Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne karşısında krallığın birçok yerine dağılıp, Orken ordularına karşı yardım ve müttefik bulmak için küçük gruplar halinde dağılmıştır.

Bu küçük gruplardan biri de
Aager Fogstep ve Inshala ‘la fey’ Frostmane’dir.

Bu hikaye,
The Awesome Heist ‘dan
sonra yer alır..

 

İnfaz, yapmasını en iyi bildiğiniz şey. Evet, Tarakadahan, yardım geldi. Ama bu sandığınız gibi dışarıdan olmadı. Kafese tıktığınız kızım, sizden çok daha akıllı ve öngörülü çıktı.. Lütfen, sizi rahmetli eşim ve lordum olan Delia Karakash’ın varisiyle tanıştırayım..”, der Lady Alisia gizleyemediği bir mutlulukla ve sandalyesinden kalkar, omuzlarından eteklerine kadar dökülen ağır, zincirli örme zırha rağmen süzülür, ve bulundukları misafir odasını, oturma odasına bağlayan kapıyı aralar.

“Lady’im. Lütfen, buyurmaz mısınız?”

Alisia kapıyı iter ve üzerinde biraz büyük duran, yere kadar uzanmış ince altın sim işlemeli, yeşil ile koyu çivit mavisi bir elbise içerisinde Inshala belirir.

 

Burada not edilmesi gereken bir nokta varsa, o da Lady Alisia’nın, kendi kıyafetleri arasından küçük Inshala için özellikle seçtiği elbiseye kızcağızın eriyen gözlerle ‘enfes’ ifadesini kullandığıdır.

Not edilmesi gereken bir başka husus ise, “Hazır olun. Karkashi geliyor.”, diye içeri giren Aager Fogstep’in, Inshala’yı yeni elbisesiyle gördüğünde çarpılmış bir şekilde yerinde çakılıp kaldığıdır.

Karalar içindeki adam, “Ben.. Ummm..”, demiş ve susup kalmıştı.

Aager, hafif sarhoş olmuş bir şekilde kendisine geldiğinde, Lady Alisia’nın gülümsediğini, anneannenin kıkırdadığını, Moira’nın Inshala’ya ‘bu iş tamamdır’ işareti yaptığını, Maira’nın sırıttığını, Madine’nin ise ona ‘acayip acayip’ baktığını görür.

Aager boğazını temizler.

“Hazır mısınız.. uhh.. Lady Inshala?”, diye afallar biraz.

“Hazırım, Aager Fogstep.”, diye sakin, ağırbaşlı ve ölçülü bir şekilde cevap verir kız.

En azından dışarıdan görünen budur.

Aager zihninde kızın eriyen sesini duyar;

“Çok şirin bi elbise öyle değil miii? Hareket ettiğimde her yerimi okşuyo ama ki!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

İri, çelik adımlar, askeri bir intizamla sahibini, uzun, taş koridor boyunca taşır. Koridorun her iki yanında sıralanmış muhafızlar, duyularıyla algılayamadıkları bir gücün kendilerini itiyormuş hissiyle sırtlarını duvarlara yaslarken, ellerindeki mızrakları ve bellerindeki kılıçların kabzalarını da farkındasız bir tedirginlikle daha sıkı kavrarlar. İri adımları, daha genç bir çift çelik adımlar takip etmektedir ve efendisinin donuk, ölü bakışlarının aksine, gencin suratında acımasız, kin dolu bir ifade vardır..

Çelik adımlar, koridorun sonundaki kapıya vardıklarında bir an dururlar. Adamların ilki aklına bir şey gelmiş gibi önce kapıya, sonra da düşünceli bir ifadeyle boğuk, kör testere gibi bir sesle homurdanır..

“Yabancılar..”

Sesin sahibi uzun bir teyakkuzla olduğu yerde durur. Neden sonra bir omzunu silker ve düşüncelerini ‘an’a geri getirir.

İri, çelik bir yumrukla kapıyı, bu kale, bu şehir ve içinde yaşayan herkes ve her şey; Durkahan benim, der gibi döver..

..ancak kapıyı açan olmaz.

Kapıya cevap veren de olmaz!

