You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Adalar Krallığı Tarihi
(Part II)

dungeons and dragons, tarihçe / 1 Comment / 14/11/2020

 

Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

l 7569 (-20 yıl)

İlginç”, diye fısıldar mor ve koyu mavi tenli genç. “Burada neredeyse 7550 yıllık, ‘The Attest’ (Şahit) adındaki bir kalyonun kaptanına ait sefer kayıtları var. Oldukça da iyi muhafaza edilmiş. Kayıtlara göre kaptan, adamları ve geminin kendisi o dönemdeki, Arsanos adındaki bir krala ait olmalarına rağmen, kralın halkına karşı gösterdiği acımasızlığa, zulme, ve adaletsizliğine tahammül edememiş ve bir gece izinsiz bir şekilde krallıktan ayrılmışlar.”

“Fionn..”, diye telaşla fısıldar hemen yanında duran küçük, ruh gibi kız. “..Neden gecenin bir yarısı tarih bölümünün yasak arşiv odasındayız? Yakalanırsak o kadar fena yanar ki başımız. Bu sefer disiplin odasıyla paçayı kurtaramayız.”

“Sakin ol, Beri. Kimse bizim burada olduğumuzu bilmiyor. Gün içerisinde senin, canının çok sıkıldığı ve taş binaların içinde bunaldığın için akademi ormanına, biraz nefes almaya gideceğin dedikodusunu yaydım. Ben de turnuvada başarı elde etmiş olmamıza rağmen, bir sonra ki karşılaşma için yeni plan yapacağımı, düşünmek için sahile ineceğimi söyledim herkese. Yani ikimiz de zıt ve alakasız istikametlerdeyiz şu anda..”, der Fearghas Fionnghal, elindeki eski sefer kayıtlarından başını kaldırmadan.

“Sen.. sen yalan mı söyledin herkese?”, diye hayretle bakar genç, yeşil saçlı kız, yerde bağdaş kurup oturmuş genç adama.

“Hayır. Bu sana söylediğim açık hali. Başkalarına ‘canı biraz sıkılmış olabilir..’, ‘geceyi ormanda, ağaçların arasına geçirebilir..’, ‘sahile, düşünmeye inebilirim..’, ‘sessiz, sakin bir ortama ihtiyacım var biraz..’, gibi ifadeler kullandım —ki bunların hepsi zaten daha önce defalarca yaptığımız şeyler olduğu için de herkes, benim istediğim yanlış sonuca vardı.”, der Fearghas ve bunları herhangi bir utanma içermeksizin söyler.

Zavallı Komoberi Anthea, ağlamaklı bir ifadeyle baka kalır genç adama.

“Ben.. Ben ne günah işledim ki senin gibi bir arkadaşım oldu?”, diye inler sessizce.

 

Fearghas başını kaldırır ve sırıtarak iri gözlü, ruh gibi salınan güzel orman elf kıza bakar.

 

“Yapma ama, Beri. Bana hiç eğlenmediğini söyleme. Alternatifin ne olacaktı? Yine o abuk kızlarla saatlerce hiçbir şey üzerine dedikodu dinlemek zorunda kalacaktın.. Bu çok daha eğlenceli değil mi şimdi?”, der ve başını tekrar eski sefer defterine doğru eğer.

“Alternatiflerim bunlar mı yani? Ya zengin ailelerin şımarık kızlarının dedikodularını dinlemek, ya da seninle küf kokan yasaklı arşiv odasına sızıp yakalanmak ve cezalandırılmak.. Bari gerçekten ormana gidip biraz hava alsaydım. En azından doğa ile özlem gidermiş olurdum.”, der Komoberi ve alt dudağını pörtletir.

“Dudağını öyle yapınca çok şirin oluyorsun.”, der Fearghas başını kaldırmadan.

“Bu hiç komik değildi Fionn.”, diye burnunu çeker incecik kız.

“Komik olsun diye söylemedim zaten. Hayranların bu halini görseler, gözleri dolardı.”, der Fearghas neşeli bir şekilde ve elindeki eski sefer defterinden başını kaldırır zira biraz sonra göreceği şey, alabileceği bütün cezalara değecektir.

“Be.. Benim hayranım yok!”, der kız hışımla.

“Senin hayranın yok, hayranların var.. Sadece benim bildiğim on dört tane.. İsimlerini bile verebilirim!”, diye sırıtır mor genç ve görmeyi beklediği şey gerçekleşir..

 

Komoberi Anthea pembenin muhteşem bir tonuna bürünüverir!

