You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline:

İzci Onbaşı Laila Wovesbane, High Lady Anglenna’nın kendisine verdiği ‘hamili yakınımdır’ kartını iştahsız bir şekilde alır, ve kartın asıl sahibi ve muhtemelen de bir silah kaçakçısı olan Largo adındaki tüccarın yanına gitmeye karar verir..

Ancak dünyada işler nadiren göründüğü kadar basittir.

Neden Laila için bir istisna yapsın ki şimdi?

 

Bu hikaye,
Dreadlock!
hikayesinin bittiği gün yer alır..

 

08:12

Nedir bu?”, diye sorar Laila şaşırmış bir şekilde.

“Bu..”, der High Lady Anglenna, “..High Bazaar’da, Largo adındaki bir silah ve mühimmat tüccarının özel müşterilerine verdiği kişisel kartıdır. Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır.

Laila hayretle önce elindeki karta, sonrada önünde çömelmiş kadına bakar.

“Silah kaçakçısı yani..”, der kaşları çatılı bir şekilde ve bir high lady’nin, High Woods Ri‘sinin yeğeninin nasıl olup da bir silah kaçakçısının özel kartına sahip olabildiğini merak eder..

“Silah ve.. bir çok başka şeyler.. Ancak yanına gittiğinizde bunu onun yüzüne vurmazsanız sevinirim.”, der High Lady ve konunun bu kısmını kapatır!

“Umm.. Benim birden çok sadağım var!”, diye bi laf kaçar ağzından. Aslında Laila, kadının oldukça gayrımeşru ‘teklifini’ reddetmek için ağzını açmıştır ama nedense onun yerine bu çıkmıştır!

Anglenna, platin sarısı kaşları birer yay gibi kalkmış bir şekilde, koyu yeşil gözleriyle önünde oturan izciyi süzer ve tekrar gülümler.

“Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır!”..

..diye tekrarlar.

 

Ve çömeldiği yerden kalkar..

..en azından bu niyetle davranır, acıyla tıslar, dengesine kaybeder ve devrilir!

 

High Lady’nin düşmesi esnasındaki o çeyrek saniyelik anda Laila, zihninden oldukça fundamental bazı düşünceleri geçirme fırsatını bulur;

 

“Aha düşüyor!”

“Eteği dantelli ayakkabısına takıldı ve düşüyor!”

“Ne gülerim düşerse.”

“Düş! Lütfen düş..”

“Ama sonrasında dram yapma!”

“Düşerse, ıslık çalar ve görmemiş gibi yaparım!”

“Kızım, o boy ile devrildiğinde nesini görmezden geleceksin? Uzandığında ayakları kapıdan dışarı çıkıyor!”

“Onun yüzünden ikinci bir oda kirası almak istedi hancı bizden!”

“Yüzündeki o ifade..”

“Hay Shit! Yaralı kalçasından dolayı düşüyor..!”

“Buna yardım etmem lazım şimdi! Acısını fark ettim çünkü!”

“Doğru dürüst düşmeyi bile beceremedin!”

“Ördek dudaklı sakar elf!”

“Kalkamayacaksan, neden oturursun?!”

 

Laila yerinden fırlar ve yapmak istemediği şeyler arasında, kendi emeği ile top on listesine girmeyi başarmış kadına dokunur..

Nevarki kadın sırım gibi görünmekle beraber, 1,92’lik boyu dolayısıyla sanıldığı kadar da hafif değildir ve ‘dokunmak’ yetersiz kalır. Laila kadını yere çarpmadan, iki eliyle, bütün bel ve bacak gücünü kullanarak yakalar..

..ve bir anda Laila ve Anglenna göz göze gelirler ve ikisi için de garip, sessiz bir durum oluşur.

 

“Bundan her kimseye bahsedersen—”, diye hırlar Laila.

“—Aklımın ucundan bile geçmemişti İzci Onbaşı!”, diye seri bir şekilde bitirir High Lady..

 

 

Laila bu kadından potansiyel bir teşekkürünü daha kaldıramayacağını düşünerek, onu kendi yatağına oturtur, sevgili yayını, boş sadaklarını, şırfıntının ona verdiği, üzerinde sadece bir ‘L‘ harfi olan küçük, beyaz kartı alır ve odadan kaçarcasına çıkar..

..zira bütün bunların sorumlusu olduğunu düşündüğü Udoorin’e söyleyecek bi çift lafı vardır!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

08:34

Laila merdivenlerden inerken zırhlığını geçirir üstüne ve defalarca tekrarlanmış olmanın verdiği alışkanlıkla, bakma ihtiyacı duymadan zırhın bağcıklarını çeker, omuz tokalarını ve yan kayışlarını bağlar ve merdivenlerin son adımlarını atlayarak iner.. Aradığı kişi de tam olarak oradadır. Hanın giriş katında, kapıdan en uzak yerde.. ve yalnız değildir..

‘Bu gün hiçbir şeyin doğru gitmediği ‘o’ günlerden olacaksa, hiç uğraşmayım!’, diye burnundan solur..

Udoorin onu fark eder ve elini ona sallayarak heyecanlı bir şekilde yanlarına çağırır.

Laila yüzünü buruşturur.

Son üç gündür yaşadıklarından dolayı biraz keyifsizdir ve Udoorin’in, Prenses ile paylaştıkları masada kafalarına odunla vurulmuş iki tavuk gibi birbirlerini seyredişlerini izlemek gibi bir niyeti yoktur.

‘Bu sefer paçayı yırttın, Dorin!”, diye hicveder içinden ve hanın kapısına yönelir, ancak o esnada Aager, gözleri şişmiş olmasına rağmen yüzünde çocuksu bir mutluluk taşıyan bir Inshala ile hana gelirler.

‘Sen ne yaptın? Önce ağlatıp sonrada kızcağıza afrodit mi içirdin!’, diye ona da çatar içinden Laila.

Prenses gelen ikiliyi görünce yerinden fırlar ve koşarak Inshala’ya sarılır ve kulağına bir şeyler söyler.

 

Laila, Prensesin Inshala’ya ne söylediğini bilmez, ancak sonuçlarını hayretle seyreder.

 

Inshala olduğu yerde kendisine söylenen şeyi anlamamış biri gibi kalakalır. Sonra yüzü kıpkırmızı kesilir, Aager anında kendi kulaklarını kapatır, ve küçük kız kulak çınlatan bir çığlık atıp Prenses Lorna’nın kucağına atlar.. ve hüngür hüngür ağlamaya başlar!

