Timeline:

Lorna’nın annesi Nadine, grubu Bari Na-Ammen sarayının gizli geçitlerini kullanarak kaçırmıştır. Grup, saatler süren koşturmadan sonra, High Woods dışındaki bazı tepelerde saklanmış, şimdi ise high elf’lerin öz vatanı olan bu kadim ormanın yanışını seyretmektedir.

 

Bu hikaye, “Sana Themalsar’ı getirdim, baba..” dan
birkaç saat sonra, aynı günün batımında yer alır.

 

 

Duralım artık. Öyle görünüyor ki Rise olmak beni formdan düşürmüş”, diye acı bir şekilde gülümseyerek söylenir NadineUdoorin, kadın rahat oturabilsin diye kendi pelerinini çıkarıp yere serince, Lorna ona bakışlarıyla teşekkür eder.

Nadine, kızının yanından ayrılmayan iri gence uzun bir süre bakar. “Eveeet. Demek kızıma niyetlisin.”, diye ciddi bir sesle konuşur.

Udoorin bir anda olduğu yerde durur.

“O bana tahammül etmeye devam ettiği sürece..”, diye mırıldanır.

Udoorin’in babası, sert biri olmuş olsa da, gerçekte oğluna çok düşkün bir adamdır. Ne var ki Udoorin genç yaşta annesini kaybetmiş olmasından dolayı bazı yanları eksik kalmış gibidir. Özellikle bayanlara nasıl hitap etmesi gerektiği konusunda. Daha doğrusu onların yanındayken biraz daha rahat olmasını.. Sadece iki erkeğin yaşadığı bir evde Udoorin, bir annenin şefkat dolu eğitici elinden mahrum kalmıştır. Bu yüzden, ne zaman bir bayanla konuşsa, bunu ıkına sıkına yapmış, tercihler arasında hiç konuşmamak varsa, bu yolu seçmiştir. Belli ki Udoorin, bu konuda biraz yabanidir.

“Şanslı bir adamsın. Alor’Na’nın inadı kadar anlayışı da vardır.”, diye gülümser Nadine.

“Anneee..”, diye kızarmış bir yüzle söylenir Lorna.

“Seninle bu konuda sonra konuşacağız kızım. Şu anda annen meşgul..”, der ve Udoorin’in gözlerinin içine bakmaya devam eder.

“Şu anda bunun sırası mı, anne?”, diye hayıflanır Lorna. “High Woods saldırı altında ve Orkenler herkesi öldürüyor.”

“High Woods saldırı altında ve Orkenler herkesi öldürüyor ve bizim bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok güzelim. Hayıflanıp dizlerimi dövmek isterdim ama, baban daha biz tanıştığımızda kayıp bir vakıa idi. Ablasıyla olan çekişmesinde ne yazık ki sen de, ben de, Anglenna’da sadece birer dipnot olduk, o kadar.”, der acımasız derecede pratik bir yaklaşımla.

“Şimdi.. konumuza geri dönelim.”, der ve Udoorin’e döner. “Bilesin ki genç adam, Alor’Na’mı senden daha güzel ve zeki nice asilzadeler istedi de vermedim..”

“Lorna ikimize yetecek kadar güzel. Ve toplam zekamız burada ki herkesinkinden daha fazla.”, diye sessiz ama kararlı bir şekilde cevap verir.

Nadine’nin iki kaşı da havaya kalkar. Bir süre daha önünde zorlanan genci süzer ve “Aferim sana.”, diye ona gülümser. “Sade, dürüst, hiç düşünmeden verilmiş içten bir cevap. Kızımı sevdiğini görmek çok da zor değil. Ama onu kendinle bir bütün olarak görüyor olman.. bu gerçekten çok.. ay inanılır gibi değil.. doğru kelimeyi bulamıyorum bile. Belki de kendi evliliğimde hiç görmediğim içindir..”

