The Malediction of ‘Rellen..
(Part Three)
“Three Dog Curse..”

Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

 

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne ve Orken orduları karşısında krallığın birçok yerine dağılıp yardım ve müttefik bulmaya çalışacaklardır.

 

Bu küçük gruplardan bir diğeri de
Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne Feymist
ve Udoorin Shieldheart’dır..

 

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen.. (Part Two)
“Ülkem Arashkan”
dan
sonra yer alır..

 

 

Prenses Alor’Nadien ne.. Sizi sağ salim görmek o kadar güzel ki.”, diye içi rahatlamış bir ifadeyle karşılar Lorna’yı, High Spires’ın efendisi Philius. Sonra Udoorin’e döner ve “Sir Udoorin, Prensesimizin selameti için göstermiş olduğunuz çabayı ne kadar takdir ettiğimizi bilemezsiniz.”, diye genç adama gülümser.

İçeri en son giren Anglenna’yı ise uzun bir süre sessizce süzer.

“Efendi Philius. Duyduğum kadarıyla Arashkan askerlerine ve halkına kapılarınızı açmışsınız. Ve onları kurtarmak için askerlerinizi göndermişsiniz. Bunu duyduğumda ne kadar mutlu olduğumu bilemezsiniz.”, diye olası bir sürtüşmeye engel olmak için araya girer Lorna.

“Tabii.. tabii.. Aynı şehri.. ve aynı düşmanı paylaşıyoruz. Ancak fazla vaktimiz kaldığını sanmıyorum. Orken’ler şehrin kuzeyini temizledikten sonra sanıyorum, güneyimizdeki okçular birliğine daha ağır bir şekilde çullanacak ve rıhtımı ele geçirecekler.. Ancak ikisini de bitirdikten sonra bizi dört bir yandan kuşatmış olacaklar. Koruma büyülerimiz, an itibariyle mangonel taşlarına engel olabiliyor, nevarki büyülerimiz devamlı bir bombardımana uzun bir süre dayanamazlar. Bunu şu anda yapmamalarının tek sebebi, o dev mancınıkları yıkık binaların oluşturduğu moloz dolayısıyla daha şehre sokamamaları.”, diye durum tespiti yapar Philius. Sonra da Anglenna’ya döner. “Lady Anglenna. Burada bulunmanıza, koşulların oluşturduğu müstesna durum itibariyle göz yummuş durumdayım. Lütfen misafirperverliğimi sınamayın, ve istismar etmeyin.”

Efendi Philius’un acı uyarısı Anglenna’yı etkilediyde yada kızdırdıysa, elf kadın bunu yüzüne yansıtmaz.

“Misafirperverliğinizi sınamak niyetinde değilim, Efendi Philius. Bununla beraber, High Spries girişinde olduğu gibi Prensese veya Sir Udoorin’e herhangi bir saldırı daha gerçekleşecek olursa, buna en yakıcı karşılığı vererek müdahale edeceğimi de bilmenizi isterim.”

Anglenna’nın bu sözleri üzerine Philius’un yüzü kararır.

“Prensesimize yapılan suikast girişiminde emrin kimden geldiği konusunda bir tahminde bulunalım isterseniz, Lady Anglenna..”, diye burnundan soluyarak harlar Philius.

“Ben tahminlerle uğraşmam, Philius. Siz bana burada bulunma koşullarımı dile getirdiniz, bende bu koşulları hangi durumlarda sınayacağımı açıkça ifade ettim. Burası sizin eviniz. Evinizdeki annemin gönderdiği sıçanları temizlemekten acizseniz, bunu ben sizin için seve seve yaparım!”, diye önerir Anglenna buz gibi bir gülümsemeyle.

Udoorin avucunun içine sesli bir şekilde öksürür.

Lorna ise kendi gülümsemesini gizlemeyi başarır.

“Abla.. ve Efendi Philius.. Sanırım dışarıda yeterince düşmanımız var, öyle değil mi?”, diye nazikçe konuşur.

“Evet.. Tabii hanımım..”, der Philius terlemiş bir şekilde.

“Babamdan, Ri Grandaleren’den herhangi bir haber var mı?”, diye çok hafif bir tereddütle sorar Lorna.

“Hanımım..”, diye başlar Philius, yüzünde esef dolu bir ifadeyle. “..Korkarım babanızdan herhangi bir haber alabilmiş değiliz. High Woods’a Orken’lerin nasıl gizlice ve görülmeden sızabildiklerini bilmiyoruz. Ancak bir anda Bari Na-ammen’in kapılarında peyda oluverdiler ve şehri tamamen gafil avladılar. Orada neler olup bittiğine dair an itibariyle sadece muallak rivayetler var. Kesin olan, Bari Na-ammen’in neredeyse tamamının yerle bir edildiği, High Woods’da orman yangınlarının kontrolsüz bir şekilde yandığı, binlerce asker ve halkımızın öldüğü ve çatışmaların yer yer devam ettiği. Ancak rivayetleri de göz önünde tutarsak, söz konusu çatışmaların düzenli ordu değil, pek de etkili olmayan küçük gruplar halinde olduğu yönünde.. Bari Na-ammen’i, ve muhtemelen de babanız Ri Grandaleren’i kaybettik.”

Lorna’nın gözleri dolar, yanaklarından süzülen iri yaşları gizlemek için başını eğer ve olduğu yerde kıpırdamadan durur.

Udoorin sadece bir anlığına kıza meyleder ancak o da olduğu yerde durmayı tercih eder. Ancak Anglenna ile gözleri kesişir ve genç adam başıyla ona işaret eder.