‘Nooluyo yaa?!’, diye hayretle bunları seyreder Laila.

Kıpkırmızı yüzü olan tek kişi Inshala değildir.

Udoorin’in de yüzü kızarmış bir şekilde sırıtarak Aager’e yaklaşır.

Aager bir an önündeki genci süzer, sonra ona “Olm, sen tam bi avanaksın!”, der.

Bunu duyan Udoorin ise daha da sırıtır ve “Tahmin edemeyeceğin kadar!”, diye cevap verir.

 

Laila bir anda fena bir şekilde içkillenir ve Udoorin’e yaklaşır.

“Hayırdır, Udoorin? Neler oluyor?”, diye sormasıyla Prensesin ona da sarılması bir olur.

“Biz.. uhh.. umm.. biraz nişanlandık.!.”, diye daha da kızarmış bir şekilde itiraf eder Udoorin.

 

Laila..

Laila çarpılmış gibi olur!

“Hangi ara..? Nasıl..? Ne zaman..?”, diye afallar.

 

“Dün akşam, sevgili Laila.”, diye pembe bir yüzle, fısıldar gibi konuşur Lorna.

“Aslında daha çok, bu sabah.. biraz erken saatlerde.. idi..”, diye kekeler Udoorin.

“Biz aslında biraz hava almak için çıkmıştık.. Heaven Parkına doğru yürüyelim dedik.. ve yürüdük.. Sonra..”, diye gevelemeye başlar Prenses.

Laila bu sakin, ağırbaşlı kızın bu güne kadar tökezlediğine asla müşahade etmemiştir. Tıpkı gevelediğine müşahade etmediği gibi..

“..Sonra aylardır birbirimiz için neler hissettiğimizi bildiğimiz halde bu konuda neden bir şeyler yapmadığımızı düşündük..”, diye hızlı bir şekilde anlatır Udoorin.

“Ve bir şeyler yapmaya karar verdik!”, diye tamamen pembeleşmiş yüzünde mutlu bir ifadeyle bitirir Lorna.

Inshala dayanamaz.

Tekrar Lorna’ya sarılır ve tekrar ağlamaya başlar.

 

‘Demek şirretin koruduğu sizlerdiniz..’, diye uyanır Laila ve kadının “Korkarım bunu size söyleyemem zira kendileri korunduklarının farkında değillerdi. Bununla beraber, kimliklerinin bir sır olarak kalacağını da pek sanmıyorum.”, derken ne kast ettiğini anlayıverir.

 

Laila bir anda Udoorin’i de, Prensesi de kıskanır.. ve onlar için mutlu olur..

..zira bütün çektikleri sıkıntıların arasından, yeni bir beraberlik, yeni bir sevinç, yeni bir gün doğmuş gibidir.

Sevgili kuzeni ile gerçek anlamda tanışmasına sebep olan, yıllar önce Udoorin’le yaptığı o kavgayı, o kavgadan sonra Udoorin’in husumet gütmesi yerine arkadaşlığı tercih ederek gösterdiği büyüklüğü, Themalsar’da beraber geçirdikleri sayısız tehlikeleri, Serenity Home’a geri dönüşlerini, oradan Arashkan’a yola çıkışlarını, yolda karşılaştıkları tehlikeleri ve en sonuncusu olarak da arenada yaşadıkları ölüm kalım mücadelesini hatırlar, kısa bir anlığına hepsini, ama hepsini tekrar yaşamış gibi hisseder ve Laila’nın içi içine sığmaz..

Kendisinden önce ayakları hareket eder.

Söylemeden önce de kolları kalkar ve en eski arkadaşlarından biri olan Udoorin’e sarılır.

“Senin için ne kadar sevindiğimi bilemezsin, sevgili arkadaşım.. Prensesimize iyi bak ve onun onurunu her zaman koru.”, diye fısıldar ona.

Sonra döner ve Lorna ablasına yapışmış olan Inshala’nın ayrılmasını beklemeden, her ikisine de sarılır.

 

Udoorin’in gözleri biraz dolar.

Mutludur.. Çok mutludur aslında çünkü Laila’yı kendisi kadar iyi çok azı tanır.

Laila sergilediği dış görünüşüne ve davranışlarına rağmen, gerçekte çekingen, içine kapanık, kırılgan, sevgisini yansıtma konusunda kötürüm, ve kolay kolay hiç kimseye dokunmayan bir kızdır ve bu güne kadar babası dışında onun gönüllü olarak sarıldığını gördüğü tek kişi de kuzeni olmuştur..

..ve Laila, kardeşi gibi bildiği Udoorin için bir istisna yaparak ona da, sevdiği kıza da sevgisini açıkça, ve hiç sakınmadan göstermiştir.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

13:48

Laila en sonunda kendisini handan dışarı atmayı başarır. Inshala’nın çığlıklarına uyanan Gnine ve bir anda kendisine gelen Lady Magella, birinin elinde hedef arayan bir ateş topu, diğerinin elinde ise koca gürzü ile gözü dönmüş bir şekilde aşağı koşmuşlar, neden sonra olanları anlayınca ortam bir anda mutlu bir kutlamaya dönüşmüştü.

Aager’in hancı ile konuşması, ve biraz da altının el değiştirmesiyle, hanın tamamı o günlüğüne ‘özel etkinlik dolayısıyla’ kapatılmıştı. Inshala’nın yalvarmasıyla Aager tekrar hancıyla konuşmuş, tekrar altınlar el değiştirmiş, komşu evlerden gönüllü ne kadar kadın varsa çağırılmış ve salon katı köşe-bucak bir güzel temizlenmiş, bu esnada da Aager, Gnine ve Laila yemeklik için doğru düzgün bir şeyler almaya Alls Bazaar’ına gitmişler Inshala, Lady ve damdan çağrılan Merisoul da hanın mutfağına girip alınan yemekliklerden bir sürü yemek hazırlamışlardı.

Gerçekte Inshala ve Lady yemekleri yapmış, Merisoul ise üst raflardan birine çıkmış, bir yandan mutlu bir ifadeyle olup bitenleri seyretmiş, bir yandan da her yemeklere bir şey koymaya çalıştığında Lady’ye, “Emin misin ondan konması gerektiğine?”, diye sorarak, onu çileden çıkarmıştı!

