You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Adalar Krallığı Tarihi
(Part III)

dungeons and dragons, tarihçe / 1 Comment / 16/11/2020

 

Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

l 7569 (-20 yıl)

Komoberi Anthea, olduğu orman elfi gibi süzülerek yaklaşır adama. Herhangi bir orman elfinden farklı olarak, kızın tamamen kendisine özgü, görenlere ‘ruh gibi’ dedirten ‘sessiz’ bir zarafeti vardır. Ancak şu anda kız, Muhteşem Melshieve Akademisinin arkasındaki büyük koruluğun derinliklerinde, ağaçların arasında gizlenmiş bir oyuktan aşağı, yerin altındaki küçük bir mağaraya inen tünelden sessizce ‘süzülmüş’ ve hedefine kitlenmiştir. Hedefi, tünelin sonundaki mağadadır ve silik bir fenerle aydınlattığı ‘oda’nın ortasında bağdaş kurmuş, elindeki bir şeyi okumaktadır.

Komoberi, ellerini birer pençe gibi açar, sıska denebilecek kadar ince kollarını kaldırır ve..

“Nefesin.. Başka hiçbir şey ile karıştırılamaz, Beri..”, der arkası dönük mor, koyu mavi adam.

 

Komoberi olduğu yerde, hayal kırıklığı ile kala kalır. Üyesi olduğu ‘The Hide ‘n Seekers’ kulübünde öğrendiği sessiz yaklaşma tekniği, belli ki pek de işe yaramamaktadır!

 

“Nefesim mi? Nefesimi tutmuştum ama..”, diye inler kısık sesiyle Komoberi.

“Aslında ‘kokunu’ kastetmiştim.”, der mor ile koyu mavi arası tenli genç adam.

“Ne yani, koktuğumu mu söylüyorsun?”, diye fena halde alınır Komoberi.

“İşte bu yüzden ‘nefesin’ dedim.”, der genç adam esefle ve arkasından sinsice yaklaşmaya çalışan kıza döner. “Burada neredeyse herkes ya pis kokuyor, ya ‘bina’ kokuyor, yada yapay kokular sürünüyorlar. Bazıları, inekler, mürekkep, toz, küf ve papirüs, bazıları ise simya.. Senin kokun ise.. nasıl anlatsam.. ferah bir kokun var. Yağmur sonrası taze toprak ve çim gibi.. Dediğim gibi.. ‘ferah’ işte!”

Komoberi’nin yeşil, yay gibi kaşlarından biri yükselir.

“Görüyorum, ‘Beautiful Arts Society’ kulübünde biraz fazla şiir ve edebiyat okumuşsun. Bu hoşuma gitti, Fearghas Fionnghal.”, der ve yüzünde muhteşem bir gülümseme belirir.

“İşim olmaz!”, der Fearghas ciddi bir şekilde ve dudaklarını büzüştürür. “Aslına bakılırsa, o kulüpteki ‘sanat’ bana biraz çiğ geliyor.”

“Neden ki?”, diye merakla sorar Komoberi zira kendisi de aynı kulübün üyesidir.

“Bilmem.”, diye omuzlarını silker Fearghas. “Kişi içinde hissettiklerini, edebiyat diye kaleme aldığı anda.. ne bileyim.. yalancıktanmış hissi veriyor. Bu hoşuma gitmiyor. Ya yalancı ol, yada dürüst. Dürüstçe yalan söyle! Yalan kelimeler yazıp sonra dürüstçe bir şeyler yazdığını iddia edenler, hex’lemek istediğim kişiler arasında top on’umda yer alıyor!”

“Beni bazen şaşırtıyorsun, Fionn.”, der ruh gibi kız.

