ve hakkında, hiçbir şey bilmediğin bir şeye karşı olmak, her zaman bana biraz ahmakça gelmiştir.

    Sadece ‘kader bahaneciliğine’ karşı olduğumu söylüyorum..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.