Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

 

l 7569 (-20 yıl)

Seressa’dan şirin kız, Komoberi’ye. Seressa’dan şirin kız, Komoberi’ye. Bir, ki.. Bir, kii.. Beni duyuyor musun, şirin kız Komoberi..?, diye dolgun, feminen bir ses yankılanır Komoberi Anthea’nın zihninde.

“Seressa?”, diye hayretle küçük bir çığlık atar Komoberi.

“Sessiz..!”, diye tıslar Seressa’nın sesi ruh gibi salınan peri kızın zihninde. “Cevap vermek için beni düşünüp aklından konuşman yeterli.”

“Nasıl? Nasıl yapıyorsun bunu?”, diye hayretle düşüncesi geri gönderir Komoberi.

“Yeni bir büyü sayesinde. Daha doğrusu, seçeneklerim arasında daha önceden de bu büyü vardı ama hiç arkadaşım olmadığı için almamıştım. Bağlı olduğum Hanımım ile oturup pazarlık yaptım. Bir başka büyü ile bunu takas ettim.”

“Ama.. bu biraz tehlikeli değil mi? Ve bu senin, Hanımına daha da borçlanmana sebep olmaz mı?”, diye üzülmüş bir şekilde sorar orman perisi.

“Hanımım beni çok sever ki! Bu küçük takas ile gelecekte onunla beraber çok büyük ve önemli şeyler yapacağımı söyledi, ben de bunun, tek arkadaşımla muhabbete değeceğini düşündüğüm için kabul ettim.”, diye Seressa’nın mutlu sesini yankılanır Komoberi’nin zihninde.

“Ama Fearghas’da senin arkadaşın ki..”, diye hatırlatır Komoberi.

“Çok naziksin, şekerim, ama ikimizde çok iyi biliyoruz ki, Bay Fionnghal’ın sadece bir tane arkadaşı var, ve o da sırık gibi boyu olan, kömür karası tenli, pembe saçlı sakar bir kız değil.. Bu sırada, cevap verirken yüzümü hayal etmen yeterli, kuyruğumu değil.”, diye kıkırdar Seressa.

 

Komoberi’nin yüzü kıpkırmızı olu verir ve, “Ö.. özür dilerim..”, diye kekeler.

 

“Sorun değil, sorun değil.. Elimde olsa sana verirdim onu.”, der Seressa samimi bir şekilde.

HAYIR YAA!”, diye ünler Komoberi.

“Neden ki? Bunun senin hoşuna gideceğini düşünmüştüm”, der Seressa, hafif alınmış bir sesle.

“Sahibi yokken ben o kuyruğu ne yapacağım ki?”, diye itiraf eder, Komoberi.

 

Bir anlığına bağlantı kopar ve ortam sessizleşir.

 

Komoberi tedirgin olur zira bu garip, içten, samimi, iyi niyetli, yalnız kızı üzmek istememiştir.

“Sen.. Bu.. bu güne kadar bana söylenmiş en güzel şeydi!”, diye ünler Seressa ve her nasılsa Komoberi kızın ağladığı izlenimine kapılır.

 

Komoberi’nin gözleri dolar.

 

Bir kızın bu kadarcık bir samimiyete, ilgiye, yakınlığa ve her ne kadar dürüstçe söylenmiş olsada, yine de öylesine söylemiş bir şeye bu kadar ihtiyaç duyacak kadar yalnız olması onu yıkar.

 

“Benim adıma ağlama güzel Anthea.”, der Seressa, kızın zihninde. “Yalnızlık, hayatım boyunca beni peşimden takip etmiş en yakın dostum!”

“Bu.. bugün gelecek misin?”, diye sorarar Komoberi, burunu çekerek.

SIR OLAN MAĞARANIZDAKİ GİZLİ TOPLANTINIZA MI?“, diye büyük bir iştahla sorar Seressa.

“Gelmek ister misin?”, diye önerir Komoberi.

“LÜTFEN.”, der kız ve sanki bütün kalbini o bir kelimenin içine sıkıştırmış gibidir. “Ama önce pembe floksalarımı sulamam lazım. Ve.. umm.. Bay Fionnghal’a geleceğimi sen söylersen sevinirim. Beni her gördüğünde yaptığı gibi yine dişlerini ısırması istemiyorum.”

“Fionn sana saygı duyar ki.”, der Komoberi samimi bir sesle.