“Her zaman böyleydim. Yedi yaşımdayken Fey Town’dan ormana kaçıp orada yaşamaya karar vermemin sebebi de buydu. O kasabadaki tiefling’ler, sanki zorunluymuş gibi yalan konuşmayı bir ‘sanat’ sanacak kadar tiksindirmişlerdi beni. Yada en azından benim tanıdıklarım öyleydi. Geri dönüp baktığımda, özlediğim kimseyi düşünemiyorum bile..”, der Fearghas ve yüzü olduğundan biraz daha kararır.

“Özür dilerim.”, der Komoberi. “Sana geçmişini hatırlamak istememiştim.”

“Sorun değil. Ailem ve çevremdekiler yalancı olmasalardı bende ormana kaçmış olmaz, dolayısıyla da seninle hiç karşılaşmamış olurdum.”, diye sırıtır mor adam.

“Karşılaşmalardan bahsetmişken..”, der Komoberi ve sesini alçaltır. “Kitabı geri yerine koydun mu?”

“Daha değil. Sefer defteri oldukça kalın ve Kaptan Barakan’ın söyleyecek çok şeyi varmış. Benim merak ettiğim, devamlı hareket halindeki bir gemide, bu kadar muntazam ve küçük nasıl yazmayı becerebildiği.. Adam ayrıntıları görme konusunda farkındasız bir dahî..”

“Ama Fionn.. O sefer defterinin çalındığının farkına varırlarsa mahvoluruz!”, diye sızlanır Komoberi.

“Ama Beri.. Biz o defteri çalmadık ki. Kaçarken yerine bırakmayı unuttuk o kadar!”, diye sırıtır Fearghas.

“Şimdi kim ‘dürüstçe yalan’ söylemiyor acaba?!”, diye kaşlarını çatar ince kız.

“Aslına bakılırsa söylediğim şey yalan bile değil. Camdan atladığımda fark ettim defterin hala elimde olduğunu.”, diye itiraf eder Fearghas. “Ama merak etme. Söz, bitirince geri yerine koyacağım.”

 

Komoberi pes etmişçesine ellerini hava kaldırır, derin bir iç çeker ve en eski arkadaşına bakar.

 

“Ne öğrendin peki?”, diye sorar.

“Çok şey.. Ama benim en çok merak ettiğim şey, aynı zamanda en çok kafamı karıştıran şey.”

“Neymiş o?”

“Kaptan Barakan.. İçinde yaşadığımız ve parçası olduğumuz ‘Adalar Krallığının’ kurucusu.. On üç yıl, bir şekilde denizde kaybolmuşlar sonra kendilerini, şu anki krallığın aslı olan o üç adada bulmuşlar. Sonra da o adaların ve krallığın başkenti olan Kronor civarında da karaya çıkmışlar..”, diye biraz aklı karışmış bir şekilde anlatır Fearghas.

“Evet. Bildiğimiz tarih derslerinde anlatılan da bu.”, der Komoberi.

“Ama bildiğimiz tarih kitapları, Kaptan Barakan’ın o on üç yıldan önce nerede olduğu.. Yada nereden geldiği.. İşte bunu yazmıyor bildiğimiz herhangi bir tarih kitabı.. Bu sefer defterinde okuduğum kadarıyla Barakan’ın zaten bağlı olduğu, ancak ayrıldığı Arsanos adında bir kralı varmış.”, der genç adam.

“Eee? Herkes o veya bu şekilde birilerine bağlı oluyor, sanırım..”, der Komoberi kaşlarını hafif çatarak.

“Peki bu Arsanos denen kral kim? Ve onun krallığı nerede?”, diye sorar Fearghas. “Bu ismi kütüphanedeki öğrencilere açık neredeyse bütün tarih kitaplarında aradım..”

“Ve..?”

“Ve, yok! Hiç bir yerde böyle bir kraldan bahsedilmiyor.”, der pes etmiş bir sesle Fearghas. “İşin ilginci, gariplikler burada da bitmiyor.”

“Ne gibi?”, diye merakla sorar Komoberi.

