You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

 

Timeline:

Grup bir yandan Gar Thalot’u ararken, bir yandan Lilly Venom olayını hazmetmeye çalışır. Nevarki günler grubun bazıları için oldukça sıkıcı geçmektedir; Anglenna, Lorna, Udoorin ve Laila gibi.. Ancak başkalarının aksine bazıları can sıkıntılarını daha sessiz ve sakin bir şekilde geçirmeyi tercih ederken Laila herkesin ‘harika bir şehir’ dedikleri Büyük Arashkan’ı gezmeye karar verir..

Ve belki de kuzeni Bremorel için de hediyelik bir şeyler bulur.

 

Bu hikaye,
Benim gitmem lazım.
ve
Geleceğin Adımları“ndan
bir gün sonra yer alır..

 

Üç Gün Önce..

Para.. Laila’nın paraya ihtiyacı vardır. Arenada teke tek atıştığı kaçık büyücüden sonra bir de o devasa yaratığa attığı oklar sonrasında, iki sadağının birisini tüketmiş, diğerini ise yarılanmıştır ve Udoorin’e “Bana borç versene!”, diye tekrar gitmeye de hiç niyeti yoktur! Aslında Udoorin’e bundan önce defalarca borç para için gitmiş, her defasında da bir şeyler koparmayı becermişti. Udoorin kızlar söz konusu olunca biraz salak olabiliyordu..

Laila bunu gülerek hatırlasa da, aslında biraz da kendinden utanır. Geri döndüklerinde cesaretini toplayabilirse, kuzeni Bremorel’i de yanına alıp, Belediye Başkanı Yuleman’a gidecek ve izcilere maaş bağlanmasını talep edecekti. Tercihen, Prenses Lorna’dan duyduğu bir kelime ile, ‘Gecikmiş Ödemelerle’ beraber!

Kaba bir hesapla, on altı yaşında izciliğe alınan Laila, tam on bir yıldır bu işi yapmaktaydı. Özel operasyonları işin içine katmazsa, sadece düz maaşla, ve tercihen vergiden muaf, ayda 3 altın vermiş olsalar..

“Yani. Basit bi kasaba muhafızına ayda 2 altın verdiklerine göre, bize de 3 altını çok görmezler her halde.”, diye düşünür Laila ve sokağın ortasında durup hesaplamaya çalışır.. Yılda on iki aydan on bir yıl..

Laila tek bakışta yirmiden az iseler, kesin rakam, elliden az iseler üç aşağı beş yukarı, yüz civarında iseler artı-eksi on olacak şekilde düşmanın sayısını tahmin edebilecek kadar tecrübelidir. Yüzden çok iseler, zaten yanlış yerdedir ve ivedilikle oradan kaybolması gerekmektedir..

İzcilik öncesi Laila, Serenity Home’un tek okulu olan tapınağın hemen dibindeki yetimhaneye bağlı okula, eh, arada bir gitmişliği olmuştu. Laila okuldan pek hoşlanmamıştı. Nihayetinde geldiği yerde okul denen şey yoktu. Okul sıkıcıydı. Bi ton gereksiz şeyler öğretiliyordu ve Lady Magella da haftada birkaç kez gelip vaaz veriyordu. Laila o vaazları uyuyarak çok iyi değerlendirmişti, her ne kadar Lady tarafından defalarca yakalanmış olsa da..

Okuldan sadece Thomas gibi sümüklü çocuklar hoşlanırdı!

Laila o okulda sadece müzik dersini sevmişti. Serenity Home kasabası müzisyeni Efendi Thokan Silversong gelip çocuklara şarkı söyletiyordu ve küçük Laila için bu haftanın en eğlenceli anıydı zira avazı çıktığı kadar bağırarak;

 

Rook Dağını duman almış,
Haydi yürüyelim izciler.

Dim Woods’da elfler oynarmış,
Haydi yürüyelim izciler.

Elder Hills’den sakallı cüceler yuvarlanmış,
Haydi yürüyelim izciler.

High Woods’un kızları güzelmiş,
Haydi yürüyelim izciler.

Tinker Hills’de cüceler tökezleyip düşmüş,
Haydi yürüyelim izciler.

Hepsi gelip Serenity’de mutlu olmuş,
Haydi koruyalım izciler.

 

..diye şarkılar söylemişti.

Laila bu şarkıyı hala hatırlar ve saçmalığına güler. Hangi işsiz salak yazdı bunu acaba, diye düşünür.

 

Laila, uzun, altın saçlı, gökyüzü mavisi gözlü, can yakıcı kalın kaşlı D.D. Dexter “Raptor” Summersong ile o sıralar karşılaşmıştı. Laila D.D.’nin ne anlama geldiğini yıllar sonra, biraz da utanarak öğrenmişti. Halbuki çocuğa defalarca D.D.’nin ne olduğunu sormuştu. Laila’nın bildiği bir şey vardıysa, şayet izci olmamış olsaymış, muhtemelen bir şarkıcı olurmuş zira küçük yaşta avazı çıktığı kadar bağırsa da, daha sonraları, yaşıyla birlikte gerçek sesi de olgunlaşmış, kuzeni Bremorel’in sert ve asabi mizacının aksine gerçekte yumuşak bir sese sahip olmuşken, kendisinin ise daha tok, kontralto bir sesi olmuştu ve zamanında Efendi Thokan onu az istememişti korusunda. Belli ki bu kontralto denen şey, pek sık rastlanan bir şey değildi..

Laila’nın babası ise eski bir ormancıydı ve kızının bir şarkıcı olmasındansa, ‘işe yarar’ bir mesleği olmasını istemiş ama deli gibi sevdiği kızının da üzerine fazla gitmemişti. Ona yanlışla bir gün, “Şayet eski evimizde bir izci olmuş olsaydı, belki de annen hala hayatta olurdu.”, demiş, ve bu da Laila için konunun kapanmasına sebep olmuştu.. Evet, şarkı söylemeyi çok seviyordu ama, sevdiklerinin güvenliği ise Laila için çok daha önemliydi..

 

Biri Laila’ya çarpar ve, “Özür dilerim hanımefendi. Ama yolun ortasında durmayın lütfen.”, diye uyarır onu. Laila yolun karşısına geçer ve Arashkan Adalet Sarayını bir boydan diğerine kadar takip eder.

“İhtiyacım olduğunda neden Gnine yanımda olmaz ki?”, diye kara kara düşünür. Eveeet, dikkati tekrar dağılmadan önce, ayda üç altın, on altı yaşından beri, yirmi yedi yaşına kadar ne ediyor şimdi, diye düşünür. On bir yıl. On iki aydan, kaç ay ediyor.. Elde var bir.. Yüz otuz.. Hayır, yüz otuz iki.. Evet yüz otuz iki ay..

“Oha! Ben yüz otuz iki aydan beri izci miyim?”, diye hayret ve gurur karışımı bir şeyler hisseder Laila.

“Yüz otuz iki ile üç. Ne yapıyor şimdi?”

Laila zeki bir kızdır. Rakamlarla fazla kafasını yormaz. Yolun çaprazlama karşına geçer ve Tüccarlar Mahallesine yönelir. Yolda giderken orada burada duvarlara ve sokak lambalarına asılmış kağıtlar dikkatini çeker.

 

 

30. GÜNDE BULUŞALIM

ADALETSİZLİĞE KARŞI BÜYÜK GÖSTERİYE SİZDE KATILIN

MUTLU VE GÜVENLİ YARINLAR İÇİN

SAĞIR LORDLARA SESİMİZİ DUYURALIM!

G.T.

 

“İlginç.”, diye düşünür Laila. “Demek ki burada ciddi adalet sorunları var.”

 

Tüccarlar Mahallesine vardığında gözüne kestirdiği, sempatik, yaşlıca tüccara yanaşır.

“Buyur güzel kızım. Senin için uygun çok güzel şallarımız var.”, diye rengarenk kumaşlardan oluşan boy boy atkılar, eşarplar ve şallarla dolu dükkanına davet eder yaşlı tacir Laila’yı.