“Korkarım Bay Fionnghal’ın saygısı bana değil, ‘bilgiye’. An itibariyle istediği ‘bilgi’ bende. Aynı bilgiye kendisi de sahip olunca, sanıyorum ki bana gösterdiği sessizliği ve zorunlu tahammülü de tükenecek..”, der Seressa esefle.

“Fionn, daha genç biri ve sabırsız bir ruhu var. Davranışları sana özel değil, Seressa. Onun tahammül edemediği şeyler; ‘yalan’, ‘ahmaklık’, ve ‘saçmalık’..”, diye açıklar Komoberi.

“Hmmm..”, diye Seressan’nın düşünceli sesini duyar zihninde Komoberi. “Bu da üçte iki olarak beni içeriyor. Onunla ortak tek yanımız, ikimizin de yalandan hoşlanmayışımız. Ahmaklık, istemeyerek de olsa, mütemadiyen yaptığım bir şey.”

 

Seressa bir an susar.

Sonra kızın sesi mutlu bir şekilde duyulur.

 

“Saçmalığa gelirsek, onu istekli ve olabildiğince sıklıkla yapıyorum!”

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Fearghas Fionnghal burnundan soluyarak ve kendi kişisel yağmur bulutuyla iner ‘gizli’ mağaraya, ve Komoberi ile Seressa’yı yerdeki zemin sehpasında karşılıklı oturmuş, ellerindeki renkli kartlardan bir oyun oynadıklarını görünce, mor ve koyu mavi renkli yüzü, olduğundan daha da kararır.

 

Burası onun gizli öğrenme yeridir ve aralarına zorla kendisini dahil eden bu pembe saçlı, dantelli-fırfırlı saçma sapan kıyafetler giymiş kız, onun bu mahremiyetini ihlal etmektedir.

Fearghas dişlerini gıcırdatır.

Ama iki kız da onun varlığını fark etmezler bile.

 

Komoberi, elinde kalmış üç kart, yüzünde ağlamaklı bir ifadeyle kıvranırken, Seressa ise uzun, zarif, simsiyah parmaklarında tuttuğu iki düzine kartı, sadece gözleri görünür ve tüm dikkati sehpanın öbür tarafındaki mahvetmek üzere olduğu kıza vermiş bir şekilde tutmaktadır.

 

“Burası.. Burada..”, diye başlar haşin bir şekilde Fearghas.

Ancak “Ne oynuyorsunuz?!”, diye bitirir, yanlışlıkla!

 

“FIONN!”, diye inler Komoberi!

“Kurtar beni Fionn, ölüyorum!”

 

“‘Mübah’, oynuyoruz, Bay Fionnghal. Sevgili Komoberi sizi beklerken bu oyunu oynayabileceğimizi söyledi. Ne var ki hiç arkadaşım olmadığı için daha önce hiç oynamamıştım. Sevgili Komoberi nezaket gösterip anlattı bana oyunun kurallarını.”, der pembeler içindeki kız, ve bunu söylerken kuyruğu heyecanlı, heceli hareketlerle bir o yana, bir bu yana kamçılanır.

“Bana ‘bay’ diye hitap etmemen konusunu daha önce konuşmuştuk, sanırım.”, der Fearghas, ve zemin sehpasına yanaşır.

Seressa, Fearghas geldiğinden beri ilk defa başını elindeki kartlardan kaldırır ve ona hayretle bakar.

“Ben.. ben bu kuralın, üzerinde çalıştığımız konunun önemi dolayısıyla sadece geçen oturum ile sınırlı olduğunu sanmıştım.”, der. “Bunu genel olarak isteyebileceğinizi hiç düşünmemiştim. Size adınızla, bir.. arkadaş gibi hitap edebileceğimi kastettiğinizi söylememiştiniz.”

“Neden olmasın?”, der ve mağaraya girdiği ve bu kızı gördüğü anda hissettiklerinden dolayı biraz utanır. Evet, Fearghas’ın da Komoberi’si dışında pek arkadaşı yoktur, ancak bu, kendisi istemediği için böyledir. Bu sırık gibi uzun, kömür karası, pembe hastası, skandal denebilecek mini elbiseli kız ise bir tane —her hangi bir tane— arkadaş için can atmaktadır.

“Bakıyorum, bu oyunu çabuk kapmışsın. Bir pro ile şansını denemek ister misin?”, der Fearghas, gizleyemediği bir sırıtışla.

“Sizde mi biliyorsunuz bu oyunu?”, diye şaşırmış bir şekilde sorar Seressa.

“Tabii ki. Bu oyunun turnuvaları bile var ve ben çeyrek finaldeyim.”

