Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne ve Orken orduları karşısında krallığın birçok yerine dağılıp yardım ve müttefik bulmaya çalışacaklardır.

Bu küçük gruplardan bir diğeri de
Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne Feymist
ve Udoorin Shieldheart’dır..

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen.. (Part One)
“All Out!”
dan
sonra yer alır..

 

High Lady Agnlenna Sunsear! Sizi burada görmek gerçekten pek şaşırtıcı. Bir grup ‘insanın’ hayatını kurtarmak için kendinizi tehlikeye atıyor oluşunuz bir yana, burada, bu yanan şehirde hala bulunduğunuzu görmek ayrıca hayret verici. Sizi Bari Na-ammen’de, kendi şehrinizi müdafaa ederken bile düşünemiyorum..”, der on-on iki kişi kalmış küçük muhafız birliğinden biri.

Anglenna sesi tanır ve yüzü buz gibi bir ifadeye bürünür..

..buz gibi ve bıkkın.

“Bir bu eksikti..”, diye sessiz bir hışımla burnundan solur.

Muhafızlar tedirgin bir şekilde bir birlerine, aralarında kendisine ‘bir bu eksikti’ diye hitap edilen adama, ve az evvel —ve muhtemelen sonları olacak iki Orken mangasından birisini vahşi bir kıyımla doğrayan iri adam ve ince, ‘zarif’ kıza, diğerini ise harlayan bir ateş halkasında kül eden, uzun boylu, platin-sarısı saçlı high elf kadına bakarlar.. ve ivedilikle kenara çekilirler.

“Abla?”, diye meraklı bir ifadeyle sorar Lorna.

“Abla.. Size ‘abla’ diye hitap edip samimi saygı ve gerçek sevgi gösterebilecek sadece bir kişi düşünebiliyorum, ‘saygıdeğer’ High Lady Anglenna.. O da Prenses Alor’Nadien ne’dir.”, der sesin sahibi ve muhafızların açtığı aralıktan, hafif dalgalı altın saçlı, derin mavi gözleri, biçimli geometrik hatları ve kalın kaşları ile muhtemelen pek çok kadının kalbini kırmış bir adam öne çıkar.

Anglenna ise öne çıkan bu yakışıklı, yakıcı ve çarpıcı adamı şuracıkta kül etsem da uzun, anlamsız, vakit kaybı ve bıktırıcı bir konuşmayı, hiç başlamadan bitirsem mi acaba, der gibi süzer.

Ancak, “Efendi Largo..”, diye tekrar burnundan solumayı tercih eder.

“Haş Teyze?”, diye bu sefer de Udoorin sorar. “Kimdir bu adam?”

Anglenna’nın kendisine ‘Efendi Largo’ diye hitap ettiği adam, ‘Haş Teyze’ ifadesini duyunca yüzü mutlu bir şekil alır ve ‘fırk’lar.

“‘Haş Teyze’.. Bunun sizi ne denli çileden çıkardığını ancak tahmin edebiliyorum, Anglenna.. Görmek için para bile verirdim ve eminim her kuruşuna da değerdi.”, der Largo sırıtarak.

Udoorin ellerindeki baltaları daha sıkı kavrar ve çok hafif bir şekilde Anglenna ve Lorna’ya doğru meyleder ve onun bu hareketi, Largo denen adamın gözünden kaçmaz.

“Buna gerek olduğunu sanmıyorum, Efendi Udoorin. Yada size ‘Prens’ Udoorin diye mi hitap etmeliyim?”, diye bu sefer de genç adama sırıtır.

Udoorin’in bir kaşı kalkar.

“Prens olduğumun farkında değildim..”, der sessiz bir tehditle.

“Prenses Alor’Nadien ne’nin müstakbel nişanlısının, nihai olarak bir prens olacağı sonucuna varmak çok da zor bir çıkarım değil, genç Udoorin Shieldheart.. Baban nasıl? Sağlığı yerindedir, umarım..”, diye sakin bir üslupla konuşur Largo.

“Kimsin sen?”, diye sessizce gürler Udoorin.

“Bu adam..”, der Anglenna, “..Ajan Largo. Kendisi ARİS’ten.”

