A Bard’s Tale XIV
“a Bit of a Bite” IX

Timeline:

Bu hikaye, Brom Bumblebrim adındaki, Bowling Hill’de yaşayan kendi ırkının diğer bütün üyeleri gibi ‘normal’ ve hayatını olabildiğince keyifli ve tembel geçiren bir hobbit’in, beklenmedik bir şekilde ne idüğü belirsiz bir şey tarafından ısırılmasıyla başlar.

Genç hobbit’i her ne ısırdı ise, o günden sonra Brom bir türlü yerinde duramaz ve en sonunda, gecenin alakasız bir yarısında, eski arkadaşı ve aile dostu olan Gamwise Samgee’ye evini ve gülleri emanet ettiğine dair bir not bırakarak yollara koyulur. Uzun bir gece boyunca nereye gittiğini bilmeksizin, öylece, istikametsiz bir şekilde yürür durur..

 

Bu hikaye,
A Bard’s Tale XIV, “a Bit of a Bite” VI ‘in
devamıdır..

 

 

15.07.7591 B.Y.S (-16 Yıl)
Temmuz ortası.
Ritual Ormanları..

 

Yaşlı adamın aradığı şeyi bulması biraz zaman alır. Aslında bunun için tanıdığı küçük fey’lerden yardım istemek zorunda kalır zira genç hobbit isteyerek olmasa da, istemeyerek hafif bir ‘ayak’ izine sahiptir.. Parmak boyunda kanatlı küçük fey perileri yaşlı adamın etrafında uçuşurken büyük bir işi başarmış olmanın verdiği mutlulukla vızıldarlar. 

“Onu buldum, Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig!”, diye sivrisinek gibi tiz bir sesle çığlar bir tanesi.

“Onu önce ben gördüm, Whimsi Lola!”, diye cızıldar bir diğeri.

“Ahahahahaaa.. İkinizde hatalısınız..”, diye gülmeye başlar üçüncüsü.

“Nedenmiş o?”, diye hayretle sorar Whimsi Lola..

“Çünkü ben onu ikinizden bile önce gördüm!”, der gururla üçüncüsü.

“Aslına sen de hatalısın Biberbell!”, der dördüncüsü.

“Nedenmiş o?”, diye hayretle sorar Biberbell..

“Çünkü senden önce ben gördüm!”, diye güler dördüncüsü Biberbell’e..

 

..ve aralarında kavga etmeye başlarlar!

 

Yaşlı adam esefle elini yüzüne götürür, sonra derin bir nefes alır.

“Hanımlar.. Beyler.. Lütfen.. Sizler gibi olgun ve yetişkin fey’lere hiç yakışmıyor bu didişmeniz..”

“Ama önce ben gördüm!”, diye tekrarlar kendisini Whimsi Lola.

“Hayır ben gördüm!”, der diğer üçü koro halinde..

 

..ve tekrar kavga etmeye başlarlar.

 

“Whimsi Lola, Biberbell, Kindernest ve Little Dimple! Hepinize şeker sözü vermiştim, öyle değil mi?”, diye sorar yaşlı adam.

“EVET!”, diye haykırır dördü de birden.

“O zaman senden başlayalım Biberbell. Ne gördün?”

“Ayak izleri.. Çok küçük, muhtemel bücür bir şeye ait. Ama dwarf değil. Onların ayakları devrilmiş kütük gibi! Elf de değil. Onlarınkiler çok ince.. İnsan hiç değil, çünkü onlarınkini bulmak için bizi çağırmazdın! Evet. Kesinlikle farklı bi şeyin ayak izleriydi bunlar..”, diye mutlu bir şekilde vızıldar Biberbell.

“Ne oldu peki ayak izlerine?”, diye sorar yaşlı adam.

“Ne mi oldu? Hiç bi şey olmadı.. Öylece duruyorlardı..”, der Biberbell aklı biraz karışmış bir ifadeyle.

“Nereye gidiyorlardı ayak izleri?”, diye biraz daha açıklamalı sorar yaşlı adam.

“Uhhmm.. Öylece duruyorlardı, Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig.. Ayak izleri sahibi olmadan hiç bi yere gidemezler ama ki!”

“Şapşal!”, der Whimsi Lola, Biberbell’e..

“Neden ki?”, diye sorar peri ona hayretle.

“Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig, ayak izleriyle ilgilenmiyor. Nereye gittikleriyle ilgileniyor!”, diye küçümseyen bir ifadeyle bakar ona Whimsi Lola.

“Nereye gittiği gördün mü peki?”, diye sorar yaşlı adam.

“İşte tam şuraya!”, der Whimsi Lola ve doğuya işaret eder.

“Güzel—”, der yaşlı adam ve o istikamete doğru yürümeye başlar.

“—Sonra şuraya.”, der ve güneye işaret eder.

“Teşekkür ederi—”, der yaşlı adam.

“—oradan da şuraya..”, der ve eliyle geniş bir daire çizerek batıyı, sonra da kuzeyi gösterir.. ve tekrar doğuya işaret eder.