Bütün bunlar olurken Udoorin ile Lorna’nın herhangi bir şeye dokunmalarına izin verilmemiş, Laila Udoorin’e eşlik ederken, Anglenna da sessizce Lorna’nın yanında durmuştu.

Öğlen olduğunda masalar birleştirilmiş ve hazırlanan yemekler konulmuş, çok uzun bir zamandır düzgün birşey yememiş grup, büyük bir iştah ve keyifle oturmuşlardı masalara.

Yemekler sunulmadan önce ise, Yetkin Tapınak Muhafızı olan Lady Magella tarafından ve resmi statüleri kati olan bir İzci Onbaşısı ile bir High Lady şahitliğinde nişanları ‘resmileştirilmişti’.

İlginç bir şekilde, nişanın bir çok şahit eşliğinde tekrarlanması ve açık rütbe ve makamlı kişilerce resmileştirilmesi fikri High Lady Anglenna’dan gelmişti..

 

Yemek esnasında Udoorin ve Lorna, kızarmış yüzlerle Lady Magella’nın yanına gelmişler ve kendilerinden özel bir ricade bulunmuşlardı;

Udoorin, Lady’den babasına nişanla ilgili bir mesaj göndermesini istemiş, Lorna’da, mesajın kaynağını gizli tutması kaydı ile annesi, Bari Na-ammen Rise’si Nadine Graciousward’a aynı konuyla ilgili bir mesaj göndermesini rica etmişti. Lorna’nın ek olarak istediği tek şey, nişanlısının ismi, geldiği ve şu anda bulundukları yer ve genel olarak yer ve kimlik tespiti yapılmasına sebep olabilecek her türlü bilgiden sakınmasını rica etmişti.

Lady bunu makul bulmuş olsa da, üzülerek prensese bakmıştı. Bu kız bir hanımefendiydi, iyi niyetli, samimi, dış güzelliği, sadece iç güzelliğinin bir uzantısı olan, High Elflerin gelecekteki kraliçesiydi ve annesinden de, babasından da bu şekilde sakınması gerekiyordu ve Lady, bu Nadine denen kadına bir gün bunun hesabını soracaktı!

 

Kutlamaya direk katılmayan sadece iki kişi olmuştu. Biri, hangi ara tedarik ettiği bilinmeyen, koca nişan pastasından sorumlu, buna rağmen utançla merdivenlerin üstünden prensesini izleyen Darly Dor, diğeri ise onun yanında, bıçak mesafesinde, yüzünde okunması zor bir ifadeyle çömelmiş Lilly Venom’du.

Neden sonra Aager yukarı çıkmış, Darly’nin kıçına bir tekme atıp onu aşağı göndermiş, uzun dakikalar Lilly ile bir şeyleri tartışmış, ancak belli ki onu ikna edememişti.

Sinirlenmiş bir şekilde aşağı geri inen Aager’in yüzünü gören Inshala, hanın salonunda yüzlerce çiçek açtırma işini bırakıp, koşarak merdivenleri tırmanmış, “Hadi ama Lilly abla, lütfen! Mutluluklar uzaktan seyredilmemeli, paylaşılmalı!”, diye kızın koluna yapışıp onu yalvara çekiştire aşağı, kutlamanın içine çekmişti.

 

İnsanlar garip varlıklardı gerçekten!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

16:11

Laila oldum olası klişeleri seven biri olmamıştır ve klişe gördüğünde nedense hedef parmaklarının kaşındığını hissetmiştir. Bu yüzden ‘kapanmadan önce’sine yetişmek için High Bazaar’da ikamet eden bu Largo kaçakçısının dükkanına ulaşmak için handan ayrıldığından beri koşmuş ve ancak klişeyi duyduğunda yavaşlamıştı.

“Ya paranı, ya canını!”

 

Laila, muhtemelen kırık bir burundan gelen sesle söylenmiş olan bu ifadeyi duyduğunda..

..’mutlu’ oluvermişti birden!

 

Sanki önüne birisi en sevdiği, içinde kırık çikolata ve fındık parçaları olan pasta getirmişler ama pastanın üstünde olmazsa olmaz olan kremasını koymayı unutmuşlarken, birden bir başkası gelmiş ve “Ya paranı, ya canını!” ile pastanın üstünde eksik olan o kremayı sürmeye başlamıştı..!

 

Laila yavaşlamış, ancak durmamıştı.

Temposunu arttırarak, bir sağ, bir sağ daha, bir sol, düz git..

..ve işte klişe: orada küçük, yaşlı bir adamı yakasından tutup duvara sıkıştırmış, kel, iri kıyım adamı görür Laila ve hızını hiç azaltmadan, dirseğini çıkarmış ve hafif uçarak geçer yanından, iki adım geçtiğinde de tekrar konar yere ve arkasına bakmadan, ‘kapanmadan önce’sine yetişmek için High Bazaar’a doğru devam eder.

Laila hayal meyal yaşlı adamın teşekkür edişini duyar.

 

Yol boyunca Laila altı farklı olaya daha karışmıştı ve bunlardan bir tanesine, bir sokak satıcısından zorla açmalarını aşırmaya çalışan iki şehir muhafızı da dahildi. Laila sonuncusu hariç bu olayların hiçbirisinde silah kullanmamış, silahlarını da çekmemişti.

Şehir ve bar kavgalarında asla silah çekilmezdi çünkü her ne olursa olsun, silah çeken her zaman haksızdı!

 

Son olayda muhafızlara aldıkları açmaların parasını ödemelerini rica bile etmişti..

..ama bu dangalakların da annelerini utandırma eğilimleri vardı, belli ki.

Üstüne üstük, üçer bakırlık açmalar için mızrak doğrultmuşlardı!

 

KİM ÜÇ BAKIRLIK AÇMANIN PARASINI ÖDEMEYECEK KADAR ADİ OLABİLİRDİ Kİ?

 

Belli ki bu iki avanak!

Laila birinin mızrağını kapmış, dizinde kırıp ikiye bölmüş, ve artık kıymıklı iki sopası olduğu için iki muhafızı da ‘amca’ deyinceye kadar dövmüştü! Ancak Laila amcası konusunda hassas biriydi, dolayısıyla bu salakların amcalarını böylesi bir yenilgiye alet etmeleri, sakin bir şekilde vurduğu sopaları, artık kızmış bir şekilde vurmasına sebep olmuştu!

