You can enable/disable right clicking from Theme Options and customize this message too.



Book Online

* Please Fill Required Fields *

Adalar Krallığı Tarihi
(Part 4)

dungeons and dragons, tarihçe / No Comment / 19/11/2020

 

Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

l 7569 (-20 yıl)

Muhteşem Melshieve Akademisinin arkasındaki büyük koruluğun derinliklerinde, ağaçların ve çalıların sıklaştığı bir noktada gizli bir oyuk vardır. Bu oyuk, uzun ve ince bir tünelin ağızıdır. Tünelin kendisi yerin altındaki, pek de büyük olmayan boş bir mağaraya iner. Nevarki mağara şu anda boş değildir. Mağaranın zemininde orta büyüklükte, eski, tiril bir halı, halının üstüne atılmış üç-beş iri minder, küçük bir zemin sehpası, sehpanın üstünde ise, bir gaz lambası, içinde vişne suyu olan el yapımı kil bir maşrapa, iki ahşap oyma bardak, küçük bir mürekkep hokkası ve uzun, siyah bir tüy kalem ve bir kaç adet tarih, coğrafya ve büyü üzerine kitap mevcuttur. Yer sehpasının üzerinde ve yere saçılmış, içinde bazı not, tarih ve doodle’ların karalandığı papirüsler ve bir tane de oldukça eski bir kitap durmaktadır.

Mağara, beceriksizce bir şekilde ‘yaşanılabilir’ hale getirilmiştir ve bunun için çaba sarf eden iki kişide sessizce bir birlerine bakmaktadır.

“Beri..”, diye tıslar mor ile koyu mavi tenli, alnından geriye doğru bir çift boynuzu olan genç adam, derin, esef dolu bir nefes vererek. “İzlendin mi yoksa buraya gelirken..?”

“Hayır ama yaa..”, diye inler orman perisi Komoberi Anthea yarı ağlamaklı bir sesle. “Sincap olarak, daldan dala sıçrayarak ve süzülerek geldim.”

“Ben de süzülerek geldim!”, der dışardan gelen, dolgun nefesli feminen ses, mutlu bir şekilde. “Ama daldan dala atlamadım. Bu biraz garip olurdu.. Düşünebiliyor musunuz, benim kadar uzun boylu bir kızın daldan dala atlaması halinde çıkaracağı gürültüyü? Ve sanırım pembeler içindeki halimle teşhircilikten dolayı da disiplin cezası yerdim..”

 

Mor-koyu mavi tenli Fearghas Fionnghal bir elini yüzüne götürür ve gözleri kapalı bir şekilde öylece durur.

 

“Onun daldan dala atlarken ki halini hayal etmiyorsun değil mi, Fionn?”, diye kaşları çatılı bir şekilde mor gence bakar, Komoberi.

Fearghas elini yüzünden indirir ve önünde duran ruh gibi kızı dik bakışlarla süzer.

“Sorun değil, sorun değil..”, der dışarıdaki ses, neşeli bir şekilde. “Siz karar verinceye kadar ben burada beklerim.”

“Naapacağız şimdi? Kız buldu gizli inimizi..”, diye mızmızlanır Komoberi.

“Aslında sadece burada, çalıların arasındaki bir oyuğu buldum. Teknik olarak içeri girmediğim için, aşağıdaki mağaranıza inen bir tünel olduğunu düşünmem sadece bir varsayım, dolayısıyla da daha gizli yerinizi bulmuş değilim. Soran olursa ‘hiç görmedim’ diyebilirim, dert etmeyin!”, der dışardan gelen ses, şen bir şekilde.

“Hay shit!”, der Fearghas. “Tam bir kaçık bu!”

FEARGHAS YAA.. LÜTFEN AMA!“, diye söylenir Komoberi.

“Çok ayıp, ama isabetli.”, diye seslenir dışardaki ses.

“Aslında durumumuzu çok iyi bir şekilde özetlediğimi düşünüyorum, Beri.”, der Fearghas, bezmiş bir şekilde.

“İnan ben söylemedim. Kimseye söylemedim..”, der Komoberi, dokunsan ağlayacakmış gibi.

“İnan ona, Bay Fionn, bana o söylemedi. Kimseye söylemedi.. Ben yukardan takip ettim onu ki bu da onun suçu değildi.”, der dışarıdaki ses makul bir şekilde!

Komoberi, dışarıdan gelen sesin açıklamalarını dinledikçe gözleri daha da dolar.

“Yapacak bir şey yok. Ya canı sıkılıp gidinceye kadar olduğu yerde öylece duracak, ya da..”, der Fearghas.

“Benim canım sıkılmaz, siz beni dert etmeyin. Süper sabırlıyımdır ki!”, der dışardaki ses.

“Gökler adına, ne getirdin buraya, Beri!”, diye inler Fearghas!

