Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

 

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne ve Orken orduları karşısında krallığın birçok yerine dağılıp yardım ve müttefik bulmaya çalışacaklardır.

 

Bu küçük gruplardan bir diğeri de
Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne Feymist
ve Udoorin Shieldheart’dır..

 

Bu hikaye,
Eski Efendim, Sahibim
ve Çok Daha Fazlası..
‘dan
sonra yer alır..

 

 

HİÇ SANMIYORUM!“, diye vahşi bir gazapla kükrer Udoorin Shieldheart ve bir grup kadın ve çocuğun peşine takılmış Orken mangasının üstüne yükünü almış çığ gibi çöker.

Elindeki iki devasa baltayla önüne çıkan ilk Orken’in göğsünü omzundan böbreğine kadar çaprazlamasına yarar, hiç sektirmeden ikincisinin kolunu biçer, üçüncüsünün ise suratını çenesinin altından alnının tepesine kadar açar.

Dördüncüsünü ise herhangi bir zarafet göstermeksizin gırtlağından kavradığı gibi havalandırır, ve arkasından gelen diğer Orken’lerin üzerine yıkar..

..ve çıldırmış gencin ardında bir hayalet sessizliği ile Lorna Feymist belirir..

Genç adamın yardığı ilk Orken’i başından apış arasına kadar, bir de genç kız yarar, ve Orken, ancak şişlenmiş bir yaban domuzundan çıkabilecek bir böğürtüyle çığlar ve kara, katranımsı bir kan gölü içerisinde yere yığılır.

Lorna sevdiği adamın kötürüm bir rüzgar gibi yanlarından geçtiği bütün Orken’lerin arasından, kendisi de bir ölüm dansörü gibi raks ederek süzülür.. Elindeki üç yardalık, kara dumanlar içerindeki glavyenin yirmi inçlik çeliği, kolu kesik ikinci Orken’in boğazından geçer, üçüncüsünün üstünden sıçrar ve Dorin’in yanında belirirken geniş, ıslak bir ark çizer, ve birinin bacağı kopmuş, diğerinin ise içi boşalmış iki Orken daha devrilir.

“Tencere-Kapak. Bunların ikisi de aklını kaçırmış.”, diye esefle başını sallayarak söylenir Anglenna Sunsear. Ardından, “Dört, üç, iki.. ve bir..”, diye sessizce geri sayar ve bir anlığına high elf kızın silik yeşil gözlerinde bir kıvılcım çakar..

..ve genç adamı bir sonraki hamlede akıllarınca sarmayı düşünen gerideki yarım düzine Orken’in arasına harlayan, eti kemiğinden ayıracak bir ateş topu bırakır!

 

Udoorin, Lorna ve kuzeni Anglenna, küçük Inshala’nın açtığı bir geçit büyüsü ile tekrar Arashkan’a dönmüşlerdi. Ancak vardıkları Heaven Parkının güzelliğinden pek azı kalmıştır zira koruluğun neredeyse tamamı ya çoktan yanmış yada acı bir şekilde yanmaktadır. Üçlü, parktan çıktıklarında büyük bir hüzünle ölen Arashkan şehrini seyretmişlerdi.. Toz ve dumandan görebildikleri binalar ya yıkılmış yada cayır cayır yanmaktaydı. Şehrin her yerinden çatışma sesleri, çığlıklar, inlemeler ve koşuşan Orken’lerin kart sesleri duyulmaktaydı. Ancak hepsinden kötüsü ise cesetlerdi..

Anglenna, Lorna ve Udoorin nereye bakarlarsa baksınlar, her yere saçılmış cesetleri görürler; kıyılmış, ezilmiş, parçalanmış ve yanmış cesetler..

Erkek, kadın ve.. çocuk cesetleri.

 

“Buna.. Buna biz sebep olduk..”, diye inler Lorna boğuk bir hıçkırıkla.

