Timeline:

The Kingdom of Isles, Adalar Krallığı’nın tarihi ve ana kıtayı fethi üzerine kısa bir bakış.

Kesin tarihler, o günkü koşullar dolayısıyla kusurlu olabilir. Bilinen tek şey, krallığın Yıl 1’den sonra kurulan ilk kalıcı medeniyetlerden biri olduğu.

Bu tarihin başlangıcı, Yıl 1‘den sonra yer alır.

 

l 7569 (-20 yıl)

Fearghas Fionnghal önünde durmuş son on beş dakikadır non-stop cırcır eden, omuz hizası kısa esmer ve kıvırcık saçlı kıza kayık gözlerle bakmaktadır. Gerçekte Fearghas, en eski arkadaşı olan Komoberi Anthea dışında kimseyle oturup konuşan biri değildir ve olağan, mor ile koyu mavi teni, kızıla çalan gözleri ve boynuzlu oluşu yeterli değilmiş gibi bunları bir de mütemadi çatık kaşlarla destekler hali etrafındakilere gerekli mesajı verirken, nedense bu kızın üzerindeki etkisi kuru bezelyenin duvardan sekmesinden pek de farklı değildir.

Önünde ısrarla, yada inatla konuşan, Fearghas hangisi olduğundan pek emin değildir, çünkü her ne kadar kıvırcık esmer saçları, çok hafif ‘güneşlenmiş’ teni, ışığa göre ela ile kahve arası değişen gözleri ve Fearghas’ın göğsüne ancak uzanırsa yetişebilecek boyuyla bu kız ‘şirin’ yada ‘güzel’ olsa da, tam bir kaçıktır!

Ve belli ki biraz da aptaldır.

 

Yani.. Fearghas’ın, mevcut surat ifadesiyle verdiği mesaj oldukça açık ve nettir;

 

 

“SUS.”

ve

“GİT.”

 

“LÜTFEN!”

 

 

Ama ya kızın derisi kalındır, yada kafası..

 

L.M.S.S. —Last Man Standing Society turnuvalarının finali yaklaşmaktadır.

Jackson Ramdirk, Fearghas’ın da dahil olduğu beş kişilik turnuva grubunun lideri, kollarını göğsüne bağlamış, son derece ciddi bir ifadeyle Krimsanya ‘Mandolion’ Klara’nın söylediği her kelimeyi, tekil bir şekilde dinliyor gibidir.

Onun arkasında, uzun boylu, sırtını duvara vermiş genç Graig ‘Shot’ Harper, akademide yeni çıkmaya başlayan ‘Resimli Roman’lardan birisini okumaktadır.

‘Yuvarlanmak’ için sessizce bahane bekleyen grubun son üyesi ise, Dido Bam’dir ve bugüne kadar onun homurtu yada ‘huh’lamaları dışında bir şey söylediği pek duyulmamıştır ve şu anki hali ile turnuvadaki hali gerçekte tamamen aynıdır; olduğu yerde bir kaya gibi durmak ve kendisine doğru gelen şeyleri durdurmak.

Ve ortamda yanlışlıkla bir eğim varsa, söz konusu eğim istikametinde yuvarlanıp, önüne çıkan her şeyi ezmek!

 

“.. Sen beni dinliyor musun, Ghas? Hayır, sen beni dinlemiyorsun bile, Ghas! Ben burada önemli bir şeyler anlatıyorum ve sen oralı bile değilsin, Ghas. Alınmamak için kendimi çok zorluyorum ama senin de biraz çaba göstermen gerekiyor, Ghas. Turnuva finaline dört gün kaldı ve bu yetmiyormuş gibi ders finalleriyle çakışıyor, Ghas. Sen ve o küçük arkadaşın Komono Antea ise disiplin odasındasınız devamlı, Ghas. Derslerden atılmalarınız bir efsane oldu, Ghas. Dersleri finallerde veremezsen, turnuvadan da eleneceğini hatırlatmama gerek var mı, Ghas? Kendini düşünmüyorsan bizi, takım arkadaşlarını düşün, Ghas! Bizi de düşünmüyorsan Komono Antea’yi düşün, Ghas. ..”

 

Burada iki hususa değinilmesi gerektiği düşünülebilir;

Birincisi, Krimsanya ‘Mandolion’ Klara’nın söylediği hiçbir şey, kendisinin bir tekrarı olmadığı..

