The Oathbreaker
(Part Three)
“The Awesome Heist”

Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne karşısında krallığın birçok yerine dağılıp, Orken ordularına karşı yardım ve müttefik bulmak için küçük gruplar halinde dağılmıştır.

Bu küçük gruplardan biri de
Aager Fogstep ve Inshala ‘la fey’ Frostmane’dir.

Bu hikaye,
The Oathbreaker (Part Two) ‘dan
sonra yer alır..

 

Bunu yapmak istediğinden gerçekten emin misin, bebeğim?”, diye sorar Aager.

“Bilmem. Daha önce hiç yapmadığım için bi fikrim yok ki!”, der biraz tedirgin bir şekilde Inshala. “Gelmemi istemiyor musun? İstemiyorsan bu beni biraz üzer ama anlarım da. Beraber aptal olma sözü vermiştik ve ben sözümde durmak istiyorum.”

“Bu yapacağımız şey sadece tehlikeli değil, aynı zaman da yakalanırsak bizi demir kafeslere koyarlar.. önce öldürmezlerse tabii.”

“Ama biz, zaten bize ait olmayan bir şey almayacağız ki. Biz sadece bize ait olup, başkalarının bizden aldığı şeyleri geri alıyor olacağız. En azından Delia babama ait olan şeyleri.. Neden bundan dolayı bizi demir kafeslere koysunlar ama ki?”

“Çünkü Delia babandan o şeyleri izinsiz aldılar ve ona pusu kurup öldürdüler. Bunlar iyi insanlar değiller, Inshala.”

“İnsanları gerçekten anlamıyorum, Aager Fogstep. Kötülük yapmak için verdikleri bunca emeği kafam almıyor.”

“Hepsi kötü değil, bebeğim. Sadece bazıları. Annen iyi bir insana benziyor. Anneannen de. Moira da iyi bir insan. Diğer kız kardeşlerin de. Cümeyt’de iyi bir çocuk. Fey’ler de olduğu gibi. Bazılarımız iyi, bazılarımız kötü..”

“Fey’lerin bu konuda tercih hakları çok daha kısıtlı ama ki. Hangi türden fey olduğumuz, bizim iyi olup olmayacağımızı belirleyebiliyor.”

“Ummm.. Bundan emin misin, bebeğim?”, diye nazikçe sorar Aager ve susar.

Inshala, Aager’in neden bahsettiğini anlaması biraz vakit alır ve anladığında kendisi de susar ve uzun bir süre düşüncelere dalar. Neden sonra mutsuz bir ifadeyle cevap verir.

“Ben.. Ben bilmiyorum, Aager Fogstep. Belki yaşım küçük olduğu için daha kötü değilimdir. Bundan on sene sonra, yüz sene sonra, üç yüz sene sonra ne olacağımı kim bile bilir ki? Belki sana bir şey olur ve ben de çok kızarım ve artık yokluğundan dolayı canım çok yanar da gözlerim döner, sonra da çok kötü şeyler yaparım.. Yada sadece yarım fey olduğum için bozukumdur ki.. Babamı hiç görmedim ve kim olduğunu da bilmiyorum. Bir gün karşılaşırsak neden bana bunu yaptığını sormak isterim. Mab’e sordum bir sefer.. babamın kim olduğunu.. Yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifade oluştu ve sadece ‘Sonra..’, dedi —bana iş teklifi için yine rüyama geldiğinde. Arada bir uğruyor Mab. Herhalde bulunduğu yerde konuşup muhabbet edecek fazla kimsesi yok ve benimleyken kendisini rahat hissediyor çünkü ondan bir şey istemeyen az kişiden birisiyim. İstediğim zaman da karşılığını fazlasıyla veriyorum.. Geldiğinde çayları ben yapıyorum, abur cuburları da o getiriyor. Sonra Sessiz Ormanımda açık hava sineması izliyoruz.”

Aager, kızın Sessiz Ormanını bilir ancak açık hava sineması nedir bilmez. Kızın korkularını da bildiğini sanır ama bu tahmininde ise ne denli isabetsiz olduğunu anlar..

Aager, şu anda olduğu gibi, kızın konudan konuya atlayarak konuşurken ki haline asla müdahale etmez, onun sözünü kesmez ve araya girmez çünkü böyle anlarda kızın anlatısı her zamankinden bile daha saf, kasıtsız ve katışıksızdır ve onun gerçek iç dünyasını, Gemini ile bağlandığında gördüklerinden çok daha yakıcı bir ayılışla sergiler.

“Bir defasında Titania abla da geldi ziyaretime. Bana Mab’e misilleme olarak geldiğini söyledi ama bence merak ettiği için gelmişti. Ona da çay yaptım.”, der ve kıkırdar. “Sonra yine geldi ama tam o esnada Mab’de oradaydı. İkisinin öylece durmuş birbirlerine attıkları bakışlar fena kızgındı. Sonra ben ikisine de misafirim olduklarını, kurbağalarımı ve ateş böceklerimi korkuttuklarını ve ormanımda ikisine de yetecek kadar yer olduğunu söyledim. İkisi de fena utandılar. Sonra ikisine de çay yaptım ki bu beni biraz uğraştırdı çünkü Titania abla sıcak papatya çayını seviyor, Mab ise fena demli ve acı buzlu çayı tercih ediyor. Titania abla geçen gelişinde eli boş geldiği için bu sefer fırından yeni çıkmış, sıcak mutlu kurabiyeler ve çilek getirmişti. Mab’de vanilyalı dondurma ve kremalı pasta almıştı. Çilekleri kremalı pastanın üstüne yerleştirdim ve servis yaptım, ikisi de pastaya yılana bakar gibi baktılar ama servisi ev sahibi olarak ben yapıtığım için yediler. Sonra da ben ortalarında, üçlü koltuğa oturduk ve Termikatör İki’i seyrettik. Bittiğinde sanıyorum ikisi de filmden fena-çok etkilenmiş olsalar, dünyanın o hale gelmemesi için ortak bir konsül oluşturabileceklerini söylediler ve bu sefer de konsüle başkanlık yapmam için, ikisi de bana iş teklifinde bulundu! Onlara düşünmem ve Aager’ime sormam gerektiğini söyledim. Titania abla bundan pek hoşlanmadı ama nedense Mab çok mutlu oldu.”

Aager ister istemez ‘fırk’lar.

Kızın korkuları gibi, anlatısı da farkındasız bir içtenlikle olduğu kadar, aynı zamanda da komik ve eğlencelidir. Kızın garip, çapraz bir espri anlayışı vardır.. Özellikle içeriğinin monumental anlamda yer sarsıcı ve yaz ile kış kadar da zıt tarafları ‘misafir’ ettiğini düşününce.

Kız, konu komşu ziyaretinden bahseder gibi, krallardan, kraliçelerden, hatta imparatorlardan bile daha güçlü, ‘ilkler’ anlamda, Yaz ve Kış gibi ‘temel’ güçleri hayal dünyasında konuk etmiş ve işin belki de en ilginç yanı, söz konusu ‘hayal aleminin’, gerçeklikten belki de çok daha gerçek olmasıydı!

“Asıl konumuza geri dönersek, yani amcamdan babamıza ait şeyleri geri almanın doğru olup olmadığı sorusuna nasıl çözebileceğimize dair aklıma bir çözüm geldi ama bunun için önce annemden bir şeyler rica etmem gerekecek ki bunun için onu nasıl ikna edebileceğimi düşünmem lazım.

İçeri girme meselesine gelirsek, bu senin bildiğin bir şey zaten ki! Bana da gösterebilirsin. Ve nereye basmam, nerede durmamam, nelerden sakınmam gerektiğini bana söylersin, bende aynını yaparım.”

Aager kızın ‘aynını’ yapacağından hiçbir kuşku duymaz. Sorun, bunun yeterli olup olmadığıdır.

