Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

 

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne karşısında krallığın birçok yerine dağılıp, Orken ordularına karşı yardım ve müttefik bulmak için küçük gruplar halinde dağılmıştır.

 

Bu küçük gruplardan biri de
Aager Fogstep ve Inshala ‘la fey’ Frostmane’dir.

 

Bu hikaye,
The Oathbreaker (Part One) ‘dan
sonra yer alır..

 

 

Bekçi Fardashi. Senin bu saatte ne işin var burada? Aslına bakılırsa, herhangi bir saatte ne işin var burada? Rütben, yersiz itirazlarından dolayı yüzbaşılıktan gece bekçiliğine alçaltılmamış mıydı senin?”, diye horlayan bir üslupla konuşur, Durkahan Kalesinin kapısındaki muhafız komutanı.

Yaşını almış Bekçi Fardahsi, takdir edilecek bir sabır örneği gösterir ve pırıl pırıl parlayan zırhlar içindeki genç sarışın ‘komutanı’ fiskesiyle yere sermez. Ona yaşlı bir kurdun, haddini aşmış bir eniğe baktığı gibi bakar.

“Hayır, Komutan Gartalius, bir omurgam olduğu için yüzbaşılıktan gece bekçiliğine indirgenmiştim. Bunu senin anlamanı beklemiyorum çünkü sende bir omurga yok!”, der Fardashi ve komutana nahoş bir şekilde sırıtır.

“Bakıyorum, düşük standartlarında da herhangi bir değişiklik olmamış, Fardashi.”, diye bozulduğunu örtbas etmeye çalışır Komutan Gartalius. “Arkadaşların da senin gibi; paçavralar içinde bir çapulcu ve küçük sürtüğü!”

Aager Fogstep kendisine ‘çapulcu’ denmesinden pek haz almaz, ancak bu iptidai hakaret teşebbüsünü de pek umursamaz zira kendisi kendisini tanımlaması gerekirse, ‘çapulcu’ gibi isabetsiz bir ifadeyi kullanmazdı zira hayatında bir çok suç, daha da çok günah işlemiş olmasına karşın, çapulculuk bunların arasında asla yer almamıştır.

 

Aager standartları olan biridir!

 

Aager’i kızdıran, koluna sımsıkı tutunmuş saf ve temiz kıza atfedilen ağır hakaret bir yana, bunu ona açıklamak zorunda kalabileceğidir..

“Ummm.. Aager Fogstep.. ‘Sürpük’, nedir?”, diye kızın utanmış sesini duyar zihninde..

..ve kendi kendisine ‘Hay Shit!’, diye hışmeder!

“Bunu.. sonra açıklasam?”, diye lafı geveler ağzında.

“Bana söylemeyeceksin.”, der kız.

“Söylemek istemiyorum. Ahmağın söylediği, hoş bi şey değildi.”, diye cevap verir.

“Her bana söylenen şeyi böyle mi geçiştireceksin, Aager Fogstep?”

“Kötü kız, demek.. Bir nevi..”, der ve kendince olayı kapatır.

 

“Üç..”, der Bekçi Fardhasi, Komutan Gartalius’un gözlerinin içine bakarak.

“Üç ne?”, diye afallayarak sorar Gartalius.

“İki..”, der yaşını almış bekçi.

“İki?”

“Bir..”, der Fardahsi ve yaşlı bekçinin kolu, omzundan itibaren geniş bir ark çizer, ve iri yumruğu Komutan Gartalius’un alnının ortasına iner!

Gartalius, kafasına balyoz yemiş öküz gibi olduğu yere yığılır..

 

Kale kapısında duran muhafızlardan zapt edemedikleri kıkırdılar duyulur.

“Şahitsiniz, öyle değil mi?”, der Fardashi ciddi bir şekilde. “Onu uyardım.. Hem de üç kere!”

“Kesinlikle, efendim. Tam bir centilmen gibi.”, diye sırıtır muhafızlardan biri.

“Bu da bi yöntem.”, der Aager arkadan, takdir eden bir sesle. “Ama neden bu kadar beklediğinizi anlamış değilim.”

“Bana hakaret ettiği sürece güvendeydi, çünkü üstümdü —teknik olarak. Size hakaret ettiğinde, Ritüel Ormanlarından gelen iki diplomata ve Lady Alisia Sivara’nın kişisel bir dostu ve konuğuna hakaret etmiş oldu. Eminim uyandığında, kim olduklarını öğrenmeden bir ‘beyefendi’ olarak tanımadığı yabancılara hakaret etmemesi gerektiğini birileri kulağına çıtlatacaktır.”, diye cevap verir Bekçi Fardashi mutlu bir şekilde.

Aager ciddi bir ifadeyle, “Doğru.. doğru..”, diye tasdik eder.

 

“Hiç bi şey anlamadım, Aager Fogstep. Madem sarı kafalı adamı dövecektiniz, neden baştan yapmadınız? İnsanların bu sosyal şeysiyle her şeyi karma karışık hale getirmelerini anlayamıyorum bir türlü.”, diye söylenir Inshala.

“Anlaşılmayacak bir şey yok aslında, bebeğim. Bu biraz benimle senin yemek yapmamıza benziyor. Ben bir patatesi çubuğa geçirip yakmayı yeterli görebiliyorum ama sen aynı patatesten, içinde soğan, tavşan eti, tuz, baharat ve bir sürü başka şeysiler katarak sıcak bir yemek yapabiliyorsun. Sonuçta ikisi de yemek. Ama hangisi daha lezzetli?”, der Aager makul bir şekilde.

“İnsanları neden anlamadağımı artık anladım, Aager Fogstep. İnsalar, insanları ‘lezzetli’ olsun diye dövüp öldürüyorlar!”, der kız esefle.