“Barakan, sefer defterindeki ilk girişi, ‘Yıl 18,982’ olarak yapmış —ki bu kendisinin ‘The Attest’ adındaki kalyona kaptan olarak atandığı tarih. Kendilerini sürükleyip götüren fırtınanın başladığı tarihi ise ‘Yıl 18,985’ olarak kaydetmiş. Adalar Krallığının merkezi olan üç adayı buldukları tarih olarak da ‘Yıl 18,998 olarak geçmiş!”, der hayretle Fearghas.

 

Komoberi öylece genç adama bakar.

 

“Belki geldikleri yerde farklı bir..”, diye başlar Komoberi, ancak bu cümlesi kendi kendisini fes eden bir cümledir, zira Yıl 1, bilinen ilk tarihtir ve bu tarihten önce Elder Ejderhalar dünyaya hakimdirler. Bu tarihte de ortadan kaybolmuşlardır. Yine bu tarihte insanlar, elfler, dwarflar, gnomlar ve diğer bütün ırklar gün yüzüne çıkmışlardır —ki bu da bir çok başka soruyu kendi içerisinde saklamaktadır; Yer altında ne yapıyorlardı? Eski medeniyetleri nerede? Hala yer altında yaşayan medeniyetler var mı? Şayet varsa ve bir gün onlar da ortaya çıkmaya karar verirlerse ne olacak? Bütün medeniyetler her zaman yer altında mı yaşıyorlardı? Yada hepsi yer altında mı doğdular?

“Kafam karıştı..”, diye itiraf eder Komoberi. “Bu.. bu bilgi garip bir şekilde rahatsız edici bir bilgi.”

“Di mi?”, diye Fearghas’da aynı rahatsız itirafta bulunur. “Ama sonra —çok sonra— yerli halkla karşılaştıktan sonra —ki adalarda yoğun insan ve dwarf, az sayıda da olsa orman elfleri varmış, yeni tarihi, yani B.Y.S. —Büyük Yıkım Sonrası diye girmeye başlamış kayıtlarına. Sanırım yerli halk ile aralarında kafa karışıklığı olmasın diye yapmışlar bunu. Sefer defterindeki en son kayıt, Yıl 168 olarak geçiyor..”

“Bilemiyorum, Fionn..”, der Komoberi düşünceli bir şekilde. “Belki de bu yüzden o sefer defteri yasaklı arşivlerdeydi.”

“Ben bir Seeker’ım, Beri. Gerçekleri bulmam lazım.”, der Fearghas kati bir sesle. “Ama kaptanın ilk kullandığı tarihe ve bizim kullandığımız tarihe bakılırsa, bildiğimiz ‘medeniyetler’ en az 26,586 yaşında. Yada daha doğru bir ifadeyle, gerçek yıl şu anda sandığımız gibi 7,588 değil, 26,586!”

 

Komoberi’nin küçük, sevimli yüzünde tedirgin, hatta biraz da korkmuş bir ifade belirir.

 

“Tarih bölümü yetersiz kalıyor bu konuda. Bize bir antropolog lazım. Yada bir arkeolog..”, der Fearghas düşünceli bir şekilde. “Tarihçiler, ezberlerinden zaten kitaplarda yazılı olanları aktarmakla yetinmeyi tatmin edici buluyor olabilirler ama bu bizim için yeterli değil..”

“Profesör Tumblebum ile atışman yer etmiş, sanırım..”, der Komoberi hafif gülümseyerek.

Fearghas, profesörün adını duyunca boğazından nahoş bir ses çıkartır.

“Sen bir arkeolog tanıyorsun!”, der Komoberi bir anda ve sırıtır.

Fearghas’ın bir kaşı kalkar.

“Tanıyor muyum?”, diye sorar kendi kendine ve düşünür. Ancak tanıdığı, yada akademide muhatap aldığı sayılı kişilerden hiçbirisini arkeolog değildir. Tanıdıkları arasında tarihle ilgilenen sadece turnuvada kendisiyle aynı grupta olan Deline Sion adındaki, güzel olduğu kadar da çatlak olan, ozan kızdır.