Adam ikici defa çalmaz zira ilki ‘nezaketen’ yapılmış bir jestten ibarettir.

Evin efendisi izin almaz, izin de istemez..

İri, çelik yumruğu ile kapının kulpunu kavrar ve sessiz bir hışımda açar kapıyı..

“Lord Tarakadahan Karkashi. Bu odaya izinsiz giriyorsunuz.”, der Lady Alisia oturduğu sandalyeden kalkmadan ve sakin bir sesle.

“Kapını çaldım. Nezaketime karşılık verme zahmetinde bulunmadın.”, diye cevap verir Tarakadahan Karkashi, kör testere gibi hırıltılı sesiyle.

“Cevap vermedim çünkü size cevap verme zorunluğum yok, Karkashi.”, diye soğuk bir sesle karşılık verir Lady Alisia.

Lord Tarakadahan sessiz bir ânı, üstünün gelmiş olmasına rağmen oturduğu yerden kalkmayan kadını süzerek geçirir. Kadının giymiş olduğu kalın deri kayışlar, çelik omuzluk ve göğüslüklerden oluşan örme zincirli zırhını ve oturmuş olduğu açıdan sadece kabzasını görebildiği kılıcı da not eder. Sonra ağır hareketlerle başını ve yüzünün tamamını kaplayan miğferini çıkartır.

Lord Tarakadahan Karkashi, sadece alın ve çene yapısı ile kardeşi Delia Karakash’a benzerlik gösterir. Delia’nın aksine Karkashi’nin saçları omuzlarına kadar uzanmıştır ve yüzünde, alnının saç hizasından alt dudağına kadar çatallanarak inen eski bir yaranın izi görünmektedir. Ancak Karkashi’nin kardeşinden farkı bunlarla sınırlı değildir. Rahmetliyi, gözlerindeki merhametli, sevgi dolu, cömert ve kanaatkar bakışlarından tanıyan Lady Alisia, Karkashi’de o vasıfların hiç birisini göremez.

Lord Tarakadahan Karkashi’nin gözlerinde acımasız, nefret dolu, aç ve uğursuz bir hıyanetin kötürüm parıltısını görür sadece..

“Lady Alisia. Kızınızın ahmaklığına eşlik etmeye mi karar verdiniz? Akılsızca yaptıklarına karşılık yine de onun yaşamasına izin verdim. Bütün çocuklarının yaşamasına izin verdim. Karşılığında sizin bana eşlik etmeniz dışında da herhangi bir şey istemedim. Hürmetimi ve merhametimi bu şekilde mi geri ödeyeceksin?”

“Bir kadını, çocuklarının hayatlarıyla gemlemek ne zamandan beri merhamet oldu? Siz bu teklifle bana geldiğinizde, hürmetin de anlamını bilmediğinizi öğrenmiş oldum.”, diye cevap verir Lady Alisia.

“Belli ki dışarıdan yardım gelmiş size. Kibrinizi buna borçlusunuz. Size teklifimi ilk yaptığımda bu tavrınızı ortaya koyabilmiş olsaydınız, sizi olmasa da saygımı kazanmış olurdunuz. Anlaşılan her ikisini de infaz etmem gerekecek.”, diye sanki kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi mırıldanır Karkashi.

“İnfaz, yapmasını en iyi bildiğiniz şey. Evet, Tarakadahan, yardım geldi. Ama bu sandığınız gibi dışarıdan olmadı. Kafese tıktığınız kızım, sizden çok daha akıllı ve öngörülü çıktı.. Lütfen, sizi rahmetli eşim ve lordum olan Delia Karakash’ın varisiyle tanıştırayım..”, der Lady Alisia gizleyemediği bir mutlulukla ve sandalyesinden kalkar, omuzlarından eteklerine kadar dökülen ağır, zincirli örme zırha rağmen süzülür, ve bulundukları misafir odasını, oturma odasına bağlayan kapıyı aralar.

“Lady’im. Lütfen, buyurmaz mısınız?”

Alisia kapıyı iter ve üzerinde biraz büyük duran, yere kadar uzanmış ince altın sim işlemeli, yeşil ile koyu çivit mavisi bir elbise içerisinde Inshala belirir..