 

“Beyler, bu görmediğiniz bey ve hanımefendi, Ritüel Ormanlarından gelmeyen özel diplomatlar değiller.. Saygıdeğer Komutan Gartalius’un başına bu güzel kış sabahında güneş geçmiş olması da biraz üzücü bir durum. Kendisi gibi naif bir beyefendinin başını daha iyi koruması gerekir.”, der Fardashi, kapıdaki muhafızlara.

“Kesinlikle öyle, görmediğimiz Bekçi Fardashi!”, der muhafızlardan biri.

“Komutanımızın şapkasız dışarı çıkmaması konusunda kendisini uyaracağız —uyandığında..”, der bir diğeri.

“Naif kişiler, şükela gösterilerde şarkı söylemeliler..”, diye sıkıştırır birisi araya.

“Sanırım örgü ve dikiş, komutanımızın nazik mizacına daha uygun..”, diye itiraz eder bir başkası. “Şarkı söyleyerek komutanımızın kendisini rezil etmesini istemeyiz.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Anne.. Anne..! ANNEEE..!!”, diye büyük bir heyecanla annesinin, son iki ay ve birkaç gündür nadiren terk ettiği odasının kapısını döver bir çift küçük yumruk!

Ancak içeriden herhangi bir ses gelmeyince kızıl-kumral kıvırcık bukle saçlı çocuk tekrar annesinin kapısını yumruklar.

“Anne yaaa!.. Aç şu kapıyı. Bu çok önemli..!”, diye mızmızlanır çocuk.

“Cümeyt..”, diye bir kadının yorgun sesi duyulur kapının ardından. “..kapılara vurmakla ilgili ne demiştik?”

“Ama anne, bu gerçekten çok accayip önemli!”, diye yalvararak cevap verir çocuk buna.

 

İçeriden esefle verilen bir nefes ve ardından yumuşak halının üzerinde gezinen boğuk ayak seslerinin yaklaştığı duyulur. Kapının kilidi birkaç defa döner ve açıldığında beliren kadın sesi kadar yorgundur, ama daha çok ruhu bitmiş gibi bir hali vardır. Kadın, belki bir zamanlar fevkalade güzelken, çok kısa bir zaman içerisinde bunu kaybetmiş birisinin izlerini taşımaktadır. Buna rağmen mesafeli duruşu ve zarif, neredeyse siyah denebilecek koyu mor kadife kesim uzun elbisesi ve sade inci kolyesi dışında herhangi başka bir takı, mücevher yada makyajsız hali ile yine de oldukça çarpıcı bir dokunulmazlığı var gibidir. Kadında görünür tek ‘kusur’, kapının önünde duran küçük çocuğunki gibi kızıl-kumral saçları sadece çok hafif dağınıktır, o kadar.

 

“Bu kadar önemli olan nedir, küçük meleğim? Annen üzgün ve yalnız kalmaya ihtiyacı var.”, der çocuğa çok hafif gülümseyerek.

“Babam dönünce seni mutlu eder ki! Bütün üzgünlüğünü alır götürür.. O olduğu zaman hepimiz hep gülüyorduk!”, diye cevap verir çocuk kendinden emin bir şekilde..

..ve kadının gözleri dolar.

Yavaşça ve zarif bir şekilde dizlerinin üzerine çöker ve çocuğa sarılır.

“Baban çok uzaklara gitmek zorunda kaldı, meleğim. Ve çok uzun bir zaman da geri gelmeyecek.”, diye ağıt dolu bir sesle fısıldar sarıldığı çocuğa.

“Ben anlamıyorum, anne. Amcamla evleneceğini söylüyorlar ve Moira ablamı da götürdükleri günden beri görmedim. Kime sorarsam sorayım, nerede olduğunu söylemiyorlar bana.. ‘Git, çocuk.’, ‘Sen anlamazsın, çocuk’, deyip kovalıyorlar beni.”, diye alt dudağını pörtleterek isyan eder küçük çocuk.

“Bunları sonra konuşuruz, meleğim. Şimdi.. Nedir seni buraya getiren çok önemli şey?”, diye konuyu değiştirir kadın.

Çocuğun yüzü bir anda aydınlanır ve kendisini annesinin kollarından kurtarıp heyecanla yerinde zıplamaya başlar.

 

 

“Geldi.. O geldi anne.. Gözlerimle gördüm..”, diye neredeyse çığlar.

“Kim? Kim geldi, meleğim?”, diye sorar kadın.

“Artık kimse benle oynamadığı için bende yine odamdaki pencerenin başına oturup dışarıyı seyrediyordum ve onun geldiğini gördüm!”

“Cümeyt.. Kim geldi?”

“Fey ablam!”

“O kim, Cümeyt?”

“Off anne yaa.. Hani Moira ablamın aldığı yeni Fey ablam var ya, o geldi işte!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Bekçi Fardahsi, kapıyı nazikçe tıklatır ve yüzünde vakur bir ifadeyle belker ancak aradan neredeyse hiç vakit geçmez ve, “Gelin.”, der yorun bir ses.

Fardashi seri bir şekilde üstünü başını düzeltir, boğazını temizler, omuzlarını geri atar, derin bir nefes alır ve yavaşça kapıyı açar.

“Lady Alisia. Bazı.. beklenmedik misafirleriniz var. Kendileri oldukça uzaktan gelmişler ve.. sanıyorum bazı sorunlarınıza çözüm, bazı acılarınıza da merhem olabilecek misafirler..”, der içten, ve umutlu bir sesle.

“Fardashi. Lütfen. Aramızda resmiyete gerek yok. Bunu siz de pek ala biliyorsunuz. Ancak misafirlerimizi de bekletmeyelim.”, der Lady Alisia yorgun, ama benzer bir içtenlikle.

Bekçi Fardashi yarım döner, ve arkasında duran iki kişiyi de eliyle içeri buyur eder.

Aager nazikçe Inshala’nın elini tutar ve fena halde tedirgin kızla odaya girer.

