Timeline:

Bu hikaye, Brom Bumblebrim adındaki, Bowling Hill’de yaşayan kendi ırkının diğer bütün üyeleri gibi ‘normal’ ve hayatını olabildiğince keyifli ve tembel geçiren bir hobbit’in, beklenmedik bir şekilde ne idüğü belirsiz bir şey tarafından ısırılmasıyla başlar.

Genç hobbit’i her ne ısırdı ise, o günden sonra Brom bir türlü yerinde duramaz ve en sonunda, gecenin alakasız bir yarısında, eski arkadaşı ve aile dostu olan Gamwise Samgee’ye evini ve gülleri emanet ettiğine dair bir not bırakarak yollara koyulur. Uzun bir gece boyunca nereye gittiğini bilmeksizin, öylece, istikametsiz bir şekilde yürür durur..

 

Bu hikaye,
A Bard’s Tale XIV, “a Bit of a Bite” I ‘den
sonra başlar ve ta Büyük Kuzey Tundralarındaki Shakehands kasabasında son bulur..

 

 

29.11.7588 B.Y.S (-19 Yıl)
Kasım sonu, Aralık başı.
Bowling Hills, sonrasında da Endless Watch’ın güneyi..

 

İnanamıyorum buna!”, diye inler genç Brom.

“Bütün gece yürüdüm, dere tepe düz gittim ve gele gele buraya mı geldim?”

Brom Bumblebrim, yeni doğmuş, mutlu bir Kasım sonu güneşinde, doğduğu, büyüdüğü, ve gece boyunca ayrıldığını sandığı Greener Kasabasını yukarıdan, bulunduğu tepeden seyreder.

“Bu nasıl mümkün olabilir ki ama? Bütün gece yürüdüm ve hepi topu koca bir daire mi çizmişim yani?”, diye, çökmüş, fena halde bozulmuş ve neredeyse ağlamaklı bir şekilde söylenir.

Mevcut hayal kırıklığı yetmiyormuş gibi, Brom bir de göbeği istikametinden derin bir gurultu duyar ve bu konuda da yapabileceği hiçbir şey yoktur zira yanına aldığı ve en azından bir kaç gün kendisini idare edeceğini düşündüğü bütün kurabiyeleri, kaşarlı, salamlı ve taze naneli sandviçleri ve peksimetleri gece boyunca yürürken yemiştir!

Belli ki iş yemek olduğunda bir hobbit olmak hiç de kolay değildir ve bu konuda tutumlu olması gerektiği, Brom’un daha birinci geceden öğrendiği ilk acıklı ders olacaktır..

..Yön bulma kabiliyetinin olmadığını anlamasından hemen sonra!

Halbuki tam on altı defa okuduğu o hobbit hikayesinde, yemek bulmanın zorluğu, ancak üstü kapalı bir şekilde geçilmiş ve yön bulmak konusunda da hiçbir ip ucu da vermemiştir! Yani, tamam, o hikayede de kahramanlar kaybolmuştur ama bunu yoğun ağaçların olduğu büyülü bir elf ormanında yaşamışlardır. Kendisi ise Bowling Hills’in açık arazili, naif, yeşil tepelerinde gerçekleştirmeyi başarmıştı bunu..

 

Brom acıklı bir şekilde, gezginleri yanlış yönlendiren kitaplar hakkında uzun, bir ozan olması dolayısıyla da muhtemelen ‘kafiyeli’ bir belagat dizecekken, bir anda asıl soruna ayılır;

Sorun kitapta değildir zira ve en nihayetinde, on altı defa okuduğu o hikaye, tam olarak da budur:

BİR HİKAYE!

“Off yaa.. inanamıyorum! Nasıl olurda bir hikaye kitabında okuduğum şeyleri referans olarak alabildim ki! Bu gerçek dünya Brom Bumblebrim, bir roman değil!”

 

Brom acıkmış, yorgun ve uykulu bir şekilde, Greener Kasabasına yukarıdan seyrettiği tepenin üstünde yere çöker ve “Ne yapayım, ne yapayım?”, diye düşünürken uykuya dalar ve suratının tam ortasına isabet eden kocaman bir damla ile yerinden fırlayarak uyanır!

Gece olmuştur ve yağmur yağmaya başlamıştır..

 

Brom, bütün bir günü, dışarıda ve soğuk Kasım’ın son güneşi altında nasıl uyuyarak geçirebildiğini merak eder.

Genç hobbit nedense kendisini kazıklanmış hisseder ve tepeden aşağı inip evine gitmeyi düşünür. Hatta bu saçmalığa bir son vermek için, eve varır varmaz da kapısını ve pencerelerini, tekrar dışarı çıkamamak için bulabileceği en büyük çivilerle sıkıştırıp sabitlemeye karar verir..

..ve işte tam o anda bir şey onu ısırır!

 

Brom küçük, biraz fazla tiz bir çığlık atar ve can havliyle yerinde hoplamaya başlar.

“Beni bi şey ısırdı! Muhtemelen zehirli bi şey!.. Ölüyorum! Ölüyorum! Muhteşem Gökler adına, ölüyorum!..”, diye kalçasının, tam da göremediği bir noktayı eliyle tutarak yerinde zıplamaya başlar.

Brom, yağmurlu ve karanlık gecede, tepeden aşağı, “İmdat! İmdaaat! Bana tabip getirin! Bana güzel bir hemşire getirin!..”, diye çığlayarak koşmaya başlar..

Kalçasının, tam olarak göremediği noktadaki ‘ısırık’ acısı geçtiğinde, Brom ne kadar koştuğu, dahası, hangi istikamete doğru koştuğu hakkında en ufak bir fikri yoktur..

..ama doğuya, güneşin doğduğu yere baktığında, bunu bütün gece boyunca yapmış olduğunu fark eder!