“Evet..”, der orman perisi kız ve inci gibi dişleri görünecek şekilde daha da sırıtır. “Arcantonic Palecog! Hani senden zorla imza koparan.. Senin uyuz olduğun şu cüce kız.”

“Hay shit!”, diye küfreder Fearghas.

“FEARGHAS! Ama lütfen yaa..”, diye inler Komoberi.

“Özür dilerim, Beri.. Bazı kişiler aklıma geldiklerinde dişlerimi acıtıyorlar ve o kız bunlardan biri. Başkası.. lütfen başkası olsun. Herhangi biri.. Bizim takımdaki karga sesli ozan kız bile olsa olur.”

Komoberi mutlu bir şekilde omuzlarını silker.

“Ama tanıdığımız başka bir arkeolog yok. Bununla beraber, benim tanıdığım bir antropolog var.”

Fearghas’ın bir kaşı tekrar kalkar.

“Beni ısrarla şaşırtmaya devam ediyorsunuz küçük hanım. Kimmiş tanıdığın bu antropolog?”

“Seressa Wraiven.”

“Seresa —Ne?”

“Wraiven..”, diye tekrarlar Komoberi ve kıkırdar. “Hani şu senden bile uzun boylu, çıta gibi sıska, simsiyah tenli, pembe saçlı, dantelli-fırfırlı, pembe mini etekli sakar kız.. Pembe çiçeklerden çok hoşlanan.. The Pink Phlox Stem Society’nin başkanı.. ve sanırım tek üyesi!”

 

Komoberi kızı tarif ettikçe Fearghas’ın yüzü, az önceki hayret ifadesinden, kahır dolu bir ifadeye doğru erir ve öylece oturduğu yerde, ağzı açık bir şekilde kalakalır..

 

“Bizde bir sorun var, kızım..”, der en sonunda. “İkimizde anormal tipleri kendimize çekiyoruz!”

 

Ve bir anda söylediği ifadenin ne denli komik olduğuna ayılır..

Fearghas mor eliyle boynuzlarına işaret ederken, Komoberi de küçük, zarif eliyle yeşil saçlarını gösterir ve ikiside gülmeye başlar.

 

“Biri bana mı seslendi?”, diye dolgun, dikkatleri üstüne çeken, feminen bir ses gelir, ‘gizli’ mağaranın dışarısından!

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

Evet sana seslendim! O sefil mağarandan çıkma vaktin geldi!”, der İkinci Kaptan Hammerson mutlu bir sesle. “Kaptan seni çağırıyor ve bahane duymak istemiyor! Ama ben, kaptan kadar sabırsız değilim. Senin bahanelerini duymak, sonra da seninle beraber bahanelerini de batonumla yere geçirme eğilimindeyim.. Şimdi, çık dışarı!”

“Mağara?”, diye alınmış, boğuk bir ses duyulur kapının ardından. Belli ki söylenen onca şey ve hiçde üstü örtülü olmayan tehditlerden sadece bu dokunmuştur içerdekine.

 

Malis el’Vi kamarasının kapısını açar, gözlerini kısmış, dudaklarını büzüştürmüş ve kaşları çatılı bir şekilde ikinci kaptanı fena pis bakışlarla süzer, ama Hammerson’ın kalın derisinden tamamen etkisiz bir şekilde seker o bakışlar.

 

“Ne var Hammerson?”, diye sorar Malis bezmiş bir sesle.

“Kaptan seni çağırıyor. Bunu çoktan söyledim. İşitmende de mi bi sorun var?”, diye sırıtır ikinci kaptan.

“Sorun işitmemde değil, İkinci Kaptan Hammerson, sorun senin sesinde. Her şeyi bağırarak söylemek zorunda mısın?”

 

Hammerson buna fena halde alınır.