 

Oda, Aager’in beklediği gibi büyük ve gösterişli değildir. Aslına bakılırsa, Durkahan’nın First Lady’sinin misafir odası oldukça küçüktür. Odanın ortasında çok da büyük olmayan, üstünde yere kadar serpilen örtülü bir masa, içi muhtelif büyüklükte kitaplarla dolu bir kitaplık, şifonyer, bir kaç varok süslemeli vazo ve çenesinde kesik izi olan, yakışıklı bir adamın yağlı boya portresinden ibarettir. Buna rağmen oda temiz, sade, zevkle ve feminen renklerle dekore edilmiştir.

Belli ki Moira’nın babası, rahmetli Delia Karakash, gerçekten söylentiler kadar dürüst, israftan kaçınan, gözü tok bir adamdır ve dul eşi de buna açıkça saygı göstermiş, olgun bir kadındır.

Odanın yumuşak dekoruna aykırı duran tek şey, köşede ki şövalyede asılı duran eski ama bakımlı çelik zırhtır. Aager, zırhtaki iki eksiği de fark eder; kalkan ve kılıç.

Odada, Bekçi Fardashi’nin konuştuğu kadın dışında başkaları da vardır ve diğerlerinin varlığı odayı, olduğundan daha da küçültmüştür.

 

“Hanımefendi.”, der Aager ve kadını başıyla selamlar. Sonra onun hemen yanında dimdik oturan yaşlı kadını, Lady Alisia’nın diğer yanında oturan ve Moira’nın kız kardeşleri olduğunu düşündüğü iki genç kızı da selamlar ve elinden tuttuğu kızı takdim eder.

“Sizlere takdim etmek isterim; Birinci Themalsar Savaşı gazisi, rahmetli Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig’in vekili, öğrencisi ve evlatlığı, Ritüel Ormanlarının koruyucusu, Serenity Home’un sevgisi, Themalsar’ın sonu, Inshala’s Grove’un sahibesi, Kış’ın gözdesi, Yaz’ın neşesi, High Woods Ri’si Grandaleren’in kızı Alor’Nadien ne Feymist hanımefendi ve Silent Hills’in varisi Prens Gnine Tinkerdome beyefendinin yakın dostu ve Lady Moira Alisia Jean’nin kız kardeşi; Inshala ‘la Fey’ Frostmane Hooman..”

 

Oda içeri girdiklerinde sessiz idiyse, artık tam bir ölü sessizliğe bürünür ve herkes hayret ve merakla önce karalar içindeki adama, sonra da adamın koluna yapışmış, utancından yerin dibine girmek istiyormuş gibi duran küçük, sıskası çıkmış kıza bakarlar.

“A.. Aager.. Sadece ‘Inshala’ yeterliydi ama ki!”, der kız anca duyulur bir sesle.

“Hayır, bebeğim.”, diye itiraz eder Aager. “Senin kim olduğunu ve buraya bir dilenci gibi gelmediğini açıkça bilmeliler.”

“Öyleyse Moira ablamın kız kardeşini görsünler.”, diye fısıldar Inshala ve önce sağ, sonra da sol topuzunu salar..

..ve kızın upuzun, ipeğimsi saçları kendiliğinden çözülüverir.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane başını kaldırır ve ilk defa açıkça bir şekilde, hiç tanımadığı bir grup insanın önünde kendisini boynuzlarıyla teşhir eder.

“Ben.. Ben buyum teyze..”, der kız, Lady Alisia’ya bakarak. “Moira ablam benim bu halimi gördü ama yine de bana kötü sözler söylemedi, bana taş atmadı ve benden tiksinmedi.. Bana sarıldı, benim onun saçlarını yıkamama ve örmeme izin verdi ve bana, içinde onun kız kardeşim olduğunu söyleyen bir kağıt verdi.. Ben.. Ben bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum çünkü efendim dışında kimsem olmadı ve ormanımda tek başıma yaşadım.. Moira ablayla karşılaşıncaya kadar. Beni istemezseniz sorun değil. Bu benim sevmediğim, ama bildiğim bir duygu. Ama izninizle, ablamı koydukları kafesten çıkarmak istiyorum çünkü o benim ablam. Buraya ablam için geldim ve onsuz da gitmeyeceğim!”

Inshala, tanımadığı bu insanlarla biraz fazla uzun konuştuğunu düşünür ve yine utanarak başını eğer.

“Öncelikle..”, der Lady Alisia, gizleyemediği bir hayretle. “Bana teyze diye hitap etmezsen pek sevineceğim.”

“Ö.. Özür dilerim. Ben sosyal şeysilerini çok iyi bilmiyorum. Aa.. Aager Fogstep bana öğretmek için elinden geleni yapıyor ama sanırım ben iyi bir öğrenci değilim. Sadece ablayı, abiyi, amcayı ve teyzeyi biliyorum çünkü herkes benden büyük.”

“Moira seni kız kardeşi ilam ettiyse, bu seni gerekten sevdiği, saydığı ve takdir ettiği içindir. Moira’mın bu ilamını gönülden destekliyorum. Bana ister Alisia, istersen de ‘anne’ diye hitap edebilirsin.”, der kadın ciddi bir şekilde.

“Ben.. size adınızla hitap edemem.. Bu çok ayıp olur. Ama ‘anne’yi de bilmiyorum. Daha önce hiç kullanma fırsatım olmadı..”

“Ah yavruuum..”, deyiverir Ladi Alisia’nın yanında oturan yaşlı kadın.

“Öğrenmek ister misin, peki? ‘Anne’yi?”, diye yumuşak bir şekilde sorar Alisia.

Inshala olduğu yerde, yıldırım çarpmış gibi kala kalır..

..ve titremeye başlar. Kızın fal taşı gibi açılmış gözlerinden iri yaşlar süzülmeye başlar ve kızın eli ayağına karışır.

Lady Alisia yerinden kalkar ve süzülerek kızın önünde belirir ve onu kollarına alır.

 

Aager yutkunur.

