You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Adalar Krallığı Tarihi
(Part I)

dungeons and dragons, fey's nesting, groups, tarihçe / 1 Comment / 13/11/2020

Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

l 7569 (-20 yıl)

Tarihi, fikri sabit bir bakış açısıyla ve atıl bir hikaye gibi değerlendirmeyi biraz ahmaklık olarak görüyorum, Profesör Tumblebum.”, der soğuk bir ifadeyle, mor ile koyu mavi tenli genç adam. “Tarih, kişisel eğilimlerimize göre değerlendirilmemeli..”

“Lütfen, size ahmaklığımla engel olmayayım, sayın Fionnghal.”, diye burnundan solur Profesör Tumblebum. “Burada sadece 36 yıldır tarih eğitmenliği yapıyorum o kadar —ki sanırım bu da sizin bilgelikle dolu 17 yaşınızdan eksik kalıyordur.”

“Fearghas. Lütfen.. Özür dile ve otur..”, diye fısıltıyla yalvarır hemen yanında oturan, uzun, yeşil saçlı orman elfi. Kızcağızın kaşları inmiş, küçük dudakları bükülmüş, iri gözleri titremektedir.

“Bir şey mi eklemek istemiştiniz, Anthea hanım?”, diye yankılanır profesörün sesi koca tarih anfisinde.

 

Komoberi Anthea kıpkırmızı kesilir. Hiçbir zaman üzerine dikkatleri çekmekten hoşlanmayan ruh gibi kız, bir anda 750 küsür öğrencinin odağı olmuştur.

 

“H.. hayır efendim.”, diye bitik bir fısıltı duyulur.

 

Fearghas Fionnghal’ın gözleri kararır. Ancak bu, kendisine özel ten rengi gibi, uzun, kıvrımlı boynuzlarının hiddetten titremesine ve gözlerinin kıpkırmızı, ürkütücü bir hal almasına tekabül eder.

“Fearghas, hayır!”, diye ruhunu teslim eder bir sesle inler Komoberi.

“Sayın Profesör, 36 yıldır üzerine hiçbir bilgi eklemesi yapmaksızın aynı şeyleri tekrarlamayı mertebesini muhafaza etmek için yeterli görüyor olabilir. Nevarki bunu herkesin tatmin edici bulmasını beklememeli!”, diyen Fearghas’ın dobraca sesi yankılanır büyük anfide.

“Offf..”, diye küçük, gnome bir kızın tiz sesi duyulur anfinin derinliklerinde. Buna aynı zamanda dolgun, bir başka sesin kıkırtısı eklenir.

 

Ve bir anda anfiye çıt çıkmaz, ağır ve boğucu bir sessizlik çöker.

 

Bunu takip eden uzun bir sessizlikten sonra, Profesör Tumblebum’ın, dişleri arasından gıcırdayan sesi gelir.

“Dışarı, sayın Fionnghal! Sizde, Anthea hanım.. Lütfen beni bölüm müdürlüğü odasında bekleyin! Palecog ve Wraiven hanımlar da sizlere katılmak isterler belki de.”

“Hayır efendim!”, diye anında cevap verir Palecog adındaki küçük gnome kız.

“Hayır efendim!”, diye aynı şekilde cevap verir Wraiven adındaki neredeyse iki metre boyundaki up uzun, simsiyah, ve dal gibi sıska olan diğer kız.

 

Genç Komoberi utancından iki büklüm olmuş bir şekilde dışarı süzülürken, Fearghas ise asiliğinin bütün muzaffer edasıyla çıkar dışarı.

“Neden yaptın bunu Fionn? Ben tarihi seviyordum!”, diye ağlamaklı bir şekilde inler ruh gibi kız.

“O salağın anlattığı tarih değil, Beri. Saçma salak bir hikaye kurgusu..”, diye hışmeder Fearghas.

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun?”, diye kaşlarını çatar incecik kız.