Aager sevdiği kızı arkasından takip etmez. Bunun stratejik gerekliliğini bilse de kız ondan plapmatik.. frapnatik.. pragnanik.. off yaa.. “Pragmatik?”.. evet, ondan işte.. olmasını rica eder..

Bu yüzden Aager Fogstep odada değildir.

Aager, koridorda..

..an itibariyle de Lord Tarakadahan Karkashi ve onunla gelen genç şövalyenin hemen arkasındadır!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager, Inshala’sından hiç bir korku hissi algılayamaz. Küçük kız, neredeyse katetonik denebilecek bir sükunetle Lord Tarakadahan Karkashi’ye bakar. Kızın kalabalıklardan ve sosyal şeysilerden bu denli korkmasına karşın, tekil anlamda, Durkahan’daki en tehlikeli, acımasız ve ölümcül adamın karşısında ise gözünü bile kırpmayışını Aager ister istemez biraz olsun hayret verici bulur.

“Kuduz hayvanlardan korkmana gerek yok, sevgilimi Aager Fogstep, zira onlar kestirilemezler. Ancak korktuğunu sezerlerse hemen saldırırlar. Bu adamda bir şeyler yanlış. Ama bize burada saldırmayacak çünkü bunun ona hiç bir faydası yok. Bize burada saldırırsa halkını karşısına almış olur. O, halkının kendisinden korkmasını istiyor. Ama onlara ihtiyacı olduğunu da biliyor.”

Aager kızın açıklamasını ‘makul’ bulsa da, yine de kılıç ve hançerini kınlarına sokmaz ve saklandığı karanlıkta sessizce beklemeyi tercih eder. Gerçekte ise ortada bir kan dökülecek ise, Aager bunun burada, dar ve kuytu ortamda gerçekleşmesini tercih eder çünkü kendi silahları kısa kılıç ve hançerlerden oluşuyor olması tam da böyle, hareket ekonomisi vermeyen ortamlar için uygundur. Ve görebildiği kadarıyla genç şövalyede uzun bir kılıç, Karkashi’nin ise belinde ağır, küt döküm bir gürz ve elinde taşıdığı, geniş ortamlarda yıkım getirecek koca bir teber mevcuttur.

Aager içeriden, Inshala’nın “Merhaba, Tata Amca.”, dediğini duyar!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager yüzünü buruşturur ve gülmemek için yılların verdiği bütün zihinsel gücünü değerlendirmek zorunda kalır. Lady Alisia’dan kontrolüz bir ‘fırk’lama kaçar ve Aager oturma odasında bekleyen anneanne, Moira ve diğer kızların kıkırtılarını duyar.

“Evin efendisiyle doğru konuş, sürtük!”, diye nefret dolu bir hışımla tıslar Lord Tarakadahan Karkashi’nin arkasında duran genç şövalye.

“Sus Scrofa!..”

..diye Inshala’nın sesi çınlar içeride.

“Hatırladın!”, der Aager mutlu bir şekilde.

“Söylediğin her şeyi diniyorum ama ki..”, diye kızın sevindirik cevabı gelir zihninde.

Lord Tarakadahan’nın tepkisi ise beklenmedik olur. Sağ tokadı bir anda fare kapanı gibi geriye şaklar ve elinin tersiyle genç şövalyenin burnunu kırar!

Bu beklenmedik ‘tokat’ karşısında genç adam geriye tökezler ve yere eğildiğinde ağzından ve burnundan bir anda kan boşalır.

“Hanımlara karşı nasıl konuşman gerektiğini asla öğrenemedin, Klaus —her ne kadar çocukça ve kendini bilmez olsalar da..”, der testere gibi hırıltısıyla.

Gözlerini Lady Alisia ve Inshala’dan ayırmadan ekler.

“Temizle suratını. Halıyı pisletiyorsun.. Şimdi.. Dikkatimi çekmeyi başardınız, Lady’im. Kimdir bu genç bayan?”

“Bu, Karkashi, Lady Inshala Frostmane Hooman ve kendisi Lady Moira’nın resmi kız kardeşi, ve benim de kızım olur.”, diye cevap verir Alisia.