Çünkü Aager annesizliği çok iyi bilir.

 

“Gel küçük hanım, seni anneannen, diğer kız kardeşlerin ve meleğimle tanıştırayım.”

“Pe.. Peki.. Anne..”, der Inshala yaşlı gözlerle..

..ve hayatında ilk defa.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Tatataratan.. Katarakatan.. Kabataratan..”, diye başlar Inshala ama bir türlü telaffuz edemediği isimden ötürü yüzü yine kıpkırmızı kesilir ve yerin dibine geçmek için uygun bir yer arıyormuş gibi utanç içerisinde başını yere eğer..

“Karkashi.. Sen Karkashi de, bebeğim.”

Odada bulunan, saçları, dudakları ve gözlerinin etrafı garip bir şekilde siyaha boyanmış genç kızdan acımasız bir kıkırtı gelir.

“Buna bayıldım. Bundan sonra amcama Kabataratan diyoruz!”, diye gülmeye devam eder kız.

“Madineee..”, diye hiç tasvip etmediğini belirten bir tonla küçük kızını azarlar Lady Alisia. “İnsanlara isim takmak konusunda ne demiştik?”

“Amcamın önce insan olması lazım, anne. O tam bi hayvan!”, diye tiksintiyle cevap verir Madine ve önünde duran Inshala’nın boynuzlarına alık alık bakmaya devam eder. “Boynuzlarına dokunabilir miyim?”

“Ben..”, der Inshala ve afallar.

“Madine. Bu çok ayıp.”, der annesi.

“Hoyrat kız! Nerden buldunuz bunu, Alisia? Hiç edep görmemiş yamyam gibi!”, der anneanne ve cık cık’lar.

Kız ise umarsızca omuzlarını siker.

“Bence süperler, anne. Ben de istiyorum!”

“İstemek ve onlarla doğmak, apayrı şeyler, güzel Madine.”, der fısıltılı sesle Inshala. “Ama müsait bir zamanda söz onlara dokunabilirsin.”

“Yesshh!”, der Madine yumruğunu havaya sallarayak. “Zafer!”

Lady Alisia esefle gözlerini yuvarlar, sonra Inshala’ya döner.

“Rahmetli eşimin ağabeyi, buna izin vermeyecektir.”, der kıza.

“Madine’nin boynuzlarıma dokunmasına mı? Neden ki?”, diye şaşırmış bir şekilde sorar Inshala.

“Aaa.. Hayır, güzel kızım.. Komutayı almana izin vermeyecektir.”, diye nazikçe düzeltir Alisia.

Inshala ise herhangi bir tereddüt göstermeksizin, “Rahmetli babamız, vefatıyla komuta denen şeysini Moira ablama bırakmadı mı?”, diye sorar.

“Evet, güzelim. Kendisi gibi Moira’da bir paladin olduğu için komutayı ona bırakacağına dair, vefatından çok önce, kesin talimatlar bırakmıştı.”

“Moira ablam da bu kağıtta o komuta şeysini, artısı olarak—”

“—Ardalı..”

“Ardalı olarak bana bıraktığını söylemiyor mu?”

“Evet, güzelim, ama..”

“O zaman, Kabataratan— Karkashi amcanın bu konuda söyleyecek bir şeyi yok çünkü komuta şeysi onda değil. Asla da olmadı çünkü onu ben bu kağıtta ve bohçamda taşıyordum.. bunca zamandır! Haberim olsaydı onu size daha önce getirirdim ki..”

 

Lady Alisia, önünde duran sıskası çıkmış kıza şaşkınlık içerisinde bakar zira kızın bazı kelimeleri gerçek mi, yoksa mecazi anlamda mı kullandığını çıkaramaz.

Gerçekte ise Inshala ‘komuta’, ‘komuta zinciri’ ve ‘ardalı’ gibi kelimeleri, ne gerçek, ne de mecazi anlamlarda değerlendirmektedir çünkü kızın bu kelimelerin ne olduklarına dair en ufak bir fikri yoktur. Onun iç bu kelimeler; “Bende, ve cebimde!” —ile sınırlıdır..

..ve bu da, ilginç bir şekilde yeterlidir!

Bir başka açıdan bakıldığında, kızın bu kelimelerin ne olduklarını bilmeyişi, bu kelimelerin askeri, politik, ekonomik ve sosyal yaptırım gücünden de habersiz olduğu, dolayısıyla insanların, söz konusu güçleri elinde bulunduranlara karşı besleyebilecekleri korkuyu da algılayamaz.

Kızın, Tatataratan.. Katarakatan.. Kabataratan.. Hay lanet.. —Karkashi’den de herhangi bir şekilde çekinip korkmaması biraz da bundan kaynaklanmaktaydı!

 

“Şimdi.. Ablamı buraya getirmelerini rica edin, lütfen. İtiraz eden olursa da, komuta şeysinin Tata amcada değil, bende olduğunu söylersiniz.”, der Inshala ve elindeki rulo edilmiş papirüsü bayrak gibi sallar. Sonra da, “Yine itiraz eden olursa, Aager’imle beraberber Ritüel Ormanlarından gelme iki ‘dipkopatın’ neler yapabileceğini onlara gösteririz.”, diye mutlu bir şekilde devam eder.

Sözünü bitirdiğinde kaşlarını çatar ve kararlı bir sesle, daha önceki sözlerini tekrarlar.

“Buraya Moire ablam için geldik. Onsuz da gitmeyeceğiz. Arashkan ve High Woods yok edildiler, anne. Büyük bir yıkım geliyor ve insanların bir araya gelmeleri gerekiyor. Tata amcanın oyunlarına ayıracak ne benim, ne de Aager’imin vakti var..”

Lady Alisia hayretle küçük kıza bakar ve kısa, çok kısa bir anlığına bu sıskası çıkmış ‘çocuğun’ geçmişini.. ve —ürkütücü bir şekilde— geleceğini görür gibi olur ve hem korkar, hem de.. sevinir?