 

Anlaşılan Laila Arashkan’dan ayrıldığında, “Arkamda şu kadar ‘leş’im var!”, diyen tiplere dönüşecekti!

 

İzci Onbaşı ağlayan muhafızları döverken, ta Arashkan Adalet Sarayının önündeki saat kulesinden yankılanan çanları duyunca kendisine gelmişti.

 

Saat 18:00 olmuştu!

 

Laila içinden sağlam bir küfür savurmuş, hayretle önünde gerçekleşen ‘uygulamalı ahlak dersini’ seyreden satıcıya ‘verdiği zahmetlerden’ dolayı bir altın uzatmış ve High Bazaar’a son hızla yola koyulmuştu!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

18:21

Laila, Largo adındaki silah kaçakçısının yerini bulduğunda, bir çok dükkan ya çoktan kapatmış, yada kapatmak üzereydi..

“Kusura kalmayın, genç bayan.”, diye ‘gazlı’ bir ses duymuştu karanlık dükkanın derinliklerinden. “Saat 18:00’i geçeli çok oldu. Şansınızı yarın denersiniz..”

 

Laila fena halde kızgındır.

Laila burnundan soluyacak kadar kızgındır.

Laila bu Largo denen adamı da ‘leş’ler listesine eklemek istemektedir.

Ama derin bir nefes alıp sakinleşmeyi tercih eder zira adamı tehdit ederse, Anglenna’nın kendisi dahi gelse, adamdan bir hayır gelmezdi.

 

“Efendi Largo’yu arıyordum.”, der olabildiğince serin bir sesle.

“Efendi Largo’yu buldunuz genç bayan, ancak biraz geç buldunuz. Şehir kanunları, bütün pazar yerlerinin saat 18:00’de kapatılmasını söyler ve benim ceza yemeye hiç niyetim yok.”, der aynı ‘gaz’lı ses dükkanın karanlığından.

“Sizi anlıyorum, Efendi Largo. Ancak beni.. umm.. ‘özel’ bir müşteriniz gönderdi ve her konuda bana yardımcı olabileceğinizi söyledi.”, diye profesyonel bir üslupla şansını neder Laila.

“‘Her konuda’ biraz abartı olmuş sanırım!”, diye ‘fırk’lar gazlı sesin sahibi. “Kimmiş bu özel müşterim?”

“Adını vermemi istemedi. Ancak bunu göstermemin yeterli olacağını söyledi.”, der İzci Onbaşı ve cebinden üzerinde sadece bir ‘L‘ harfi olan küçük, beyaz kartı çıkartır.

 

Kendisinin Largo olduğunu iddia eden gazlı sesin sahibi bir an durur.. Neden sonra hafif bir çakmak taşı sesi duyulur ve bir gaz lambası aydınlanır. Gaz lambasının aydınlanmasıyla Laila hayatında gördüğü en yakışıklı olmasada, sayılı güzellikteki bir yarı elfi bulur karşısında.

Adamın, altın sarısı hafif dalgalı saçları, kötü ışıkta ancak mavi olduğunu tahmin edebildiği gözleri, biçimli dudakları, geometrik bir çenesi ve oldum olası Laila’nın hoşuna giden kalın kaşları vardı!

 

“Karşılıklı kıvılcım dedikleri bu olsa gerek!”, diye sırıtır Largo, Laila’ya. “Güzelliğinizi aydınlıkta görmüş olsaydım, bu kadar zorluk çıkarmazdım..”

 

Laila biraz daha alık alık bakmayı tercih eder adama!

 

Laila adama bakarken, adam izci kızın etrafından dolanır, “Müsaadenizle genç ve güzel bayan..”, der ve elinde taşıdığı kancalı bir sopayla dükkanın kepenklerini içeriden indirir. “Ancak memurlar bizi açık görürlerse, bu güzelliğinizle sizin müşterim olduğunuza inandıramam!”

 

Laila’nın zihninin avının peşindeyken ki keskin kısmı donmuş gibidir. İzci kız, ‘Hadisene, bi şeyler yap, bi şeyler söyle!’, diye, ne kadar ittirip dürtse de, zihninden herhangi bir tepki alamaz.

‘Öyle olsun bakalım..’, der Laila kendi içinden. ‘..ben de bu işi akılsızca yaparım o zaman!’, diye tehdit eder kendisini ve bu tehditi, mevcut şartlar altında yapabileceği potansiyel ahmaklıkları düşünerek bir anda devreye girer!

 

“Siz.. umm.. Largo’musunuz?”, diye sorar. “Pek de beklediğim gibi birisi değilsiniz.”

“Umuyorum ki olabildiğince düşük beklentilerle gelmişsinizdir buraya o zaman.”, diye sırıtmaya devam eder Largo. “Bu şekilde her ne yaparsam, harika olma fırsatım olmuş olacak!”

Laila ‘fırk’lar.

Adamın rahat davranışları zorlama yada yapmacık değildir. Tamamen doğal ve kendisine özgü bir hali var gibidir. Largo denenen bu adam rol yapmıyordur.

Bu adam, rolün kendisidir!

 

Largo, Laila’ya elini uzatır.

Laila ister istemez uzatılan eli tutar.

 

Ve öylece bekler!

“Ummm.. ben kartı görmek için elimi uzatmıştım, ama bu da olur.”, diye nazikçe izci kızının eli öper.

Laila cevapsız bir şekilde kartı adama uzatır.

Ama el olduğu yerde kalmaya devam eder!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

18:45

High Lady Anglenna!”, diye ünler Largo, boş karta bakarak. “Hanımefendinin, High Lady Anglenna gibi birisiyle nasıl bir münasebeti olabilir?”

“Olabildiğince az.”, diye mırıldanır Laila.

Largo buna keskin bir kahkaha atar.

“Aaaa.. Lady Anglenna’nın muhteşem hallerini yakinen tecrübe etmiş gibisiniz.”, der Largo mutlu bir şekilde.

“Kaçınılmaz olarak!”, der Laila biraz kızarmış bir yüzle.

“Genç bayan.. Şayet Lady Anglenna söz konusu olduğunda sizi anlıyorum dersem, bunun sizi tamamen anlıyoruma tekabül ettiğini bilmenizi isterim. Kendileri düşmanları için yaşayan bir hanımefendidir!”