“Güneş’in batmasına bir saatten az var. Bizim güneş doğmadan üç saat önce, gece muhafızlarının en yorgun ve dikkatsiz oldukları zaman girmemiz lazım. Gece yarısı gibi çıkarız yola. İstersen Moira’nın sana verdiği odasında uyu biraz.”, diye önerir Aager kıza.

“Moira ablamın odası çok güzel ama ki! Dışarıdan bakıldığında güçlü, kuvvetli, tuttuğunu koparan, demir dışında elbise giymeyen biri gibi görünüyor ama dolabında bi sürü dantel şeysili, fırfırlı eflatun, açık mavi, lacivet, yeşil ve pembe elbiseleri var. Birkaçını denemem için bana verdi. Çok bayıldım ki. Bazıları içinde yürürken, sanki peşimden küçük pembe bulutlar takip ediyormuş gibi hissettiriyor.”, diye erimiş bir sesle Moira ablasının elbiselerini tarif eder Inshala.

“Duvarlarında da garip, yüzleri ve kollarında resimler boyalı, Moira ablamın ‘Demir Hatun’, dediği poster şeysilerinden asılı. Bana biraz ürkütücü geldi, açıkçası. Ablam istemezsem onları indirebileceğimi söylediği için bende indirdim ama atmadım. Hepsini güzelce rulo yapıp dolabın arkasına sıkıştırdım.”, diye, yüzünde ciddi bir ifadeyle Moira ablasının odasını tarif eder Inshala.

“Sonra bana şifonyer diye çekmeceli daha küçük bir dolap gösterdi. Ama şifon’un ne yediğini söylemedi! İçinde Moira ablama ait iç çamaşırlar vardı! İnsanların içlerine çamaşır giydiklerini bilmiyordum! Bana çok ilginç geldi ve deneyip deneyemeyeceğimi sordum. Önce biraz yadırgadı ama sonra ‘İstersen dene. Benim, senindir.’, dedi. Kenarlarında minik dantel çiçekleri olan—”, diye, yüzü biraz pembeleşmiş bir şekilde Moira ablasının iç çamaşırlarını anlatmaya başlar Inshala.

“—Ummm.. bebeğim..”, der Aager boğazını temizleyerek.

“Efendim, Aager Fogstep.”

“Bana.. Moira ablanın.. uhhm.. iç çamaşırlarını anlatmamanı tercih ederim.”, diye aksi istikamete bakarak cevap verir karalar içindeki adam.

Inshala bir anda yaptığı şeye ayılır ve yüzü pembeden kırmızıya geçer.

“Ben.. ben çok özür dilerim. Moira ablamın odasını bana vermiş olmasından dolayı o kadar heyecanlanmıştım ki, ne dediğime dikkat etmeden konuştum.”, diye inler kız.

“Sorun değil. Hadi git ve biraz uyu. Gece zorlu bir gece olacak.. Ben de yiyecek bir şeyler bulayım.”

“Peki.”, der Inshala küçük, utanmış bir sesle. “Ama önce anneme gidip ondan rica etmem gereken şeyi istemem lazım.”

✱ ✱ ✱

Kesinlikle olmaz!”, diye kaşlarını çatmış, yumruklarını kalçalarına dayamış bir şekilde hışmeder Lady Alisia.

“Ama.. anne.. bu çok önemli..”, diye rezil olmuş bir ifadeyle inler Inshala.

“Yanlış yapıyosun, Fey abla..”, der Cümeyt, kendinden emin bir şekilde. “Gözlerini kocaman açacaksın, kaşlarını bükeceksin, alt dudağını öne çıkaracaksın —bak, işte böyle— ve yapabiliyorsan da ağlayacaksın ama sessizce. Bağırarak ağlarsan yada kendini yerden yere atarsan asla kabul etmezler!”

“Ama.. ama böyle yapınca annemizi kandırmış olmuyor muyuz?”, diye hayretle çocuğa bakar Inshala.

“Hayır olmuyorsunuz!”, diye sesiyle orman yangınları başlatacak bir hararetle kızar Alisia.

“Bak. İşe yaramaya başladı bile.”, der Cümeyt cin gibi parlayan gözlerle.

“Ama.. Sadece kızmasını sağladık ki..”, der Inshala.

“Bu işler böyle olur, Fey abla. Önce kızarlar, sonra sana kızdıkları için üzülürler, sonra da ne istersen yaparlar!”, diye pişkin pişkin sırıtır Cümeyt.

Lady Alisia, hemen önünde gerçekleştirilen utanmaz ‘komployu’ hayretle izler.

“Benden ne istediğinin farkında mısın, Inshala?”, diye tıslar en sonunda.

“E.. evet anne. Bu yüzden sana geldim ama ki. Senin yapman lazım.. Kendi ellerinde.. Yoksa olmaz.”, diye kaşlarını büker, gözlerini kocaman açar ve alt dudağını pörtletir Inshala.

“Bu.. inanılır gibi değil!”, diye ellerini havada sallar kadın.

“Biliyorum, anne. Ama gerekli. Yoksa bütün plan suya düşer. Aager’im bu ifadeyi kullanıyor bazen ama bir planın suya nasıl düşeceğini bilmiyorum. Belki de kağıda yazılı olduğu içindir ve bu yüzden suya düşüyordur. Ama kağıda yazılıysa, neden onu suyun üstünde tuttuğumuz kısmını anlamış değilim. Tutmazsak hiç düşmez ki!”, der Inshala biraz aklı karışmış bir şekilde.

Lady Alisia uzun bir süre sessizce Inshala’ya, sonra Cümeyt’e, sonra da tekrar kıza bakar.

“Tencere-Kapak!”, der en sonunda burnundan soluyarak.. “Öğretmenini doğru seçmişsin, genç bayan.. Öyle olsun bakalım. Seni kırmayacağım ve bu isteğini yapacağım.”

“Bu akşama lazım, anne.”

Kadın tekrar burnundan solur.

“Tamam. Yapacağım, dedim.. Gidin başımdan artık!”, diye yanan gözlerle ikisini de def eder başından.

✱ ✱ ✱

Sana demedim mi? Çantada keklik!”, diye kıkırdar küçük Cümeyt, Fey Ablasının elini tutmuş peşinden sürüklerken.

Inshala, neden kekliklerin bir çantaya tıkıştırıldığını anlamaz. Dahası, ortada ne bir keklik, ne de bir çanta vardır ama bu konuda küçük Cümeyt’e de bir şey sormaz çünkü bunun da muhtemelen şu sosyal şeysilerden biri olduğu kanaatine varır. Planların suya düşmesi gibi..

“Bence harika bir iş çıkardın, Efendi Cümeyt. Tek başıma asla kabul ettirtemezdim ki!”, der Inshala mutlu bir şekilde.

 

“Sen bana takıl, Fey Abla. Sana anneleri, anneanneleri ve ablaları nasıl parmaklarında oynatacağının bütün gizli tekniklerini gösterebilirim.”

Inshala ‘fırk’lar.

“Çak, abla!”, der Cümeyt ve elini kaldırır.

Inshala durur bir an..

 

“Nereye?”

✱ ✱ ✱

Ne istediler?”, diye sorar anneanne.

Lady Alisia ona söyler.

Anneanne kıkırdar.

“Neden uğraştırdın ki kızı o kadar? Kabul edeceğin belliydi.”

“Hemen kabul etseydim bir kıymeti olmazdı, anne. İkisi de nasıl bir heyecanla geldiler, görmeliydin.”, der yüzünde mutlu bir ifadeyle Alisia.

“Bu yanını benden almadığını biliyorum, Alisia. Bu tam rahmetli babanın yapacağı bir şeydi.”, diye esefle söylenir anneanne.

“Öyle deme, anne. Buraya ciddi bir hazırlıkla geldiler ve mücadelesini de verdiler.. Anlaşmalı tiyatro gibiydi. Bu şekilde hem her istediklerini alamayacaklarını öğrenmiş, hem ön hazırlığın kıymetini anlamış, hem de zaferin keyfini tatmış oldular.”, der Lady Alisia gülümseyerek.

