Timeline:

Acı, beraberinde tecrübeyi de getirir.

Tecrübe ile bilgi, bilgiden de bilgelik doğar..

Bazen —nadiren— bilgelik beklenmedik bir ‘sezgiyi’ doğurur. Bu sezgi, insanları olmasa da, insanın doğasını, dünyayı değil, dünyanın doğasını, evreni değil, ama evrenin doğasını anlamamızı sağlar.

Bazen de, çektiğimiz acıların bedeli kabilinde bizlere bir isim sunar..

 

Bu hikaye,
“Annen için üzgünüm..” ‘ün
devamıdır..

 

 

KARDAX’ TRAKXA..

..diye, içinde korku barındıran bir fısıltı duyulur ve herkes Merisoul’a bakar. Kız, durduğu yerde neredeyse titriyor gibidir. Hissettiği korku o kadar açık bir şekilde görülmektedir ki, her an saldırıya uğrayacakmış gibi tetikte ve hazır bir şekilde durmaktadır.

“Angrellen.. Gizli anlaşmalar yaptığı efendisinin adı..”, diye soluk bir ifadeyle fısıldar succubi melezi.

“Karda—”, diye Nadine ismi ağzına almaya başlayınca, MerisoulHAYIR!“, diye tıslar ona. “SAKIN O İSMİ TEKRARLAMAYIN. DUYUP GELEBİLİR!..

“Nerden bili—?.. Nasıl—?!”, diye afallayarak sorar Lady.

“O BENİM ESKİ EFENDİM, SAHİBİM VE ÇOK DAHA FAZLASI İDİ..!”

..der Merisoul, daha da korkmuş bir fısıltıyla.

Kızın korkusu, onu tanıyan herkesi rahatsız eder zira bu garip, kanatlı, uhrevi bir güzelliği barındıran varlığın korku mefhumundan bile haberdar olduğu görülmemiştir bugüne kadar.

Kız korkulu ifadesiyle Aager’e bakar.

“İstediğim koşullar altında olmadı.. ama paylaştım işte. Ve bunun yükümü nasıl hafifleteceğini hala düşünemiyorum.”, diye hayıflanır.

Sonra da Anglenna’ya döner.

 

“Gerçekte annen sen doğmadan çok, ama çok uzun yıllar önce kayıp bir vakıa idi zira ve tıpkı ‘Ad Ara’da olduğu gibi ‘O’ günübirlik plan yapmaz. Annenle anlaşması en az kardeşiyle olan husumeti kadar eski idi. Ve babanın şüpheli ölümü de gerçekte o kadar şüpheli bir ölüm değildi. Babanı, Selvius Brightleaf’i annen eski efendim ile yaptığı anlaşmanın zorunlu bir parçası olarak, Malocchio adında mel’un bir entropy büyüsü ile kurban etti. Biliyorum çünkü ‘O’ anlaşmalarını her zaman ya kanla ya da canla mühürler. Ancak bu şekilde kendisiyle anlaşma yapanların bağlılığını, sadakatini ve andını sınamış ve mühürlemiş olur..

Bunu yaparak farkında olmadan iki elf arasındaki en kutsal ve en mahrem olan bir andı da bozmuş oldu; eşini, sevgisini ve kardeşi Grandaleren’in çocukluk arkadaşı olan Selvius’u ‘efendisine’ kurban etti. Farkında olmadığı bir başka şey ise, bütün Bari Na-ammen’deki en yetenekli generalini de ortadan kaldırmış oldu..

Selvius bugün hayatta olmuş olsaydı, Grandaleren’i de, eşi Angrellen’i de umursamaz, ikisinin de askerlerine el koyardı ve dağınık elf ordularını toplayıp ülkesini etkili bir şekilde müdafaa ederdi. Evet, muhtemelen High Woods yine yanar ve Bari Na-ammen de yine yıkılmış olurdu, ama ülkesi elflere kalmış olurdu..”, diye sessizce konuşur Merisoul.