“Haberim bile yoktu.”, der kız, kaşları kalkmış bir şekilde. “Üçümüz de beraber mi oynayacağız? Öyle olursa nasıl olacak, peki?”

“Bu oyun sadece iki kişiliktir.”, der Fearghas.

“O zaman siz ikiniz oynayın. Ben aranıza girmiş gibi olmayayım.”, der Seressa biraz çekingen bir sesle.

“Hayır!”, der Komoberi kati bir ifadeyle. “Ben Fionn ile oynamıyorum bu oyunu artık. Çok acımasızca oynuyor ve hep yeniyor!”

“Yapma ama, Beri.”, der Fearghas, pek de ikna edici olmayan, alınmış bir sesle..

“Ye onu, Seressa. Lüffeen!”, diye haşin bir sesle tıslar Komoberi.

Fearghas acımasızca ‘fırk’lar ve “Unutma. Bu oyunda her şey ‘Mübah'”, diye pis bir şekilde sırıtır.

 

Aradan saatler geçer ve mağaranın dışarısında hava kararmıştır.

 

Seressa ve Fearghas, sehpanın yanında, yerdeki küçük bir gaz lambasıyla aydınlanmış mağarada hala ‘Mübah’ oynamaktadırlar.

Zavallı Komoberi ise yere atılmış tiril halının bir köşesine sinmiş ve uyuya kalmıştır.

 

Fearghas, yüzünde fevkalade ciddi bir ifadeyle elindeki kartları değerlendirirken, Seressa ise, yine sadece gözleri görünecek şekilde kartlarıyla yüzünün gerisini gizlemektedir.

Fearghas, seri hareketlerle elindeki kartları belirli, stratejik bir kombinasyona göre açar ve onları sehpanın üstüne dizer.

Seressa’nın kaşları, hafif şaşırmış gibi yükselir.

Sonra da, yüzünde esef dolu bir ifadeyle, o da kendi elindeki kartları, kendi ayarladığı kombinasyona göre açar..

..ve Fearghas’ın kartlarını teker teker öldürecek şekilde yerleştirmeye başlar.

 

Kız kartlarını açtıkça Fearghas’ın yüzü git gide kararır. Kız, onun en son kartını devirdiğinde, kendi elinde hala bir düzine kart kalmıştır..

 

BU.. BU İMKANSIZ!”

“38 maçın hepsini kazanman, istatiksel bir imkansızlık!”, diye, fena halde bozulmuş, şahsına yapılmış muazzam bir hakarete maruz bırakılmış gibi tıslar Fearghas.

 

Seressa gülümser.

 

“Anladığım kadarıyla, bu oyun bir taktik ve strateji oyunu. Agresif taktikleriniz var Fearghas Fionnghal, ne var ki kendinize asla bir ‘exit’ stratejisi belirlemeyişiniz, mütemadiyen elinizde kart kalmamasına sebep oluyor.”, der mutlu bir şekilde.

Bİ DAHA!“, diye vahşice hırslanır Fearghas.

“Hayır yaaa!”, diye Komoberi’nin uyku sersemi sesi duyulur. “Çok geç oldu. Gidin artık ikiniz de yurtlarınıza.”

Komoberi’nin bunu söylemesiyle tekrar uykuya dalması bir olur..

“Sen gelmeyecek misin?”, diye sorar Seressa.

“Hayır, o kalacak.”, diye onun yerine cevap verir Fearghas. “Beri’nin bir orman perisi olması dolayısıyla rektörlükten özel, ormanda gece kalma izni var. Bunu arada bir yapmayınca olduğu çiçek gibi, solmaya başlıyor.”

“Bu.. çok.. duygusal bir ifadeydi..”, der Serassa ve hayretle önündeki oyun kartlarını, ve genel olarak mağarayı toparlayan haşin görünümlü genç adama bakar.

“Onu.. gerçekten seviyorsunuz!”, deyi verir birden.

“Dış görünüşlerden senin kadar yanmış birisinin, neden bunu hayret verici bulduğunu anlamakta zorlanıyorum, Seressa Wraiven.”, diye cevap verir Fearghas ve bunu söylerken sesindeki olağan, her zamanki hırçın ton yoktur.

“Sizden özür dilerim Fearghas Fionnghal. Niyetim sizi üzmek değildi.”, der kız sessizce. “Ancak sizi dış görünüşünüze göre değil, sergilediğiniz davranışlarınıza göre yargılamıştım. Bundan dolayı özür dilerim.”