“Ama ben yapmadım ki, Fionn yaa.. İnan ben getirmedim!”, diye cevap verir gözleri dolu bir şekilde peri kızı.

“Biraz yargıcılık mı var sizde, Bay Fionn? O getirmedi ki beni buraya. Ben geldim. Pembe Bahçem ile burası arasındaki mesafenin kuş uçuşu ne denli yakın olduğunu düşünürseniz, eminim sizde bunu anlayacaksınızdır!”, der dışarıdaki ses.

“Kuş uçuşu mu?”, diye ünler Fearghas, tek kaşı kalkmış bir şekilde.

“Gizli marifetlerimizi ve sırlarınızı paylaşmadan önce, tanışmayı tercih ederim, Bay Fionn. Ben size nezaket gösterdim ve sizin ‘gizli’ mağaranıza girmeyerek, daha onu ‘bulmuş değilim’ —teknik olarak.. Dolayısıyla, bana işkence bile etseler, onu kimseye teşhir edemem. En kötüsü, ‘ormanda bir yerlerde saklanıyorlardı’, diyebilirim ki bu da ders kıran tüm öğrenciler için geçerli bir durum zaten!”, der dolgun, feminen ses.

Fearshas, pes etmiş bir ifadeyle mağaranın tavanına bakar, derin bir iç çeker ve Komoberi’ye, “Ey.. Yapacak bir şey yok. Çağır gelsin.”, der.

“Korkarım beni biriniz gelip şahsen davet etmeniz gerekecek.”, der dışardaki ses.

“Kız, kendisini vampir sanıyor sanırım..”, diye fısıldar Komoberi.

“Hayır, güzel orman perisi. Sadece nezaket gösteriyorum.”, diye neşeli bir şekilde açıklar dışardaki ses. “İyi birisi beni davet ederse, bu iyi bir niyetle yaptığını gösterir ki bu da güvenin var olduğunu gösterir. Genelde cüceler cücelerle, elfler elflerle, dwarflar dwarflarla takılırlar. Nevarki Bay Fionn’un akademiye geldiğinden beri benimle, sanki özellikle sakınıyormuşçasına hiç konuşmadığını göz önünde bulundurursak, tieflinglerle hoş olmayan bir geçmişi olduğu sonucuna varmak pek de zor değil. Yada beni şahsen itici buluyor da olabilir. Ben ilkini düşünmek isterim çünkü o durumu düzeltme ihtimalim var. Diğerini tamir etmem ise korkarım pek mümkün değil!”

Fearghas dişlerini gıcırdatır.

Komoberi kıkırdar ve tünele doğru yönelir. Güzel, orman perisi mağaranın tünelinden yukarı doğru tırmanır ve oyuktan dışar çıktığında gün ışığı ile karşılaşınca ister istemez hapşırır.

“Çok yaşa, güzelim!”, der çalıların arasından bir ses ve kızın hemen önünce, neredeyse iki yarda boyunda, simsiyah tenli, uzun, pembe saçlı, uzun, bir sağa, bir sola salınan kuyruklu, koyu bordo iki de uzun boynuzu olan, dantelli-fırfırlı pembe mini etekli bir bluz içerisinde, çöp gibi sıska ama bir kaç yıl içerisinde muhtemelen can alıcı bir güzelliğe ulaşacak olan Seressa Wraiven adındaki kızla karşılaşır.

“Merhaba Beri.”, der Seressa. “Senin tam adının bu olmadığını biliyorum ama kendini senin tanıştırmanı tercih ederim.”

“Komoberi..”, der orman perisi biraz çekingen bir sesle. “Komoberi Anthea.”

“Sahibi kadar güzel bir isim..”, der çok uzun, çok esmer kız, sanki duyduğu ismin tadına bakıyormuş gibi.

“L.. Lütfen içeri gelmez misiniz?”, diye çekinerek davet eder Komoberi.

“Benden çekinmene gerek yok ki, sevgili Komoberi. Biz zaten iki defa karşılaşmıştık daha önce. Sizin ve Bay Fionn’un, özellikle tarih derslerinden gönderilmelerinizi ilgiyle izledim.”, der Seressa sırıtarak.

“Yaaa..”, der Komoberi utanmış bir şekilde.

“Bence harikaydınız. Profesör Tumblebum, alternatiflere ve hayal gücüne kapalı bir adamdır. Seninle daha yakinen tanıştığımız o mutlu günde, söz, kendisinin tam bir ahmak olduğunu söyleyeceğim size..”, der neşeli bir sesle.

Komoberi ister istemez kıkırdar.

“Lütfen. Bizimle aşağı inmez misiniz?”, diye nazik bir şekilde davet eder bu up uzun boylu, simsiyah tenli, saçma sapan, fırfırlı-dantelli pembe mini elbiseli kızı.