 

“Bu.. bu mümkün değil. Annemin birçok hatası oldu ama böylesi haince bir ihanet.. imkansız! Sırf ben Rise olmam için mi?”, diye diretir Anglenna.

Merisoul, herkesin kendisine hayretle bakışını farketmemiş gibi bir süre sessizce Anglenna’ya bakar. Sanki içinden, ne kadarını ifşa etsem acaba, diye bir karasızlık ya da iç çekişme yaşamaktadır. Neden sonra küçük omuzlarını silker ve yüzündeki tereddüt yerini kararlı bir ifadeye bırakır; ‘sevdikleri’ arasında bu asık suratlı, kendini beğenmiş, kibirli elf’i de katar zira o, kendisine ‘dost’ diyen bir başka ölümlünün kuzeni ve ablasıdır!

 

“Annen güç sevdalısı bir kadındı. Ve bu konuda aşırıya gitti. Babası, enRi Lienierre Moonlight, senin ve kuzenin Alor’Nadien ne’nin dedesi ve Lady Nadine’nin hiç görmediği kayın pederi, ondaki bu hırsı gördü ve tedirgin oldu. Kendisinden sonra onun Rise olması halinde onun güce olan bu açlığını, komşularına saldırarak ve onları istila ederek gidermeye çalışağını anladı.

 

enRise Lienierre biliyordu ki, bunun olması ve ilk durak olarak kaçınılmaz bir şekilde annenin Arashkan’a saldırması halinde, Krallıktaki tüm dengeleri bozacak ve bu da Bari Na-ammen’in sonu olacaktı zira Angrellen’in Arashkan’a saldırması ile Vodgar mistikleri, Palantine milisleri, Koruxan şövalyeleri ve Durkahan paladinleri High Woods’a gelecek ve büyük bir hışımla Bari Na-ammen’i yerle bir edeceklerdi. Bu da kaçınılmaz olarak, kuzeydeki Tranquil Elfleri ile Heavens Hand’deki insanlarla aralarındaki kutsal anlaşmaların bozulmasına ve savaşa sebep olacaktı. Durkahan paladinleri de onlara yardım edemeyeceklerdi çünkü Bari Na-ammen’e olanlardan dolayı onlara da Solace elfleri saldıracaktı çünkü elf’ler bir aptallığa toplu bir aptallıkla karşılık vermeyi pek seven bir ırktır!..

 

Bunun mutlak sonucunda da Heavens Hand, Tranquil, Dwarwick, Korduba’s Watch, Durkahan, Vodgar, Arashkan, Bari Na-ammen, Solace ve arada ne kadar köy ve kasaba varsa yok olacak, Demon Wall düşecek ve Lanetli Gullem ve efendisinin önünde durabilecek kimse kalmayacaktı. İblisler, onları durduracak güç kalmadığı için, önce Kutsal Celestial Dağını istila edecek, sonra da tüm kıtaya yayılabileceklerdi. Eldar’lardan bilinen ve hayatta kalan olmadığı için de, Kadim Ejderleri uyandırabilecek kimse de olmayacak ve daha önceki başarısız teşebbüslerinin aksine bu sefer, bu dünya iblislerin eline geçecekti..

 

enRi Lienierre, Krallıktaki dengeleri yakinen bilen ve anlayan, bilge bir Ri idi. Ne yazık ki kızı Angrellen için, sadece hayatındaki yaptığı tercihlere bakarak bile aynı şey söylenemez.. Bu yüzden onun yerine sırası olmamasına rağmen tahtını ikinci çocuğu olan Grandaleren’e bıraktı ve bu tercihinin Grandaleren’in sözde ‘başarıları’ ile hiçbir ilgisi yoktu. Temelde bu onun için sadece, ‘kötü’ ile ‘beceriksiz’ arasında yapılmış bir tercih idi.. Themalsar bir konuda haklıydı; o tahtı hak eden ve içini gerçekten doldurabilecek sadece bir kişi vardı, o da kardeşlerden en küçüğü, rahmetli teyzen Silendenien’di.