 

“Kim? Kimmiş onlar?”, diye afallar kız, ruhu çekilmiş bir ifadeyle.

“Şanslarını zorlarlarsa, bir anda ortadan kayboluşlarından anlarsın kim olduklarını..”, der ve yine sırıtır Fearghas.

“Yaaa.. Lütfen ama yaa..”, diye inler Komoberi.

“Üzgünüm genç bayan ama kendilerini saklamayı tercih ettikleri için şimdilik karışmak gibi bir niyetim yok. Ve niyetleri hayranlıkla sınırlı kaldığı sürece de tutumum değişmeyecek!”

“Bu.. Buna hakkın yok, Fionn. Sen benim—”, diye hışmeder küçük kız.

“—Dostunum!”, diye bitirir, genç Fearghas. “Seni küçüklüğümden beri tanıyorum ve hayatımdaki en önemli kişisin. Sana kimsenin bir şey yapmasına izin vermek gibi bir niyetim de yok. O yüzden, herhangi bir plan yaparken bunu da hesaba kat, lütfen.”

 

Komoberi, up uzun boylu genç adama uzun süre hayretle bakar.

 

Neden sonra, “Başımı senin kadar belaya sokan başka birisi olmadığını düşünürsek, bu ilamın biraz ironik değil mi?”, diye hicveder kız.

“Dostluğun cilvesi..”, diye yine sırıtır Fearghas ama bu sefer arsızca.

 

Tam Komoberi buna daha da yakıcı bir hışımla cevap verecekken, ayak sesleri duyulur ve ikiside bir anda dona kalır.

 

“Hay aksi..”, diye sinirlenir Fearghas. “Daha öne burasını gizlice gözlemlemiştim ve kimsenin kontrol için geldiğini görmemiştim. Nereden çıktı bu şimdi?”

“Kim? Kim geliyor?”, diye korkmuş bir şekilde fısıldar Komoberi.

 

Fearghas, büyücülüğüne özel keskin algıları, gelenin kim olduğunu söyler ona.

 

“Bekçi Arasgus! Lanet herifin eli çok ağırdır. Buraya doğru gelirse, bizi fark etmemesi mümkün değil.”

“Belki ben bir şey yapabilirim.”, der Komoberi ve yaklaşan ayak seslerine doğru, ince parmaklı eliyle zarif, havaya un saçar gibi bir hareket yapar, sonra kendisine hayretle bakan Fearghas’a döner ve, “Pencere. Aşağı güvenli bir şekilde inebilir misin?”, diye yarı panik içerisinde sorar.

“Üçüncü kattan yere çakılmak, Arasgus’un tokatından daha az canımı yakacağını biliyorum! Sen?”, diye sorar acil bir sesle.

“Ben kendi başımın çaresine bakabilirim, Fionn.. Hadi git!”, diye yalvarırcasına sızlanır küçük kız.

 

Fearghas, Komoberi ile tartışmaz. Ruh gibi görünen bu nazik, peri kızı kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyorsa, genç adam ona güvecektir. Yerinden fırlar ve—

Bekçi Arasgus belirir ve iki gencin olduğu yere döner..

—seri bir.. iki.. üç.. adımla pencereye ulaşır, ve pencerenin kanatlarını ittirdiği gibi kendisini aşağı atar..

..ama yere çakılmaz.

Pencereden düşmeye başladığı anda hızı kesilir, ve bir tüy gibi yavaşça süzülür aşağı.

Fearghas yere konduğunda Komoberi’yi, kendisini bekler halde bulur.

 

“Bu hayret vericiydi, Beri.”, diye takdir eder genç adam.

Komoberi, ‘her zamanki halim’, der gibi omuzlarını silker, sonra kıkırdar.

“Ne yaptın adama? Bizi gördüğünden emindim.”, der hayretle Komoberi’ye.

Hafif utanmış bir şekilde tekrar kıkırdar Komoberi.

“Bekçi Arasgus’u hex’ledim ve farkındalığını düşürdüm.. Şu anda bütün kütüphane yansa fark edeceğini sanmam. Sonra da bir sincaba dönüşüp pencereye en yakın ağaca sıçradım ve aşağı indim..”, der ince kız ve biraz daha utanmış bir şekilde kızarır.

“Wow. Hex’i bu şekilde değerlendirmek hiç aklıma gelmezdi. Bu harkaydı!”, diye takdirini gizleyemez Fearghas.

“Sayende kötü şeyler öğrenmek zorunda kaldım, Fionn..”, diye içerler Komoberi.