“Teşekkür ederim, Tüccar Efendi. Şallarınız çok güzelmiş. Ancak para hesabı konusunda biraz sorunlarım var. Belki bana yardımcı olabilirsiniz..”, der Laila yaşlı tüccara ve en azından D.D. Dexter üzerinde her zaman işe yaradığını bildiği ölümcül gülümsemesini atar.

Belli ki Laila’nın becerikli olduğu tek şey, ok atması değildir, zira yaşlı tüccar biraz kızarır ve “Tabii, tabii, güzel kızım. Nedir çektiğiniz sorun?”, diye afallar biraz.

“Diyelim ki yüz otuz iki altınım var. Bu altınların her biriyle bir kâse aldım ve her kâseyi de üç altına sattım. Toplam kaç altınım olmuş olur?”, diye mutlu bir şekilde sorar Laila.

“Hmm.. Toplam kârınız 237 altın ve 4 gümüş eder kızım.”, der yaşlı tacir.

“Nasıl yani?”, diye afallamış bir şekilde sorar Laila.

“Ana para kârın parçası değildir, güzel kızım. Yüzde on vergiyi de düştüğünde elinde 237 altın ve 4 gümüş kar etmiş olursun!”, diye sevimli bir şekilde açıklar yaşı tacir.

“Peki diyelim ki, tam vergi memurları gelmeden önce, ana paramla birlikte elimdeki altın ne ediyor?”, diye sorar Laila.

 

Dedik çoktan; Laila zeki bir kızdır.

 

“Toplam paran 396 altın eder, güzel kızım, ama sana tavsiyem, vergini her zaman öde, çünkü vergi memurları her zaman eninde sonunda seni gelir bulurlar ve evine haciz getirirler.”, diye telkin eder yaşlı tüccar.

Laila yaşlı adama teşekkür eder ve tamamen bozulmuş bir şekilde Tüccarlar Mahallesinden ayrılır.

 

“396 altın mı? On bir yıl çalıştım toplam birikimim 396 altın mı yani? Bu da ne eder? Sanırım yeterince yalvarırsam sekiz adet tek parıltılı, yada dört adet çift parıltılı ok yapar..”, diye tam anlamıyla hayal kırıklığına uğramış bir şekilde olduğu yerde kalakalır!

 

LEM BEN ÜÇ DAKKADA ALTMIŞ ADET İKİ PARILTILI OK YEDİM YAA!

 

Tabii, burada Laila’nın hesaba katmadığı, gerçekte ortada aylık 3, dolayısıyla da toplam 396 altının dahi olmadığıdır.

İzcilerin hayatı gerçekten çok zordu.

Belki de ‘Gecikmeli Ödemeli’ fikrinde olduğu gibi bu konuda da Prenses Lorna’dan başka bazı fikirler alabilirdi. Evet, ondan fikir alacaktı, para değil. Udoorin’den para yolması, göreceli de olsa kabul edilebilir bir şeydi. Ama bir prensesten para istenmezdi. Bu hem ayıp, hem uygunsuz, hem de tehlikeli bir borçtu.. Evet Lorna gerçekten iyi niyetli bir kızdı ama aynı zamanda da bir aristokrattı, annesi bir insan olsa da, babası bir elfti!

Ama madem ona fikrini soracaktı, o zaman belki de ona Prenses Lorna değil de, Prenses Alor’Nadien ne, diye hitap etmeliydi.

Laila’nın içindeki ses bundan hiç hoşlanmaz. Kız kendisini ‘Lorna’ diye tanıtmıştı ve artık o Laila için de ‘Lorna’ idi ve bir elf ismine de ihtiyacı yoktu. En nihayetinde Lorna’da kendisi gibi bir yarı elfti ve onunda dili kendisi gibi elflerden yanmıştı..

“Salak, kendini beğenmiş, sivri kulaklı elfler!”, diye sessizce hışmeder Laila genel olarak elflere.. Annesi dışındaki elfler tabii.. Annesi, annesiydi ve ırkının bir önemi yoktu onun için. O kadar işte!

 

Canı fena sıkılmış bir şekilde Tüccarlar Mahallesini arkasında bırakır ve Subaylar Lojmanlarına doğru yönelir. Nevarki oraya yaklaşınca, kibirli subay ve eşlerini ve kendisine ters bakışlar atan muhafızları görünce canı daha da sıkılır ve Heaven Parkına yönelir.

Laila parka adım attığında bir anda bütün can sıkıntısını ve günlerdir hissettiği, ancak fark edemediği boğucu şehir havasından kurtuluverir. İstemsiz bir şekilde gözleri dolar ve hiçbir şeyi kendi kasabasına, oradaki evine ve Ritüel Ormanına değişmeyeceğine karar verir.

Uzun bir süre parkta rastgele dolaşır Laila ve etrafındaki ağaçları, çiçek bahçelerini, yapay göletleri, patikaları, bankları ve tekerlekli satıcıları izler. Yakınından geçen bir satıcıdan bir açma ve adamın limon suyu olduğunu iddia ettiği küçük bir maşrapadan da alır. Laila açmayı iki lokmada yer ve kesinlikle limon suyu olmayan şeyi içer. İçtiği şey her ne ise kekremsi bir tadı vardır, ama en azından soğuktur.

Laila parkın ta öbür ucuna kadar yürür. Partan çıktığında karşına onun pek hoşuna giden Okçular Mıntıkasına gelir.

İzci Onbaşı her yerde ok atan askeri kıyafetler içerisinde insanlar görür. Havada mütemadiyen oklar uçuşmaktadır ve herkes ya kocaman yuvarlak hedeflere, yada içi sıkıştırılmış samanla dolu ‘insan’ şeklindeki kuklalara oklarını atmaktadır.

 

“Hey! Sen!”, diye biri bağırır ona.

 

Laila duymazdan gelir.

Laila duymazdan gelme olayını profesyonelleştirmiş biridir!

Ayrıca kendisini bir hanımefendi olarak görmese de, nihayetinde bir bayandır, lütfen yani.. Bir bayana asla ‘hey, sen’lemezsin, ayıptır!

Dolayısıyla Laila hiç çekinmeden duymazdan gelir.

 

“Sana söylüyorum! Biraz ağır işitiyorsun sanırım!”, diye tekrar bağırır sesin sahibi.

 

Laila duymazdan gelmeye devam eder.

“Çattık bir geri zekalıya daha!”, diye söylenir adam.

‘Geri zekalı mı?’, diye fena bir şekilde alınır Laila ve arkasından yaklaşan ayak seslerini son ana kadar umursamaz. Son anda ise döner..

..ve adamın yere basmak üzere olan ayağına nazik bir tekme atar. Adam, bir anda yürüyüş düşüşünü engelleyecek adımdan mahrum kalınca, yüzü koyun yere kapaklanır.

“Annen, bayanlara nasıl hitap edilir öğretmedi mi sana?”, diye hafif kindar bir sesle sorar yerde yatan adama.

Adam yavaşça yerden kalkar ve bir eli belindeki kalın, disiplin copuna gider.

“Anlıyorum. Öğretmemiş. Neyse ki benim bugün biraz vaktim var.”, diye gülümser Laila adama.

“Seni küçük şırfıntı..”, diye başlar burnu kırılmış, alt dudağı patlamış, yüzü gözü kan içinde adam..

..ama gerisini getiremez.

Laila adamın tam göğsünün ortasına, olduğu yerden full-kontakt bir taban tekmesi koyar, ve onu iki yarda gerisin geriye fırlatır.

Adam ıslak bir çuval gibi yığılır!

Laila tekrar gülümser.

“Şırfıntılık değiştirilebilir. Aptallık ise kalıcıdır!”

 

“Neler oluyor burada?”, diye bir ses gelir arkalarından ve beraberinde birkaç genç askerle yaşını biraz almış apoletli biri belirir.

Yeni gelen adam önce Laila’ya, sonra da yerde yatan adama bakar ve bıkmış bir ifadeyle başını sallar.

“Kaldırın şu salağı ve revire götürün.”, der.

Askerler yerde yatan adamı kaldırıp götürürlerken, yaşı geçmiş apoletli adam Laila’ya döner.

“Yüzbaşı Graden Forman.”, diye özlü bir şekilde kendisini tanıtır.