“Genel, huysuz davranışlarım açısından beni aslında doğru değerlendirdiniz.”, diye itiraf eder Fearghas. “Nevarki Beri bir istisna; kendisi benim arkadaşım, ablam ve küçük kız kardeşim. Onun için normal kurallarım geçerli değil.”

Fearghas sessizce ortalığı toparlamaya devam eder ve bu işi bitirdiğinde, maağaranın bir köşesinde topak halinde duran battaniyeleri alır ve çoktan derin uykusuna dalmış kızın üstünü örter.

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Gecenin karanlığında, Melshieve Akademisinin arkasındaki yoğun ağaçlı korulukta, Fearghas ve Seressa sessizce öğrenci yurtlarına doğru yürümektedir, ancak genç adamın arada bir burnundan kaçan sert solumalarından, bir şeylere fena halde takıldığını anlamak çok da zor değildir.

 

“Nasıl yaptığımı sormaya can attığınızı hissedebiliyorum. Benden çekinmenize gerek yok.”, der Seresss neşeli bir sesle.

“Evet. Merak ediyorum çünkü yeni bir oyuncunun, birbirini takip eden 38 maçı da kazanabilmesi gerçekten istatistiksel bir imkansızlık. Bu oyunu daha önce hiç oynamadığınızı söylüyorsun ve ben de sana inanmak istiyorum.”, der haşin sesiyle.

 

Seressa’nın bir kaşı kalkar, ancak karanlıkta, kaşı bir yana, kendisinin tamamı bile görünmemektedir.

Sadece ürkütücü bir şekilde havada süzülen pembe bir kurdele —kızın saçı, ve pembe, tül bi şey —kızın fırfırlı mini elbisesi!

 

“Aslında istatiksel bir imkansızlık değil, pratik bir imkansızlık. Ancak siz benim yalan söyleyip söylemediğimi merak ediyorsunuz.”, der Seressa sakince.

Buna Fearghas’dan herhangi bir cevap yada itiraz gelmez.

“Beni tanımıyorsunuz. Dolayısıyla da kuşkularınız var, ki bu da anlaşılır bir durum, sanırım. Bununla beraber, kişinin yalan söylemesi için, onu söyleyecek etrafında birileri olması lazım. Benim yok. Sizler ilksiniz. Bu da sizlere yalan söylemem için kötü bir zamanlama olurdu benim için..”, der kız, camdan bir neşeyle!

“Bu oyunu, yada oynadığınız herhangi bir oyunu kazanmak sizin için önemli. Last Man Standing Society turnuvalarında gösterdiğiniz aktif rolü göz önünde bulundurursak..”

“Gelip seyrettin demek!”, diye ünler Fearghas, ister istemez, zira bu kız her nasılsa onun kafasında biraz fazla uçarıdır ve kızsal bazı davranışları ve.. yanları.. fazla belirgindir. Dolayısıyla onu söz konusu turnuvada ‘neredeyse’ ölümüne mücadele eden iki grubu, avazı çıkacak şekilde bağıran ve kan isteyen bir kalabalığın içinde düşünemez bir türlü..

Fearghas bu kızı sadece, Pembe Bahçesinde, pembe çiçeklerini sularken, veya PQ’da —The Perfect Quill Society’de, elinde renkli uzun bir tüy ile harika bir şekilde aşk mektupları yazdığını hayal eder!

 

Seressa omuzlarını silker ama bu da karanlıkta kaybolur.

“Hiçbir şekilde yadırganmadığım tek yer orası.. Ne kadar ironik öyle değil mi? Yadırganmadığım tek yerin, insanların birbirlerinin canını yakmaya çalıştığı bir yer olması..”

 

Fearghas kızın bu ifadesini birçok açıdan rahatsız edici bulur.

Fazlasıyla rahatsız edici.

Ancak kendisi herhangi bir şey söyleyemeden kız konuşmaya devam eder.

 

“Bu kadar üzerinize alınabileceğinizi hiç düşünmemiştim, açıkçası. Bununla beraber, Hanımıma 38 defa yenilmiş olmanız, kendinizi kötü hissetmenizi gerektirecek bir durum değil, Fearghas Fionnghal. Kendisi strateji ve taktik konularında fevkalade üstün bir yeteneğe sahiptir.. Adı konulmamış binlerce yıl boyunca iblisleri kendi malikânesinden uzak tutabildiğini düşünürsek!”

 

Fearghas olduğu yerde kalakalır.