Diğeri ise Fearghas Fionngal’ın gerçekte duyduğu:

 

BLABLABLABLABLA BLABLA BLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLABLABLABLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABLABLA BLABLABLA Ghas? BLABLA BLA BLABLABLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLABLABLABLA BLABLA BLA BLABLABLA Ghas.. BLABLA BLABLABLABLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABLABLA BLABLABLA Ghas? BLABLA BLA BLABLABLABLABLA BLA Ghas!.. BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABL Ghas. BLABLA BLABLABLABLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABLA BLABLABLA Ghas? BLABLA  BLABLABLABLABLA BLA Ghas. BLABLA BLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLABLABLABLA BLABLA BLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLABLABLABLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas. BLABLA BLA BLABLABLA BLABLABLA Ghas!! BLABLA BLA BLABLABLABLABLA BLA Ghas.. BLABLA BLABLABLABLABLA BLABLA BLABLABLA Ghas.”

 

Fearghas, nedense midesinde bir gaz sancısının oluştuğunu hisseder.

 

En sonunda duruma Jackson müdahale eder.

“Eminim, Ghal söylediklerini imtina ile dikkate alacaktır, Dolion. Öyle değil mi, Ghal?”, der genç adam karizmatik sesiyle ve Fearghas’a ‘sus ve hiçbir şey söyleme’, der gibi başını sallar.

“Gel, güzelim. Boğazın kurumuştur. Sana Sparducks’dan zencefil çayı ısmarlayayım.”, der ve kaşları çatılı kaçık kızı nazikçe kolundan tutar ve götürür.

Graig başını resimli romandan kaldırır ve Fearghas’a sırıtır.

“Bu sefer ucuz atlattın, Ghal. Bence kız senden hoşlanıyor.”, diye kıkırdar.

“Bence sus, ve git, Graig..”, der Fearghas, yüzünde fırtına gibi bir ifadeyle.

Graig hiçbir şekilde Fearghas’ın söylediklerinden alınmaz. Sadece daha da sırıtır, başıyla Dido’ya ‘gel’ yapar ve ikisi de Jackson ve Klara’nın peşinden giderler..

 

Neden sonra Fearghas, kendi kendine homurdanır.

“Komono Antea, nedir kızım yaa! Vodgar çay markası mı?”

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Fearghas Fionnghal burnundan soluyarak ve kendi kişisel yağmur bulutuyla dalar akademinin erkek öğrenci yurdundaki odasına.

Fearghas yalnız olmayı seven biridir ve başta odasını kimseyle paylaşmak niyetinde değilken, akademinin kendisine böyle bir lüksü tanıması için ne gerekli, nede geçerli bir sebep görmemiş ve odasını Fransis Timids adında ufak tefek, fare gibi bir çocukla paylaşmak durumunda bırakmıştır.

Neyse ki Fransis, benzediği fare gibi sessiz ve tam anlamıyla (1) bir kitap kurdudur, (2) bir inektir, (3) bir ‘yer altı’ oyun hastasıdır —ki bu da, kendisi gibi ineklerin, ‘gizli’ olduğunu ve kimsenin haberdar olmadığını sandıkları, yemekhane ile çamaşırhane arasında, uğranılmayan kuytu bir odaya, sinsi ve dramatik hareketlerle gidip, saatlerce fantazi-rol oyunları oynadığı anlamına gelmesiydi.

Fearghas’ın bundan haberdar olmasının tek sebebi de, pek uyuz olduğu ve amcası dolayısıyla meşhur olan Arcantonic Palecog adındaki cüce kızdan dolayıdır. Kız, kendisinden imza kopardığı o günden sonra, hiç işi yokmuş gibi arada bir ve olur olmaz yerlerde kendisini bulup tek yönlü muhabbet edip gitmek gibi yapışkan bir huy edinmiştir. O muhabbetler esnasında, kendisinin iri kaslı, iri göğüslü, iri kalçalı sarışın bir ‘bomba’ barbar kızı oynattığını ve karşısına çıkan canavarları nasıl iri kılıcıyla doğradığını, attığı istatistiksel olarak imkansız 20’li zarlar da dahil olmak üzere, hiçbir ayrıntıdan fedakarlık etmeksizin anlatmıştı!

 

Evet.

Fearghas Fionnghal, havasından mıdır, suyundan mı bilinmez ama, Melshieve Akademisine geldiği andan itibaren ne kadar cins ve rahatsız tip varsa, kendisine çekmeye başlamıştır!

 

“Merhaba Bay Fionnghal”, diye cızıl, fısıltı gibi bir ses gelir odanın bir köşesinden.

 

“Merhaba Fransis.”, diye cevap verir Fearghal ve elindeki kitapları rastgele ve ‘neresi uygunsa’ya göre sağa sola bırakır.

“46”, der Fransis aynı fısıltılı sesiyle.

“46 ne?”, diye sorar Fearghas.

“Okula geldiğinden beri bugün 46. defa disipline gönderildin.”