“Hayır, kuzenim. Biz muhteşem bir oyuna alet edildik, ama ne bu kıyımın sebebi idik, ne de ona sebep olduk. Şehre saldıran neredeyse yüz bin, belki de daha fazla.. çok daha fazla Orken var.”, der Anglenna soluk bir ifadeyle. “Bizim imha ettiğimiz mangoneller sabah-akşam çalışmış dahi olsalar bu sürüyü durduramazlardı çünkü şehrin duvarlarını koruyacak bir ordu yoktu. Olan ise sadece muhafız birliklerinden ibaretti ve onlar da surların tamamını tutabilmek için yeterli değillerdi. Arashkan, istihbaratına güvendi ancak birileri bizi işlettiği gibi belli ki onları da kör bırakmayı başarmış.

Arashkan ve Bari Na-ammen; farklı içerikler, aynı sonuçlar..”

“Leydi Lorna, Haş Teyze, böyle açıkta durmayalım.”, diye kendi yüzü de kerpiç gibi olmuş bir ifadeyle konuşur Udoorin..

..ve tam o anda kadın ve çocukların çığlıklarını, ve böğüren Orken kahkahalarını duymuşlardı.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Teşekkür ederim, beyim. Size hayatlarımızı borçluyuz.”, diye ağlayarak sarılır oldukça genç yaşlardaki sıska, sarışın kız Udoorin’e. “Bizler Arashkan ‘Kayıplar Yetimhanesi’nin öğretmen ve bakıcılarıyız ve bunlarda sorumlu olduğumuz yetimler.”

Udoorin yüzü kızarmış bir şekilde öylece durur ve sıska kadının üzerinden Lorna’ya yalvarır gibi bir ifadeyle bakar. Lorna serin bir ifadeyle sessizce yaklaşır ve nazikçe kadını genç adamdan ayırır. “Hanımefendi. Burası siz ve yetimleriniz için güvenli bir yer değil. Gidebileceğiniz veya saklanabileceğiniz bir yer var mı?”

“Rıhtım.. Duyduğumuz kadarıyla oradaki okçu birlikleri hala mukavemet gösteriyorlarmış, hanımım. Bizlerde çocukları oraya götürüyorduk.”, diye titreyerek konuşur genç kadın.

“Kendiniz gidebilecek misiniz? Bizim şehrin öbür ucuna gitmemiz lazım.”, diye sorar Lorna.

“Gi.. Gidebiliriz sanırım, hanımım. Ancak duyduğumuz kadarıyla şehrin kuzey-batı kısmı, Richarc District, tamamen istila edilmiş ve yıkılış durumdaymış ve ayakta kalan bütün evler de yanıyormuş. Kuzeydeki askeri üstte ise direniş devam ediyormuş ama mücadele fevkalade kanlı geçiyormuş. Her yerde ölüler varmış, hanımım..”, diye çökmüş bir ifadeyle ağlayarak anlatır sıska kız.

“Alor’Na..”, diye seslenir Anglenna. “..Gitmemiz lazım.”

“Hanımefendi. Parkın içinden koşarak gidin okçular birliğine ve oradan da rıhtıma yönelin. Park çoktan yandığı için pek az düşmanla karşılaşacaksınızdır orada ve saklanma şansınız daha büyük olacaktır.”, diye acil talimatlar verir prenses ve Udoorin ve kuzeni Anglenna ile birlikte kuzeye, çarpışmaların en şiddetli —ve kanlı— geçtiği yerlerden birine doğru yollanırlar..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Tüm şehir saldırı altında, ayakta kalan herkes eline ne geçirirse bir şekilde savaşıyor ve bu şerefsiz çapulcu hayvanlar ise yağmalama yapmaya kalkıyorlar. Hiç olmazsa yerden bir taş alıp düşmana atsalar bile faydası olurdu!”, diye fena halde kızmış bir şekilde burnundan soluyarak harlar Udoorin, ellerine, kollarına ve yüzüne sıçramış kanları, artık kızıl-kahveye dönmüş bir paçavra beziyle silerken.