“Ayyy.. çok heyecanlandım!”, der kız, Komoberi’ye. “Kimse beni bir yere davet etmemişti daha önce..”

“Çok yazık.”, der Komoberi. “Ben istemediğim halde çağırılıyorum. Mümkün olsa da yer değiştirsek.”

“Sen çok güzelsin ve çok şirinsin ama ki!.”, der Seressa samimi bir içtenlikle. “Benim şu halime bak. Kim pembeler içindeki kapkara, kazık gibi boyu olan, sakar bir kızı muhabbet etmek için çağırır ki odasına?”

Komoberi buna söyleyecek akıllı bir şey düşünemez ama birden çok kızar, zira kendisini tünelden aşağı, komik bir şekilde iki büklüm takip eden kız, samimi, dürüst ve içten bir kızdır ve aklından geçeni, olduğu gibi, yağlandırıp ballandırmaksızın söylemektedir.

Anca ikisi de mağaraya geldiklerinde kız doğrulabilir. Komoberi, Fearghas’ın yanına gelir ve onu Seressa ile tanıştırır.

“Bu en eski arkadaşım, Fearghas Fionnghal. Kendisi ile Dream Woods’dan beri tanışıyoruz. Fionn. Bu da Seressa Wraiven. Bana ‘The Hide ‘n Seekers’a katılmamda yardımcı olmuştu..”

“Merhaba, Bay—”, diye başlar Seressa ama Fearghas araya girer.

“Lütfen bana her hitap ettiğinizde, ‘bay’ diye başlamazsanız, sevinirim. Fearghas yada Fionghal.. ikisi de olur..”, der biraz sert bir üslupla.

Komoberi kaşlarını çatarak bakar Fearghas’a.

“Sorun değil, sorun değil.. Bana kızgınsınız. Burası sizin özel yerinizdi ve ben kendimi biraz zorbaca dahil ettim. Ancak gün aşırı sizin, benim çiçek evimin önünden sinsice geçişinizi seyredince ister istemez merakımı cezbettiniz. Ve merak söz konusu olunca, ben biraz kedi gibiyimdir.”, der Seressa ve kuyruğu bir sağa, bir sola acite olmuş bir kedininkisi gibi kamçılanır.

 

Komoberi o kuyruğu büyülenmiş gibi seyreder.

‘Dokunsam mı acaba?’, diye geçirir içinden.

Sonra utanır.

‘Ama çok ayıp olmaz mı?’

Sonra da ve eriyerek söylenir..

‘Yaaa dokunmam lazım o kuyruğa.. Ay şuna bak, tam bi nyan kedisi gibi!’

 

Bunu, çatık kaşlarıyla ciddi bir hava vermeye çalışan Fearghas fark eder..

Komoberi’nin yüzündeki ifadeyi görür..

..ve istemsizce ‘fırk’lar.

Sonra da dayanamaz ve kahkahayı basar!

 

Komoberi kıpkırmızı olmuş bir suratla öylece kalakalır yerinde.

“Ne? Ne oldu?”, diye hayretle sorar Seressa ve bir anda üstüne basılmış gibi kuruğu dimdik havada durur!

Fearghas biraz daha güler..

 

“Ben.. ben çok özür dilerim!”, der Komoberi rezil olmuş bir ifadeyle. “Kuyruğunuz.. ÇOK ŞİRİN!”

“Sahi mi? Hoşuna gitti mi gerçekten?”, diye hayretle sorar Seressa.

“Evet yaaa..”, diye erir neredeyse peri kızı.

“Dokunmak ister misin?”, diye önerir Seressa.

“LÜFFEEEEN!”, diye neredeyse yalvarır Komoberi.

“Ama ben de senin yeşil saçlarına dokunmam lazım. Çok güzeller!”, diye birden puslanmış gözlerle bakar peri kızının saçlarına.

“KABUL!”, diye çığlık atar Komoberi ve up uzun, simsiyah kızın kuyruğuna atlar!

Nevarki kuyruk, yakalanmak niyetinde değildir.

Bir sağa, bir sola kaçar!

“İnan ben yapmıyorum. Kendi kendisine yapıyor bunu!”, diye kıkırdar Seressa.

“Süpeeeeer!”, diye koşturur kuyruğun peşinden Komoberi çarpılmış gibi.

 

Fearghas öylece bakakalır iki kızın saçmalığına.

“Gerçekten, Beri.. Ne getirdin buraya?!”, diye mırıldanır içinden, ama bir yandan da en yakın arkadaşı olan Komoberi’yi en son ne zaman bu kadar sevindirik olmuş bir şekilde gördüğünü de pek hatırlayamaz.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Ne düşünüyorsunuz, Wraiven Hanım?”, der Fearghas ciddi bir şekilde. Genç adam, oturduğu yerden, sehpanın öbür yanınında oturan simsiyah kıza bakar ve kızın bazı ilginç marifetlerini takdir etmekten de kendisini alamaz. Kız, yarım saati sadece biraz aşacak şekilde eski, tarihi sefer defterini baştan sona okumuş, sonra rica ettiği bir papirüse, aşk mektubu yazar gibi harika bir el yazısıyla not almış, sonra tekrar bazı sayfaları gözden geçirmiş ve tekrar not almış, en sonunda da notlarını değerlendirmişti düşünceli bir ifadeyle.