 

“Nasıl yaa?”, diye iyice tırsmış bir şekilde, ağlamaklı bir sesle inler küçük hobbit.

Bütün bir Aralık başı gecesi buz gibi bir yağmurun altında ve karnı fena halde guruldayan Brom, bulduğu ilk yaban çileği çalısına dalar ve avuçlayabildiği tüm acı çilekleri ağzına tıkar..

Çalıların arasında işi bittiğinde, ellerinde, kollarında ve yüzünde sızlayan bir düzine çizik ve biri ensesine, diğeri ise ayak parmakları arasına yapışmış bir-iki inatçı çalı kenesiyle uğraşırken gök yüzünden kızgın bir homurtu gelir.

Brom göğe bakar ve inleyerek söylenir;

“Ama zaten beni yeterince ıslatmıştın.. Daha fazla ıslanamam ki!”

Brom yerinden fırlar ve ortalıkta başını sokabileceği bir yer —herhangi bir yer— aramaya başlar..

..ama aç karnına yediği onca acı çalı çileğinden dolayı bir anda midesi bozulur!

 

Brom Bumblebrim, hayatında yaşadığı bütün kötü an ve anıları bir araya getirdiğinde, bu iki gün içerisinde başına gelenlerle kıyaslayabileceği bir olay düşünemez.

Üşümüş, fena halde ıslanmış, hala aç, her tarafı çiziklerle dolu ve midesi bozuk bir şekilde bir o yana bir buyana koşturur durur.

Yorgunluktan ve açlıktan, dahası, midesine musallat olmuş kramplardan bitkin düşmüş bir şekilde ne kadar koşturduğunu bilemez ama uzaklarda bir yerlerde gözüne ilişen kamp ateşini gördüğünde hava çoktan kararmıştır.

Brom, nefes nefese kalmış bir şekilde kamp ateşine doğru yaklaşır ama içinden bir ses, belki biraz temkinli olsa, bunun kendisine daha az acılara sebep olabileceği düşüncesini uyandırır.

Genç, ıslak, üşümüş ve şiddetli karın ağrılarıyla kıvranan hobbit, karanlığı aydınlatan kamp ateşine temkinli bir şekilde yaklaşır. Ateşin önünde oturmuş kimseyi göremeyince iyice içkillenir. Sessiz adımlarla biraz daha sokulurken birden alnının ortasına bir şey, müthiş bir hışımla çarpar ve Brom, acının yepyeni bir mertebesine ulaşıverir..

Taş..

Birisi karanlıkta ona taş atmıştır ve olduğu salak gibi o da bunu yemiştir.

“Niye yaa!”, diye inler Brom. “Neden kafama taş attınız ki? Beni soyacaksanız, bunu rica ile de yapabilirsiniz. Açım, donmuş vaziyetteyim, sırılsıklam ıslanmış durumdayım ve şiddetli bir karın ağrısıyla uğraşıyorum.. Tek istediğim ateşinizi paylaşmaktı ve daha merhaba bile demeden kafama taş attınız! Bu.. Bu çok ayıp ve hiç de medeni bir davranış değil!”, diye de acı içerisinde bağırır Brom.

Ancak genç hobbit’in bu ağıtına herhangi bir cevap gelmez.

Brom, yağan yağmurun burada biraz daha sığlaştığını fark eder ve kamp ateşi sayesinde karanlıktaki ağaçları görür.

 

“Ne istiyorsun, bücür!”, diye horlayan, tiz bir ses duyulur ağaçların arasından.

“Az önce söyledim ya! Sıcak bir ateş, o kadar.. Biraz yemeğiniz, kuru bir de battaniyeniz varsa, benim de biraz param var.”, diye acınaklı bir şekilde cevap verir Brom.

Aradan ancak bir kaç dakika geçtikten sonra cevap gelir.

“Kamp ateşinde ısınabilirsin. Orada küçük bir tencere dolusu yiyecek ve kuru bir de battaniye var.”, der aynı tiz ses ve Brom konuşanın ya küçük bir kız, yada eşit büyüklükte bir sincap olduğunu düşünür. “Geceyi ateşin başında geçirebilirsin. Ama yerinden kalkar ve bize.. uhhm.. bana doğru yeltenirsen, fena halde de-kompoze ederim seni!”

“De-kompo-NE?!”, diye hayretle sorar Brom.

“De-kompoze!.. Neresini anlamadın?”, diye sorar tiz ses.

“De-kompoze nedir? Hayır, beni öldüreceksen, en azından ölürken nasıl öldüğümü bilmek isterim. Sürpriz ölümler hiç hoş olmuyor!”, diye cevap verir Brom ve ateşe doğru sokulur.

Genç hobbit, kamp ateşinin yanına varır varmaz, adı geçen küçük tencerenin yanında duran teneke tabaklardan bir tanesini kapar, tencereden içine, nezaketin kabul edeceği ‘azami’ miktarı doldurur, ateşin diğer yanında duran battaniyeyi donmuş bedenine sarar, sırtını ateşe verir ve küçük, iki büklüm bir topak halinde sıcak yemeği kaşıklamaya başlar.

Yemek, kendi standartlarına göre pek de iyi değildir. Daha doğrusu, yemeğin tadında bir gariplik vardır; sanki iki alakasız kişi, kendi hoşlarına giden ne varsa içine atmışlar gibidir. Ancak şu anki aç haline bir şölen gibi gelir ve istediğinden çok daha kısa bir süre içerisinde de biter.

“Gece orada, kıpırdamadan dur. Yoksa—”, diye arkasından aynı tiz sesi duyar.

“—beni de-komoze-şeysiden edeceksin, hatırlıyorum”, der Brom. “Ama sanıyorum ki ben zaten de-kompoze olmuş durumdayım.. Ateş, battaniye, yemek ve de-kompoze uyarısı için teşekkür ederim.. Parayı ateşin yanına bıraktım. Size iyi geceler.”