 

“Ben.. Ben senin Hanımına.. Shadowfell’in Hükümdarı, The Raven Queen – Kuzgun Kraliçesi olan Hanımına karşı mı oynadım?”, diye, yüzünde mutlak bir şok olmuşluk ifadesiyle tökezler Fearghas!

“..Ve Unutulmuş Bilgeliğin, Kayıp Ruhların ve Terkedilmiş Nesnelerin Bakıcısı ve Koruyucusu, Hex Lord’ların Sahibesi olan Hanımıma karşı.. Liste biraz uzun..”, der Seressa ve karalığa rağmen yine de sırıtmama nezaketini gösterir.

“Bu.. BU HİLE!“, diye aynı şok ifadeyle yamulur, Fearghas.

“Hayır, sevgili Fearghas, bu ‘Mübah’.. Yarın da görüşecek miyiz? Üçümüz arasındaki bu arkadaşlık olayımız süreli mi, yoksa..?”, diye sorar karanlığın içinden kız.

 

Fearghas, kızın, Hanımı ile ilgili söylediği şeyler ve beklenmedik konu sektirmesi arasındaki geçişe yetişmekte zorlanır.

 

“Kalıcıdır, herhalde..”, der kafası karışmış bir şekilde.

“Harika!”, diye mutlu bir şekilde küçük bir çığlık atar Seressa. “Size bunun için sarılmak isterim ama önce sevgili Komoberi’den izin alsam daha akıllıca olur. Yanlış anlamasını istemem.”

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

Yanlış anlaşılacak bir şey yok, efendim.”, der Baş Danışman Malis el’Vezier, sabırlı bir şekilde. “High Elfleri temsil eden hürmetli şahıslar, yanlarında bir dördüncüyü getiriyorlar. Edindiğim bilgilere göre, bu kişi, Terandel Solace hanımefendinin öz kızı ve onu size getiriyor.”

Yeni Kral Barakan yutkunur.

Kendisi gibi denizciler genelde evlenip yerleşmeyi, sadece denizden bıkacak kadar hayatlarını gemilerde geçirdikten sonra düşünürler ki bu da genelde yaşları 55-60’dan sonra olan bir şeydir. Şimdi ise hiç tanımadığı bir takım elfler yanına gelmektedir ve birisi kızını ona kraliçesi olarak vermek istediği haberini ulaştırmıştır.

“Ya beni beğenmezse? Ya geçinemezsek?”, deyi verir Barakan, on altı yaşındaki bir çocuk gibi.

 

Malis, kralını gülen gözlere süzer.

 

“Kralım, bu durumun beğeni veya kişisel olarak geçinmeyle hiçbir ilgisi yok. Siz kralsınız ve bir kraliçeye ihtiyacınız var —tercihen tanınmış, sevilen, ve saygı duyulan birisine. Ve çocuklara, tabii.. Veliaht babında!”, der sevecen bir üslupla.

“Bakıyorum bu konu seni pek de eğlendiriyor gibi. Belki yanlarında sana da uygun bir elf kızı vardır!”, diye tehdit eder Barakan.

“Dilinizi ısırın, efendim!”, der Malis ekşi bir suratla. “Hiçbir kadın, eski bir komiserle lanetlenmemeli..”

“Hiçbir elf kızı da, benim gibi yaşlı bir adamla lanetlenmemeli..”, diye yapıştırır Barakan.

“Siz yaşlı değilsiniz ki. Kırk sekiz, insan standartlarına göre bile yaşlı değil.”, der el’Vi.

“Ne yapacağım ki ben küçük bir kız çocuğu ile?”, diye hayıflanır Barakan.

“Öhöm.. Müstakbel kraliçenizle ne yapacağınızı bana sormadığınızı umuyorum, efendim. Benim danışmanlığım o hususlara değinmiyor.”, der Malis sırıtarak.

Kral Barakan’ın yüzü kararır.

“Bununla beraber, gelen genç hanımefendi yüz altmış sekiz yaşındaymış. Bu elf standartlarına göre fevkalade genç olmakla beraber, sizden neredeyse dört kat daha yaşlı!

“Lütfen devam ediniz, Baş Danışman Malis. Müstakbel eşimin ne kadar yaşlı olduğu hakkındaki yorumlarınız fevkalade aydınlatıcı buluyorum!”, diye gözleri kısılmış bir şekilde el’Vi’ye bakar Barakan.

Malis avucunun içine doğru öksürürken sanki gömleği boğazını sıkıyormuş gibi yakasını çekiştirir.