“Biliyorsan neye itiraz ediyorsun o zaman?”, diye Fearghas’da kaşlarını çatar.

“Bizi onlar buraya davet ettiler, Fionn. Biz onların misafiriyiz. İyi de olsa, kötü de olsa bir şeyler öğrenmek için buradayız. Mütemadiyen disiplin odasında vakit geçirmek için değil.”

“Kimse sana—”, diye başlar hırçın bir şekilde genç adam ancak kızın, ‘dokunsan ağlayacak’ halini görünce durur bir anda..

..ve utanır.

“Özür dilerim Beri. Haklısın.. Sadece.. sadece aptallığa tahammül edemiyorum, o kadar.”, diye söylenir Fearghas.

“Melshieve Akademesine geldiğimizden beri sayende haftada ortalama üç kere disiplin odasındayız, Fionn. Bunun akıllıca bir yanı varsa ben göremiyorum.”, der Komoberi yumuşak, fısıltı gibi gelen sesiyle. “Belki de yönteminde bir kusur vardır.”

 

Fearghas Fionnghal susar.

Yedi yaşından beri tanıdığı bu güzel, içli kızın haklı olduğunun farkındadır. Dahası, kendi ahmaklığı, kendisiyle de sınırlı kalmamış, her defasında Komoberi’nin de başını yakıp durmuştur.

“Hay shit!”, diye ünler Fearghas bir anda.

FEARGHAS FIONNGHAL.. ÇOK AYIP!“, diye hayretle bir elini ağzına götürerek bakar mor adama, ruh gibi kız.

“Özür dilerim, Beri.. Bugün Last Man Standing Societynin turnuvası vardı. Katılmazsam, bizim takım kaybeder.”

“E peki ne yapacaksın?”, diye endişeli bir şekilde sorar Komoberi. “İstersen senin yerine de ceza çekebilirim!”

“Kesinlikle olmaz.”, der Fearghas kati bir sesle.

“..Ama belki ben senin yerine cezanı çekebilirim!”, der arkalarından, tiz bir ses.

Fearghas ve Komoberi bir anda dönerler ve yüzünde muzır ve mutlu bir ifadeyle kendilerine yaklaşan, Palecog adındaki küçük, gnome kızı görürler.

“Lanet olsun..”, diye hayıflanır Fearghas. “Yapıştı kene gibi, bırakmadı peşimi bir türlü mendebur cüce!”

 

Komoberi küçük, sevimli, ama bir o kadarda pasaklı kıza baka kalır.

Fearghas ise kaşları çatılı bir şekilde bakar kıza.

 

“Arcantonic Palecog.. İlk sorduğunda ‘hayır’ demiştim, cevabım hala ‘hayır’!”, der boynuzlu mor genç, burnundan soluyarak.

“Aceleyle karar vermeyelim isterseniz, sayın Fionnghal. Sizden veremeyeceğiniz bir şey istemiyorum ki. Disipline giderseniz, takımınız kaybeder ve şampiyonluğa veda etmek zorunda kalırsınız. İnadınız yersiz. Siz kazanmak istiyorsunuz, bende sizin kazanmanızı istiyorum. Yerinize cezanızı ben çekersem, siz şampiyon olursunuz, ben de istediğimi almış olurum.”, der küçük, gnome kız sırıtarak.

“Şampiyonluğumuz garanti değil.”, diye hırlar Fearghas.

“Siz olmazsanız, kaybedip turnuvadan düşeceğiniz ise garanti ama.”, der cüze kız neşeli bir şekilde.

“Fionn? Ne istiyor bu senden?”, diye bir kaşı kalkmış bir şekilde sorar, Komoberi.

Fearghas, ciddi iç bir çekişmesiyle uğraşıyormuş gibi uzun bir süre sesini çıkarmaz.

“Neden bu kadar inat ettiğinizi anlamıyorum? Bu yıl katılan herkes verdi. Bir siz kaldınız.”, der Arcantonic adındaki cüce.