“Sen tam bi aptalsın, Whimsi Lola.. Kumse Böceği kadar aklın yok senin!”, der Kindernest, ve Whimsi Lola’ya acımaklı bir ifadeyle bakar.

“Alındım.”, diye somurtur Whimsi Lola.

“Sen ne gördün peki?”, diye sorar yaşlı adam.

“Ayak izleri her yerde, Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig. Avımız pek kurnaz çıktı. Ahahahahaa.. Ama beni kandıramadı. Ayak izleri bir kokarcaya tesadüf etmiş. Aralarında muhteşem bir mücahele gerçekleşmiş ve sanırım kokarca kazanmış!”, der Kindernest gururla.

“Hmmm.. Bunu duyduğuma.. üzüldüm.. yada sevindim..”, der yaşlı adam. “Ayak izleri nereye gitti muharebeden sonra?”

“Bilmem. Ortada kızgın bi kokarca vardı Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig!”, der parmak kadar peri, bu her şeyi açıklıyormuş gibi.

“Sizler..”, der Little Dimple ve üçüne de tiksintiyle bakar. “Üçünüzün de 3 puanlık zekanız var!”

 

Bunun üzerine üçü de düşünceli bir ifadeyle susup hesap yapmaya başlarlar.

 

“Bu o kadar da kötü değil ki.”, der Biberbell. “9 puan eder!”

“Hayır şapşal!”, der Kindernest. “36 eder bence!”

“Ahhaaa.. neden sizin puanlarınız o kadar düşük belli oluyor!”, diye ünler Whimsi Lola.

“Nedenmiş?”, diye sorar ikisi de.

“Çünkü 9 da değil 36 da.. TAM 333 EDER!, diye sırıtır ikisine de..

Little Dimple ağzı açık bir şekilde üçüne de bakakalır..

“Sen ne buldun, Little Dimple?”, diye pes etmek üzere olan bir sesle sorar yaşlı adam.

“Ben bunların ayak izlerinin peşine takıldığını görününce peşlerinden gitmedim çünkü üçü de aptal bunların!”, der bilmiş bir ifadeyle.

“Ne yaptın peki?”, diye sorar küçük bir umutla yaşlı adam.

“Ben mi..?”, der Little Dimple. “Ben onların geri döndüklerinde kendilerini rezil etmelerini bekledim.. Nasıl? Haksızmıymışım?”

 

Yaşlı adam, Efendi Cathber, hiç sesini çıkarmadan kemer niyetine beline bağladığı sicimden sarkan küçük keseciklerden birisine uzanır ve içinden dört adet limon, ahududu, çilek ve nane şekeri alır ve tekrar didişmeye başlayan küçük, parmak boyundaki perilere uzatır.

Dört peri de serçe ‘cık’laması gibi küçük birer çığlık atıp şekerlere dalarlar.

Dördü de bir avuca sığacak fey tarafından imha edilmiş Cathber, aradığı şeyi kendi kendisine bulmak için yola koyulur.

 

“Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig.”, diye seslenir, ağzı gözü mora boyanmış ve yapış yapış olmuş Whimsi Lola.

“Cathber, kafî..”, der yaşlı adam.

“Neden? Artık Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig değil misin?”, diye hayretle sorar Whimsi Lola.

“Ne vardı, Whimsi Lola?”, der bezmiş bir sesle Cathber.

“İlgini çeker mi bilmiyorum ama, aha şu tarafta oturmuş ağlayan küçük bi çocuk vardı..!”

✱ ✱ ✱

Bulunması hiç de kolay biri değilsin, delikanlı.”, diye homurdanır yaşlı adam. “Ve bunun bana ne kadar pahalıya mal olduğunu söylemeyeceğim bile.” 

Brom Bumblebrim, gözlerini siler, burnunu çeker, boğazını temizler ve..

..öylece çömdüğü ağaç kütüğünün üstünde kıpırdamadan oturmaya devam eder. Birkaç defa akıllı bir şeyler söylemek için yeltenir ama akıllıca hiçbir şey gelmez aklına.

Geldiğinde de söylemek istemez..

“Sorun değil, sorun değil. Önemli olan seni sağ salim bulmuş olmam.”, der Efendi Cathber ve gelip kendisi de devrilmiş kütüğün üstüne oturur, sakince uzun, ince bir pipo çıkartır, belindeki sicime bağlı keseciklerden birini aralar ve içinden çıkardığı tütünü pipoya doldurur. Tütünün kafi derecede sıkışmış olduğunu kontrol etmek için birkaç defa içine çeker, sonra sessizce bir şeyler mırıldanır ve pipo tütmeye başlar.

Uzun bir süre yaşlı adam ve genç hobbit sessizce otururlar ve genel anlamda ‘hiçbir şeyi’ seyrederler.

Neden sonra genç hobbit tekrar boğazını temizler ve boğuk bir sesle mırıldanır.