“Shit!”, diye küfreder Laila bir anda zira adamın rütbesi kendisininkinden çok daha üstündedir.

“Çok ayıp hanımefendi, ama isabetli.. Onbaşı Krugral’ın kusuruna bakmayın demek isterdim ama görüyorum ki çoktan bakmışsınız.. Sanırım buralı değilsiniz. Olsaydınız bir aristokratın şımarık oğlunu tanırdınız. Bununla beraber, onu iki kere yere devirdiniz ve bunu da eğitimli bir şekilde yaptınız. Kıyafetlerinize bakılırsa ya bir paralı askersiniz ve başınız belada, yada bir izcisiniz ve bu olaydan paçayı yırtma ihtimaliniz var.”

“İzci Onbaşı Bane. Serenity Bölüğünden, efendim!”, diye selam verir Laila, ama ‘hazır ol’a geçmez, zira izciler kendi efendileri dışında kimseye ‘hazır ol’da durmazlar!

“Serenity Bölüğü..”, der Yüzbaşı ve yanağını kaşır. “Evinden oldukça uzaktasın, izci.”

“Özel bir görevdeyim, efendim. Gerekli bazı mühimmatlar için şehre gelmiştim. Adamınız için özür dilerim ancak çok da fazla değil. Bugün annesini utandırdı!”, der Laila, izcilere özel, sakin üslubuyla.

“Annesini utandırmanız için, annesinin kim olduğunu bilmesi gerekiyor önce..”, diye sırıtır Yüzbaşı.

 

Daha geriden birisinin bağırdığı duyulur.

“Kim? Kim yaptı bunu kardeşime?”

“Shit!”

..diye küfreder Yüzbaşı.

 

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yüzbaşı Graden. Kim yaptı bunu kardeşime? Sorumlusunu yakaladınız mı?”, diye kükreyerek yaklaşır uzun sarı saçlarını arkadan başlamış bir genç. Ayaklarını yere vura vura gelen adam, aslında yakışıklı denebilecek biridir ama nedense Laila adamı gördüğü anda ondan hoşlanmaz. Adamın yüz ifadesinde, nadiren ormanda gözü dönmüş, sebepsiz yere öldüren havanlarda gördüğü ‘kuduz’ bir şeyler vardır sanki ve Laila bu tür hayvanlara ne yapılması gerektiğini çok iyi bilir.

“Kendinize mukayyit olun Onbaşı Jarson. Sizi, Onbaşı Krugral’ın haksız yere saldırdığı, ve faturasını ödediği kişiyle tanıştırayım; İzci Onbaşı Bane..”, der Yüzbaşı Graden sakince.

“Güzeeel.. Onu yakaladınız demek. Askeri mahkemede yargılanıncaya kadar hapse atılmasını istiyorum!”, diye kindar bir şekilde emreder Onbaşı Jarson.

“Onbaşı.. Sanırım anlamadınız. Hanımefendi bir İzci Onbaşısı..”

“Noolmuş izci onbaşısıysa?”, tükürür gibi konuşur genç adam.

“Ne olduğunu anlatayım size o zaman; Kendisi bir izci olduğu için askeri mahkemede yargılanamaz çünkü bir ordu mensubu değil. Bir izciyi sadece o bölgedeki en yetkili resmi kişi yargılayabilir.. Bunun anlamı da sadece First Lord Princeps Kaladin bir izciyi yargılayabilir, suçlu bulması halinde de cezalandırılmasına karar verebilir. Lütfen bu olayı Princeps Kaladine kadar götürmeyi düşünmeyin, zira bu olay sonucunda olacağı gibi İzci Onbaşısı haklı görülürse, babanız dahil tüm ailenizi de yakmış olursunuz. Ama karar sizin.”, der Yüzbaşı ve susar.

Onbaşı Jarson’un yüzü kıpkırmızı olur ve çirkinleşir.

“İzci Onbaşı. Sanırım burada işiniz bitti. Size iyi günler diliyorum.”, der Graden.

“Hayır!”, diye araya girer Jarson. “Bu olayı Princeps’e götürmeden de halledebiliriz. İzci Onbaşıyla aynı rütbedeyiz ve kendisi aile şerefimizi zedeledi. Onu düelloya davet ediyorum!”

Jarson sözünü bitirdiğinde, yüzünde muzaffer bir ifade belirmiştir.

“Şayet izci düello teklifimi kabul etmezse, korkağın tekidir ve bir izci olmayı da hak etmiyordur!”

“Onbaşı Jarson.. Senin peçete rütbenle bir izcinin rütbesini isim benzerliği dolayısıyla aynı olduklarını düşünecek kadar ahmak olamazsın!”, diye harlar Yüzbaşı.

Onbaşı Jarson omuzlarını silker.

“Bunun için Princeps’e gitmemize gerek yok Yüzbaşı Graden. Her mahkeme bu konuda benim lehime karar verecektir ve bunu siz de biliyorsunuz!”, diye sırıtır.

Yüzbaşı, önce Jarson denen gence tiksintiyle bakar, sonra Laila’ya döner.

“Korkarım Onbaşı Jarson haklı. Ancak düello teklifi ondan geldiği için yer ve zaman tercihi ona, silah tercihi size kalmış durumda.”

Janson hiç sektirmeden, “Şimdi ve burada!”, diye mutlu bir şekilde ünler.

Laila saçma sapan bir olayın bir anda böylesi bir hale dönüşmesine hayret eder ve içinden ‘Gerçekten bu şehirlilerin yapacak işleri yok mu?’, diye geçirir.

Dışarıdan ise hiç istifini ve ‘cool’unu bozmadan, “Onbaşı haklı. Geciktirmekte bir fayda görmüyorum. Burası uygun. Ok da olur, kılıç da. Delikanlı ölümüne mi, yoksa ‘amca’ deyinceye kadar mı dövüşmek ister? Ama bir konuda kendisini uyarmak isterim; ben amcamı yıllar önce bir ork baskınında kaybettim. Dolayısıyla onu bir yenilgiye alet etmek gibi bir niyetim yok!”

 

Ortam bir anda sessizliğe bürünür. Jarson, Laila’ya hayretle bakarken, Yüzbaşı Graden ise bir eliyle yüzünde oluşan sırıtışı başarısızca bir şekilde gizlemeye çalışır ve Laila’ya takdirle bakar.

 

“İsterseniz kurşun oklarıyla bu işi halledelim.”, diye önerir Yüzbaşı.

Laila’nın bir kaşı kalkar.

 

Kurşun okla gerçek ok arasındaki tek fark, kuşun okun ucunda çelik, sivri başlık yerine içine kurşun tozuyla doldurulmuş küçük bir kesenin olmasıdır ve Laila bunlardan çok haz almamıştır. Bu tür başlıklar, küçük kuş avlarken, normal okun kuşu parçalamasından dolayı tercih edilmesidir. Laila havada uçarken bir kuşu okla bayıltıp, sonrasında baygın bir hayvanı öldürmeyi pek de iç açıcı bulmamıştır.

 

“Kabul.”, der kısaca.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Unutma.”, diye uyarır Laila’yı Yüzbaşı. “Yerinden kıpırdarsan, ‘korkmuş ve kaçmış’ kabul edilirsin. İkinizde ya diğeri kıpırdayıncaya kadar, yada biriniz diğerini devirinceye kadar devam edeceksiniz.”

Yüzbaşı bir anlığına durur.

“Hanımefendi.. Sadece duruşunuzla beni gururlandırmayı başardınız.”, der neden sonra sessizce. “Ama şu ahmağı devirirseniz size minnettar olacağımı da ifade etmeliyim.. Ayrıca tüm paramı size yatırdım!”

“Anlayamadım?”, diye hayretle bakar Laila, Yüzbaşıya.

“Üç bölükteki herkes bahse girdi. Ordu bunun gibi şımarık rütbelilerle dolu ve size karşı bire on bahse girdiler.”

“Hmmm..”, der Laila. “..Bundan benim bir şey kazanma ihtimalim var mı?”

“Tabii ki.. Neden size anlatıyorum sanıyorsunuz?”, diye sırıtır Yüzbaşı. “Sizin adınıza bu ayki maaşım olan elli altını koydum. Kazanırsan, bu da beş yüz altın demektir. Yarısı senin!”