Anglenna yavaşça Prenses Alor’Nadien ne’ye yanaşır, ve sessizce genç kuzenine sarılır..

..ve Anglenna ona sarıldığı anda kızın boğazından küçük bir hıçkırık kaçar.

Udoorin yerinde taş gibi bir ifadeyle kıpırdamadan dururken, Efendi Philius hayretle Anglenna’ya bakar..

..ve elini, belindeki kılıcın kabzasından çeker.

Neden sonra, arkası dönük olduğu Philius’a sessiz ve gizleyemediği bir korkuyla sorar Anglenna;

“Annem. High Lady Angrellen?”

Philius bir süre sessizliğini korumayı tercih eder. Sanki Anglenna ile daha fazla muhatap olmak istemiyormuşun iç muhasebesini yapıyor gibidir. Yüzü biraz yumuşar ama sesi vurgusuzdur.

“Kendisinden herhangi bir haber alınamadı. Bununla beraber, sizi o eğitti. Dolayısıyla onu en iyi tanıyan sizsiniz. Sizce Angrellen kendisine ön hazırlıklı bir kaçış planı yapmayacak biri midir?”

Anglenna buna cevap vermez.

Zira soru kendi kendisini cevaplar mahiyettedir. İşin Anglenna’yı acıtan yanı, annesi kendisine böyle bir plandan hiç bahsetmemiştir.

High Lady Angrellen öz kızını söz konusu bir kaçış planına dahil etmeyi asla düşünmemiştir.

Anglenna sevgili kuzenine sarılmış onu teskin etmeye çalışırken, gerçekte kuzeni de ona sarılmış ablasını teskin etmektedir..

 

Bulundukları oda uzun bir süre sessiz bir ağıt içerinde boğulur.

Neden sonra sessizliği kapının açılması bozar ve Anglenna arkasında Udoorin’in keskin iç çekişini duyar..

 

“Sen..”, diye ünler Udoorin. “Senin ne işin var burada?”

“Burası benim evim.”, der Darly Dor sırıtan bir sesle!

 

✱ ✱ ✱

 

Udoorin hayretle Darly’e bakar.

“Ummm.. Seni en son burada gördüğümde..” diye afallar ve ne diyeceğini şaşırır.

“Açıkçası iş bana kalmış olsaydı, babamla aramdaki.. sorunları mezarıma kadar taşımaya razıydım. Nevarki kaldığınız hanın damında geçirdiğim geceler boyunca o garip kız, sessiz ve.. ne bileyim.. ‘uhrevi bir inatla’, beni babamla konuşmaya ikna etmeyi başardı.. Annem bile yıllarca uğraşmasına rağmen bunu başaramamıştı.”, diye acı bir hayretle mırıldanır genç hırsız.

“Merisoul.”, deyi verir Udoorin, ‘bu her şeyi açıklıyor’ anlamında.

“Hanımefendi nasıllar?”, diye sorar Darly, tek kaşı kalkmış bir şekilde Anglenna’ya sarılmış prensese bakarak.

“Üzgün. Babasının.. muhtemel acı kaybını az önce öğrenmiş durumda..”, der Udoorin ve Darly’nin arkasında, odaya girmemeyi tercih eden ikinci kişiye bakar.

“Lady Lilly..”

Lilly Venom ‘fırk’lar.

“Hangi ara beni leydi yaptınız? Sizin grupta normal bir kişi yok mu? Biriniz ‘ablam’ diye tutturdu, biriniz uyurken kafamı topuzla ezmeye çalıştı, şimdi de sen gelmişsin beni leydi’lemeye kalkıyorsun.”, diye söylenir Lilly Venom.

Udoorin iri omuzlarını silker.

“Aager’in kız kardeşisin. Sana leydi diye hitap etmezsem kafama odunla vurabilir. Ben çocukken bunu yeterince yaptı. Tekrar böyle bir alışkanlığa başlamasını gereksiz bir risk olarak görüyorum. Darly’nin burada olmasını anlarım da.. Senin..?”, diye Philius’a çaktırmamaya çalıştığı bir bakış atar.

“Efendi Philius benim kim olduğumu biliyor zira Arashkan’a en başta gelme sebebim kendisinin şahsi davetlisi olmamdı.”, der kız umarsız bir şekilde.

Udoorin’in hayretle kesici kıza, sonra da Efendi Philius’a bakar, ancak Philius kızın söylediklerini ne kabul eder, ne de inkar. Sessizce olduğu yerde, yüzünde tamamen nötr bir ifadeyle öylece durur.

“Kim için çağırdı?”, diye sorar Udoorin.

“Sen bir kanun adamının oğlusun, Efendi Udoorin. Kim için çağırıldığımı sana söylememi beklemiyorsun herhalde!”, diye keyifli bir hışımla tıslar Lilly Venom ve kısa.. çok kısa bir an gözü arkası kendilerine dönük olan Anglenna’ya kayar.

Udoorin’in gözleri kısılır.

Lilly’nin uyarısını görmüştür.

“Gnine’a, Gar Thalot için geldiğini söylemiştin..”, der Udoorin.

“Evet.”, der kesici kız utanmaz bir ifadeyle. “Ama hazır gelmişken 35,000 altın daha alabileceğimi düşünmüştüm. Sonra abimi gördüm. Tabii o zaman sadece azılı düşmanım Aager’di benim için. İçimden, Arashkan’ın ne denli ballı geldiğini düşünmüştüm. İki kodaman hedef ve bir de bonus..”

“Eminim abin, kendisini ‘bonus’ olarak görmene bayılacaktır.”, diye sırıtır Udoorin.

