You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline: Grup, High Spires’a varmış ve Gnine Tinkerdome’un Arashkan arenasından kurtarılması için Efendi Philius ile görüşmelere başlamıştır. Görüşmelerle beraber Darly’nin de onbeş yıllık geçmişi de onu yakalamıştır..

Bu hikayede geçen olaylar
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – II” ile
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – III – Finalé”
hikayelerinin geçtiği saatlerde ve aynı gece yer alır..

 

Manga komutanı eşliğinde Darly, hemen arkasında Laila ve Lady, onların arkasında High Lady Anglenna ve Lorna, ve en arkadan da Udoorin, Merisoul, Inshala ve Aager, incelik ve zarafetle inşa edilmiş kubbeli elf binasını geçer ve ortadaki en büyük, uzun parmakları andıran minarelerle çevrili büyük binaya gelirler.

Komutan, “Buradan efendim.”, der nazikçe ve grubu binanın, bir başka muhafız mangasıyla korunan geniş, işlemeli kapısından içeri alır.

Darly, belli etmemeye çalıştığı bir utanç, High Lady Anglenna, kibir ve küçümseme, Lorna ise hafif kederle karışık, içsel bir mutlulukla etraflarına bakarken, diğerleri o veya bu şekilde, hayranlıkla etraflarına bakınarak yürürler zira bu onların ilk defa gerçek bir elf yapısının içine girmeleridir; binanın içi, gün batımı güneşi gibi, aynı renk ve aydınlıktadır. Neredeyse tamamı işlemeli ve sanki içine altın dövülmüş gibi doğru açılarda muhteşem bir şekilde parıldayan duvarları, dokunsan yıkılacakmış izlenimi verecek kadar ince, uzun, oyma sütunları, canlı bir ormanın alınıp kubbenin içine gömülmüş hissi veren yüksek, yeşil yaprak desenli tavanları ve pürüzsüz, hafif ıslak buzdan yapılmış sanısı uyandıran mermer zemini ile sanki kapıdan girmeleriyle Arashkan’ı ve ‘insanlığı’ geride bırakmışlar ve yepyeni bir hayal alemine geçiş yapmışlardır..

 

..ve işin gerçekte hayret uyandıran kısmı ise burasının, Bari Na-ammen’in sadece küçük, kötü bir kopyası olmasıdır!

 

Komutan herkesi geniş, oval merdivenlerden çıkartıp, havadar bir çalışma odasına getirir, “Efendi Philius gelişinizden haberdar edildi. Birazdan hizmetliler sizi rahat ettirmek için gelecekler. Yardımcı olabileceğim herhangi bir başka konu olursa, lütfen beni çağırtmaktan çekinmeyin, efendim.”, der ve kapıya doğru yönelir.

“Manga komutanı Hariadin!”, diye seslenir, Darly.

Komutan olduğu yerde durur.

“Göstermiş olduğunuz ilgi ve alakadan dolayı size teşekkür etmeme izin verin. Yıllar önce kılıç kullanmasını bana siz öğretmiştiniz..”, der Darly.

Manga komutanı döner ve Darly’ye, tamamen ifadesiz bir yüzle bakar.

“Efendi Darlius. Bu oldukça uzun bir zaman önceydi ve siz o zaman daha küçücük bir çocuktunuz. Sizin için hepimizin büyük umutları vardı. Sonra birden ortadan kayboldunuz ve sizin hakkınızda sadece hoş olmayan rivayetler duyduk. Annenizi ne kadar üzdüğünüzü bilemezsiniz. Siz onun her şeyiydiniz ve gidişinizle gerçekte onun da hayatını söndürmüş oldunuz.. Dolayısıyla sizinle geçmişi yad etmek istemezsem, kusuruma bakmazsınız diye umuyorum. Şimdi, sizin için yapabileceğim başka bir şey yoksa, benim yerime ve mangama geri dönmem gerekiyor, efendim.”, der soğuk ve saygılı bir şekilde komutan, ve odayı terk eder..

Komutan Haraidin’in gitmesiyle oda tam bir sessizliğe bürünür.

Uzun bir süre kimseden çıt çıkmaz.