“Senin pipo kullandığını bilmiyordum, Efendi Cathber.”

“Aaaa.. Evet.. Bilmiyor olman normal, zira çocukların yanında kullanmıyorum. Kötü etki oluşturmasın diye..”, der yaşlı adam ciddi bir ifadeyle.

“Ne değişti?”, diye sorar genç hobbit.

“Sen..”, der yaşlı adam. “..bana ‘büyük’lerin oyununu oynadığını gösterdiğinde..”

Genç hobbit bıyık altı yapılmış bu iltifata bir şey söylemez.

“Hikayende boşluklar var olduğunu görmek çok da zor değildi. Ama itiraf edeyim, delikanlı, bunların daha ziyade kimseyle paylaşmak istemediğin, bir goblin fosseptik çukurunda saklanmak zorunda kalmış olmak gibi utanç verici şeyler olabileceğini düşünmüştüm. Titania? TITANIA?!“, diye hayretle söylenir yaşlı adam. “Bırakın kendisini görüp konuşmuş olmayı, bir çok ölümlü onun varlığından bile haberdar değil.”

“Keşke benim de hiç haberim olmamış olsaydı..”, diye mırıldanır Brom.

“Neden? Bu büyük bir onur.”

“Onurun bana bir faydası yok, Efendi Cathber. Onurun, kaybettiğime de bir faydası yok..”

 

“Sen kaybettiğinin, gerçekten gittiğini mi sanıyorsun?”, diye sorar yaşlı adam.

“Gitmedi mi?”

 

“Gidenlerin de kaybolduğunu mu düşünüyorsun?”, diye devam eder Cathber. “Kaybettiğimizi sandığımız şeyler, sadece merkezimizde kendimiz olduğumuz sürece gitmiş olurlar. Merkezimizde gittiğini düşündüğümüz kimseler olduğunu farzedersek, sence gerçekte kim gitmiş oluyor, o zaman?”

Brom başını kaldırır ve alık alık yaşlı adama bakar.

 

“Merkezimize onları, sevdiğimizi söylediğimiz kişileri koyduğumuzda, gerçekte biz onlardan gitmiş oluyoruz.. Peki onlardan biz gittiğimizde, kayıp mı olmuş oluyoruz? Bana hala buradasın gibime geliyor Efendi Hobbit, zira burada değilsen, ben kendi kendime konuşuyorum şu anda ve açıkça da bir deliyim! Yaşlılara ‘deli’ demek, ayıptır..

Brom, acayip bir şey yemiş gibi bir ifadeyle yaşlı adama bakar.

Efendi Cathber ise kıkırdar.

“Hadi kalk. Yola koyulsak iyi olacak. Hava kararmadan arbalet mesafesinden çıkmış olmak istiyorum”, diye sırıtır, genç hobbit’e.

“O kadar kızdılar, demek!”, der Brom homurdanarak.

“Uhhmm.. Kızmak.. oldukça hafif kalıyor. Ben olsam, ağızdan köpürmek, yemekhaneyi yerle bir etmek, masa-sandalye ele geçirilebilecek ne varsa paramparça etmek —gibi ifadeler kullanırdım. Ama bunların hepsi olumlu sonuçlar. Bir dwarf kızdığında sessizce duruyorsa bu iyi değildir.”

“Neden?”

“Kızdığı şeyi içine atıyor demektir. Bu sağlıklı değil.. Bizim için..”

“Margaret hanım sözünde duracak mı?”, diye sorar Brom.

“Evet. Annem sözünde duracak, çünkü sözünden döndüğü duyulmuş değil!”, diye neredeyse hırlar bir ses ve arkalarından ayak sesleri yaklaşır.

“Shit!”, diye küfreder genç hobbit.

“Makul, ama isabetsiz!”, der bir başka ses ve buna bir üçüncü ses kıkırdar.

 

Dridges Motherswolfie, Britney ve Dritmey Tosser ikizleri eşliğinde yaklaşırlar.

“Benimle ağız dalaşına geldiyseniz, hiç havamda değilim.”, der Brom kaşları çatılı bir şekilde. “Bana dalacaksanız, buna hemen başlayın, zira sizinle hiç uğraşacak halde değilim!”

 

Dridges olduğu yerde durur.

İkizler de küçük kız kardeşlerinin arkasında dururlar.

Üçü de kaşlarını çatarak küçük hobbit’e bakarlar.

 

“Bende ‘Efendi Cathber’ var. İstediğiniz kadar kaşlarınızı çatabilirsiniz.”, der Brom alt çenesini öne çıkartarak!

“Hadi yaa..”, diye söylenir yaşlı adam.

“Dwarf’lar hakkında gerçekten kötü ve hor şeyler düşünüyor olmalısın, Efendi Hobbit.”, der en sonunda Dridges.

“Dwarf’lardan sadece kötü ve hor şeyler gördüm, Dridges hanım.”, diye cevabı yapıştırır Brom.

Dridges durur. Sonra derin bir nefes alır ve sakin bir sesle konuşur.