 

Bazen düşünüyorum da, Themalsar’ın varlığının tek sebebi, onu öldürmek için miydi, diye, zira bu tam ‘O’nun yapacağı tarzda bir şey. Themalsar’a onu öldürterek, gerçekte Bari Na-ammeni de öldürmüş oldu.

 

‘Sırf senin Rise olman’, annenin kardeşi Grandaleren’e karşı yaptığı plan idi.. Ama bu ‘O’nun planı değildi. Onun planı ise Bari Na-ammen’i ve elf’leri yok etmekti.. Ve bunu da başardı..”

 

 

..diye bitirir Merisoul.

 

Mağaraya ağır ve kötürüm bir sessizlik çöker ve uzun bir süre duyulan tek şey, yanan ateşin çıtırtılarıdır. Kaskatı kesilmiş Anglenna ise, yüzünde oluşmuş dehşet ifadesiyle sadece önünde duran yarı iblise bakmaktadır.

 

“Hikayenin devamı ise malum.”, der ve tekrar omuzlarını silker Merisoul. “Grandaleren Ri oldu ve güç sevdalısı ablası büyük bir kin ve husumetle neredeyse bin yıl onunla, dolayısıyla da Bari Na-ammem’le uğraşmış oldu ve bu süre zarfında da farkında olmadan Bari Na-ammen’i de eritip bitirdiler.

Yazık. Eski efendim benim peşime düştüğünde, ona karşı sizin elflerinizi sürmeyi düşünmedim değil. Ama görüyorum ki bu seçenek de artık benim için kapandı.”, diye hayıflanır güzel succubi melezi.

 

Kısılmış gözleri ve sıkılmış dişleri arasından, zorlukla zaptedebildiği duygularının oynaştığı solgun yüzü gerilir ve kısık bir sesle sorar Anglenna.

“Nereden biliyorsun bunları?”

Succubi melezi bir süre ona bakar ve sonra, ancak duyulur bir sesle cevap verir.

“KARDAX GÜNLÜKLERİ..”

Ardından, high elf’e yaklaşır.. ve ona marifetlerinden bir tanesini daha sergiler; Anglenna’ya, annesinin sesiyle konuşur;

“‘HAYIR! GİDEMEZSİN! SEN RİSE OLACAKSIN.. OLMALISIN! YÜZYILLAR ÖNCE, SEN DAHA DOĞMADAN BU BANA VAADEDİLDİ..! — biz saraydan kaçarken kullandığı ifade buydu.”, der hüzünlü bir şekilde. Sonra ani bir hareketle belinden çektiği bıçağı ile kendi avucunu yarar ve fışkıran kıpkırmızı kanı yumruğu ile sıkıp Anglenna’nın gözlerinin içine bakar.

“Bu kan.. ve sana verdiğim üzerine yemin ederim ki doğruyu söylüyorum.. Benden şüphe ediyorsan, kanımın gerisi de sana aittir. Buradakiler şahit; kararına kendi rızamla boyun eyeceğim”, der kati bir sesle ve kanlı bıçağı aldığı gibi Anglenna’nın eline tutuşturur. Sonra eli de, bıçağı da, kaldırdığı çenesinin altına, incecik boğazına dayar. Ardından kendi ellerini yana salar, gözlerini kapatır ve elf’lerin yüksek lehçesinde fısıldar.

 

“Canım ve kanım senin elinde, Selvius kızı Anglenna Brightleaf..”

 

Anglenna ise kıpırdamadan öylece durur. Neden sonra omuzları titremeye başlar. Önünde duran yarı iblisin boğazına dayanan kanlı bıçağı yere düşürür. İnatla yumruklarını, dişlerini ve gözlerini sıksa da, yaşlarına yine de hakim olamaz.

High Lady Anglenna, hıçkırıklarla ağlamaya başlar.

Nadine ve cazibesi*, ayağa kalkarlar ve biri yeğenine, diğeri ise kuzenine ve ablasına sarılırken, Merisoul Xyrotwu’nun yüzünde büyük bir hayal kırıklığı ifadesi belirir.