“Çok da kibirli!”, diye ekler Laila istemsiz bir şekilde.

“Evet..”, diye onlaylar Largo. “..Bununla beraber, sizin gibi bir izcinin, Lady Anglenna gibi.. Nasıl desem..Nevi şahsına münhasır bir bayanla nasıl bir ilişkiniz olduğunu merak etmiyor değilim. Bu kart ona verdiğim kart. Kendileri yere konması imkansız bir aristokrat ve siz de kati bir şekilde mesleğini hayat ve ölümü an be an yaşayan birisiniz.. ve bu ikisinin arasında olası bir köprü hayal edemiyorum bir türlü..”

“Bu kartı kendilerinden çaldığımı mı ima ediyorsunuz?”, diye ilk defa serin hali devreye girer Laila’nın.

“Bu dünyada her şey mümkün. Bununla beraber bu ihtimal aklıma bile gelmedi. İzciler, çapulcu değildirler ve çapulculuk da yapmazlar.. Sizi gücendirdiysem, lütfen beni bağışlayın zira niyetim bu değildi. Sadece anlamaya çalışıyorum, o kadar.”, der Largo samimi bir şekilde.

“Al benden de o kadar!”, diye cevabını yapıştırır Laila.

 

Largo denen adam bu cevaptan alındıysa bunu belli etmez. Ama takdirini de gizlemez.

 

“Anglenna ile an itibariyle aynı istikamette yol alıyoruz, dersem bu sizin için kabul edilebilir bir açıklama olur mu, peki?”, diye sorar Laila.

“Hmm..”,  diye düşünür Largo. “Kendisine sıfatsız, ve sadece adıyla hitab ettiniz. Bu saygısızlık göstergesi olabilir.. Kendilerine karşı hiçbir saygı duymadığınızı ve yüzüne de aynı şekilde hitab ettiğinizi de gösterebilir, ya da bir şekilde sizden bir çıkarı olduğu için bu saygısızlığınıza göz yumuyor olabilir, yada size ciddi bir şekilde borçlandığı anlamına geliyor olabilir!”

Laila adamın bu kadar derinlemesine yorum yapmasından nedense huylanır zira böylesi kişilik analizleri yapabilenler, silah kaçakçısı olmazlar, ya bir muharebe taktik generalidirler, yada oldukça mevkiili bir yerde idarecidirler, diye düşünür..

..yada bir teşkilatın kıdemli üyesi olurlar!

“Bir kaçakçı için ayrıntıları biraz fazla yakından inceliyorsunuz..”, diye temkinli bir şekilde sessizce konuşur izci kız ve ellerini yavaşça yana salar —kılıçlarının yanına.

 

Kısa bir anlığına Largo önünde altı yüz yardalık bakışlarla duran kıza bakar..

..ve tekrar sırıtır!

 

“Tüh! Kendimi ele verdim sanırım.”, der mutlu bir şekilde. “Lütfen rahat olunuz.. Bir izciye saldıracak kadar aptal değilim.”

“Ama asıl soru bu değil.”, der Laila aynı temkinle.

“Nedir asıl soru?, diye hayretle sorar Largo.

“Asıl soru, ne kadar aptal olduğunuz değil, bunu göstermek için ne yapacağınız..”, der Laila ve ellerini kılıçlarına yaslar.

 

“Hanımefendi.. Lütfen.. İnanın size herhangi bir şekilde zarar vermek niyetinde değilim.”, der Largo.

“Ben insanların niyetlerine göre hareket etmem zira bunu bilemem. Sözlerine ve sergiledikleri davranışlara göre hareket ederim.”, der Laila.

 

Largo, ‘teslim oldum’, kabilinde ellerini kaldırır.

“Hanımefendi. Size Lady Anglenna ile aranızdaki münasebeti sordum, çünkü kendileri ‘takip altında’ olan birisi.. ARİS tarafından.. Ve bir izcinin adının farkında olmadan çamura bulaşmasını istemediğim için sorduklarımı sordum size!”

Laila kaşlarını çatar.

“ARİS?”

 

 

“Arashkan İstihbarat Servisi!”

 

Laila’nın tek kaşı havaya fırlar zira ARİS.. Arashkan İstihbarat Şeysini daha önce ne duymuştur, ne de böyle bir servisten haberdarlığı olmuştur.

 

“ARİS..”, der Laila sessizce. “..Biraz dramatik olmuş sanki?”

“Aaaa.. evet kısaltma olarak aslında biz AİS’i istiyorduk ama başka bir şirket o kısaltmayı bizden önce kapmıştı çoktan.”, diye kabul eder Largo esefli bir sesle.

“Hangi şirket?”

“AİS — Arashkan İnternet Servisi!..”, der Largo sırıtarak. “.. ama bu konumuzun dışında.”

“‘Biz AİS’i istiyorduk..’, derken?”, diye diğer kaşı da kalkmış bir şekilde sorar Laila.

 

Largo kelime kullanımlarında yaptığı hatayı anlar bir anda ve yüzünde kötürüm bir ifade belirir.

“Shit!”, diye küfreder sessizce.

“Çok ayıp, Ajan Largo, ama isabetli!”, der Laila, ellerini kılıçlarından ayırmaz ama muhteşem bir şekilde de sırıtır.

“Zekisiniz, hanımefendi.. Bu işleri kolaylaştıracaktır.”, der Largo. “Ancak burası konuşmak için pek de uygun değil. Aşağı kata inelim. Orası ses muhafazası açısından biraz daha güvenli..”

Largo, Laila’yı beklemez.

Dönüp elindeki lambayla içi tıka basa mallarla dolu dükkanın derinliklerine ilerler. Sonra izci kızın kendisini takip etmediğini fark edince durup ona bakar.

“Bir sorun mu var, hanımefendi?”, diye sorar ona.

“Sizi karanlıkta takip etmemi istiyorsunuz..”, der Laila temkinli bir ifadeyle.

“Evet.. Bir izci olarak bu sizin için çok da zor olmasa gerek, öyle değil mi?”

“Efendi Largo.. Şayet kılıçlarımı çekmek zorunda bırakılırsam, bu birilerinin mutlaka öleceği içindir!”, der sakin bir şekilde Laila.

“Sizden daha azını beklemezdim zaten..”, diye sırıtır Largo.