“Yemedin, yani..”

“Lütfen, anne. Sadece Moira’da yedim. Ondan sonra üç tane daha büyüttüm.”, der Alisia gülerek.

“Çok acımasızsın, kızım. Çoook!”, der anneanne..

..ve tekrar kıkırdar.

✱ ✱ ✱

Bekçi Fardashi fena halde bozulmuş bir ifadeyle Aager’e, sonra da Inshala’ya bakar. “Lanet olsun be adam, ben bir kanun adamıyım. Senin böyle bir şey yapmana göz yumamam. Dahası, bir de beni planının parçası haline getirerek suç ortağı yapıyor olacaksın. Yetmiyormuş gibi, bu küçük kızı da tehlikeye atacaksın!”

“Sizden her hangi bir suça ortaklık etmenizi istemiyorum, Yüzbaşı Fardashi, çünkü teknik olarak ortada bir suç yok. Bizim yapacağımız şey, bazı eşyaları sahiplerine iade etmek, o kadar.”, der Aager sakince. “O ‘küçük’ kıza gelince; Inshala ömrünü uçsuz bucaksız bir ormanda ve yaşlı bir adam dışında, on altı yaşına kadar tek başına yediğini ya topraktan yolarak yada avlayarak geçirdi. İnan bana iş hayatta kalmaya ve beceriye geldiğinde izcileriniz dahil, bu şehirde o küçük kızın bilgi ve becerilerine sahip ikinci bir kişiyi daha bulabileceğinizi sanmıyorum.”

“Küçük kız konusunda sana inanıyorum, Efendi Aager. Ancak bu yine de bana yanlış geliyor. Bir kişinin evine ondan izinsiz girmek kanunlara aykırı. Aranması gerekiyorsa da, önce arama izni almamız gerekiyor!”, diye burnundan solur Fardashi.

“Yüzbaşı Fardashi.. Lütfen size engel olmayayım.. Siz gidin ve ilgili mercilerden, şehirdeki en güçlü paladin lordunun evine girip arama yapmak istediğinizi, sebeplerinizle açıklayıp ikna etmeye çalışın. Bir şekilde bunu, iyimser bir tahminle önümüzdeki dört sene içerisinde başardığınızı düşünsek bile, niyetinizi şehirde bilmeyen kalmamış olacağını da, sanırım hatırlatmama gerek yok.”

Fardashi’nin suratı kararır.

“Ama illaki kıymetli kanunlarınıza sadık kalmak istiyorsanız, sizin yardımlarınız olmaksızın da bu işi ikimiz yapabiliriz. Ancak böyle yapmamız halinde küçük Inshala’ya bir şey olursa, bu yersiz inadınızı hatırlarsınız diye umuyorum..”, der Aager sessizce.. ve acımasızca..

Fardashi’nin suratı daha da kararır.

“Serenity Home kasabasının sizin gibi bir adamı şerif yardımcısı yaptığına inanamıyorum!”, diye hırlar.

“Size, ‘zorla üstüme yıkılan bir meslekti ve alternatifim giyotindi!’, derken bunu espri olsun diye söylememiştim, Yüzbaşı.. Şimdi. Yardım edecek misiniz, yoksa biz kendi başımıza mı halledeceğiz bu işi ve siz de Lady Alisia’ya, kızını nasıl gecenin bir yarısı, azılı düşmanının evini soymaya müsaade ettiğinizi açıklayacaksınız?”, der Aager sakince..

“Lady Alisia’ya böyle bir şeyi açıklamaya hiç niyetim yok, Efendi Aager. Ancak geri döndüğümüzde, ki dönersek, bu yaptığınızı da, evin hanımefendisini şantaj malzemesi olarak kullanmanızı da konuşacağız.”, der fırtına bulutlarını andıran bir ifadeyle.

Aager uzun bir an yaşı geçmiş yüzbaşıyı, ölü gözlerle süzer.

Konuştuğunda sesi hala yanıltıcı bir şekilde sakin gibidir..

“Hayır, Yüzbaşı.. Böyle bir konuşma olmayacak. Orken’ler Arashkan’ı yerle bir ederken oradaydım.. Orken’ler High Woods’u yakıp Bari Na-ammen’i de yerle bir ederken oradaydım ve kış bittiğinde doğuya, Serenity Home’a gidecekler. Şayet o kasabayı ve ardından da o bölgeyi ele geçirirlerse oyun biter çünkü onları oradan kimse bir daha söküp atamaz. Oraya yerleşip çoğalacaklar ve önümüzdeki yirmi yıl içerisinde ortada bir Vodgar, Koruxan, Palantine, Endless Watch, Durkahan, Solace ve Korduba’s Watch kalmayacak ve Heaven’s Hand, Tranquil ve Dwarwick’de onları birkaç yıl farkla takip edecek. Burada harcadığımız her gün bu sonu hazırlamış oluyoruz ve siz bana izin belgelerinden bahsediyorsunuz.. Dünya yanmak üzere, Yüzbaşı, dolayısıyla sizin ‘konfor anlayışınıza’ uyum sağlayamazsam kusuruma bakmayın, zira sadece krallık değil, insanlığın sonundan bahsediyoruz burada..”, diye sessiz bir ateşle harlar.

Yaşlı adam, yaşına uymayacak bir şekilde haşlanmış olmanın getirdiği bütün ağırlığını hisseder ama daha bir şey diyemeden Inshala ona yanaşır, ayak parmaklarının üstünde durur ve adamcağızın boynuna sarılır!

“Aager’imin kusuruna bakmayın Fardashi Amca. Çok büyük bir sorumluluk altında. Serenity ve çevresindeki insanların onun getireceği yardıma çok ihtiyaçları var. Lütfen.. İhtiyacımız olmasaydı böyle bir şeyi asla sizden istemezdik çünkü siz iyi bir insansınız.”, diye fısıldar yumuşak sesiyle.

Fardashi biraz utanır.

“Sen.. harika bir kızsın.. Nasıl oldu da böyle karanlık bir adamla..”, diye hayretle sorar.

“..Ben onunum, Fardashi Amca. Bunu size ilk söylediğimde, ben de doğruyu söylüyordum. Bizim aramızdaki bağı ölümlülerin ölçüleriyle değerlendirirseniz, bu size de yazık olur, bize de..”, der Inshala sarıldığı adama. “Bu gece bize yardım edecek misiniz? Lütfen edin çünkü Aager’ime bir şey olmasını istemiyorum!”

✱ ✱ ✱

Gecenin karanlığında sinmiş bir grup, sessizce işareti beklemektedir. Birden bir baykuş sesi duyulur. Baykuş sanki aynı şeyi tekrarlıyor gibidir; ŞİMDİ! ŞİMDİ! ŞİMDİ!..

“Vakit geldi. Her ne yaparsanız yapın, yakalanmayın. Ve yüzlerinizden o salak kese kağıtlarını da çıkarmayın.”, diye kendi kese kağıdı maskesi altında rezil olmuş bir Yüzbaşı Fardashi, teyit almak için adamlarına döner ve, “Kormack? Sen misin?”, diye sorar.

“Kormak benim, Yüzbaşı, o Tarwick.. İş salaklığa gelince kimse Tarwick’i geçemez, efendim.”, diye boğuk bir ses gelir başında kese kağıtlı bir başka adamdan.

“Hey!”, diye ünler Tarwick kendi kese kağıt maskesinin altından, ama bu maskenin üzerinde karikatürize edilmiş bir surat çizilidir. “Alındım. Ben maskemi sevdim. Siz de bi surat çizmelisin, efendim..”

“Tarwick. Sence neden bu aptal şeyleri kafamıza geçirdik?”, diye kese kağıdının altından boğuk bir seslerle burnundan solur Fardashi.

“Ummm.. Yüzümüz görünmesin diye?”

“Evet, Tarwick. Ama bütün bekçiler arasında bir senin maskende ‘surat’ var. Sence birileri bunu fark etmez mi?”, diye sabırla sorar yüzbaşı.