“Bu kadar korkmanıza gerek yok kaptan. Bana gelen tariflere göre kız fevkalade güzel, zarif ve zeki bir hanımefendiymiş.”, der Malis samimi bir şekilde.

 

Dışarıdan acı, kulak gıcıklatan bir boru sesi duyulur.

Ardından çığırtkan, gür bir sesle bağırır;

“Muhterem ve Saygıdeğer Terandel Solace Hanımefendi ve kızı Areal Telona Hanımefendi, Muhterem ve Saygıdeğer Sinderel Tranquil Beyefendi ve Muhterem ve Saygıdeğer Elorellen Feymist Hanımefendi!”

“Şu rezil, boru olayını ivedilikle düzeltmemiz lazım. Kim bir güverte savaş borusunu, takdim borusu olarak kullanabileceğimiz fikrini önerdi?”, diye sorar Barakan.

“Kötü bir boru, hiç bir borudan daha iyidir. Kraliçenizin sorumlulukları arasında kalenizi, ve zamanla da büyüyecek olan şehrinizi, ve genel olarak krallığınızı güzelleştirmek olduğu gibi, takdim borunuzu değerlendirmek de görevleri arasında olacak.”, diye sırıtır Malis.

“Kızın adını bile yanlış söyledi çığırtkan. Hem yanlış, hem de eksik..”, diye hışmeder Barakan.

“Kızı daha görmediniz ama bakıyorum korumanız altına almışsınız bile, efendim. Bunu hayra alamet olarak düşünebilir miyiz?.”

 

Kral Barakan, Malis’e fena pis bir bakış atar ancak tam o esnada büyük bir gümbürtüyle taht odasının kapısı açılır ve kralın adamları eşliğinde üçü kadın, biri erkek olmak üzere dört high elf girer içeriye.

 

En önde gelen elf, Barakan’ın hayatında gördüğü en çarpıcı kadınlardan biridir. Çok hafif kumrala çalan sarı saçları, keskin hatları, düz ince burnu, kemerli kaşları, yüksek elmacık kemikleri, ışıl eflatun gözleri, uzun zarif kulakları, silik vişne dudakları ve neredeyse Kaptan Hammerson kadar uzun boyu, sırım gibi vücudu ile yeni kralına muhteşem bir zarafetle yaklaşan kadın, Elorellen Feymist’dir.

Elorellen, üzerindeki uzun, silik yeşil, tüleri elbisesi içerisinde dizlerini çok hafif bir şekilde kırarak nazik bir reverans yapar.

“Selam olsun size Kralım Barakan. Bizleri otuz yıldan uzun bir süredir cinayetleriyle sindiren bir lanetten özgür kıldınız. Müteşekkiriz.”, der, kulağa sıcak bir meltem gibi gelen sesiyle.

“Varlığınız, bilgeliğiniz ve güzelliğinizle bizleri onurlandırdınız, Hürmetkar Lady Elorellen Feymist Hanımefendi.”, diye başıyla onaylar Barakan.

 

Onun arkasından, ağır adımlarla kardeşler arasında tek erkek olan Sinderel Tranquil yaklaşır.

 

Sinderel Tranquil, uzun boylu, neredeyse platin renkli saçlı, yeşil gözlü, kız kardeşi gibi belirgin dudaklı, keskin hatlı, yüksek elmacık kemikli, hafif çatık kaşlı bir elftir ve kendisini tanımayan bir insan için, yirmi yaşlarında gibi genç görünümlüdür.

Tranquil, Barakan’a yaklaşır, iki elide çaprazlamasına göğsünde olacak şekilde hafif eğilir.

“Selam olsun size Kralım Barakan. Adalar halklarına gelişinizle umut da getirmiş oldunuz. Sizi ve adamlarınızı saygıyla selamlıyorum.”, der sıcak, karizmatik bir sesle.

“Varlığınızla bizi şereflendirdiniz, Lordum Sinderel Tranquil. Umuyorumki bizleri engin bilgeliğinizle çok uzun yıllar onurlandırırsınız.”, der Barakan.

 

“İnsan ve dwarflardaki gibi bıyıkları var anne! Çok lazım mı ona o bıyıklar?”, diye cılız bir ses duyulur arkadan. “Ve daha kırk sekiz yaşındaymış. Beni buraya bir çocukla evlenmem için mi getirdin anne?”