Yaşına rağmen hala genç bir kızın güzelliğini barındıran enRise* bir an sessizleşir. Sonra delici bakışlarını yine Udoorin’e yöneltir. “Kızımın yanında olacaksın hep, değil mi? Bugün babasını kaybetti. Ama gerçekte onu hiç tanımadı. Kendisi içine kapanık, aşırı sessiz ve fevkalade inatçı bir kızdır. Buna rağmen her zaman onu koruyup kollayacak mısın?”

Udoorin, nadiren göstermeyi tercih ettiği sosyal cesaretini sergiler. Uzanır ve nazikçe Lorna’nın elini tutar, onu yanına çeker ve hiç sektirmeden “Evet.”, der kısaca.

“Sevdim bu çocuğu.”, der Nadine ikisine de gülümseyerek.

“O bir çocuk değil, anne..”, diye mırıldanır Lorna.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Lady, bir yandan daha ‘kim’ ve ‘niyet’ meselesine cevap bulamadığı Nadine’yi dinlerken, bir yandan da arkalarında bıraktıkları yanan ormanı ve ormandan gelen çatışma seslerine göz kulak olur.

Arada bir gelen harlı patlamalar, elflerin ortaya koydukları direnişin imzasını taşımaktadır. Küçük oyuncak askerlerı andıran dağınık elf grupları, üzerlerine çullanan iri Orken sürülerini vur-kaç taktikleriyle yavaşlatmaya çalışırken, arkalarındaki çocuk ve yaşlıların kaçmaları için onlara zaman kazandırmaya çalışmaktadırlar. Elfler için birçok şey söylenebilir, ama şu anda görünen manzara karşısında cesaretlerine hayran kalmamak mümkün değildir. Kadın, erkek – hiçbir fark gözetmeksizin, ormandaki bütün elfler o anda birer savaşçıdır ve hiçbiri çığlık atmaz, korku içerisinde kaçışmaz; okları, kılıçları, teberleri, glavyeleri ve büyüleriyle hepsi Orken sürülerinin üzerine bir şeylerle saldırmaktadır.

Tek sorun, bu yeterli değildir, o kadar!

“Zavallılar.”, diye söylenir Lady. Elflere karşı özel bir husumeti olmasa da, özel bir sevgisi de yoktur. Ama kimse Orken’lerin elinde parçalanmayı hak etmez, diye düşünür.

“Zavallı ahmaklar!”, diye düzeltir bir ses arkasından.

Lady dönüp baktığında, Nadine’nin hemen arkasından ormanda olup biteni seyrettiğini görür.

“Otuz yılımı verdim onları kabuklarından çıkarmak için. Direttiler ve çıkmadılar. Şimdi de ölüyorlar.”, diye garip bir şekilde konuşur Nadine. Sesinde sadece hüzün değil, mutlak kayıp ve emsalsiz bir hiddet vardır sanki.

“Laila.”, diye seslenir Lady. “Udoorin’i al ve uygun, saklı bir kamp yeri bul.”

“Kendi başıma daha hızlı bulurum, abla.”, der Laila.

“Tartışma benimle şimdi. Al Udoorin’i ve git. Kimse tek başına bir yere gitmeyecek artık. Hareket halinde Aager ve Inshala, Lorna ve Udoorin, Gnine ve Merisoul, Lenna ve Laila. Ben de Rise Nadine Hanımefendiye eşlik ediyor olacağım. Durduğumuzda ise, Merisoul ve Inshala, Laila ve Aager, Lorna ve Lenna, Udoorin ve Gnine. Rise hanım da benimle olacak. “, diye kati bir sesle konuşur. Lady’nin gruplamada yaptığı tercihlere bir kaç yüz ekşitmesi gelse de, asıl eşleştirme pek az kimsenin gözünden kaçar ve bu Aager’in takdirini cezbeder. Annesi için dile getirilmemiş imalardan dolayı Lorna rahatsız olur ama şimdilik sesini çıkarmamayı tercih eder..

Sonra Nadine’ye bakar ve “Hanımefendi. Konuşmamız gereken şeyler var.”, der.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Yanan High Woods’a yukarıdan bakan tepelerin derinliklerinde Laila, belki bir zamanlar bir ayıya ait olabilecek, boş bir mağara bulur. Alışmışlığın verdiği serilikle izci kız, Udoorin ve Aager mağarayı temizler ve ortasında bir ateş yakarlar. Daha sonra Udoorin iri taşlar tedarik ederken Laila’da topladığı çalı çırpı ile mağaranın ağzını olabildiğince kapatıp gizlerler.