“Aaa.. Bu ayrıntıyı sizinle paylaştığımı hiç hatırlamıyorum saygıdeğer hanımefendi.”, der Largo alınmış bir sesle.

Anglenna adama uzun bir an bakar.

“Silah kaçakçısı?.. SİLAH KAÇAKÇISI?! Kendini bana bir silah kaçakçısı olarak tanıttığında buna gerçekten inanacağımı düşünecek kadar aptal olamazsın, Ajan Largo.”, diye gözlerini kısmış bir şekilde adamı süzer.

“Kişi umut edebilir, öyle değil mi?”, diye sırıtır Largo.

“Umut, sadece senin gibi ahmaklar içindir.”, diye tiksintisini hiç saklamadan ifade eder high elf kadın.

“Buna alındım.”, der Largo. “Nevarki, Arashkan’ın bu halini göz önünde bulundurursak, bir ahmak olduğum, sanıyorum isabetli bir tespit. Şimdi.. İsterseniz Orken manga ve timlerinin cirit attığı burada değil, daha makul ve tercihen kapalı bir yerde konuşalım isterseniz..”

“Ya istemezsek?”, diye kaşları çatılı bir şekilde hırlar Udoorin ve Anglenna’nın önüne geçer. “Bizim yapacak işlerimiz var ve gereksiz konuşmalarla harcayacak vaktimiz yok.”

Anglenna’nın iki kaşı da kalkar ve arkasında durduğu genç adamın kendisini sahiplenişi hayretle seyreder.

“Yapacak ‘işiniz’.. her ne ise bunu yardım olmaksızın yapma ihtimaliniz nedir, genç Udoorin. Siz bu adamları kurtardınız. Bundan dolayı müteşekkirim. Vakitli gelişiniz olmasaydı, muhtemelen hepsi şu anda ölmüş olurdu. Bizden size bir zarar gelmez. Ancak şehirden ivedilikle ayrılmanızdan sonra, sayınız azalmış olarak tekrar geri dönmüş olmanız, merak uyandırmıyor değil.”, der Largo. Sonra da, “Hele buradaki saygıdeğer Anglenna hanımefendiyle geri dönmüş olmanız.. bazı soruları da beraberinde getiriyor..”

Anglenna sesini çıkarmaz..

..ve Lorna’ya küçük bir bakış atar.

Largo’nun gözünden bu da kaçmaz ve ‘enteresan’ bulduğu bir cihaza, yada ‘zamazingo’ya bakar gibi, tek kaşı kalkmış bir şekilde Anglenna’ya bakar.

“İlginiz ve koşullar altındaki misafirperverliğinizden ötürü müteşekkiriz, Efendi Largo. Sizden tek dileğim, işimizin çok uzun sürmemesi, zira vakit hususunda kaçınılmaz bazı kısıtlamamız var.”, der Lorna samimi bir üslupla.

“Leydim. Anlayışınız ve zarafetiniz, hakkınızdaki söylentileri fakir bırakıyor. Eşsiz güzelliğiniz ise kelimelere sığmaz. Lütfen, bu taraftan..”, der Largo ve nazikçe onları ve muhafızlarla birlikte seri adımlarla yanan şehrin doğu yakasına doğru yönlendirir.

Giderlerken toz ve dumandan zorlukla seçilen, Arashkan şehrinin merkezindeki koca sarayı görürler.

Görebildikleri kısmı itibariyle sarayın duvarlarında ciddi hasar ve yarıklar mevcuttur ve kulelerinden bazıları da kapkara duman eşliğinde harlanarak yanmaktadır.

“Birinci Lord, Princeps Kaladin?”, diye sorar Lorna yüzünde samimi merak ve korkuyla.

“Kendisinden haber alamadık ancak öldürüldüğüne dair dedikodular var. Sizinle karşılaşmadan önce bizler saraya sızmaya çalışıyorduk ancak Orken’ler bölgeyi fena halde sarmış durumdalar ve içeriden gelen çatışma sesleri ve patlamalara bakılırsa, mücadele hala devam ediyor. Princeps Kaladin’in kendisi olmasa da, en azından ve hayatta kalan küçük yeğenini kurtarmayı umut ediyorduk.”, diye ciddi bir ifadeyle cevap verir Largo.