“Kırk sekiz, insanlar için en güzel yaşlardan biri, Lalem. Ne tüysüz bir çocuk, ne de bükülmüş bir yaşlı. Bu adayı adamlarıyla kurtarabilecek güce ve bilgeliğe sahip olduğunu düşünürsek, kendisine çocuk muamelesi yapmamanı sağlık veririm. Bu şekilde onunla çok daha mutlu bir hayatın olabilir.”, diye dolgun bir kadın sesi cevap verir sessizce.

 

Barakan’dan garip, sanki boğazına bir şey takılmış gibi bir ‘hırk’ sesi çıkar!

Malis ise bir eliyle ağzını gizler ve temkinli bir şekilde öksürür.

Elorellen Feymist olduğu yerde, hiç istifini bozmadan durur, ancak kadının eflatun gözleri ışıl ışıl parlamaya başlar.

Sinderel Tranquil’in dudaklarının bir kenarı oynar ve “Muhteşem bir başlangıçları olacak.”, diye mırıldanır, gülmemeye çalışırken.

“Sus, ağabey!”, diye bezmiş bir sesle fısıldar Elorellen.

Elflere eşlik eden ‘denizciler’ ise krallarına bakarak sırıtırlar ve Barakan bu duyduklarının, yıllarca asker kovuşlarından anlatılıp güldürüye kaynak olacağından kati bir şekilde emin oluverir.

 

Arkada duran ve kardeşlerin en büyüğü olan Teranden Solace yaklaşır..

 

Terandel Solace.. tarifi zor bir kadındır.

Geleneksel anlamda güzel olmaktan ziyade, elf kadının zarif ve olgun, zaman ötesi bir cazibesi vardır. Kız kardeşi gibi, onunda çok açık kahve ile sarı arası uzun saçları vardır. Ancak kız kardeşininkisinden farklı olarak Terandel’in saçları kalın örgülerden oluşmaktadır ve bir omzunun üzerinden dolgun vücudu boyunca aşağı salınmıştır. Kadının fevkalade silik gri gözleri, zarif bir burnu, dolgun açık kırmızı dudakları ve uzun ince bir boynu vardır ve bu haliyle tekil bir güzelliği temsil etmektedir.

Elf kadın, ağır, ölçülü adımlarla Barakan’a yaklaşır, küçük, zarif bir reveransda bulunur ve dolgun bir sesle konuşur.

“Selam size Kralım Barakan. Dağınık adalarımıza, başkalarının yaptığı gibi savaş ve yağma değil, dostluk, barış ve huzur getirdiniz. Sizleri ve askerlerinizi selamlıyorum. Uzun ve mutlu bir ömrünüz olsun.

“Hanımefendi.. Sadece burada oluşunuzun, mutlu ve uzun bir ömür için kafi olacağını düşünüyorum. Davetimi kabul etmenizden dolayı fevkalade mutmainim. Gökler eksikliğinizi hissettirmesin bizlere.”, diye yanıtlar Barakan içten bir şekilde.

Terandel buna biraz şaşırır ve ister istemez gülümser.

“Kralım, pek lütufkarsınız. Ancak bir kralın, bir kraliçeye ihtiyacı var —ki krallığı geleceğe yürüyebilsin. Size, benim için hayatımdan daha kıymetli olan tek varlığımı, rahmetli eşim ve benim en mutlu andımızı takdim etmek isterim; Yıl Bir’in Kalbi ve Adaların Zarafeti, Arael Ashanelath Fae Eruanna Tel’Lóna.”, der Terandel ve gözleri dolmuş bir şekilde hayatı olan kızını nazikçe elinden tutar ve onu kralına takdim eder..

 

Arael Tel’Lóna, annesine, dayısına ve teyzesine sadece zarafeti ve dolgun dudaklarıyla benzerlik gösterir. Kızın başından aşağı, koyu kızıl-kestane saçları, bir şelale gibi dökülmektedir. İnce, kalemle çizilmiş gibi kaşları, derin, çok hafif çekik, içinde kaybolunacak masmavi gözleri, teyzesinde olduğu gibi zarif, ince bir burnu, yeni olgunlaşmış çilek renkli dudakları ve yumuşak, açık krem tenli feminen bir yüzü vardır.

Kızın, boyu neredeyse Barakan kadardır. Yumuşak kıvrımları, ince beli, ve olağan duruşuyla bu kız her haliyle ‘hayat’ın ta kendisi gibidir.

 

Ve kız öylece Barakan’a bakar.

Barakan’da bir anda kral olduğunu unutur ve o da kıza takılır kalır!

 

Ne kadar bir birlerine bakakalırlar belli değildir.