 

Fearghas kaşlarını çatar. ’46 mı? Yuh!’, diye geçirirken, bir yandan da Fransis’in söylediği şeyi sanki gülerek söylüyormuş gibi bir izlenime kapılır..

..ve kaşlarını biraz daha çatar.

 

“Sen nereden biliyorsun kaç defa disipline gönderildiğimi? Bazı derslerimiz ortak bile değil.”, diye haşin bir şekilde sorar Fearghas.

“Adına açık bir bahis var; akademiden atılmadan 50’yi tamamlayacak ve 50’yi tamamlayamadan atılacak, diye. Bir de kapalı bahis var; Toplam 62 defa disipline gideceğin üzerine oynanıyor genel olarak ama ben 96’ya tamamlayacağın üzerine paramı yatırdım. Atılmadan bunu başarabilirsen, buradan yüklü bir parayla mezun olmuş olacağım!”, der Timids ve bu, Fearghas’ın ondan duyduğu en uzun konuşmadır.

“Benim bundan bir şey kazanma ihtimalim var mı?”, diye sorar Fearghas ekşi bir ifadeyle.

“Tabii.. Ancak kendi adına bahse giremezsin. Bununla beraber, ben senin adına girebilirim.. Sen atılmadan 96’ya tamamla, ben de senin yüklü bir parayla mezun olmanı sağlayayım.”, der fare gibi fısıldayarak konuşur, genç Fransis.

 

‘Oha! Nasıl bir sahtekarlıktır bu?’, diye geçirir içinden Fearghas.

 

Buna rağmen, “Kabul.”, der Fransis’e ve daha geç olmadan ‘gerçek gizli’ mağarasına gitmek için hazırlanırken, Fransis tekrar fısldar.

“Birileri sana bir paket bıraktı Fearghas. Sanıyorum niyetleri görünmeden bunu yapmaktı. Varlığımı farketmediler bile. Niyetlerinin pek de iyi olduğunu sanmıyorum ama. Odayı dağıtmakla ilgili aralarında tartıştılar. Ancak en son turnuvada yaptıklarından sonra sanırım tırstılar. Paketi bırakıp tüydüler.”

Fearghas kaşlarını tekrar çatar.

“Paket nerede?”, diye sorar.

“Dramatik bir şekilde yastığının altına sokuşturdular. Sanıyorum senin onu yattıktan sonra fark etmeni ve ne olduğunu anlamak için kalkmanı ve bu şekilde uykunu kaçırtıp korkutmayı umdular.”

Fearghas ‘fırk’lar.

Sonra da yatağına yönelir ve yastığı kaldırıp altında duran uzun, sarı zarfı temkinli bir şekilde alır ve benzer bir temkinle açar..

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Fearghas gizli mağaraya geldiğinde güneş çoktan batma eğilimindedir ve genç adam her nasılsa o günü tamamen harcanmış hisseder. Bu harcanmışlık onda mağarasında ‘geceleme’ kararı almasına kadar götürür.. nevarki aşağı indiğinde Komoberi’yi, Seressa Wraiven ile, zemin sehpasının başında oturmuş, fevkalade süslü bir çaydanlık, ve aynı setin parçası olan tabaklar, fincanlar, çatal ve bıçaklarla bulur. İkisi de tabaklarındaki enfes görünümlü, çikolatalı ve kremalı pasta dilimlerini yerken, fincanlarından da muhtemelen içinde çay olduğunu tahmin ettiği o pis kokulu kurutulmuş yapraktan içmektedirler..

Genç adamın dikkatini gerçekte çeken şey, her iki kızında fincan ve çatallarını, serçe parmakları ayrık duracak şekilde ve abartılı hareketlerle kullanmalarıdır.

Fearghas, ‘iki dakikalığına içeri gidip gelmiş’ gibi hiçbir şey söylemeden kendisi de sehpanın yanına kurulur.

 

Komoberi’nin yüzü biraz pembedir.

Kız ya utanmıştır, yada utanmasına rağmen yinede istediği için yaptığı bir şeyi yapmaktadır..

Seressa, Fearghas’ı muhteşem bir gülümsemeyle karşılar.

 

“Merhaba Fearghas Fionnghal. Çay? Zencefil? Nane? Pasta?”, der mutlu bir ifadeyle.

“Hayır. Evet. Kesinlikle hayır. Tabii ki..”, diye cevap verir Fearghas

 

Seressa abartılı hareketlerle kremalı çikolatalı pastadan bir dilim keser, süslü tabaklardan birine, büyük bir zarafetle ve dilimin devrilmeyeceği bir şekilde yerleştirir ve onu Fearghas’ın önüne koyar. Sonra çaydanlıktan, içi boş, temiz, süslü fincanlardan birine sıcak su döker, içine fevkalade ince kıyılmış zencefil halkalarından iki tane atar, fincanın kenarına yarım bir dilim limon yerleştirir ve onu da genç adama sunar.

