Sana Themalsar’ı Getirdim, Baba..

Timeline:

High Woods’daki saklı high elf şehine varılmış ve Alor’Nadien ne (Lorna), babası ve Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren Feymist’in yüzleşme zamanı gelmiştir.

Taht salonu tıka basa high elf soylularıyla doludur ve herkes, kendisini Lorna olarak dünyaya tanıtarak özünü reddeden prensesin açıklamalarını dinlemek için merakla bekleşmektedirler.

Bekleyenler arasında, yüzünde pek de gizleyemediği bir zafer ifadesiyle, Anglenna’nın annesi High Lady Angrellen de bulunmaktadır..

Bu hikaye, Arashkan şehrinde olan olaylar ve şehrin yok edilmesinden sonra yer alır.

 

 

Muhteşem taht salonunun ikiz kapıları açılır, altın işlemeli mor renkler içerisinde altı muhafız içeri girer ve ardından Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren ve Rise’si Nadine içeri girerler.

Eşinin elini nazikçe tutmuş olan Ri, ağır, gösterişli adımlarla tahtına yaklaşır, eşini kendi tahtının yanındaki tahta yönlendirir, sonra da kendisininkine kurulur.

Ri Grandaleren Feymist, yaşına rağmen güzelliğinden pek az ödün vermiş bir elftir ama fiziksel görünümü, artık anlamsızlaşmış gibidir. Gözlerinde bıkkınlık ve usanç dışında, sanki derinliklerinde melun bir ateş yanmaktadır. Oturduğu tahtında etrafındakileri hiç umursamadan kıyafetleriyle ilgilenir; altın ve beyazlardan oluşan kraliyet cübbesini düzeltir, bir eliyle neredeyse beyazmış gibi görünen uzun, sarı saçlarını arkaya atar, tacını düzeltir, parmaklarındaki yüzüklerle oyalanır, bir şey düşünüyormuş gibi poz verir ve temelde önünde duranlara bakmadan ve onların varlığını umursamadan bu şekilde birkaç dakika geçirir. En sonunda yanında oturan Rise hafifçe boğazını temizleyerek onun uyarır.

Yanında oturan Rise Nadine Graciousward Feymist, tarifi zor bir kadındır. Muhteşem görünümü, sadece alımlı yüzü yada dolgun fiziğiyle sınırlı değildir. Bu kadının güzelliği ayrıntılarda daha belirgindir. Kadın sadece güzel değil, aynı zamanda fevkalade çarpıcı ve etkileyici yüz hatlarına sahiptir. Nevarki Nadine’yi ‘büyüleyici’ yapan gerçekte bunlar değil, hareketlerindeki ekonomik zarafettir. Nadine Graciousward, bir insan olmasına rağmen, her nasılsa yanındaki elften çok daha asil ve konumunun sahibi gibi tahtında oturmaktadır. Kocası üstü başıyla uğraşırken, o ise önünde duranların ayrıntılarını çoktan görmüş ve aralarındaki hikayeleri okumuş gibidir.

Nadine önce kızına bakar ve ister istemez gözleri dolar. Kızı, aylar öncesine kıyasla daha da incelmiş ve erimiş gibidir ama ondan geriye kalan, artık bebek yağlarından kurtulmuş, daha kararlı, muhtemelen çok daha inatçı, çelik bakışlı biridir. Sevgili Lorna’sı oldum olası ciddi bir kız olmuştur. Ne var ki şu anda önünde duran kız, baktığı şeyleri değil, daha da ötesini gören bir ifadeyle babasının, onunla ilk tanıştığı anki kopyası gibidir.

Lorna güzelliğini annesi olduğu kadar babasından da almıştır. Göz rengi, çok hafif çilli burdu ve küçük ağzı annesininki gibidir. Çok uzaklara bakan ifadesi ise babasını andırırken, sevgisi, samimiyeti, tutkusu, şefkati, içine kapanık olmasına rağmen etrafına yaydığı umut ve dinginliği, doğal zarafeti ve içsel cazibesi ise tamamen kendisindendir.. Nadine içini çeker. Küçük bebeği büyümüş ve daha küçücük bir kızken vadettiği güzelliğine ulaşmıştır. İç çekişi, bugünkü karşılaşma her nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, onu artık burada tutamayacağını anlamasındandır..