Kızın bu hali, dışarıdan göründüğü o saçma sapan halinden oldukça farklıdır. Evet, kız hala pembe saçlı, skandal denilebilecek pembe, fırfırlı-dantelli mini bluzuyla abuk görünse de, şu anki düşünceli ifadesiyle dış görünüşü pek uyuşmamaktadır.

Bu esnada Komoberi ise kızın yanına oturmuş, tamamen büyülenmiş gibi kızın kuyruğu ile oynamaktadır.

“Hmmm?”, der kız dalgın bir ifadeyle ve başını hafif kaldırıp Fearghas’a bakar.

“Ne düşünüyorsun, Wraiven Hanım?”, diye kendini tekrarlar Fearghas.

“Wraiven Hanım?”, der bir anda ve kızın kapkara yüzü aralanır, bembeyaz dişleri görünür.

Komoberi kıkırdar.

“Bana ‘hanım’ diye ilk defa hitap ediliyor. Kulağa o kadar hoş geliyor ki, anlatamam.”, der kız ve gözleri parlar. “Bununla beraber, size ‘bay’ dememi istemiyorsanız, sanırım sizin de bane sadece Seressa demeniz gerekecek.”

“Peki.. Seressa, ne düşünüyorsunuz?”, der mor, genç adam sabırlı bir şekilde.

“Öncelikle, bunu gizli arşivlerden çaldığınıza inanamıyorum. Süper etkilendim!”, der kız hayran bir şekilde ikisine de bakar.

“Yaa.. aslında çalmadık.. yanlışlıkla oldu..”, der Komoberi kızarmış bir şekilde yandan.

Seressa muhteşem, içli ve dolgun bir kahkaha atar.

“Bu daha da harika. Bununla beraber, sefer defterinin sahibi, ayrıntılar konusunda çok dikkatli birisi. Bunu söyleyebilirim. Ve çok çalışkan. Ben olsam can sıkıntısından defterin kenarlarına doodle’lar çizerdim. Ama defter, zaman kaynaklı çok eski olması dışında, tertemiz. Kaptan Barakan’ın yazıları da, düşünceleri gibi; derli toplu ve fevkalade organize bir şekilde ifade edilmiş. İçimden, bir kaptan olarak harcanmış, demek istiyorum ama, Adalar Krallığını kurmuş olduğunu düşünürsek, pek de harcanmış diyemeyeceğim.. Dahası, adamın kendisi fevkalade özgecil birisi.”, der kız analitik bir şekilde.

“Bu sonuca nereden vardın?”, diye sorar Fearghas merakla.

Seressa omuzlarını silker.

“Adaya çıkar çıkmaz, bütün mürettebatını teker teker gözden geçirmiş ve kime nerede ihtiyaç varsa oraya yerleştirmiş.. Buna, kaptanlıktan ayrılıp, yerine ikinci kaptanını getirmiş olması da dahil. On üç yıl denizde kaybolup mürettebatının saygısını hala koruyabilmiş olması da bunu gösteriyor. Ve anladığım kadarıyla, kendisi bir kral olmak gibi bir isteği de, niyeti de yokmuş. Koşullar ve çevresindekiler onu buna zorlamışlar gibi bir izlenim elde ettim.”, diye açıklar.

Fearghas etkilenmiş bir şekilde önce bu simsiyah kıza bakar, sonra da Komoberi’ye.

Komoberi’de etkilendiğini sessizce başını sallayarak onaylar.

“Peki geldikleri yer ve başta kullandıkları tarihler?”

“Bu konuda bazı fikirlerim var. Ama bunlar sadece spekülatif teoriler.. Yada tamamen hayal gücü de olabilir.”, diye uyarır Seressa.

“Elimizde hiçbir açıklama olmadığını düşünürsek, her ikisi de uyar bize..”, der Fearghas.

Seressa, düşünceli bir şekilde uzun, pembe saçıyla oynar biraz. Sonra Komoberi’ye döner.

“Gel güzel peri. Sen de önüme otur..”, diye onu elinden tutar ve yavaşça kaldırıp Fearghas’ın yanına oturtur. Kendisi de eski yerine, ikisinin karşısına oturur.

“Bunu.. Bunları duymak istiyor musunuz gerçekten? Öğrenebileceğiniz bazı şeyler, unutmak isteyebileceğiniz, ancak unutmanız pek de mümkün olmayan şeyler olacak. Bunlar, kitaplarda bulabileceğiniz şeyler değil çünkü ‘kayıp’ bilgi bunlar.”, der kız tedirgin bir sesle.