“Çok cömertsiniz, Yüzbaşı Graden. İsterseniz yarın tekrar gelebilirim.”, diye sırıtır Laila.

Yüzbaşı kısa bir kahkaha atar ve birbirinden yaklaşık yüz yarda mesafede duran iki düellocunun ortasına kadar yürür sonra kendisine uzatılan bayrağı alır.

“Eveet. Bu bayrağı indirdiğimde atışma başlayabilir. Yerinden hareket eden ‘bir korkak’ olarak diskalifiye olmuş olacak. Düello, iki kişiden biri devam edemeyecek hale gelinceye kadar da sürecek. Her ikiniz de yanınızda duran varillerdeki okları kullanacaksınız. Her ikiniz de hazır mısınız?”

“Ben kardeşimin öcünü almaya hazırım!”, diye bağırır genç Onbaşı.

Laila ise sakin bir şekilde, “Evet.”, demeyi tercih eder.

 

Yüzbaşı Graden, iki düelistin atış alanından çıkar, bayrağını kaldırır iki gence de son bir bakış atar, sonrada keskin bir hareketle bayrağı indirir..

..ve havada oklar uçuşmaya başlar!

 

Onbaşı Jarson ard arda okları sallamaya başlar.

Laila ise öylece yerinde kıpırdamadan durur..

..ve gelen oklara hafif bir hayal kırıklığı ile bakar.

 

“Bu ıska. Bu da ıska.. Bu tamamen üstümden geçecek. Umarım arkamda biri yoktur! Sanırım bunun isabet etme ihtimali var.”, der ve hiç sektirmeden, seri, tek hamleyle bir oku yerleştirir, yayını gerer ve salar..

 

Ve İzci Onbaşı Laila yaklaşan oklardan birini başından vurur!

 

Seyirciler arasından bir uğultu kopar ve ok yağmuru bir an durur.

“Şans!”, diye bağırır Jarson ve tekrar, daha azimli bir şekilde atmaya başlar oklarını.

 

Laila az önce yaptığı marifeti tekrarlar..

..Üç defa daha!

 

Seyircilerin uğultusu kesilmiş, herkes hayretle Laila’nın sessiz duruşunu seyretmektedir ve izci daha hiçbir karşı atışta bulunmamıştır.

En sonunda genç Jarson ateşi keser, zira okları tükenmiştir ve hem hayret, hem de korkuyla kendisinden yüz yarda mesafede sessizce duran kıza bakmaktadır.

 

İzci Onbaşının sessizliğine dayanamayan Yüzbaşı, Laila’nın yanına gelir.

“Hanımefendi? Onbaşı Jarson’un okları bitti ve sanırım yeterince rezil oldu. Vurun onu ve bir şımarığın aptallığına son verin.”

“Yüzbaşı Graden.”, der Laila sakin bir şekilde. “Bu adil bir düello değildi. Ben bir izciyim ve bu elimdeki de bir eğlence aracı değil. Bu bir silah. Bunu elime aldığımda niyetim bir kötülüğü öldürmek içindir, aptallara dersini vermek için değil.. Bu ‘ordu’nun işi!”

Yüzbaşı Graden sırıtır.

“Aptallık en büyük kötülüktür!”, der mutlu bir şekilde, ve dehşet içerisinde kendisine bakan Jarson’a işaret eder.

“Paramı hemen istiyorum!”, diye burnundan solur Laila ve ardarda üç ok gönderir..

 

Oklardan ilki Jarson’u apış arasından vurur ve herkesten toplu bir “Offf!” inlemesi duyulur.

İkincisi ise acıdan iki büklüm olmuş gencin suratına isabet eder.. ve Laila, kardeşi Krugral gibi Jarson’un da burnunu kırar.

Sonuncu ok, bir eli bi yerinde, diğeri ise kırılmış, kan içindeki burnunda olan gencin alnının tam ortasına, nefis bir ‘kıtlama’ sesiyle darp eder ve tıpkı kardeşinde olduğu gibi Jarson’da iki yarda geriye fırlar ve ıslak bir çuval gibi yere serilir..

 

Ve Okçular Mıntıkası bir anda hayret ve coşkuyla infilak eder!

 

 

İki saat sonra Laila hana, elinde yüklü bir keseyle geri döner.

“Para.. Benim daha çok paraya ihtiyacım var!”, diye homurdanır..

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

İki Gün Önce..

Udoorin!”, diye seslenir Laila ve bunu yaparken yüzünde hiçbir kızarma olmaz. Udoorin, zırhından kurtulmuş, üstüne biraz hırpani kıyafetler giyinmiş ve ilginç bir şekilde belinde sadece bir hançer ve sapı da, kabzası da pis çaput bezleriyle sarılmış babasının kılıcıyla odasından çıkmaktadır ve bu haliyle bas bas ‘ben tebdili kıyafet gizli bir göreve gidiyorum’, diye bağırmaktadır!

Udoorin, Laila’ya temkinli bir bakış atar zira Laila’yı yıllardır tanımaktadır ve Laila o ses tonunu sadece kendisinden bir şey isteyeceği zaman kullanmıştır.

“Ummm.. Bi şey mi lazım, Laila?”, diye de temkini saklamaz.

“Neden? Senden illa ki bir şey mi istemem lazım?”, diye alınmış bir sesle cevap verir Laila ve içinden lanet eder. Prensesle karşılaşmalarından beri çocuk git gide akıllanmaya başlamış gibidir ve bunun sebebi olarak da Udoorin’in zekasının artmış olabileceğine değil, sanki prensesin, teşhir etmemesi gereken bazı kızsal sırları ona anlatmış olabileceğine bağlar.

 

Ve Laila’nın gözünde bu, bütün kızlara yapılmış bir ihanettir!

 

“Nereye gidiyorsun?”, diye sorarak taktik bir dönüş yapar Laila.

“Bilmem. Muhtemelen daha önce gitmediğim pis bir hana.. Şu herif hakkında belki bi şeyler öğrenirim diye. Aager burada boş boş oturacağıma, bari ‘şehir tecrübelerimi’ geliştirmemi istedi!”, diye kızmış bir ifadeyle konuşur Udoorin.

 

Laila, Aager’in adını duyunca evvelki gün onunla yaptığı konuşma aklına gelir ve yüzünü ekşitir.

 

“İkinciye ihtiyacın var mı? En azından arkanı kollarım.”, diye önerir ve bunda da samimidir.

“Ummm.. Belki başka zaman..”, der Udoorin, kaçamak bir şekilde.

Laila, genç adamı süzer. Altı yüz yardalık bir mesafedeki avını vurmak için gözlerini kısmış bir avcı gibi!

“Hayırdır, olm?”, der izci kız. “Neler oluyor?”

“Yok bi şey.”, der Udoorin ve omuzlarını silker. “Sen.. sen sadece ortama uygun değilsin, o kadar!”

“Bak seeen.. Nasıl bir ortammış bu benim uygun olmadığım?”, diye sessizce tıslar.

“Yanlış anlamamaya çalış, Laila ama kıyafetlerin, davranışların, duruşun.. Özetle her şeyinle sen ‘BEN BİR İZCİYİM, SIKIYORSA BANA SIRLARINIZI ANLATIN’ diye bir tabela taşıyorsun yanında!”, der biraz çekinerek.

Laila, Udoorin’e fena pis bakışlar atar.

“Ne yani, bana.. bir izciye, halkın arasına sızamayacağımı mı söylüyorsun?”, diye gözleri kısılmış bir şekilde tıslar.

“Umm.. evet?”

“Senin bu kadar kabalaşabileceğini bilmezdim, Udoorin. Sevgili Lorna senin bu yanını biliyor m—”, diye hicveder Laila ama Udoorin’in bir anda çatılmış kaşlarını görünce susar.

“Laila. Sen benim en eski ve en kalıcı arkadaşımsın. Lütfen bir anlık gereksiz alınma için, Lorna’yı işin içine katarak bunu bozma. Kızdığın zaman Bree’yi bile aşabiliyorsun bazen. Aramızda akıllı olan ben değilim sensin, unuttun mu?”, der genç adam bayağı kızmış bir şekilde.