Onun hemen arkasındaki, aralarında ancak belirgin bir anlayış ortaklığının müsaade edebileceği bir yakınlıkta duran, kızına yapılabilecek en ufak hakarete, muazzam bir farkla ve olabilecek en kanlı şekilde cevap vermek için sadece bahane arayan iri gence bakar. Genç adam elf standartlarına göre pek de yakışıklı değildir ve bu Nadine’yi biraz şaşırtır. Kızına bu çocuk göz kulak oluyorsa, demek ki Alor’Na’sı onda yüzeysel ve geçici bir çekim değil, başka meziyetler bulmuş olmalıydı. Nadine, gencin çok kısa bir anlığına kızına attığı bakışı görür ve aradaki bağları kurar. Gencin kıza anlık bakışında bile yüzünün kızarmasından, çocuğun içine düşmüş olduğu vehametini ve kızı karşısında tam anlamıyla kayıp bir vakıa olduğunu görür ve içinden mutlu bir şekilde geçirir, ‘Belki de Alor’Na’m benden şanslı çıkar. Arkanı yaslayabileceğin ve güvenebileceğin birisini bulmuş olmana ne kadar sevindiğimi bilemezsin bebeğim. Ne yazık ki bunların ikisi de bana verilmedi.. ama görüyorum ki sen bulmuşsun. Bulduğun şeyi tut ve ona sımsıkı sarıl!’

Rise grubun diğer üyelerini de gözden geçirir. Nadine, Anglenna’yı yakinen tanır.. Kızın zeki olduğunu, daha ilk tanıştıklarında fark etmiştir. Ne var ki annesinin kızın üzerindeki etkisi katidir. ‘Anasının küçük, süslü papağanı’, diye geçirir içinden üzülerek, zira elindeki muazzam potansiyele rağmen, o güne kadar Angrellen ne dediyse, Anglenna da onları tekrarlaması dışında kendisine özel hiçbir varlık göstermemiştir.. ‘Belki annesinin gölgesinden ayrılmış olması ona yaramıştır.’, diye umut eder.

Nadine, Anglenna’nın annesi Angrellen’den korkmaz. Geçmiş otuz yılda onunla sayısız defa yüzleşmiş ve her defasında da üstesinden gelmiştir. Yaptıkları en son atışmada, ‘Sanırdım ki senin gibi bin beşyüz yıl yaşamış biri, biraz daha akıllı olurdu.. Görüyorum ki yaşın sana beraberinde bilgeliği de getirmemiş!’, demiş ve suratı kıpkırmızı kesilmiş kadını başından savmıştı. Bu olay, o kadınla en son konuşması olmuştu. Angrellen konusunda kendisini tedirgin eden tek şey, kadının uslanmaz ve usanmaz kini ve inadınır..

Gözleri dişi dwarf’a takılır. Dwarf’ın yüzünde, hiçbir saçmalığa tahammül etmeyeceğine dair kati bir ifade vardır. Nadine dwarfları sever, zira çoğunluğu ya ak, yada karadır. Edindiği bilgilere göre bu dwarf, meşhur Serenity Home kasabasının yetkin tapınak koruyucusu, Lady Magella olmalıdır. Bu da onu ‘iyi’lerden yapıyor olmalıydı. Dwarf’ın etrafına yaydığı güven ve hayal meyal hissedilir kutsal nitelik bile kızının doğru kişilerde arkadaşlık bulduğu iç rahatlığını verir.

Rise Nadine, izci kızı ve yanında duran gnome’u süzer. İzci kılık kıyafeti konusunda belli ki umarsızdır, ama oldukça alımlı, cüretkar bir güzelliğe sahiptir ve bulunduğu yere rağmen, kimliğini bir kalkan gibi bürünmüş, etrafındakilere kafa tutarcasına bakmaktadır. Nadine iç çeker ve ‘Elflerden dilin mi yandı güzel kız? Dert etme, benim de yandı!’, diye hicveder içinden. Nadine açısından işin sevindirici yanı, bu güzel, alımlı izci, kızı gibi bir yarı elftir. Rise bundan dolayı mutlu olur. Kızının, kendisi gibi yarı elflerle karşılaşmış ve onlarla arkadaşlık etmiş olduğunu görmesi içini rahatlatmıştır. Kızının sessiz ve içine kapanık oluşunun en büyük sebebinin, etrafında kendisiyle özdeşleşebileceği dengi elflerin olmayışı olduğundan her zaman rahatsız olmuş, bu yüzden onunla olabildiğince zaman geçirmiştir.

Ve bir gnome. ‘Tabii ya.. Ortada bir sorun varsa, bir gnome nasıl eksik olabilirdi ki?’, diye buruk bir gülümsemeyle geçirir içinden. Gnome, bütün Bari Na-ammen sarayının ihtişamını tek bakışla içine çekmiş, kullanılabilir en küçük parçalarına ayırmış, teker teker incelemiş, elde ettiği analiz sonuçlarını, muhtemel kimyasal tetkikleriyle birleştirip tahminleriyle kıyaslamış ve aradaki farkı pek de ilgi çekici bulmamış bir mucidin burun kıvıran ifadesiyle etrafına bakmaktadır. Dahası, avucunu kaşıyıp durmasından, aklından yapmayı düşündüğü ve muhtemelen de sadece kendisinin komik bulacağı, abuk sabuk bir şeylerin geçtiği kesindir, çünkü yanında duran izci kız devamlı onu dürtüp durmaktadır!