Brom hayatında hiçbir zaman böylesi bir nezaketsizlikle karşılaşmamıştır. Ne bir başkasından, ne de kendisinden. Ama takati, sabrından önce tükenmiştir ve yeni yeni ısınmaya başlayan vücudunu battaniyenin içinde, sadece burnunun ucu dışarıda kalacak şekilde, biraz daha topak yapar ve kendinden geçmiş gibi derin bir uykuya dalar.

 

“Neden bu salağı aldık ki kampımıza?”

“Sırılsıklam olmuştu, üşümüştü, açtı, acı çekiyordu ve korkuyordu.”

“Tamam, onu anladım da, neden bu salağı kampımıza aldığımızı anlamadım? Bence tehlikeli. Hazır uyumuşken kafasına odunla vuralım, tam uyusun!”

“Lütfen kafasına odunla vurmayalım. Başkalarına karşı biraz anlayış gösterebilirsin bence..”

“Neden? Sen gösterdin de ne faydasını gördün bu güne kadar?”

“Faydası için değil, eksikliğinin zararlarından kaçınmak için yapmalıyız.”

“Saplantılı fetişlerin yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük hem safsın, hem de biraz aptalsın.”

“Bu.. bu biraz ağır ve kırıcı olmadı mı?”

“Beraber olduğumuz süre boyunca seninle geçinmem opsiyonel. Bir zorunluluk değil. Seni ben istemedim. Aslına bakılırsa, kimseyi istemedim. Hiç istemediğim bir şeyi resmen kakaladınız bana!”

“Benim ise çok istediğim bir şeydi ama kim olacağı kısmı nedense bana da sorulmadı. Ama bir tercihim olsaydı, bu yine sen olurdun.”

“Dediğim gibi.. sen hem saf, hem de biraz aptalsın!..”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

06.03.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Mart başı.
Giants Hutt Ormanlarının kuzey sınırı..

 

Brom, üç gündür saklandığı daracık ağaç kovuğunda, uyuşup yine karıncalanmaya başlayan bacaklarına, yeni öğrendiği bir egzersizi uygulamaktadır —sessizce! Evinden uzakta, bildiğini sandığı her şeyi sıfırdan ve canlı deney faresi gibi öğrenmek zorunda kalmış olması, genç hobbit’i iki aydan birazcık daha uzun bir süre içerisinde çakı gibi yapmıştır ve iki ay öncesinde olduğu gibi bütün erzakını bir gecede bitirmemiş, elindeki kurumuş bir dilim ekmeği küçük ısırıklar ve uzun süreli çiğnemelerle yemektedir. Buna rağmen üç gün içerisinde sırt çantası neredeyse boşalmıştır.

“Gidin.. gidin artık..”, diye sessizce mırıldanır Brom ve üç gün önce yanlışlıkla fazla sokulduğu haydut çetesinin kamp yaptığı yerin dibindeki oyuktan ‘ev sahiplerini’ izler. “Sizin gidip basacak bir köy yada kasabamız yok mu?”

Brom birden söylediği şeye ayılır ve utanır, zira bu rezil haydut çetesinin bir köyü basması halinde, oradakileri muhtemelen öldürecekleri anlamına geleceğidir.

Bitkin ve aç bir şekilde, neden ana yoldan saptığını ve neden Giants Hutt ormanında ‘macera’ aramak istediğini ve hangi ahmakça fikrin ona bunu yapmanın iyi bir fikir olacağına ikna ettiğini düşünür. Şayet hayatta kalırsa, aynı ahmaklığı tekrarlamaması açısından bu önemlidir..

‘Macera’ imiş..!

“İşte tam olarak bu yüzden hobbit’ler sıcak evlerinin güvenliğinde, mutlu bir şeyler atıştırırken macera kitapları okurlar, ama macera peşinde koşmazlar!”, diye geçirir aklından..

..ve farkında olmadan sırt çantasına elini sokar ve kalmışsa, yiyecek bir şeyler bulma umuduyla içini karıştırmaya başlar.

Çantanın içinde dolaşan Brom’un eli herhangi bir yiyecek bulamaz ama yanlışlıkla, rahmetli annesinin yadigar Lir’inin tellerinden birine dokunur ve Lir, keskin bir nota çıkartır!

 

..Ve bu..

..bir anda..

..beklenmedik,

..zincirleme bir reaksiyon başlatır!

 

“Neydi o?”

“Neydi o?”

“O neydi?”

“Ne neydi?”

“Bi ses duydum!”

“Ne duydun?”

“Ne duydun?”

“Bi ses!”

“Ne ses?”

“Bi sus..”

“Ben de duydum..”

“Ne duydun?”

“Ne duydun?”

“Bi ses!”

“Bi sus!”

 

Brom, saklandığı ağaç kovuğunda, kollarıyla daha da eğdiği başını kapatmış, çömdüğü yerde terleyerek kendi ayaklarını seyreder ve haydutların duydukları şeyden ivedilikle bıkıp vazgeçmeleri için bildiği her şeye dua eder..

..ve lanet şey, her ne ise, onu ısırmak için tam bu anı seçer!

Brom Bumblebrim, kontrolsüz, tiz bir çığlık atar..

 

“Aha! Yine duydum!”

“Ben de duydum..”

“Neydi o?”

“Neydi o?”

“O neydi?”

“Ne neydi?”

“Bi ses daha duydum!”

“Ne duydun?”

“Ne duydun?”

“Bi ses!”

“Ne ses?”

“Bi sus..”

“Ben de duydum..”

“Ne duydun?”

“Ne duydun?”

“Can’t touch this!”

“Bi ses!”

“Bi sus—

 

Brom, haydutlardan korktuğu kadar, aptallıklarına da hayret eder ve içinden acıklı bir sesle söylenir;

“Bi grup salak tarafından öldürüleceğim.. İnanılır gibi değil!”