“İlk karşılaşmamızda doğru davranmadım, Efendi Hobbit. Özür dilerim. Geri almam mümkün değil. Ama almak isterim; Ben Argail Smitefast kızı Margaret Madish kızı Dridges Motherswolfie..”, der sessizce.

“Ben de Argail.. Off yaa.. Onunkiyle aynı işte.. Son kısmını Britney Tosser diye değiştir, yeter!”, der Britney.

“Benimkini de onunkiyle aynı yap. Hatta sonunu bile değiştirmene gerek yok, ‘B’ yerine ‘D’, ‘N’ yerine ‘M’ koy, yeter..”, der Dritmey.

“Burada ne işiniz var?”, diye sorar yaşlı Cathber.

“Aslında birkaç tane işimiz var, Efendi Cathber. İlki, gideceğiniz belirli bir mesafeye kadar size eşlik etmek, ikincisi, kız kardeşlerimizden ikisini bulamıyoruz. Onları arıyor olacağız. Üçüncüsü ise biraz daha kişisel.. Efendi Hobbit’in.. bizler hakkındaki oluşmuş yanlış izlenimlerini.. belki düzeltebilmek..”, diye sıkılgan bir ifadeyle mırıldanır Dridges.

“Pratik ve alicenap bir yaklaşım.”, der Efendi Cathber. “Annenin haberi var mı peki burada olduğunuzdan?”

Dridges biraz daha sıkılgan bir ifadeyle cevap verir.

“Biz.. Uhhmm.. Merkeze bildirdik.. Eminim onlar da anneme bildireceklerdir.”

“Yürü, kız.”, diye dürter Britney, ikizini. “Annemin mevcut halinde bizi burada bulmasını mı istiyorsun?”

“Bence Brit haklı. Buradan ivedilikle tüysek iyi olacak.”, der Dritmey ve tedirgin bir ifadeyle arkasına bakar.

“Efendi Cathber, isterseniz bu konuşmanın devamını sonraya bıraksak.. Örneğin iki gün kadar sonraya!”, der Dridges ve ikiz kız kardeşleriyle beraber koşmaya başlarlar.

“Gençler.. ve yaptıkları akıl almaz şeyler..”, der yaşlı Cathber esefle ve Brom’un omzuna dokunur, ve dwarf kızların arkasından yürümeye başlar.

Brom Bumblebrim, tam bir dakika boyunca olduğu yerde durur..

“Lanet olsun..”, diye hışmeder..

..sonra o da kızların arkasında koşmaya başlar.

✱ ✱ ✱

Yani birisinin yaptığını bütün bir halka mı mal etmemiz gerekiyor, Efendi Brom? Bu halkın tamamına haksızlık olmuyor mu?”, diye sakin bir şekilde konuşur kamp ateşinin başında Dridges Motherswolfie. 

Brom sesini çıkarmaz.

En başta bunun akıllıca olabileceğini düşündüğü için bu taktiği kullanmayı tercih etmiştir ama Dridges ısrarlıdır. Aslına bakılırsa Dridges hem ısrarlıdır, hem de inatçı, dik kafalı, dediğim dedik, söylediğini sonuna kadar savunan, sonu geldiğinde de vurup öldüren, sonra da öldüğünde emin olmak için birçok defa daha vuran bir kızdır.

Sorun; kız öldüğünden bir türlü emin olamadığı için konudan geriye kalan cesedi gömmektense, vurmaya devam etmektedir!

“Bana destek olun, kızlar, haksız mıyım?”, diye, yetmiyormuş gibi bir de ikizleri de işin içine katmaya çalışır. Neyse ki Efendi Cathber’in bilgeliği, Dridges’in inadından daha engindir ve ne zaman kamp kursalar, yaşlı adam yorgunluktan şikayet edip, hemen gidip yatmayı tercih eder.

Brom, oturduğu yerde ‘uyuya kalmış’ taklidi yaparsa bununla paçayı yırtıp yırtamayacağını düşünür.

“Bana bakma.”, der Britney. “Ben önüme silahla biri çıkarsa, önce vurup, sonra soru sormayı tercih ederim.”

“O ne dediyse..”, diye Dritmey’de ikizini destekler.

Dridges buna da alınmaz, sükunetini koruyarak konuşmaya devam eder.

“Annem sözünde duracak ve kendisine verilen süre içerisinde Gulls Perch’e gidecek ve orada kendisine verilecek ceza her ne ise, buna da katlanacak. Bir anneden daha fazla ne istenebilir ki?”, diye söylenir. “Bizler de, bize gösterilen yere bir tane karakol kuracağız ve dönüşümlü olarak nöbette duracağız. Sanıyorum on beş günde bir gerçekleşir bu dönüşüm. Daha azı pratik değil, daha fazlası ise erzak sorununu doğurur.”

“Hmm hıh..”, diye muallak bir ses çıkartır Brom.