Onların arkasında, omuzlarının üstünden görünen, kuzguni kanatlı bir yaratık —bir kız— durmaktadır. Kız, Nadine’ninkine bile kafa tutacak bir güzelliğine sahiptir. Nadine’nin kuşku götürmez, dünyevi güzelliğine, kızı Alor’Na’sının şeffaf, büyüleyici cazibesine, izci kızın kafa tutan, yırtıcı çekimine, yeğeni Anglenna’nın ise ‘ulaşılamaz buzullar’ı andıran soğuk, mesafeli ve keskin güzelliğine karşın, bu kızın güzelliği uhrevidir. Kız etrafına saf gözlerle bakınmaktadır ve arkadaşlarının kaçınılmaz tedirginliğinden tamamen beri bir şekilde durmaktadır.

‘Eyvahlar olsun!’, diye hayıflanır içinden Rise. ‘Saraya bir iblis mi getirdin kızım? Baban bundan hiç hoşlanmayacak..’

Nadine, iblisin arkasındaki son iki kişiyi süzer. Biri karalar içerisinde, etrafında olan herkesi —ama herkesi; geçtikleri koridorlar ve salondaki muhafızları, danışmanları, diğer asilleri, yukarıda, balkonda gizlenmiş okçuları ve kalın, kadife duvar perdelerinin arkasında yer alan ek muhafızları, ortalıkta dolaşan hizmetçileri ve yardımcıları da dahil, HERKESİ— sayılarını, silahlarını, potansiyel saldırma sıralarını, kapasitelerini ve gözlerindeki niyeti acımasız bir ekonomiyle süzmektedir. Belli ki bu adam politikanın kendisiyle değil, oluşturabileceği potansiyel sonuçlarıyla ve bunlara karşı alabileceği önlemlerle ilgilenmektedir. Karalar içindeki adamın kurduğu plan her ne ise, ardında olabildiğince çok ceset bırakacak bir plan olduğu kesindir!  ‘..Ve paralı kesiciler mi?’, diye geçirir içinden. Ama sonra, çok kısa bir anlığına adamla göz göze gelir ve adamın başını anca fark edilir bir şekilde, ‘hayır’ anlamında salladığını görür. ‘Demek paralı kesici değilsin. Nesin peki?’, diye merak eder.

Adam, çok hafif yana kayar..

Nadine’nin gözleri, onun arkasına saklanmış ve önünde duran adamın koluna yapışmış küçük, sıskası çıkmış kıza takılır.

 

Bu kız..

Nadine bu kızla daha önce karşılaşmamıştır ancak rüzgarlar tıpkı bu kızın tarifine uyan birinin adını fısıldamıştır ona.. la.. la fey.. LA FEY!

Bu küçücük kız Inshala ‘la Fey’ Frostmane olmalıydı!

 

‘Ah Alor’Na’m.. la Fey senin dostun ise, başka dosta ne gerek var! O kızın adını ve yaptıklarını rüzgarlar ve yağmurlar, ağaçlar ve çiçekler, kurtlar ve geyikler, kartallar ve kargalar, dinlemesini bilen herkese taşıdılar..’

Nadine Graciousward, bir anda geleceği görür gibi olur ve korkar.

Kızının, böylesi bir grubun parçası olmasının bir rastlantı değil, kaderin müdahalesi olabileceği konusunda kati bir inanış oluşur içinde. Ve inatla kızına bakmaktansa üstü başıyla ilgilenen kocasını dürter..

. . .

Ri Grandaleren Feymist, yavaşça başını kaldırır ve uzun bir süre sessizce önünde duranlara bakar. Durgun gözleri, grubun her üyesini teker teker inceler ve en sonunda kızına bakar ama bir şey söylemez. Rahatsız edecek kadar uzun bir süre kızını inceler ve neden sonra bıkkın, yorulmuş ve kızgın bir ifadeyle konuşur;

“Saraydan kaçtın Alor’Nadien ne. Bu sana ne getirdi? Hepimizi bu şekilde teşhir etmeye değer miydi? Bu rezilliğe gerek var mıydı? Yetmiyormuş gibi, benliğini ve aslını reddedip kendine başka bir isimle çağırarak bizleri utandırman gerekli miydi?”

Babası konuşmaya başlayınca, Lorna başını yere eğmiştir. Anca duyulur, yumuşak sesiyle ona cevap verir;

“Ortada bir rezillik varsa bunun mümessili ben değilim, baba. Ben yolumu seçtim ama yolunu seçen herhangi bir elf’e gösterilen tahammül ve saygı bana gösterilmedi. Bunu yaparak farkında olmadan beni elflerinden daha az görmüş olmadın mı, baba? Onların sahip oldukları haklara da sahip olmadığımın vurgusunu yapmış olmadın mı?