 

“Yapmayın, Haş Teyze. Olur böyle şeyler!”, diye bir laf kaçar Udoorin’in ağzından..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Ne yapacaksın şimdi, anne?”, diye üzgün bir şekilde sorar Lorna annesine.

LailaAager’le mağaranın dışında kendilerini gizlemiş nöbet tutmaktadır. Mağaranın içindekiler ise kendi iç dünyasının sessizliğine çekilmiştir.

Inshala, Merisoul’un elini sararken bir yandan da neden böyle şeyler yaparak mütemadiyen kendisini kesip doğradığı ile ilgili onu fısıltılarla azarlamaktadır.

Nadine gözlerini mağarada olanların üzerinde gezdirir..

Lady kaşlarını çatmış, burnundan soluyarak bir yandan kendisine Merisoul diye hitap edilen yarı iblise, bir yandan da eski dostlarından sağ kalan tek kişi, Nimbletyne Tinkerdome’un yeğeni Gnine’ın, bir köşede tekrar ortaya çıkardığı piposunu tüttürüşünü seyretmektedir.

Sevgili Alorna’sına deli gibi vurulmuş olan iri genç Udoorin ise az ileride, taşıdığı bir sürü silahlarını, önüne serdiği bir battaniyenin üzerine yaymış, elinde yağlı bir paçavra beziyle ve çocuksu bir hevesle ‘oyuncaklarını’ temizlemektedir.

Yeğeni Angrellen ise kendi köşesine çekilmiş, yüzünde belli etmemeye çalıştığı bir kahır ifadesiyle oturmaktadır.

Merisoul ile işi biten Inshala’nın Nadine hala bu küçük, sıskası çıkmış kızın ‘la Fey’ olduğuna inanamaz— yerinden kalkıp büyük bir evhamla ellerini yıkayışını seyreder. Sonra kız yavaş, tedirgin adımlarla Anglenna’nın yanına sokulur. Küçük kız yüzü kızarmış, utangaç bir ifadeyle ona fısıldar.

“Elbiselerini yanlış giymişsin abla..”, der ve Anglenna’nın, yolda, kaçışları esnasında sökülüp yırtılmış eteğinin kenarını, küçük bir büyü ile tamir eder. Nadine’nin haberi yoktur ama gerçekte bu, Inshala’nın Anglenna ile ilk konuşmasıdır. Sonra da kendisine hayretle bakan yeğenine, içtenlikle ve sımsıkı sarılır.

“Gerçek kaybı, ve bununla gelen acıyı hissettin. Artık bizdensin abla. Şimdi.. Saçlarının bu hali ne böyle? Bir High Lady’ye hiç yakışmıyor.”, diye ciddi bir ifadeyle söylenir Inshala.

“Bari Na-ammen artık yok ve ben de bir High Lady değilim.”, der Anglenna, dolu gözlerle.

“Bizi biz yapan, başkalarının bize taktıkları ya da yakıştırdıkları isimler ve sıfatlar değildir, abla. Bizleri sevenlerin bizi nasıl gördükleridir önemli olan. Bunu.. Bunu bana Aager Fogstep öğretti. Hadi gel.. Sen bana kendini anlat, bende saçlarını öreyim..!”

Nadine gülümser.

Evet. Bu küçük, sıskası çıkmış kız, ‘la Fey’dir.

Sonra aklına o ürkütücü kesici gelir; Aager Fogstep.

Hayır, diye düşünür. Onun gerektiğinde kestiğinden emindir ama o bir kesici değildir zira onun, ‘la Fey’ ile arasındaki bağı fark etmiştir. ‘la Fey’in o adama mutlak anlamda güvendiğini görmek çok da zor değildir. Anlaması zor ve ürkütücü olan ise, bunun gerçekten doğru oluşudur!