“Özür dilerim, Udoorin. Sadece yeni ok için paraya ihtiyacım var ve sataşacak yer arıyorum!”, diye utanmış bir şekilde itiraf eder Laila.

“Ee, sana bi şey mi lazım diye sorduğumda niye söylemedin ki?”, der Udoorin, arkadaşına hayretle.

“Öyle sorunca söylenilmiyor işte!”, diye kızar Laila.

“Bunun başka bir sorulma şekli mi var? Benim bi şeye ihtiyacım olunca Aager’e gidiyorum, o bana ‘ne lazım’, diye soruyor, ben de ona söylüyorum, o da varsa ‘al’ deyip veriyor, yoksa da ‘yok’, diyor! Neden işleri karmaşıklaştırdığını anlamıyorum.”, diye bakar genç adam Laila’ya.

“Bir daha anlatsana, Dorin, sen prenses gibi narin bir kızı nasıl tavladın?!”, diye acı bir şekilde sorar Laila.

“Umm.. Bu biraz özel değil mi?”, diye saf saf sorar Udoorin.

“Özel mi? Herşey hepimizin önünde oldu zaten!”

Udoorin kızarır.

“Çok.. güzel çilleri olduğunu söyledim ve bu onun hoşuna gitti.. Sanırım.”, diye itiraf eder.

Laila tam bir salağa bakar gibi Udoorin’e bakar.

“Kızın muhteşem, up uzun, simsiyah saçları, zarif, asil bir burnu, küçücük, kıpkırmızı dudakları, yemyeşil gözleri ve incecik bir beli var ve sen onun çillerini mi beğendiğini söyledin ona? Olm, sen tam olarak ne kadar salaksın?”

Udoorin hem alınmış, hem de hayretle Laila’ya bakar.

“Niye ki? O bahsettiklerinin hepsi mükemmel onda. Ama hepsini birbiriyle bütünleştiren ise çilleri ve o haliyle benim çok hoşuma gidiyor!”, diye saf bir yüzle söylenir Udoorin.

“Udoorin.”, diye burnundan solur Laila. “Çil, gerçekte yüzde oluşan bir kusurdur ve sen Prensese kusurunu ‘yüzüne’ vurmuş oldun! Sen gerçekten biraz kıtmışsın!”

Udoorin, Laila’ya bakar.. bakar.. bakar..

“Ne? Yüzümde bi şey mi var?”, diye sorar Laila.

Udoorin ise burnundan solur biraz.

“Çilin bir kusur olduğunu bilmiyordum. Bu da kendisine bunu söylediğimde neden hoşuna gittiğini açıklıyor sanırım..”

“Nasıl yani?”

“Eminim Lorna’ya hayatında kimse kusurlarını dile getirmemiştir.. Belki annesi dışında.. Ama annesini daha tanımıyorum o yüzden bir şey diyemeyeceğim.. Şayet onun için de çilleri bir kusursa, benim için değil. Bunu bilmesi benim için önemli. Ama daha da önemlisi, onun bunu bilmesi!”, der genç adam samimi bir şekilde. “Seni ele alalım mesela..”

“Bence, beni ele almayalım, mesela!”, diye uyarır Laila, Udoorin’i ama Udoorin bu uyarının üstünden atlayarak devam eder.

“Bence senin güzel bir yüzün var ama yarısını o kâküllerinle kapatmayı tercih ediyorsun..”

“Eee? Noolmuş kâküllerime?”, diye asice sorar Laila.

“O kâkülleri seninle tanıştıktan çok sonra bıraktın.”, der Udoorin.

“Hala neden bahsettiğini bilmiyorum.”, diye kızar Laila.. ve kızarmaya başlar.

“Laila.. İkimizde o kâkülleri D.D. Dexter için bıraktığını biliyoruz..”, der ve bunu söylerken de gülmez. Bu şekilde de harika bir nezaket örneği göstermiş olur.

“Çok adisin, Udoorin!”, diye tıslar Laila. “Sen ne zamandan beri böyle bel altı taktikleri kullanıyorsun?”

“Sen, Bree ve Gnine’dan öğrendim!”, der Udoorin ve bu sefer sırıtır. “Ama söylemek istediğim şeyi sanırım anlamadın.”

“Neymiş o?”, diye sorar Laila kıpkırmızı olmuş bir şekilde.

“Ne ile övüldüğümüzden çok, KİMİN bizi onunla övdüğü önemlidir.. Benim kendimde hiç önemsemediğim yanlarımı Lorna her nasılsa takdir ediyor. Geri dönüp baktığımda bunların gerçekte iyi yanlarım olduğunu görüyorum. Aynı şey hepimiz için geçerli..”, der genç Udoorin.

Sonra belinden bir kese çıkarır, içinden bir kaç altın ve gümüş alır ve onları kendi cebine atar, kesenin ağzını tekrar bağlar ve onu Laila’ya uzatır.

“Bugün gideceğim sefil handa bir şeyler yiyip içiyor gibi görünmem lazım ki göze batmayayım..”, diye açıklar.

Laila bir yandan kızmış, bir yandan da utanmış bir şekilde keseyi alır.

“Gittiğin yerlerde senin o boy ve cüssenle göze batmaman mümkün değil, Udoorin!”

“Gittiğim yerlerde en büyük balık ben değilim, Laila..”, der Udoorin ve merdivenlere doğru yönelir.

 

Laila’nın arkasındaki kapı açılır ve ardında Lorna belirir.

“O iyi biri, İzci Onbaşı Laila..”, der yumuşak sesiyle. “Ve sizin gibi olgun bir arkadaşı olduğu için çok şanslı.”

Laila biraz daha bozulur.

“Bir şeye ihtiyacınız varsa, lütfen benden istemekten çekinmeyin. Bizler dostuz.”, diye ekler samimi bir şekilde.

“Çok ihtiyacım olursa, emin olun sizden rica ederim Lorna.”, der Laila ama grupta iki kişiden asla para istemeyecektir. Sebepleri tamamen farklı da olsa birisi Prensesin kendisidir, diğeri ise onun suratsız kuzeni, Anglenna’dır.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Bir Gün Önce..

Laila silah tüccarının dükkanından fena halde bozulmuş bir şekilde çıkar. Rezil herifin bi ayaklarına kapanıp yalvarmadığı kalmış olmasına rağmen, tacir gıdım geri atmamış ve Laila’da iki gün önceki bahiste kazandığı iki yüz elli altının üzerine Udoorin’in verdiği yüz elli altını ekleyince toplam dört yüz altınla dükkana girmiş ve hepi topu dört adet iki parıltılı okla çıkmıştı!

Laila neredeyse ağlamak ister. Anca alabildiği bu dört oku, mevcut kalanların yanına ekleyince elinde sadece on dört adet iki parıltılı oku olmuş oluyordu.. arena öncesi mutlu kırk adetine nispeten!

İzci kız bir an her şeyi boş verip normal oklardan mı kullansam acaba, diye düşünür..

Ama bu fikir ekonomik olarak uygun olsa da, onun izci gururuna hiç hoş gelmez zira Laila’ya göre, bir düşmanla karşılaştıklarında, düşman onu ve arkadaşlarını öldürmek niyetiyle karşısına çıkmıştır. Bunun, Laila’ya tekabül eden kısmı ise, attığı her okun isabet etmesinin şart olduğudur.

Nihayetinde ıskalanmış bir ok kendisini işlevsel anlamda faydasız, hayati anlamda ise, hala ayakta olan her düşmanın dostlarından birisini kaybetmesine sebep olabileceğidir.. İşte bu sebepten dolayı kullandığı okların büyülü ve ‘parıltılı’ olması önemliydi.

Laila somurtarak anca yarısı dolu olan sadağını omuzlar, tanışmasından sonra edindiği bir alışkanlıkla zarif işlemeli elf yayını baş parmağı ile okşar ve oldukça verimsiz geçen gününün gerisini nasıl değerlendirmek istediğini düşünür ve pis hana geri dönme fikri bir anda hiç cazip gelmez ona.

Ne yapsam, diye düşünürken aklına Yüzbaşı Graden ve onun ailesiyle ‘çay’ teklifi aklına gelir.