 

Uzun bir süre ikisi de öğrenci yurduna doğru sessizce yürürler.

 

“İtiraf et, eğlenceliydi ama.”, diye sırıtır genç adam.

“Böyle sorumsuzca bir şeyi itiraf ederek seni daha da gaza getirmeyi reddediyorum, Fearghas Fionnghal..”, diye cevap verir küçük kız, burnunu çekerek.

“Her ne kadar eğlenceli olmuş olsada..”, diye ekler neden sonra küçük bir sesle.

 

Fearghas güler.

 

Bir anda Komoberi keskin bir şekilde iç çeker ve hem hayret, hem de şok içerisinde yanındaki mor gence..

..ve elindeki şeye bakar.

FEARGHAS FIONNGHAL! SEN MELSHIEVE KÜTÜPHANESİNİN YASAKLI ARŞİVİNDEN 7550 YILLIK TARİHİ ESERİ Mİ ÇALDIN?!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

Teknik olarak bu bir tarihi eser değil.”, der İkici Kaptan Hammerson. “Ancak kaptan bunu sana emanet etmemi söyledi, Harita Mühendisi Malis el’Vi. Bize bir şey olursa, bunun muhafaza edilmesi çok önemli.. imiş.. Kim bir sefer defterini okur ki? Bende de var bi tane.. İçi boş! Bunca yıldır yazacak bi şey bile gelmedi aklıma.”

“Bu defter şu anda tarihi bir eser değil. Ama bir gün olacak ve bizim neden krallıktan ayrıldığımızı, yolda başımıza gelenleri, kayıplarımızı ve çektiğimiz cefaları başkalarına bu sefer defteri anlatacak. Bizler, hepimiz, bir gün göçtüğümüzde, bu defter yaptıklarımıza ve yapmak zorunda bırakıldığımız şeylere şahitlik edecek, İkinci Kaptan Hammerson..”, diye sakince açıklar Malis el’Vi.

“Açıklamaların da senin kadar muallak, el’Vi!”, der Hammerson suratını ekşiterek.

Malis omuzlarını silker.

“Sen sordun, ben de söyledim, Hammerson.. Kaptana, defterine göz kulak olacağımı iletebilirsin.”, der ve sefer defteriyle beraber tekrar odasına döner, el’Vi.

 

“Teslim ettin mi?”, diye sorar Kaptan Barakan.

“Teslim ettim, efendim.”, diye huzursuz bir şekilde cevap verir İkinci Kaptan Hammerson. Sonra içten bir sesle, “Kaptan, bu gerçekten gerekli mi? Sizin de gelmeniz, yani.. Size bir şey olursa biz ne yapacağız?”

“Kendim yapmayacağım bir işi adamlarımın yapmasını mı isteyim, Hammerson? Bir lider her zaman önderlik etmeli. Bunu ikimizde çok iyi biliyoruz.”, diye cevap verir sakin bir sesle, Kaptan Barakan.

“Size katılmıyor değilim, kaptan. Ancak bu ikinci sorumun cevabını vermiyor.. Size bir şey olursa biz ne yap—”, diye sorusunu tekrarlamaya başlar Hammerson.

“—yerime ikinci kaptan geçer..”, diye bitirir, Barakan sırıtarak.

“Sorun da bu. Ben yerimden memnunum ve kaptan olmak gibi bir niyetim yok. En azından bu gemiye. Belki bir gün. Kendi gemim olduğunda, olabilir.. Ama dürüst olmam gerekirse, bu tayfanın yarısından azı bile hayatta kalmazdı denizde geçirdiğimiz bu on üç yılda. Aslına bakılırsa, ben ilk altı ayda çoktan telef olmuş olacağımıza kati bir şekilde inanıyorum..”, der ikinci kaptan samimi bir sesle.

“Kendini bu kadar küçük görme, Hammerson. Bence sen çok iyi bir kaptan olurdun.”, diye teskin etmeye çalışır kaptan.

“Buna inanıyorum. Ama ‘çok iyi’ olmak yeterli kalmazdı o on üç yıl için.. Sizin gibi ufku olan biri değilim ben. Lanet olsun, karşılaştığımız onca yaratık ve canavar olmamış olsaydı bile sırf su ve erzağımız bitmiş olurdu ilk altı ayda çünkü ben kaptan olmuş olsaydım, her iyi kaptan gibi aptalca standart deniz kurallarını uygular.. ve hepimizi öldürtmüş olurdum..”, diye içten bir sesle itiraf eder Hammerson.