“Sonra da sanıyorum ağabeyim için bir ferman çıkartılacaktır. Belki Palantine’dan kafa avcıları bile çağrılabilir. Bu işi kendi içimizde halletmeyi tercih ederdim ama zaten dışarı saçıldı..”

“Hmmpphh..”

“Ardından ben Niketix’e dedim ki, ‘Torkan’a ilgin varsa git söyle. Seni beğendiyse gelsin ve annemden istesin. Güçlü ve niyetli mi diye, annemle babamın yaptığı gibi aranızda bi dövüş yaparsınız, ikiniz de hoşnut olursanız, bu iş tamamdır!”

“Hpphhnnmm…”

“Efendi Brom!”, diye fena alınmış bir şekilde ünler Dridges.

“Hhıh? Ne?”, diye kendine gelir Brom.

“Beni dinlemiyorsunuz bile..”, der kız.

“Ben.. evet.. dinlemiyordum..”, diye itiraf eder genç hobbit.

“Sizi anlamıyorum, Efendi Brom..”, diye inler kız.

“Neden? Neyimi anlamıyorsunuz?”, diye sorar Brom.

“Gösterdiğim bütün çabaya rağmen, sizin gösterdiğiniz ilgisizlik, hayret verici..”, der Dridges.

“Hanımefendi..”, der Brom bezmiş bir sesle. “Sizin ilgi göstermeniz, benim de aynı şeye benzer bir ilgi göstermemi gerektirmiyor. Sizi ben çağırmadım, kendiniz geldiniz. Dahası, son altı gündür durmaksızın bana bir şeyler anlatıp duruyorsunuz. Ama anlamadığınız şey, benim söylediklerinizle ilgilenmiyor olmam. Bunun anlaşılmayan tarafı nedir? Bir şeyi yeterince ısrar etmeniz halinde bir savaşı kazanabilirsiniz ama bu bir savaş değil, ortada da bir ordu yok. Anneniz de, sizler de onurlu olabilirsiniz —kendinizce.. ama en nihayetinde bu beni ilgilendirmiyor. Sizin onurunuz, yada eksikliği, benim sorunum değil, sizin sorununuz. Bunu anlamanız gerek.”

Dridges bozulur.

Fena halde.

Kızcağız gerçekten bu inatçı hobbit’in gönlünü alabilmek için sağlam çaba göstermiştir, ama belli ki bunun için 1 yıl, 6 ay ve 28 + birkaç gün geç kamıştır..

“Onu.. O kızı.. Gerçekten sevmişmiydiniz?”, diye sorar beklenmedik bir şekilde.

“Bunun sizi ilgilendirdiğini pek sanmıyorum, Dridges hanım.”, der Brom resmi ve soğuk bir ifadeyle.

“Susacağım, Efendi Hobbit. Ama bana onu anlatırsanız. Susacağım ve bir daha da açmayacağım bu konuyu..”, der kız samimi bir ifadeyle.

Brom’un bu konuyu kimseyle konuşmak gibi bir niyeti yoktur.. Hele bir dwarf’la.. Ama tam bunu ona söyleyecekken, küçük çadırında uyumuş olması gereken yaşlı Cathber’ın paslı sesi duyulur.

“Muhteşem Gökler adına, evlat. Anlat da sussun artık!”

İkizler ‘fırk’lar.

Brom uzun bir süre sessizce önündeki ateşe bakar.

 

Neden sonra ağzından,

“Aremela Berrybush..”

..kaçar.

 

“Bambaşka bir varlıktı. Saf bir hayal gücü, tertemiz bir kalbi, güçlü bir farkındalığı ve sessiz bir sevgisi vardı.. Nasıl anlatsam.. ‘ılık’ bir ruhtu onunkisi.. Ne soğuk ve mesafeli, ne de yaklaştığında yakan cinsten.. Dokunuşu da kalbi gibiydi.. Huzur veren, ama aynı zamanda süzülen.. Devamını isteten.. Sanki çölün ortasında, kurumuş dudaklara dokunan ilk yudum gibi.. Ve her zaman ‘mutlu’ idi. En kötü anımızda, canımızın en acıdı zamanlarda bile.. Mutlu ve hayat dolu. Şekere bandırılmış çilek gibiydi. Enfes ve.. tarifsiz..

Yanında olduğu ve olmadığı arasındaki fark, o kadar hissedilirdi ki..

Eksik kaldığım yanlarımı yüzüme vurmadığı gibi, kendi zayıflıklarını da benden saklamadı çünkü kendisinin, benim zayıflıklarımı örteceğine güvendi. Tıpkı kendi zayıflıkları konusunda onun da bana güvendiği gibi.. Boş bir kupayı dolduran şerbet gibiydi.. ama doldurduğunda, kupanın varlığına anlam veren bir şerbet..

Sonra.. birden alındı elimden.. Avucumdan akan suyu tutmaya çalışır gibi tutunmaya çaşıltım ona ama akıp gidiverdi..