“Fark etsin. Sonuçta kesekağıdına çizilmiş bi surat. Onlar bizim kim olduğumuzu bilmeyecekler ama hepiniz benim Tarwick olduğumu bileceksiniz.. Önemli olanda bu, öyle değil mi efendim?”, diye sorar Tarwick.

“Yüzbaşı.. Sanırım Bekçi Tarwick ilk defa mantıklı bi şey söyledi.”, der bir başka kese kağıdı!

Yüzbaşının yüzü yine kararır ancak başındaki kese kağıdından dolayı kimse bunu görmez.

En sonunda esefle derin bir nefes verir ve Tarwick’e döner.

“Neyle çizdin onu?”, diye sorar.

“Bununla efendim. Su geçirmez ve suda erimez marker!”

“Ver şunu bana.”, diye hırlar Fardashi ve Tarwick’in elinden kapar markeri ve Kormack’e uzatır.

“Umm.. Ne yapacağım bununla efendim?”, diye şaşırmış bir şekilde sorar Kormack, ama onunda ifadesi kese kağıdının altında kaybolur.

“Benim maskeme bir surat çiz.. Çabuk ol! Sonra herkes elden ele dolaştırsın markeri ve yanındaki adama bir surat çizsin!”, diye homurdanır.

Kormack seri hareketlerle yüzbaşının ‘suratını’ çizer ve arkadan boğuk kıkırtılar duyulur..

Aradan beş dakika geçer ve Yüzbaşı Fardashi patlamamak için dişlerini gıcırdatır zira bekçiler aralarında hangi suratı istediklerini tartışmaktadırlar.

Aradan bir beş dakika daha geçtiğinde baykuş,

HADİ AMA YAAA! HADİ AMA YAAA! HADİ AMA YAAA!

..diye ağlamaklı bir şekilde ötmeye başlamıştır.

“Tamam. Yeter! Sizi ‘suratsız’ reziller!”, diye küfreder yüzbaşı ve elindeki iğreti sopayla Lord Tarakadahan Karkashi’nin evine doğru hücum eder!

✱ ✱ ✱

En sonunda!”, diye hırıldar Aager ve gecenin bu abuk saatinde Lord Tarakadahan Karkashi’nin evinin önünde toplanmış, başlarında kese kağıtları, ellerinde iğreti sopalara tutturulmuş pankartlarla “Kahrolsun Karkashi!”, “Zalim Karkashi dışarı, adalet içeri!”, “Çık dışarı Karga Karkashi!”.. diye beceriksiz sloganlar atmaya çalışan ‘isyancıları’ seyreder.

“Karga Karkashi?”, diye ‘fırk’lar Aager.

“Sanırım onu söyleyen Fardashi Amca.”, diye sessizce kıkırdar Inshala. “Aramızda konuşurken ağzımdan kaçtıydı.”

“Kafiyeli olmuş..”, der Aager. “..ve sanırım gösteri başlıyor!”

Lord Tarakadahan Karkashi’nin evi, gerçekte devasa bir malikanedir ve Aager bu kadar gösterişi biraz artılı bulur zira Tarakadahan bir paladindir ve normal şövalyelerden farklı olarak, paladinlerin ‘mazbut’ yeminleri vardır.

Malikanenin örme demir kapıları açılır ve oldukça kalabalık bir muhafız bölüğü dışarı çıkar ve slogan atan ‘isyancıların’ üstüne çullanır..

İsyancılar kaçar!

İsyancılar kaçmaya başlayınca muhafız bölüğü onların peşine takılır ve kısa bir zaman içerisinde iki grup da gözden kaybolur.

Ancak aradan iki dakika bile geçmeden, yolun öbür tarafından bir grup daha isyancı peyda olur ve onlarda başlarında kese kağıtları, ellerinde de iğreti pankartlarla saçma sapan sloganlar atmaya başlarlar.

Kısa bir süre sonra, malikanenin örme kapısında bir grup muhafız birliği daha belirir ve onlar da isyancıların üstüne yüklenirler..

Ancak bu isyancılar da kaçarlar.

Aradan çok kısa bir zaman geçer ve üçüncü bir grup isyancı daha peyda olur ve bir önceki grubun bıraktığı yerden devam ederler!

“Yuh!”, diye ünler Aager. “Fardashi kaç tane bekçi getirdi?”

“Güzellikle rica etmenin faydaları, Aager Fogstep.”, diye mutlu bir şekilde cevap verir Inshala.

“Bu kabul edilebilir bir açıklama. Senin kadar güzel bir kız benden de böyle bir şey rica etse, ben de Karkashi’ye isyan ederdim!”, diye sırıtır Aager.

“Bu hiç komik değil, Aager Fogstep.”, diye fena alınmış bir şekilde kızar Inshala. “Başka kaç tane güzel kız var peşinde ve senden neler rica ediyor bakalım?!”

✱ ✱ ✱

Geri döndüğümüzde Yüzbaşı Fardashi’den özür dilesem iyi olacak.”, diye sessizce mırıldanır Aager. “Bütün itirazlarına rağmen koca malikaneyi boşaltmayı başardı küçük gösterisiyle.”

“Bütün evi arayamayız ama ki.”, der Inshala. “Çok büyük.”

Aager karanlıkta, Lord Tarakadahan’ın çalışma odasında sessizliğe bürünür ve düşünmeye başlar.

“Ne düşünüyorsun, Aager’im?”, diye fısıldar kız adamın zihninde.

“Fısıldamana gerek yok, bebeğim. Böyle konuştuğumuzda kimse bizi duyamaz ki.”

“Başkaları duyar diye fısıldamıyorum ama ki. Senin dikkatini dağıtmamak için fısıldıyorum.”, diye tekrar fısıldayarak cevap verir.

“Aradığımız şeyler bu odada değiller, sanırım. Ben olsam nereye saklardım, onu düşünüyordum.”

“Ama sen kız kardeşine ne kadar kızmış olsan da bence onu gerçekten öldürmezdin ki eşyalarını alıp saklayasın.”, der kız biraz şaşırmış gibi.

“Hiç yardımcı olmuyorsun, bebeğim.”, diye gülümseyerek söylenir Aager.

“Hayvanlar saklamak istedikleri şeyleri genelde toprağa gömerler. Belki de Karkashi amca da toprağa gömmüştür eşyaları.”

“Bu mümkün, ama olası değil.”, der Aager. “Toprağa gömerse birileri gelip onu bulabilir ve bu olursa Karkashi’nin ruhu bile duymaz. Bence onun gibi kontrol hastası bir adam, o kadar önemli şeylerin saklı olduğu yeri de kontrolü altında tutmak ister. Ama bence sen de haklısın, bebeğim.”

“Toprak evin içinde mi yani?”, diye hayretle sorar Inshala.

“Hayır..”, der Aager ve sırıtır. “Ama toprağın altında gömülü oda da; evin kilerinde!”

“Küçük karanlık odalardan hiç hoşlanmıyorum ama ki.”, diye mızmızlanır kız. “Benim tam zıttım gibi.. Büyük, ferah ormanlar —Ritüel Ormanımı özledim. Burada annem, anneannem, Moira ablam, Cüneyt, Maira, Madine ve Fardashi Amca var ama.. yine de özledim işte..”

“İşimiz bittiğinde geri döneceğiz, bebeğim, söz.”

“Ama Moira ablamın bana verdiği ‘ardal’ şeysi hala bende.. Ya gitmeme izin vermezlerse?.. Ya kalıp bütün işleri benim yapmam gerektiğini söylerlerse? O zaman ne olacak ama ki?”

“Tarakadahan’la olan işimizi bitirince her şey biraz rahatlayacaktır. Sen de istersen bir başkasını ardalın yaparsın yada Moira’ya geri verirsin.. Merak etme, güzelim.”

“Bana ‘güzelim’, dedin!”, diye hayretle ünler kız.

“Çünkü öylesin,”, der Aager ciddi bir şekilde.