 

Kaptan Barakan uzun bir süre buna cevap vermez zira kendisi de standart deniz kanun ve kurallarını uygulamış olsaydı, gemisi de, tayfası da on iki yıl ve altı ay önce gerçekten telef olmuş olurlardı. Nevarki kaptan, ufku olan bir adam olduğu kadar, arkasında başsız bir gemi bırakmaması gerektiğini de bilecek kadar özgecil biridir.

 

“Bana bir şey olursa..”, diye boğazını temizleyerek başlar kaptan. “Sen kaptan olacaksın. Sorun yaşadığın yada sıkıntı çektiğin noktaları ise danışmanın olarak Harita Mühendisimiz Malis el’Vi’ye soracaksın.”

“Malis’e mi?”, diye hayretle ve biraz da yüzünü buruşturarak sorar ikinci kaptan.

“O adam harita mühendisi olarak harcanan biri, Hammer. Özelliklede son on üç yıldır çizilecek bir harita olmadığını düşünürsek.”, der Barakan, sessizce.

Hammerson ise ağzı açık bir şekilde kaptana bakar.

“Ama.. Malis mi?”, diye tekrarlar.

“Hammerson.”, der kaptan ve başıyla hazırda bekleyen, dört yüze yakın adamlarını işaret eder. “Onlarda bir farklılık görebiliyor musun?”

“Evet. On üç yıl sonra karaya ayak basacakları için heyecanlılar.”, diye cevap verir ikinci kaptan.

“Bu doğru. Ama dikkatli bakarsan, hiç biri karaya ayak basmak için sırasının gelmesini bekleyemeyen askerler gibi durmuyorlar.. Hepsi dimdik duruyor ayakta. Bu duruşu en son ne zaman gördün, Hammerson?”

 

Sessiz kalma sırası ikinci kaptana geçmiş gibi, Hammerson uzun bir süre gözlerini kısmış bir şekilde düşünür..

..ve ayılır.

 

“Bu kalyon bize ilk verildiğinde!”, diye ünler. “Hepimiz bu geminin tayfası seçilmiş olduğumuzdan dolayı o kadar gururluyduk ki..”, diye yad eder eskiyi.

“Doğru. Peki on üç yıl sonra onları bu kadar gururlandıran şey nedir, bunu tahmin edebiliyor musun?”

İkinci kaptanın gözleri ister istemez yukarı, ana direğin en tepesinde büyük bir gürültüyle dalgalanan bayrağa seyreder.

“Eveeet..”, diye onaylar kaptan sessizce. “Sen yedek nafta varillerini kontrol etmek ve kalan mühimmatın sayımı için aşağı indiğinde Malis el’Vi bütün tayfaya bir konuşma yaptı ve onlara yeni bayrağımızı ve yeni, taze krallığımızı anlattı. Hayatımda duyduğum en saçma konuşmaydı.. En saçma ve en içten konuşma. Ancak kendisinin kati bir şekilde inandığı bir şeyi anlatan birisinin ağzından çıkabilecek bir konuşmaydı bu..”

Kaptan, çok kısa bir anlığına susar ve on üç yıl boyunca kendisine inanmış adamlarına bakar.

“Adamlarımız bu yüzden dim dik duruyorlar, Hammerson. Onlar artık başı boş birer kaçak değiller. Hepsinin bir hedefi, gurur duyabilecekleri bir amaçları var artık.. O pasaklı, tembel adam, bir anda hepimize yep yeni bir amaç ve standart belirledi.. Önden giden bir liderlerinin olmasını gerektiren bir amaç ve standart..”, der Kaptan Barakan ve sesi, kontrol edemediği bir ateşle yanar. “Ve bana da büyük bir sorumluluk yüklemiş oldu..”

“O sefil bücürün gırtlağını sıkacağım!”, diye hırlar Hammerson.

“Aaaa.. Bunu yapmamanı tercih ederim, Bay Hammerson, zira Malis haklı. Yoksa neden kaçtık ki biz Arsonas’tan?”

“Arsonas..”, der Hammerson ve yüzü bir anda kararır ve çirkinleşir. “O şerefsiz piç kral!”, der ve omzunun üzerinden denize doğru üç defa tükürür.

KARA TEMAS, KAPTAN!“, diye gözlem kulesinden gürleyen, yaşı geçmiş gözlemcinin sesi gelir bir anda.

NE GÖRÜYORSUNUZ, BAY HAWKER?“, diye geri bağırır kaptan, Hawker adındaki gözcüye.