Kız umarsızca omzunu silker.

“Ona saydığım onca şeyi düşünürsek, bunu umursayacağını pek sanmıyorum. Ve tabii senin de bunu ona söyleyecek cesaretinin olduğunu düşünmüyorum!”, diye yapıştırır.

Darly ‘fırk’lar.

Udoorin gözlerini kısar.

“Bu yine de burada ne işin olduğunu tam olarak açıklamıyor.”, der genç adam.

“Darly..”, diye burnundan solur Lilly. “Şehir saldırıya uğradığında bir şekilde gelip buldu beni ve buraya gelmem konusunda beni ikna etmeyi başardı… Yılışık şey!”

“Buna alındım. Sana hiç yılışmadım.”, der Darly sırıtarak.

“Ne yapacaksın şimdi peki? Şehri terk etsen aslında bu senin için en iyisi.”, diye önerir Udoorin.

“En iyisi, ama aynı zamanda da en kazançsız seçenek bu benim için. Arashkan’a geldim ve başıma bela dışında bir şey gelmedi bu lanet şehirde. Elim boş gidemem. Ve ben, bana verilen işleri her zaman yaparım. Mesleki ahlak.. Ve elimde daha bitmemiş üç iş var; Arashkan’a çağrıldığım, geldikten sonra aldığım ve en son bana verilen iş..”, der Lilly Venom huzursuz edici bir gülümsemeyle..

 

✱ ✱ ✱

 

Efendi Darlius.”, der Anglenna sakin bir resmiyetle.

“Darly.. Sadece Darly.. Ben ‘efendi’ birisi değilim ve senin tarafından ‘efendilenmek’ de istediğimi hiç sanmıyorum.”, diye cevap verir Darly soğuk bir üslupla.

“Darlius Philius Silveroak..”, diye Prenses Alor’Nadien ne’nin boğuk sesi duyulur Anglenna’nın arkasından ve Lorna, kendisine biraz çeki düzen vermiş bir şekilde yaklaşır.

“Lütfen. Ablama karşı biraz anlayış göstermenizi istiyorum sizden —şahsi bir rica olarak.”

“Hanımım.. Ricanız, benim için emrinizdir.”, der Darly ve tek dizinin üstüne çöker.

“Lütfen. Böyle de yapmayın ve ayağa kalkın. Ben ülkesiz biriyim artık. Ben ülkemi de, halkımı da yüzüstü bırakmış biriyim ve prenses olmayı hak etmiyorum. Ben artık bir prenses değilim.”, der Lorna yüzü çekilmiş bir şekilde.

“Hanımım.”, der Darly tekrar ve olduğu yerden kalkmaz. “Ülkeniz ve halkınız, sizden çok önce yüz üstü bırakılmışlardı. Sorumluluğunuzu şimdi terk ederseniz, o zaman kim hakkıyla üstlenecek onu? Ülkeniz hala orada. Halkınız da sadece dağılmış durumda. Söyledikleriniz arasında doğru olan tek şey artık bir prenses olmadığınız, çünkü siz artık bir Rise’siniz. Ve zamanı gelince ülkenize geri döneceksiniz ve halkınız da size geri dönecek. Ancak bu şekilde High Woods tekrar yeşerecek ve yeni bir Bari Na’ammen yükselecek.”

Lorna hayretle önünde eğilmiş ‘hırsız’a bakar.

“Çocuk haklı.”, der Anglenna. “Sen Rise olmazsan, ben olmak zorunda kalırım ve emin ol kimse de bunu istemez.”

Elf kadın başıyla Darly’ye işaret eder.

“O beni öldürmek istiyor çünkü benden nefret ediyor.”, der ve Darly’nin babasına, Efendi Philius’a döner.

“Aynısını babasıda istiyor, ama o önce benim olabildiğince rezil olduğumu görmek istiyor.”, diye acı bir şekilde gülümser.

Philius’dan sonra Lilly Venom’u süzer.

“Kız ise cesedimden kâr etmek niyetinde.”, der ve onu da geçer.

Ve son olarak Udoorin’e bakar.

“Ben herhangi bir şekilde sizi zarar vermek niyetinde değilim, Haş Teyze!”, diye hızlı bir şekilde söyleyiverir Udoorin.

Anglenna gülümser.

“Bu doğru. Ancak bana gösterdiğin anlayışın, sadece nişanlına olan sevginden ve sadakatinden mütevellit olduğunu ikimiz de biliyoruz, genç adam.”, der ve tekrar Lorna’ya döner.

“Gördüğün gibi, benim bir Rise olmam mümkün olmakla beraber, bunun çok kötü bir fikir olacağı aşikar.”

“Beni unutmayın. Seni ben de öldürmek istiyorum!”, diye bulundukları odanın kapısı açılır ve kolu sargılı halde Largo içeri girer.

Efendi Largo keskin ve tecrübeli gözlerle içerdekileri süzer ve kıkırdar.

“Sadece bu odadaki üç kişiyi bile yakalayıp hapse atsam zengin olurdum.”, der mutlu bir ifadeyle.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

Darly ise sırıtır.

Anglenna ise sesini çıkarmamayı tercih eder zira kapıda duran adamı eğlendirmek gibi bir niyeti yoktur.

“Şimdi. Hazır herkes buradayken..”, diye satır başı yapar Largo ciddi bir şekilde. “Öncelikle, Efendi Philius.. Şehrin kuzeyindeki muhafız birliği ile ilgili en son haberler nedir?”