 

Bu şekilde üçü de bir süre sessizce.. ve biraz da garip şekilde keklerini yerken sıcak içeceklerinden yudumlarlar.

 

“Ummm.. Kek harika. Zencefilli çayda.”, der Fearghas en sonunda.

“Teşekkür ederim.”, diye nezaketle cevap verir Seressa.

“Uhh.. Ne yapıyoruz tam olarak böyle?”, diye sorar en sonunda Fearghas.

“Komoberi ile muhabbet ediyorduk buraya gelirken. Laf lafı açtı ve kendisinin bu güne kadar hiç evcilik oynamadığını öğrendim. Bakın şu işe ki bende hiç oynamışım. Sanıyorum bu oyun bizim yaşımıza pek uygun bir oyun değil. Ancak gerekli yaş aralığını tamamen kaçırmadan ikimizde denemeye karar verdik.”, der fevkalade uzun, bir o kadarda kara kız, mutlu bir şekilde.

 

Fearghas’ın, içmekte olduğu zencefilli çay bir anda burnundan fışkırır!

 

“Pardon.. Boğazıma kaçtı sanırım..”, der sakince ve elini, yüzünü ve üstünü, sehpanın üzerinde duran desenli mendillerden biriyle siler.

 

Ve bir süre daha sessizlik içerisinde çaylarını yudumlarlar.

 

Neden sonra Fearghas cebinden sarı bir zarf çıkartır ve onu Komoberi’nin önüne bırakır.

“Nedir bu?”, diye sorar Komoberi, zarfa bakarak.

“Bende aynısını size soracaktım, genç bayan..”, der Fearghas.

Komoberi, eski arkadaşını, ince, koyu yeşil-kahve karışımı kaşlarından bir tanesi kalkmış bir şekilde süzer, sonra zarfı alıp açar ve içindekileri çıkartır..

..ve öylece kalakalır.

 

“Açıklamak ister misiniz, Komoberi hanım?”, der Fearghas, ancak ağzı gülmemek için hafif büzüşmüş gibidir.

“Ne var? Nedir onlar güzel kız?”, diye merakla sorar Seressa.

Komoberi ise küçük dilini yutmuş, kıpkırmızı olmuş bir suratla hala zarfın içinden çıkardığı kağıtlara bakmaktadır.

 

Zarfın İçindekiler (görmek için tıklayın)

 

 

 

“A aaaa..!”, diye ünler en sonunda Komoberi. “Nerden buldun bunları?”

“Ayyy.. çok şirinler, kız. Bakabilir miyim?”, diye erimiş bir şekilde ellerini çırpar Seressa.

“Birileri nezaket gösterip, ben yokken odama girmiş ve bunları yastığımın altına bırakmışlar.. bir notla.”, der Fearghas.

“Not mu? Ne yazmışlar?”, diye omuzları çökmüş bir şekilde sorar ruh gibi kız.

“Eveeeet..”, der Fearghas ve kırış kırış olmuş bir papirüs daha çıkartır cebinden. Papirüs, birinci hamurdan yapılmadır ve üstünde, blok harflerle tehditkar ifadeler, kurukafa eşliğinde yazılmıştır;

 

BAY FEARGHAS FIONNGHAL.

SINIFLARDA VE GENEL OLARAK OKULDA GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ DAVRANIŞ BOZUKLUĞUNUZ DOLAYISIYLA MÜTEMADİYEN DİSİPLİN CEZASI GÖRÜYOR OLMANIZ, UMUYORUZ Kİ SİZİN İVEDİLİKLE  BU MUHTEŞEM AKADEMİDEN ATILMANIZA SEBEP OLUR.

NEVARKİ KENDİNİZLE BERABER, SAYGIDEĞER KOMOBERİ ANTHEA HANIMEFENDİ’NİN DE YANMASINA SEBEP OLUYORSUNUZ. BU SİZE VERECEĞİMİZ TEK UYARIDIR.

BUNDAN SONRA SAYGIDEĞER KOMOBERİ HANIMEFENDİ’NİN BAŞINA AÇACAĞINIZ SIKINTILARDAN DOLAYI SİZİN BAŞINIZA GELEBİLECEKLERDEN SİZ SORUMLU OLACAKSINIZ.

SENDEN KORKMUYORUZ!

 

UYARILDINIZ!