 

Fearghas’ın bir kaşı kalkar.

Komoberi de birden tedirgin olur.

 

“Ben bir Seeker’ım.”, der Fearghas. “Gerçeği bulmam ve öğrenmem lazım.”

“Ben.. ben emin değilim.”, der Komoberi. “Ama Fionn’u yalnız bırakmayacağım.”

 

Seressa Wraiven, ikisini de uzun bir an sessizce süzer.

Neden sonra alçak bir sesle konuşur.

“Bir Seeker olman saygı duyulacak bir şey olmakla beraber, gerçeği bulmak ile öğrenmek, iki, ap ayrı şeyler, Fearghas Fionnghal.”, der Fearghas’a ve ardından Komoberi’ye döner.

“Senin de arkadaşına olan sadakatin takdire şayan bir vasıf, ama öğreneceğin şey için yeterli bir nitelik olup olmadığını hiç düşündün mü, sevgili Komoberi Anthea?”

 

Bulundukları küçük mağara derin, boğucu bir sessizliğe bürünür.

Fearghas, tereddütsüz bir şekilde ‘Evet, söyle. Duymak istiyorum!’, deme eğilimdedir. Ancak yanındaki kızı düşünür ve bu yüzden susmayı tercih eder. Çünkü gerçekte bu onun değil, Komoberi’nin yapacağı bir tercihtir.

Genç adam yavaşça yanında oturan kıza döner ve sessizce ona bakar.

Komoberi ise belirgin bir duygu git-geli içerisindedir. Merak ve korku, bu git-gelin iki en uç noktasını temsil etmektedir.

“Sen karar ver Fionn..”, der en sonunda.

“Hayır, Beri. Ben kendi adıma karar verdim zaten. Ama senin adına veremem bu kararı. Kendi aptallığımdan dolayı çekeceklerime katlanabilirim. Senin de çekmene ise katlanamam. Bunca yıl beraberdik. Böyle devam etmesini de çok isterim. Nevarki, bu bana bir dönüm noktası gibi geliyor.. Bu karar senin olmalı, ve sadece senin..”, der Fearghas sessizce.

Komoberi alt dudağını ısırır ve yanındaki genç adama bakar.

“Onu dinle, sevgili Komoberi..”, diye fısıldar Seressa. “Duyacaklarını duyduktan sonra, bütün bakış açın değişecek çünkü duydukların bütün bildiklerini, bildiğini sandığın şeyleri ve ‘kati’lerini ezip yıkacak.. Ve bir daha mutlu günlerine dönemeyeceksin..”

 

Mağara tekrar boğucu bir sessizliğe bürünür.

Fearghas yanında oturan kızdan gözünü ayırmaz.

Seressa ise, göründüğü oltu taşından pürüzsüz bir şekilde yontulmuş heykel gibi, kıpırdamadan öylece durur oturduğu yerde. Hayatta olduğuna dair tek belirti, tembel bir şekilde salınan kuyruğudur..

Komoberi Anthea’nın güzel, sevimli, ruh gibi yüz hatları değişir.

“Mutlu günlerim, arkadaşımla geçen günlerimdi..”

 

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

Verdin mi kararını?”, diye sorar Kaptan Barakan sessizce.

“Kararımı yıllar önce, sizinle ayrılmaya karar verdiğimde vermiştim zaten.. sanırım!”, diye pes etmiş bir şekilde mırıldanır Malis el’Vezier. “Bu günün gelmemesi için çok uğraştım, ama kişi ne kadar akıllı olduğunu sanıyorsa, o kadar fena bir şekilde yanıldığını anlıyor sonunda. Ve her zaman daha akıllı biri çıkıp bu gerçeği vuruyor yüzüne..”

Kaptan Barakan sırıtır.

“Bu kadar karamsar olmayın Baş Danışman el’Vezier.. Yapmış olduğunuz tercihten ötürü, en az emek isteyen pozisyona sahip olmuş oldunuz. Sanırım bu sebepten dolayı gemime bir harita mühendisi olarak sızdınız.”

“Alternatiflerim pek de inandırıcı olmazdı zaten, efendim. Gemiler ve denizcilik hakkında ne denli az bilgim olduğunu düşünürsek.”, diye cevap verir Malis.

“Sorun nedir o zaman? Ben sizin bu sonuçtan dolayı mutlu olacağınız düşünmüştüm.”

“Sorun.. Bu gemiye bindiğiden beri kendimi rolümde gizlemek zorunda kaldım. On üç yıl, kişi girdiği rolle özdeşleşir sanırsınız. Nevarki, saklandığı rolden tiksinen biri için bu sadece on üç yıl süren bir hapisten farksızdı benim için ve kendimi bitmiş, ruhumun ise emilmiş olduğunu hissediyorum.”, der Malis bezgin bir sesle. “Bunca yıl sergilediğim tembelliğim, yapmacık olmayan tek yanım.”