 

“Sesimde bi sorun yok. Ve her şeyi de bağırarak söylemiyorum!”, diye gürler.

 

Malis, ikinci kaptana sırıtır.

Hammerson’un yüzü kararır.

 

“Geliyor musun, yoksa seni ensenden tutup benim mi götürmem gerekiyor?”, diye burnundan solur ikinci kaptan.

“Tamam, tamam. Heyecan yapmaya gerek yok. Bir iki bir şey alıp geliyorum.”, der Malis, kamarasında kaybolur, bir dakika sonra omuzladığı bir çuvalla tekrar belirir.

“Nedir o?”, diye sorar Hammerson.

“Kaptan Barakan’ın, kaçınılmaz olarak benden isteyebileceği bir şey.”, der Malis muallak bir şekilde.

Hammerson’un yüzü biraz daha ekşir.

 

 

“Harita Mühendisi Malis.”, diye mutlu bir ifadeyle seslenir Kaptan Barakan.

 

Malis irkilir..

..zira Kaptan Barakan ‘mutlu’ olayı yapan biri değildir.

 

“Sizin için ne yapabilirim, Kaptan?”, der Malis temkinli bir şekilde.

“Tebrikler Bay el’Vi.”, der kaptan.

“Umm.. Neden tebrik ediliyorum, efendim?”, diye daha da temkinli bir sesle sorar Malis.

“Bizim için hazırlamış olduğunuz bayrak ve ardından yapmış olduğunuz konuşma, tayfa üzerinde büyük etki yapmışa benziyor. Onları bu kadar şevkli en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bile.”, der Kaptan Barakan.

“Teşekkür ederim?”, diye tam anlamıyla tırsmış bir ifadeyle söylenir Harita Mühendisi el’Vi çünkü ‘The Attest’e atandığı günden beri ilk defa kaptanın onu övdüğünü duymuştur. Dahası bu, kaptanın açık bir şekilde herhangi birisini övdüğünü görüşüdür. Bu, kaptanın adamlarının başarılarına karşı umarsız oluşundan değil, sadece bir kaptanın gerekli mesafeli davranışından oldukça farklı bir tavır sergileyişindendir.

“Bu kadar tedirgin olmana gerek yok, Malis el’Vi. Bu en son ‘marifetin’, bana o kamarada ‘hiçbir şey yaparak’ harcandığına inandırdı o kadar.”, der Kaptan Barakan sırıtarak.

“Ummm.. ben yerimden memnunum, efendim.”, diye mırıldanır Malis.

“Bundan eminim. Ancak senin kadar kıymetli birisinin de böyle ziyan edilmesine göz yumamam.”, der kaptan.

“Yummanızı tercih ederdim, efendim..”, diye yine mırıldanır Malis.

 

İkinci Kaptan Hammerson kaşlarını çatar ve harita mühendisine fena pis bir bakış atar.

 

“Öyle görünüyor ki karaya ayak basmamızla bize saldıran hayaletler ve hortlaklar, bu üç adada yaşayan halkın son otuz yıldır başına bela olmuş bir lanetmiş ve bizler, yanlışlıkla da olsa onları bu lanetten kurtarmış olduk. Sayımızdan ve organize halimizden pek hoşlanmışa benziyorlar. Bizden kendilerine önderlik etmemizi ve aralarındaki sürtüşmeleri, husumetleri ve sorunları adaletli bir şekilde gidermemizi rica ettiler. Bunun karşılığında da ‘lütfen’ buraya yerleşip yerleşemeyeceğimiz sordular.”, diye anlatır son bir kaç günü kaptan.

Size tebrikler o zaman, efendim. Benimle ilgisini hala göremiyorum.”, der Malis.

