You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline:

DÖNGÜ No.: Bilinmiyor
DÖNGÜ Sırası: Bir Önceki
Yıl: 18,998

Dünya dengeleri bozulmuştur.

İnsanlar, elfler, dwarflar ve
akla gelen ve gelmeyen diğer ırklar,
birbirleri ve kendi aralarındaki savaşlar sonucu
tüm kaynakları tüketmiş ve
toplu yok oluş noktasına gelinmiştir.

Bilinen dünya artık son nefesini verirken
ırklararası bu nefretin ardında yatan
iblisler de harekete geçmişlerdir..

Ardarda şehirler, sonra da ülkeler,
iblis ordularının önünde yok olup gider.

İblisler, arkalarında cesetlerden dağlar
bırakarak ilerlerken, yerin karanlık derinliklerinde,
hiçbir insanoğlunun görmediği, pek azının
adını duyduğu bir ırk, endişeyle
bu nihai sonu izler..

Bunlar, elf soyunun ilk atalarıdır;

Eldarlar.

 

Bu hikaye, Büyük Yıkım Öncesi’ni (B.Y.Ö.) anlatır..

 

Sence onları yalnız başlarına mı bırakmalıyız?”

“Bunu hak ediyorlar. Onları binlerce yıl, yerden ve gökten açık mesajlar ve alametlerle uyardık. Buna rağmen pek azı onları gördü. Görenlere ise kimse inanmadı..”

 

Gökyüzünün masmavi derinlikleri, aşağıdaki kanlı savaştan yükselen boğucu, kara dumanlarla kirlenmiştir. İki şekil, dumanlardan sakınarak oldukları yerde durmuş, yeryüzünde gerçekleşen kıyımı seyretmektedir. Uhrevi güzellikteki yaratıklardan biri, beyaz kanatlarını germiş, yüzünde hüzün ve kayıp ifadesiyle aşağıda gerçekleşen toplu cinayeti seyrederken, diğeri ise aynı manzaraya, kaşları çatık bir şekilde bakmaktadır.

“Seni anlamıyorum. Bu çağda bize asla inanmadılar. Bizden yardım istemediler. Bizi çağırmadılar. Bizi anmadılar bile. Birbirlerine inanmadıkları gibi, kendilerine bile inanmadılar ve binlerce yıl birbirlerini önden ve arkadan vurdular. Ve sen hala onlar için üzülebiliyorsun..”, der kaşları çatık olan şekil.

“Sen üzülmüyor musun?”, diye sorar yumuşak sesiyle diğeri.

Kaşları çatık olan omuzlarını silker.

“Ahmaklara ne kadar üzülebilirsem, o kadar üzülüyorum. Gerçekte ise kendi kendilerini düşürdükleri bu duruma sadece acıyorum.”, diye cevap verir.

 

Bir süre daha yeryüzünü seyrederler.

 

“Hadi. Eldar’ların yanına gitme vaktimiz geldi. Biraz daha beklersek Krolum’da Xora, iblisleriyle bizim önümüze geçecekler.”, der çatık kaşlı olan.

Diğeri ise biraz daha aşağı bakar.

Neden sonra, “Sen git. Eldar’lara zamanın geldiğini söyle. Ben aşağı ineceğim ve ölümlülere yardım edeceğim..”, der kısık bir sesle.

“Ad Ara!”, diye ünler diğeri. “Bu anlamsız. Onlar kaybolmuş bir ırk ve bu savaş da kayıp bir savaş.”

“Onlar kayıp çünkü buna biz göz yumduk.”, der Ad Ara adındaki kanatlı varlık.

“Ne yaparsan yap, onları kurtarman mümkün değil. Bunu biliyor olmalısın..”, diye kaşlarını daha da çatarak, sert bir şekilde konuşur diğeri.

Ad Ara omuzlarını silker.