Hoşnutsuzluğunu genele ilan ederek, bir baba ile kızı arasındaki kalması gereken bir meseleyi, bu olayda hiçbir aidiyeti olmayanların, kendilerini buna dahil etme yüzünü ve cesaretini onlara vermiş olmadın mı?

Bunu yaptığın anda bir çatışmanın kaçınılmaz olacağını bilmene rağmen, yine de yaptın.. Bu çatışmanın hiç gerçekleşmemesini istediğim için ayrıldım.. Elflerine verdiğin hakları benden esirgediğin için ayrıldım, baba. Ve beni elflerinden gayrı gördükten sonra artık sadece annem için Alor’Nadien ne (Nadine’nin Cazibesi) olarak kalabilirdim ama halkına Rise olamazdım. Bunu sen kendi elinle yaptın, baba..

Geri geldiğimde seni ve annemi bir daha görmek ve aramızda sevgi ve saygının hala var olduğu bilmeye ihtiyacım olduğu için ve bir barış olmasını umduğum için geldim.. Buraya Arashkan halkını neden yalnız bıraktığınızı sormaya geldim. Onlar saldırı altındayken, neden güvenli bir mesafeden seyretmeyi tercih ettiğinizi sormaya geldim. Ve neden kıyımdan kaçan Arashkan mültecilerini hudutlarından def ettiğinizin hesabını sormaya geldim, baba.. Ama görüyorum ki, buraya gelişim sadece seni son bir defa görmüş olmak içinmiş.. Zira komşuları öldürülürken buna sessiz kalan bir Ri’nin kızı olamam. Ve ben Alor’Nadien ne olamayacaksam, burada bana bir yer yok, baba..”

Alor’Nadien ne Feymist’in sesi bütün salonda çınlar ve Bari Na-ammen’in ve High Woods elflerinin son prensesi, kahır dolu bir cesaretle deklere eder;

“Veliahtlık hakkımı sevgili ablam ve kuzenim, High Lady Anglenna’ya bırakıyorum!”

Salon bir anda derin iç çekişler ve hayret nidaları ile çalkalanır. Bir anda herkes konuşmaya başlar ve ortalık karışır. Rise Nadine’nin yüzünde şok ve hayret ifadesi belirirken, Grandaleren’in yüzü ise tamamen kararır.

Neden sonra Grandaleren bir elini kaldırır ve salon sessizleşir. Tamamen bıkkın, tükenmiş ve kayıp bir ifadeyle;

“Buna değdi mi peki? Güttüğün yol seni halkından etti. Buna karşılık ne kazandırdı?”

Lorna başı eğik bir şekilde “Onlar her zaman benim halkımdı. Onları elimden sen aldın, baba.. Nevarki Arashkan halkını def ettiğinde, burada asla bir yerimin olamayacağını da bana söylemiş oldun. Ben bir elfim, baba. Ama ben aynı zamanda bir insanım. Ve öyle görünüyor ki senin ülkende insanlara yer yok!”, der fısıltı gibi bir sesle.

Ve geldiklerinden beri ilk defa Lorna eğik başını kaldırır ve doğrulur. Kızın gözleri sanki içten bir ateşle yanmaktadır. Babasına bakar ve sesi bütün taht salonunda yankılanır;

“Ne kazandırdığına gelince; buradaki bütün elflere tanınan özgür irade hakkım ve bana saygı duyan sevgili dostlarım dışında hiçbir şey..

Ama sana ve halkına elim boş gelmedim..

Sana onurunu getirdim..

Sana Themalsar’ı getirdim, baba..”

Lorna sağ elini pençe yapar ve Thelmasar’ın ruhunu cesedinden kopardığı zaman yaptığı hareketi yineler ve yerden kapkara, kötürüm bir duman eşliğinde bir şey yükselir. Salondaki elf muhafızlar bir anda silahlarını çekip atılacakmış gibi ileri doğru meylederler ancak derin, kaynayan, vahşi bir ses taht salonunun pencerelerini titretecek şekilde gürler;

“KİM PRENSESE DOKUNURSA ÖLÜR!”

Udoorin, iki elinde de dev baltaları olduğu halde, önünde duran kızı kuşatmış, yüzünde, az önce söylediği şeyi yapacağına dair hiçbir kuşku bırakmayan bir ifadeyle durmaktadır!

Salon sessizliğe bürünür.

Neden sonra çok derinlerden gelen ölü, metalik bir kıkırdama duyulur.

. . .

Aaaaaa… Grandaleren.. uzun zaman oldu.”, der, Lorna’nın çağırdığı kirli dumanın içinden peyda olan Themalsar’ın lanetli ruhu.

“Bakıyorum halkına Ri olmuşsun. Merak ediyorum, bunu hangi sayısız başarısızlığından dolayı sana verdiler? Hangi ahmak senin gibi beceriksiz bir komutanı, göçmüş babana Ri olarak önerdi?”