Bu esnada Inshala ve Merisoul battaniyeleri sererken, Lady de yanlarında taşıdıkları çuvallardan çıkardığı patates, soğan ve havuçları kesip-doğrayıp beraberlerinde getirdikleri küçük tencerenin içine atmaya başlar. Herkes olağan bir pratiklikle, kimse bir diğerinin ayağına basmayacak şekilde işlerini yapar ve enRise Nadine, Lorna ve Anglenna’ya sadece kenardan olanları seyretme işi düşer.

“Neden siz de yardım etmiyorsunuz?”, diye sorar Nadine kızı ve yeğenine.

“Bana bakmayın. Onları zehirlemek istemediğime daha yeni yeni inanıyorlar.”, der Anglenna.

“Bana yaptırmıyorlar. Prenses olduğumu bilmiyorlarken bile yaptırmıyorlardı. Bir sefer yemek yapayım dedim, sanırım pek beğenmediler çünkü bir daha istemekten imtina ettiler.”, diye hayıflanır Lorna.

Anglenna kenardan ‘fırk’lar.

“Ne? Gerçekten o kadar mı kötüydü?”, diye sorar Lorna.

“Lorna.. Senden nefret ettiğim günlerde, beni iyi hissettiren tek şey, yapıp da etrafındakilere zorla yedirdiğin yemeklerindi!”, diye gülmemek için zorlanır Anglenna.

“O kadar mı kötüydü?”, der Lorna, açıkça alınmış bir şekilde.

“Hayır. Hala o kadar kötü.. Udoorin’e acıyorum açıkçası. Resmen aç kalacak çocuk! Onun seni asla bırakmayacağına, çocuğun tabağını doldurdukça gıkını çıkarmadan yiyişinden anladım. Ama yerken ki yüz ifadesi paha biçilmezdi..”, diye mutlu bir sesle cevap verir Anglenna ama mutluluğunun zorlama olduğu görülmektedir. Belli ki Anglenna hala annesini düşünmektedir.

“Korkarım bu benim hatam.”, der enRise Nadine. “Sen küçükken eğitimin için sana o kadar yüklendik ki, en temel şeyleri ihmal ettik.”

“Yemek hazır. Herkes elini yüzünü yıkayıp gelsin. GNINE TINKERDOME! SÖNDÜR O PİS ŞEYİ HEMEN!.. O çubuğu burada yakarsan aldığım gibi kırarım onu..!”, diye parlar Lady.


Gnine Ninehundredandnintynine
Tinkerdome’un piposu

“Bir büyücü ile piposu arasına girilmez. Bunu bilmiyor musun, kadın?!”, diye homurdanır Gnine.

EFENDİM?“, diyen Lady’nin darağacı gibi sesini duyunca, “Yok bişi..”, diye cılız bir cevap verir ve hemen piposunu boşaltıp iç cebine saklar.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Eveeet. Sanırım herkes doydu ve biraz olsun dinlendi. Ve bazı şeyleri konuşma zamanı geldi..”, diyerek hiç uzatmadan, dolambaçlı yollara başvurmadan konuya girer Lady. “Bize olmasa da, en azından kızınıza bir açıklama borçlusunuz. Biz Lorna ile hiç beklenmedik koşullar altında tanıştık. Kendileri fevkalade hanımefendi bir kız olması bir yana, hepimizin sevdiği ve değer verdiği birisi. Ağırbaşlılığı ve dinginliği ile devamlı etrafına umut ve basiret yaydı. İçine kapanık ve çekingen olmasına rağmen bunu bize bir yük olarak taşıtmadı. Ama ben içten ağlayan biri gördüğümde bunu anlayacak kadar uzun yaşadım. Geçmiş günlerde ve özellikle de Bari Na-ammen sarayında gördüklerimden sonra, bunun sorumlusu olarak sadece iki kişi düşünebiliyorum ve yalnız bir taneniz buradasınız.”