“Fionn?”, diye tekrar sorar Komoberi.

“Sizden ruhunuzu istemiyorum..”, der cüce mutlu bir ifadeyle.

“Lanet olasıca şey. Görüyorum ki amcandan eksik kalır yanın yok!”, der Fearghas tükürür gibi.

“Amcam yarı iblislerle uğraşmazdı. O gerçek iblisleri kullanırdı!”, der Arcantonic, bir anda donuklaşmış bir ifadeyle. “Sizin kadar huysuz olanlarla ise asla vakit harcamaz, onları anında öldürürdü.”

 

Bir dakika sonra cüce Arcantonic Palecog, ekinde sımsıkı tuttuğu bir şeyle sırıtarak uzaklaşır.

Yüzü fırtına gibi kararmış bir ifadeyle Fearghas Fionnghal, yanında Komoberi Anthea olduğu halde aksi yöne doğru yürürler.

 

“İmza.. Bütün bunlar bir taraftar kartı imzası için miydi şimdi?”, diye hayretle bakar yeşil, tüleri saçlı kız.

Fearghas sesini çıkarmaz. Bir yandan yaşlı, pörsümüş profesöre, bir yandan da oportünist cüceye lanet eder.

Neden sonra, “Özür dilerim, Beri. Bundan sonra sırf senin için daha dikkatli olacağım ve haftalık disiplin ortalamamız üzerinde çaba göstereceğim. Şimdi benim gidip turnuva için hazırlanmam lazım. Yetişebilirsen, seni seyirciler arasında görmekten mutluluk duyarım.”, der ve hızlı adımlarla uzaklaşır.

Komoberi, giden genç adamın ardından bakar ve “Erkekler ve oyunları!”, diye derin, esef dolu bir şekilde iç çeker.

 

Fearghas, turnuvada yapmayı planladığı yeni manevrayı düşünürken, bir yandan da tarih dersini ve profesörün tek yanlı anlatısını düşünür ve bir karara varır.

Madem Profesör Tumblebum tarihin kendi hoşuna giden versiyonunu anlatmakta kararlıdır, o zaman Fearghas’da gerçek tarihi —en azından keyfi bir şekilde yorumlanmamış halini öğrenmek için eski, bölüm arşivlerine gidecektir.

Turnuvadan sonra, tabii..

 

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

KARA! KARA GÖRÜNDÜ!“, diye bağırır gözlerini kısmış yaşlı adam, kalyonun gözcü yuvasından. Adam, yaşına rağmen hala diri ve enerji doludur. “SAAT İKİ YÖNÜNDE KAPTAN!

MESAFE?“, diye geri bağırır uzun saçları aklaşmaya başlamış, kısa kesim sakallı, kırık burunlu kaptan.

DÖRT MİL. EN FAZLA BEŞ! BUZULLARDAN ÇIKTIĞIMIZDA DAHA İSABETLİ TAHMİNDE BULUNABİLİRİM KAPTAN BARAKAN!

“Kurtulduk mu, kaptan? On üç yıldır Frozen Sea’de dolanıp duruyoruz.”, diye umutla sorar ikinci kaptan.

“Göreceğiz. Bizler denizciyiz ancak on üç yıl hepimizi bitirdi. Bizi alıp sürükleyen o lanet olasıca fırtınadan sonra yetmiyormuş gibi bir anda her yanımızda peyda olan dev buzullar hareket kabiliyetimizi azalttı ve bir mil ötemizi bile görmez hale geldik..”, diye fena halde kızmış bir şekilde hırlar Kaptan Barakan. “Dümen kırın Bay Hammerson. Saat iki yönüne.”

DÜMEN KIR. SAAT İKİ YÖNÜNE!“, diye gürler İkinci Kaptan Hammerson.

“Tayfaları uyandırın. Kendilerine çeki düzen versinler.”

TAYFA KALK!“, diye yine gürler Hammerson.