“Karaya ayak basınca kendinize gelirsiniz.”, der Barakan. “Burada kalacak isek, öncelikle kendimize savunulabilir bir kale inşaa etmemiz lazım. Bir yandan da üç ada hakkında ayrıntılı bilgi edinmemiz gerek. Dahası, yerli halkın söylediği kadarıyla, hemen kuzeyimizde, iki günlük bir mesafede, ana kıta varmış.”

“Karaya ayak bastığımız bu nokta, ana kale için ideal bir koy, efendim. Yerli halkın söyledikleri doğruysa, kalemizin, ana kıtadan gelebilecek tehditleri görebilecek ve karaşılayabilecek gücü ve konumu olmalı. Adanın başka neresine yaparsak yapalım kalemizi, düşmana bize sadece denizden değil, karadan da saldırma şansını vermiş oluruz o kadar.”, diye düşünceli bir şekilde konuşur Malis.

“Bu doğru. Mühendislere bu koy için plan çıkarmalarını isteyeceğim. Bu sırada Kaptan Hammerson gemiyle üç adanın da çevresini dolaşıp, oradaki halklarla iletişime geçecek. Senin işin ise, buradaki adamlarımızı ve bize katılmak isteyen yerel halkı organize etmek olacak.”, der Barakan.

Malis başıyla onaylar ve yeni görevinin ilk gününe başlar.

 

Tayfa ile adada yaşayan insan, dwarf ve orman eflerinden  oluşan yerli halkın kaynaşması çok uzun sürmez ve bir kaç kısa ay içerisinde üç adada da organize güvenlik ağı oluşturulur.

Bunu takip eden aylarda ise, adına Kronor denilen ve Adalar Krallığının başkenti olacak olan kale yükselmeye başlar.

Üç adada da yollar yapılır ve bütün halk, beklenmedik bir refah seviyesine ulaşır..

 

“Herkes burada.. Güzel.”, der Malis, inşaası hala devam eden kalenin ‘Kraliyet Toplantı Odasında’.

“Bu önemli olsa iyi olur, Malis!”, diye homurdanır, The Attest’in yeni kaptanı Hammerson. “Şu anda denizde, devriyede olmam gerekiyordu. Ana kıtada iki şehir var Asyrmeriad Krallığına bağlı ve bizim bu üç adamız onların iştahını kabartıyor. Buraya gelmemelerinin tek sebebi gemi diye bindikleri o küçük kayıklar. Ardarda sekiz tanesinin üstünden The Attest ile geçince yenilerini göndermediler daha ama bu da sadece an meselesi. The Attest dışında yeni kalyonlara ve denizcilere ihtiyacımız olacak.”

“Bakıyorum kendine uygun bir eğlence bulmuşsun, Hammerson.”, der Barakan gülerek.

Hammerson omuzlarını silker.

“Alternatifi buraya gelip yağmalama yapmalarıydı.”, der iri cüsseli kaptan.

“Kalenin şu anki kritik inşaası biter bitmez bir tersane kurulumuna başlayacağız.

Şimdi, seni dinliyoruz, Malis.. Yapılacak onca iş varken beni ve kaptanı neden buraya, bu gizli toplantı için çağırdın?”, diye sorar Barakan.

 

Malis hemen konuşmaz.

Bir süre düşüncelerini toparlamaya çalışıyormuş gibi sessizce olduğu yerde durur ve önünde duran iki adamı da süzer, ondan sonra konuşmaya başlar.

 

“Bu duyacaklarınız aramızda kalmalı. Özellikle bizim çocuklar bunu öğrenirlerse moralleri fena halde bozulabilir.. geri dönüşü olmayacak şekilde.”, diye uyarır Malis.

Barakan ve Hammerson hayretle Baş Danışmana bakar.

“Arsanos..”, der Malis. “Artık yok!”

“Ne?”, der Kaptan Hammerson. “Öldü mü?”

“Evet.”, der Malis sessizce.

“Bunu nereden öğrendin, el’Vi?”, diye kaşları çatılı bir şekilde sorar Barakan. “Adada Tarael’den birileri mi var?”

“Hayır, efendim, Tarael’de yok artık!”, der Malis aynı kısık sesle.

“Nasıl?”, diye ünler Hammerson. “Saldırıya mı uğramışlar?”

“Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum, efendim.”, der Malis ve Barakan’a bakar. “Bu adaya ilk geldiğimizden beri yerli halk ile iletişim içerisindeyim, biliyorsunuz. Onlardan bir çok ilginç şey öğrendim ve bazılarını, bu geçtiğimiz aylar içerisinde bir araya getirdim.”