 

—Brom korku ve panik halinde, neden son haydudun sözünün bir anda kesildiğinde ayılamaz. Ama kendisine garip, ıslık gibi gelen sesler, çeliğin çeliğe vurmasını andıran çınlamalar ve bunları takip eden çığlıklar, en sonunda genç hobbit’i, haydutların kampında bir şeylerin olduğunu söyler..

Brom, saklandığı ağaç kovuğundan başını kaldırdığında, kovuğunun neredeyse dibine kadar gelmiş bir haydudun, kafasının arkasına bir buçuk yardalık haşin bir okla, yüzü koyun kapaklanmış olduğunu görür!

Brom etrafına bakındığında, hemen ileride başka haydutların da benzer kaderleri paylaştığını görür ve birden onlara karşı hissettiği korkunun gerçekte ne denli küçük olduğunu anlar..

..zira ortama daha büyük —çok daha büyük— ve tehlikeli bir ‘balık’ gelmiştir ve bu balığın hiç şakası yoktur..

Brom gözlerini kısarak ana haydut kampında yoğunlaşan çarpışma seslerine baktığında, orada iri cüsseli, haşin suratlı bir adamın, elinde savurduğu kocaman kılıcıyla önüne çıkan bütün haydutları, tırpanın arpa başlarını biçer gibi biçtiğini, dehşet içerisinde seyreder! Ve adam yalnız da değildir. Göremediği birileri de, haşin suratlı adamın etrafını sarmaya çalışan haydutları birer ikişer, bir buçuk yardalık oklarla şişlemektedir.

Brom kıyımın ne kadar sürdüğünü bilmez. Ama bittiğinde ortada canlı bir tane bile haydut kalmamıştır..

İri cüsseli, haşin suratlı adam son haydudu kestiğinde nefes nefese bile değildir.

“Bu da sonuncusuydu.. Moorat, Davien.. Etrafı kontrol edin. Bu hayvanlardan kaçıp kurtulan olsun istemiyorum. Aynı işi bir kaç ay sonra tekrarlamak niyetinde değilim.”

İri adamın çağırdığı adamlardan biri kısa sarı saçlı, yakışıklı bir elftir.. Yada belki de bir half-elf, Brom saklandığı yerden tam olarak kestiremez ama adamın duruşundan mıdır, nedir, onun birincisinden ziyade diğeri olabileceği izlenimine kapılır ve elinde Brom’un neredeyse üç katı boyunda devasa bir yay vardır.

Sarı saçlı yarı elf gibi elinde benzer bir yayla sakladığı yerden çıkıp gelen diğer adam ise genç hobbit’in hayatında gördüğü en çirkin adamdır. Adamın eski kayış derisi teni, kara —kendim, ekmek bıçağımla kestim— izlenimi veren parçalanmış saçları ve bir gözünü kıl payı ıskalamış yara izi yetmiyormuş gibi, suratında da pis bir sırıtış vardır.

“Harika iş çıkardın, Şerif. Geri döndüğümüzde Efendi Thokan’a olanları anlatmalıyız. Eminim sana özel, epik bir şarkı yazacaktır.”, der Davien denen yarı-elf mutlu ve biraz da muallak bir sesle.

“Nasıl bu kadar iyi ok kullanıp, aynı zamanda da bu kadar salak olabildiğine hayret ediyorum, Davien!”, diye hırlar, diğer, adının Moorat olduğu tahmin edilen çirkin adam.

“Alındım.”, diye cevap verir Davien gerçekten alınmış bir sesle. “Senin kadar zeki olmamam, beni salak mı yapıyor, şimdi?”

“İkiniz..”, diye burnundan solur Şerif. “..ve bitmek bilmeyen dırdırınız.. Hatırlatsanıza bana, sizler gerçekten nasıl izci oldunuz?”

“İyi ok attığım için..”, diye mutlu bir ifadeyle cevap verir Davien.

Moorat denen çirkin adam ise omuzlarını silker. “Sıkıcı bir gündü ve yapacak başka da bir işim yoktu. Ben ozan olmak istiyordum ama o karga sesli Thakon yerimi kapınca ben de izci olayım bari, dedim..”

Davien buna kahkahalarla güler. Haşin suratlı şerif bile gülümser.

“Sanıyorum buradaki işimiz bitti.”, der şerif. “Bu şerefsizler kimseye bir daha musallat olmayacaklar. Etrafı kontrol edin, özellikle size ait bir şey kalmış olmasın.”

“Neden? Bunlar kötü adamlar ve bizde bu bölgeyi onlardan arındırdık.”, diye aynı muallak ifadeyle sorar İzci Davien.

“Evet, ama teknik olarak bu bölge Endless Watch’ın sorumluluğu altında ve bizim gelip onların bölgesinde ‘Serenity Kanunları’ uyguluyor olmamızı pek de hoş karşılamaya bilirler.”, der şerif sakince.

“Ne fark eder ki? İşlerini yapmış olsalardı, onlar da haydutları öldürmüş olurlardı.”

“Ama onlar haydutları önce yakalar, sonra şehre götürür, ardından büyük, teatral bir mahkemede yargılar, ancak ondan sonra asarlardı. Onlar kıçlarını kaldırıp bunu yapıncaya kadar da bu hayvanlar bir kaç köyü daha talan etmiş olurlardı.. Serenity Home’un böylesi gösterişli mahkemelerde harcayacak lüksü yok ve açıkçası bu şerefsizleri kasabama sokmak gibi bir niyetim de yok —asmak için bile olsa. Sanıyorum Tinker Hills sakinlerinin yardım için Endless Watch yetkililerine gitmektense bize gelmeleri bundan kaynaklanıyordu.. Geri döndüğümüzde, yüzümüzdeki ifadeden herkes gerekli mesajı alacaktır. Yuleman’da Tinker Hills gnome’larına ‘Halledildi.’, diye kısa bir not gönderecektir.”