“Silahlardan geriye kalan ne varsa güverteye getirsinler. Ve temizlesinler. Yerli halk varsa onlarla geçinmeyi tercih ederim. Ancak yirmi beş yıl önceki ilk gemimizdeki hatamızı da tekrarlamak istemeyiz, öyle değil mi Bay Hammerson?”, diye yüzünü buruşturarak sırıtır Kaptan Barakan.

“Uhhh..Hayır efendim. Tayfanın yarısını yamyamlara kaptırmıştık.”, diye nahoş bir şekilde iç çeker, denize doğru döner ve omzunun üzerinden üç kere tükürür ve ardından emirleri gür sesiyle bağırmaya başlar.

DİKKAT! SİLAH GÜVERTE! TAYFA YERLERİNE! TAM SAVAŞ POZİSYONU!

“On üç yıl buzullarda takılıp kaldık ve hiç biriniz ayaklanmadınız.”, der Barakan, düşünceli bir şekilde. “Bu deniz tarihinde bir ilk olmalı.”

“Bizler korsan değiliz Kaptan Barakan. Onurlu denizcileriz. Hepimiz eski, kokuşmuş krallıktan bıktığımız için size istekli bir şekilde katıldık. Kime isyan edeceğiz ki?”, diye omuzlarını silker ikinci kaptan.

“Doğru.”, diye mırıldanır kaptan. “Nevarki on üç yıl, bir insanın kendisinden bile şüphe etmesi için yeterli bir süre.”

“On üç yıl bu yaşlı kayıkta bizi hayatta tutunuz efendim.”, der Hammerson, koca kalyonu göstererek. “Siz ve Gökler olmasaydı, bunu kimse başaramazdı. Dev ahtapotlar, deniz yılanları, ölü merler, su wraith’leri, dev albatroslar.. Denizde olup da akla gelebilecek ne varsa çıktı karşımıza ve siz bir müzisyen gibi herkesin nerede olması gerekiyorsa orada olmasını sağladınız. Ve kaçınılmaz kayıplar dışında, çoğumuz hala hayattayız. Başına kargalar işeyesice eski kralımız, bizi üçer beşer balıklara yem etmiş olurdu şimdiye kadar.”

“Herkes zaten nerede olması gerektiğini biliyordu, Hammerson. Bunu ikimiz de pek ala biliyoruz. Benim tek yaptığım, zaten bildikleri şeyleri söyleyip önemli görünmekti o kadar.”, diye sırıtır Barakan.

“Öyle demeyin, Kaptan. İyi bir şovmenin önemi asla küçümsenmemeli.”, diye ikinci kaptan da sırıtır.

İKİ MİL, KAPTAN!”, diye bağıran gözcünün sesi gelir kalyonun ana direğinin tepesinden.

“Bayrak çekelim mi, Kaptan?”, diye sorar Hammerson.

“Bayrak çekmek isterdim. Ancak ayrıldığımız krallığın bayrağı dışında bayrak yok elimizde. Fikriniz?”, diye sorar kaptan.

Hammerson omuzlarını silker.

“Malis el’Vi.. Resim neyin şeysileri konusunda becerikli biri gibi. Boş zamanlarında —ki bu da on üç yıl ediyor— mütemadiyen bir şeyler karalayıp duruyordu. Deniz yosunları ve ahtapot mürekkebinden yaptığı boyalarla kamarasının bütün duvarlarına bir şeyler çizip durdu. Bazılarının ne olduğunu ben bile anlayabiliyorum!”

“Evet. Sanırım harita mühendisimizin parasını hak etme vakti geldi. Büyük bir çarşaf alsın, bize yeni bir bayrak hazırlasın.”

MALİS, GÜVERTEYE!“, diye bağırır ikinci kaptan. Sonra da, “Mancınıkları da hazırlayalım mı, Kaptan?”, diye sorar.

“Evet hazırlansın. Ancak ateş yakılmasın. Nafta varillerine de dikkat etsinler.”, diye temkin eder kaptan.