Laila bir anda gülümser.

“Pis hanların sana kalsın sevgili Udoorin. Ben Subaylar Lojmanlarında çay ve kekle zamanımı geçireceğim —çağırıldığım ve istendiğim yerde!”

Laila, Orta Pazarından (Mid Bazaar) ayrılır ve Gnine’ı kurtarmak için bir hafta geçirmek zorunda kaldıkları Arashkan Arenasından olabildiğince uzaklaşmak için İkinci Lord’un Malikanesi (2nd Lord’s Manor) tarafına yönelir.

İkinci Lord’un Malikanesini geçince karşısına Birinci Lord Princeps Kaladin’in muhteşem şato-sarayı çıkar. Bina, gerçekte tek bir yapıt değil, bir çok iç içe geçmiş, ve katlardan oluşan, oldukça korunaklı bir yapıttır ve her yerde muhafız birlikleri devriye gezmektedir. Buna rağmen iki ayrıntı Laila’nın gözünden kaçmaz..

Bunlardan ilki, devriye gezen muhafız birlikleri, olağanüstü bir temkin ve dikkatle yürümektedir ve askerlerin belirgin bir kısmının elleri kılıçlarındadır.

İzci Onbaşının keskin gözlerinin fark ettiği diğer şey ise, işsiz ama fevkalade cesur birisi, Princeps’in şato-sarayının duvarına duyurusunu asmayı başarmıştır;

 

 

30. GÜNDE BULUŞALIM

ADALETSİZLİĞE KARŞI BÜYÜK GÖSTERİYE SİZDE KATILIN

MUTLU VE GÜVENLİ YARINLAR İÇİN

SAĞIR LORDLARA SESİMİZİ DUYURALIM!

YENİ GÜNE 7 GÜN KALDI!

G.T.

 

Laila yazıya hayret eder, zira kalan gün sayımı verişmiş olması, afişin evvelki gece asılmış olduğunu göstermektedir.

İzci kız, Krallıkdaki muhtemelen ikinci en güçlü adamın evinin duvarına bunu asan adamın göstermiş olduğu cesaretine hayran kalır..

..ve yakalanması halinde hiçbir koşul altında onun yerinde olmak istemez.

 

Laila afişe hayretle bakarken biri ona seslenir,

“Bekleme yapmayalım hanımefendi!”

Laila sesin sahibine baktığında, bunun bir muhafız birliğinin başı olduğunu görür ve sektirmeden yürümesine devam eder..

Talim alanındaki bir sıçanla dalaşmakla, görevindeki bir çavuşla ağız dalaşına girmek apayrı şeylerdi. Evet, Laila bir izciydi ve standart ordu kuralları onun için geçerli değildi ama, kendisi de görevdeyken şaka yapmaz, her şeyiyle kendisini işine verirdi.

 

Büyük Arashkan Şehrinin kalabalığı arasından süzülerek yaptığı uzun yürüyüşün sonunda Subaylar Lojmanlarına ulaşır Laila ve daha önce buradayken karşılaştığı kibirli subay ve eşleri ve onların muhafızlarıyla tekrar karşılaşır ama bu sefer onlara pis pis sırıtarak yanlarından geçer.

Laila ister istemez bu subayları ve eşlerini, Serenity Home’daki insanlarla kıyaslar. Teknik olarak Laila’nın İzci Efendisi Davien’de bir subaydır ama ondan hiçbir zaman böyle kibirli tavırlar görmemişir. Davien hayat dolu, yakışıklı, gülmeyi seven ve aynı zamanda da Laila gibi bir yarı elftir.

Belki de bir yerleşim merkezi büyüdükçe kötü huyları da büyümekteydi.

Serenity Home’un kendisi de artık bir şehir olmak üzereydi. En nihayetinde Themalsar’dan oraya geri döndüklerinde Scowling Hills’den Arashkan’a kadar bir çok mühendis ve malzeme aktarımı yapılıyordu ve bunlar muhtemelen büyük, surlu şehir duvarları için getirtiliyorlardı.

Laila buna hem sevinir, hem de biraz üzülür. Sevinir çünkü çok sevdiği kasabası artık büyümüştür ve kendisinin de bunun için ciddi katkıları olmuştur. Üzülür çünkü bildiği o şirin kasaba zamanla kaybolacak, yerine bir gün Arashkan gibi bir şehir gelecekti.. ve kendisinin bunun için de ciddi katkıları olmuş olacaktı..

 

Yüzbaşı Graden’in mütevazi subay lojmanına yaklaşırken ister istemez kuzeni Bremorel aklına gelir.

Bremorel ve Thomas.. ve D.D. Dexter..

Acaba ne yapıyorlardı şu anda?

Bremorel, Thomas’ı kaç defa harcamıştı acaba?

Laila sırf bunu bile kaçırmış olduğuna hayıflanır.

Gerçekte Laila, Thomas’ı sever. Çocuk çiroz ve pısırığın tekiyken, sırf kuzenine karşı hissettiği akıl almaz, saplantı denebilecek ve dolayısıyla da biraz ürkütücü aşkı için kendisini geliştirmiş ve bir Tapınak Muhafızı olmuştu..

Bu aşk değilse, neydi peki?!

Ama yine de Bremorel’in Thomas yerle bir edişini kaçırmış olmasına hayıflanır.

Ve içten içe kendisinin hafif sadistik bir yanı olduğuna karar verir!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Laila gece geç saatte Yüzbaşı Graden’in evinden ayrılır. Gerçekte yaşı biraz geçmiş subayın bu saate kadar vaktini almak istememişti, ancak kendisi gibi eşide, kızı da onu pek sevmişler ve fırından taze çıkmış kek, üstü kremalı çilekli pasta, sıcak, taze çay, adına puding denilen, Laila salladıkça komik bir şekilde sallanan ama dökülmeyen bir şey yemişti.

Belli ki büyük şehrin bazı avantajları da yok değildi..

Yüzbaşı, eşi ve genç kızlarıyla yaptığı uzun muhabbetler esnasında Laila, Graden’in kendisine ve izcilere olan sevgi ve saygısının altında yatan sebebi üzülerek öğrenmişti, zira Yüzbaşının küçük kızları dışında, bir de oğlu olduğunu öğrenmişti.. İzci olan bir oğlu..

Genç adam, kendisi gibi bir izci onbaşısıydı, ancak üç yıl kadar önce, nasıllığı hiçbir zaman tam olarak kestirilemeyen, Tar Pits civarındaki bir baskında, diğer dört izciyle beraber öldürülmüşlerdi.

Laila’nın içi titrer ve aklına beş izciyi pusuya düşürebilecek bugüne kadar karşılaştığı sadece bir yaratık gelir; Orkenler!

Laila orkenlerden bahsederek adamcağızın ve eşinin canını sıkmamıştı. Ancak kalkma saati geldiğinde adamcağız Laila’ya, işlemeli uzun bir kutu vermişti. Laila hayretle kutuya ve içindeki tek oka bakakalmıştı. Ok bugüne kadar gördüğü en kaliteli oklardan bile muhteşem bir işçiliğe sahipti!

 

“Bu.. bu oğlumuzdan kalan tek şey ve evde çürümesinin pek bir anlamı yok.”, demişti Graden. “Yıllardır bizde. Bu, senin gibi yeni bir sahibeye ait olmalı; bir izciye.. Korkarım sadece bir tane var ama oğlumun söylediği kadarıyla fevkalade sağlam bir mukavemeti varmış ve kaybedilebilir, ama kırılamazmış ve sanırım beş parıltılıymış. Oğlumun olduğu için hiç sınamaya cesaret edemedim. Ama senin o iki şımarığı alaşağı edişin, ve hem mesleğine, hemde elindeki ok ve yaya gösterdiğin saygıyı gördükten sonra, aklıma bunu sana vermek geldi..”

 

Laila oku gördükten sonra ancak cılız bazı itirazlarda bulunabilmiş ve mutluluktan gözleri dolmuş bir şekilde kutusuyla beraber oku da imtina ile almıştı.

Evet. Sadece bir taneydi. Ama atmasını.. dahası, nereye atmasını bilen biri için bu yeterliydi!