Yerinde taş kesilmiş Grandaleren, ‘hayalet görmüş’ gibidir! Neden sonra dili çözülür ve kati bir sesle ona cevap verir;

“Ben seninle savaştım ve seni yok ettim!”

“Hayır yaşlı adam.. Ne olacağını bildiğin halde yine de ölüme gönderdiğin elflerin benimle savaştılar. Sen ise babanın sana verdiği şeref muhafızlarının arkasından, askerlerinin katledilişlerini seyrettin.. ve duvar süslerimi kırmanız dışında da gerçekte hiçbir şey başaramadın. Küçük kız kardeşin bile senden daha erkekti. O ve lanet izcilerinin yaptıkları baskınlar olmasaydı, savaş sürdüğü kadar sürmez ve sen, küçük ittifakınla beraber daha ilk yıl yok edilmiş olurdunuz. En sonunda o dişi elfi pusuya düşürüp öldürdüğümde hepinizin etrafı sarılmış olarak avucumun içine, tam istediğim yere düşmüş oldunuz. Son anda Durkahan paladinleri yardımınıza yetişmemiş ve kuşatmamı yarmamış olsalardı, tarihi sen değil ben yazmış olacaktım..”

“Yalan söylüyorsun, melun ruh!”, diye haykırır Grandaleren!

“Ben artık bir ruh bile değilim. Senin yapamadığın işi, horladığın bu küçük kız yaptı. Ve senin gibi işi eline yüzüne bulaştırıp yarım bırakmadı. Asla bir daha çağrılamayacak şekilde ruhumu lanetleyerek bedenimden kopardı. Ben artık yokum. Kati ve tamamen.. ve senin aksine, yalanlara da ihtiyacım kalmadı. Yalanlar hayatta olanlar içindir. Benim gibilere bir ederi yok! Sen o tahtı asla haketmedin. Arkandan şimdi bile sırıtan korkak ablan da. Aranızda Rise olmayı hak eden iki kişiden birini ben öldürdüm.. Bu şekilde sekiz yüz yıl beklemiş olsam da, elflerden öcünü almış oldum zira sizler dünyadan elini ayağını çekmiş, kendi ihtişamınızla kör olmuş ve durağanlaşıp çürümeye yüz tutmuş bir halksınız.”, der Themalsar ve sonra kin dolu bir sesle ekler;

“Merak ediyorum, hangimiz gerçekte ölü.. sen mi, yoksa ben mi? Nihai yıkım geldiğinde en azından ben, sevdiklerimin gözlerim önünde kesilmelerini seyretmek zorunda kalmayacağım!”

“Senin asla sevdiğin birisi olmadı, şer tohumu!”, diye hırlar Grandaleren. Themalsar konuştukça elfin donuk gözleri yanmaya başlamıştır. Kaskatı kesilmiş bir şekilde tahtına yapışmış, önünde duran lanete büyük bir kinle bakmaktadır.

“Tıpkı senin gibi.. Tahtı ablana bırakmamak için bir insanla evlenip çabucak büyüyen bir yarı elf yapmadın mı? Gerçekte o tahtı hak eden küçük kız kardeşini ben öldürdüm. Sen ise kendi öz kızının doğum hakkını, zayıflığın, beceriksizliğin ve kibrinle yok ettin. Yüzyıllar önce bana katılman karşılığında babanın tahtını sana vaad ettiğimde, onurun yada babana olan sevginden değil, kibrinden dolayı beni reddetmiştin. Ama görüyorum ki hiç hak etmediğin bir şöhretle o tahta oturmuşsun. Aradan sekiz yüz yıl geçti ve bana öldürttüğün elflerin hala eski sayılarına kavuşamamış..”, der manyakça kıkırdayarak. “Bu da senin çok uzun olan başarısızlıklarının sadece en sonuncusu olacak çünkü artık ölümün yaklaştı yaşlı bunak!.. Ve ardında gururla bırakabileceğin ne bir başarın, ne bir eserin, ne de bir veliahtın var. Ülken ve halkın, seninle son bulacak.”

Themalsar’ın kirli, mel’un ruhu yerden daha da yükselir ve Grandaleren’e küçümser bir tiksintiyle bakar ve ona muazzam, iç titreten bir horlayışla hitap eder;

“İblis efendilerim alınır diye, senin kadar başarısız bir elfi kurban olarak bile kullanmazdım tapınağımda—”

Büyük salon, beklenmedik, kulak çatlatan bir ışıkla aydınlanır ve ardından yer sarsıcı bir gök gürlemesiyle sarsılır ve salondaki bütün pencereler, bir anda dışa doğru patlar! Herkes parlak ışığın etkisiyle kısa bir süreliğine kör olur. Neden sonra görebildiklerinde, Themalsar’ın az önce durduğu yerde derin bir yarık oluşmuş ve yarık kekremsi bir kokuyla tütmektedir.