Moorat yine omuzlarını silker.

“Bana farkmaz! Ben bir izciyim. Bu iş gelip beni ısıramaz.”, diye hırlar.

“Beni de!”, diye atlar Davien.

İzci Moorat, Davien’e tiksintiyle bakar sonra tek kaşı kalkmış bir şekilde şerife döner.

“Bu yüzden sen ‘tatildesin’, Standorin!”, diye ayılır birden.

Şerif, Moorat’e sırıtır.

“Bu iş geri dönerse, Serenity Home’a dönmeyecek. Kişisel olarak, tatilde dolaşırken saldırıya uğramış olan bana geri dönmüş olacak. Bu yüzden ortalıkta size ait bir şeyler kalmadığından emin olun ve kırık da olsalar tüm oklarınızı toplayın.”, diye emreder şerif.

“Ben hiçbir şey anlamadım..”, diye itiraf eder İzci Davien.

“Sen gidip oklarını topla, kasabaya geri dönerken ben de sana tane tane anlatırım.”, der Moorat hırıltılı sesiyle.

“Benimle alay edip dalga geçeceksin yine, öyle değil mi?”, diye saf bir şekilde sorar Davien.

“Evet. Ama yine de anlatacağım!”, der Moorat sırıtarak.

 

Brom Bumblebrim, saklandığı ağaç kovuğundan sessizce çıkar..

..ve kaçar!

Brom, Serenity Home denen yer neresidir bilmez, ama öğrenecektir ve oranın yakından bile geçmeyecektir..

Brom sessizce kaçarken arkasında bıraktığı haşin suratlı şerif ve iki izcinin konuşmalarını hala duyar..

 

“Limnia nasıl? Dahası, doğum bu kadar yakınken senin eğlenmen için buraya kadar gelmene nasıl izin verdi?”

“Lady hanımefendi başında duruyor. Ve bana da ihtiyacı olmadığına dair.. tam olarak bilmek istemediğim bazı şeyler söyledi..”

“Bahane böyle sunulur işte. Gör ve örnek al, Davien. Geçerli, şahitli ve kadınları kendi aleyhlerine kullanarak!”

“Söylesene, Moorat. Sen hala nasıl oluyor da bekarsın?”

“Akıllı olduğum için.. Onu sana vererek hem ablamdan kurtulmuş oldum, hem de dırdırından!”

“Sanıyorum yeni bir izci adayım var!”

“Davien.. Kim senin gibi aklı bir karış havada birisine evladını teslim edecek kadar ondan nefret eder ki?”

“Kimsenin sana çocuklarını eğitmen için vermiyor olmaları, görüyorum ki seni biraz huysuz yapıyor.. Sanki buna ihtiyacın varmış gibi.”

“Güzeeel. En sonunda senden kabul edilebilir hakaretler duymaya başladık artık! Kimmiş bu yeni adayın?”

“Efendi Darien’in pek sevdiği kızı, Laila.”

“Huh.. O küçük, süslü şey mi?”

“Evet, ama yaşı biraz küçük. Efendi Darien’e kabul ettiğimi, ancak bir-iki yıl daha beklememizin daha akıllıca olacağını söyledim.”

“Daha akıllıca.. Bunu sen söyleyince kulağa ne kadar komik geldiğinin farkındasın, değil mi?.”

“Alındım.”

“Siz ikiniz.. ve bitmek tükenmek bilmeyen dırdırınız..”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

18.04.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Nisan ortaları.
Croaking Mire..

 

Brom üç gün takılıp kaldığı haydut çetesinin kampından kaçtıktan sonra çok önemli bazı şeyleri öğrenir. Bunların ilki, ERZAK’ın asla yeterli olmadığıdır. Bir diğeri de elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta dolaşmaması gerektiğidir.. Ancak bu ikincisini öğrenmesi —gerçekten öğrenmesi— çok daha uzun sürecektir çünkü kendisi bir hobbit’dir ve çok küçük yaştan itibaren özel eğitimden geçmemiş her hobbit’in ortak bazı özellikleri mevcuttur. Bunların arasında ve muhtemelen de en başında yemek yemek, eğlenmek, tembellik etmek ve hiç şüphesiz, mutlu olmak vardır. Bunların kümülatif olarak bir araya gelmesinin tekabülü de, elini kolunu sallaya sallaya dolaşmalarıdır!

Ve bir hobbit’in bu ‘içsel’ huyundan vaz geçmesi için önce yemekten, eğlenmekten, tembellikten ve hiç şüphesiz, mutlu olmaktan vaz geçmesi gerektiği anlamına geldiği için bu da temel olarak ‘düşünülemez’ bir durumdur..

İşte bu yüzden dünyada hobbit nüfusu az olmamakla beraber, macera peşinde koşan hobbit nüfusu ise yok denecek kadar azdır.

Bu nadir ve ‘isteksiz’ istisnalardan biri de şu anda, elini kolunu sallaya sallaya girip, çok kısa bir süre içerisinde de saplanıp kaldığı Croaking Mire bataklığındaki Brom Bumblebrim’den başkası da değildir.

İşin gerçeğine bakıldığında da aslında suçun tamamı Brom’a ait de değildir.

Genç hobbit keyfince bir yerlere gitmeye başladığında, içindeki bir ses —yada kıçındaki ısırık acısı— ona o yönde değil, bir başka yönde gitmesini söyler.

Söz gelimi, bir sefer Brom’un bunu sınamaya kalkması aynı gün içerisinde ardarda tam üç defa ısırılmasıyla sonuçlanmıştı.

Brom güneye, geldiği genel istikamete dönüp, “Hmm.. Bugün nereye gitsem acaba? Belki de güneye, Melshieve Akademisine gitmeliyim. Orasını hiç görmedim..”, dediğinde ilk ısırığı yemişti.