Nadine son olarak hiç tanışmadığı Silendenien’in meşhur yayını taşıyan alımlı yarı elf, Laila’yı düşünür. Kız, şu anda bile Aager ile beraber dışarıda bir yerde saklanmış, mağaranın girişini, dolayısıyla da grubu korumaktadır.. Tıpkı bir izci gibi, diye gülümser Nadine.

Belli ki Silendenien’in yayı, Bari Na-ammen elflerinin sandığı gibi ırkına ya da niceliğine değil, niteliğine göre efendisini seçmektedir —ki bu da izci Laila için söylenebilecek her şeyi söylemiş oluyordu.

 

“Çılgın, deli, kaçık, hayret verici ve.. OLAĞANÜSTÜ dostların var. Onları koru ve onların da seni korumasına izin ver. Artık ben bir Rise değilim, ama sen hala bir prensessin, güzelim..”, diye nazikçe kızına hatırlatır Nadine.

“Ben hiçbir zaman bir prenses değildim, anne.”, der yumuşak sesiyle Lorna.

“Hayır, bebeğim. Sen her zaman bir prensestin. Gün gelecek ve kader sana doğum hakkını geri verecek. O zamana kadar kendini, kimliğini ve onurunu korumalısın zira bunu kullanmak isteyecek mebus kişiler olacak.”, diye bilgeliğini kızıyla paylaşır Nadine.

“Bizimle gelebilirsin..”, diye önerir Lorna.

“Korkarım bu benim için pek de mümkün değil. Göründüğümden çok daha yaşlıyım. Ama yapacak bir şeyler bulabilirim sanırım. Önce High Woods ve Bari Na-Ammen’den kurtulan olmuşsa, onları bulup Vodgar ve Durkahan şehirlerine yönlendirmem lazım.”, der Nadine hüzünlü bir şekilde.

“Sen de mi Durkahan’a gideceksin? Eminim şehir senin gibi tanınmış bir sorceress’i hoş karşılayacaktır.”, der Lorna.

“Bu.. bu mümkün değil..”, diye cevap verir annesi.

“Neden?”

“Delia.. ve onun anısı.. Bu.. bu benim için yüzleşebileceğimden fazla..”, diye kaybolmuş bir sesle yanıtlar Nadine.

“Bir şeye ihtiyacın olacak mı peki? Saraydan elin boş ayrılmak zorunda kaldın, anne.”, diye üzgün bir şekilde sorar Lorna.

“Beni merak etme, bebeğim.”, der Nadine ve, “Krallığın, daha tahsil etmediğim 500,000 altın borcu var bana.”, diye buruk bir şekilde gülümser.

Hayret içerisinde annesine bakar Lorna. “Nasıl?”

“Arcanton!..”, der kadın sessizce. “Ne kadar ilginç değil mi? Onunla mücadele ederken, her an ölümle burun buruna idim, ama kendimi çok daha hayatta hissediyordum. O zamanlar her şey çok daha basitti. Renkler daha canlı, sevgiler daha ateşli, şarkılar daha güzel, yediğimiz kuru kamp yemekleri bile daha lezzetliydi. Otuz yıl sonra, renkler soldu, sevgiler öldü, şarkılar sustu ve yemeklerin de tadı kaçtı.. Hayattan keyif aldığım her şeyimi yitirdim.

Arcanton’un küçük, altı yaşlarında bir yeğeni vardı.. O sefil büyücüyle işimiz bittiğinde, zindanlara kapatılmış olarak bulmuştuk onu. Minik, pabuç kadar bir şeydi.

Onu en son gördüğümde, yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. Hangi ahmak, küçük bir kızı, hem de kendi öz yeğenini öyle bir yere getirir ki? Onu oradan çıkardığımı hatırlıyorum. Kucağımda öylece oturmuş, saatlerce bana küçük bir kedi yavrusu gibi sarılıp ağlamıştı.. O gün bana çok şeyi öğretti; amcasının o küçük, masum çocuğa yaptıklarından dolayı gerçek, katışıksız nefreti, Delia’nı gidişinden dolayı mutlak, içi doldurulamaz kaybı, o küçük kızdan dolayı ise şefkati ve merhameti ve.. ve bir anne olmak istediğimi o zaman anladım. Halbuki o güne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. Kızı ailesinin yanına, bir mektupla gönderdim. O kızın büyüyüp, amcasının günahlarını telafi etmesi için Melshieve Akademisine gönderilip eğitilmesini, ve tüm masraflarını da karşılayacağımı yazmıştım. Ne oldu ona acaba, diye hep merak etmişimdir.”