“Geber, kahrolası papaz!”, diye Grandaleren’in boğuk hırıltısı duyulur..

..ve salon kati bir sessizliğe bürünür!

✱ ✱ ✱

Sessizliği çınlayan bir ses bozar. Tahtlardan birinden elf işlemeli bir halka, parlak mermer zeminde yuvarlanarak salonu yarılar ve iç gıcıklayıcı bir şekilde olduğu yerde uzun bir süre döner ve en sonunda durur.. Bu halka Rise Nadine’nin tacıdır. Nadine ayağa kalmış buz gibi bir ifadeyle etrafındakileri süzer ve bakışları etrafındakilerin içine korku salar. Gözlerini gezdirdiği bütün elfler başlarını öne eğip, dizlerinin üstüne çökerler.

“Yıllar önce buraya ilk davet edildiğimde bana bunun kötü bir fikir olduğu söylenmişti. Ama ben, elfler ve insanların barış içerisinde ve ortak yönetim altında yaşayabileceğine inanmıştım. Aradan geçen otuz yılda bunun olamayacağı bana sayısız defa gösterilmiş olmasına rağmen ben yine de inat ettim. Her gün arkamdan söylenenleri duymazdan, yapılanları ise görmezden geldim. Ama kızımı sizin kibrinize yedirmeyeceğim.”, diye Nadine’nin kati sesi bütün salonda yankılanır. Sesi soğuk ve mesafelidir, ama gözlerinde dış görünüşünden hiç beklenmeyecek, vahşi bir ateş yanmaktadır.

Rise Nadine eşine, Grandaleren’e döner ve ona ancak, hayatını adadığı ama hepsinin bir yalan olduğunu anlayan bir kadının yüzünde oluşabilecek bir ifadeyle bakar.

“Politik evliliklerde sevgi olmaz. Sadece çıkar ilişkisi vardır. Ama ben politik bir çıkar için seninle evlenmedim zira şahsım dışında kimseyi temsil ederek gelmedim. Buraya senin kişisel davetlin olarak geldim ve ısrarın üzerine evlendim. Sana bir kadının verebileceği bütün sevgiyi ve saygıyı verdim. Sana bir kadının erkeğine verebileceği en mükemmel çocuğu bahşettim. Ve sen onu köpeklerine yem etmeye kalktın. Ya bu saçmalığa hemen, şimdi bir son verir ve bir Ri gibi davranırsın, yada ben bir Ri ile değil, basiretsiz bir ahmakla evlendiğim gerçeğiyle buradan kızımla ayrılırım, zira burada kızımın hakkı olan bir geleceği yoksa, benim durmam için de bir sebebim yok demektir.”

“Ama her ne olursa olsun, kızıma kötü niyetle bakan yada ona el kaldırmaya çalışan olursa, onu kendi ellerimle ait oldukları cehenneme ‘def’ edeceğim. VE ŞUNU İYİ BİLESİNİZ Kİ BEN ‘DEF’ ETTİĞİMDE GERİ DÖNÜŞ, İKİNCİ BİR ŞANS YADA KODESTEN ÇIKIŞ KARTI OLMAZ. BUNU OTUZ BEŞ YIL ÖNCE ARCANTON ÇOK ACI BİR ŞEKİLDE ÖĞRENDİ. İTİRAZI OLAN VE BENİ SINAMAK İSTEYEN VARSA, ŞİMDİ, ŞU ANDA ÖNE ÇIKSIN..!“, diye Nadine’nin, içi ölüm ve daha beteriyle dolu hırlaması duyulur.

 

High Lady Angrellen öne çıkar..

✱ ✱ ✱

Yeter, anne!”, diye bir ses çınlar salonda ve High Lady Angrellen olduğu yerde kalır.

Yüzünde hiçbir tereddüt olmaksızın Anglenna, herkesin kendisini görebileceği bir şekilde öne çıkar.

“Taht bana ait değil zira varis ben değilim. Hiçbir zaman olmadım. Prenses Alor’Nadien ne, o tahtın tek ve gerçek varisi. Bunu, hayatımı defalarca kurtarmadan önce biliyordum. Ama kendime itiraf edemedim. O artık benim hasmım değil. O benim arkadaşım. O benim kız kardeşim ve onun hakkını yedirmeyeceğim, anne! Bari Na-ammen, senin ve amcamın gizli çekişmesinden yeterince zarar gördü. Bunu dünyada olup bitenlere baktığımda gördüm. Bütün işaretler orada ama biz iç çekişmelerimize o kadar gömülmüşüz ki, bu gerçeğe tamamen kör olmuşuz. Ama artık bunun bitmesi lazım. Themalsar’ın bahsettiği nihai yıkım yaklaşıyor. Orken sürüleri, efendileriyle geliyorlar. Bütün büyük şehirlerde önce birlik ve beraberliği fesat ve çıkar çatışmaları ile bozup sonra da yıkımlarını getiriyorlar. Bunu gözlerimle gördüm. Bu yüzden artık durmalısın anne. Çünkü ben senin anlamsız mücadelenin bir parçası olmayacağım. Düşman geldiğinde, tahtda kimin oturduğuna bakmayacak. Seni de herkesle beraber kesecekler..”