“Princeps Kaladin’in oğlu ve kızlarına ne oldu?”, diye solgun bir ifadeyle sorar prenses.

“Oğlu, babası Kaladin’den önce, saldırının başladığı gece öldürüldü. Kızları ise zehirlenerek öldürüldüler.. Gar Thalot’un kendisi tarafından. Bu da Arashkan tahtına varis olabilecek sadece iki isim bıraktı bize..”, der Largo ve gizleyemediği bir hiddetle Anglenna’ya bakar. “Biri pek hürmetkar, sevgi dolu bir hanımefendi olan Felisia Fremeir adındaki yeğeni ve Korodin adındaki diğer yeğeni.. Ne yazık ki Leydi Felishia Fremeir, bir kaç yıl önce evinde öldürülmüş olarak bulundu. Dolayısıyla Korodin tek varis ve kendisi daha sekiz yaşında..”

“Çok üzgünüm Efendi Largo. Princeps Kaladin’i şahsen tanımasamda, babam kendisi hakkında her zaman iyi şeyler söylerdi. Oğlu Haradith ile bir sefer karşılaşmışlığım oldu. Saygımı cezbeden, zeki ve umut vadeden bir gençti. Kendisi, kız kardeşleri Ariles ve Ylara ile beni, High Spires’a geçen gelişimde ziyaret etmişlerdi. Genç ve toy bir prensese, bu alicenap davranışlarıyla büyük nezaket göstermişlerdi.”, der Lorna esefle.

Largo sesini çıkarmaz.

Uzun ve sessiz bir yürüyüşten sonra Largo, yanındaki şehir muhafızlarıyla durur.

“High Spires?”, diye hayretle sorar Anglenna.

“Evet. An itibariyle şehirde en güvenli yer burası. High Spires’ın efendisi Philius’un burada bildiğimiz, üç bine yakın askeri var. İki bin dokuz yüz doksan sekiz, kesin konuşmak gerekirse. Kanunen kendisine izin verilen asker sayısı bu. Ancak içeride bunun en az iki katı askeri olduğunu biliyorum. Princeps Kaladin bu konuda sesini çıkarmamayı tercih etmişti, çünkü Ri Grandaleren’e, dolayısıyla da Philius’a güvendi. Dahası, High Spires büyülü korumalarla çevrili.”, diye cevap verir Largo mekanik bir şekilde.

“Efendi Largo..”, der Anglenna, çekimser bir sesle. “Ben..”

“Sizin High Spires’dan, Philius’un kararı üzerine men edildiğinizi biliyoruz, saygıdeğer Anglenna.. Nevarki koşullar değişmiş durumda ve Philius’un, eşi ve halkıyla Arashkan’dan sağ salim çıkarabilmesi için bizimle iş birliği yapması gerekliydi ve kendisi bu konuda onurlu bir şekilde de sözünü tuttu. Buraya kaçak olarak sızdırdığı asker ve okçuların büyük bir kısmı şu anda şehrin kuzeyindeki muhafız birliği kampına yardım için gönderdi. Oradaki sekiz bine yakın muhafızı ve o bölgede hayatta kalmış halkın rıhtıma kaçabilmeleri için bir güvenlik koridoru oluşturmayı umut ediyor.”, diye açıklar Largo, sonra dişlerini gıcırdatarak ekler, “İçiniz rahat etsin, hanımefendi. Hayatta sizin için en önemli şeye herhangi bir zarar gelmemesi için elimizden geleni yapacağız..”

“Hayatta benim için neyin en önemli olduğunu bildiğinizi pek sanmıyorum, Efendi Largo.”, diye serin bir şekilde cevap verir Anglenna.

“Aaaa.. sizi tanıyan herkes, hayatta sizin için en önemli şeyin ne olduğunu bilir, hanımefendi.”, der Largo ve high elf kadına nahoş bir şekilde sırıtır.

“Neymiş, bildiğinizi sandığınız şey?”, diye tek kaşı kalkmış bir şekilde sorar Anglenna.

Largo bir omzunu silker.

“Kendiniz, hanımefendi. Kendiniz..”, diye cevap verir.