Alisia, Inshala’ya dair her ne gördüyse bu, kadının aylar önce kaybettiği bir şeylerin de kıpraşmasına sebep olur.

Kadın oturduğu sandalyede doğrulur, sonra da yavaşça ayağa kalkar ve dimdik durduğu yerden, Bekçi Fardashi’ye döner.

“Yüzbaşı Fardashi..”, diye kati bir güçle seslenir yaşlı bekçiye.

“Hanımım?”

“Sanıyorum, kızım bulunduğu kafeste yeterince tevkif edildi. Güvendiğiniz adamlarınızla gidin ve kızımı buraya getirin.”, diye emreder.

“Emredersiniz, Hanımım.”, der Yüzbaşı Fardashi mutlu bir sırıtışla.

“Hazır gitmişken, şehir ilamcısına da birini gönderin. Moira’mın kız kardeşinin ve benim de yeni kızımın kim olduğunu tüm sıfatlarıyla bütün Durkahan bilsin. Buna engel tanımayın! ‘Tata’nın oyunlarına son verme zamanı geldi.”

Yüzbaşı Fardashi yumruğunu göğsüne vurur ve yeniden doğmuş, genç bir delikanlı gibi enerjik adımlarla odadan sırıtarak ayrılır..

 

Fardashi’nin gitmesinden sonra, Lady Alisia tekrar Inshala’ya döner ve kıza uzun bir süre sessizce bakar. Sonra karalar içerisinde ki Aager’i inceler.

 

“Siz.. kızımın nesi oluyorsunuz?”, diye nazik bir şekilde sorar Aager’e.

“Onunum.”, der Aager sakince ve başka da herhangi bir açıklama yapmaz.

Alisia’nın bir kaşı kalkar ve kıza döner.

“Onunum.” der kız da, biraz pembe bir yüzle ama o da herhangi bir başka açıklama yapmaz.

Alisia’nın kendi yüzünde, ancak çileden çıkmış bir annenin yüzünde oluşabilecek bir ifade belirir.

“Siz.. arkadaş mısınız?, diye sorar imalı bir şekilde.

“Bırak çocukları, Alisia. Daha yeni geldiler ve sen kıza hesap mı soruyorsun?”, diye azarlar anneanne kendi kızını.

“Bilinmesi gereken bir husus bu, anne. Daha sonra yanlış dedikodularla uğraşmak zorunda kalırız ve Karkashi de bunu seve seve kızın aleyhinde kullanır.”, diye açıklar kadın.

“Yaşlı Efendim bana ‘küçük kestanem’, derdi. Aager ise bana ‘bebeğim’ ve ‘güzelim’, diyor. Ben de ona ‘sevgilimi’, diyorum ve içimde onun hayat ağacını taşıyorum! Evet biliyorum, biraz kafa karıştırıcı ama hepsi hoşuma gittiği için sesimi çıkarmıyorum.”, diye çenesinden alnına kadar kızarmış bir şekilde mırıldanır Inshala.

Anneanne kıkırdar.

“Aa.. Aager bana ‘Fogstep’ sözü de vermişti bi sefer ama ki..”, diye ekler kız.

“Sözlüsünüz yani. Bu güzel. Düğün ne zaman? Bir tarih belirlediniz mi?”, diye sorar kadın.

“Alisia! Bırak şunları! Daha yeni geldiler ve sen çocuklara düğün merasimi düzenledin bile!”, diye kızar anneanne.

Alisia taktik değiştirir ve kızı klinik gözlerle süzer sonra da kaşları çatılı bir şekilde, “Kızıma bundan daha iyi bakacağını umuyorum, Efendi Aager.”, der.

Aager yutkunur.

“Elimden geleni yapıyorum. Kendisi de daha çok yemek yiyeceğine dair bana söz verdi.”, diye afallar.

Anneanne yine kıkırdar..

..ve odadaki, yere kadar uzanan masa örtüsünün altından küçük, kızıl-kahve kıvırcık bukleli bir kafa belirir.

“Seeeeen çoooook güzeeeelsiiiiiiiiin!”, diye fal taşı gibi açılmış gözlerle alık alık Inshala’ya bakar bukleli kafa!

“Cümeyt!”, diye söylenir Lady Alisia. “Senin odanda beklemen gerekmiyor muydu?”

“Odam çok sıkıcı, anne. Ve Fey ablamı görmem gerekiyordu. Çok, ama çoook şiriiiin! Bizde kalabilir miiii?!”, diye inler çocuk ve masanın altından fırladığı gibi Inshala’nın kucağına atlar!

Inshala hayretle karışık küçük bir çığlık atar ve çocuğu havada yakalar.

“Çok da nefis kokuyor anneeee!”, diye derin bir nefes çeker çocuk.

 

Lady Alisia fena halde utanmış bir şekilde öylece yerinde kalakalır, Madine ‘fırk’lar, anneanne kıkırdar, ve o ana kadar hiçbir şey söylememiş olan, Moira’nın bir küçüğü, Lady Maira ise gülümser.

 

“Ben.. çok özür dilerim, kızım.”, diye afallar Lady Alisia. “Moira ilk senden bahsettiği günden beri ‘Fey abla, Fey abla’, diye her gün senin gelmeni bekledi ve penceresinin başından da ayrılmadı.”

“Özür dileyecek bir şey yok ama ki, efendim.”, diye mutlu bir şekilde cevap verir Inshala ve kucağındaki çocuğa sımsıkı sarılır. “Bence Efendi Cümeyt’te çok nefis kokuyor. Siz istemezseniz, bende kalabilir ki!”

Cümeyt kıkırdar ve annesine döner, “Kalabilir miyim, anne? Nooolur!”, diye inler.

“Cümeeeyt.”, der annesi esefle. “Birbirimizi görecek ve tanıyacak, umuyorum ki çok zamanımız olacak. Ama önce hepimizin yapması gereken önemli bazı işleri var.”