Bunun.. hangi kısmını anlamanı bekleyebilirim ki? Hangi ceza, hangi karakol, hangi ferman telafi edebilir ki bunu, Dridges hanım? Senin söyleyebileceğin ne olabillir ki beni iyi hissettirsin? Onun yokluğu karşısında dwarf’lar için ne hissettiğimin gerçekte ne önemi olabilir ki?

Özrün, haklın ve onurunuz için gösterdiğin çabaya ilgisiz kaldığımı söylüyorsun. Aremela Berrybush yok artık ve senin halkın da, onurunuz da umrumda değil..”

Brom Bumblebrim ateşin başından kalkar ve sessizce kendi küçük çadırına gider.

 

“Wow.. Eridim, kız..”, der Dritmey.

“Wow.. Aynen..”, diye mırıldanır Britney.

“Ben..”, der ve tökezler Dridges.

“Annem bundan bulsun bi tane bana, anında satarım seni, kız!”, der Dritmey.

“Oha..”

“Buna ‘şah-mat’ derler, kızlar. Bir ozana, elinden alınmış sevgisini soramazsınız. Bu ahmaklığı yaptığınız anda, onun duyguları ve sözleri altında ezilmeyi de hakketmiş olursunuz. Şimdi gidin ve yatın, bu yaşlı adam da uyusun artık!”, diye Cathber’in paslı sesi gelir çadırından.

✱ ✱ ✱

Bu olayı takip eden günler, inatçı bir sessizlik içerisinde geçer ve Efendi Cathber bu acıklı duruma ‘sesini’ çıkarmasa da, yüzündeki ciddi ifadeden, onunda mutlu olmadığı bellidir. Genç Brom ise olaya mutlu yada mutsuz, herhangi bir gözle bakmaz. Kararlı bir umarsızlıkla yoluna devam eder.

Sessizliğe sadece ikizler pek uyum sağlayamazlar. Sanki arada bir neden sessizce yürüdüklerini unutmuşçasına, sonu kıkıdılarla biten bir şeyler konuşurlar.

Onuncu güne gelindiğinde yeni bir fırtına, beklenmedik bir hızla oluşmaya başlar ve Efendi Cathber kızlara durmalarını ve kendilerine gösterilen yerde beklemelerini söyler.

İkizler bunu sorgulamazlar ama Dridges bunun nedenini sorar.

“Çünkü, sevgili Dridges, Efendi Brom ile yapmamız gereken bir iş var.”, der Cathber.

“Ama neden? Bizim yapamayıp da onun yapabileceği ne olabilir ki?”, diye kaşlarını çatarak sorar Dridges.

“Çok şey var, sevgili Dridges.”, diye cevap verir yaşlı adam sabırlı bir şekilde.

“Ne gibi mesela?”, der dwarf kız inatçı bir ifadeyle.

“Sanırım bunun cevabını birkaç gün önce verdi sana..”, diye taşı gediğine koyar Efendi Cathber.

Driges susar.

Asık bir suratla kız kardeşlerinin yanına gider.

“Kızım, her şeye de bulaşman gerekmiyor.”, der Britney.

“Aynen..”, diye katılır Dritmey. “..Onların bizim her işimize karışmaları halini düşünebiliyor musun?”

Britney kıkırdar.

“Görmek isterdim ama..”

“Neden bizi dışlıyorlar ki?”, diye alınmış bir ifadeyle sorar küçük kız kardeşleri.

“Dridges..”, der Dritmey. “Sen gerçekten iyi niyetli ve harika bir kızsın. Ama daha gençsin, halkımız dışında neredeyse hiç başkalarıyla karşılaşmadın ve onlarla doğru dürüst bir iletişimin olmadı, dolayısıyla bazı şeyleri bilmiyorsun ve anlamıyorsun.”

“Aynen..”, diye onaylar Britney.

“Ne gibi?”, diye daha da alınmış bir şekilde sorar Dridges.

“Ne gibisinin bir önemi yok, ve zaten olayın püf noktası da bu. Şu anda sen bizim komutanımızsın. Onların değil. Ne Efendi Cathber’e, ne de Efendi Brom’a emir verebilirsin.”, diye açıklamaya çalışır Dritmey.

“Evet.”, diye onaylar Britney.

“Onlara hiçbir emir vermedim ki.”, diye itiraz eder Dridges.

“Dahası..”, der Dritmey ve devam eder. “Her ikisine de, nezaketen bir şeyin sebebini sorman dışında, hiçbir konuda sebep göstermelerini talep edemezsin. Bunu anlıyor musun?”

“O ne dediyse..”, der Britney. “Ayrıca şu gördüğün karabulutlar sana ne söylüyor?”

“Yağmur yağacağını?”, diye azıcık hicveder Dridges.

“Bu doğru.”, der Britney. “Bizim üzerimizde ne var peki?”

Dridges bir elindeki çelik çerçeveli kalkana, diğer elindeki enli kılıca, giydiği örme çelik zırha, sonra da ablalarının ellerindeki koca balta ve onların üzerindeki zırhlara bakar ve ayılır.