 

Söylediklerini sakince söyler gözükmesine rağmen, kendisini tanıyanlar Lady’nin gerçekte çok kızgın olduğunun farkındadırlar. Lady, beraberinde olanları çocukları olarak gören biridir ve çocukları söz konusu olduğunda asla şaka yapmaz. Onu kızdıran şey de aslında budur; Lorna’nın annesi ve babasından gördüğü sorumsuz ve basiretsiz muamele..

 

“Benim için her şey otuz yıl kadar önce başladı. Şu işe bakın. Ben bile, sanki Bari Na-ammen’den önce yokmuşum gibi konuşuyorum.. Ondan önce Arcanton’u yenmiş ve def etmiş, görülmüş en güzel sorceress, zarafet abidesi Nadine Graciousward olarak tanınıyordum. Bunca yıl ve gördüklerimden sonra, bu sıfatlar o kadar anlamsız ve çocukça geliyor ki..”, diye acıyla eskiyi yad eder Nadine. Bir süre zihnini toparlamaya çalışıyormuş gibi durur, sonra devam eder.

“O zamanlar ben de bir grup maceraperestle beraber, o iblis senin, bu zindan benim, dolaşıp kötüleri yok edip yanlışları düzeltiyorduk.. Ben ve birkaç dost.”

Nadine’nin burnunun ucu kızarır ve gözleri dolar.

“Bu yüzden Delia, Lord Paladin Delia Karakash, öldürüldüğünde bunun anlamı benim için çok daha.. farklı oldu. O, ben, birkaç arkadaş ve senin amcan..”, der Gnine’a bakarak. “..evet. Senin amcan, Nimbletyne TİNKERDOME! Nerede bir sorun olmak üzereyse, altından bir Tinkerdome çıkıyor mutlaka.”, der hüzünlü bir şekilde gülümseyerek.

“Amcam hiç maceralara gitmedi ki? Nereden tanıyorsunuz onu? Bu imkansız bir şey!”, diye hayret eder Gnine.

“Aaaa.. en sevdiği yeğeninden bile sır saklayacak biri ancak Nimbletyne olabilirdi. Ama her grubun bir hırsıza ihtiyacı vardır!”

Udoorin mağarayı sarsacak bir kahkaha atar. “Biliyordum! Biliyordum onda bir şeylerin kitabına uymadığını! Nerede bir sorun çıksa, onu köşelerde bir yerde görürdük.. Babam buna bayılacak!”, der mutlu bir şekilde.

 

Laila ve Lady de hayretle Gnine’a bakarlar. Ama işin gerçek içeriğini Aager anlar; bunca yıl Serenity Home istihbaratıyla uğraşan kendisine bile çaktırmayacak kadar geçmişini ve ne olduğunu saklayabilen yaşlı hırsıza saygı duyar.

Dahası, Gnine’ın Sim Town ve Arashkan’da amcası kılığında dolaşması dolayısıyla başına gelenler bir anda anlam kazanıverir!

 

“Tabii, bu yıllar önceydi. Yaptığı en son iş, kendisi için bile biraz fazla çetrefilli idi ve bacağını sakatladı. Buna rağmen devam etmek niyetindeydi ama kardeşinin, ailesiyle beraber Tinker Hills’de bir göçükte öldüklerini duyunca onun için bütün eğlencenin tadı kaçmış oldu. Kahrolmuş bir şekilde, kardeşi ve ailesinden hayatta kalan tek kişi olan yeğenini bulmak için bizden ayrıldı. Daha sonra duyduk ki, onu bulmuş ve onunla beraber pek de tanınmadığı, Serenity Home denen bir kasabaya yerleşmiş.”, diye yılları derleyen bir ifadeyle anlatır Nadine.