“Tayfaya yaptığınız o küçük konuşmadan dolayı üstüme yıktığınız yeni sorumluluklar, kendi adamlarımın geçmişlerini ve aldıkları eğitimleri tekrardan gözden geçirmemi gerektirdi. Burada kalacak isek, bize inşaat mühendisleri, duvarcılar, lağımcılar, boyacılar, mimarlar ve bunun gibi bir çok yeni istihkamlara ihtiyacımız olacak.”

“Muhtemelen, efendim. Ancak benim ‘mühendisliğim’ sadece kağıttaki bir sıfat. Gerçekte bir mühendis değilim. Sadece haritacıyım. Adaların haritasını çıkarmamı istiyorsanız, ilk çizimleri zaten hazırladım.”, der Malis, ve içinde hissetmeye başladığı korkuyu kıl payı bastırır.

“Adamlarımın hepsinin geçmişlerini inceledim ve burada kalıcı bir kale inşaası için gereken bütün elemanların aramızda zaten var olduğunu öğrendim. Aramızda olmayan ve pek ihtiyacımız olan sadece bir meslek vardı. Bunun ne olduğunu bilmek ister misiniz Bay el’Vi?”, der kaptan ve bu sefer bütün dişlerini gösterecek şekilde sırıtır.

 

Malis el’Vi susar.

Ve inatla hiçbir şey söylemez.

Yanında kıkırdayan İkinci Kaptan Hammerson’a pis bir bakış atmakla bile uğraşmaz.

‘Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun.’, diye saydırır içinden. ‘On üç yıl.. Neredeyse yırtmıştım paçayı!’

 

“Bakın şu işe ki meğerse aramızda bir komiser varmış!”, der Barakan ama artık sırıtmıyordur.

 

Üçü de, Kaptan Barakan, Harita Mühendisi Malis, ve İkinci Kaptan Hammerson, öylece kıpırdamadan dururlar. İkisi birine, biri ise yere bakmaktadır.

 

Neden sonra Malis konuşur. Sesi kısık, bıkkın ve esef doludur.

 

“Beni ne ele verdi? Bir komiser olduğum, öz geçmişimde yazmadığı biliyorum..”, diye sorar Malis bezgin bir sesle.

“Bir çok şey.”, der kaptan sakince. “Ya da bir çok şeyin kümilatif sonucu.. Gerçek mesleğin ve keskin zekan sayesinde fevkalade ince ve hatasız harita çıkarabilmen. Senden önce çok harita mühendisi gördüm, Bay el’Vi. Çizdiklerine harita demek için, çizenin bir haritacı olduğunu bilmen gerekir. Seninkiler ise.. matbaadan çıkmış gibiydiler. Bununla beraber, bir gemici haritacısı olmana rağmen, gemiler ve gemicilik bilgilerin her zaman yok denecek kadar azdı.

Denizde kaybolduğumuz yıllarda karşılaştığımız yaratıklarla savaşırken gösterdiğin üstün başarıya rağmen her zaman tekil savaşıyor olman, asla bir ordu yada denizci eğitimi almadığını göteriyordu. Öldürürken de askerlerin yaptığı gibi, kafa yada kolları kesmekle uğraşmıyordun. Hep muhatabına hızlı ve küçük, ancak ölümcül darbeler veriyordun. Böbrek, gırtlak, şah damarı..

Ve son olarak, bizim için hazırladığın bayrak.. Daha doğrusu, bayraktaki incelikler ve bunlara yükleyebildiğin anlamlar.. Biz denizcilerin bu kadar derin şeyler düşünecek kadar zamanımız olmaz, Bay el’Vi..

Bunların hepsini bir araya getirince, senin gerçekte bir denizci olmadığın, özel savaş değil, özel öldürme ve sızma eğitimi aldığın yönündeydi. Bu da bize sadece bir seçenek bırakıyordu, Bay el’Vi; sizin bir komiser olduğunuz..”

 

Malis sessizce ‘hıh’lar.

“Kendi elimle kendi sonumu hazırladım, yani. Bu.. fazlasıyla ironik.”, der acı bir şekilde.