Neden sonra, en az komutan Haraidin kadar soğuk bir ses duyulur;

“Görüyorum ki, Philius’un sırları en az kendisi kadar küçük, acınası ve ahmakçaymış!”, der High Lady Anglenna!

Darly Dor’un gözleri alev alırcasına parlar. Ağır hareketlerle bir eli arkasındaki, kemerinin altında sakladığı ince, uzun hançerine gider. “Öyle görünüyor ki ‘yakın tarih’, sandığımdan daha da yakınmış.”, diye ürkütücü bir sesle tıslar..

..ama mengene gibi bir el, onu hançer kolundan tutar ve Darly için ‘yakın tarih’, fırsatını kaçırır ve bir başka güne ertelenir.

Udoorin sımsıkı tuttuğu Darly’nin bileğini bırakmaz. Yavaşça ona doğru eğilir ve kısık bir gürlemeyle, “Haş Teyze her zaman güzel şeyler söylemeyebiliyor. Ama o prensesin kuzeni ve ablası. Lütfen Lorna’yı üzme.”, der. Udoorin’in sesinde hiçbir hiddet ya da tehdit yoktur. Düz, sade, anlaşılır bir şekilde söylemek istediği şeyi muhatabına söylemiş, ondan sonra Darly’nin kolunu bırakmıştır.

“O yılanın neler yaptığını biliyor musun sen?”, diye hırlar Darly, Udoorin’e..

“Hayır. Ama senin neler yaptığını biliyorum..”, der aynı sakin üslubuyla.

Aager derin bir nefes alır, zira Darly, Anglenna’yı gördüğünden beri dengesini tamamen kaybetmiş, patlamaya hazır barut fıçısı gibidir. Ve Udoorin’i de takdir eder, zira Darly, şu anki ruh haliyle hiçbir şekilde kendisini —Aager’i— umursamazken, aynı tavrı Udoorin’e karşı gösterememiştir..

Arashkan’a geldiklerinden beri Aager nedense kendisini, tekerlekleri dağılıp kopmak üzere olan, yokuş aşağı serbest kalmış bir arabanın içinde gibi hissetmektedir. Yetmiyormuş gibi arabanın içinde Anglenna, Gnine ve Darly’de mevuttur. Bir yandan Anglenna arabanın kendisini akılsız bir keyifle yakarken, Gnine ise elindeki patlayıcı şişelerle hokkabazlık yapmaktadır. İkisi yetmiyormuş gibi Darly’de avazı çıktığı kadar, ‘DAHA HIZLI, DAHA HIZLI!‘, diye çığlık atmaktadır!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aaaa! Efendi Darlius.. Bizleri bu saatte rahatsız ederek evimizi şenlendirdiniz.. Varlığınızı neye borçluyuz, diye sormak isterdim ama, içimden gelmiyor!”, der kapı açıldığında içeri giren, uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip bir high elf.

“Bana hiçbir şey borçlu değilsin Philius. Borçlu olduğun kişi annem!”, diye cevap verir Darly haşin bir kinle.

“Annenin adını almaya layık değilsin sen, sefil çocuk..”, diye neredeyse aynı kinle harlar gelen elf.

“Annemi anmak için senin iznine ihtiyacım yok, seni adi herif! Söylesene, anneme yaptıklarını ona hiç itiraf ettin mi? Onun affını hiç diledin mi ki bana onun adını men etmeye cüret ediyorsun?”, diye kıpkırmızı, çatallanmış bir suratla neredeyse tükürür gibi tıslar Darly.

 

“Efendi Philius..”, diye soğuk, küçümseyen bir ses araya girer.

 

High Lady Anglenna peçesini indirir ve uzun boyunun bütün avantajıyla gelen elf’e yukardan bakar.

Gelen elf —Efendi Philius— tökezler ve bir anda çekilen yüzüyle Anglenna’ya bakar.

“..Görüyorum ki bizden bazı küçük sırlarınızı saklamışsınız. Kim bilebilirdi ki, High Spires’ın efendisi, eli yüksek Philius’un sokaklarda hırsızlık yapan bir piçi varmış! Eminim annem, High Lady Angrellen, bunu duyunca pek mutlu olacaktır!”, diye devam eder Anglenna aynı soğuk, küçümseyen sesiyle.