“Delia ve ben.. biz o zamanlar çok yakındık ve.. bir birimize çok.. bağlıydık. Bana öyle bakma kızım. Bunlar babanla tanışmamızdan çok önce olan şeyler. Ama birden Arcanton belası hortlayıverdi. Kimse o kaçık büyücüye bulaşmak istemiyordu. Ahmak, iblis kapısı açmanın bir yolunu bulmuştu ve ivedilikle durdurulması gerekiyordu. Onunla yüzleştik ve yendik. Ne var ki, Delia onu şehir mahkemesine teslim edip suçlarının cezasını çekmesini istiyordu. Gerçekte ise, Arcanton hapiste tutulabilecek biri değildi. Halen onu zapt edebilecek bir hapis olduğunu sanmıyorum. Delia ile tartıştık ve Arcanton bundan istifade kaçmaya çalıştı. Üç arkadaşımı kaybettim o gün. İkisini kaçmaya çalışan Arcanton öldürdü, Delia’yı ise Arcanton’u ben cehenneme ‘def’ edince kaybettim. Ayrıldık ve bir daha görüşmedik. Çok istedim.. Bilemezsiniz ne kadar çok istediğimi.. ama kendimde o cesareti bulamadım. Ben babanla tanışıp evlendiğimde aradan yıllar geçmiş oldu.

Sonra Delia, Karcass belasını öldürdü ve Durkahan Kalesi ve Şehrinin Lord Paladin’i oldu. Halbuki masa başı işi, onun en korkulu kabusuydu..”, der Nadine, hüzünlü bir gülümsemeyle. “Yıllar sonra duydum ki evlenmiş ve bir kızı olmuş.. ve Delia’nın kızıyla benim kızım, Nimbletyne Tinkerdome’un yeğeniyle beraber, rahmetli teyzen Silendenien’in meşhur yayını taşıyan bir izci, bir Drashan kaçaklısı, bir kasaba şerifinin sınanmamış oğlu, bir iblis, Argail Smitefast’in torunu ve ‘la Fey’ adında küçük bir kız, kocamın —muhteşem Grandaleren ve ordularının— beceremediğini başarmışlar; Themalsar’ı yok etmişler. Bu.. o kadar ironik bir şey ki..”, der ve yüzünü elleriyle kapatır.

“İyi misin, anne?”, diye annesinin yanına gelir Lorna.

“İyiyim güzelim. Sadece anılarım.. o kadar yorgunlar ki..”, der Nadine ellerinin arasından.

“Yollarımız Delia ile ayrılınca, ben bir serseri gibi, başıboş bir şekilde yalnız takılmaya başladım. Kendimi o kadar yalnız ve boş hissediyordum ki.. İşte o sıralar High Woods Ri’si Grandaleren’in daveti geldi. Açıkçası ben gitmek istemedim ve belki vazgeçer umuduyla uzun bir süre ertelemeye çalıştım ama baban ısrarlıydı. Ben de en sonunda kabul ettim. Baban istediğinde ikna etmesini iyi bilen biriydi.

Kendisine daveti için teşekkür edip, beraber bir akşam yemeğinden sonra ayrılacaktım.. Niyetim buydu. Ama işler çok farklı gelişti. Başta her şey çok güzeldi. Ama her zaman içimden ‘Neden?’, diye sordum. Bütün meziyetlerime ve cazibeme rağmen, neden bir high elf Ri’si bir insanla evlensin ki, diye sormadım değil. Otuz yıl sonra sebebini öğrenmiş oldum, sanırım..”, der ve sessizce ağlar.

Lorna annesine sarılır.

Merisoul, arkada oturduğu yerden kalkar ve ikisinin yanına gelir. Beklenmedik zamanlarda, beklenmedik davranışlarından birini daha sergiler; bulundukları mağaranın imkan verdiği sınırlı alanında kanatlarını açar ve önünde duran anne ve kızını kanatlarıyla sararak onları kucaklar.

Merisoul, kendisini hayretle seyredenleri umursamaz ama Lady’ye bakar ve “Doğruyu söylüyor. Ve duyguları da en az kızının ki kadar samimi!”, der.

“Teşekkür ederim Merisoul. Senden bunu istediğim için özür dilerim.”, der Lady, içi biraz olsun rahatlamış bir şekilde.