“Beni neden göndermediniz?”, diye sorar istemsizce Lorna.

“Baban..”, diye iç çeker kadın. “Her nedense Akademiye karşı kişisel bir tavrı vardı. Ama işin aslı, bu konuda ben de ona karşı istediğim performansı göstermedim. Sen doğduğun andan itibaren, bir anda her şeyim değişti. Dünyaya, olaylara ve hayata bakışım.. Bir anda bütün ‘ben’lerim gitti ve geriye sadece ‘sen’lerim kaldı. O anda anladım ki hayatım asla bir daha aynı olmayacak ve gerçekte de onun ne kadar boş ve sığ bir olduğuna ayıldım. O gün bir şeye daha uyanmış oldum; o güne kadar ne denli rastgele ve günübirlik yaşamış olduğum. O gün ilk defa hayatımda mutlak bir amacım, hedefim ve istikametim olmuş oldu..”

Nadine dolu, içten gözlerle kızına bakar ve gülümser.

 

Ana kız uzun bir süre sessizce, birbirlerine sarılı olarak otururlar.

 

“Onunla tanıştım.”, der Lorna, neden sonra. “Arcanton’un küçük yeğeniyle.”

“Nasıl?”, diye sorar Nadine hayretle. “Ne zaman?”

“Nasıl olduğunu hiçbir zaman tam olarak öğrenemedim. Buraya gelmeden önceydi. Arashkan’da. Gecenin bir yarısı..”, der ve yüzü kızarır, “Dorin ile kaldığımız hana geri dönüyorduk ve o beni bekliyordu. Sokağın ortasında. Bana seslendi, kendisini tanıttı ve bana senin, onun için yaptıklarını anlattı. Ve onu amcasının zindanlarından kurtardığın için asla sana teşekkür etme fırsatı bulamadığından dolayı ne kadar üzgün olduğunu söylememi istedi. Ve.. ve sana, kendisine gösterdiğin sevgi ve şefkatten ötürü teşekkür etmemi istedi, sonra da geldiği gibi gecenin karanlığında kayboldu.”

Nadine Graciousward’un gözleri dolar.

“Küçük, sevgili Arcantonic Palecog.. Onun hala hayatta olduğunu bilmek o kadar mutlu bir haber ki.. Keşke.. keşke Delia’da bundan haberdar olsaydı. Bu onu o kadar mutlu ederdi ki..”

“Hayatımda gördüğüm en sevimli ve en şirin şeydi, anne. Ona sarıldığımda cebime koyup götürmeyi o kadar çok istedim ki.”, diye gülümser Prenses.

“Alor’Naaa..”, diye nazikçe azarlar Nadine kızını. “O bir oyuncak bebek değil..”

“Özür dilerim anne. Ama o kadar minik, o kadar şirin ve güzeldi ki. Ve ona sarıldığımda sıcacık kokuyordu.”, diye utanmış bir ifadeyle gülümser kızı.

 

“Artık hazırsın o zaman..”, der Nadine, yarı mutlu, yarı ciddi bir sesle.

 

“Hazır?”, diye sorar Lorna.

Nadine hiçbir şey söylemez. Sadece sessizce kızına, sonrada, yavaşça, kızına talip olan gence bakar.

Lorna’nın yüzü kırmızıdan, pembenin muhteşem bir tonuna bürünür.

 

Neden sonra kızı, “Ne yapacaksın peki?”, diye sessizce tekrar sorar.

“Hiçbir fikrim yok! Kendimi otuz yıl önce, Delia’dan ayrıldığımdaki gibi hissediyorum. Ne bir evim, ne de bir ailem var artık..”, der kadın asil bir hüzünle.