“Onları kurtaramaya bilirim. Ama iblisler bu dünyayı bedavaya alamayacaklarını öğrenmeliler. Dahası, ölümlülerin bizim için kıymetini bilmeliler.”, der ve aklına bir şey gelmiş gibi bir anlığına duraksar. Sonra, uhrevi güzellikteki yüzünde küçük bir umut belirtisi oluşur ve devam eder, “Kim bilir, bakarsın bazıları kurtulur ve yaptıkları hataların nelere mal olduğu bilinciyle eski alışkanlıklarını terk eder ve Yıkım Sonrası daha güzel bir dünya için çabalarlar.”

“Buna gerçekten inanıyor olamazsın.. Hiçbir ‘DÖNGÜ’de böyle bir şey görülmedi.”, der sert bir şekilde diğeri.

“Belki onlara daha iyi fırsatlar hazırlamış olsaydık, görülmüş olurdu.”, der Ad Ara sakince.

“Neyi ispatlamaya çalışıyorsun? Ölümlülerin içsel olarak iyi olabileceklerini mi? Kendini bunu ikna etmiş olman, bunu doğru kılmıyor.”, der diğeri, daha da sert bir şekilde.

“Priceptine, lütfen.. İnsanlara, elflere, dwarflara ve diğer ölümlülere olan inancını yitirmiş olabilirsin. Bunu anlayabilirim. Ama onların asla düzelemeyeceklerini ima etmen doğru değil. Zira bu gerçekten doğru ise, ‘DÖNGÜ‘lerin hiçbir anlamı olmazdı. Aslına bakılırsa, bizim varlığımızın bile bir anlamı kalmazdı. Bu dünya ölümlülerin. Güzellikleri görüp güzel ülkeler kurmak onların elinde. Tıpkı iblislerle anlaşmalar yapıp onları bu dünyaya çağırmanın onların elinde olması gibi. En nihayetinde bu bir ‘tercih’ meselesi ve onların elinden bunu alırsak, iblislerin yaptıklarından pek de farkımız kalmamış olur.”, der Ad Ara.

Priceptine ise güzel yüzündeki kaşlarını çatmaya devam eder.

“Hadi sen git.”, der Ad Ara ona gülümseyerek. “Git ve Eldar’ları uyar ve onlara gerekli hazırlıkları başlamalarını söyle. Ben aşağı ineceğim. Bu şekilde ölümlülere tercihlerini hatırlatmış olacağım..”

Priceptine bir şey demez. Hafifçe başını sallar, sonra döndüğü gibi kanatlarını gerer ve bir çırpıda gözden kaybolur.

Ad Ara bir süre onun ardından gidişini seyreder.

Sonra gülümsemesi kaybolur.

Başını aşağı döndürür ve Priceptine’den sakladığı gözyaşlarının serbestçe dökülmesine izin verir.

Ad Ara yavaşça bir elini gökyüzüne doğru açar ve ‘gelin’ der gibi semaları kendisine çağırır. Sonra diğer elini açar ve avucunda uzun, pırıl pırıl parlayan, muhteşem bir glavye belirir..

..sonra gerisin geriye salınır ve peşinden onu takip eden yüzlerce melekle birlikte kendisini yerçekimine bırakır.

 

Priceptine’le yeryüzünde gerçekleşen kanlı savaşı seyrederlerken, bir ufuktan diğerine uzanan iblis sürülerinin ortasında fark ettiği, ancak ona söylemediği şeye doğru muazzam bir hızla süzülür.

Neredeyse yetmiş adım boyundaki, dev, yardalık adımlarla ordusunu kamçılayan Krolum’da Xora, Ad Ara’nın dalışını fark ettiğinde çoktan ölmüştür.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Her şey hazır mı?”, diye sorar, bir ölümlüye imkansız gelebilecek, binlerce yıllık yaşına rağmen inatla dimdik duran Eldar.

Önünde saygı ile bekleyen genç Eldar eğilir ve “Evet efendim. İsteğiniz ve talimatlarınız doğrultusunda bütün hazırlıklar yapıldı ve tamamlandı.”

Yaşlı Eldar önündeki genci başıyla onaylar.

“Diğer Eldarlardan haberler nedir?”, diye sorar.