“Peeeki.. Güney değil. Batı nasıl? Orda Sisters Lake gölü ve Witch Sisters bataklığı var sanırsam. Rivayetlere göre orada yaşayan üç cadı kız kardeş, görülmüş en güzel kızlarmış!”

Buna yediği ısırık ise özellikle acıtmıştı Brom’un canını..

“Tamam.. Öyle olsun bakalım..”, demişti Brom, kalçasının, tam da göremediği noktayı acı içerisinde kaşırken. “Doğuya gidelim. Bu kadar yakınındayken denize girmemek yazık olurdu. Şanslıysam denizde fazla sis olmaz. Rivayetlere göre açık havada, Drashan ta buradan bile görülüyormuş..”

Gerçekte Brom’un, ne Aralık ortasında buz gibi bir denize girmek, ne de mebus korsanların olduğu Drashan’ı —uzaktan yada yakından görmek gibi bir niyeti vardır. Sadece aklında oluşan bir teoriyi sınamak niyetindedir o kadar.

Brom, teorisini üçüncü bir ısırıkla sınamış olarak kuzeye doğru yürümeye başlar..

Aynı ısırık onu hanlardan, genel olarak yolları takip etmekten, şehir ve kasabalardan da uzak durması gerektiğini.. eh.. ısırarak söyler!

Brom, kendisini bu pis kokulu bataklığın ortasında getirip, sonra da terk eden ‘ısırığa’ lanet eder ve yapış yapış balçık ve sulu-vatuzlu vıcık vıcık çamurlu ‘bi şey’lerin içinde bulur.

“Niye yaaa.. Niye getirdin beni buraya ki? Ne var burada? —Aaaa bak, vıcıklı sülüklü balçık dışında gerçekten ne var burada?”, diye acıklı bir sesle hicveder.

Genç hobbit, o bataklıkta iki gün cebelleşir ve gece mi daha kötü, yoksa gündüzleri mi, bir türlü karar veremez zira gündüzleri hareket eden, ve bazen de etmeyen her şey onu yemeye çalışır. Geceleri ise bataklığa olağan dışı, nereden peyda olduğunu bir türlü kestiremediği bir sisle beraber, boğucu bir de sessizlik çöker ve Brom sislerin arasında devamlı ‘bir şey’lerin sessizce ve süzülerek uçtuğunu görür.

Geceleri sessizliği bölen sadece, arada bir duyduğunu sandığı inleme sesleridir.

“Lanet olsun..”, diye geçirir içinden Brom. “..hortaklar ve hayaletler! Neden hortlaklar ve hayaletler olmalıydı ki?”

Brom bataklıkta geçirdiği ikinci gecenin boğucu sessizliğindeki inlemelere yeni bir ses daha katılır..

 

“Brom..”

 

“Efendim.. Ne? Eh? Kim var orda?”, diye tiz bir çığlık atar Brom.

 

“Brom.. Kurtar beni Brom, boğuluyorum..”

—diye çok uzaklardan, yankılanarak gelen, yumuşak, hafif titreyen, ipek gibi bir kadın sesi duyar Brom.

 

“Ne.. neredesiniz? Sizi göremiyorum!”, diye cevap verir Brom tırsmış bir şekilde.

 

“Yardım et bana, Brom.. Çok yalnızım.. ve yardımına ihtiyacım var, kurtar beni bu bataklıktan..”

 

“Ama ben kendimi bile kurtaramıyorum. Neredesiniz? Göremiyorum sizi. Sabaha kadar dişinizi sıkabilirseniz, sizi kurtarmak için yardım getirmeye çalışacağım.” 

 

“Brom.. Lütfen yardım et bana.. Boğuluyorum..”

 

“Ben.. adımı nerden biliyorsunuz?”, diye korkmuş bir şekilde sorar Brom.

 

“Brom.. Yardım et bana.. Kötü adamlar beni zincire vurdular ve beni bu bataklığa kurban ettiler.. Yok olmak istemiyorum, yaşamak istiyorum, Brom..

 

Brom duydukları karşısında korkmuş olmasına rağmen yine de fena halde hiddetlenir çünkü yaşadıkları bu dünyada, bir şeyleri def etmek için böylesi ‘bakirelerin kurban edilmesi’ alışkanlığı duyulmuş bir şey olmasa da, imkansız da değildir.

Genç ozan, özellikle kadınlara karşı yapılan kötülüklere, cürümlere ve cinayetlere karşı içsel bir hassasiyeti vardır ve bulduğu göreceli ‘kuru’ topraktan kalkar ve sesin geldiğini düşündüğü yöne doğru vıcıklı balçıklı bataklıkta, kör bir şekilde sislerin içine dalar..

..ve çok kısa bir süre içerisinde de ayağı takılır ve yüzü koyun, pis, bulanık ve buz gibi bir bataklık göledinin içine düşer.

Brom, anında ve panik içerisinde, buzlu bulanık suyun içerisinde debelenmeye başlar ama su, dışarıdan göründüğü kadar bulanık değildir.. daha ziyade, bir şekilde sadece ‘puslu’ gibidir..

..Puslu ve aydınlık!

Brom, suyun derinliklerinde ışıl ışıl bir şeylerin parıldadığını görür ve ister istemez tepinmeyi bırakır ve suyun dibine doğru batarken, hayranlıkla o pırıltılı ışıkları seyretmeye başlar.

Ve hobbit battıkça su sanki berraklaşır ve Brom orada, surun derinliklerinde, daha önce hiç görmediği, garip, çapraz örmelerle bir birine eklenmiş, zarif denebilecek kadar da ince zincirlerle ayaklarından, bileklerinden, belinden ve boynundan prangalanmış genç, sıskası çıkmış kızı görür..

Brom bir ozandır ve her ozan gibi hayal gücü gelişmiş bir ruhu vardır. Dahası, bir hobbit olması dolayısıyla, biraz da hayalperesttir. Ancak o buz gibi suda gömülürken, zincirleriyle boğulan sıska kızı gördüğünde içinde bir şeylerin kıpraştığını hisseder..