MANCINIK HAZIRLA! ATEŞ YOK! NAFTA GÜVERTEYE!

BİR MİL, KAPTAN!“, diye gözcünün sesi gelir yine yukarıdan.

“Eveet. Bakalım nereye gelmişiz.”, der kaptan ve kemer cepkeninden uzun, katlanılabilir, mercekli bir şey çıkartır. Bir ucunu tutarken, diğer ucunu kendisine doğru çeker ve daha çok git gide incelen bir boruyu andıran şeyi, tek gözünü kısarken diğer, açık kalan gözüne görür ve uzun bir süre, bir mil mesafedeki kara parçasını inceler.

“Ada..”, der İkinci Kaptan, ve içinde hissettiği hayal kırıklığını gizleyemez. “Bu bir kara değil sadece bir ada!”

“Evet. Ama çok büyük bir ada. Dahası, görebildiğim kadarıyla üç tane ada. Bize yakın olanı ikinci büyük olanı. Görebildiğim kadarıyla akarsuları ve ormanları bol, üç ada. Saat üç’e doğru dümen kırın Bay Hammerson. Herhangi bir varlığımız olacaksa, bu en büyük adada olmalı.”, diye emir verir kaptan.

“Emredersiniz, efendim.”, der Hammerson ve tekrar bağırır;

DÜMEN KIR, SAAT ÜÇ İSTİKAMETİNE!

 

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Harita mühendisi Malis el’Vi, nedir bu?”, diye sorar Kaptan Barakan.

Saçları ve sakalları darmadağınık harita mühendisi Malis el’Vi, yeni uyanmış birisinin muallak, kısık gözleriyle kaptana bakar.

“Benden istediğiniz bayrak, Kaptan Barakan!”, der, bariz bir şeyi ifade eder gibi.

“Beyaz bir çarşafa çizilmiş bir şeyler görüyorum, Bay el’Vi. Bunların ne olduğunu anlatır mısınız?”, diye hafif burnundan solur kaptan.

İkinci Kaptan Hammerson ise bir elini sırıtmamak için çabaladığı ağzına götürür.

“Kalkan. Korumayı ve müdafaa etmeyi ifade eder.. Arkasında da kılıçlar var. Bize karşı şansını zorlamak isteyen varsa, başlarına ne geleceğini bilsinler!”, diye açıklar Malis.

“Evet, Bay el’Vi. Bütün krallık armalarında olduğu gibi. ‘The Heavens Shall Attest’ (Gökler Şahidimizdir) de neyin nesi?”

“Bu sizin on üç yıldır ağzınızdan düşürmediğiniz ifade, Kaptan. Bana, yeni bir krallık için oldukça anlamlı bir slogan gibi geldi.”, der el’Vi.

 

Kaptan Barakan, harita mühendisine öylece bakar.

 

“Biz bir krallık değiliz, Bay el’Vi.”, der neden sonra, biraz vurgulu bir şekilde.

Malis omuzlarını silker.

“Bizim bir krallığımız yok. Hiçbir krala da bağlı değiliz. Bağlı olduğumuz tek kişi de sizsiniz. Denizde kaptan olabilirsiniz, ama karaya, yerleşmek amacıyla ayak bastığınız anda artık kaptan olamazsınız, efendim. Bize önderlik etmeye devam edecekseniz, bu da sizi kral yapar.”

“Umm.. Harita mühendisi, ürkütücü bir şekilde haklı, Kaptan.”, der Hammerson, tek kaşı kalkmış bir şekilde.

 

Barakan bir süre sessizce çarşafa bakar.

 

“DJN.. Bu nedir, peki?”, diye sorar.

“Dö Jong’dan gelme. ‘The Young’ (Genç Olanlar)..”, der kısaca, Malis.

Bu sefer, kaptanın da tek kaşı kalkar.