 

Laila kaşlarını çatar, derin bir nefes alır, ve Largo denen bu.. her ne ise, adamın peşinden aşağı kata iner.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

19:03

Nerden, nerden, diye düşünüyordum ve en sonunda hatırladım.”, der Largo oturduğu tabureden. Adam, Laila ile aşağı kata, çok da geniş olmayan, yeraltındaki bir odaya inmiştir. Oda muhtemelen göründüğünden daha büyüktür ancak barındırdığı eşyalar dolayısıyla daralmıştır.

“Siz İzci Onbaşı Laila ‘Bane’ Wolvesbane’siniz.. Serenity Bölüğünden!”, der adam ve hem hayret, hemde hafif bir.. hayranlık? la bakar izci kıza.

“Bu kadar meşhur olduğumu bilmiyordum?”, der Laila, bulundukları dar odadaki tek masanın diğer yanındaki tabureden.

“Aaaa.. Öyle demeyin İzci Onbaşı. Bane’s Song Operasyonunda kuzeniniz İzci Onbaşı Morel Songsteel ile gösterdiğiniz başarı tam bir efsane!”, der Largo mutlu bir şekilde.

Laila kaşlarını çatar.

“Bu bilgiyi nasıl elde ettiniz?”, der tehlikeli bir sesle.

Largo omuzlarını silker.

“Serenity Home, Arashkan şehrine bağlı bir kasaba, İzci Onbaşı. Şerif Standorin, gerekli ve önemli bulduğu her türlü istihbaratı bize gönderir çünkü bu zorunluluk, görevlerinden sadece bir tanesi. Yıllar önce kendisini buraya, bizimle çalışması için davet etmiştik, ancak Serenity’den ayrılmak istemediğini söyledi bize ve kendisini bekleyen oldukça kıdemli bir mevkii de reddetmiş oldu.

Bu bilgilerden, Belediye Başkanınız, Arthandos Yuleman da haberdar. Kendilerinden, özellikle son yıllardaki operasyonları planlayan ve uygulayan Aager Fogstep’i de istedik. Tıpkı sizi ve kuzeninizi istediğimiz gibi. Arashkan’ın yeni, uyanık, becerikli, tecrübeli, taze kanlara ihtiyacı var. Özellikle de son birkaç yıldır yaşadığımız kayıplardan sonra.. Kayıplarımız var, ancak cevaplarımız yok ve Princeps Kaladin sabırsızlanıyor.

Ancak ne şerif, ne de Yuleman sizlerden vazgeçmek istemediler ve bizleri geri çevirdiler.”

 

Laila hayretle adamın söylediklerini dinler.

 

“Şimdi size lafı daha fazla uzatmadan, neden Lady Anglenna ile ilgilendiğimizi anlatacağım, ancak bu bilgiyi Aager Fogstep ve Şerif Standorin dışında kimseyle paylaşmamanızı rica edeceğim.”, der Largo.

 

Laila yavaşça başıyla onaylar.

 

“Olaylar öyle çetrefilli ki, neresinden başlasam başka bir yanı elimde kalacak..”, diye kendi kendine mırıldanır Largo, ve bir yanağını kaşır.

“Sizi ilgilendiren kısmı itibariylesini anlatayım şimdilik, gerisini sonra düşünürüz..

Bundan birkaç yıl önce Lady Anglenna, High Spires Efendisi Philius’a, High Woods Ri’sinin, Birinci Lord Princeps Kaladin’e gönderdiğini iddia ettiği bazı hediyelerle geldi. Philius’da hediyeleri, Princeps Kaladin’in Antikalardan, Saraydaki Sanat Eserlerinden ve Soyluların Gönderdiği Hediyelerden sorumlu memuruna teslim etti. Nevarki hediyeler saraya ulaştırılamadan o gece söz konusu memurun evinden çalındılar.

Söz konusu memuru da ertesi akşam evinde öldürülmüş olarak bulduk.

İşte işin çetrefilli kısmı da bu noktada başlıyor zira birileri aynı gün söz konusu memurun katilini, daha evi terk edemeden bulmuş ve onu öldürmüşlerdi.

Daha sonra edindiğimiz bilgiler bize hediyelerin ‘lanetli’ olduğunu söylüyor ve o hediyelerin Princeps’e ulaştırılması için gösterilen çabayı göz önünde tutarsak, buna inanma eğilimindeyiz.

Bu cinayetten, o zamanlar Arashkan’da varlık gösteren ve ‘Lanet Piçler’ olarak bilinen Kesiciler Loncasının sorumlu olduğunu düşündük. Nevarki bu olay bir şekilde onlarla Hırsızlar Loncası arasındaki husumetin tetiklenmesine de sebep oldu ve iki lonca üç gün süren, son derece kanlı ve arkalarında bizim bulabildiğimiz kadarıyla 416 ceset bırakacak şekilde sonlandı; Hırsızlar Loncası, bulabildikleri tüm Lanet Piçi öldürdüler ve onlar sayesinde yıllardır Arashkan’da bir kesiciler loncası yok.

Bu başlı başına mutlu bir kıyım olmakla beraber, bizim de takip edebileceğimiz herhangi bir ip ucu da bırakmamış oldular!

Şimdi, asıl konumuza, ortadan kaybolmuş High Woods hediyelerine dönersek, deliller ortadan kalkmış olmakla beraber, eylem ve teşebbüsün varlığının inkar edilemezliğidir..

Bunun anlamı da, High Woods Ri’si, Arashkan Princeps’ine suikast teşebbüsünde bulunduğu, bundan haberdar olmayıp, söz konusu suikast teşebbüsünün gerçekleşmiş olması halinde suçu Ri Grandaleren’e yıkmayı planlayan birisinin varlığıydı.

Her hâlükârda bunun anlamı da Arashkan’ın, en yakın komşusu olan High Woods’a savaş açması anlamına geleceği idi..

Tek sorun, olaya bir şekilde kaderin bir cilvesi karıştı diyelim, ve kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey oldu; hediyeler çalındı!

Özetle olay, hiç başlayamadan bitmiş oldu, zira hediyelerin ‘laneti’ Princeps’i öldürememiş bile olsa, bu savaş için yine yeterli bir sebep olurdu..”

 

“Olay başlamadan bitmiş o zaman. Gerisi istihbaratın işi.. Bir izcinin değil.”, der Laila nötr bir sesle.