Lorna annesinden ayrılır ve yüzünde tam bir şok ifadesiyle Merisoul ve Lady’ye bakar. “Bizi.. Bizi kandırdınız..”, der, tam bir hayal kırıklığıyla.

Lady öne çıkar ve Merisoul’u sahiplenir.

“Hayır, sevgili Lorna. Seni asla aldatmadık, kandırmadık ve senden hiçbir zaman da kuşku duymadık. Ama Arashkan da olanlardan sonra, kimseye güvenmemiz için bir sebebimiz yoktu. Ve anneni sen tanısan da, biz tanımıyoruz. Dahası, seni baban itelemiş olabilir. Ama annen de buna göz yumdu. Ona güvenmemiz için herhangi bir sebep bulamadım açıkçası. Aklıma, Merisoul’un eşsiz kabiliyetlerinden biri geldi; ‘duygu okuma’.. Anneni okudu ve duygularını tasdik etti.”, diye açıklar.

Lorna ne diyeceğini bilemez gibi öylece durur. “Seni dostum sanmıştım..”, der Merisoul’a yarı ağlamaklı bir sesle.

“Dost..”

..der Merisoul ve durur. Succubi melezi, sanki ilk defa yediği bir şeyin tadını değerlendiriyor gibidir.

Neden sonra yukarı bakar ve “Bir ölümlü beni ‘dost’ kabul etti. Bu sayılıyor, değil mi?”, der, gizemli bir şekilde.

Lady ise iş gereksiz yere çığırından çıkmaması için atılır. “Sevgili Lorna. Lütfen. Bu sana karşı yapılmış bir şey değil. Aslına bakılırsa annene bile karşı yapılmış bir şey değil. Güvenceye ihtiyacımız vardı, onu da bulduk. Akledip Arashkan’da bunu değerlendirmiş olsaydık, belki olaylar çok daha farklı gelişirdi, öyle değil mi?”

“Onlar haklı kızım.”, der Nadine, burnunu çekerek. “Ancak kurnazlığınıza hayran kaldım, Lady. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi..”, diye de takdirini saklamaz.

“Sadede gelmek gerekirse..” diye devam eder kadın. “..babanla evlendim ve bir anda kendimi saray entrikaları ve ablasıyla arasındaki bin yıllık husumetin içinde buluverdim. Ve zamanla onun herkesi ikna ettiği gibi bir sorceress değil, bir warlock olduğunu öğrendim.”

İMKANSIZ! Annem benim ve sizin gibi bir sorceress idi!”, diye ünler Anglenna.

“Üzgünüm sevgili Anglenna, ama bu doğru değil.. Belki çok, çok eskiden, yüz yıllar önce öyle idi, ama ben onunla tanıştığımda artık bir sorceress değildi. Sanırım bunu Grandaleren de biliyordu.”, der Nadine ve kızına dönerek “Bu yüzden ikimizde sen bir warlock olunca o kadar tepki gösterdik. Ne yazık ki, birbirimizin bildiğini bilmiyorduk, dolayısıyla tepkilerimiz makul bir seviyede olmadı. Sen, birbirinden bağımsız ama aynı istikamette, iki aşırı tepkiyle bir anda muhatap oluverdin. Baban, ablasından dolayı, ben ise teyzenin seni etkilemiş olabileceğinden korktuğum için.. Babanla da oturup doğru düzgün pek bir şey konuşmadığımız için, ikimiz de gerçekte neler olup bittiğini asla öğrenemedik. Zaten sen gittikten sonra da hiç konuşmadık.”, der enRise.

“..ve her şeyin senin açından patlak vermesinin altında yatan sebep ise, teyzendi. Hiç farketmeden ailemizi mahvetti. Kadının Bari Na-ammen’e yanlışlıkla verdiği zarar, bilinçli olarak gösterdiği çabalardan daha büyük oldu.”, diye ekler. Sonra Anglenna’ya bakar.