“Efendim..”, der genç Eldar. “..iki Beyaz, bir Kırmızı ve bir Gümüş’ten hala haber yok. İblislerin gizlice bir Bakırın inine sızıp, oradaki Eldarları öldürdüklerinin teyidini aldık. O Kadim Bakır Ejderi uyandıramayacağız. Korkarım haber alamadıklarımızın da akıbetlerinin aynı olduğunu düşünüyoruz. Dahası, teyit ettirmek için gönderdiğimiz koruyuculardan da herhangi bir haber alamadık.”

Yaşlı Eldar üzgün bir şekilde başını sallar.

Eldar’ların ve Kadim Ejderhaların yerleri bugüne kadar hep saklı kalmış ve bu bilgi asla ölümlü ırklarla paylaşılmamıştı. Buna rağmen iblisler yine de bazılarının yerlerini tespit etmiş ve stratejik bir zamanlamayla bunları vurmayı başarmışlardı.

“Sen hazır mısın peki?”, diye genç Eldar’a sorar.

Genç Eldar başını öne eğer.

“Efendim.. Baba.. Hazır olmamayı tercih ederdim.”, der sessizce.

“Bütün Eldarlar bunun böyle olmasını tercih ederdi. Ne var ki benim zamanım geldi ve bu DÖNGÜ benim son DÖNGÜ‘m olacak. Kadim Altın, yerime senin geçmeni istedi.. Bu bir onurdur. Sevinmelisin.”, der yaşlı Eldar oğluna gülümseyerek.

“Onur, kaybımızı telafi etmeyecek baba, zira bu dünya yarın, gün doğumu itibariyle yanacak, yıkılacak, kavrulacak ve yırtılıp parçalanacak. Bu yıkım yüzlerce yıl devam edecek ve ölümlülerin neredeyse tamamı yok olacak. Ölümlü ırklardan bazıları ise bu dünyada bir daha asla görülmeyecekler. Ortada sevinilecek bir şey varsa, bunu ben göremiyorum..”, der genç Eldar esefle.

“Doğru konuştun oğlum. Ama onlar seçimlerini yaptılar. Yaptıkları seçimlerin nelere mal olduğunu gördüler ve yine de buna göz yumdular. Bizim görevimiz, onları kurtarmak değil, zira iblisleri toplu bir şekilde bu dünyaya davet ettiklerinde, kendi kendilerini kurtarma ihtimallerini de yok etmiş oldular. İblisler şer varlıklardır. Onlar kimse için maşa olmazlar ve her zaman yıkım getirirler.. Bu üç temel kuralı bütün ölümlüler bilirler. Buna rağmen yine de serbestçe ve kontrolsüzce çağırdılar onları bu dünyaya. Bizim görevimiz, bunun olması halinde bu dünyayı, sap, dal, beden ve kök dahil olmak üzere tüm iblislerden arındırmak ve yeni bir DÖNGÜ için ortam hazırlamak..”, diye, oğluna daha önce defalarca anlattığı şeyi tekrarlar.

 

Bulundukları büyük, mağaramsı yerin kapısı birden açılır ve içeri, yaşlı Eldar’ın oğlundan bile daha genç bir Eldar girer. Nefes nefese kalmış bir şekilde yaşlı Eldar’ın önünde eğilir ve titreyen bir sesle konuşur.

“Efendim. İblis.. iblisler dış hatlarımızı delmişler!”

Yaşlı Eldar öylece gence bakar.

Neden sonra dili çözülür, “Nasıl? Koruma büyülerimize ne oldu?”

“Bilmiyoruz efendim. Bildiğimiz tek şey, ceset karşılığında büyülerimizi aştıkları. Her büyü için binlerce ölü verdiler, buna rağmen çıldırmışcasına, yine de geliyorlar.”

“Baba.. git.. hemen.. şimdi.. Kadim Altını uyandır. Buraya yetişirlerse iş işten geçmiş olur. Ben kardeşlerimle onları yavaşlatacağım.”, diye bağırır genç Eldar ve zırhının bağlarını çekip yerine iyice yerleşmesini sağlar. Sonra belinden altın renkli kılıcını çeker ve haberciyle beraber kapıya doğru koşmaya başlar.