“Haklı olmakla beraber, buna vaktimiz yok, genç delikanlı.”, diye konuşur Anglenna. “Bu soytarıları tamamen es geçip yolumuza devam edebilirdik.”

“Haş Teyze..”, diye sakin olmak için ciddi bir çaba sarf ederek konuşur genç Udoorin, sol bacağından sızan kanı durdurmaya çalışırken. “Burada savaş halinde göz ardı edilebilecek anlık zarafetlerden bahsetmiyoruz. Yağmacılık krallığın tüm şehirlerinde kati olarak yasak ve cezası da idam olan bir suç.”

“Tekrar; haklı olmakla beraber..”, diye aynı serin tavrıyla cevap verir high elf kadın. “..onlarla uğraşmamız, vakit ve kaynak kaybından başka bir işe yaramadı, ve en nihayetinde de hiçbir kimseye de faydası olmadı, zira biz onları umursamamış olsaydık, Orken’ler onlara mutlaka yetişir ve keserdi.”

“Arada fark var..”, diye bacağından dolayı dişlerini sıkarak konuşur Udoorin.

“Arada fark varsa, bunu ben göremiyorum, genç Udoorin.”

“Orken’ler onları, herkesi kestikleri gibi kesmiş olurlardı.”, der Udoorin ve Haş Teyze’ye döner.

“BİZ İSE ONLARI CEZALANDIRDIK VE ONLAR ÖLÜRKEN, NEDEN ÖLDÜRÜLDÜKLERİNİ BİLEREK ÖLDÜLER!

 

Anglenna’nın tek kaşı kalkar ve hafif hayretle genç adama bakar, zira ‘aradaki fark’ oldukça ince, ve gerçekte de sadece teknik bir farktır. High elf kadını şaşırtan bu fark değil, bu gencin bu farktan haberdar olmasıdır!

Lorna yorgun olmasına rağmen, eliyle gülümsemesini gizler ve Udoorin’in yanına, bacağındaki yarayla ilgilenmek için yönelir, ancak kuzeninin yanından geçerken, “Seni uyarmıştım, abla. Udoorin bir vitrin. Dorin ise gerçek ve o söz konusu olduğunda beklentilerini düşük tutarsan, daim şaşkınlığa alışmalısın.”, diye gülümseyerek fısıldar.

 

Anglenna’nın keskin dudakları çok hafif yukarı doğru bükülür.

Bu bir şah oyunu olmuş olsa, vezirini kaybetmiş olurdu.

 

Lorna, Udoorin’in yanında dizlerinin üzerine çöker ve temkinli bir şekilde genç adamın bacağındaki yarayı inceler.

“Önemli bir şey değil, Lorna. Anlık dikkatsizlik sadece. Ve gökler aşkına, önümde öyle eğilmezsen pek sevineceğim.”, diye fena halde utanmış bir şekilde fısıldar Udoorin, prensese.

Lorna ise kaşlarını çok hafif çatar ve genç adamı süzer.

“Sevgili Dorin. Yaralı olan ben olmuş olsaydım sen aynını yapıyor olmaz mıydın?”, diye nazik bir hicivle sorar.

“Umm.. Bu o yüklü sorulardan biri değil mi? Hani, nasıl cevap verirsem vereyim, başımın belaya gireceği cins sorulardan..”, diye kızarmış bir şekilde söylenir genç adam.

“Eveeet.”, der kız ona muhteşem bir gülümseyişle. “Bununla birlikte, senin bana göstereceğin ilginin neden dengini benim de sana gösteremeyeceğimi hala söylemiş değilsin.”

“Umm.. sen bir prensessin ve hiç kimsenin önünde eğilmemelisin..”, diye anca duyulur bir sesle mırıldanır Udoorin.

“Ve sen de benim müstakbel eşim.. ‘kocam’ değil misin?”, diye sorar daha da kızarmış adama.