“Aynen..”, der Dritmey. “Her ne yapacaklarsa, bunu o fırtınanın içinde yapacaklar. Bize açıklama yapmaları gerekmiyor çünkü biz gerçekte onların grubunun bir parçası değiliz. Kendi kendimizi, muallak sebepler göstererek onlara yamadık. Bize, ‘gidin artık’, derlerse de gitmez durumunda kalırız. Bunu dememelerinin tek sebebi de gösterdikleri nezaket.”

“Tamamen..”, diye ikizini onaylar Britney. “Sen iyi niyetlisin ama bazen biraz falza zorluyorsun. Her şey zorla düzelmez. Efendi Hobbit’in bizimle olan sorunu ‘varlığımızla’ değil, ‘yokluğumuzla’ hallolacak bir durum, gibime geliyor.”

“Hiçbir şey yapmayacak mıyız yani?”, diye sorar Dridges.

“Yaptık zaten.”, der Britney.

“Aynen..”, diye onaylar Dritmey. “Onlara eşlik etme sebebimizi söyledik. Ortada olmayan tehlikelere karşı onları koruduk ve özrümüzü diledik. Sonuç itibariyle Efendi Brom’un özrümüzü kabul edip etmemesi tamamen ona kalmış.”

“Akıllı konuştun, kız.”, der Britney.

“Aynen..”, der Dritmey.

 

Tam o sırada ileriden, kara bulutların olduğu yerden beklenmedik bir ışık harlaması, hemen ardında da keskin ve dehşet bir patmala sesi gelir..

..üç dwarf’da, gökten inen dev bir yumruğun kendilerini yapıştırmış gibi yere çakılırlar.

 

“Kör oldum!”, diye panik içerisinde çığlık atar Britney.

“Sağır oldum!”, diye inler Dridges.

“Aynen..”, diye bağırır Dritmey!

 

Efendi Cathber topallaya zıplaya yürüyüşüyle, Brom da elinde tuttuğu, daha yeni ‘çarpılmış’ yıldırım asasıyla geri döndüklerinde üç kızı da yere yapışmış, gözleri kamaşmış, kulakları sağır halde bulurlar. Yaşlı adam alt dudağını büzüştürerek yığılıp kalmış kızlara bakar.

“Sanki uyarsamıydık?”, diye mırıldanır.

Brom ise pis bir sırıtışla süzer ıslak toprakta kıvranan dwarf’ları ve..

“Çaylaklar!”, diye güler acımasızca.

✱ ✱ ✱

Gerçekten uğramak istemediğinden emin misin?”, diye sorar yaşlı Cathber. “Serenity Home naif bir kasabadır. Huzur içinde yaşamak isteyen herkese de kapıları açıktır. Kendisiyle tanışma fırsatım olmadı ama, kandan bıkmış bir ork bile varmış orda. Demircinin yanında, sabahtan akşama kadar demir dövmekten de mutluymuş. Başta biraz yadırganmış ama kendi halinde, sessiz, sorun çıkarmayan ve, inanabilirsen, oldukça da nazikmiş. Senin gibi zeki bir hobbit için burası iyi bir tercih.” 

“İlgin için teşekkür ederim, Efendi Cathber.”, der Brom. “Ancak huzur kişinin içinde varsa, nerede yaşadığının pek az önemi olabilir. Bunu Serenity kasabasını ve çevresine sağladığı huzuru küçümsediğimden değil, benim daha gidip görmem gereken yerler var olduğunu hissettiğim için söylüyorum. Belki bir gün yolum düşer ve uğrarım buraya..”

“Yine kendi aralarında biz yokmuşuz gibi konuşuyorlar.”, diye alınmış bir şekilde söylenir Dridges. 

“Demek kabul ettin en sonunda..”, der Cathber mutlu bir şekilde.

“Efendi Cathber ve Efendi Hobbit’in, ikimiz arasındaki konuşmalara burunlarını soktuğunu görüyor musun hiç?”, diye sorar Britney.

“Anlamadım?”, der Brom.

“Hayır görmüyorum. Kim ikinizin dırdırı arasına girmek ister ki?”, diye sorar Dridges.

“Efendi Brom.. Lütfen..”, der yaşlı adam.

“O ayrı bir mesele ve konumuzun da dışında.”, diye cevap verir Dritmey sırıtarak.

“Belki.. Olabilir.. Daha tam emin değilim..”, der Brom.

“Aynen..”, diye kıkırdar Britney.

“Gezdiğin ve gördüğün, diyeceğim ama sanki her geçen gün bana daha çok; ‘Gönderildiğin ve gösterildiğin’, gibi gelen olaylardan sonra, emin olman için daha neyi beklediğini merak ediyorum..”, der Efendi Cathber nazikçe.

“Hayret verici bir şekilde samimiler.”, der Dridges düşünceli bir şekilde. “Rivayetlere göre Efendi Cathber kimseyle özel bağ kurmazmış. Çok uzun yaşayan insanlarda oluşan bir sorun bu sanırım.”