“Orken’ler çok kalabalık.”, der Philius. “Askerlerimin, muhafız birliğine ulaşması en iyi ihtimalle yarın akşama gerçekleşmiş olur. Bunu başarmaları halinde, onların ve oraya sığınmış halkın buraya getirilmesi ise iyimser bir tahminle en az bir gün sürecektir. Buna rağmen kayıplar astronomik olacaktır. Askerlerimin, oradaki muhafız ve sivillerin buraya getirilmesi ve rıhtıma yönlendirilmesi, şehrin güneyindeki okçu birliklerinin de aynı zamanda gemilere yüklenmesi oldukça zor olacak. Çıkacak kargaşada ve peşimizden koşturan Orken’lerle kıyım ve can kaybı, korkarım çok büyük olacak.”

Largo bir an düşünceli bir şekilde sessizliğe bürünür. Sonra karalı bir şekilde konuşur.

“Kayıplar kaçınılmaz, Efendi Philius. Rıhtımda bekleyen bütün gemi kaptanları plandan haberdar. Saldırı başladıktan kısa bir süre sonra şehrin kaderi belli olmuştu. Princeps Kaladin’in bize, ARİS’e verdiği son emir, olabildiğince muhafız ve sivilleri kurtarmamız yönünde olmuştu. Şehir, Arashkan Gölü dışında üç yandan kuşatıldığı için, gemilere adamlarımızı erkenden göndermiş ve kaptanları da hazır olmaları hususunda uyarmıştık.”

“İleri görüşlü bir plan.”, diye takdir eder Philius.

“Hayır, Efendi Philius. Bu sadece bir kaçış planı ve ileri görüşlü olan hiç bir yanı yok.”, der Largo acı bir şekilde.

“Şehir. Düşmanın eline geçmesi halinde, burayı hem kış için, hemde doğal bir üs olarak kullanmayacaklar mı?”, diye sessizce sorar Prenses Lorna.

Largo sessiz bir hışımla yumruklarını sıkar.

“Evet, Hanımefendi. Tamamen öyle olacak. Dahası, bizim aksimize onların surları tutacak sayıları da var. Krallığın bütün orduları bile gelse, onları bu şehirden kazımak onlarca yıl, on binlerce de hayata mal olacak.”, diye feci bir hakarete uğramış gibi konuşur Largo. “Üstüne üstlük bir de saraya girip, hala hayatta ise küçük Korodin’i bulmamız ve onu da sağ salim oradan çıkarmamız lazım.”

“Saray için bir çözümümüz yok, Efendi Largo.”, der Lorna sessizce. “Ancak şehrin asla Orken’lerin elinde kalmaması için bir çözümümüz olabilir.”

“Benim de küçük Korodin için bir çözümüm olabilir.”, der Lilly Venom ölümcül bir sırıtışla.

Largo’nun iki kaşı da kalkar ve hayretle iki kıza da bakar.

“Önce siz anlatın, Lilly hanım.”, der Lorna. “Benim söyleyeceklerimden sonra Efendi Largo’yu kaybetmiş olabiliriz.”

Udoorin buna gür sesiyle güler.

Anglenna’nın yüzünde ise nahoş bir gülümseme belirir.

“Durun tahmin edeyim. Bu sizin ‘yapacak işimiz var’, derken kast ettiğiz şeydi..”, der Largo acı bir şekilde hicvederek.

Lorna susmayı tercih eder.

Largo esefle derin bir nefes çeker ve Lilly Venom’a döner.

“Sizi dinliyorum, Lilly Venom..”

 

✱ ✱ ✱

 

Bundan benim de haberim yoktu.”, der Darly Dor.

Lilly Venom yakışıklı hırsıza bin yardalık, horlayan bir bakış atar. “Neden bilesin ki? Sen sadece basit, yılışık bir hırsızsın!”

“Alındım.”, der Darly sırıtarak.

Lilly Venom, zihninde Darly’nin üstünü karalar ve Largo’ya döner.

“Geçit, yıllar önce kesiciler tarafından açılmıştı ve sizin acınası istihbaratınızın haberi olmamasına da hiç şaşırmadım. Bir gün işe yarar diye kazılmıştı ancak geri zekalı hırsızlar Arashkan’daki buldukları tüm kesicileri öldürdükleri için bundan haberdar olan pek de kimse kalmadı. Tıpkı hırsızlarda olduğu gibi, kesicilerinde kendilerine özel gizli bilgi kaynakları var. Geçit bir çok yüz yarda uzunluğunda ve Arashkan kütüphanesinin, Heaven Parkı yanından başlıyor. Girmesi de, çıkması da oldukça zor bir geçit zira o mesafeyi tek sıra halinde, fevkalade sıkışık bir tünelden sürünerek gitmemizi gerektirecek. İri cüsseli birisi sıkışıp kalır ve tüneli tıkar. Ama bir çocuk için göreceli bir şekilde kolay olur. Kapalı, dar alanlarla sorunu olanlar varsa, onlar da hiç gelmesinler. Zırhsız, ve muhtemelen sadece birer hançerle girmeniz gerekecek.”, der kesici kız kati bir üslupla.

“Shit!”, diye küfreder Largo.

“Çok ayıp, Efendi Largo, ama isabetli!”, der Anglenna gülümseyerek.

Largo, uzun bir sessizlik içerisinde Lilly Venom’a bakar. Sonra bir karara varmış gibi konuşur.

“Öyle olsun, Lilly Venom. Kesiciler geçidini kullanacağız. Bunun için Efendi Philius’tan ve kendi muhafızlarımızdan gönüllü isteyeceğim.”, der.