G.K.A.H.T.
GİZLİ KOMOBERİ ANTHEA HAYRANLARI TOPLULUĞU ÜYELERİ

 

Komoberi tamamen dilini yutar.

Notu, ruhu çekilmiş bir şekilde kalakalmış kızın omzunun üstünden okuyan Seressa ise “A aaaa..!”, diye hayretle ünler.

 

“Ben.. ben ne diyeceğimi bilmiyorum, Fionn.. Bana hayranlarım olduğunu söylediğinde takıldığını sanıyordum. Şuna bak yaa.. Bu birinci hamur kağıt. Bir de kurukafa ile watermark’lamışlar! Burada ciddi bir emek var!”, diye inler kızcağız.

“Beri.. bugüne kadar ne zaman seninle dalga geçip sana takıldım? Bununla beraber, sanıyorum ki bunların birkaçının ortadan ‘kaybolma’ zamanı geldi!”, der Fearghas burnundan soluyarak.

“A aaaa..!”, diye yine ünler Seressa.

HAYIR, FIONN, LÜTFEN.. Sakın kimseye bir şey yapma. Bir grup aptal yüzünden okuldan atılmaya değmez. Lütfen bir şey yapma..”, diye ağlamaklı bir şekilde yalvarır ruh gibi kız.

Fionnghal uzun bir süre sessizce Komoberi’yi süzer.

Neden sonra, “Peki.”, der. “Ama sadece bu konuda her hangi birisinin söyleyecek herhangi bir sözü olacaksa, bunun sen olmandan dolayı sesimi çıkarmıyorum. Bununla beraber, daha önce bu konuda söylediklerim hala geçerli; uzaktan hayran oldukları sürece sorun çıkarmam.”

“A aaaa..!”, diye üçüncü kere ünler Seressa.

“Şapşal çocuklar!”, diye ağlamaklı bir şekilde hışmeder Komoberi, resimleri aldığı gibi topak haline getirir ve mağaranın uzak bir köşesine fırlatır. Sonra da soğumuş çayını diker kafasına ve eşyalarını toplayıp, “Ben gidiyorum. Canım sıkıldı.”, der ve mağarının tüneline doğru yönelir, kısa bir süre sonra da tamamen gitmiştir.

“Hmmm.. niyetim onu böyle üzmek değildi.”, der Fearghas, kendi canı da sıkılmış bir şekilde. “Bu günüm öldü zaten. Ben kütüphaneye de gideceğim sanırım. Yazmaya başladığım ‘FARKLI TARİHLER; ADALAR KRALLIĞI TARİHİ‘ kitabım için bazı yer, isim ve tarihleri tekrar gözden geçirmem gerekiyor.”

“İstersen bende gelebilirim.”, diye önerir Seressa. “Kütüphanedeki kategorileme sistemini çok iyi bildiğim gibi, fevkalade hızlı, 1024wpm okumam var!”

“Sen bilirsin.”, der Fearghas ve ortalığı toplamaya başlar.

Seressa’da ona yardım eder.

Ancak topladıkları arasında, Komoberi’nin kırıştırıp bir kenara attığı kuru ve sulu boya ile yapılmış resimler de vardır.

“Bunları almamda bir sakınca var mı? Çok şirinler!”, diye merakla sorar kız.

Fearghas omuzlarını silker.

“Beri attığına göre alabilirsin, sanırım.”, diye cevap verir.

Seressa topak halindeki resimleri alır, itina ile onları açar ve düzeltir, kendi çantasından çıkardığı kalın bir kitabın orta sayfaları arasına yerleştirir ve kitabı tekrar çantasına koyar. Sonra bir süre sessizce Fearghas’a bakar.

“Bunların hepsi birer anı. Bunu biliyorsunuz değil mi, Fearghas Fiongal?”, der sessizce.

Fearghas işinden başını kaldırıp up uzun boylu, kapkara tenli kıza bakar.

“Ne gibi?”, diye sorar.

 

“Bu akademide yaşadıklarımız.. Doğrusuyla, yanlışıyla, ne kadar anlamsız, yada saçma sapan gibi gelse de, nihayetinde bunların hepsi, bizleri biz yapacak olan anıları oluşturacaklar. Bunlar olmadığında, kimliğimizin içi boş kalacak ve benliğimizden olmuş olacağız.”, der kız aynı kısık sesle.

Fearghas’ın bir kaşı kalkar.

“Biliyorum, beni burada, aranızda gerçekte çok da istememiştiniz ve bende olduğum sakar kız gibi lambır lumbur daldım aranıza ve kendimi sizlere zorla kabul ettirdim.”, der kız.

“Buradasın çünkü seni biz davet ettik, Seressa.”, der Fearghas, ama kızın nereye varmaya çalıştığını pek anlayamaz.