ABLA.. LÜTFEN!.. BU SÖYLEDİĞİN GÜZEL BİR ŞEY DEĞİLDİ..!

..diye bir ses çınlar salonda!

Lorna, hiç beklenmedik, daha önce hiç duyulmamış, sert bir sesle çıkışmıştır.

 

Bunu söylemesiyle birlikte bir anda Anglenna’nın yüz ifadesi değişir..

 

..Darly’nin de yüzü değişir..

 

..Efendi Philius’un da yüzü değişir!

 

“Ha.. Hanımefendi?!”, diye kekeler Philius.

“Efendi Philius.. Ani çıkışımla haddimi aştım, bundan dolayı affınıza sığınıyorum..”, der Lorna pembeleşmiş bir yüzle.

Philius kendisini yere atarcasına, Riserin Alor’Nadien ne Feymist’in önünde eğilir ve, “Hanımım. Affınıza ben sığınırım. Sizin varlığınızdan haberdar edilmemiştim.”, diye kekeler.

“Bizler burada değiliz, Efendi Philius. Sizden küçük bir ricada bulunmak için geldik, sonra yine gideceğiz. Varlığımızla sizi rahatsız etmekten sakınırız. Lütfen, rahat olunuz ki rahat konuşalım..”, der Lorna yumuşak, samimi sesiyle.

Balyoz yemiş bir ifadeyle Efendi Philius ayağa kalkar.

“Anlıyorum Hanımım. Ama sizlere bir şeyler ikram etmeme müsaade ediniz.. Lütfen..”

“Eviniz, kalkanımızdır, Efendi Philius. Hazırlıklarla çok vakit harcamayacaksanız, tabii ki sizin konuğunuz olmayı dileriz. Ne var ki vaktimiz biraz sınırlı..”, der Lorna, ve Aager’e dönerek, “Efendi Aager. Lütfen durumumuzun gerekliliklerini Efendi Philius’a özlü bir şekilde anlatabilirseniz, eminim kendileri de bize benzer bir ivediyle karşılık verecektir.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager, fazla ayrıntıya girmeden, Arashkan’a gelme sebeplerini ve bu esnada arkadaşlarından birisinin kaçırılışını ve muhtemelen de şehir arenasının altındaki zindanlarda tutulduğunu Efendi Philius’a anlatırken, gecenin geç saatleri olmasına rağmen hizmetliler hayret verici bir beceriyle harika bir masa hazırlarlar. İçeri giren hizmetçilerden biri, yemeğin hazır olduğunu belirtmesi üzerine, Efendi Philius herkesi büyük, muhteşem şölen salonuna alır.

Herkes masaya oturmuştur ama Udoorin dışında gerçekte pek azı yemeklere dokunur..

Udoorin, ‘her şeyden biraz’ mantığı ile, her şeyden hepsini yer!

Laila’a yemekleri tatmayı çok ister ve neredeyse High Spires’dan ayrılıncaya kadar da gözlerini masadan ayıramaz çünkü elf yemeklerinin ne kadar hafif, besleyici ve nevi şahsına münhasır tatları olduğunu bilir. Buna rağmen, Gnine’ın deyimiyle ‘bu bir prensip meselesi’ der kendi kendine ve elf’lerin yemeklerine dokunmaz.. Lanet olsun!

Lorna nezaketin gerektirdiği kadarını yerken, kuzeni ve ablası Anglenna ise yanında taşlaşmış gibi kıpırdamadan, oturduğu yerde durur. Merisoul bir iki bişey dener ve burnunu kıvırarak yemeklerdeki et eksikliğinden ve genel olarak elf pintiği ile ilgili bir şeyler söylenerek masadan kalkıp pencerelerden birinin pervazına konar.

Lorna’nınkine benzer bir nezaketle, tek kaşı kalkık bir şekilde Lady’de yiyebildiğini yer. Inshala ise muazzam bir kuşkuyla yemekleri parmaklarıyla dürter, hareket etmediklerinden emin olunca gıdımından tatlarına bakar, aralarından hoşuna giden olunca parlayan gözlerle hepsini ağzına tıkıştırırken, sevmediklerini ise buruşuk bir ifadeyle kendisinden olabildiğince uzağa iteler!