Çocuk annesini dinliyor gibi yapar, ama afacan gözleri bir anda parlar ve Inshala’ya dönüp, “Odamı görmek ister misin? Çok oyuncaklarım var. Beraber oynayalım mı?”, diye enik gözlerle Inshala’yı eritir.

“Benim hiç oyuncağım olmadı. Tabii görmek isterim. Ama önce annemizden izin alalım mı?”, diye sorar.

Belli ki Cümeyt kendi kapasitesini doğru tespit etmiş bir çocuktur ziraFey Ablasını erittiği bakışların aynını annesine yönelttiğinde kadıncağız sadece ellerini ‘Vaz geçtim!’, der gibi havada sallar.

Cümeyt, “Yesshh!”, diye mutlu bir zafer narası atar ve elinden kaptığı gibi Inshala’yı peşinden sürükler gibi odasına götürür.

 

“Ben.. ben de oynayabilirim biraz, değil mi?”, diye kızın içten sesini duyar Aager zihninde.

“Lütfen, bebeğim.”, diye gülmemek için çaba sarf eden bir sesle cevap verir karalar içindeki adam.

 

Aradan saatler geçer ve hava kararmaya başladığında dışarıdan şehir çığırtkanlarının Moira’nın, Inshala ile ilgili ilamı hala hayal meral duyulmaktadır. Bu esnada Aager’de Lady Alisia’ya, Serenity Home yangınından, suçluların peşine düşmelerinden, grubun diğerler üyelerinden, politik duruşu itibariyle özellikle de Prenses Alor’Nadien ne’den bahseder. Sonra Themalsar harabelerine varmalarından, oradaki savaşlardan ve en nihayetinde de Themalsar’ın kendisiyle yüzleşmelerinden ve Moira’nın fevkalade güçlü dişi bir iblisle mücadele edişini ve kırık bir kolla iblisi nasıl tutup yere çaldığını anlatır. Ardından küçük Inshala’nın harabeleri nasıl yerin dibine geçirdiğini ve bunun kızı nasıl ölümün eşiğine getirdiğini, tökezleyerek tekrarlar. Son olarak da Arashkan ve Bari Na-ammen’de olanları, iki şehrin de Orken orduları karşısında nasıl yakılıp yıkıldığını anlatır..

Anlatımını bitirdiğinde oda da tam bir sessizlik hakim olur.

“Vah vah vah.. O el kadar kıza insanların yaptığı kötü muameleye rağmen, onun gösterdiği büyüklük.. Ne kadar üzüldüm, anlatamam.”, diye dolu gözlerle inler anneanne.

“Demek bu hali sonradan oldu.”, der Lady Alisia ve o da gözlerini siler. “Rahmetli eşim bunu duymuş olsaydı, o sıskası çıkmış kızın önünde saygı ve hürmetle eğilirdi. Durkahan paladinleri utansın ve gerçek ‘fedakarlığı’ görsünler.”

“Anne. Bu..  Orken’ler Arashkan ve Bari Na-ammen’i yok ettilerse, sıra Vodgar’a gelecektir. Ondan sonra da Koruxan ve biz varız.”, diye korkmuş bir sesle araya girer Maira.

“Orken’lerin bu istikamete yönelmeden önce arkalarını denize vererek kendilerini güvence altına almak isteyeceklerini düşünüyoruz. Bunu yapmazlarsa iki taraftan da saldırıya uğrarlar ve bu da onların sonu olur. Serenity Home’un konumu bu yüzden çok önemli.”, der Aager. “Arkadaşlarımız, o bölgedeki potansiyelleri değerlendirmek için gittiler. Bir kısmı da, Orken’lerin Arashkan’ı bir üst olarak kullanamamaları için çaba gösterecekler. Ancak Orken’ler toplu bir şekilde Serenity’ye saldırırlarsa, o bölgenin tamamı düşer ve onları oradan kazımak imkansız hale gelir. Onlar Serenity’ye saldırırken, arkalarında Arashkan ve Bari Na-ammen olmadığı, Vodgar şehrinin de önünde, onları oyalamak için bir ordu bıraktıkları için kendilerini serbest ve güvende hissediyor olacaklar. Durkahan, Koruxan ve Palantine şehirleri bu açıklığı değerlendirebilirler. Prenses Alor’Nadien ne’nin annesi, Lady Nadine Graciousward, Koruxan ve Palantine şehirlerine, oradaki yetkilileri uyarmak ve onlardan yardım almak için gitti çoktan.”

Aager devamını da getirmek ister ancak kapı açılır ve kapının önünde Yüzbaşı Fardashi belirir.

Yüzbaşının alnı yarılmış, bir kaşı da açılmıştır. Üstü başı kan ve pislik içerisindedir ama buna rağmen sırıtarak içeri girer.

“Hanımım. Halimin kusuruna kalmayın, ancak aşağıdaki soytarılar sözden anlamamakta ısrar ettiler.”, der mutlu bir şekilde.

“Fardashi.. İyi misiniz?”, diye ayağa kalkar Lady Alisia.

“Bunlar mı?”, diye alnını ve kaşını gösterir ve tekar sırıtır. “Bunlar hiç bi şey. Siz asıl aşağıdakilerin halini görmelisiniz.”

“Ne oldu böyle?”, diye sorar Alisia.

“Biz kızımızı istedik. Onlar hayır, dediler. Biz verin, dedik. Onlar vermemekte ısrar ettiler. Biz de zorla aldık. Arada küçük bazı arbedeler çıkmış olabilir.. Şu anda, kale zindanlarının önceki misafirleri ile muhafızları yer değiştirmiş durumda!”

“Yüzbaşı Fardashi.. Kaç kişiyi—?”