“Bebeğin değil miyim artık?”, diye sorar kız biraz üzgün, biraz da mutlu bir şekilde.

“Sen her zaman bebeğim olacaksın, güzelim.”, diye gülümser Aager.

“Benim.. kafam karıştı, Aager Fogstep. Kaç tane şeyin olacağım?”

“Olabildiğince çok!”, der Aager. “Ama şimdi gidip kileri bulalım.”

“Bir gün oturup, bana ‘olabildiğince çok’larını anlatman gerekecek, Aager Fogstep. Yoksa bana bunlardan biriyle seslenir ve ben de bilmezsen, dönüp bakmaya bilirim ve bu da seni üzer, sanırım ki!”

✱ ✱ ✱

Aager, dur!”, diye tıslar Inshala.

Aager bir ayağı havada olduğu halde kıpırdamadan durur. “Ne oldu? Bir şey mi duydun?”, diye sessizce fısıldar.

“Hayır. Ama bir şey hissediyorum. Karanlık bir şey.. Odanın içinde ve sanırım birçok yerinde..”, diye acil hissi veren bir sesle cevap verir kız. “İki adım geriye gel, lütfen.”

Aager tereddüt etmeden iki adım geri atar.

“Görebiliyor musun?”, diye sorar kıza.

“Hayır. Sadece hissediyorum. Kötü bi şey bu. Can yakmak ve kurutup öldürmek için yapılmış bir çeşit muhafaza büyüsü, sanırım. Kim evinin kilerinde böyle fena bi büyü koyar ki yaa? Bu büyü çok acımasız!”

“Çalınmasını istemediği şeyleri saklamak isteyen biri —belli ki.. Paladinlerin böyle büyüler yapabildiğini bilmiyordum.”

“Yapamazlar zaten ki. En azından benim bildiğim kadarıyla. Onların inançlarına aykırı. Hele böylesi fena olan bir büyü.. Belki bir büyücüye yaptırmıştır.”, der Inshala ama sesindeki ton, kendisinin de buna pek inanmadığı izlenimini vermektedir.

“Başkasına yaptırmış olsa bile, potansiyel bir soygunu önlemek yada hırsızı etkisiz hale getirmek için yapılmış olması gerekirdi. Yakmak yada kurutup öldürmek için değil.”, diye tiksintiyle hırıldar Aager.

“Aralarda çok küçük boşluklar sezinliyorum. Sanıyorum geçebilirim.”, der kız.

“Hayır!”, diye kati bir sesle fısıldar Aager. “Kesinlikle olmaz. Bu çok tehlikeli.”

“Ahh, Aager Fogstep. Bunun çok tehlikeli olduğunu bilmediğimi mi düşünüyorsun?”, der kız ve Aager’e döner.

“Inshala..”, diye itiraz etmeye çalışır karalar içindeki adam.

“Beni sevdiğin için tehlikeye atlamamı istemiyorsun. Bu.. çok güzel bir duygu. İnan bana.. Ama sevgin kadar saygına.. ve güvenine de ihtiyacım var ama ki!”

Aager sessiz bir dakika boyunca kendi yüzünü seyreden kıza bakar.

Sonra derin, esef dolu bir nefes verir.

“Öyle olsun bakalım, genç, güzel, sevgilimi bebeğim..”, diye hafif burnundan soluyarak konuşur. “Ama sana bir şey olursa döndüğümüzde seni fena haşlayacağımı bilmeni isterim.”

Inshala kıkırdar..

..ve bir anda kızın durduğu yerde küçük, pofuduk kuyruklu bir sincap belirir..

Sincap.. bir kaç dakika boyunca hummalı bir evhamla ellerini, tüylü yanaklarını, kulaklarını, burnunu ve uzun, tüleri kuyruğunu temizler!

“Umm.. bebeğim?”, der Aager imalı bir tonla.

“Efendim, Aager’im.”, diye cevap gelir kızdan.

“Büyülü tuzaklı oda?”, diye nazikçe hatırlatır Aager kıza.

Sincap olduğu yerde donakalır ve kızıl-kahve tüylerine rağmen utancından kıpkırmızı olmuş izlenimini verir.

“Ben.. özür dilerim.. Tüy bakımı çok önemli.. Yapmayınca pireler musallat oluyor ama ki!”, diye küçük bir sesle cevap verir, sonra karanlık, büyülü tuzaklı kilere girer..

✱ ✱ ✱

Sanırım bi şey buldum..”, diye Inshala’nın kendisini göremese de sesini duyar zihninde Aager.

“Nasıl bir şey?”, diye sorar karalar içindeki adam.

“Umm.. Burada çok kocaman yuvarlak, fıçı gibi bi şey var. İçine girdim.. Diğerlerinin içlerinde insanların içtiği, kötü kokulu şeysiden var ama bunun içi tamamen boş ve kuru.. Sanırım kandırmaca bir fıçı bu çünkü bunun içi sadece biraz küf kokuyor o kadar. Ve sanırım birisi arada bir girmiş bunun içine. Fıçının zemini tozlu ama tozun içindeki ayak izlerini görebiliyorum.”, diye bulunduğu yeri tarif eder Inshala.

“Oralarda bir yerde, muhtemelen en arkada gizli kapı gibi bir şey olmalı. Kapıyı açmak için de bir yerlerde kol, düğme yada benzer bir mekanizma olmalı. Onu bulmalısın, bebeğim..”

“Buldum ki!”, der Inshala mutlu bir şekilde.

“Nasıl yani?”

“Büyülü tuzaklar ve muhafazalardan sonra, gizli kapıyı açmak için menakizmayı saklama ihtiyacı duymamışlar sanırım.”, der kız.

“—Mekanizmayı..”

“Evet. Ondan işte..”

“Nasıl bir şey? Neye benziyor?”

“Umm.. yan yana ve alt alta duran küçük, kutu gibi taşlar var fıçının en arkasındaki iç duvarında.. Taşların üzerlerinde de şekilli bir şeyler var.”

“Hmm.. tarif edebilir misin, peki?”

“Birinci taşın üstünde düz, ayakta duran bi çizgi var. İkincisindeki çizgi soldan sağa doğru gidiyor, sonra aşağı dönüyor, sonra sola gidiyor, oradan tekrar aşağı gidiyor ve sonra da tekrar soldan sağa gidiyor!”, diye ilginç bir şekilde oldukça temiz bir tarif yapar kız.

“Üçüncü taş ise.. umm. üçüncü taşı tarif etmek istemiyorum!”, diye rahatsız olmuş izlenimi veren, kısık bir tonla geçiştirmeye çalışır Inshala.

“Niye? Neye benziyor?”

“Ummm.. üstüne oturduğumuz şeye!”, der cılız bir sesle.

“Pek anlayamadım. Tabureye mi benziyor?”

“Hayır. Üstüne oturduğumuz şeye!”, diye tekrarlar Inshala.

“Sandalye?”, diye aklı karışmış bir şekilde sorar Aager.

“Hayır ama yaaa.. ÜSTÜNE OTURDUĞUMUZ ŞEYE, diyorum ama ki!”, diye inler kız.

Aager kaşlarını çatar ve düşünmeye başlar. Üstüne oturduğumuz şey..

“Özür dilerim, güzelim ama çıkaramadım.”, diye itiraf eder en sonunda.

Kızdan bir an hiçbir cevap gelmez.

Geldiğinde ise bu fevkalade küçük ve utanmış bir sesle olur.

“Nopoya benziyo!”

“Nopo?”

“Evet, nopo..”

Aager kendisini, sınıfın geri zekalısı gibi hisseder..

..ve en sonunda ayılır!

Kızın ‘öpmek’ kelimesini utandığı için ‘nöpmek’, diye kullandığını hatırlar.

“Aaaa.. Sanırım anladım..”, der en sonunda ve gülmemek için var gücünü kullanır.

“Sana çok kızdım, Aager Fogstep. Bana güldüğünü ta buradan hissedebiliyorum ki!”, diye hışmeder kız.