Darly ise, sanki babasının malını çalıyormuş gibi, kimseye çaktırmadan o tabaktan bir şey, bu tabaktan başka bir şey aşırıp durur.

 

Neden sonra Efendi Philius, ‘gerekli bilgileri toplamak için’ Aager’den müsaade ister ve yanlarından ayrılır.

Philius odadan çıkar çıkmaz Darly, “Şerefsiz hergele..”, diye ardından küfreder ve yemeklere dalar!

 

Philius’un gidişinden sonra Aager masaya ve Inshala’nın yanına yaklaşır.

“Bakıyorum, kremalı çilekleri bulmuşsun.”, der, yüzünde diğerlerine hala biraz ürkücü gelen bir sırıtışla.

Inshala olduğu yerde dona kalır.

“Nereden bildin ki?”, diye afallar biraz, yüzü kıpkırmızı olmuş bir şekilde.

Aager masaya uzanır, üst üste itina ile dizilmiş işlemeli mendillerden bir tanesini alır ve kızın küçük dudaklarını, burnunun ucunu, tek kaşını ve her nasılsa bulaştırmayı becerdiği bir kulağının kenarındaki kremaları siler..

“Sana yine hiç bırakmadım..”, diye utanarak itiraf eder kız.

“Afiyet olsun..”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aradan yaklaşık bir saat geçer ve Efendi Philius, elinde bir deste evrakla geri döner.

Aager’e formalite icabı başıyla kısa bir selam verir, sonra Lorna’nın önünde saygı ile durur.

“Hanımım. Aradığınız kişi gerçekten Arashkan arenasının altındaki zindanlarda tutuluyor. Ne var ki onu oradan güç kullanmadan çıkarma imkanımız yok. First Lord Princeps Kaladin’in bile oraya sözü geçmez, zira içerik ve amaç farklılığı olsa da, arenanın kendisi de özerk bir bölgedir. Arenanın yüz yıllar önceki ilk sahiplerinin, o zaman ki First Lord’a yaptıkları bir hizmet dolayısıyla aldıkları bir özerklik bu.. Ve korkarım, benim elimde orayı basacak kadar adamım yok. Kimse de o zindanların ne tür yaratıkları barındırdığını bilmiyor. Üzgünüm Lady’im.”, der ve başı eğik bir şekilde prensesinin önünde bekler.

“Beceriksiz..”, diye yan taraftan Anglenna’nın tısladığı duyulur. “Annem her zaman ahmaklarla iş yapmanın zorluğu konusunda beni uyarmıştı. Görüyorum ki haklıymış..”

Suratında müthiş bir sabır ifadesi beliren Efendi Philius, gözlerini kapatır ve sanki birden ona kadar sayıyormuş gibi öylece durur..

Ya da on bine!

Neden sonra gözlerini açar ve prensesine, “Hanımım..”, der prensese içten bir saygı ile. Sonra yüzünde beklenmedik bir kararlılık ifadesi belirir, “..bunu görmek zorunda kaldığınız için sizden özür dilerim..”, der ve High Lady Anglenna’ya döner.

“High Lady Anglenna.. Size ve annenize kapım artık kapanmış durumdadır. Ne sizi, ne de annenizi bu evde ya da High Spires’da görmek istemiyorum. Adamlarıma kati emirler verilmiş durumda. Yarın akşam, gün batımı itibariyle High Spires sınırları dahilinde görülmeniz halinde, ‘Vur Emri’ ile size yaklaşılacaktır.. Şahsınıza!“, diye saklayamadığı, kindar bir sesle konuşur. Saklayamadığı bir başka şey de sesindeki heyecanla karışık korkudur..

Anglenna yıldırım çarpmış gibi olduğu yerde kalır.

“Görüyorum ki, küçük prensesimiz karşısında olmayan cesaretinizi bulmuşsunuz.. Efendi Philius..”, diye burnundan soluyarak harlar Anglenna.