“Bu da beni gerçekte ne kadar az tanıdığınızı gösteriyor, Efendi Largo..”, diye soğuk bir sesle hışmeder Anglenna.

Largo tekrar omzunu silker.

“Sizi ne kadar tanımış olmamın artık bir önemi yok, hanımefendi, ve açıkçası umrumda da değil. Arashkan varken bu önemliydi ve eğlenceliydi.. Ama Arashkan artık yok ve oyun da bitti.!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Udoorin hiçbir tereddüt göstermez.

Dev balatasını kaptığı gibi fırlatır ve balta ölümcül bir ark çizer..

..ve elf muhafızın göğsünü, omurgasına  kadar açar..

Anglenna ise ondan sadece iki saniye kadar gecikir ve bir şeye uyanmış gibi aksi istikamete döner..

..ve silik yeşil gözlerinde vahşi bir kıvılcım çakar.

Kendi tarafından saldıran diğer elf hedefine iki adım kala birden çıra gibi alev alır, elindeki uzun, eğimli kılıcı düşürür ve kulak çınlatan bir çığlıkla yere yıkılır. Elf, bir dakika boyunca ağzından, gözlerinden, burnundan ve kulaklarından ateş kusar ve söndüğünde yerde sadece sıcaktan kuruyup çatırdamış kara kemikler ve bir yığın halinde kül kalmıştır!

Largo eşliğinde Prenses Lorna, Udoorin ve Anglenna, High Spires’ın girişine vardıklarında onları üç bine yakın tam teşkilatlı high elf asker karşılamış ve anında prenseslerini tanımışlardı.

Üç bine yakın elf asker, bir anda dizlerinin üstüne çökmüş ve sessiz bir saygı ile selama geçmişlerdi.

İlk ayağa kalkan, neredeyse bir ay önce karşılaştıkları manga komutanı Hariadin’den başkası değildi.

Hariadin, Prensesini saygıyla selamlamış ve kısa, keskin bir emirle askerleri, High Spires’a açılan bir ‘koridor’ oluşturmuşlardı.

Prenses, Udoorin, Anglenna, Largo ve şehir muhafızları High Spires’a girerken saldırı gerçekleşmişti..

Birliğinin içinden üç elf bir anda Prenses Lorna’ya saldırmıştı!

Sonuncusunu ise Largo, geçmiş yaşından beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek elfin kılıcını, kolunu boydan boya yarması pahasına saptırır ve muhatabının adem elmasına yumruğunu indirir..

Elf yerinde bir and tökezler, sonra nefesi kesilmiş bir şekilde yere devrilir.

HAYIR!“, diye kati bir sesle emreder Largo ve suikastçıya inmekte olan kılıçlar bir anda dururlar.

“Canlı.. Onu canlı istiyorum!”, der ajan, sıkılmış dişleri arasından.

“Manga komutanı Hariadin! Elflerinizin neden kutsal prensinizi hedef aldığını bana açıklamak ister misiniz?”, diye kapkara bir suratla hırlar Udoorin.

Kaşla göz arasında gerçekleşen saldırı ve karşıt saldırı karşısında bir an dona kalan Hariadin, olayın gerçek tekabülüne uyanıverir.

“Hanımım..”, diye zorlukla hiddetine hakim olur bir sesle konuşur. “Olanlardan dolayı sizden şahsen özür dilerim. Bu.. bu kabul edilemez bir durum.. Bu askerleri yıllardır tanıyorum. Üçü de fevkalade çalışkan, aklı başında, bu güne kadar hiçbir taşkınlıkları olmayan, emir komuta zincirine sadık adamlardı!”

“—Ve annemin de köstebekleriydiler..”, diye sessiz bir nefretle ekler Anglenna. “Prenses Alor’Nadien ne.. Sizin ivedilikle ana binaya girmeniz gerekiyor. Annemin verdiği son emri hatırlıyorsunuz, değil mi?”

Bütün olup bitenleri hayret ve sonrasını da kahrolmuş bir ifadeyle seyreden Lorna sesini çıkarmadan, bir elini Udoorin’in koluna yaslar ve High Spires’a girerler.