“Açıkla.”, der Barakan.

“İlk geldiğimizde, buradaki tarih ile bizimkisi arasındaki anormal yıl fakını merak etmiştik, hatırlarsınız. Kafa karışıklığı olmaması ve yerli halk ile daha uyumlu olmamız açısından ve bizim için de yazması çok daha kolay olduğu için, onların takvimi kullanmaya başladık.”

“Evet.”, der Hammerson. “Üç rakam yazması, beş rakam yazmasından çok daha kolay.”

“Peki, iki takvimin de B.Y.S. —Büyük Yıkım Sonrasından itibaren başladığına da hiç dikkat ettiniz mi?”, diye sorar Malis el’Vizier.

 

Barakan da, Hammerson da öylece baka kalırlar, Malis’e.

 

“İşin ilginci, iki ‘Büyük Yıkım’ öncesinde de muazzam, dev ejderhalar hakimmiş dünyaya ve sonra, iki takvimde de, birden ortadan kaybolmuşlar. Hayatta kalanlar, o mutlu günü, ‘Büyük Yıkım Sonrası’ olarak ve Yıl 1 diye geçmişler. Bizim ‘Büyük Yıkım’ımız, 18,998 yıl önce gerçekleşti.. Yada o terihlerde.. ‘Yeni Yıkım’ ise bu adadakiler ve dünyanın gerisi için ise sadece 168 yıl önce gerçekleşti..”, der Malis ve bunları söylerken yüzü kerpiç gibi olmuştur.

“Ne demek oluyor peki bu şimdi?”, diye hayretle ve hafif tırsmış bir ifadeyle sorar Hammerson.

“Bunun anlamı, Kaptan, bizim bildiğimiz yada bildiğimizi sandığımız hiçbir ülke, dağ, dere, deniz, orman —özetle ‘coğrafya’, artık yok! Dahası, biz on üç yıl kayıp olmadık denizde. Biz, 168 yıl ve Kadim Ejderlerin dünyaya tekrar çıkmaları, sonra da yine ortadan kalkmaları sonrasına ne kadar yüz, yada bin yıl geçtiyse, o kadar zamandır kayıp idik denizde.. Nasıllığını sormayın çünkü bilmiyorum. İşin o kısmı beni fazlasıyla aşıyor..”, der Malis, omuzları çökmüş bir şekilde.

 

Kraliyet Toplantı Odasına ağır bir sessizlik çöker.

Hammerson, gözleri fal taşı gibi açılmış, bir Malis’e, bir de Barakan’a bakar.

Barakan’ın da yüzü çekilmiştir.

 

“Bu sonuca nasıl vardın?”, der Barakan en sonunda.

“Bulgularım, üç çuval dolusu edindiğim bilgilerin bir araya getirilmiş hali, efendim. Yerli halktan, özellikle dwarf ve elflerden edindiğim bilgiler bunlar. Üç adadaki, bir birleriyle daha önce kavgalı olan kabile ve ailelerin hem fikir oldukları yegane şey de bu. Yer atında doğupta, yer sarsıntılarının bitmesi sonucunda yer üstüne ve gün ışığına çıkmış olanlar var aralarında ve sayıları hiç de azımsanmayacak kadar çok bunların. Aralarında ‘şanslı’ olan sadece insanlar, sanırım. Bizim muhatap olduklarımız en az yedi-sekiz jenerasyondan beridir yer üstünde doğmuşlar.”

“Bu.. hayret verici bir bulgu, Malis. Ve bunları başkalarıyla paylaşmamış olmanız yapılabilecek en akıllıca şeydi.”, der Barakan ve düşünceli bir şekilde kaşlarını çatar. “Peki Kadim Ejderlerin neden dünyayı yakıp yıktıklarını biliyor muyuz? Yada neden bir anda kaybolup gittiklerini?”

Malis buna omuzlarını silkerek cevap verir.

“Yıkımın gerçekleşmesi ile sona ermesi arasında geçen zamanın bile ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz, efendim. Ancak bunu araştıracağım. Yıkım öncesine ait bilgiler, kırıntı seviyesinde bile değil ve yer altında doğmuş olup 168 yıldır da yer yüzünde yaşayan en eski elf grubundan en kıdemli olan üç elf de kardeşmişler sanırım. İkisi kız, biri erkek..

Diğer elflerden farklı olarak, bu küçük elf grubu orman elfi değil, high elflerden oluşuyorlar. Üç high elf kardeş, adalardaki bütün elflerin ve dwarfların saygı duyduğu şahıslar. Üçünün de yaşları, altıyüz küsür ile yedi yüz arasında. Ki bu da söz konusu yıkım sürecinin en az dört ile beş yüz yıl olmuş olduğunu söylüyor bize. Bu da, söz konusu üç elf kardeşin de yer altında doğmuş oldukları gerçeğini gözardı ettiğimizde..”