..ve aklından, “Kim böylesi güzel ve zavallı bir kızı buz gibi bir suyun içinde zincirlere vurur ki? Bu açıkça bir cinayet!”, diye geçirir.

Bununla beraber, zihninin derinliklerinde ise, “Bu sıskası çıkmış kız suyun içinde nasıl hala hayatta?”, diye küçük bir ses de duyar ama o ses, üst üste binen hayret verici şeyler karşısında biraz cılız kalır ve boğulur.

 

“Brom.. Yardım et.. Boğuluyorum.. Daha fazla dayanamayacağım.. Ölüyorum.. Lütfen.. Ölmek istemiyorum..”

 

Brom suyun içinde kulaçlarını açar ve kıza doğru yüzmeye başlar ve ona yaklaştıkça, kızı prangalıyan zincirlerin, göletin derinliklerindeki, üstünde ne olduklarını anlayamadığı bazı rünlerin kazıldığı büyük, yosun tutmuş bir sütuna çivilenmiş olduğunu fark eder.

 

“Boğuluyorum.. Daha fazla dayanamayacağım.. Ölüyorum, Brom.. Ölüyorum..”

 

“Geliyorum, dayan..”, diye bağırır Brom, ve bağırmasıyla birden boğazı buz gibi, çamurlu ve bulanık suyla dolar!

 

Genç hobbit, gerçek, katışıksız, akılsız paniği hayatında ilk defa ve o anda yaşar.. Ve hayatta kalma iç güdüsünün ona söylediği tek şeyi yapmaya çalışır; Brom var gücüyle yüzeye çıkmak için çırpınır ama farkında olmadan ne kadar derine inmiş olduğunu anlamamıştır bile..

..Küçük hobbit’in göğsü sıkışır, yanan ciğerlerindeki son hava da panik kabarcıkları halinde ağzından ve burnundan kurtulur ve Brom, gözleri kararmış bir şekilde tekrar dibe çökmeye başlar.

 

“HAYIR.”

—diye güzel, etkileyici bir ses duyar kaybolan farkındalığının derinliklerinde..

 

“Burası ölmek için uygun bir yer değil, ölümlü.”

 

Brom acı içerisinde gözlerini açtığında, hala göletin derinliklerindedir, ancak daha önce gördüğü parıltıların hepsi gitmiş, geride sadece buz gibi soğuk ve bulanık pis su kalmıştır. Brom açısından farkı ise, ilginç bir şekilde nefes alabiliyor olmasıdır..

Genç hobbit, hayret ve panikle etrafına bakındığında, kendisini kocaman bir hava kabarcığının içinde süzüldüğünü görür. 

 

“Burası küçük bir hobbit için de uygun bir yer değil. Ve bu, o mebus yaratığın ilk defa bir ölümlüyü zincirlerinden kurtarması için bu tehlikeli sularda boğuşu değil. Ama ben burada olduğum sürece, o da bu bataklıkta kalacak.”

 

Genç Brom sesin geldiğini sandığı yere döner ve karşısında, hayatında gördüğü en yakışıklı adamı görür.

Brom bir ozandır ve ozanlar için kelimeler ve nüansları çok önemlidir. Bu yüzden karşısında duran ‘adam’ için sanki ‘yakışıklı’ kelimesi yetersizdir. Yada sadece ‘anlamsızlaşmıştır’ artık.

Önünde duran adam, uhrevi denebilecek kadar ‘güzeldir’..

 

“Kim.. kimsin sen?”, diye tırsmış bir şekilde kekeler Brom.

 

“Sana adımı vermek isterdim, genç Brom Bumblebrim, ancak isimim seninle yayılacak olursa, bu benim buradaki görevimi zorlaştırır zira beni adımla bulabilirler ve gördüğün o şer yaratığın müritleri, mahpusumu kurtarmak için ellerinden geleni yapmak için burada toplanırlar. Nerede olduğu bilinmeyeni kimse kurtaramaz.”

 

“Be.. Beni kurtardığınız için te.. teşekkür ederim.. sanırım..”, diye kekelemeye devam eder Brom.

 

“Teşekküre gerek yok, genç hobbit. Bununla beraber, seni buraya getiren küçük misafirine, yüzmesini bilmeyen birisini okyanusa atarak öğretmeye kalkmanın kendisi için biraz masraflı, senin için ise ‘can alıcı’ olabileceğini hatırlatmanı rica edeceğim.”, der uhrevi güzellikteki adam.

 

“Sö.. söylerim ama beni dinleyeceğini pek sanmıyorum..”

 

“Denemekten bir zarar gelmez.. Dinleyebilir. Seni kaybederse, yerine yenisini bulması çok uzun sürebilir. Dahası, bunun için vakti de kalmayabilir.. Şimdi. Giymeye hazır mısın?”

 

“E.. evet, Efendim. Kesinlikle hazırım. Ama gitmeden önce bir şey sormak isterim.”

 

“Sadece bir şey mi?”, der adam ve gülümser.

 

“Sen.. Uhhm.. Siz bir melek misiniz?”

 

“Öyle de denebilir, genç Brom. Teknik olarak ben bir ‘Muhafızım’. Bizler bazen —nadiren— bir ölümlüye atanırız, onu korumak için. Bazen de bir yere.. Fesat bir yaratığın dünyaya saçılmasını engellemek için. Bu döngüde, ben buraya atanmış durumdayım.”

 

“Döngü?”

 

“Daha değil, genç hobbit. O bilgi senin için okyanustan bile derin. Öğrendiğin zaman, sanıyorum öğrenmiş olmak için de hazır olmuş olacaksın.”

 

“Uhhm.. peki.. Efendim..”

 

“Hazır mısın?”

 

“Evet, hazırım.. Ama bir şey daha sormak isterim.”