Karkashi’nin tek kaşı kalkar ancak hayrete dair bunun dışında başka herhangi bir ifade belirmez yüzünde.

“Lütfen. Beni aydınlatmanızı bekliyorum, Lady’im.”, diye sabırlı bir tonla bekler.

“Kocam öldükten çok kısa bir süre sonra, kızım Moira bu genç hanımefendiyi kız kardeşi ve ardalı olarak sahiplendi. Tıpkı Delia’nın kızımı ardalı olarak ilam ettiği gibi.. Ve bunu da bir tapınak baş muhafızı, bir şerif ve High Woods Ri’si, Grandaleren’ın kızı, Prenses Alor’Nadien ne Feymist hanımefendi şahitliğinde notarize ettirdi. Belge burada, çoğaltıldı, ilgili tüm mercilere kaydı geçti ve şehir genelinde de ilam edildi.”, der Alisia ve bunu söylerken yüzünde haşin bir ifade belirir ve eli de kılıcının kabzasına iner.

“Öyle görünüyor ki yokluğumda boş durmamışsın, Alisia. Bu saçmalığı nereden ve nasıl hortladığını bilmiyorum ama adamlarımı zindana tıkmış olman, senin için bile fakir bir davranış.”

“Hayır, Karkashi. Sen artık evin sahibi değilsin ve suçlarının hesabını vereceksin..”, diye tıslar Lady Alisia ve yavaşça kılıcını kınından sıyırır.

“Lady Alisia.. Lütfen.. Bana kılıç çekerseniz, yetim çocuklarınız aynı zamanda öksüz kalırlar. Onları daha fazla üzmek istemediğinizden eminim.”

“Çocuklarım önce babalarını, sonra da annelerini örnek alacak, ve bizim adımlarımızdan yürüyecekler.. Ve o adımlar, asla senin peşinden olmayacak.”

“Alisia.. Bahsettiğiniz belge her ne ise, evin sahibi tarafından onaylanmadığı sürece geçersizdir. Ne kadar şahit getirseniz de bu gerçek değişmeyecek.. Lady Moira söz konusu ilamı yaptığında daha babasının sorumluluklarını resmi olarak üstlenmemişti. Kardeşimin kalkanı ve kılıcını, uğradığı baskında kaybolmuş olduğu gibi, mühür yüzüğü de çalınmıştı. Dolayısıyla üstündeki isimlere rağmen, belgelerinizin hiç birisinin geçerliliği yok! Size kılıcınızı indirmenizi sağlık veririm. Adamlarıma yaptığınız onursuz muameleyi daha sonra gözden geçireceğiz..”, der Tarakadahan, taş gibi bir ifadeyle.

“Bu mühür yüzüğü mü?”, diye araya girer Inshala gülümseyerek. “Çok güzel bi yüzük. Benim parmaklarım için biraz fazla büyük ama bu da biraz normal, sanırım; benim parmaklarım ince ki!”

Geldiğinden beri Lord Tarakadahan Karkashi’nin yüzünde ilk defa bir ifade belirir;

ŞOK!

Olduğu yerde çakılmış, önce küçük, boynuzlu kıza, sonra da elinde tuttuğu iri yüzüğe bakar.

Karkashi’nin çenesi, sert bir şey çiğniyormuş gibi gerilir ve sağ gözünde farkındasız bir tik atmaya başlar..

..ve sessizce, “Onu nerede buldun, küçük kız?”, diye kör testere sesi hırıldar.

“Senin evinde! Bodrumundaki büyük yuvarlak şeysilerin birisinin içinde gizli bir kutun varmış. Kutunun içinde de bi çok ilginç başka şeyler de vardı Tata amca ama söz, size ait hiç bi şeye dokunulmadı.. Sadece Delia babamıza ait olan bu yüzüğünü, kalkanını ve kılıcını aldık..

..ve bi kucak dolusu da kağıt. Fardashi amca kağıtlara baktı ve içlerinde bi sürü isimlerin olduğunu söyledi, sonra da isimleri toplamak için gitti.”

“Benim evime izinsiz mi girdiniz?”, diye yanan gözlerle kıza bakar.

“Tenkik olarak—”

“—Teknik olarak..”