“Ben.. Umm.. Sen benim eşim olduğunda da olduğundan daha azı olmanı istemiyorum, sevigili Lorna. Sen asla kimsenin önünde eğilmemelisin.. Bari Na-ammen’e olanlardan sonra bu çok daha önemli oldu artık.”, diye anlatmaya çalışır Udoorin.

“Babamın bana yaptığının aynısını sen de mi bana yapacaksın, sevgili Dorin? Tercih hakkımı elimden alarak..”

“Lorna. Lütfen. İkisi hiçbir şekilde aynı değil. Ne içerik, ne de.. aynı değil işte. Aradaki farkı bana üzerinde biraz düşünecek vakit tanırsan söyleyebilirim. Şu anda aklıma gelmiyor. Sadece.. Sen seçilmiş birisin, Lorna.. Halkının ve High Woods’un seçtiği, kalplerin zenginliğisin.”

“Haklı olmadığını söylemeyeceğim sevgili Dorin. Ancak bana bakarken, lütfen sen de, senin benim zenginliğim olduğunu hatırlamanı diliyorum.”, diye ciddi, samimi ve çelik gibi bir inatla cevap verir prenses. Sonra bohçalarından birinden çıkardı sargı bezlerinden birini açar ve genç adamın bacağına sıkıca sarar, seri bir alışkanlıkla sargının ucunu yırtar, ve yırtık uçları birbirine bağlar.

“Seni seviyorum.”, deyiverir genç adam bir anda.

Kız olduğu yerde bir an nefesi kesilir.

Ve yüzünde pembenin muhteşem bir tonu peyda olur.

“Teşekkür ederim, sevgilim Dorin. Beni sevdiğini biliyorum. Ama yine de duyması, bilmesi kadar güzel. Teşekkür ederim.. Şimdi. Benden gizlemeye çalıştığın, kolunun iç tarafındaki yaraya da bir bakalım mı?”

 

“Genç muhabbet kuşlarının arasına girmek istemem. Nevarki bu yöne doğru yaklaşan bir bölük Orken var sanırım. İsterseniz devamını sonraya bırakalım.. mı?”, diye acımasızca gülümser Anglenna ikisine de.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Lorna devrilmiş duvara kulak çınlatan bir şiddetle çarpar ve gözleri kararır. Alnından sızan kan bir kaşında toplanır, sonra da sızarak uzun, ince bir çizgi halinde aşağı doğru akar ve gözünü yakar..

..ve kızın farkındalıkla ilişkisi kopar..

HAŞ TEYZE!“, diye paniğin gıdım mesafesindeki bir korkuyla kükrer Udoorin, ancak pozisyonunu korur ve önündeki Orken’i, bir, iki, üç darbeyle kolunu, dalağını ve suratı açar!

Genç adam kendi cüssesinden beklenmedik bir ivme ile kalan son üç Orken’in arasına dalar..

 

“Alor’Na?”, diye fısıldar Anglenna, duvarın dibine yığılmış kızın yanına çömelerek.

Lorna’dan anlaşılması güç bir şeyler duyulur.

 

Anglenna yavaşça, nazikçe kızın başını kaldırır ve küçük, sevgili kuzeninin kan içindeki yüzüne bakar ve içinde bir şeylerin sızladığını hisseder.

Bari Na-ammen’in son prensesinin yanan, pis bir şehirde, halkı bile olmayan bu insanlar için çarpışmıyor olmalıydı. O, ordusunun güvenliğinde ve çadırından olayları kumanda ediyor olmalıydı.

Çadırında ve güvende..

Tıpkı babası Grandaleren’in yüz yıllar önce Themaslar’da yaptığı gibi..

Ama hayır!

Lorna’sı önde ve ordusuz, güvenli olması bir yana, an itibariyle krallıktaki muhtemelen en tehlikeli yerde, canını dişine takmış ölümüne savaşmaktaydı..

 

“Alor’Na..? Bebeğim kalkmalısın. Burası uyumak için tekin bir yer değil.”, diye içinde korku ve aciliyet hissi barındıran bir sesle tıslar, ancak kızdan yine muallak bir mırıltı gelir.