Uhrevi güzellikteki adam, derin, esef dolu bir nefes verir.

 

“Tabii ki sormak istersin. Ölümlüler ve onlarım ölümcül merakları.. Aşağıdaki yaratığın kim olduğunu merak ediyorsun.”

 

“Aslında ben sadece neden evimden alınıp zorla ta buralara kadar getirildiğimi sormak istemiştim..”

 

“Bu sorunun cevabını bilmiyorum, genç Brom. Birimizin bildiği bir şeyi, hepimiz bilmeyiz. Bununla beraber, sanıyorum hedefine vardığında bunun cevabına da muvafık olmuş olacaksın.”, der Muhafız gülümseyerek.

 

“İş işten geçince yani..”, diye cevap verir Brom somurtarak.

 

“İş işten sadece öldüğümüzde geçmiş olur, genç hobbit. Ki bazen öldüğümüzde bile geçmiş olmayabilir. Ama sen buradaysan, bunun bir sebebi olmalı. Tıpkı gideceğin yerde sana ihtiyaç duyulabileceği gibi.”

 

“Ben sadece basit, küçük bir hobbit’im. Kimin bana ihtiyacı olabilir ki? Bu koca dünyada nasıl bir etkim olabilir?”

 

“Bu ‘koca dünya’ dediğin şey gerçekte ve tamamı, bir çok küçük şeylerin bir araya gelmesidir aslında; ağaçlar, binlerce küçük yaprağın bir araya gelmesinden, şehirler, binlerce insanın bir araya gelmesinden, ordular, binlerce bireyin bir araya gelmesinden oluşur. İnsanların kaderlerini de, binlerce ‘küçük şeyler’in bir araya gelmesi belirler. Bunlar bazen niyetlerden, bazen eylemlerden, bazen de ‘sadece basit’ küçük hobbit’lerden oluşur..”

 

“Hiç bir şey anlamadım ama verdiğiniz alicenap açıklamadan dolayı teşekkür ederim, Efendim.”, der Brom ciddi bir ifadeyle.

Uhrevi güzellikteki adam tekrar gülümser.

 

“Gidelim mi?”, diye sorar hobbit’e.

 

“Evet, lütfen.. Ama hazır konu açılmışken, aşağıdaki kim di?”, diye soruverir Brom.

Muhafız yine esef dolu bir nefes daha verir.

 

“Ah şu ölümlüler..”, diye söylenir.

 

Brom içinde bulunduğu ‘hava kabarcığının’ daraldığını hisseder ve gözleri kararmaya başlar. Etrafındaki buz gibi su üstüne çuvallandığında ise kendinden geçer. Farkındalığını kaybetmeden önce duyduğu son şey Muhafızın sesidir.

 

“Zuggtmoy.”

 

Brom, muhteşem bir Nisan güneşine gözlerini açar.

Güneş daha tam tepede değildir ancak pırıl pırıl, masmavi gök yüzünde keyifle dolanmaktadır. 

Brom, her tarafı ağrır bir şekilde doğrulur ve etrafına bakınır. Aşağı, güneye baktığında, Croaking Mires bataklığını görünce biraz şaşırır. Belli ki Muhafız onu sadece yüzeye çıkarmakla yetinmemiş, onu bataklıktan da tamamen çıkarmıştır.

 

“Zuggtmoy..”, diye geçirir içinden ama bu isme tekabül eden hiçbir bilgi gelmez aklına.

“Aptal şey..”, diye hışımla söylenir ama bunu, suyun altındaki ‘sıskası çıkmış, ürkütücü kız’ için mi kullanır, yoksa olur olmaz zamanlarda onu, tam da göremediği yerden ısıran şu ne idüğü belirsiz şey için mi, belli değildir..

 

 

Brom Bumblebrim’in hayret verici maceraları
A Bard’s Tale XIV “a Bit of a Bite” III ile
devam edecek..

 

 

 
 

You might also enjoy:

1 Comment

  1. A Bard’s Tale XIV
    “a Bit of a Bite” I – hikayesinden kısa bir süre sonra bu serinin 2.sini yazmayı planlıyordum. Ancak farklı grupların oyunlarındaki gelişmeler, bir anda bu serinin o anda devam etmesini ‘zamansız’ kıldı zira bu hikayeyi, sadece Brom ve onun Cora ile karşılaşmasına kadar ki yaşadıklarını değil, -18yıl öncesinden bazı olayların çoktan harekete geçmeye başladığını, bazılarının ise, kimsenin haberi bile olmamasına rağmen (Zuggtmoy örneğinde olduğu gibi), hem de Serenity Home’un neredeyse dibinde binlerce yıl gibi çok uzun zamandır var olduklarının ip uçlarını vermek istiyordum. Dolayısıyla bu serinin 2.sini, ilkinden hemen sonra yazıp yayınlamış olsaydım, sanıyorum arada en iyi ihtimalle ‘dip not’ olarak kaybolmuş olacaklardı.

    Dünyada daha keşfedilmemiş bir çok yer, bir çok olay, bir çok da fevkalade güçlü ve tehlikeli yaratıklar var. Bunların bazıları bu döngüde ortaya çıktılar, bazıları ise bir önceki döngü(lerden) ‘artık’ olarak hayatta kalmayı başardılar ve Brom bunlardan bazılarını, hem bir ‘seyirci’ gibi, hem de etken olarak görüp yaşayacak.

    Evet, sevgili hobbit’imiz keyfine, yemeklere, eğlenceye ve şarkılarına pek düşkün ve tembelliği sanat haline getirmiş bir ırkın da üyesi, ancak ve aynı zamanda fevkalade gözlemci bir kişiliğe sahip ve aynı zamanda da bir ozan..

    ..ve ozanların etik sorumluluklarının belki de en başında gördüklerini anlatmak, ve ‘aktarmak’ var.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.