“Evet, tenkit olarak buradaki kimse senin kasana girmedi ama ki. Siz bunları saklamış olmasaydın naapardık inanın bilmiyorum. Sayende bütün kağıtlara yüzükteki resmi işaretleyebildik.”

Aager ister istemez Inshala’sının anladığı şekliyle lafı çevirmesine biraz hayret eder. Özellikle de kızın bu güne kadar yalanlara gösterdiği tepkileri göz önünde bulundurduğunda. Kardashi’nin az gerisinde sinmiş olan Aager, kızın açıkça bir şekilde yaptıklarını kabul edeceğini düşünürken, kızın ilginç bir şekilde lafı kıvırmasını biraz rahatsız edici bulur. Evet, gerçekte kız yalan söylememiştir. Kızın yaptığı daha ziyade laf cambazlığı ile sınırlıdır ama yine de bu Aager’i rahatsız eder işte!

“Ummm.. Bebeğim?”, diye tereddüt ederek sorar Aager.

“Efendim, sevgilimi.”

“Adama söylediğin şey, çok da doğru değil aslında.”

“Evet. Tata amcaya kelimelerle pusu kurdum ki! Tıpkı senin yaptığın gibi.”

Aager ister istemez bir eliyle yüzünü kapatır ve küçük, saf kızı nasıl bozduğunu düşünür.

“Lord Tarakadahan Karkashi. Sizi eşim ve lordum olan Delia Karakash’ı öldürmek amacıyla pusu kurmak, Delia’nın haklı ardalı olan Lady Moira’ya komplo kurarak hapse attırmak, çocuklarımın hayatlarını tehdit ederek beni hiç istemediğim bir evliliğe zorlamak ve sevgili eşim ve lordum olan Delia’nın öldürülmesinden önce ve sonra gerçekleştirdiğiniz bütün suç ve zulümlerden sorumlu ve suçlu buluyorum. İki gün içerisinde açık mahkemede yargılanacaksın. Gökler yardımcın olsun.. Yüzbaşı Fardashi..”

“Hanımım.”, der yüzbaşı ve yanında, ölü gözlerle amcasına süzen Moira olduğu halde Lady Alisia’nın arkasında belirir.

“Bu adamın üstünden silahlarını ve zırhını alın zira kendisi artık bir şövalye değil, öz kardeşini öldürmüş bir hain ve bundan sonra da böyle anılacak. Sonra da onu, kızımı tıktığı kafese koyun.”, diye kati bir şekilde emreder.

“Beni adi bir suçlu gibi zindana attıramazsın, Alisia.”, diye hırlar Kardashi.

“Sen kızımı o zindana atarken hiç tereddüt göstermemiştin, Karkashi. Dahası, seni adi bir suçlu olarak o zindana koymayacağız.. Seni adi bir hain olarak o zindana tıkacağız.”, diye acımasızca cevap verir Lady Alisia.

“Ben bir paladin’im. İtham ettiğiniz suçlardan yargılanamam.”, der adam taşlaşmış bir ifadeyle.

Buna cevap Inshala’dan gelir.

“Hayır, Tata amca. Senin ne olduğunu bilmiyorum ama sen bir paladin değilsin.”, der kız sakince.

“Sen nereden bilebilirsin? Bir paladin olmanın koşul ve kurallarını bildiğini bile sanmıyorum.”, diye testere sesile hırlar Tarakadahan.

“Bilmiyorum zaten ki..”, diye aynı sükûnetle cevap verir Inshala. “..ama bildiğim bir şey varsa, o da denge!..”

“Denge?”, diye şaşırmış bir ifadeyle iki kaşı da kalkar Karkashi’nin.

“Evet, denge. Lady Moira ablam bir paladin. Onunla ilk karşılaştığımda bunu o kadar açıkça görmüştüm ki, beni ışığıyla yakacağını sanmıştım. Moira ablam o kadar paladin ki, bütün dengemi alt üst ediyor.”, diye açıklar kız.

“Bunun benimle ne ilgisi var?”

“Lütfen bana söyler misiniz, Tata amca, neden şu anda bu oda da tam bir denge var o zaman? Siz içeri girdiğinizden beri Moira ablamı hissedemiyorum!”