“Lütfen. İkimizde sizin bana nezaket gösterdiğinizi biliyoruz. Nihayetinde o gün bana, ‘git’ demiş olsaydınız, bu beni üzerdi, ama gitmiş de olurdum. Beni aranıza aldınız, benimle muhabbet ettiniz, beraber Mübah oynadık, pasta yeyip çay içtik, tarih okuyup ders çalıştık.. Bana.. bana bir insanın, diğer bir insana davranması gerektiği gibi davrandınız. Bana.. arkadaşınızmışım gibi tahammül ettiniz. Bütün bunlardan ötürü sana ve sevigili Komoberi’ye müteşekkirim ve bunların hepsi, beni ben yapan birer anım olarak kalacaklar.”, der kız gülümseyerek..

..ve dolu gözlerle.

 

Fearghas hayretle kıza bakar.

 

“Bu söylediklerine verebileceğim o kadar çok cevap var ki.. Ama hepsi de bir şekilde itiraz babında olacak, bu yüzden sadece, ‘bi şey değil’, demeyi tercih ediyorum. Ben kimseyi seven biri değilim. Huysuz adamın tekiyim çünkü. Ama burada bizimle olmandan dolayı da müteşekkirim, Seressa. Komoberi’ye gelirsek, seni gerçekten çok seviyor.. Kuyruğunun ise hastası.. Hadi gidelim. Bu günü yeterince ‘hiçbir şey’ yapmayarak geçirdim zaten.”, der Fearghas ve kızla beraber mağaradan ayrılır.

 

 

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

 

Yıl 168 (-7523 yıl)

Ayrılınca nereye gitmeyi düşünüyorsunuz, Hanımım?”, diye sorar Kral Barakan. “Dahası, bu gerçekten gerekli mi? Evet, burası hali hazırda inşaat halinde ve ‘oturulabilir’ duruma gelmesi için daha yapılacak çok işi var, ancak Arael Hanımefendi sizleri özlemeyecek mi?”

“Arael Tel’Lóna, artık sizin sorumluğunuzda, Kral Barakan. Tıpkı sizin de onun sorumluluğunuzda olacağınız gibi.”, diye cevap verir Terandel Solace. “Gidişimiz ise bir zorunluluk. Kızımın, ve ikinizden olacak nesillerin geleceği için.. Krallığınız için bir zorunluluk. Gideceğimiz yerlerde kuracağımız medeniyetlerle, sizlerin gelişinizi bekliyor olacağız. Bu, muhtemelen sizin hayatınız da göreceğiniz bir şey olmayacak ve bize yetişmeniz belkide yüzlerce yıl sürecek. Ancak torunlarınızın torunları geldiğinde, onları krallığınızın birer tebaası olarak karşılıyor olacağız. Zamanı gelince kızım, Arael Tel’Lóna size her şeyi anlatacak.

Tıpkı sizlerin, imkansız bir zamandan buraya gelmiş olmanızın bir tesadüf olmadığı gibi, ona verilmiş görevlerden birisi de bu; nesiller boyu gelecek olan çocuklarına, onların çocuklarına ve onların torunlarına bu bilgileri aktarmak. Çocuklarınız ve torunlarınız tarihi yüz yıllarca birinci elden duyacak ve öğrenecekler.”

“Bu.. bu çok büyük, hüzünlü.. ve yalnız bir sorumluluk, Hanımım.”, der Barakan kahrolmuş bir sesle.

 

“Size kızımı verirken, gerçekte ne verdiğimi, zamanla çok daha iyi anlayacaksınız ve bu sizi daha iyi bir kral, ama bundan çok daha büyük bir sevgili yapacak. Ona da ‘hayatın’ ve bir ‘sevgilinin’ kıymetini öğretecek.”, der Terandel, solgun bir ifadeyle.

 

Kral Barakan ve Terandel Solace, uzun bir süre sessizce kalenin göreceli olarak tamamlanmış, yüksek balkonlarından birinden daha yeni yeni kurulmaya başlayan Kronor şehrinin ilk binalarını, onların ilerisindeki sahili ve dahasındaki denizi seyrederler.

 

“Ummm.. Kızınız, Arael Hanım, kendisi nasıl biridir acaba? Sorularım sizlere biraz fazla dolaysız ve sabırsız gelirse lütfen beni bağışlayın. En nihayetinde ve gerçekte ben bir denizciyim.”, der Barakan, biraz sıkılgan bir sesle.