“Kim bu elfler?”, diye sorar Barakan.

“İsimleri; Terandel Solace, Sinderel Tranquil ve Elorellen Feymist. Elfler ve bazen de dwarflar, soy isimlerini kişisel özelliklerine göre alıyorlar. Bir nevi kişisel sıfat gibi. Kardeşlerin soy isim farklılıkları bundan kaynaklanıyor.”, der ve susar.

“Üçünü de buraya, aileleriyle beraber hürmetle davet et. Onlar sadece halkımız değiller. Bu, ‘Yeni’ Yıkım Sonrası açısından da tarihî birer şahitler ve onların bilgeliğine ihtiyacımız olacak. Gerekiyorsa kaleye onlar için ayrı bir kanat ekleriz, mahremiyetlerine saygı gösterilmesi için.”, der Barakan ve düşünceli bir şekilde ikisini de süzer. “Bu bilgiler aramızda kalacak. Medeniyetler, bir gün yıkılacakları kati bilgisi üzerine ilerleyemezler.. Herkes panik yaşar ve sosyal düzen namına bir şey kalmaz..”

 

Daha kendisine ‘kral’ denmesine alışamamış olan The Attest’in eski kaptanı Barakan uzun bir süre Hammerson ve Malis’e bakar. Neden sonra sessizce, ancak kati bir sesle konuşur.

 

“Bu bilgileri asla umuma açıklayamayız. Bunu anlıyorsunuz değil mi?”

“Keşke hiç öğrenmemiş olsaydım.”, der Hammerson ekşi bir suratla. “Daha bu sabaha kadar mutlu bir adamdım!”

 

Malis ise sessizliğini korur.

Zira işinin gerektirdiği sorumluluklardan birisi de budur.

Gerçekte halktan bir şeyleri gizlemek, zaten bir komiser olduğu zamanlardan alışkın olduğu bir şeydir.

Aradaki fark, Arsanos ve Tarael’den oldukça farklı olarak bu sır, tepedekilerin değil, umumun hayrı için alınmış bir karardır.

Malis el’Vizier, ister istemez bu nüansın eski ile yeni tarih karşısındaki ‘ederini’ düşünür.

 

 

 

 


 

Küçük high elf grubu, Terandel Solace, Sinderel Tranquil ve Elorellen Feymist önderliğinde yeni kral, Barakan’ın misafiri olarak kaleye gelirler ancak bir temsilci dışında kaleye yerleşmezler.

Kral Barakan’dan, uzun bir yolculuk ve yeni krallığın geleceği için kendilerini ana kıtaya bırakmalarını rica ederler.

Barakan, bu garip, mistik high elflerin ricasını geri çevirmez. Onları, aileleri ve bolca erzakla beraber, Kaptan Hammerson vasıtasıyla ana karaya çıkartır.

Arkada temsilci olarak bıraktılan kişi, Arael Ashanelath Fae Erunanne Tel’Lóna, gerçekte Teranden Solace’in kendi öz kızıdır ve Teranden onu Kral Barakan’a bir kraliçe olarak teslim eder.

 

Aradan yüz yıllar geçer ve kardeşlerden en büyüğü olan Teranden, Durkahan şehrinin daha kurulmadığı, Kahan Dağlarının güneyinde, üç yanı yüksek dağlarla çevrili yoğun ormanların olduğu bir yerde, Solace adında bir high elf şehri kurar.

Daha doğuda, High Woods adındaki büyük çam ormanlığında ise, kardeşlerden en küçüğü, Elorellen Feymist, Bari Na-ammen adında bir başka high elf şehri kurar. Aradan binlerce yıl geçecek ve Elorellen’in soyundan, Ri Grandaleren ve Prenses Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist, Angrellen ve Anglenna Sunsear gelecektir.

Ortanca kardeş, Sinderel ise çok daha kuzeye gider ve Büyük Kuzey Tundralarında, Kutsal Celestial Dağının neredeyse eteklerinde, Tranquil adında bir high elf şehri kurar.

Ve bu şekilde, yüz yıllar önce Kral Barakan’a verdikleri sözü ve vaadi yerine getirirler. Üç kardeş ve onların torunları binlerce yıl Adalar Krallığının ana kıtadaki omurgasını oluşturacaklardır.

 

Büyük Yıkım Sonrası, elflerin ilk yer yüzüne çıktıkları gece dünyaya gelen, ve bu sebepten dolayı kendisine uğurlu bir isim olarak Yıl Bir’in Kalbi, Arael Ashanelath Fae, ve Adaların Zarafeti, Eruanna Tel’Lóna anlamlarını taşıyan güzel high elf kraliçe sayesinde kraliyet ailesinin nesilleri insanlardan çok daha uzun ve sağlıklı yaşayan krallardan oluşacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

< önceki | sonraki >

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.