“Serenity Home!”, der gür bir ses. “Sizi orada, tam olarak nasıl karşılanmak istiyorsanız, o şekilde karşılayacaklardır.”, diye ciddi bir şekilde konuşur Udoorin. Genç adam, yüzünde klinik bir ifadeyle elinde tuttuğu koca baltalarından birini incelemektedir.

Sonra tatmin olmuş bir şekilde baltayı indirir ve başını kaldırıp sevdiği kızın annesine bakar. “Yeni bir başlangıç için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Ve eminim sizin gibi zarafetiyle bilinen bir hanımefendi orada fark yaratacaktır. Serenity kızları size bayılacak!”

Udoorin’in bu beklenmedik önerisi Lorna’nın çok hoşuna gider. Ama onu gerçekte etkileyen şey, Udoorin’in söylediği şeyi ifade ediş şeklidir.

Udoorin, kızın annesini, tanınmış bir sorceress oluşundan, muazzam büyü gücünden ya da bir Rise olmuş olmasından dolayı elinde barındırdığı politik konumundan değil, Bari Na-ammen öncesi genç kızlığına ait kimliğinden ve zarafetinden vurmuştur..

Lorna, bu kaba saba görünümlü gencin kendisini bir daha şaşırtışından dolayı hafif pembeleşmiş, bir o kadar da mutlu bir ifadeyle bakar ona. Sonra annesine döner.

“Bu harika bir fikir, anne. Ve eminim Efendi Nimbletyne Tinkerdome da seni çok özlemiştir.”

“Serenity Home..”, diye tadına bakar Nadine.

 

 


enRise: eski (former) Rise.

Nadine ve cazibesi: Alor’Nadien ne (Nadine’nin Cazibesi, Lorna), Nadine ve kızı.

Malocchio: İtalyanca ‘Kem Göz’. Oyun terminolojisi açısından mel’un, yıkıcı ve neredeyse her zaman ölümcül olan, yasak bir büyü. Yapılması çok güç, ancak yapılabildiğinde, yapılış şekline ve yapanın niyetinin ‘içtenliğine’ bağlı olarak büyünün sonuçları, hedefin kalp krizi geçirmiş gibi olduğu yerde yığılıp kalması ile göğüs kafesinin tamamını dışa doğru parçalayacak şekilde kalbin patlaması arasında değişkenlik gösterebilir.

 

 

 
 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Eveet.. Bu hikaye ile Merisoul Xyrotwu en büyük sırrını ‘dostlarıyla’ paylaşmış olur.

    Bunun, onun başına getireceği sıkıntı ve ölümcül belayı göze alarak yapmayı tercih etmiş olması, iyiliği, arkadaşlığı, fedakarlığı ve en önemlisi de sevgiyi bile doğru düzgün anlayıp kavrayamamış birisi olarak, sırf sevdiği arkadaşlarının iyiliği için kendisini mutlak anlamda feda etmeyi seçmesi hayret verici olan kısmıdır..

    Kız, Priceptine’e boyun eğdiğinde, eski efendisini de inkar etmiş oldu. Ve onun haberi bile olmadan günlüğünü okumuş, ve o günlükteki sırlarını da ‘ölümlülere’ ifşa etmiştir.

    Merisoul’un eski efendisinin bu cürümleri göz ardı etmesi artık imkansızdır ve kızın peşinden gelecek ve hiç beklenmedik bir anda tepesine uğursuz bir çığ gibi çökecektir.

    Merisoul bir çok şeyi, en iyi ihtimalle, muallak bir şekilde algılayan biridir çünkü çocukluğunda ona bilinçli bir şekilde yaşatılan şeyler, zaman içerisinde doğal olarak yetişip gelişmesi gereken bazı algı ve duyguları tamamen öldürmüş ve kızı ‘kırık’ ve ‘bozuk’ bırakmıştır..

    Kız, yaptığı fedakarlığı, buna rağmen yapmayı tercih etmiştir.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.