Anglenna’nın gözleri kısılır.

AYAĞA KALK ALOR’NADİEN NE! PRENSİNİN SANA İHTİYACI VAR!..“, diye keskin bir sesle hışmeder.

 

Lorna yavaşça başını kaldırır.

Kanlı gözleri aralanır.

Ağır, sersem hareketlerle doğrulmaya çalışır..

..ve bir anda koybolur!—

 

Udoorin göğsüne isabet eden bir balta darbesinden kıl payı sakınır, ancak omzunu yaran tırtıklı kılıçtan kurtulamaz.

Yüzü acıyla ekşir ancak kararlı bir ifadeyle kendi dev baltalarını savurmaya devam eder; Udoorin, bu üç mel’un yaratığın kendisini aşıp Lorna’sına yada Haş Teyze’ye ulaşmalarına izin vermeye hiç niyeti yoktur.

 

—Ve yirmi adım ileride, Orken’lerin arkasında peyda olur..

 

Üç yardalık sapın ucundaki yirmi inçlik çeliği, bir tırpan gibi savurduğunda, Orken’ler ne olduğunu anlayamadan çoktan ölmüşlerdir;

Üç çirkin kafa, patır kütür yere yuvarlanır.

Bedenleri ise bir kaç saniye öylece oldukları yerde kıpırdamadan dururlar..

..sonra anlaşmışlar gibi üçü de öne doğru seyreder ve boğuk birer gürültüyle devrilirler.

 

“Geberesice köpekler!”, diye sesiz bir hışımla söylenir prenses!

“Alor’Naaa..”, diye hiç tasvip etmeyen bir tonla nazikçe azarlar Anglenna kuzenini.

Udoorin ise hayret içerisinde kıza bakakalır.

“Ne? İzci Onbaşıları Laila ve Bremorel’in böyle bağırdıklarını duydum. Bana yerinde kullanılmış bir ifade gibi geldi.”, diye asice Udoorin’e bakar prenses, hafif kayık gözlerle.

“Ummm..”, diye afallar Udoorin bir an, sonra sevdiği kıza yaklaşır ve kızın yüzünü çenesinden kavrayıp, içsel bir ateşle yanan yeşil gözlerinin içine bakar ve, “Evet. Dinlenecek bir yer bulsak iyi olur. Leydi Lorna başını fena çarpmış.”, diye klinik bir ifadeyle konuşur.

“Ben iyiyim ki!”, der Lorna genç adama ve şirin bir şekilde sırıtır.

“Haş Teyze.. Siz leydinin kolunun altına girin isterseniz. Sanırım sekiz muharebe bir gün için yeterli. Ben saklanabileceğimiz, güvenli bir kiler bulacağım.”

Prenses Lorna, genç adamın elini tutar ve başını avcuna yaslayıp gözlerini kapatır.

“Sadece biraz yorgunum.”, der ve yavaşça yana doğru meyleder.

 

Udoorin, kız devrilmeden onu yakalar ve kucağına alır.

“Sanırım o kileri ivedilikle bulsak iyi olacak.”, diye sessizce, ama kaşları hafif çatılı bir şekilde, kucağında kendinden geçmiş kızı seyrederek mırıldanır.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Nasıl oldu?”, diye yüzünde endişeli bir ifadeyle sorar Udoorin.

“Emin değilim. Korkarım sağlık, annemin ilgisini cezbeden bir alan değildi.. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir eğitim vermedi.”, der Anglenna hafif kayıp bir sesle.

“Ben iyiyim.”, diye mırıldanır Lorna ve göz kapakları kıpraşır.

Ve bir anda gözleri açılır.

Kızın alnındaki ince yarık kötü bir şekilde temizlenmiş ve kabuk bağlamıştır. Solgun ve çarpılmış bir ifadeyle gözleri, yakmaya cesaret edebildikleri küçük bir mum ışığında gizlendikleri kekremsi duman kokan kilerde gezinir.