“Hanımım, inanın olabildiğince nezaket gösterdik. Fevkalade zorunlu bırakılmadığımız sürece de sadece ‘odunlarla’ yetindik. Nevarki bazıları aldıkları ‘paralara’ fazla sadık çıktılar. Durkahan’ın satılmışlara karnı tok, ve yer de yok!”, der Fardashi kati bir sesle.

Lady Alisia vaz geçmiş bir nefes verir.

“Kızım?”

“Getiriyorlar, Hanımım. Zindan da çok iyi beslememişler ve yaraları kötü kapanmış. Onlara müdahale ediliyor. Bir şeyler de yedikten sonra kendi ayakları üzerinde yürür halde görünmesinin daha doğru olacağını söyledi bize ve bizde bunun oldukça akıllıca olduğunu düşündük.”

“Amcam zindanda fareleri daha iyi besliyor..”, diye yorgun bir ses gelir yüzbaşının arkasından ve kapıda Moira belirir..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Moira.. değişmiştir. Serenity Home’da tanıdıkları uzun boylu, geniş omuzlu ve sıktığı zaman kollarında, koştuğu zaman da bacaklarında beliren bariz kasları gitmiş, yanakları çökmüş, gözlerindeki parıltı sönmüş, etrafında da kara halkalar oluşmuştur. Kızın saçları darmadağınık ve tutam tutam birbirine yapışmış halde öylece durur kapıda.

“Aşağıdaki gösteriniz seyre değerdi, Yüzbaşı Fardashi. Tekrar izlemek için kalan mal varlığımdan vaz bile geçebilirim.. Merhaba anne. Yorgun görünüyorsun. Annanneciğim.. Seni üzmediler ya? Maira. İyi gördüm seni. Emo ve Cümeyt neredeler?”

 

Odadaki herkes kıpırdamadan hayret ve dehşetle Moira’dan geriye kalan yıkıma bakarlar. Sadece Aager hareket halindedir ve o da sadece bu aile içi buluşmaya dahil olmak istemediği ve kadınlara biraz mahremiyet vermek için bir duvara, ve köşeye doğru sessizce süzülür ve orada kıpırdamadan durur.

 

Lady Alisia dolu gözlerle kızına sarılır.

Yaşlı anneanne, torunu Maira’nın yardımıyla yerinden zorlukla kalkar ve ikisi de Moira’nın yanına gelir ve onlar da kıza sarılırlar.

“Üzgünüm, bebeğim.”, diye inler Alisia. “Amcan.. bazı tehditlerde bulundu.. Göz ardı edemeyeceğim tehditler..”

“Sorun değil, anne. Hata bendeydi. Aptal gibi davrandım, sonuçlarını da hepinize çektirdim. Amcamın vereceği çok hesap var ama bunu ben yapamam. Elimden tüm haklarımı aldı ve bunu yapmasına kendi akılsızlığımla ben izin verdim..”, der Moira bezgin sesiyle.

 

“Moira ablan geldi, bebeğim. Ama çok yorgun ve bitkin görünüyor. Sanıyorum onu yatmaya gönderecekler. Gitmeden görsen iyi olur.”, diye fısıldar Aager zihninden.

“Hemen geliyoruz, Aager’im.”

 

“Efendi Aager.. Sizi görmedim.. Lütfen nezaketsizliğimi bağışlayın.. Kız kardeşim.. Kendisi nerede?”

“Kız kardeşin burada, abla.”, diye küçük bir ses duyulur Moira’nın arkasından.

Moira sese döner ve karşısında Inshala’yı, ve kızın sıskası çıkmış omuzlarında oturmuş, kızı boynuzlarından kavramış Cümeyt’le bulur! İkisinin hemen yanında ise büyük ablasına alık alık bakan Madine durmaktadır.

“Bakıyorum Cümeyt, Fey ablasını bulmuş.”, der Moira, yüzünde kayık bir gülümsemeyle.

“Buldu, abla. İkimiz beraber, güzel Madine’yi da aldık yanımıza, Cümeyt’in oyuncaklarıyla oynadık. Madine’de bana albüm denen büyülü şeysilerini gösterdi. İçinden garip sesler geliyordu.. Biraz ürkütücüydü, açıkçası.”, diye sakince anlatır Inshala, ama kızın gözleri hiç de sakin değildir.

 

Kızın gözleri sislenmiştir. Ama o sislerin ardında hırlayan, hırçın, hatta vahşi bir fırtına kudurmaktadır;

Inshala fena halde kızmıştır.

Kız daha fazla sükûnetini koruyamaz, Cümeyt omzunda olduğu halde gelir ve Moira ablasına sarılır.

 

“Teşekkür ederim, kız kardeşim. Ben, yöntemimde hatalıydım. Ama bütün Durkahan yine de sustu, ve olanları sessizce kenardan seyretmeyi tercih etti. Bana sadece sen, ve Efendi Aager geldiniz..”

“Aslında diğerleri de geleceklerdi ama hepimizin hemen gitmesi gereken yerler vardı. Neler olduğunu sen biraz dinlendikten sonra anlatırız, abla ki.”

Moira başını kaldırır ve Aager’e bakar.

“Sonra.. Amcanızın burada olmayışı lehimize işledi ve onun kaledeki taraftarları gafil avlandılar ancak bu uzun sürmeyecektir. Geldiğinde senin de hazır, dinlenmiş ve gücünün en azından bir kısmını toplamış olman gerekiyor. Annen, anneannen ve kardeşlerinle onun arasındaki son kalkan sen olacaksın.. Bizi geçerlerse..”

Moira’nın kaşları çatılır. Bir iki defa buna itiraz edecek gibi olur ama sonra vaz geçer.

“Anne, Maira.. Siz ikiniz Moira’yı benim odama götürün. Orada güzelce yıkayın, sonra da benim yatağıma yatırın. Yiyecek bir şeyler de gönderteceğim.”, diye kati bir ifadeyle konuşur Lady Alisia.