“Akıllıca.”, diye cevap verir Lilly. “Çünkü çoğu —muhtemelen hiçbiri geri dönmeyecekler.”

“Bunu başarmamız halinde size ne borçlanacağım?”, diye sorar Largo kısılmış gözlerle.

“An itibariyle hiçbir şey, zira elinizde verecek bir şeyiniz yok.”, der Venom acımasızca. “Ama ileriki bir tarihte verebileceğiniz uygun bir şeyler düşünebiliriz, sanırım.”

Largo acınaklı bir ifadeyle, “Neden bunun bir gün gelipte beni bi tarafımdan ısıracağı hissine kapılıyorum?”, der.

Sonra Prenses Lorna’ya döner.

“Hanımefendi, sanıyorum sıra sizde.”, diye sorar Lorna’ya.

Lorna sesini çıkarmaz. Sadece yanında duran Anglenna’ya başıyla küçük bir onay verir.

Anglenna önce Efendi Largo’ya bakar. Sonra Darly’e döner.

“Tekrar; Efendi Darlius..”, der sakin bir resmiyetle genç, yakışıklı hırsıza.

Darly’nin kaşları çok hafif çatılır ama sesini çıkarmaz.

“Bize eski Hırsızlar Loncası’nın konumu ve ilgili yere en yakın girişi lazım..”, der Anglenna ve bunu herhangi bir ima yada vurgu yapmaksızın söyler.

Darly uzun bir süre aklı karışmış bir şekilde Anglenna’ya bakar, ancak kadının gerçekte neden bahsettiğine en sonunda ayılır.

SEN! SEN AKLINI KAÇIRMIŞ OLMALISIN! HAYIR! SEN AÇIKÇA MANYAKSIN, KADIN?!“, diye hayret.. ve nefretle ünler.

“Efendi Darlius. Lütfen ama.”, diye çok hafif bir tonla azarlar genç hırısızı, Lorna.

“Ben üzgünüm hanımım ama bu sefer sözlerimi geri alamayacağım! Bu şirret şeyin ne istediğini biliyor musunuz?”, diye yarı histeriyle neredeyse haykırır Darly.

“Evet.”, diye cevap verir Prenses Alor’Nadien ne sakin bir sesle. “Bu kararı ablam tek başına vermedi.”

“Neler oluyor? Eski Hırsızlar Loncası’nda ne var?”, diye sorar Efendi Largo.

Darly çenesini kapatır ve Largo’nun sorusuna cevap vermez.

“Bu şehri Orken’lerin eline bırakmayacak bir şey.”, der Anglenna.

 

✱ ✱ ✱

 

Kafam karıştı.. Siz.. Üçünüz.. Eski Hırsızlar Loncası’na gireceksiniz ve oradaki bir laneti şehre salacaksınız. Doğru anlamış mıyım?” , diye yüzünde hayret ifadesiyle sorar Efendi Largo.

“Üç aşağı, beş yukarı, evet..”, diye cevap verir Udoorin sakince.

“Kusuruma kalmayın ama gerçekten aklım karışmış durumda.”, der Largo. “Bir lanet ne yapabilir ki? Bildiğim kadarıyla lanetler bölgesel, kişisel yada belirli davranış veya eylemleri gerçekleştiren kişilere musallat olurlar.”

“Tanımlamanız oldukça isabetli, ancak kümülatif olarak kapsayıcı değil.”, der Anglenna.

“Açıkla.”, der Largo kısaca.

“Bu lanet.. zamanla büyüyen, büyüdükçe de genişleyip güçlenen bir lanet. Özellikle de etrafında gasp edecek canlar olduğu sürece. Dağ, göl, ırmak gibi doğal engeller, lanetin daha da yayılmasına engel olabilir ancak lanet, ‘gasp ettiği’ canlara oranla ‘yaşayacaktır’.”

“Yani Arashkan’da yaşayan ne varsa onları yutacak, sonra da dünyanın gerisine yayılacak!”, diye hafif tırsmış bir ifadeyle ünler Largo.

“Hayır, Efendi Largo. Lanet şehir surlarına dayandığında duracaktır zira surlar hem fiziksel olarak yüksek ve kalınlar, hem de metafiziksel olarak ‘doğal sınır’ işlevi görürler. Bir şehrin surları, söz konusu şehrin kati olarak nerede başladığını ve bittiğini bize söyler. Yaşayan bütün canlıların bilinç altında oluşturduğu bir sınırdır bu; surların bir yanında iseniz şehrin ‘dışındasınız’, diğer yanında iseniz, ‘içindesiniz’..”, diye, verdiği dersin sonunda öğrencilerini sınava tabi tutacakmış izlenimi veren bir üslupla anlatır Anglenna. “Dahası, bu lanetin oldukça ‘basiretli’ bir farkındalığı var. Ve o farkındalıkla belirli bir bölgeyi —Arashkan’ı— sürü mantığı ile sahiplenecek ve kimsenin bu bölgeye girmesine de izin vermeyecek, ama kendisi de dışarı çıkmayacaktır.”

Odadaki herkes hayretle Anglenna’ya bakar.

Largo birkaç defa bir şeyler söylemek için meyleder ama ağzından herhangi bir şey çıkmaz.

“Bu lanet, kuru bir nazar değil, Efendi Largo. Bu lanet, ‘Üç Köpeğin Laneti’ ve bilinen tarihte hiç kullanılmamış bir lanet. ‘Ölü’ rivayetlere göre, bir başka zaman döngüsünde ve sadece bir defa kullanılmış.. ve sanırım o döngünün de sonunu getirmiş.”, diye bitirir high elf kadın.