“Korkarım aramızda ‘genç’ olan pek de kimse kalmadı Bay el’Vi..”, der kaptan, manalı bir şekilde.

“Bu bizi değil, yeni krallığımızın ruhunu temsil ediyor, efendim. Bizden sonra gelecekleri temsil edeceği gibi. Her zaman genç, her zaman taze..”, der harita mühendisi.

“Bakıyorum bazı şeyleri düşünerek yapmışsınız, Bay el’Vi. Bu işaret nedir, peki? Bir yerden tanıdık geliyor ama, çıkaramadım bir türlü.”

 

 

“Tanıdık gelmeseydi şaşardım, Kaptan Barakan.”, der ve ilk defa sırıtır Malis el’Vi. “Bu sizin yaşlı kedinizin yanağındaki çizgili desenin ta kendisi!”

 

İkinci Kaptan Hammerson dayanamaz ve kahkahayı basar.

Kaptan Barakan ise öylece kala kalır.

Bir kaç defa bir şeyler söylemek için yeltenir ancak bir şey çıkmaz.

 

“Bence harika olmuş!”, der ikinci kaptan fokurdayan, neşeli bir ifadeyle.

“Bay Hammerson! Onure oldum, ancak olmayan yeni krallığımıza, kedimin yanağındaki desenleri mi bayrak olarak kullanacağız?”, diye hayretle sorar, Kaptan Barakan.

“Kimseye söylemezsek, herkes merak eder. Soranlara da, manalı bir şekilde bakar, sırıtırız. Kimse de anlamadığını itiraf etmeyeceğinden, bir daha sormayacaktır!”, der Hammerson ve tekrar güler.

 

Kaptan hayretle ellerini havaya kaldırır, sonra kaşları çatılı, ciddi bir ifadeyle harita mühendisi Malis el’Vi’ye döner.

“Bay el’Vi. Yeni bayrağımızı ana direğe çekerseniz sevinirim. Soranlara bana anlattıklarınızın son kısmı hariç, hepsini açıklama işi size kalıyor. ‘Gökler Şahidimizdir’ ki ya bize saygı duyacaklar, ya da herkesin maskarası olacağız!”

“Emredersiz, Kaptan Barakan!”, der harita mühendisi Malis el’Vi, ve elindeki çarşafla beraber ana direğe doğru yollanır.

BAYRAK GÖNDERE!“, diye İkinci Kaptan Hammerson’un ardından bağırdığı duyulur ve koca kalyondaki herkes bir anda olduğu yerde dona kalır, sonra dikkat pozisyonu alır ve selama durur.

Yeni Adalar Krallığının bayrağı ana direkte yükselmeye başlar..

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 14, 2020 / Reply

    Yazması eğlenceli hikayelerden biriydi bu. Düz, monoton bir tarih yerine, olayları gerçek kurguları içerisinde ele almayı tercih ettim. Bu da sanırım okuduğumuz tarih kitaplarının, olayların gerçekte oluşlarından ne denli uzak olduğunu gösteriyor.

    Evet, bu bir hayal ürünü, ancak insan, insandır ve aralarında geçen konuşmalar, muhabbetler ve ‘geyik’ler içerik farklılıkları göstersede, nicelik/nitelik olarak çok da farlı değil.

    Öhöm.. Sanırım bunu bir tarihçi olan yengeme söylesem başıma ciddi bir iş açmış olurum 😀

    Neyse ki yazdığım bu hikayelerden haberdar değil kendileri..

    Hikayeyi, Fey’s Nesting grubunun kahramanları olan Komoberi Anthea ve Fearghas Fionnghal ile başlattım ki, muallak bir yüzeyde değil, daha gerçekçi bir düzlemde yer alsın.

    Fearghas’ı oynatan arkadaşa söyleyeceğim sadece bir şey var; olm seçtiğin bu isimden ötürü nefret ettim senden.. Her Fearghas Fionnghal yazarken beni ne kadar kastırdığını bilemezsin!

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.