 

Uzun bir süre sessizce olduğu yerde durur Malis.

Neden sonra fısıldayarak konuşur.

 

“Sanırım beni asacaksınız..”

“Bence asmalıyız. Kaptan, hatırlatır mısın, neden gemimize sızmış bir komiseri asmıyoruz?”, diye hicvederek sorar ikinci kaptan.

“Geçtiğimiz on üç yılda adamlarımdan ahmakça şeyler söyleyen ya da yapan olmadı değil. Hepsinin açıklamalarını dinledim. Bay el’Vi’nin de açıklamalarını dinlemek isterim.”, der Barakan.

Çok hafif çatılı kaşlarıyla yüzünde oluşmuş ifadeden, kaptan sanki ‘Lütfen makul bir açıklaman olsun. Seni astırtmak istemiyorum.’, der gibi bir hali vardır.

 

Malis sadece omuzlarını silker.

“Bay el’Vi..”, der Barakan. “..Lütfen.”

Malis başını kaldırır ve kaptana bakar.

 

“Arsanos’un bütün ‘komiser’leri ne için idiyse, bende benzer bir iş için görevlendirilmiştim. O şerefsiz piç kurusu kral bozuntusu, zalimin tekiydi. Ancak kurnazdı da. Ve ‘güç’ verdiği herkesin peşine de bir komiser takardı. Herhangi bir adamı gıdım kendini aşarsa, komiserin görevi onu ‘hizaya’ getirmekti —ki bunun pratikteki tekabülü, onun boğazını kesip, herkese örnek teşkil edecek şekilde, suçlu bulunduğu sebeplerle beraber teşhir edip, ortadan kaybolmaktı.. Taki bir sonraki ‘müşteri’ye kadar.

Ben, size ‘atanmış’ komiserdim ve krallıktan ayrılmak için tayfanızla yaptığınız bütün gizli toplantılarda da oradaydım.”, der Malis.

“Ne değişti? Neden hala nefes alıyorum o zaman, Bay el’Vi?”, diye sorar Barakan sessizce.

Malis yine omuzlarını silker.

“Çünkü haklıydınız. Dahası, siz güç peşinde değildiniz. Çürümüş bir ülkenin kendisini yiyip bitirişine baş kaldırmak bile istemiyordunuz. Sadece ayrılmak.. kurtulmak istiyordunuz..”, der komiser.

“Aslına bakılırsa baş kaldırmak istemiyor değildim. Ancak hızını çoktan almış bir heyelanı durduramayacağımı da biliyordum. Bir heylana, devinimini almadan önce engel olabilirsin. Yükünü aldıktan sonra artık iş işten geçmiştir. Arsanos gerçekte özellikle kötü bir kral değildi. O krallığın kendisi, içindekilerle, en tepesindeki aristokrasiden, en dip çukurdaki lağımcısına kadar bitik idi ve kurtarılamaz hale gelmişti. O noktada yapılabilecek tek şey, o ‘veba’dan kaçmaktı o kadar.”, der samimi bir şekilde kaptan. “Bununla beraber, yaptığım gizli toplantılar da, krallıktan kaçışımız da, teknik olarak belki ‘isyan’ yada ‘ayaklanma’ olmasada, kesinlikle bir ‘başkaldırı’ veya ‘itaatsizlik’ olarak nitelendirilebilir di.. Ki bu da bizi yine aynı noktaya, aynı soruya getiriyor; ne değişti ve neden hala nefes alıyorum, Bay el’Vi?

“Çünkü haklıydınız.”, diye kendisini tekrarlar Malis. “Ve ben, bir komiser olarak o çürümüşlüğün en pratik örneği idim. Sonra fırtınaya yakalandık ve bilinmeyen denizlere ve buzullara sürüklendik.. On üç yıl bir oraya, bir buraya itelenip durduk. Ama siz, ‘The Attest’in ana direğinden bile sağlam çıktınız. Geçtiğimiz on üç yılda, o direğin dört defa parçalandığını düğünürsek.”