 

✱ ✱ ✱

 

Efendi Largo sessiz bir hışımla Darly’ye döner. “Şehirde böyle bir lanet vardı ve siz bunu otoritelere bildirmektense onu kendinize saklamayı mı tercih ettiniz? Tam olarak ne kadar salak olduğunuzu hayat etmeye çalışıyorum ancak kıyaslayabileceğim bir başka şey gelmiyor aklıma!”

Darly ölü gözlerle Largo’ya bakar.

Sonra aynı gözler Anglenna’ya seyreder.

“Laneti şehre biz getirmedik, Efendi Largo. Ve isteyerek de onu kendimize saklamadık. Lanet elimize yanlışlıkla geldi. Bizim yaptığımız —yapabildiğimiz tek şey, onu bulabildiğimiz her türlü muhafaza büyüsü, kum torbası, taş, tahta ve çiviyle saçıldığı mahzene kapatıp zaptetmekti. Yıllardır olduğu yerde muhafaza edildiğini düşünürsek, bunu da başardığımızı söyleyebilirim.”, diye cevap verir Darly soğuk bir ifadeyle.

Largo burnundan solur ve daha sert bir şekilde bastırır.

“Peki sizin elinize ‘yanlışlıkla’ nasıl geçti bu lanet?”

Darly az evvelki ölü gözlerini Anglenna’dan ayırmadan cevap verir.

“Felishia Fremeir..”

..ve Largo bir anda her şeye ayılır.

“Yıllar önce.. Ri Grandaleren’in gönderdiği hediyeler! Saraydaki Antikalar ve Hediyelerden sorumlu kişiye teslim edilmişti. Princeps Kaladin’in yeğeni Lady Felishia Fremeir’e. O gece hediyeler evinden çalınmış ve kendisi de ertesi gün öldürülmüş olarak bulunmuştu!”, diye ünler ve büyük bir hışımla Lorna’ya döner.

“O hediyeleri Princeps Kaladin’e babam göndermedi, Efendi Largo. Söz konusu hediyelerden haberdar bile değildi.”, diye sakin bir şekilde cevap verir Prenses Lorna.

“Peki kim—?”, diye sorar Largo ancak bir başka ses araya girer.

“O hediyeleri, gerçekte High Lady Angrellen göndermişti, Efendi Largo..”, der soluk bir sesle Anglenna.

Ve ortalık bir anda sessizleşir.

“Efendi Philius. Siz biliyor muydunuz? Bundan haberiniz var mıydı?”, diye hırlar Largo, Philius’a.

“Hediyelerin lanetli olduğundan? Hayır. Sevgili Angrellen hanımefendi yaptığı şeyleri ‘küçük’ gördüklerine asla açıklamazdı. Ve Angrellen kendisi dışında herkese küçük, değersiz ve harcanabilir gözüyle bakardı.. Öz kızının bile o zamanlarda lanetten haberdar olmadığını düşünürsek, sanırım kendileri de annesi hakkında daha isabetli sonuçlara varacaktır..”, diye nötr bir ifayle cevap verir Philius.


“Bunu size ima etmeye çalışmıştım, Efendi Darlius. Benim herhangi bir yaptırım gücüm yok.”, der Anglenna, genç hırsıza.

“Peki sizin, elinize nasıl geçti o hediyeler?”, diye sorar Largo, tekrar Darly’e dönerek.

“İlgili hanımefendinin evini soyduk.”, diye anca duyulur bir sesle cevap verir Darly ve odadaki herkes genç adamın kahrını da, utancını da görür. “Bir şekilde ‘Lanet Piçler’ olarak bilinen Kesiciler Lonca’sı da haberdar idiler hediyelerden. Biz hediyeleri, sadece pahalı hediyeler olarak kaldırdık. Sanıyorum kesicilerin bu konuda daha fazla bilgisi vardı ve Felishia hanımefendiyi öldürerek ondan almaya çalıştılar ancak birkaç saatle kaçırdılar zira biz çoktan hediyeleri yürütmüştük. Daha sonra hediyelerin mahiyeti ortaya çıktı ve eski lonca merkezimizi terk etmek zorunda kaldık. Yıllar önce sokaklara taşan kesicilerle hırsızlar arasındaki savaş da bu yüzden patlak verdi. Kesiciler yaptıkları işte çok iyiler, ama biz çok daha fazlayız. Yüzlerce ceset karşılığında Arashkan’ı kesicilerden temizledik ve onların gizli merkezine yerleştik.”

 

Largo elinde tuttuğu keskin, iri bir hançerle ayağa kalkar. Yüzünce fevkalade çirkin bir ifadeyle Darly’e ve Anglenna’ya bakar ve haşin bir sesle tıslar.

 

“İkinizi de şuracıkta öldürmemem için bana bir tane sebep gösterebilir misiniz?”

 

✱ ✱ ✱

 

Efendi Largo, Anglenna’ya, ondan sonra da Darly’ye hayretle karışık bir hışımla bakar. Efendi Philius, kendisinden beklenmedik bir şekilde ve sessizce oğlunun yanına geçer ve bunu yaparak Largo’ya gerekli mesajı da vermiş olur. Benzer bir şekilde Prenses Lorna ve Udoorin’de Anglenna’nın, biri bir yanında, diğeri de öbür yanında gardlarını alırlar. İki sevgilinin de Largo’ya verdiği mesaj aynıdır;

ALAMAZSIN, BİZ DE VERMEYİZ!