“Ben.. ben özür dilerim, Inshala.. Bu sadece.. beni biraz şaşırttın, o kadar..”, diye eli ağzında, gözlerini sımsıkı kapamış bir şekilde cevap verir Aager.

Inshala, karalar içindeki adama doğru ‘hıf’lar.

Sonra da diğer taşları tarif eder.

Kız tarifleri bitirdiğinde Aager bunun bir çeşit rakam kombinasyonlu kasa olduğunu düşünür. Genç hırsız, böyle şeylerden hayal meyal bahsedildiğini duymuş gibidir ama daha önce hiç karşılaşmamıştır ve karşılaşan biriyle de tanışmamıştır. Bu tür güvenlik kasaları hakkında sahip olduğu fakir bilgiler, bu tür kasaların fevkalade dayanıklı oldukları, ilgili kombinasyonu bilmeyenin, kasanın içindekilere ulaşma ihtimalinin sıfır kadar düşük olduğunu, ve kasanın yerleştirildiği duvarla beraber götürülmediği sürece de çalınamayacağıdır —ki kasanın bu şekilde götürülmesi, içindekilere hala ulaşılamayacağı gerçeğini ortadan kaldırmayacağıdır..

“Taşlardan dört tanesi yeni gibi sanki!”, diye birden ünler Inshala. “Şimdi fark ettim.”

“Nasıl, yeni gibi?”

“Diğerleri tozlu. Dört tanesinde çok daha az toz var!”

“Bu iyi işte. Dört kombinasyonlu bir şifre!”, diye ünler Aager.

“Dört konbinam soslu şifre nedir?”, diye sorar kız.

“Bu, ancak doğru sıralamaya göre o ‘yeni’ taşlara basıldığında gizli kapının açılacağı, demek..”

Ama bu 5,040 farklı sıralama eder ki!”, diye bir anda söyleyi verir Inshala.

“Ne?”, der Aager hayretle.

“5,040 sıralama.. Bunların hepsini denememiz günlerce sürer.. ki bu da tekrar olmazsa. Olursa 10,000 sıralama eder ama ki!”

“Nasıl hesapladın o kadar kobinasyonu bir anda?”, diye şok olmuş bir ifadeyle sorar Aager zira kendisi için bu, bir düzine kağıt, bir okka mürekkep, bir sürü tüylü kalem ve bir-iki saat gerektirecek bir işlemdir.

“Bilmem ki. Bir anda aklımda oluverdi işte.”, der kız muallak bir sesle.

“Sekiz rakamlı sıralamalı kombinasyon nedir peki? —Tekrarsız..”, diye sorar birden Aager.

“40,320.. Niye ki?”

“On iki.. On iki rakamlısı nedir?”

“479,001,600!”

Aager bastırılmış bir kahkaha atar!

“Muhteşemsin, Inshala!”

“Ummm.. Bilmem.. Sanırım.. Belki..”, diye hala bir şey anlamamış gibi cevap verir.

“Evet. Kesinlikle muhteşemsin. Ama şimdi bize 5,040 sıralamadan sadece bir tanesi lazım..”, der ve bunun ne olabileceğini düşünmeye başlar. “Bana düşünmem için biraz zaman lazım.”

Inshala ise düşünmez zira Aager’in neden bahsettiği hakkında ancak muallak bir fikri vardır. Dolayısıyla yapacak bir şeyi olmayan her sincabın yaptığını yapar; ellerini, tüylü yanaklarını, kulaklarını, burnunu ve uzun, pofuduk kuyruğunu temizlemeye başlar!

✱ ✱ ✱

Ummm.. Aager Fogstep..”, diye inler Inshala ve sesi bir şeylerden fena halde rahatsız olduğu izlenimi verir.

“Ne oldu?”, diye sorar Aager.

“Burada, yanımda pis bi lağım faresi var!”, der kız tiksinmiş bir sesle.

“Hepi topu bir fare, Inshala. Sana ne zararı dokunabilir ki?”

“Hepi topu bi fare değil bu, Aager Fogstep!”, diye hışmeder kız. “Bu bir LAĞIMFARESİ!Bu şeyin nerelerde gezdiği hakkında her hangi bir fikrin var mı?”

“Evet.. Uhhm.. Lağımda?”

“Bu şey, tam bir mikrop yuvası! Yapıştı bana ve benden haraç istiyor!”

“Haraç?”, der Aager ve yine dudakları gülmemek için gerilir.

“Bu hiç komik değil ama ki!”, diye fena halde bozulmuş bir şekilde tıslar Inshala. Yanımda sadece biraz yiyecek var ve onları da bu pis şeye veremem.”

“Inshala.. Sen şimdi bana küçük bir lağım faresi tarafından itilip kakıldığını mı söylüyorsun? Mab bunu duysa ne der acaba?!”, diye sırıtarak cevap verir Aager.

Ortam bir anda sessizleşir.

Sonra Inshala’nın olduğu yerden bir sincabın çırtlamaları gelir!

“Sen.. sen bana baksana sen!”, diye haşin bir sesle harlar Inshala. “Sen bana zorbalık mı yapmaya kalktın sen? Aager’imin önünde rezil ettin beni ki!”

Koca fıçının içinde sivri sinek vızıltısını andıran, kürdan büyüklüğünde ‘yıldırımlar’ inmeye başlar ve bir farenin kulak zırlatan çığlıkları duyulur.

Inshala sıçanla amansız bir mücadeleye girer ve Aager, karanlıkta zorlukla seçebildiği kibrit başı harlamasını andıran bazı kıvılcım ve ışık parıltıları görür.

“SNARE”, diye kükrer Inshala.. “YIK EVİ ŞU REZİL VE UTANMAZ ŞEYİN ÜSTÜNE!”

HAYIR! SNARE YOK! LÜTFEN SNARE OLMASIN.. BU HİÇ ADALETLİ BİR KAVGA OLMAZ SNARE GELİRSE!“, diye telaşla tıslar Aager..

Kavga bir iki dakika daha devam eder ve en sonunda kiler tekrar sessizliğe bürünür.

“Inshala?”, diye karanlığa seslenir Aager.

Fıçının içinden boğuk, nefes nefese kamış bir sincabın çırtlamaları duyulur.

“Pis adi, şerefsiz, mendebur, mel’un ve hergele şey!”, diye burnundan solur Inshala..

“Umm.. Inshala?.. O lafları nereden duydun? Benden duymadığını biliyorum.”

“Sonuncusunu Moira ablamdan duydum. Diğerlerini Madine’den öğrendim.. Çok zengin bir kelime haznesi var o kızın.”

“…”

“Ama aldım en sonunda!”

“Aldın? Neyi aldın?”

“Bu mel’un şey, bir lağım faresi olmasının yanısıra aynı zamanda da bu evin kalıcı müdaimlerinden ve hem adi bir zorba ve hem de pis bir hırsız ve evin sahibinin buraya geldiğini defalarca görmüş. Dahası, hangi taşlara basılması gerektiğini de bildiğini söylüyor!”

“Hangileriymiş?”

“7-5-3-9!”

“Hmm.. Bu mantıklı.. Sanırım..”, diye mırıldanır Aager düşünceli bir şekilde.

“Nedir bu sayı?”

“Benim tahminim, bu Lord Tarakadahan Karkashi’nin doğum yılı..”

“Mantıklı olan tarafı nedir, ama ki?”

“İnsanlar şifreleri genelde çok iyi bildikleri kelimelerden yada sayılardan seçerler. Alışkanlıklarımız, bir anlamda bizi buna zorlar. Taşlara o sırasıyla basabilir misin peki?”

“Hayır basamam, Aager Fogstep!”, der Inshala, hala soluk soluğa kalmış bir şekilde.

“Uhhm.. Neden ki? Yetişemiyor musun?”

“Hayır. İçinde o.. şeysiden var!”

“Anlamadım?”

“O şeysiden var, diyorum işte. Nopodan var. Bir nopoya dokunamam, çok ayıp!”