 

Laila kendisine mani olamaz. Bu oku kesinlikle ve ivedilikle denemelidir, ama nerde?

Bir an Okçular Mıntıkasına kadar koşup oradaki hedef tahtalarında değerlendirmeyi düşünür ama iki gün önce olanlardan sonra, gecenin bir yarısında ok atan bir kıza rastlayan olası bir devriyeye ne anlatacağını kestiremez ve böyle bir riske girmemesi gerektiğini düşünür.

Ve aklına Heaven Parkı gelir.

 

“Off yaa. Hemen dibimde küçük bi orman var!”, der ve mutlu bir şekilde parka doğru koşmaya başlar.

 

Laila devriyelerden olabildiğince uzaklaşmış olmak için parkın derinliklerine kadar girer..

..ve bir anda karşısına yapay hedef yerine gerçek hedefler çıkar!

 

Laila’nın içsel izci ‘temkinini’ ayıltan, boğuk harlama sesidir.

Laila bu sesi daha önce defalarca duymuştur; Gnine’ın en büyük eğlencesi.. Ateş Topu!

İzci kız, sessizce harlamanın kaynağını arar ve onu.. daha doğrusu harlamanın sonuçlarını bulur; Araskan Şehrinin neredeyse ortasında, yanmış iki orken!

Laila hayret etmekle vakit harcamaz zira hayret edenler, genelde yüzlerinde aynı ifadeyle ölürlerdi!

Sessiz ama seri adımla yoluna devam eder ve belki elli yarda ilerisinde bir harlama daha ve ona eşlik eden bir kadının elfçe hışmını duyar.

Laila o sesi tanır. Laila bütün düşmanlarının sesini tanır; High Lady Anglenna!

“Bu saatte burada ne işin var senin, ‘ördek dudaklı’ pis elf!”, diye geçirir içinden ama aynı yerden böğürerek yaklaşan başka orken seslerini duyunca beklemeyi bırakır ve harekete geçer..

..ve kendisine en yakın olan orkeni gördüğü anda onu kafasının arkasından şişler!

 

Laila ardarda dört tane daha orkeni öldür ve asıl savaş alanına geldiğinde Anglenna’nın sol kolunun sarkık, hareketlerinin ise fena halde acı içerisinde olduğunu görür. Kadın bu haliyle bile hemen önünde duran orkenle dans edercesine boğuşmaktadır..

High Lady, bir orkenle kıyasıya ve neredeyse tükenmiş bir şekilde ölümüne dövüşürken, elinde devasa baltasını çoktan kaldırmış, arkasındaki bir diğer orkeni fark etmez..

 

Laila elfleri sevmez. Laila, Anglenna’yı ise hiç sevmez. Laila bu kadının kibrini, davranışlarını, soğukluğunu, kendini beğenmişliğini, yerli yersiz yıkıcı konuşmalarını da hiç sevmez.. Aslına bakılırsa, Laila bu kadın hakkında iyi tek bir şey bile düşünemez..

..ama zaten bunların hiç birisinin bir önemi yoktur. Laila için sadece iki şey önemlidir.

Birincisi, bu şıllık şey, Prenses Lorna için anlaşılmaz bir şekilde önemlidir ve Laila, Lorna’yı sever. Laila, Lorna’ya kişisel olarak saygı duyar.. Ve Lorna onun dostudur.

İkincisi ise, Laila bir izcidir, o kadar!

Laia ağaçların arasından zorlukla görebildiği orkeni vurup öldürmelidir.

Yüzbaşı Graden’in, bir izci olan rahmetli oğlundan bir şekilde kendisine verilen sihirli oku çıkartır, yerleştirir, yayını gerer ve salar..

..tek hamlede ve bekletmeden!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Laila tam anlamıyla duygusal bir hezimetle hana, ve gruptaki diğer kızlarla paylaştığı odaya döner. Yayını çıkartıp imtina ile kendisine ait olan yer yatağı ile duvar arasına yerleştirir ve fena halde hakarete uğramış gibi yatağına oturur, sırtını duvara verir ve içinde sadece dört tane iki parıltılı ok kalmış olan sadağına bakar.

Başını kaldırdığında odada sadece Lorna ve Lady’nin bulunduğunu fark eder.

Lorna yine o silik pembe, anca kalçalarına kadar inen dantelli geceliği ile yüzünde mutlu bir ifadeyle uyumaktadır.

Lady ise hala katatonik halinden çıkamamıştır ve aynı köşesinde mırıldanarak dualarını etmektedir.

Odada Inshala’da, Merisoul’da yoktur.

Yaralı da olsa, Anglenna da bi yarım saate kalmaz gelirdi muhtemelen.

Laila tekrar neredeyse tamamen boşalmış sadağına, ve diğer elindeki içi boş hafif işlemeli kutuya bakar.

“Şaka gibi yaa!”, der ve kafayı yemişcesine ‘fırk’lar.

 

Salak Anglenna’nın düşüncesizce söyleyebileceği salakça şeylerden kaçınmak için öldürdüğü orkenlerde kullandığı okları bile toplama fırsatı olmadan oradan ayrılmış ve hızlı izci koşusuyla hana gelmişti.

Laila hiçbir utanç hissetmeksizin o kadına ne kadar uyuz olduğunu kendisine itiraf eder zira Anglenna, elflerde ve aristokratlarda nefret ettiği ne varsa hepsini kümülatif olarak barındırmakta, konjünktürel olarak da temsil etmekteydi..

..ve onun yüzünden, üç gündür uğraşıp da anca alabildiği oklar, ve çok daha fazlası artık yoktu!

 

“Lanet olsun sana cadı kadın!”, diye büyük bir kinle hışmeder Laila..BEŞ PARILTILI KIRILMAZ OK.. BEŞ PIRILTILI OK!

 

Laila uyuduğunda gözlerinin altı şişmiş, burnu kıpkırmızı olmuştu..

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

O Gün..

Gün doğduğunda Laila çoktan uyanmış, ancak zahmet edip kalkmamış, öylece pis hanın pis tavanını seyretmişti. Oda da kendisi dışında sadece Lady mevcuttu. Diğerleri muhtemelen kahvaltı için aşağı inmişlerdi.

Laila günü yatarak ve dramatik bir şekilde sessizce ağlayarak geçirmeyi düşünürken biri kapıyı hafif tıklatarak içeri girer.

İzci Onbaşı içeri girenin kim olduğunu bilmesi için dönüp bakma ihtiyacı duymaz. Tecrübeleri ona gelen kişinin yetmiş kilo civarında olduğunu, ancak yere küçük adımlarla basışından, bir erkek değil, bir kadın olduğunu, adımların arasındaki süre farkından, kadının oldukça uzun bacaklara sahip olduğunu, süründüğü pahalı parfümüm kokusundan ve giyindiği kadife eteğin fısıltısından, gelen uzun boylu kadının zenginliğini sergilemek için değil, böylesi bir yaşam tarzının içine doğduğunu, dolayısıylada bir aristokrat olduğunu söyler..

Laila gelenin Lorna olmadığını bilir çünkü Lorna bir Feymist’tir ve yürürken ses çıkarmaz!

Laila, Lorna’nın birçok özelliğinden hoşlanır. Kız samimidir, dürüstür, dost canlısıdır, dramdan hoşlanmaz, tam bir zarafet abidesidir, düşüncelidir, kendisinin aksine ısrarlı bir şekilde etrafındakiler için hep iyi şeyler düşünür, her zaman soğuk kanlıdır, sorulmadan fikirlerini pat diye söylemez ve bunların hepsini tamamen ‘doğal’ bir şekilde yapar. Her ne kadar Udoorin’e bazen acımasızca takılsa da, gerçekte arkadaşının bu kızda aşkı bulmuş olmasına çok sevinir..

Ancak Laila gibi bir izci açısından Lorna’da gıpta ettiği en belirgin özelliği, onun bu Feymist özelliğidir!

Hayır, gelen Lorna değildir.

Gelen Anglenna’dır!

 

“İzci Onbaşı Laila.. Sanırım bu size ait.”, der Anglenna’nın oldukça yorgun gelen sesi.