 

“Kısmen doğru. Ancak evinde öldürülen ve Antikalardan, Saraydaki Sanat Eserlerinden ve Soyluların Gönderdiği Hediyelerden sorumlu memur, Felisia Fremier adında bir hanımefendi idi ve Princeps Kaladin’in de pek sevdiği yeğeniydi!”

 

Laila olduğu yerde çakılıp kalır zira bu ismin sessizce söylendiğini duymuştur. Söyleyen kişi bu ismi, hışımla, hüzünle, kahırla ve büyük bir hırsla söylemiştir her defasında ve Laila o kişiyi tanır zira bu kişi High Spires Efendisi Philius’un unutulmuş oğlu, Darly ‘Darlius’ Dor’un ta kendisidir!

 

“Ve bunların hepsini bir şekilde birbirine bağlayan kişi de High Lady Anglenna’dır. Size onunla aranızdaki münasebetinizi sormamın sebebi de buydu.”

Laila hiç sektirmeden cevap verir.

“Efendi Largo. Ben Serenity Home’dan, özel bir görev için gönderildim ve her ne kadar Arashkan şehrine yardımcı olmak istesem de, kendi görevimden sakınamam. Bununla beraber, size en başta söylediklerim de hala geçerlidir; Anglenna ile sadece aynı istikamete gidiyorum şu an, o kadar. Kendisine herhangi bir borcum yok. Ancak ve şayet onun bir ihanetin parçası olduğuna şahitlik edersem, emin olun ki kendisini gördüğüm yerde öldüreceğim.. Ben bir izciyim. Politikacı değil!”

 

Largo, Laila’ya biraz hayal kırıklığına uğramış gibi bakar ve izci kıza o bakış nedense tanıdık gelir.

Laila aynı hayal kırıklığını Themalsar’dan döndüklerindeki akşam, Serenity Home’da gerçekleşen şölende onunla dans eden birisine, “Çok kısa bir süreliğine geldim. Korkarım görevimiz bitmedi ve bu sefer çok daha uzağa, çok daha uzun bir süre gitmem gerekecek ve dönebilecek miyim bilmiyorum..”, dediğinde görmüştü..

 

“Summersong..?”

 

..diye istemsizce fısıldar Laila önündeki adama.

Largo bir anda irkilir ve izci kıza hayalet görmüş gibi bakar!

“Bu ismi nereden biliyorsun?”, diye tıslar ve bir eli masanın altında kaybolur.

“Efendi Largo.. Eliniz.. Lütfen!”, diye rica eder Laila.

Largo yüzünü buruşturur ve tuttuğu hançerle beraber elini tekrar masanın üstüne koyar.

“Zeki olduğunuzu zaten söylemiştim size genç bayan. Ancak bununla kafama vurmanıza gerek de yoktu!”, diye alınmış bir sesle konuşur Largo. “Evet. Adım Largo Summersong, ve siz bunu nereden biliyorsunuz?”

“Benzerliğinizden..”

Largo bu cevaptan herhangi bir şey anladıysa, bu hiçbir şekilde yüzüne yansımamıştır.

“D.D. Dexter Summersong.. Oğlunuz..!”

 

Largo öylece Laila’ya bakar..

..sonra başını önüne eğer.

 

“Neden onu terk ettiniz? Dahası neden ona öldüğünüzü ikna ettiniz?”

 

Largo uzun bir süre cevap vermez, başını da kaldırmaz.

Neden sonra, anca duyulur bir sesle cevap verir.

“Bu meslek.. Bizlerden hayatlarımızdan çok daha fazlasını alıyor. Dışarıda..”, diye muallak bir el hareketiyle Arashkan Şehrine işaret eder. “Bir milyonu aşkın insan, her gün nasıl tehlikelerle karşı karşıya olduklarının farkında olmadan yaşıyorlar.. Ama biz biliyoruz.. Sen, ben ve bir kaç iyi adam! Ve birileri de bizleri avlıyor. Eşimi yıllar önce öldürdüler. Ben gizli bir görevdeyken. Ben de Dexter’ı aklıma gelen olabilecek en güvenli ve en uzak yere, Serenity Home’a gönderttim, babasının bir görevde öldüğünü sanarak. Onu oraya gönderdim çünkü orada Şerif Standorin vardı.”

“O sizi asla unutmadı ama..”, der Laila gözleri dolu bir şekilde çünkü kendisi çok iyi bilirdi ‘o’ tür kaybın ne anlama geldiğini..

Laila, kuzeni Morel, en yakın arkadaşları Gnine ve Udoorin, küçük, sevgili Inshala, hafif kaçık Merisoul ve hatta ve asla ısınamadığı Aager.. Hepsi çok iyi bilirlerdi ‘o’ tür kaybın ne anlama geldiğini..

 

Laila, yıllar önce birkaç defa kendisine sorup, ancak çok daha sonra ne anlama geldiğini utanarak öğrendiği ismin anlamına tüm çıplaklığı ile ayılı verir..

D.D. Dexter; Daddy Dead Dexter!

 

Ve anladığı bir başka şey ise, bu ismi çocuğa, bilinçli olarak kendisinin vermiş olduğudur!

 

“Gökler aşkına.. Hiç kimse böyle bir yükü, böyle bir acıyı taşımamalı!”, diye inler Laila bir eli ağzında ve dolu gözlerle.

“Hiç kimse taşımazsa bu yükü, peki kim koruyacak insanlığı?”, diye sorar Largo Summersong sessizce..

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

02:12

Laila yorgun ve bitmiş bir şekilde hana geri döner. Bu gün, onun için her bir açıdan yorucu bir gün olmuştur. Yetmiyormuş gibi bir de yolda iki sarhoş genç kendisine ‘iyi vakit’ geçirtmek istemişlerdi! Laila gençler adına bir şey söylemek istemez ancak kendisi kesinlikle iyi vakit geçirmişti.. Ertesi gün uyandıklarında gençlerin hayatlarını tekrardan değerlendirmeleri için İzci Onbaşı onlara bayağı bi kırık malzeme bırakmıştı!

İçeri girdiğinde beklediği dağınık, kutlama yapılmış izlenim ve izlerini göremez ve bunun sebebi de, yorgunluktan bir bankın üzerine yığılıp kalmış, başı, kendisini derin, karanlık gözlerle süzen adamın bacağına yaslamış küçük, sevgili Inshala’dır.