“Annen için çok üzgünüm, sevgili yeğenim.”, der içtenlikle. “Angrellen zeki bir kadındı. Yapabileceği onca iyiliğe rağmen, sırf kardeşine duyduğu, bitmek tükenmek bilmeyen husumetinden dolayı, yapmamayı tercih etti. Aynı sebepten dolayı da yanlış varlıklarla gizli anlaşmalar yaptı ve ahmak kocamla farkında olmadan, Bari Na-ammen’i yok ettiler.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Nadine’nin son sözleriyle mağaraya opresif bir sessizlik çöker..

Merisoul Xyrotwu gözlerini kısmış, bir yandan, yaşına rağmen güzelliğinden ve zarafetinden pek az şey kaybetmiş olan kadına, bir yandan da sessizce Anglenna’yı süzmektedir. Kimsenin fark etmediği, kızın gözleri gerçekte bir iç çatışmayı saklamaktadır. Neden sonra, yapması gerektiği şeyin kaçınılmaz ve nihai noktasına varmışcasına, melezin küçük omuzları çöker, kaşları ağlamaklı bir şekilde bükülür ve alt dudağını pörtletir, zira kimsenin bilmediği gerçek; Xyrotwu’nun, içinde bulundukları mağarayı paylaştığı ölümlülerle beraberliği ve onlarla yaptıkları bir şekilde hasıraltı edilebilirken, bundan sonra ağzından çıkacaklar, onun kaderini de, tarafını da, küçük bir kızken Ad Ara adındaki bir meleğin ona bahşettiği ‘son nefesi’ ile sadece içsel bir şekilde hissettiği, ama hiç bir zaman tam olarak anlayamadığı ‘sevgi’ denen şeyi kimlere vermeyi seçeceğini de mühürlemiş olacaktı.

İşin şaşırtıcı yanı kendisini, paylaştığı mağaradakilere hiçbir şekilde borçlu hissetmemesiydi..

Merisoul bu konuda istemsizce duraklar zira az evvelki tespiti tam olarak doğru değildir..

Lady.. Lady bir Tapınak Koruyucusu idi ve kendisi gibi bir iblis tohumunu aforoz edip cehenneme geri gönderebilecekken bunu yapmamıştı. Dahası, bir tapınak muhafızı olarak bunu yapması gerekirken yine de yapmamıştı.

Gnine.. O bücür güç istediğinde ona ‘adını’ vermişti —en azından bir kısmını. Ama o bücür bunu değerlendirip kendi çıkarı için kullanmamıştı. Halbuki ona verdiği kısmi isimle bile cüce, Merisoul üzerinde güç iddia edebilirdi.

Hiç bir zaman kendisini istekli bir şekilde muhatap almamış olan izci kız Laila bile, onun gerçekte ne olduğunu bilmese de, hiç şüphesiz bazı kuşkuları vardı mutlaka ve bu konuda ondan beklediği gibi sırtına saplanması gereken oku, bir türlü yayından fırlatmamıştı.

Lorna ise kendisine sevgi ve saygı dışında bir şey göstermemişti. Yetmiyormuş gibi bir de kendisini bir ‘dost’ kabul etmişti..

Inshala.. Sevgili küçük Inshala.. Etrafında olup bitenlerin çoğunu anlamasa da, kendisinden korksa da, umarsızca, kör bir cesaretle onu —bir iblisi— korumuş ve bunun acısını çekmişti..

Şapşal Udoorin bile.. Önüne çıkan her şeyi olabilecek en küçük parçalarına indirgeyen Udoorin bile ona her zaman nezaket göstermişti.

Ve o pis adam.. Aager! Evet, kendince Merisoul’a bir sınır çizmiş ve sevgili Inshala’sını sahiplenmişti ama, sevgi bu değil miydi zaten; bir şekilde karşılıklı sahiplenme? Dahası, onu anlamak için de çaba göstermişti. Evet, belki bunu ‘Serenity Home güvenliği’ için yapmıştı, ama Merisoul bunun kötü bir bahane olduğunu anlayabilecek kadar o adamı okuyabilmişti. Özellikle Inshala’dan sonra, adamın iç dünyası tamamen değişmişti. Ama en nihayetinde adam, çözemediği bu succubi melezine ‘güvenmeyi’ seçmişti..