Yaşlı Eldar oğlunun ‘durduracağım’ değil, ‘yavaşlatacağım’ ifadesindeki tercihin ne anlama geldiğini anlar. Başını eğer ve “Bu DÖNGÜ‘den sonra Kadim’leri uyandıracak Eldar kalmayacak mı?”, diye daha önce aklına hiç gelmemiş olan bu ölümcül gerçeğe ayılır.

 

İblis sürüsünün efendisi Krolum’da Xora ölmüştür, ama kararlar çoktan alınmış, emirler de çoktan verilmiştir..

Bu DÖNGÜ muhtemelen SON DÖNGÜ olacaktır.

Aradan yüzlerce yıl geçecek, dünya harlanacak, topraklar kavrulacak, denizler buharlaşıp kaybolacak, dağlar düzlenecek, düzlükler kırışıp yükselecek, ormanlar yok olacak ve her şey küle dönüşecek ve o küllerin arasından yeni hayatlar çıkacaktır..

Bu yeni hayatlar bir sonraki Yıl 1’de tekrar yeryüzünde yürüyüp çoğalacaklardır.

Ve iblisler, yeni bir efendi önderliğinde, kendilerini bu dünyaya çağıracak yeni, gönüllü ahmaklar bulacak ve nihayet bu dünya da ellerine geçmiş olacaktır..

Bunu engellemek, durdurmak ve gidişatın akışını değiştirmek, Eldarların, Kadim Ejderlerin, meleklerin ya da iblislerin elinde değil, her zaman olduğu gibi ölümlü ırkların elinde olacaktır; denklemin sonucunu belirleyecek şeyde, Melek Ad Ara’nın dediği ve inandığı gibi, onların yaptıkları ve yapacakları ‘tercihler’ olacaktır.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / August 5, 2020 / Reply

    Uzun hikayeler silsilesinden sonra, Aager Fogstep’i oynatan arkadaş bana, bütün olayları birbirine bağlayan ve hepsinin başlangıç noktasını belirleyen Yıl Bir’i yazmam gerektiğini söyledi. Tartıştık, o kazandı..

    =_=

    Uzun bir ‘nasıl yazsam’ aşamasından sonra, hikayeyi can sıkıcı bir tarih dersi potansiyelinden, her zaman olayların merkezinde olan varlıkların perspektifinden canlandırmaya kara verdim; melekler, iblisler, eldarlar, kadim ejderler ve.. ölümlüler.

    Daha spesifik olmam gerekirse; Melekler ve Eldarlar..

    İblisler, kendi boyutlarından, olayların geçtiği bu dünyaya nadiren keyfi bir şekilde girip çıkabiliyorlar. İblislerin ‘çağırılmaları’ gerekiyor. Ve bu işin kontrollü yapılması lazım. Ne var ki, ve illa ki bir ahmak çıkıyor ve kontrolü kaybediyor..

    DÖNGÜ’lerin kökünde yatan kilit nokta da bu; kontrolsüz iblislerin dünyaya yayılması ve onu ele geçirmeye çalışması teşebbüsü. İşte tam bu noktada da Eldarlar devreye giriyor. Eldarlar iblis istilasını durdurmak için Kadim Ejderleri uyandırıp dünyayı ‘ateşle’, ‘buzla’ ve her kadim’in kendisine özel nefesi ne ise onunla ‘temizliyorlar’.

    Bu işlem yüzlerce yıl sürüyor ve bittiğinde yeryüzünün coğrafi şekli ve haritası değişmiş oluyor.

    Hayatta kalan ırklar tekrar yükseliyor ve DÖNGÜ tekrarlanıyor çünkü ölümlüler aynı hataları tekrarlamayı pek seviyorlar ve her defasında da yaptıkları hataların kendilerince ne kadar haklı ve orjinal oldukları sanısıyla yapıyorlar.

    İşin aslı ise; İblisler şer varlıklardır. Onlar kimse için maşa olmazlar ve her zaman yıkım getirirler..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.