Onları şehir muhafızları, acı ve kan kaybından zorlukla ayakta duran Largo’nun diğer koluna girip destek olan Anglenna takip eder.

“Bu benim için biraz utanç verici bir durum.”, diye inler Efendi Largo.

“Neden? Eminim sarhoş halini taşıyan ilk kadın ben değilim.”, diye soğuk bir ifadeyle tıslar Anglenna.

“Sorun da orda. Ben hayatta asla sarhoş olmadım.”, der Largo sıkılmış dişleri arasından.

“Sorun nedir o zaman?”, diye sorar Anglenna, ama bir yandan da soluk gözleriyle etrafı süzer.

“Utanç verici olan, sizin beni taşıyor olmanız..”, der adam mutsuz bir ifadeyle.

“Kes sesini Largo. Bilmelisin ki senden hiç hoşlanmıyorum. Ve her Arashkan’a geldiğimde peşime köpeklerini takmandan da hiç hoşlanmamıştım.”, diye hışmeder elf kadın.

“O ‘köpekler’ sadece sadakatlerinin gereğini yapıyorlardı. Tıpkı senin gibi. Aradaki farkı açıklamama gerek var mı?”, der Largo sessizce ama sesinde pek az kin vardır artık.

Anglenna susar.

Belli ki bilinçli bir şekilde yaptığı seçim, dolayısıyla da seçtiği ‘taraf’, o kadar kolay kabul görmeyecektir.

Açıkçası high elf asilzade bunu beklemiyor değildi, zira Anglenna Sunsear pratik, zeki ve hayata dair pek az hayalperest düşleri olan bir kızdır. Babası Selvius Brightleaf’in ani ve beklenmedik ölümü, ona bütün ‘mutlu’, ‘güzel’ ve ‘umut’ içeren düşünceleride yok etmişti ve annesi Angrellen’de bunun böyle kalması için elinden geleni ardına koymamıştı.

Yinede.. etrafındakilerin kendisine gösterdikleri kuşku, itibarsızlık ve neredeyse açık nefret, kızın canını yakıyordu.

Ve işin en ironik yanı ise, halen annesinin kuklası olduğu zamanlar da dahil, her zaman kendisine güvenen.. hayır, güvenmeyi seçen.. ve seven tek kişi, annesinin bütün husumetinin odağı olan kişinin kendisiydi;

 

Prenses Alor’Nadien ne..

 

..ve onun yanından ayrılmayan, daha bir ay öncesine kadar ‘aptal’ ve ‘hödük’ olarak gördüğü genç Udoorin.. Dorin.. Rin.. denen çocuktu!

‘Tencere-Kapak!’, diye mırıldanır Anglenna. ‘İkisi de ya kaçık, ya aptal, ya saf yada enayi..’

Sonra platin sarısı kaşları çatılır.

Hayır..

Kaçık? Belki.. Biraz.. Muhtemelen..

Özellikle de ikisinin mütemadiyen, ‘kol kola’ ve ürkütücü bir cesaretle en önden düşmanlarının arasına dalmaları göz önünde bulundurulduğunda..

Ama aptal, saf yada enayi değil.

Dürüst ve.. samimi..

..ve Anglenna birden High Woods’un neden bir yarı elfi ‘kalbi’ olarak seçtiğine ‘gerçekten’ anlayıverir..

..ve zincirleme kaza gibi Anglenna bir şeye daha ayılır..

High Woods’un, Prenses Alor’Nadien ne’yi ‘kalbi’ olarak seçmesiyle prensesin de Udoorin denen çocuğu ‘kalbi’ olarak seçmesinin altında yatan sebepler gerçekte aynıdır!

“İnanılır gibi değil!”, diye ünler Anglenna acı bir hayretle. “Bunca zamandır hep gözümün önündeydi ve ben göremedim bile..”

“Efendim?”, diye sorar Largo.

“Hiç hayatınızda, gözünüzün önünde olup da fark edemediğiniz muhteşem bir şey oldu mu, Efendi Largo?”, diye sorar Anglenna.

“Evet..”, der Largo kayıp bir ifadeyle.

“Ülkem Arashkan!”

 

 


 

 

 
 

You might also enjoy:

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.