 

Hayır.

Merisoul paylaştığı mağaradakilere hiçbir şey borçlu değil, değildi..

Onlara ÇOK ŞEY borçluydu..

 

Acaba..

Acaba Ad Ara, bunların hepsini hesaplamıştı da Merisoul’un efendisinden öcünü bu şekilde mi alacaktı?

HAYIR!, diye düşünür Xyrotwu.

O ‘nefesi’ hissetmişti ve kendisi gibi hislere ve hislerin nüanslarına ayık bir yaratık için bu gözden kaçabilecek bir ayrıntı değildi.

O nefesin içinde sadece katışıksız, karşılıksız, koşulsuz, engin ve sonsuz bir ‘sevgi’ vardı.

O nefesin içinde Ad Ara’nın bin altı yüz yıl çektiği acılardan, gördüğü eziyetlerden kendisinde muhafaza etmeyi başardığı tek şey vardı.

O nefesin içinde asla unutmadı, unutamadığı ve unutmayacağı, zihinsel sarayının derinliklerinde, annesinin portresinin arkasında gizlediği kasanın içinde sakladığı ve ‘Arşiv No. ARZME-0000001olarak muhafaza ettiği ‘SIFIR BİR’ vardı.

 

O nefesin içinde Ad Ara’nın kendisi vardı..

 

‘Sıfır İki’ kararını verir ve bu şekilde kendi cinayetini de işlemiş olur.

Mağaranın içinde, küçük, yılmış, sonu feci bir ölümle biteceğinden kati olarak emin olan bir ‘veda’ sesi fısıldar;

 

KARDAX’ TRAKXA..

 

 

 

 


 

enRise: eski (former) Rise.

 

 

 
 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Bu hikayeyi ana karakterlerin ebeveynlerinin nerelerden geldiğini, gerçekte kimlerle tanışık olduklarını ve bu etkileşimlerinin, hem kendi hayatlarını, hem de dünyayı nasıl etkilediğini ele almak için yazmıştım.

    Lorna’nın annesi, Nadine Graciousward’ın, neden ve nasıl bu kadar tanınmış olduğunu ve neden Grandaleren’in onunla evlenmek istediğini, biraz gözler önüne sermek istedim.

    Gerçekte Grandaleren’in Nadine’yi sevip sevmediği tartışma konusu olabilir. Elflerin kralının bu ‘insan’dan hoşlanmış ve onu sevmiş olması muhtemel zira Nadine gerçekten bir hanımefendi ruhlu, ağır başlı, ateşli, güzel olduğu kadar da güçlü bir kadındır. Babasının, Lorna’yı da çok sevdiği, yine muhtemelen doğrudur. Hangi baba öz kızını sevmez ki? Ancak sorun burada değil, Grandaleren’in, ablası Angrellen ile bitmek tükenmek bilmeyen mücadelesindedir ve kral, Lorna’nın bir hexblade olmayı seçmesi, babasının kendi önyarıları ve ‘millet ne der?’ olayına fazla takılıp kalmasına ve en nihayetinde de, hayatında belki de en çok sevdiği varlığı dışlamasına kadar götürmüştür.

    Lorna gerçekte bir prenses, sonrasında da bir kraliçe olmayı asla istememiştir. Babası ve teyzesi arasında geçen acımasız çekişmeyi yıllarca farkındasız bir şekilde seyretmiş, aşık olduğu High Woods’un yok olmasıyla da acı meyvelerini yemek zorunda bırakılmıştır. Babasının, sevgisinden, dolayısıyla da genel anlamda high elflerin sevgisinden mahrum kalan genç kızın gerçekte istediği de, ona verilmeyen şeyin ta kendisidir; sevgi..

    İşin ilginç ve bir o kadar da büyük bir kayıp olan yanı ise, kızının ‘teberi büyüye tercih etmesi’ önce elf ordusunun, babasıyla bir sürtüşmeye girmektense, kendi konforunu fena etmesi sonrasında da, halkının kalbini kazanmasına sebep olmuştur ve bunu babası görememiştir bile..

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.