ZİYARETÇİLERİMİZ VAR, KAPTAN.. ÇOK ZİYARETÇİ! BİZE.. SÜZÜLEREK GELİYORLAR!

Kaptan hiç vakit kaybetmeden belindeki cepkenden katlanılabilir dürbününü çıkartır ve sahilin yaklaşık üç yüz metre gerisinden başlayan ormana, ve ‘süzülerek’ yaklaşanlara bakar.

“Lanet olsun.”, diye sessizce küfreder kaptan. “Öyle görünüyor ki yeni krallığımızı hak etmemiz gerekiyor, Bay Hammerson. Naftaları ateşleyip mancınıkların atışa başlamalarını söyleyin hemen. Sahilden başlayıp ormana doğru temizlesinler.”

MANCINIK ATEŞ! ONAR DERECE YÜKSELECEK ŞEKİLDE!“, diye gürler ikinci kaptan.

“Rampaları da indirin hemen. Gemiye çıkarlarsa işimiz biter.”

RAMPA İNDİR!“, diye emreder ikinci kaptan.

“Sahil boyunca iki sıra oluştursunlar. Kalkanlar önde, mızraklar arkalarında. Okçular gemiden, yükseltinin avantajıntan faydalanarak atış yapsınlar. Gözcü yerinde kalsın. Üçyüz altmış derece rapor versin —her iki dakika!”, diye emirlerini verir kaptan, yavaşça kendi kılıcını çeker, yanında ikinci kaptan olduğu halde indirilen rampaya, adamlarının başına geçer.

SAHİLDE İKİ SIRA! KALKAN VE MIZRAK! OKÇULAR GEMİDE.. ATIŞ SERBEST! GÖZCÜ HAWKER YERİNDE! 360 DERECE, İKİ DAKİKA ARALIKLI RAPOR VER!“, diye bağırarak kaptanın emirlerini iletir Hammerson.

KUZEY: TEMİZ. DOĞU: TEMİZ, GÜNEY: SAHİL. YAKLAŞAN DÜŞMAN. 200 YARDA! BATI: TEMİZ!“, diye ilk rapor gelir gözcü yuvasından.

 

“Evet. Başlasak iyi olacak, sanırım.”, der Kaptan Barakan ve rampadan inmeye başlar. Ne var ki adamlar rampalardan inmezler. Aslına bakılırsa istiflerini hiç bozmadan öylece dim dik yerlerinde dururlar.

Kaptan durup bir kaşı kalkmış bir şekilde arkasına, adamlarına bakar.

 

BARAKAN!“, diye gürler ikici kaptan bir anda.

BARAKAN!“, diye dört yüz adam haykırarak cevap verir ve yek vücut rampalardan aşağı çığ gibi inerler.

 

“Nedir bu, ikinci kaptan?”, diye kızmış bir şekilde sorar Barakan, adamları, kalkanlar önde, mızraklar arkada iki sıra oluşturduktan sonra.

“Ordular, inandıkları liderlerinin, önderlerinin.. ve krallarının isimlerini anarak savaşa girerler, efendim.”, der sakin bir sesle Hammerson, ama sırıtışını da gizleyemez.

“Biraz abartmadınız mı, Bay Hammerson?”, diye burnundan solur Kaptan Barakan.

“Aaa.. Daha en iyi kısmını duymadınız, efendim.”, der ikinci kaptan ve sırıtışını gizlemek için çaba sarf etmez bile. Kaptan kendisine engel olamadan, kendilerini sessizce bekleyen askerlere döner..

 

ADALAR KRALLIĞI!“, diye avazı çıktığı kadar, ve çocuksu bir neşeyle bağırır.

ADALAR KRALLIĞI..”

“BARAKAN..”

“ADALAR KRALLIĞI..”

“BARAKAN..”

“ADALAR KRALLIĞI..”

“BARAKAN!

..diye benzer bir neşeyle gürler ‘The Attest’in askerleri, ve kendilerine doğru, atılan naftalı mancınık testi-güllelerinden yanarak süzülen hayaletimsi ölülere karşı, genç, taze krallıklarının ilk ölüm kalım savaşını verirler..

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 15, 2020 / Reply

    Adalar Krallığı tarihinin 2. bölümü olarak hazırladığım bu hikaye, umuyorum ki 3. bölümde de devam edecek.

    Eğlenceli, farklı bir şekilde ele aldığım bu ‘tarih’, aralarında 7550 yıl zaman mesafesi olan iki farklı grubun bir birlerine nasıl bağlayabildiğinin hikayesi de denebilir aslında buna.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.