“Özetle, koşullar seni ‘iyi çocuk’ olmaya zorladı..”, der ikinci kaptan kaşları çatılı bir şekilde.

 

Malis buna bir şey demez.

Öylece susmuş, olduğu yerde durur.

Neden sonra, sessizce ağzında bir şeyler geveler.

 

“Beni öldürecekseniz, bunu asmadan yapmanızı tercih ederim. Ne bileyim. Denize filan düşmüş olayım. Ya da boğarak öldürün. Cesedimi savaş alanında buluversinler.. O hortlaklar öldürmüş olsun beni..”

“Neden? Sonucu değişmediği sürece yöntemin bir önemi var mı?”, diye sorar Hammerson biraz şaşırmış bir şekilde.

“Teknik olarak yok, sanırım. Ancak, bayrak.. ve adamların şu anda inandıkları şey.. Bütün etkisini kaybeder.. Ve onların buna fena halde inanmaya ihtiyaçları var.”, der kısık bir sesle Malis ve tekrar başını yere eğer..

“Hayır.”, der Barakan ve sesinde belirgin bir katiyet vardır. “Hazırladığın bayrak. Yaptığın konuşma. İkisini de inanarak yaptın. SEN.. SEN BANA İNANDIN!

 

Malis el’Vi, sesini çıkarmaz.

 

“Neden bunu söylemiyorsun, be adam? İnsanlar değişebilir.. Ve biz de bu yüzden burada değil miyiz Bay el’Vi?”, diye hayretle sorar kaptan.

“Çünkü bunu söylemiş olsaydım, ben bile inanmazdım bana..”, der Malis.

“Bay el’Vi.. Malis..”, der kaptan. “Bunca yıl demeyeceğim, ama daha Arsanos’dan ayrılmadan önce beni kesmek için fazlasıyla zamanın ve malzemen vardı elinde. Hiçbir şey olmasa, beni rapor edebilirdin. Dahası, bana hiç istemediğim bir sorumluluğu yükledin. Ancak bir kral olacaksam, vereceğim ilk emir bir idam emri olmayacak.. Ülkemi bir cinayet üzerine kurmayacağım. Seni buraya çağırdım, çünkü elimizde iyi kötü her türlü ihtiyacımızı giderecek mühendis ve teknisyen var. Bundan sonra İkinci Kaptan Hammerson, ‘The Attest’in yeni kaptanı olacak.. Sen ise aramızda olmayan tek görevi üstleneceksin; baş danışman olarak!”

 

İkinci Kaptan Hammerson, mutsuz bir şekilde öylece durur.

Malis ise alık alık kaptana bakar.

 

“Beni.. Bir komiseri, kendine baş danışman olarak mı alacaksın?”, diye hayretle sorar Malis.

“Eski komiser, Bay el’Vi.. Eski komiser.. Biz krallıktan ayrıldığımızda, senin de komiserliğin fes olmuş oldu. Bundan sonra Malis el’Vezier olarak bilineceksin!”, der Barakan ve sırıtır.. “Şimdi, Baş Danışman el’Vizier, bize yırtık bir çarşaftan biraz daha yakışıklı ve yakışır bir bayrak gerekecek. Bu konudaki fikirleriniz nedir?”

 

Yeni Adalar Krallığının Baş Danışmanı Malis el’Vizier, kamarasından çıkarken beraberinde getirdiği çuvalı yere bırakır ve içinden uzun, kırmızı bir kumaş çıkartır..

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

< önceki | sonraki >

1 Comments
  • deja nim / November 17, 2020 / Reply

    Tarihler, isimler, krallar, ve entrikalar..

    Adalar Krallığı Tarihinin 3. Bölümü de bu şekilde sona etmiş oldu.

    4. Bölümde görüşmek üzere..

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.