Sonra Udoorin’de kitlenir.

“Yanıma gelip otursana sevgili Dorin.”, der kız neşeli bir sesle.

“Umm..” diye kızarmış bir ifadeyle Anglenna’ya bir bakış atar Udoorin.

“Hadi ama Rin!”, diye alt dudağını pörtletip mızmızlanır prenses.

“Rin?”, diye iki kaşı kalmış, dudakları bükülmüş bir şekilde sorar Anglenna.

“Umm.. Bunun sadece aramızda kalması gerekiyordu, Lorna..”, diye daha da utanmış bir şekilde mırıldanır Udoorin.

“Lenna ablam sır tutar ki. Öyle değil mi, abla?”, diye kelimeleri ağzında biraz yuvarlayarak söyler prenses.

“Evet. Artık eminin. Başını fazla şiddetli vurmuş. Prensesin bu güne kadar bana ‘Lenna’ diye hitap ettiğini hiç duymadım. Açıkçası böylesi samimi bir üslupla bana hitap etmesi pek şirin olmakla beraber, başını çarpmış olmanın verdiği sarsıntıyı düşünürsek, bunu biraz tedirgin edici buluyorum.”, diye söylenir düşünceli bir tonla Anglenna.

“Hadisene ama Rin!”, diye biraz kızmış, biraz da küskün bir ifadeyle söylenir prenses.

Udoorin sessiz bir tedirginlikle kızın yanına oturunca kız mutlu.. ve kayık bir şekilde genç adamın koluna girer, başını omzuna yaslar ve, “Bunu daha sık yapmalıyız. Yalnızlık çok hoşuma giden bir şey değil. Babamın sarayında hiç arkadaşım yoktu. Sadece Lenna ablam benimle oynardı. Sanırım bu yüzden içime kapanık oldum. İçime kapanmayı sevmiyorum, Rin.. Sarılmak ve sevilmek istiyorum.. Bu kadarını dahi hak etmiyor muyum?”, diye ağlamaklı bir şekilde söylenir.

Udoorin yutkunur.

Ve bir anda koluna tutunmuş kız hakkında tekil, ve ilginç bir şekilde de ‘sakil’ bir şeye ayılır.

Kızın bu hali, onun olduğunu düşündüğü halinin gerçekteki tekabülüdür.

Kız bugüne kadar, yetiştirilme tarzı, bir prenses oluşu, politik duruşu ve sayısız kısıtlamalar dolayısıyla her zaman kendisine hakim ve mukallit oluşu, ve öyle de görünmesi gerektiği için asla gerçek duygu ve düşüncelerini açıkça dile getirememiştir. Kız hayatı boyunca sadece elflere özel bir toplulukta yarı elf, diğer yarısı ise bir insan olarak, farkındasız bir tabuyla itelenmiş, ve bastırılmış duygularla yaşamıştır.

Udoorin fena halde bozulur..

..ama daha çok üzülür.

Omzundaki yaraya rağmen, kızın yapıştığı kolunu kurtarır ve onu sarar.

“Benimle içine kapanık olmana gerek yok, Lorna. İstediğin zaman sarılabilirsin, çünkü her zaman sevileceksin. Ve ben de hakkettiğini vermek için elimden geleni yapacağım.”, diye gür sesiyle fısıldar.

“Başımı göğsüne yasladığımda kalbini duyabiliyorum. Kalbin o kadar güçlü atıyor ki.. Ve sen konuşunca sesinin titreşimlerini ta içimde hissedebiliyorum..”, der kız muallak bir fısıltıyla.

“..ve o titreşim kulağımı gıdıklıyor!”, diye ekleyip ardından kıkırdar!

 

Anglenna dudaklarını büzüştürür —biraz da haklı olarak.