Aager bükülmüş dudaklarını birbirine yapıştırır ve yine gülmemek için gözlerini sıkar.

“Belki.. lağım faresinden isteyebilirsin..?”, diye önerir neden sonra.

Inshala’dan derin, esef dolu bir nefes gelir.

“Bunu ondan isteyeceğim, Aager Fogstep, ama sırf sen istediğin için. Ama bilmeni isterim ki ben başkalarının nopolarına dokunan sürpük kızlardan değilim.

“Değilsin, bebeğim.. Teşekkür ederim..”

Inshala, gıcırdayarak açılan kasanın içine bakar ve mutlu bir ifadeyle, bulduğu bir çok değerli taş, mücevher ve başka şeyler arasından sadece üç şeyi alır ve rahmetli efendisinden kendisine kalma büyülü kesesinin içine bırakır. Bunların dışında, bir kenarda duran kalın bir dosya gözüne takılır..

Kız imtana ile dosyayı açar ama dosyanın içinde sadece birçok papirüs kağıtlarından oluşan bir deste vardır. Küçük yüzünde muallak bir ifadeyle kağıtlara bakar ama yazılardan hiçbir şey anlamaz. Sonra umarsızca omuzlarını silker..

..ve onları da alır.

Kasanın kapısını tekrar kapatmadan önce aynı keseden, temiz mendillerle sarılı bir şeyler çıkartır ve kasanın içine bırakır.

Tam kapısını kapatacakken durur, “Annem yaptı!”, der ve mendillerin içindeki şeylerden bir tanesini alır.. Sonra “Aager’siz olmaz!”, der ve bir tane daha alır.. Sonra da “Off yaa!”, der ve üçüncü bir tane daha aşırır ve kasanın kapısını kapatır.

Kız, aldığı şeylerden sonuncusunu pis lağım faresine uzatır.

“Bir daha ki sefere nazik olmasını öğren, tamam mı? Ve kızlara karşı da bir daha zorbalık yapma.. bazılarımız biraz deliyizdir!”, der ve tekrar bir sincap olarak kilerden ayrılır.

✱ ✱ ✱

Aager ve Inshala kol kola girmiş, gün doğumuna yarım saat kala Durkahan iç kalesine geri dönerler. Daha doğrusu, Aager omzunda küçük, pofuduk kuyruklu bir sincapla tek başına geri döner. Kol kola kısmı sonra gelir..

Karalar içinde sessizce kalenin koridorlarından geçen, sonra da surlara çıkan dik merdivenlere yönelen adamı görüp de yadırgayan herhangi bir gece muhafızı olmuşsa da, Lady Alisia’nın ‘yeni’ kızının ‘sözlüsüne’ gıklarını çıkarmazlar ve bulaşmazlar.

Aager surların en tepesine tırmandığında güneş doğmak üzeredir.

İç kalenin surları burada bir bahçeyi de barındırmaktadır ancak bahçe bariz bir şekilde bakımsız kalmış gibidir.

Karalar içindeki adam sessizce bahçeyi geçer, surların kenarına kadar gelir ve doğuya bakar..

..çünkü oralarda bir yerlerde, bir-bir buçuk aylık atla gidiş mesafesinde Serenity Home durmaktadır ve günleri de sayılıdır..

..ve bu gerçek, genç adamı nedense yiyip bitirmektedir.

Aager, omzunda oturan sincabın kolundan aşağı, dolanarak indiğini hisseder.

Sonra..

..sıskası çıkmış, çöp gibi ince bir el, koluna girer ve Inshala’da doğan güneşi seyreder.

“Serenity Home.. Onu evin olarak seçmişsin, Aager’im. Ve orayı sağ salim tekrar görmeye can atıyorsun. Bu güzel bir şey.”, diye fısıldar Inshala.

“Drashan dışında bildiğim tek yer.”, der Aager özlü bir şekilde.

 

“Drashan doğduğun yer, sevgilimi Aager Fogstep. Ama orasını asla ‘evin’ olarak görmedin. Serenity’ye özlem hissediyorsun. Bu duygunu ben de içimde hissediyorum. Artık ait olduğunu ‘hissettiğin’ bir toprağın var. Serenity Home senin ülken.. Güzel olan bu.”, diye cevap verir yumuşak sesiyle Inshala.

“Huh.. Beni benden iyi tanıyabilen.. ve anlayabilen.. ve hissedebilen birisinin olabileceğini asla düşünemezdim. Teşekkür ederim, Inshala.”, der Aager sade ve içten bir sesle.

“Ülkenin bir parçası olmama izin verdiğin için ben teşekkür ederim, Aager.”, diye tamamlar kız.

“Adım.. Bana, acil bir durum olmadığı halde bu ilk defa sadece adımla hitap edişin. Daha önce hep Aager Fogstep, diyordun.”

“Adını söylemeyi seviyorum. Hepsini ve tamamını. Ama sadece adını söylemek, seni daha çok ‘benim’, hissettiriyor ve ben.. bunu yaparken utanıyorum.. Bu yüzden hep Aager Fogstep, diye sesleniyorum sana.”, der kız pembeleşmiş bir ifadeyle.

“Seninim. İstediğin zaman Aager diyebilirsin.”, diye cevap verir Aager.

 

 

“Bunu biliyorum çünkü daha önce de söylemiştin. Ama bilmek, hissetmek ve bunu söyleyebilmek farklı şeyler. Ayıp gibi, ama tam olarak değil.”, der kız zorlanarak.

“Bu gece harika iş çıkardın.”, der Aager, kızı zorlandığı konudan kurtarmak için.

“Pis fare..”, diye homurdanır kız. “Aslında fareleri severim. Ormanda her zaman vardır. Ama buradakiler çok kabalar ve bir druid’in ne olduğunu bile bilmiyorlar.”

Aager gülümser.

“Karnım acıktı.”, der Inshala.

“Gidip bir şeyler getirebilirim istersen.”, diye önerir Aager.

“Gerek yok ama ki. Yanımda yiyecek bi şey var.”, der kız ve bohçasından kocaman, karış büyüklüğünde bir kurabiye çıkartır, onu ağzıyla tutarken bir tane daha çıkartır.

“Bu da seninkisi.”, der ve çıkarttığı ikinci kurabiyeyi Aager’e uzatır.

Aager koca kurabiyeyi alır ve bir parça ısırır.

Kurabiye tatlıdır ama boğazı kesecek kadar değil, hafif kararmıştır ama kesinlikle yanık değildir. Ve serttir ama taş gibi de değil..

Tam Aager’in hoşuna giden haliyle.

Yanında duran kız, kendi kurabiyesinden bir kıtırık daha alır ve “Mmmmmm..”, diye mutlu bir ses çıkartır.

“Güzel kurabiye. Hoşuma gitti.”, der Aager ve kendisi de ‘kıtırt’, diye bir ısırık alır.

“Annem yaptı.”, der Inshala aynı mutlu ifadesiyle.

“Bir dakika.. Dün gece annenden isteyeceğini söylediğin şey bunlar mıydı?”, diye sorar Aager.

“Evet. Bu sabah yaptığımız hırsızlık değil de bir çeşit takas olsun diye yaptırdım anneme bunları.”, diye açıklar Inshala.

“Umm.. Lord Tarakadahan Karkashi’nin gizli kasasından aldıklarımızın yerine kurabiye mi bıraktın?”, diye ‘fırk’lamamak için çırpınır Aager.

“Tabii.. Ona ait olmamış olsa da, saklayacak kadar değer verdiği bir şeye karşılık, annemin yaptığı kurabiyeleri takas ettim. Bundan daha kıymetli bir takası düşünemiyorum.”, der Inshala gülümseyerek.

“Eminim, Tarakadahan boşalmış kasasına bakarken kurabiyeleri keyifle yiyecektir.”, der Aager ve içinde tutamadığı kahkahayı serbest bırakır.