“Annem, sizin hakkınızdaki belgeleri Ri’ye sunduğunda, korkarım High Spires’ın yeni bir efendisi olacak!”

“Hayır Lady’im, öyle olmayacak zira şahsım hakkında Ri’mize sunabileceğiniz her ne belge varsa, onlar —ve daha fazlası— çoktan kendisine sunuldu, ve prensesimiz sayesinde itiraflarım ve günahlarım Ri Grandaleren tarafından şahsen affedildi..”, der Philius, Anglenna’ya sırıtarak.

Anglenna, belki de hayatında bir ilki yaşar.

Toplum içerisinde afallar ve öylece kalakalır..

“Sana tane tane anlatayım ki anlayasınız.. Bundan birkaç yıl önce, Prenses Alor’Nadien ne buraya bazı denetlemeler için gelmişti..

Hatırlıyor olmalısın zira ona sen eşlik etmiştin ve eminim bunu kendilerine karşı hissettiğin engin sevginden dolayı da yapmamıştın! Bir hafta gibi kısacık bir sürede prenses burada olup biten her şeyi çözdü. Çözdü ve benimle özelde konuştu. Kendisi bunları düzeltebilmem için bana senin ve annenin asla vermeyeceği fırsatlar sundu. İşin benim açımdan en acı yanı neydi biliyor musun? Beni bir kere bile tehdit etmedi. Beni uyarmadı, beni bükmeye çalışmadı. Beni.. günahlarımdan dolayı horlamadı..

BENDEN RİCA ETTİ! BUNU ANLAYABİLİYOR MUSUN?!

BARİ NA-AMMEN RİSERİN’İ, BENİM GİBİ BASİT, GÜNAHKAR BİR İDARECİDEN RİCADA BULUNDU!..“, diye acıyla haykırır Philius..

 

..ve şatafatlı şölen salonunda, High Spires efendisinin kahır dolu sesi yankılar.

 

Prenses Alor’Nadien ne yavaşça ayağa kalkar ve bir elini nazikçe Efendi Philius’un omzuna koyar.

“Efendi Philius, lütfen.. O benim kuzenim ve ablam.. Benim yaşadığım zorluklar, onun yaşadıkları karşısında bahsedilmeye bile değmez.. O benim kuzenim ve ablam, ve benim burada bir yerim varsa, onun da olmalı..”, der yumuşak, samimi ve içten sesiyle.

Philius hayret ve hayranlıkla prensese döner.

“Ricanız, emrinizdir hanımım. Ancak buraya bir high elf soylusu olarak değil, vasıfsız ve ünvansız bir orman elfi olarak gelebilir.. Annesi konusundaki kararım ise kesindir zira bu karar, babanız tarafından şahsen verildi.”, der High Spires’ın efendisi, ama acıyla buruşmuş yüzündeki gözleri olağan dışı bir şekilde parlamaktadır.

“Arkadaşınız için bir seçenek var. Ama bunu sunmadan önce Efendi Darlius ile bir mevzuyu özelde konuşmam ve teyit etmem gerekiyor..”, der ve şölen salonunun yan odalarından birine yönelir, kapısını açar, arkasına bakmadan, “Darlius..”, der ve oğlunu beklemeden salondan ayrılır.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Bu.. beklenmedikti, Philus. Senin gibi korkak ve basiretsiz birinden hiç beklemezdim..”, der Darly sessizce babasına.

Philius, önünde duran, belki bir zamanlar hayatında en çok sevdiği iki kişiden biri olan gence bakar.

“Bana baba demek seni bu kadar mı utandırıyor, Darlius?”, der Philius ve sanki elf’in gerçek yaşı yüzüne yansır.

“Bu konuşma on beş yıl çok geç ve artık sana baba demem için bir sebebim yok, Philius.”, diye nahoş bir şekilde cevap verir Darly. “Prenses olmasaydı, bu konuşma bile hiç gerçekleşmeyecekti..”

“Prenses..”, der Philius, sesinde saklayamadığı bir hayranlıkla, “..sen onu nereden tanıyorsun?”