Sessiz, esef dolu bir nefes verir ve kendisi de dinlenmek için kilerin diğer ucuna yönelir ve ırkına özel olan trans haline geçer.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Alor’Nadien ne gözlerini karanlığa açar. Sebebini tam olarak hatırlayamaz ama başında fena bir ağrı vardır ve yavaşça elini alnına, saç hizasına götürdüğünde kötürüm bir şekilde kabuk bağlamış yaraya dokunur ve gözlerini sıkarak sessizce inler. Elini tekrar indirir ve uyurkenki olduğu yere yaslar..

..Udoorin’in göğsüne.

 

Alor’Nadien ne buna ayıldığında karanlığa rağmen yüzü kızarır ve ‘Umarım sevgili Dorin’i utandıracak bir şey yapmamışımdır.’, diye geçirir içinden —ama ne elini çeker, ne de yasladığı başını genç adamın göğsünden kaldırır.

“Nasılsın?”, diye bir ses gürler kulağını gıdıklayarak ve prenses istemsizce kıkırdar.

“Ö.. özür dilerim sevgili Dorin.”, diye utanmış bir şekilde fısıldar kız.

“Özür dileyecek bir şey göremiyorum, sevgili Lorna. Başına ağır bir darbe yedin ve biraz da kan kaybettin. Dinlenebilmen için buraya geldik. Bir şeyler yedikten sonra tekrar dışarı çıkmamız gerekecek. Yanlışlıkla düşman saflarının fazla gerisinde kalmak istemeyiz, öyle değil mi?”, diye kızı daha fazla utandırmamak için konuyu dağıtmaya çalışır Udoorin..

..ama kendisi de yerinden hareket etmez.

 

Lorna’nın, başını göğsüne yaslamış olması, genç adamın uyumasını imkansız hale getirmiş ve karanlık, kekremsi duman kokan kilerde kaldıkları saatler boyunca kızın başını, ve saçlarını koklamıştı.

Lorna’sının başı..

Udoorin, kızın kokusunu tarif edecek doğru kelimeleri bulmakta zorlanır.

‘Sıcak’.. Evet kızın başı, bir şekilde ‘sıcak’ kokmaktadır.. Yada ‘sıcaklığı’ çağrıştırmaktadır. ‘Sıcaklığı’, ‘içtenliği’ ve ‘samimiyeti’..

Ve doğaya özgülüğü, yağmur sonrası taze çim, temiz toprak ve.. başka bi şeysileri daha..

O başka ‘bi şeysiler’ her ne ise, Udoorin’in dilinin ucundadır ancak çıkmamak için inat etmektedir.

 

“Kendimden geçtiğimde.. yanlış bir şeyler söylemedim diye umuyorum.”, diye anca duyulur bir fısıltıyla mırıldanır kız.

“Güzel şeyler söyledin, sevgili Lorna.”, diye itiraf eder genç adam.

“Ne kadar rezil ettim kendi mi—?”, diye başlar Lorna..

“—Başka zaman, güzelim.”, diye bitirir Udoorin. “Daha geniş, baştan sonra kadar içini dökebileceğin bir zaman.”

“O kadar kötü, demek?”, diye, yerin dibine girmiş bir sesle yüzünü genç adamın göğsünde saklar prenses.

“Hayır, sevgili Lornam.. O kadar muhteşem.”, diye düzeltir Udoorin.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

HİÇ SANMIYORUM!“, diye vahşi bir gazapla kükrer Udoorin Shieldheart ve kilerden çıktıklarında karşılaştıkları bir grup şehir muhafızını fena halde sıkıştırmış Orken mangasının üstüne, kötürüm bir heyelan gibi çöker..

Elindeki iki devasa baltayla önüne çıkan ilk Orken’in başını ensesinin kökünden ayırır, ikincisinin omurgasını açar, varlığına ayılamamış üçüncüsünün ise kafasını kelek patlatır gibi ikiye yarar.

Dördüncüsü ne olduğunu anladığında iş işten geçmiştir çoktan. Manyamış bir şekilde çığlayan genç, iri Orken’i gırtlağından yakalar, baltasıyla yaratığın midesini yere boşaltır ve olduğu gibi hala hayatta olan Orken’lerin üzerine fırlatır!