Anglenna annesinin gözlerinin içine bakar ve çok büyük bir umutla beklediği anlayışı da, ayılışı da göremez. Omuzları çöker ve dönüp Lorna’ya, “Gel kardeşim. Gidelim. Burada sadece inatla geçmişlerine ve kibirlerine tutunmuş ölüler var. Bize, gelen felaketle savaşacak taze insanlar lazım ve onlardan burada yok!”

✱ ✱ ✱

HAYIR! GİDEMEZSİN! SEN RİSE OLACAKSIN.. OLMALISIN! YÜZYILLAR ÖNCE, SEN DAHA DOĞMADAN BU BANA VAADEDİLDİ..!”, diye bir feryat kopar salonda ve herkes mutlak bir umutsuzlukla dile gelmiş bu sözlerin sahibine döner..

.. High Lady Angrellen, belkide sekiz yüzyıl filizlenmesini beklediği umutlarının parmakları arasından kayarak yok oluşunun verdiği panikle ağzından kaçırdığı sözler karşısında taş kesilmiş bir şekilde öylece durur..

Nadine, ayağa kalkar ve salonu terk eder. Güzelliği ve zarafetiyle nam yapmış kadın tacını geride bırakır ama kızını değil. Onu elinden tuttuğu gibi taht salonunun yan kapılarından birine yönlendirirken, diğerlerine de acil bir fısıltıyla “Gelin güzellerim, burası artık güvenli değil..”, diyerek kendisini takip etmelerini söyler. Anglenna’nın tereddütünü görünce, “Gel yeğenim. İnan bana, birazdan olacakları görmene gerek yok.”, der ve diğer eliyle onu da kolundan tutar ve salondan çıkarır.

Annesi Nadine eşliğinde Lorna, Udoorin ve Anglenna, Lady, Laila, Gnine, Merisoul, Aager ve “Nooldu yaa?!”, diye yüzünde şaşkın bir ifade olan Inshala hızla koşarken, Grandaleren’in “En sonunda kendini ele verdin, seni huysuz cadı..”, diye haykırdığı duyulur.

✱ ✱ ✱

Gelin güzellerim, burası artık güvenli değil..”, diyerek Nadine, peşine taktığı kızını, yeğenini ve yoldaşlarını, sarayın gizli tünellerinden geçirirken karşılaştıkları elf muhafızlarına, arkalarında bıraktıkları taht salonunu işaret ederek “Hainler.. Hainler taht salonunda.. Hainleri yakalayın!”, diye emirler yağdırır ama ‘hainler’ derken kocasından mı, yoksa High Lady Angrellen’den mi, yoksa her ikisinden mi bahsediyor anlaşılmaz.

“Geldiğinizi ilk duyduğumda o kadar sevinmiştim ki.. Korkarım, sizler adına vermeyi düşündüğüm şöleni ertelememiz gerekecek zira burası artık güvenli değil.”, der nefes nefese kalmış bir şekilde.

Rise’nin sözlerini tasdik edercesine, arkalarında büyük bir patlama olur ve her yer sarsılır.

Taht salonu yıldırımlar, ateş yağmurları ve mebus büyülerle sallanırken, her iki tarafın askerlerine ait kılıç şakırtılarına ölenlerin boğuk çığlıkları karşır..

Yan odalardan birine sızdıklarında bir anda Nadine, Lorna ve grubun etrafında elliye yakın elf muhafızı belirir ve her şey durur.

Gruptaki herkes bir anda gerilirken Udoorin’in yüzü kararır ve sessizce sevdiği kızın arkasına geçip devasa baltalarını kaldırır.

Muhafızların başı Rise’ye yaklaşır ve önünde, tek dizi üstüne düşer.

“Hanımım..”, der boğuk bir sesle. “Aramıza katıldığınızdan beri bizim için yaptıklarınızı bazılarımız gördü. Ri’mize baş kaldıramazdık ama prensesimize yapılanlara da göz yummadık. Prensesimiz, Bari Na-ammen’in sükuneti için hakkı olan tahtından vazgeçişini ve ayrılışını gördük.. Hiçbir ırkın tarihinde görülmemiş bu fedakarlıktan sonra, burada bulunanlar ve dışarıda hazırda bekleyen bine yakın muhafız, aramızda ona gizli bir sadakat yemini ettik; geri geldiği gün, her ne olursa olsun onun önünde, yanında ve arkasında olacağımıza dair. Öyle görünüyor ki andımızın sınanma zamanı geldi. Sayımız fazla değil, ama buradaki her elf’in canı sizindir.. Bir gün bize geri döneceğinize ve Bari Na-ammen’i tekrar yükselteceğinize dair inancımızdan dolayı bizler önden gideceğiz ve sizin için yolu açacağız zira High Lady Angrellen’in kişisel muhafızları her yerdeler ve prensesimizi gördükleri yerde öldürme emri aldılar. Onları aştığımızda ise önümüze Orken sürüleri çıkacak çünkü buraya bir soykırım için geldiler ve şehir sarılmış durumda.”, der muhafızların başı. Sonra derin bir nefes alır, başını kaldırır ve Rise’sine bakar.. Alor’Nadien ne’ye.