“Muhteşem!”, diye ünler Aager, zira Inshala’sının bir druid olarak ‘denge’ sezisini hiç aklına gelmemiştir.

“Ama biraz da üzücü.. İnsanların başka insanlara kötülük yapmak için gösterdikleri çaba, gerçekten üzücü..”, diye cevap verir Inshala.

Tarakadahan Karkashi uzun bir süre yerinde kıpırdaman durur.

Sonra, büyük bir gürültüyle elindeki teberi bırakır.

HAYIR!“, diye kindar bir hışımla çığlar genç şövalye ve belindeki kılıca davranır..

..ve bu hayatında yaptığı son şey olur;

Klaus’un boğazı boydan boya açılır.

Açık kırmızı kan, iç bunaltıcı bir hırıltı eşliğinde saçılır, ve genç şövalye ne olduğunu anlayamadan gözleri kayar..

Aager Fogstep, Karkashi’nin, Klaus diye hitap ettiği adamı yavaşça yere bırakırken,

“Sadece bir defa..”, diye acımasızca mırıldanır..

Karalar içindeki adam, kestiği gencin yerde titreyip, son tepinişlerini ifadesizce seyreder ve odadaki herkese, Drashan ile Durkahan arasındaki farkı da göstermiş olur; Drashan’da sadece ölüm ve kalım vardır, ve ‘onur’ opsiyonel bile değildir..

Aager dipsiz, kara gözlerle yerde titreyen leşi seyreder, sonra başını kaldırır ve ‘Sıra sende. Tercihini yap. Burada, yada başka bir yerde. Benim için fark etmez!’, der gibi Karkashi’ye bakar.

“Lord Tarakadahan. Gürzünüz, kalkanınız, zırhınız ve şövalyelik armanız..”, diye rica eder Yüzbaşı Fardashi ve elinde kalın zincir ve prangalarla Karkashi’ye yaklaşır. Fardashi’nin bu ‘ricası’ üzerine koridorda ne kadar muhafız varsa, mızrak ve kılıçları doğrultulmuş bir şekilde Karkashi’ye dönerler.

Delia’nın ağabeyi bir süre sessizce karalar içindeki adamı süzer ve an itibariyle koşulların kendisi için verimli olmadığına kanaat getirmiş gibi, yavaşça çelik elini kemerine indirir, basit bir sıkma hareketiyle kemerin tokası mandallarından kurtulur ve kemer, taşıdığı gürz ve kemere kopçalanmış şövalyelik arması, ağır bir gürültü eşliğinde yere düşer.

Kardashi başını yerdeki ölü adama çevirir ve dudakları tiksintiyle gerilmiş bir halde onu seyreder.

“Hiç düşünmeden davranmaların hususunda seni defalarca uyarmıştım, oğlum. Bir piç olarak doğdun, bir köpek gibi de öldün..”, diye sessizce mırıldanır.

 

Karkashi acı bir şekilde gülümser.

 

Sonra Lady Alisia’ya bakar, ardından da yanında duran küçük kıza.

“Mahkemede beni suçlayanlarımla yüzleşme talebinde bulunacağım, Lady’im. O güne kadar sevdiklerinize sarılıp onlarla koklaşın ve tanıdıklarınızla helalleşip vedalaşın. Çünkü kızına gösterdiğim merhameti, size göstermeyeceğim.”

 

 


Sus Scrofa; (Latince) Sus: Domuz. Scrofa: Yaban. Sus Scrofa; Yaban Domuzu, swine, sow.

Aager, Klaus’u öldürdükten sonra söylediği, “Sadede bir defa..”, ifadesi, bir kaç gün önce, gecenin bir yarısı Durkahan’a yaklaşırken Inshala’nın, “İnsanlar beni görünce hep taş atıyorlar ki!..”, diye dile getirdiği korkusuna verdiği, ‘söz’ kabilindeki cevabıydı. Aager, Klaus’un Inshala’ya ettiği hakareti ‘bir’ olarak kabul eder ve ona ‘ikinci’ bir şans tanımaz. Klaus kılıcına dokunduğu anda onu öldürür.

 

 

 
 

You might also enjoy:

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.