“Themalsar..”, diye omuzlarını silker Darly. “Giriştiğim bir iş, tahminimden daha çetrefilli çıktı ve ben kendimi o harabelerde buldum.. O sefil yerde karşılaştım kendisiyle. Hiç tanımadığı bir salağın hayatı için çarpışmıştı.. O zaman kimliğini gizli tutmayı tercih etmişti ve ben onun gerçekte kim olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen, Vodgar yada Palantine asilzadelerinden biridir diye düşünmüştüm ve yanlarından ayrıldım. Uzun lafın kısası, daha sonra öğrendim ki Anglenna dışındakilerle birlikte, babasının sekiz yüz elli yıl önce ortadan bir türlü kaldıramadığı Themalsar’ın kendisini öldürmüşler ve hiç tanımamasına rağmen müdafaa ettiği salak da benmişim..”, diye ekler.

Philius, düşünceli bir şekilde oğlunun söylediklerini değerlendir.

“Bugün Anglenna’ya söylediklerim.. Annesi bunları yanıma bırakmayacaktır.”, diye acı bir sesle fısıldar Philius.

Darly yine omuzlarını silker.

“O salak, prenses karşısında ne yapabilir ki? Merak etme Philius.. Eminim kimse sana dokunamayacaktır. Yerin ve günahların güvende!”

“Belli ki sokaklar senin bakış açını köreltmiş, Darlius. O kadın asla önden ya da arkadan saldırmaz. O her zaman yandan vurur. Bana bir şey yapamayabilir, ancak bu annen için geçerli değil! O kadın Rise Nadine’den dolayı insanlardan, prensesten dolayı da yarı elflerden nefret eder..”, diye aynı kısık sesle konuşur High Spires’ın efendisi.

Darly’nin yüzü çirkinleşir.

“Bi denesin bakalım!”, der ahmakça bir dobralıkla.

“Dobraca.. ve ahmakça..”, der Philius. “Senin anlamadığın şey, o denemez, yapar ve bu olduğunda da artık görülecek bir şey kalmamıştır. Hayır. Benim niyetim bu deneme teşebbüsünün asla gerçekleşmemesidir. BENİ ANLIYOR MUSUN?“, diye imalı ve vurgulu bir şekilde konuşur, ve susar.

Darly, babasına uzun bir süre sessizce bakar.

“Bugüne kadar para karşılığı kimseyi öldürmedim. Ama şunu bilesin baba.. Seni de, onu da BELEŞE kesebilirim!”

“O zaman anlaştık.”, der Philius.

“Annen için, kalabileceği kayıt dışı bir yeri yıllar önce ‘her ihtimale karşı’ hazırlamıştım. Bizimle işin bittiğinde, güvendiğim pek az kişiden biri olan komutan Hariadin ve seçme birkaç adamım onu alıp saklayacaklar.. Bunun dışında senden tek ricam, yıllar önce benden çaldığın belgeyi Araskan Günlüğünün sahibi Brogard As’praza’ya, yayınlanması için teslim etmen.. Brogard iyi biridir, ancak fazla temkinlidir. Onu ikna etmen gerekecek..

Ondan sonra sen de artık benden ve günahlarımdan özgür kalmış olacaksın..

..Oğlum..!”

 

 

 

 

 


Riserin: High Elf’lerde ‘prenses’..

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / July 19, 2020 / Reply

    Katışıksız nefretlerin bir araya geldiği ve eylem için potansiyel aradığı bir hikaye oldu bu.

    Hayatta yaptığımız hiçbir şey elimizden kurtulmuyor.

    Daha pratik veya daha az şiirsel bir ifadeyle; hayatta yaptıklarımızın elinden asla kurtulamıyoruz..

    Bir şekilde gelip bizi buluyor ve bunlar çoğunlukla iyi ile kötü arasındaki savaşlar kadar büyük olmamakla beraber, gerçekleşme oranı ve içeriği açısından çok daha sıklıkla gerçekleşiyor.

    Darly Dori’un gözü dönmüş durumda, çünkü bir başkasının günahlarını ödeme zamanının geldiğini sadece kendisi görebiliyor. Gerçekte kendisinin de o günahın bir parçası olduğunun farkında ama.. dediğim gibi, gözü dönmüş durumda..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.