“Kızım.. bambaşkadır, Barakan..”, der Terandel, uzun bir sessizlikten sonra, ve karşılaştıklarından beri krala ile defa adıyla hitap eder. “Bizler yer altında doğduk. Yüz yıllarca da yer altında yaşadık. Sonra bir gün yer sarsıntıları, depremler ve göçükler durdu ve yaşadığımız uçsuz mağaramızın duvarlarından biri yıkıldı. O, hayatımda ilk defa güneşi gördüğüm andı ve o kadar parlak, o kadar güzeldi ki, bunu size anlatamam. Heyecan ve korku içerisinde çıktık dışarıya ve kendimizi bu adada bulduk. Bizden öncekilerin dünyası nasıldı bilmiyorum, ama biz mağaramızdan çıkıp ilk defa kumsala ayak bastığımızda bir şeyi kati olarak biliyorduk; bizden önce kimse bu kumsallara ayak basmamıştı..”

Barakan, yanında duran bu muhteşem kadının, dolgun ve içli sesiyle anlattıklarını, büyülenmiş gibi dinler.

“Gece olduğunda da ilk defa ayı görmüş olduk.. Ayı ve yıldızları.. O kadar parlak ve o kadar güzellerdi ki.. Ve o gece kocaman, gümüş bir tepsi gibi dolunay vardı ve benim doğum sancılarım başladı..”, der Terandel ve bir an dolmuş, silik gri gözlerle ufka dalar.

“Yeryüzüne çıktığımız o ilk günün gecesinde, o muhteşem dolunayın aydınlattığı gecede doğdu Arael Ashanelath Fae Erunanne Tel’Lóna, benim kızım. Onun için ‘bambaşkadır’, derken kastettiğim buydu, sevgili Barakan. O hiçbirimiz gibi değil. O bir ilk. Bu dünyanın ilk gecesindeki ilk doğan hayat o, sevgili Barakan. Sana verdiğim, sana emanet ettiğim, hayatımdan daha kıymetli olan tek şey o, sevgili Barakan.

O ‘bambaşkadır’, derken kast ettiğim buydu, sevgili Barakan..”, der elf kadın.

Barakan yutkunur.

 

“Ben..”, der sessizce. “Ben bir ‘edebiyat’ adamı değilim, Hanımefendi.. Bir denizciyim ve denizcilerin bu tür şeylere ayıracak vakitleri olmaz, zira deniz talepkar bir iş verendir ve ona gelenleri günün yirmi dört saati, haftanın yedi günü çalıştırır çünkü deniz zalim bir hanımefendidir.. Ama ona gelenler, her zaman aşkla gelirler, çünkü deniz aynı zamanda en güzel hanımefendidir.

Kızınız.. onu ilk gördüğümde.. gözlerinde denizi gördüm.

Bana bu krallık sorumluluğu yüklendiğinde, denizi ne kadar özleyeceğimden dolayı gizliden gizliye hayıflanıyordum ve bencilce bir şekilde, bir yerlerde yeterince büyük bir hata yapsam da, beni bu krallık işinden kovsalar, diye umuyordum.. taki kızınızı görünceye kadar.”

 

Birden Barakan kimden bahsettiğine..

..dahası, bundan kime bahsettiğine ayılır, ve yüzü kızarır.

 

“Ben.. sizden özür dilerim Hanımefendi. Sanıyorum ki, haddimi aştım.”

Terandel Solace, o muhteşem, fırtına sonrası grisi gözleriye ve dolgun dudaklarında oluşan hafif bir gülümsemeyle süzer kralını.

“Samimi ve dürüstçe söylediklerinizden dolayı asla özür dilemeyin Kralım.”, der neden sonra. “Edebiyat adamı olmadığınızı söyledikten sonra dile getirdiklerinizi, keşke bana değil, kızıma söylemiş olsaydınız. Eminim pek hoşuna giderdi.”

“Uhh.. Sanırım bıyık konusundan sonra, kendilerinden çekinmiyor değilim. Sanıyorum ki gerçekten hoşlanmıyor bıyıklardan, ancak bırakması biz insanlarda genel bir alışkanlıktır.”, diye açıklamaya çalışır Barakan.

“Kralım, kızımın insanlarla daha önce hiç münasebeti olmadı, ve şimdi onların kraliçesi olacak. Bu da onun halkını yakinen tanıması, ve onların gelenek ve göreneklerini öğrenip saygı duyması gerektiği anlamına geliyor. Bunu sizin bıyıklarınızdan başlayarak yapabilir diye düşünüyorum.”, der Terandel gülümseyerek. “Birbirinizi üzebilir, birbirinize darılabilirsiniz. Ama asla küsmeyin ve konuşmamazlık etmeyin. Asla güler yüzü birbirinizden esirgemeyin ve her zaman birbirinize dürüst olun. İster yerde ve toprakta, isterse yüksek, tüylü yataklarda olsun, her zaman aynı yorganı paylaşın, zira birbirinin sıcaklığı, diğerinin merhametini besleyecektir.. Bunlar, annesi olarak ona telkin ettiklerimdir ve sanıyorum kendileri de geliyorlar. Eminim sizinle konuşmak istedikleri çok şey vardır. Bizim de Kaptan Hammerson gelmeden yapmamız gereken hazırlıklar olacak.”