Ancak bu süre, Baş Danışman Malis’in tekrar avucuna öksürmesine sebep olacak kadar uzun olduğu kesindir.

 

“Lalem..”, diye sesiyle kızını dürter Terandel.

“Efendim, anne?”, der Arael muallak bir şekilde ve Barakan’a alık alık bakmaya devam eder.

“Bir şeyler demen gerekmiyor muydu kralına?”, der annesi, pes etmiş bir sesle.

“Unuttum. Hepsini unuttum!”, der kız pat diye!

Elorellen Feymist gözlerini havaya kaldırırken, Sinderel Tranquil’den ise bir ‘fırk’lama sesi duyulur.

“Neye gülüyorsun, ağabey. Kız rezil etti bizi.”, der Elorellen.

“Bence çok şirinler. Yeğenimizin bir kraliçe olması umuduyla gelmiştik buraya. Bence kız kendi başına fazlasıyla başardı bu işi.”, diye kıkırdar Sinderel.

“Bir şeyler söylesene, Tel’Lóna!”, diye mırıldanır Elorellen Feymist.

 

“Bıyıkların. Onlar yüzüne yapışık mı?”, diye sorar bir anda Arael.

 

 

 

 


 

Küçük high elf grubu, Terandel Solace, Sinderel Tranquil ve Elorellen Feymist önderliğinde yeni kral, Barakan’ın misafiri olarak kaleye gelirler ancak bir temsilci dışında kaleye yerleşmezler.

Kral Barakan’dan, uzun bir yolculuk ve yeni krallığın geleceği için kendilerini ana kıtaya bırakmalarını rica ederler.

Barakan, bu garip, mistik high elflerin ricasını geri çevirmez. Onları, aileleri ve bolca erzakla beraber, Kaptan Hammerson vasıtasıyla ana karaya çıkartır.

Arkada temsilci olarak bırakılan kişi, Arael Ashanelath Fae Erunanne Tel’Lóna, gerçekte Terandel Solace’in kendi öz kızıdır ve Terandel onu Kral Barakan’a bir kraliçe olarak teslim eder.

 

Aradan yüz yıllar geçer ve kardeşlerden en büyüğü olan Terandel, Durkahan şehrinin daha kurulmadığı, Kahan Dağlarının güneyinde, üç yanı yüksek dağlarla çevrili yoğun ormanların olduğu bir yerde, Solace adında bir high elf şehri kurar.

Daha doğuda, High Woods adındaki büyük çam ormanlığında ise, kardeşlerden en küçüğü, Elorellen Feymist, Bari Na-ammen adında bir başka high elf şehri kurar. Aradan binlerce yıl geçecek ve Elorellen’in soyundan, Ri Grandaleren ve Prenses Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist, Angrellen ve Anglenna Sunsear gelecektir.

Ortanca kardeş, Sinderel ise çok daha kuzeye gider ve Büyük Kuzey Tundralarında, Kutsal Celestial Dağının neredeyse eteklerinde, Tranquil adında bir high elf şehri kurar.

Ve bu şekilde, yüz yıllar önce Kral Barakan’a verdikleri sözü ve vaadi yerine getirirler. Üç kardeş ve onların torunları binlerce yıl Adalar Krallığının ana kıtadaki omurgasını oluşturacaklardır.

 

Büyük Yıkım Sonrası, elflerin ilk yer yüzüne çıktıkları gece dünyaya gelen, ve bu sebepten dolayı kendisine uğurlu bir isim olarak Yıl Bir’in Kalbi, Arael Ashanelath Fae, ve Adaların Zarafeti, Eruanna Tel’Lóna anlamlarını taşıyan güzel high elf kraliçe sayesinde kraliyet ailesinin nesilleri insanlardan çok daha uzun ve sağlıklı yaşayan krallardan oluşacaktır.

 

 

 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Bu hikaye ile, yavaş yavaş Komoberi Anthea, Fearghas Fionnghal ve Seressa Wraiven arasındaki iletişim ve etkileşim ve Adalar Krallı Tarihi’nin dönüm noktasına yaklaşmış bulunuyoruz.

    Gerçekte bir ya da iki bölümde başlayıp bitirmeyi düşündüğüm bu hikayeler dizisi, içerik yoğunluğu ve hem geçmiş, hem de gelecekte olacaklar arasındaki olayların sebep sonuç ilişkilerini açıklığa kavuşturması açısından önemli bir girişimdi.

    Sanıyorum, VI ve VII. hikayelerle olaylar bir bütünlüğe varmış olacak.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.