..ve çıldırmış gencin ardında bir hayalet sessizliği ile Lorna Feymist belirir.

Hex Prensesi, Orken’lerin arasında ölümcül raksını yaparken, şehir muhafızlarının da gerisinden kart seslerle böğürerek yaklaşan bir başka Orken mangasının etrafında, neredeyse üç katlı bir bina yüksekliğinde alevden bir çember peyda olur bir anda..

..ve Anglenna, silik yeşil gözlerinin gerisinde beliren kızıl kıvılcımlar eşliğinde, sanki bir lir çalıyormuş gibi parmaklarını büyük bir zarafetle gezdirir havada;

Alev çemberi, ateşli bir neşeyle high elf büyücünün emrine gelir ve Orken’lerin üstüne kapaklanır..

 

Yok olan Arashkan şehrinde geçirecekleri zorunlu ikinci gün daha yeni başlamıştır ve Udoorin, Lorna ve Anglenna, daha şimdiden manyamıştır.

İşin ilginç yanı, Udoorin ve sevgili Lorna’sının ‘koordine’ çılgınlığı pek de yeni bir durum değildir.

Yeni ve gerçekte hayret verici olan, babası Selvius Brightleaf’i kaybetmesinden itibaren tüm eğitimini neredeyse 170 yıl annesi Angrellen’den alan Anglenna’nın soğuk, hatta mekanik denebilecek ‘mantık’ ve ‘hesabı’ terkedip bu duruma eşsiz bir mutlulukla ayak uydurmasıdır!

 

 


Rin: Lorna’nın, Udoorin için çok nadiren kullandığı, aralarındaki gizli takma isim; konfor, rahatlık, teselli, avutucu ve ‘mücevher’ anlamlarını taşır.

 

 

 
 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Serenity grubu, yapmaları ve gitmeleri gereken bir çok misyon ve iş olması dolayısıyla kendi içinde küçük gruplar oluşturmuştur.

    Bunlar;
    Gnine Tinkerdome, Laila Wolvesbane ve Merisoul Xrotwu – Silent Hills
    Lady Magella (tek başına) – Scowling Hills
    Aager Fogstep ve Inshala ‘la fey’ Frostmane – Durkahan
    Udoorin Shieldheart, Lorna Feymist ve Anglenna Sunsear – Arashkan

    Ayrıca;
    Bremorel Songsteel ve Thomas Dimwood – tekrar Dim Woods
    Nadine Graciousward – Koruxan ve Palantine

    Bu küçük grupların, hedeflerine varmaya çalışırken başlarından geçenleri tekil hikayelerde ele almak istedim. Bu hikaye de Anglenna, Lorna ve Udoorin’in hikayesinin birinci bölümüydü ve yazarken müthiç keyif aldım çünkü diğer gruplarda bir ‘healer’ mevcutken (Merisoul, Inshala, Lady, Thomas), bu üçlüde herhangi bir iyileştirici yoktu. Bu da bütün muharebeleri olabildiğince büyük bir hışımla başlayıp, ivedilikle de bitirmeleri anlamına gelmesiydi. Bu hikayenin yan isminin “All Out!” olmasının sebebi de buydu.. Bir anlamda, bütün karşılaşmalar ‘tüm tuşlara bastım’ şeklinde yaşanacaktı.

    Dediğim gibi. Yazarması çok eğlendirici bir hikaye oldu benim için; action dolu, hızlı tempolu, kanlı ve devamlı tüm tuşlara basılarak geçen ‘bir gün’ idi..

    Dip not olarak; savaş sahnelerinde geçen eylemler, oyuncuların karakter kağıtlarında var olan özellik, marifet ve büyülerine sadık kalınarak yazılmıştır. Hikayelerimde, karakterlerde olmayan özellikler ekleyip kullandırtmıyorum hiçbir zaman.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.