“Bugün Bari Na-ammen’in son günü. Bugün, bu güzel ülke dünyaya veda ederken lütfen bizi iyilikle anın.”, diye çekilmiş bir ifadeyle Lorna’ya yalvarır.

Gözleri dolmuş olan Lorna’nın yüzünde en az önündeki muhafız kadar çekilmiş bir ifade mevcuttur. Prenses, yumuşak, boğuk ama kararlı bir sesle konuşur.

“Adın ne senin asker? Seni ve sadıklarımı anıp hatırlaya bilmem için bana isimlerinizi söyleyin.”, der.

Muhafızların başı, yavaşça elini göğüs zırhlığının içine sokar ve düzgünce katlanıp mühürlenmiş kalın bir papirüs çıkartır.

“Sadıklarınızın hepsi burada, hanımım.”, der ve ayağa kalkar. Kısa, kesin bir emir verir ve muhafızlar yek vücut haykırır.

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

Sonra hepsi kılıçlarını çeker ve dönüp seri adımlarla prensesleri için yolu açmaya başlarlar..

Çok uzaklardan, ormanın derinliklerinden, tanıdık, iç ürpertici savaş borularının vahşi ulumaları duyulur..

Tıpkı Arashkan da olduğu gibi, efendileriyle beraber Orken sürüleri gelmiştir!

..ve onlarla beraber Themalsar’ın kehaneti gerçekleşir; neredeyse bin yıllık durağanlığın getirdiği uyuşukluk, ihtişam körlüğü ve entrika, meyvesini vermiştir.

Bari Na-ammen için hesap günü, nihai yıkım ile gelmiştir..


Ri: High Elf’lerin krallarına verdikleri ünvan.

Rise: High Elf’lerin kraliçelerine verdikleri ünvan. Okunuşu; Ri-Se şeklinde, iki heceli bir kelimedir.

Hikayenin sonunda muhafızlar;

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

..diye haykırırken karma bir kullanımda bulunmuşlardır: Prenseslerini, ‘kraliçe’ anlamında ‘Ri-Se’ ve tek heceli kullanımıyla ‘ayağa kalkmak, doğrulmak, yükselmek’ olan ‘RISE’.

‘KRALİÇE ALOR’NADİEN NE..!

ve

‘YÜKSEL ALOR’NADİEN NE..!’, olarak.

 

1 Comment

  1. Arashkan şehrinin beklenmedik bir saldırıyla düşmesi ardından kahramanlar high elflerin High Woods’daki saklı Bari Na-ammen şehri dışında gidecekleri pek az yer kalmıştır. Hem oradaki elfleri uyarmak, hem de Arashkan için yardım istemeye giderler ama bu kadim şehrin sorunları çok daha derindir..

    Sorun, ta ilk Themalsar savaşı ve öncesinde başlamıştır. Lorna’nın dedesinin, high elflerin bir sonraki hükümdarı olarak sıradaki kardeşler arasında en büyükleri olan High Lady Angrellen (Anglenna’nın annesi ve Lorna’nın da teyzesi) yerine Grandaleren’i (Lorna’nın babası) ardalı olarak hükümdar ilan etmesi, iki kardeş arasında bitmek bilmeyen bir husumetin de başlamasına sebep olur ve bu sürtüşme 850+ yıl devam eder. Bu çekişmenin nihai olarak Bari Na-Ammen’i bitirmiş olması, kimsenin yeterince dikkatini çekmez ve bu yüz yıllanmış umarsızlık onların sonu olur; Arashkan gibi, Bari Na-Ammen’de yıkılır, High Woods’da ateşlere verilir.

    Lorna’nın babasıyla olan sürtüşmesi, prensesin saraydan kaçması, Angrellen (ve onun uzantısı olarak da kızı Anglenna’nın) bu olayı söndürmeye çalışmaktansa daha da kızıştırmaya çalışmaları, bu kadim şehrin yıkımını getiren son damla olur ve Adalar Krallık tarihinin temelini oluşturan üç kadim elf kardeş; Terandel Solace, Sinderel Tranquil ve Elorellen Feymist’in kurduğu 7600+ yıllık miras vahşice ortadan kaldırılır..

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.