Laila istemsizce döner ve Anglenna’nın sakin bir mesafede durmuş, kendisine bir ok uzattığını görür.

Laila, Anglenna’nın kendisine ‘o’ oku uzattığını görür!

 

Laila oku almaya can atar. Ama bu şirret elf cadısına hiçbir şart altında teşekkür etmeye niyeti yoktur.

Laila oka uzanmaz, ve onu almaz.

 

“Güzel bir ok.. Ama bunun benim olduğunu nerden çıkartıyorsun?”, der Laila nötr bir ifadeyle.

“Dün akşam biraz hava almak için çıkmıştım. Nevarki beklenmedik birileriyle karşılaştım ve çıkan arbedede ben onlarla uğraşırken birisi ben farkında olmadan bazılarını imtina ile devirmiş.”, der Anglenna sakince..

‘Oha!’, diye geçirir Laila içinden. ‘Sosyete yalanı dedikleri bu olsa gerek. Cadı kaşla göz arasında bi hikaye uydurdu! Hava almaya çıkmışmış.. Yok daha neler!’

Dışından ise, “İlginç.. Yaralanmadın umarım.. Ama bunun benimle ilgisini hala göremiyorum.”, der aynı ifadesiz sesiyle.

Anglenna gülümser!

“Hayatımda bu kadar iyi ok atan sadece sizi tanıyorum, İzci Onbaşı.. Arenada Dreadlock’a karşı gerçekleştirdiğiniz muhteşem düetinizi ilgiyle izleme fırsatım olmuştu.”

Laila’da gülümser..

İçinden; ‘Beni seyredeceğine işe yarar bir şeyler yapsaydın ya!’, diye geçirir.

Dışından; “O zaman sana standartlarını yükseltmeni öneririm..”, diye cevap verir.

“Standartlarımda sorun yok, İzci Onbaşı.”, diye gülümsemesine devam eder High Lady. “Sorun, sizin rütbenizde.. Olması gerekenin çok altında!”

Laila buna biraz afallar..

“Rütbem gerektiğinde ve zamanı geldiğinde yükseltilecektir. Bununla beraber, hala konuyla alakamı söylemedin.”, der temkinli bir şekilde.

“Sizin kadar iyi ok kullanan, ve kullandığı okları toplamak için geri gelmeyecek kadar da benden nefret edip tiksinen bildiğim tek izci onbaşısı sizsiniz, demek istemiştim!”, diye tüm dişlerini gösterir Anglenna.

 

Laila içinden küfreder. Rezil kadın kendisini açık bir kitap gibi okumayı başarmıştır ve bu onun hiç hoşuna gitmez.

 

“Bu güne kadar aramızda elle tutulur bir münasebet olmadı —ki bu da tamamen benim hatam. Dün gece sadece benim hayatımı kurtarmadınız. Farkında olmadan benimkiyle beraber, korumaya çalıştığım iki kişinin daha hayatlarını kurtarmış oldunuz. Asıl onlar için teşekkür ederim.”, der High Lady ve Laila karşılaştıkları günden beri bu kadından duyduğu ilk ve tek kibirsiz, samimi ve içten ifadedir.

“Kimleri?”, diye sorar Laila istemsizce.

“Korkarım bunu size söyleyemem zira kendileri korunduklarının farkında değillerdi. Bununla beraber, kimliklerinin bir sır olarak kalacağını da pek sanmıyorum.”, diye cevap verir Anglenna.

“Peki bunları bana neden söylüyorsun? Haftalardır bana attığın bakışlardan, lehime iyi tek bir şey düşündüğünü sanmıyorum.”, diye çekinmeden söyler aklından geçenleri Laila.

“Aaa.. Lehinize iyi, tek bir şey düşünmediğim gibi, aleyhinizde düşündüğüm şeyleri bilmek bile istemezsiniz..”, diye acımasızca itiraf eder High Lady.

Laila kadına sadece bakakalır.

“Bunları söylüyorum çünkü içten bir teşekkürü hakkediyordunuz.”, der Anglenna. Sonra daha sessiz bir şekilde ekler. “Ve özrümü kabul etmenizi diliyorum.. bir gün!”

Kadın, Laila’nın önünde çömelir ve ona iki eliyle tuttuğu beş parıltılı oku uzatır.

Laila temkinli bir şekilde okunu alır, ama içinden, ‘Oha! Önümde çömeldi ve hala bana yukardan bakıyor. Nasıl bir boy var sende kadın? Dantelli ayakkabıların topuklu bile değil!’

“Görüyorum sadaklarınız da boşalmış. Oksuz bir yay, öksüz bir çocuk gibidir, İzci Onbaşı.”, der ve Laila’ya beyaz, dikdörtgen şeklinde, avuç büyüklüğünde bir kart uzatır.

Laila kartı alıp bakar, ancak bir yüzünde altın dökümlü küçük bir halkanın içinde, aynı dökümle basılmış tek bir ‘L‘ harfi dışında tamamen boştur.

 

“Nedir bu?”, diye sorar Laila şaşırmış bir şekilde.

“Bu..”, der High Lady Anglenna, “..High Bazaar’da, Largo adındaki bir silah ve mühimmat tüccarının özel müşterilerine verdiği kişisel kartıdır. Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır.

Laila hayretle önce elindeki karta, sonrada önünde çömelmiş kadına bakar.

“Silah kaçakçısı yani..”, der kaşları çatılı bir şekilde ve bir high lady’nin, High Woods Ri‘sinin yeğeninin nasıl olup da bir silah kaçakçısının özel kartına sahip olabildiğini merak eder..

“Silah ve.. bir çok başka şeyler.. Ancak yanına gittiğinizde bunu onun yüzüne vurmazsanız sevinirim.”, der High Lady ve konunun bu kısmını kapatır!

“Umm.. Benim birden çok sadağım var!”, diye bi laf kaçar ağzından. Aslında Laila, kadının oldukça gayrımeşru ‘teklifini’ reddetmek için ağzını açmıştır ama nedense onun yerine bu çıkmıştır!

Anglenna, platin sarısı kaşları birer yay gibi kalkmış bir şekilde, koyu yeşil gözleriyle önünde oturan izciyi süzer ve tekrar gülümler.

“Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır!”..

..diye tekrarlar.

 

 

 

 

 


 

Tek Parıltılı ok: +1 Arrow.

Çift Parıltılı ok: +2 Arrow.

Beş Parıltılı ok: +5 Arrow.

 

 

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / October 10, 2020 / Reply

    Gruptaki herkes ortak amaçları dışında, Arashkan’daki geçirdikleri süreyi bir şekilde değerlendirirler.

    Aager ve Inshala, Lilly Venom ile uğraşırken, Lady Magella kendi iç dünyasında bambaşka bir mücadelenin içerisindedir. Gnine yeni büyüleri üzerinde çalışır ve Darly Dor’da, Merisoul ile ‘bir şeylerin’ planlarını yaparlar.

    Lady gibi Anglenna’da da bazı değişimler olur ve bir buçuk asırdan daha uzun bir süre boyunca annesinin kuklası ve maşası olma rolünden çıkmaya çalışır ancak bu onun için zorlu bir doğumdur zira o güne kadar herkesin nefretini toplamış olan kadın, sıfırdan değil, çok çok eksiden başlayarak arkadaşlıklar kurması gerekmektedir.

    Bu esnada Udoorin’de deli gibi sevdiği Lorna’sıyla ilişkisini biraz daha derinleştirir ve bunun sonucunda da, sevdiği kızla olabilmesi için, muhtemelen çok büyük ve zorlu bazı sorumlulukları da üstlenmesi gerekebileceğini öğrenir

    Laila’nın ise daha pratik sorunları vardır ve onları çözmeye çalışır.

    Bu hikayeyi yazarken, Laila karakterini, hem iyi, hem de eksik yanlarıyla ele alıp, olabildiğince ‘gerçek’ bir kişilik ortaya koymaya çalıştım. Herkes gibi onunda iyi yönleri ve özellikleri var. Tıpkı kusurları olduğu gibi. Ancak bunların hepsini bir araya getirdiğimizde Laila diye tekil bir karakter ortaya çıkmış oluyor.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.