Terandel Solace, balkondan ayrılmak için yönelir, ancak bir anlığına durur ve geri dönüp kızını bıraktığı adama bakar.

“Ama kızıma söylemediğim bir şeyi size söyleyeceğim, Kralım; Sizden isteyip de verebileceklerinizi ondan esirgemeyin. Veremeyeceklerinizi ise istetmeyin..”, der ve iner.

 

 

 

 


 

WPM : Word per minute / Bir dakikada okunan kelime sayısı

 

Küçük high elf grubu, Terandel Solace, Sinderel Tranquil ve Elorellen Feymist önderliğinde yeni kral, Barakan’ın misafiri olarak kaleye gelirler ancak bir temsilci dışında kaleye yerleşmezler.

Kral Barakan’dan, uzun bir yolculuk ve yeni krallığın geleceği için kendilerini ana kıtaya bırakmalarını rica ederler.

Barakan, bu garip, mistik high elflerin ricasını geri çevirmez. Onları, aileleri ve bolca erzakla beraber, Kaptan Hammerson vasıtasıyla ana karaya çıkartır.

Arkada temsilci olarak bırakılan kişi, Arael Ashanelath Fae Erunanne Tel’Lóna, gerçekte Terandel Solace’in kendi öz kızıdır ve Terandel onu Kral Barakan’a bir kraliçe olarak teslim eder.

 

Aradan yüz yıllar geçer ve kardeşlerden en büyüğü olan Terandel, Durkahan şehrinin daha kurulmadığı, Kahan Dağlarının güneyinde, üç yanı yüksek dağlarla çevrili yoğun ormanların olduğu bir yerde, Solace adında bir high elf şehri kurar.

Daha doğuda, High Woods adındaki büyük çam ormanlığında ise, kardeşlerden en küçüğü, Elorellen Feymist, Bari Na-ammen adında bir başka high elf şehri kurar. Aradan binlerce yıl geçecek ve Elorellen’in soyundan, Ri Grandaleren ve Prenses Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist, Angrellen ve Anglenna Sunsear gelecektir.

Ortanca kardeş, Sinderel ise çok daha kuzeye gider ve Büyük Kuzey Tundralarında, Kutsal Celestial Dağının neredeyse eteklerinde, Tranquil adında bir high elf şehri kurar.

Ve bu şekilde, yüz yıllar önce Kral Barakan’a verdikleri sözü ve vaadi yerine getirirler. Üç kardeş ve onların torunları binlerce yıl Adalar Krallığının ana kıtadaki omurgasını oluşturacaklardır.

 

Büyük Yıkım Sonrası, elflerin ilk yer yüzüne çıktıkları gece dünyaya gelen, ve bu sebepten dolayı kendisine uğurlu bir isim olarak Yıl Bir’in Kalbi, Arael Ashanelath Fae, ve Adaların Zarafeti, Eruanna Tel’Lóna anlamlarını taşıyan güzel high elf kraliçe sayesinde kraliyet ailesinin nesilleri insanlardan çok daha uzun ve sağlıklı yaşayan krallardan oluşacaktır.

 

 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Bu hikaye ile Adalar Krallığının kuruluşunun arkasındaki ‘gizli’ ve dile getirilmemiş ‘kehanet’e ima edilmiş bölüm oldu;

    Belli ki, Hikaye: Yıl 1’de Ad Ara’nın..

    “Onlar kayıp çünkü buna biz göz yumduk. Onları kurtaramaya bilirim. Ama iblisler bu dünyayı bedavaya alamayacaklarını öğrenmeliler. Dahası, ölümlülerin bizim için kıymetini bilmeliler.”, der ve aklına bir şey gelmiş gibi bir anlığına duraksar. Sonra, uhrevi güzellikteki yüzünde küçük bir umut belirtisi oluşur ve devam eder, “Kim bilir, bakarsın bazıları kurtulur ve yaptıkları hataların nelere mal olduğu bilinciyle eski alışkanlıklarını terk eder ve Yıkım Sonrası daha güzel bir dünya için çabalarlar.”..

    ..ifadelerini öylesine kullanmamıştır ve bir sonraki (mevcut) ‘döngü’ için niyetini dile getirmiştir.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.