 

“Neden yemesin ki? Annemi istiyordu. Onu alamayacak ama en azından annemin kendi elleriyle yaptığı kurabiyeleri yiyecek;

 

Annem bu kurabiyeleri kime vereceğimi biliyordu çünkü ona söyledim, ama sırf ben rica ettiğim için yine de yaptı. Ona kurabiyelerin ‘büyük bir takas’a değecek kadar güzel ve duygulu olması gerektiğini söyledim. Annem kale mutfağına indiğinde bütün aşçıları kovaladı ve bu kurabiyeleri yapmaya başladı. Sanıyorum yaparken de babamız aklına geldi çünkü hem ağladı, hem de gülümsedi..

 

Üzülmesin diye yanına girmedim. Ama yalnız kalmasın diye de mutfağın kapısının hemen dışarısında bekledim. Annelerin büyülü güçleri var sanırım çünkü benim orada olduğumu hisseti ve pişince onları bana getirdi. Verdiğinde ise omuzlarından büyük bir yük kalkmış gibi bir hali vardı ve bana, “Oldu mu, güzelim?”, diye sordu. Bende ona olduğunu, amcamın bu takasın önemini kavrayamayacak kadar aptal olması halinde, takası da, kurabiyeleri de hak etmediğini, çünkü bunların paha biçilmez kurabiyeler olduğunu düşündüğümü söyledim ona. Galiba bu onun hoşuna gitti çünkü yüzü bi garip oldu. Önce güldü, sonra bana sarılıp tekrar ağlamaya başladı..

 

Amcam bu kurabiyelerin anlamını yada kıymetini bilmeyebilir, ama takas gerçek ve biz hala alacaklıyız çünkü annem bunlara babamız için hissettiklerini koydu..

 

..ve bu, hiçbir para ile satın alınmaz.”

“Doğru.”, diye hayretle başını sallar Aager.

 

Aager ve Inshala, uzun bir süre kıtlatarak yedikleri kocaman kurabiyeler dışında huzurlu bir sessizlik içerisinde enfes bir şafağı, Durkahan kalesinin yüksek surlarından seyrederken, farkında olmadan, yaşadıkları dünyada sadece ikisinin paylaştığı muhteşem bir ‘an’ı ve anıyı da oluşturmuş olurlar.

 

“Girelim mi içeri?”, diye sorar Inshala esneyerek. “Gece soygunlucuğu yorucu bir işmiş..”, diye de utanarak itiraf eder.

“Birazdan. Moira ablanın senden bir ricası olacak. Güneş doğarken kendisiyle burada buluşmamızı istemişti.”, der Aager ve karalar içindeki adamın sözleri kehanetmiş gibi merdivenlerin başında Moira belirir. Kız bir süre etrafına bakınır ve ikisini gördüğünde elini sallar ve arkasını tekrar dönüp elini birisine doğru uzatır.

 

Moira yanlız değildir.

 

Kızın hemen arkasında anneannesi durmaktadır. Moira yaşlı kadının bir koluna girer ve kadıncağıza yardım eder. Kadının diğer kolunda ise Lady Alisia vardır. Üç kadın sessiz adımlarla Aager ve Inshala’ya yaklaşırlar.

Lady Alisia, mutfaktaki fincanı kıranın kim olduğunu bilen gözlerle ikisini de süzer.

“Gece gece neler yaptığınızı bilmek istediğimden bile emin değilim.”, diye mırıldanır kadın.

“Uzun bir süre sır olarak kalacak bir şey değil, Hanımefendi.”, der Aager kırık bir gülümsemeyle ancak sergilemek istediği mutlu ifadeyi tam olarak veremez.

Belli ki ‘gülümseme’, Aager’in bilmediği, ancak ivedilikle öğrenmesi gereken şeyler arasındadır.

“Geldiğiniz için teşekkür ederim.”, der Moira ve beraberinde getirdiği bohçadan, küçük, süslü bir kutu çıkartır. Kız yavaşça kutuyu açar ve açık yüzünü Inshala’ya çevirir.

Inshala, kutunun içindeki şeyi görür görmez mutlu bir çığlık atar.

“Bu.. Bu Grove’daki Titania’nın Ağacına ait bir kestane! Aylar önce, Serenity’den ayrılırken sana vermiştim..”

“Evet, kız kardeşim. Niyetim gelir gelmez bunu buraya, Sur Bahçesine gömmekti. Ama onun yerine bir sürü aptalca şeyler yapmayı tercih ettim ve faturasını da bütün sevdiklerime ödettim. Sonra, bu kestaneyi en başta bana veren sen geldin ve bizi kurtardın, sevgili Inshala.

Ve sen, Efendi Aager, kız kardeşime baktın, ona sevgini ve saygını verdin, ve onu tekrar hayata ve sağlığına kavuşturdun.. Ama en önemlisi, onun kendisine güvenmesini ve etrafındakilere verdiği sevgiyi kendisine de vermeyi öğrettin.. Müteşekkirim.”

Aager bir şey dememeyi tercih eder. Sadece başıyla onaylar.

Inshala’sı ise “Ablaaammm!”, diye Moira’ya sarılır.

Moira, gözleri dolmuş bir şekilde kıza bakar.

Lady Alisia elini kızın bir omzuna koyar, anneanne de küçük kızın başını okşar.

“Bu ağaç babamızı.. ve hayatı pahasına koruduğu Durkahan’ı temsil edecek. Ama bu ağacı, bu bahçeye dikmeyi hak eden birisi varsa o da sensin Inshala ‘la Fey’ Frostmane Hooman..”

. . .

Inshala, küçük, süslü kutunun içindeki kestaneyi alır ve eliyle eşelediği çukura yerleştirir, sonra da nazikçe üstünü toprakla örter.

Ardından, yüzünde mutlu bir ifadeyle Moira ablasına bakar.

“Hazır mısın abla?”, diye sorar ona.

“Hazırım, kız kardeşim..”, der Moira.

Inshala doğuya ve doğan güneşe bakar.

Sonra da karanlığın git gide aydınlandığı göğe..

Kızın küçük, çilek kırmızısı dudaklarından, daha çok bir şarkıyı andıran büyülü kelimeler dökülmeye başlar. Kız şarkısını bitirdiğinde Sur Bahçesi yemyeşil çimenler ve kırmızı, lila ve naif, silik pembe karanfil çiçekleriyle kaplıdır.

Olanları hayret ve hayranlıkla seyreden herkes Inshala’nın, “Delia Babamız için..”, dediğini duyar ve bahçeye huzurlu bir sükunet çöker..

Inshala tekrar doğuya bakar..

…ve fısıldar.

“Titania abla.. Sıra sende..”


 

1 Comment

  1. Aager ile Inshala’nın, karşılaştıkları ve giriştikleri zorunlu savaşlar dışında bir şeyler yaptıkları bir hikaye yazmayı çok istiyordum. Ve bunun bir ‘hırsızlık’ gibi Aager açısından oldukça olağan, Inshala için ise kafası karıştıracak kadar ‘çok yanlış’ bir eylemi ele alarak yapmaya karar verdim. İnshala, her şeyiyle Aager’in hayatının bir parçası olmak istiyor. Bu basit anlamda kendisini ispatlamak değil, zira kızın kendi marifetleri itibariyle buna pek ihtiyacı yok. Ama Aager’in de her konuda kendisine güvenebileceğini bilmesini, dahası, onun kendisine ‘hak edilmiş’ bir içerikle saygı duymasını istiyor. Bununla beraber, onun, gerekli de olsa, gerçekte hırsızlık yapmasını da istemiyor. Kurabiye-takas olayının altında yatan sebep de bu zaten. Kız, ‘bir şeye karşılık bir başka şey’ mantığı ile kasadan aldıklarının yerine, özellikle annesine yaptığını, dolayısıyla olabilecek en değerli gördüğü kurabiyeleri bırakır.

    Bu şekilde hem olay bir hırsızlık değil, bir çeşit takasa dönüşmüştür, hem de Aager’ine hırsızlık yaptırmamış, dolayısıyla da onun ‘ruhunu’ korumuştur!

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.