“Demek böyle. High Spires’ın efendisi ve Bari Na-ammen’in prensesi suçluları, kaçakları ve hainleri koruyacaklar. Bunu dün biri bana söylemiş olsaydı önce yüzlerine güler, sonra da söyleyeni yere yapıştırırdım. Tarih bu yaptığınızı unutmayacak!”, diye dişleri arasından hırlar Largo.

“Efendi Largo.”, der sakin bir şekilde Prenses Alor’Nadien ne. “Ablamın, ne lanetin hazırlanmasında, ne de şehre getirilmesinde herhangi bir payı, emeği, niyeti veya azmi vardı. Kendisine de hediyelerin babam tarafından gönderildiği söylendi, söyleyen kişi de annesi olduğu için buna inandı. ARİS ne zamandan beri kişileri atalarının günahlarından dolayı cezalandırıyor? Efendi Darlius ise yaptığı cürüm dolayısıyla farkında olmadan, hediyelerin Princeps Kaladin’e ulaşması halinde kati olarak gerçekleşecek cinayetleri engellemiş, bu şekilde de High Woods ile Arashkan arasında başlayacak kaçınılmaz bir savaşı da önlemiş oldu. Ve kontrolsüz bir şekilde serbest kalacak olan bir lanetin de şehrinizi yutmasına mani olmuş oldu. Sanıyorum hiddetiniz anlaşılır olmakla beraber, aynı zamanda yersiz ve hedefi itibariyle de isabetsiz.”

Largo derin bir nefes alır.

Sonra da hançerini kınına geri yerleştirir ve prensese kırık bir şekilde gülümser.

“Hakkınızda söylenenler gerçekten eksik kalıyor, Hanımefendi.”, der.

“İnanın hakkımda neler söylendiğini bilmiyorum, Efendi Largo. Ancak bana baktığınızda gördüğünüz her ne ise, ben tam olarak o’yum. Daha fazlası değil”, der Lorna nazikçe gülümseyerek. “Şimdi. Efendi Darlius. Bizim gece hareket etmemiz daha avantajlı olacaktır. Ama sanıyorum sizin hareket etme vaktimiz geldi. Gitmeden önce bize eski loncanız, lanetin kıstırıldığı yer ve oraya ulaşabileceğimiz en kestirme girişin konumlarını atabilireseniz, biz de hazırlıklarımıza başlayabiliriz.”

 

Lilly Venom ve Darly Dor, Efendi Largo’nun küçük Korodin’i kurtarma operasyonuna, sekiz şehir muhafızı ve on iki elfle gönüllü olurlar. Efendi Philius, vedalaşma zamanı geldiğinde, yıllar sonra ilk defa oğluna sarılır, sonra da bozuntuya vermemeye çalışarak arkasını döner ve odadan çıkar.

Darly, babasının arkasından öylece bakakalır.

 

Onların ayrılmasından sonra Anglenna, Lorna ve Udoorin, gece olduğunda yola koyulacakları saate kadar kendilerine tahsis edilen odalara çekilirler. Güneş batmaya yakın üçü de yıkanmış ve dinlenmiş olarak tekrar ana salonda buluştuklarında Efendi Philius onları karşılar.

“Hanımın.. Bunu bir gün, Rise olduğunuzda, size takdim etmek amacıyla özel olarak yaptırmıştım. Öyle görünüyor ki çoktan Rise olmuşsunuz ve hediyemi geciktirmekte bir fayda görmüyorum.”, der Philius ve zarif, işlemeli bir sandığı prensesin önüne koyar ve imtina ile kapağını açar.

Sandığın içinde altın, gümüş ve mithral işlemeli muhteşem bir zırh vardır.

 

 

“Bu..”, diye afallar nadir anlarda olduğu gibi prenses. “Bu fevkalade bir hediye Efendi Philius.”

“Beni ilk ziyaret ettiğiniz zaman bunun siparişini vermiştim. Sanıyorum bu geceki girişiminizde işinize fazlasıyla yarayacaktır.”, der ve Udoorin’e döner.

“Sir Udoorin. Elflerin, High Woods’un ve rahmetli Bari Na-ammen’in sevigilisi ile hayatınızı paylaşmaya karar verdiğinizi yeni öğrendim. Dolayısıyla size özel bir hediye hazırlama vaktim olmadı.”

“Gerek de yoktu, Efendi Philius. Prenses Alor’Nadien ne’ye gösterdiğiniz sadakat benim için fazlasıyla kafi.”, diye biraz kızararak cevap verir Udoorin.

“Alicenapsınız, Sir Udoorin..”, der Philius gülümseyerek. “Bununla beraber, sevigili Rise’mizi kör halinizle koruyamaz ve ona göz kulak olamazsınız. Lütfen bu küçük hediyemi kabul ediniz. Eminim işinize yarayacaktır.”

 

 

Philius, küçük bir kutu çıkartır ve onunda kapağını açar. Kutunun içide şekli garip, üstünde bazı yazıtların kazındığı avuç büyüklüğünde açık yeşil bir taş vardır sadece.

“Ummm..”, der Udoorin.

“Bu bir Dönüştürme Taşıdır ve karanlıkta görmenize yardımcı olacaktır.”

“Aaaa.. Teşekkür ederim, Efendi Philius.”, der Udoorin ve yüzünde mutlu bir ifadeyle taşı alır.

“Üstünüzde barındırmanız yeterli olacaktır. Kaybetmediğiniz ve taşı imal eden büyücü hatatta olduğu sürece işinizi görecektir.”

Philius son olarak Anglenna’ya bakar.

“Hayır, Anglenna. Sana verecek hiçbir ‘hediyem’ yok. Asla da böyle bir niyetim olmadı..”, der haşin bir kinle.