“Gel kızım..”, der anneanne ve Moira’nın elinden tutar. “Bu yaşlı kadını çok yorma. Bir hanımefendiye yakışmayacak kadar pis kokuyorsun..”

Maira kıkırdar.

“Sen de gel ve bi işe yara..”, diye Madine’yi de azarlar anneanne.

Madine ise gözlerini yuvarlar ve peşlerinden gider.

“Şimdi. Cümeyt.. Sen de in istersen ablanın sırtından artık. Kızcağız uzun yoldan geldi ve yorgun. Bu gece ikiniz de benim odamda kalacaksın.”

Cümeyt yine küçük yumruklarından birini havaya çakar ve “Yesshh!”, diye ünler, Inshala’nın sırtından iner ve annesinin odasına doğru koşar. Ancak içeri girmeden önce durur ve Inshala’ya seslenir.

“Seninle tanıştığıma çok sevindim Fey abla. Oyuncaklarımla oynadığın için de çok teşekkür ederim. İstersen onları seninle paylaşabilirim. Benim için sorun olmaz.”, der ciddi bir şekilde.

“Teşekkür ederim Efendi Cümeyt. Çok nazik ve cömertsiniz.”, diye mutlu bir şekilde cevap verir kızıl-kahve bukleli çocuğa.

“Seni çok sevdi, sevgili Inshala. Bu güne kadar babası ve Moira dışında hiç kimseye bu kadar yakınlık göstermedi. Kimsenin de sırtına çıkıp oynamadı.”, der Alisia gülümseyerek.

“Çok sıcak bir ruhu var halbuki. İlgisini, heyecanını ve sevgisini hissetmesi çok keyifli bir ruh. O kadar açık, tarafsız ve yargısız ki..”

“Çocuklar öyle doğarlar, güzelim. Genelde yargıları biz onlara öğretiriz.”, diye cevap verir kadın, sonra hala kapıda bekleyen yüzbaşıya döner. “Yüzbaşı Fardashi. Bu kapıya ve kalenin bu kanadına tanıdığınız ve güvendiğiniz adamlarınızdan yerleştirirseniz çok sevinirim.”

“Çoktan yapıldı, Hanımım. Kalenin gerisinde de muhafızlar genel temizlik devriyelerine başladılar. Bütün kale baştan aşağı sabaha kadar, oda oda aranacak ve turlanacak. Kulelerde de askerler hazırda bekliyorlar. İlgili birileri.. gelmeye kalkarlarsa, bunu ya bir orduyla, kendi şehrine saldırarak yapacak, yada tek başına gelecek ve adaletin karşısına çıkacak.”, der yaşlı yüzbaşı.

“Teşekkür ederim, Yüzbaşı. Aileme hep iyiliğiniz dokundu. İnat etmemiş olsaydınız, sizi çoktan bir komutan yapmıştım.”

“Hanımefendi, lütfen.. Kendilerine komutan diyen o şımarık zibidilerin arasına koyarsanız beni, iki günde kafayı yerim. Hayatta tahammül edemediğim yegane şey, kendini bilmez ahmaklar.”

“Bir anda bütün asilzadeler de dahil, emir komuta zincirinin en üstündeki kremalı tabakanın tamamını tarif ediverdiniz, Yüzbaşı.”, der Lady Alisia gülümseyerek.

“Ben kremadan hoşlanmam, Hanımım..”, der Fardashi, bir an durur, sonra da ekler, “..ama kremanın üstündeki çileklerin her zaman taze olduğunu söylerler..”

Lady Alisia tekrar gülümser.

“Her şey hazır, Hanımım. Top, Karkashi’de.”, der yaşını geçmiş yüzbaşı.

“Bir şey dışında..”, diye cevap verir Lady Alisia.

Fardashi, tek kaşı kalkmış bir şekilde ona bakar.

“Eski zırhım, yüzbaşı.. Sizden onu babamın evinden getirtmenizi rica edeceğim. Evlendiğimde onu bir daha giymek zorunda kalmayacağımı umuyordum. Koşullar bana aksini gösterdi.”

“Lady Alisia.. Çok uzun zaman oldu elinize kılıç almayalı. Merak etmeyin. Sizi koruyacağız..”, diye güvence vermeye çalışır, Fardashi.

“Hayır, Yüzbaşı Fardashi.. Bir Durkahan hanımefendisi kendisini korur.. Yada elinde kılıcıyla ölür.”

 

 


 

 

 
 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. Yeni insanların Aager ve Inshala ile karşılaştığı, duygu yüklü bir hikaye oldu bu.

    Aynı krallık olmasına karşın, farklı şehirlerdeki farklı insanların, farklı bakış açılarının ele alındığı bir hikaye idi bu aynı zamanda. Arashkan ve Bari Na-ammen’de yaşayan insan ve elflerin bakış açıları nasıl farklıysa, Arashkan ve Durkahan halkı da bir birinden oldukça farklılar. İlkinde insanlar arasındaki ilişkiler daha çok nezaket, çıkar, para, şöhret, ticaret gibi daha ‘güncel’ olmasına karşın, Durkahan devamlı bir askeri komuta zincirine göre düşünülmüş ve inşa edilmiş bir kale şehri. Dolayısıyla onur, şeref, gurur, kibir, ihanet ve hıyanet gibi kelimelerin diri olduğu bir halkı var -ki bu da hemen kuzeyindeki Demon Wall’u (İblis Duvarı) yüz yıllardır devamlı askeri ve lojistik anlamda beslemeleri, daha sonra da Arcantonic Modanon’un açtığı Demon Gate (İblis Kapısı) ile daha da artmış bir baskı altında yaşayan bir şehir.

    Durkahan’ın tökezlemesi, kısa vadede Demon Gate’in o bölgeyi istila etmesi, orta vadede ise Demon Wall’un da muhtemelen düşmesi anlamlarına geleceğini göz önünde bulundurursak, olayların ciddiyetini anlamak daha kolay olacaktır.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.