“Annem bana hiçbir zaman, ‘Bu saate kadar neredeydin?’, diye sormadı.”, der Aager sessizce, uyuyan kız uyanmasın diye.

“Çünkü sen uslu bir çocuktun?”, diye cevap verir Laila yorgun bir sesle.

“Hayır. O öldürülüp ben ve kız kardeşim götürülünceye kadar evden hiç çıkmadık çünkü Drashan’da başıboş çocukları mızrakla şişlemek ayrıcalıklı bir eğlence tarzıdır..”, der Aager.

“Neden bunu bana söyledin ki şimdi?”, diye harlar Laila tiksintiyle!

“Söyledim çünkü gerçekte Dranshan’dan çok da uzak değiliz İzci Onbaşı. Daha iki hafta önünce salak bi çocuğu, gün ortasında kaçırmışlardı ve onu kurtarıncaya kadar çoğumuz neredeyse ölüyorduk, unuttun mu? Özgürce ve başına buyrukça yaptığımız şeylerin faturasını hiçbir zaman sadece kendimiz ödemeyiz.”, der ve başıyla, kart elini saçları arasında gezdirdiği kızı işaret eder.

“Neden bunu bana söylüyorsun ki?”, diye neredeyse aynı soruyu, farklı vurgularla tekrarlar Laila.

“Sana söylüyorum çünkü bütün bunların arasında olgun ve aklı başında olduğunu düşündüğüm bi sen varsın. Lütfen beni hayal kırıklığına uğratma..”, der ve yavaşça, sessizce ve imtina ile yerinden kalkıp mutfağa gider. Laila içeriden hafif bir cam sesi duyar gibi olur. Aager, içinde süt olan uzun, cam bir bardakla geri gelir.

“Geç gelirsen kaçırdığın için üzülmeyesin diye Inshala sana nişan pastasından ayırdı ve kimse yemesin diye de saatlerce burada, başında bekledi..”, diye ekler Aager ama sesinde Laila’nın ondan beklediği acımasız ifadesi yoktur. Varsa da bu fazlasıyla siliktir.

Adam elindeki bardağı sessizce masaya, pasta dilimlerinin yanına bırakır, sonra sessizce küçük kızı toparlar, kucaklar ve merdivenlere yönelir.

 

Laila birden, hiçbir zaman sevemediği ve ısınamadığı bu adamın da değişmiş olabileceğine ayılı verir..

Evet, adamın değişimi dışarıdan, adı Inshala olan mucizevi bir etkiyle gelmişti. Ancak Aager’in gelen zorlu değişimi kabul etmesi, yapmış olduğu bilinçli bir tercih idi.

Ve Laila için alması gereken bir ders vardı burada sanki.

 

İzci kız hanın boş salonunda, az evvel Aager’in terk ettiği banka oturur ve sevgili küçük Inshala’nın kendisi için ayırdığı, üstü kremalı, içi kırık çikolata ve fındıklı pasta dilimlerini yerken bir yandan da Aager’in getirdiği buz gibi sütü yudumlar..

..ve son birkaç gündür yaşadıklarını değerlendirir.

 

Pastayı ve sütü bitirdiğinde, değerlendirmesi daha bitmemiştir ama muhtemelen bu da zaten üç dilim pasta ve bir bardak soğuk sütten çok daha uzun sürecektir.

Laila yerinden kalkar, tabağını, bardağını ve çatalını alır ve onları mutfağa bırakır. Uyumaya gitmeden önce canı bir bardak daha soğuk süt çeker, nevarki içi süt dolu sürahiyi aldığında ne sürahinin, ne de sütün soğuk olmadığını fark eder.

 

İkisi de oda sıcaklığındadır!

 

Laila ‘Huh!’, diye geçirir içinden ve yüzünü ekşiterek sütten vaz geçer.

Laila ılık sütten hiç hoşlanmaz!

İçleri tıka basa dolu sadaklarını omuzlar ve kendisi de odasına çekilir.

 

Kızlarla paylaştığı odanın kapısını açtığında High Lady Anglenna dışında herkes uyumaktadır. High Lady ise elflere özel trans halindedir ancak kapı açıldığında kadın bir eli pençe şeklinde, büyü yapmaya hazır kapıya yöneltmiş, diğer eli ise korumak istiyormuşçasına hemen yanında uyuyan prensesinin üzerindedir.

 

Laila sessizce üstünü çıkartır ama zihni Largo Summersong’un anlattıklarıyla uğuldar.

İzci Onbaşı yatmadan önce High Lady’ye döner ve ona gizleyemediği bir hışımla tıslar.

“Sen ne yaptın?”

Anglenna, kendisinden beklenmeyecek ve daha önce Laila’nın ondan asla duymadığı, cılız, titrek bir sesle cevap verir.

“Tahmin bile edemeyeceğin şeyler..”

 

 

 

 

 

 


 

Serenity Home, teknik olarak Arashkan şehrine başlı olması dolayısıyla bu şehre vergi ödemektedir. Talep edilmesi halinde de Arashkan’a askeri ve lojistik desteği de sağlama zorunluluğu vardır. Bununla beraber, Serenity Home, kendi iç işlerinde ve başka yerlerle yaptığı antlaşmalarda özgürdür; söz gelimi Dim Woods elfleri, Elder Hills ve Scowling Hills dwarfları, Tinker Hills ve (zamanında yapılan ve teknik olarak hala geçerliliğini koruyan) Silent Hills antlaşmaları ve bunlara en son eklenen Drashan ile ortak saldırmazlık antlaşması. Bu antlaşmaya göre Serenity Home, Drashan’a yıllık haraç ödemektedir. Buna karşılık Drashan korsanları da Serenity Home ve civarındaki yerleşim merkezlerine dokunmayacak ve (pek az kişinin farkında olduğu gibi) Serenity Home’a saldırılması halinde onu müdafaa etmekle yükümlü olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / October 11, 2020 / Reply

    Eksik oklarını tamamlamak için koca Arashkan şehrinde bir oraya, bir buraya koşturan genç ve güzel İzci Onbaşı Laila’nın bu küçük, kişisel macerası, hiç beklemediği bir şekilde nihayete varır..

    Evet, en sonunda bütün sadaklarını doldurmuş olur, ancak yolda ve yolun sonunda karşılaştığı ve öğrendiği şeyler, iki parıltılı onlardan çok daha kıymetlidir.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.