Prenses Lorna bir şey diyecek gibi olur ancak Philius, pek de hoşnut olmadığı açıkça görülür bir gülümsemeyle bir elini kaldırır.

“..bununla beraber, ne yazık ki eşim Rimel Auburn benimle aynı fikide değil.. Yıllarca ve ısrarla senin için iyi şeyler söylemeyi tercih etti ve sanıyorum bazı noktalarda da haklı çıktı.”, der Efendi Philius ve uzun, ince bir kutu çıkartır. Kutunun kapağını kaldırır ve içinden büyülü rünlerle işlenmiş, on iki inçlik, ince, çarpık uçlu bir asa çıkartır.

 

 

“Bu, güzel eşim Rimel’in sana şahsi hediyesidir. Bunu iyi günlerde kullanın demek isterdim ama korkarım iyi günlerimiz sona erdi..”, der Philius, sonra tekrar Prenses Lorna’ya döner.

“Hanımım. En az bir geminin rıhtımda sizi beklemesi için elimden ne gelirse yapacağım, nevarki onların kumandası bize ait değil. Sanıyorum iki günden az vaktimiz kaldı. Sizlere hayırlı yolculuklar diliyorum.”

“Teşekkür ederim, Efendi Philius. Sizinle tanıştığımız günden beri yardımlarınızı esirgemediniz. Kaldığımız handa okumam için görderdiğiniz romanlar için de müteşekkirim.”, der samimi bir şekilde Lorna ve Philius’a gülümser.

Efendi Philius mahcup olur ve yüzü biraz kızarır.

“Başımız üzerinde yeriniz var, Hanımım.”, der utanmış bir şekilde.

“Efendi Philius.”, der Lorna son olarak. “Gitmeden önce Efendi Largo’ya kendim söylemek isterdim ancak yanlış anlaşılmaların oluşturduğu duyguların düzelmesi için yeterli zamanımız olmadı. Saraydan kendisi geri gelebilirse, onu gemilerin bir kısmını Arashkan ordusunu Orken kuşatmasından göl tarafından kurtarması gerektiği konusunda ikna etmelisiniz. Efendi Largo’nun geri gelmemesi durumunda, ilgili kişileri ikna etmek size düşecek. Arashkan’nın yaklaşık otuz bin askeri var o karargahta ve orda kalmak konusunda ısrar ederlerse, anlamsız yere telef olacaklar.”

“Hanımım, ordunun karargahı bir kaledir. Kaleden ayrılırlarsa nereye gidebilirler ki?”, diye sorar Philius.

“Serenity Home, Efendi Philius.. Onları Serenity Home’a yönlendirmelisiniz zira bizim de burada işimiz bittiğinde, biz de oraya gideceğiz. Orken’lerin kendilerini garanti altına alabilmeleri için sırtlarını güvence altına almaları şart. Bunun için de Serenity Home kasabası ve civarını almaları gerekli. O bölge kati olarak Orken’lerin eline düşmemeli. Ancak bu şekilde onları doğudan, batıdan, kuzeyden ve umuyorum ki güneyden sıkıştırabiliriz.”, der Lorna kati bir sesle. “Bu konuda da ilgilileri ikna etme işini size bırakıyorum.”

“Emriniz üzere, Hanımım. Elimden geleni ve daha fazlasını yapacağım.”, diye söz verir Philius.

Lorna derin bir nefes alır.

“O zaman size elveda, Efendi Philius. Sizi ve güzel eşinizi tekrar göreceğim günü iple çekiyor olacağım. Şayet iki gün içerisinde geri gelmezsek, daha fazla beklemeyin. Sizinle Serenity’de buluşuruz.”

 

Udoorin, prensesin yanına gelir, başıyla Philius’u selamlar ve beraber odadan çıkarlar.

Anglenna prensesinin peşinden gitmeden önce durur ve Philius bir an nefret ettiği aristokrat kızla yalnız kaldığına ayılırlar.

“Annemin uzantısı olarak seninle tanıştım, Philius. Onun.. annemin.. ağından kurtulabilmem için çok sevdiğim birisinin, kucağımda ölüşünü seyretmek zorunda kaldım.. Geçmişte sana yaptıklarım için özür dilerim. Affını beklemiyorum ama diliyorum. Elveda..”, der Anglenna ve sessizce dönüp kapıya yönelir.

“Prenses sana emanet, Anglenna..”, diye Philius’un yorgun sesini duyar arkasından. “Genç Udoorin iyi bir çocuk ve prensesimizi mutlu ettiğini görmek çok da zor değil.. Ama en nihayetinde ikiside genç ve daha bir çok şeyi göremeyebilirler. Zamanla öğreneceklerinden eminim, nevarki zaman, an itibariyle kıtlığını çektiğimiz bir şey..”

 

Anglenna tekrar Philius’a dönmez, sesini de çıkarmaz.

Sadece elindeki ince, çarpık uçlu asaya bakar ve başıyla onaylar..

..ve prensesinin ardından, Üç Köpek Lanetini Arashkan şehrine salmak için yola çıkar.

 


 

1 Comment

  1. Bu oyuna ilk başladığımızda, gruptaki herkese şunu birkaç defa, üstüne basa basa söylemiştim; “Unutmayın. Herkesin kendi acendası var!”

    Bu ifademin geçerliliğini neredeyse bütün hikayelerde görebiliyoruz. Ancak o ifadem en muhteşem bir şekilde kendisini bu hikayede göstermiş oldu. Aynı odada toplanmış neredeyse herkesin kendi, ve tamamen farklı içerikli amaçları var!

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.