“Haklısın. Muhtemelen.. Ama haklı olmakla bu olası gerçeğe boyun eğebilmek, iki tamamen farklı şeyler.”, diye cevap verir genç hobbit.

“Bence bizi dahil etmiyorlarsa, bunun bir sebebi olmalı.”, der Dritmey.

“O da var.”, diye makul bir şekilde kabul eder yaşlı Cathber.

“Evet.”, der Britney. “Efendi Cathber bize nazik davranıyor ama sorumlulukları, yalnızlığını aşıyor. Ve hiçbirimiz bunu anlayacak kadar para almıyoruz!”

“Hadi geri dönelim..”, diye önerir genç Brom. “Bu konuşma fazla karıştı birbirine..”

“Aynen..”, der Dritmey.

✱ ✱ ✱

İzci Efendisi Davien.”, diye nazikçe selamlar yaşlı Cathber, uzun boylu, yakışıklı, sarı-kumral saçlı half-efl’i. “Görüşmeyeli biraz zaman oldu.”

Küçük grup Serenity Home kasabasının uzak tarlalarınının kıyısından teğet çizmeleri üzerine beş gün geçmiştir ve üç dwarf kız akıllanmış olarak güvenli bir mesafede beklerken, yaşlı Cathber ve genç hobbit bir fırtına daha avlamışlardı. Sonra, genel yön olarak doğuya, ormanda zigzaglar çizerek yollarına devam etmişlerdi.

Bu süre boyunca aralarındaki kasılmış hava biraz olsun yumuşamıştı. Bunun en belirgin sebebi, Dridges’in sözünde durması ve ikizlerin anlatacak çok hikayeleri olmasıydı. Belli ki bu iki kız gerçekte kaş çatıp, balta sallamak kadar dedikodu, abuk hikaye ve kıkırdamayı sevmekteydiler. Beraberlikleri o kadar uzun olmamış olsa da Brom ikizlerden hoşlandığını kendi kendisine itiraf eder. Gerçekte genç hobbit’in Dridges’le de bir alıp veremediği yoktur ve kız önceki ısrarlı halini bırakınca, onun da cana yakın, samimi ve doğal bir cazibesi olduğunu kabul eder. Üç kız, hobbit’in içini döktüğü o geceden sonra, askeri bir imtina ile her akşam kamp yerini önceden hazırlamışlar, ateşi yakmışlar ve yemeği de pişirmişlerdi. Üç dwarf da, yük olmak değil, sessiz bir anlaşma varmış gibi kendi yüklerini çekmeye başlamışlardı. Dahası, genç Brom bunu çok daha sonra fark edecektir, kızların imtina ile seçtikleri kamp noktaları ‘kolay müdafaa edilebilir’ yerlerdi ve kendi aralarında dönüşümlü olarak da nöbet tuttuklarıydı!

Gün içerisinde de Dridges onlara hep yakın bir mesafede dururken, ikizler ise gittikleri yol boyunca, ellerinde dev baltalarıyla, kendi özel zigzaglarını çizdikleriydi.

İşin bir başka ilginç yanı da, üçü arasında kimin ne yapacağına her zaman Dridges’in karar vermesiydi. Ve kız bu durumu kendi çıkarına kullanmamış, ablalarından istediği herşeyi önce kendisi denemiş, güvenliğini ve pratikliğini sınamış, ancak ondan sonra onları bir emir olarak vermişti. Brom hayretle kızın devamlı ne nasıl optimize edilebileceği üzerine kafa yormasını, akşam olduğunda ve kamp kurulumu ve yemek işleri bittiğinde, kızın küçük papirüs parçalarına, üstüne fevkalade muntazam dörtgenler, halkalar ve uzun, yön çizgileri çizişini seyretmişti.

Genç hobbit bir gece dayanamamış ve sormuştu kıza ne yaptığını..

“Bu, dört kol saldırı düzenidir. Buna karşı kullanılabilecek müdafaa taktikleri oldukça sınırlıdır; düşman sana ne atarsa dişlerini sıkarsın ve düşmanın sana atabileceği etkili cephanenin, senin adamlarından önce bitmesini umut edersin.. Ben buna karşı uygulanabilecek etkili, can ve mal kaybı açısından düşük masraflı, optimal bir kuşatma kırıcı taktiği geliştirmeye çalışıyorum, Efendi Brom.”

“Yaaa..”, diye anlamış gibi başıyla onaylamış, muallak bir cevap vermiş.. ve tüymüştü Brom. Kim bilir.. Kız o karma karışık şemayı anlatmaya karar da verebilir di, genç hobbit’e!

Bu süre içerisinde Brom aklına takılan bir başka mevzuyu konuşmak için Efendi Cathber’a yanaşmıştı ama bunu, fırtına avına çıktıklarında, dolayısıyla yalnızlarken sormuştu.

“Onlara söylemedin.”, der Brom.

“Neyi kime söylemedim?”, diye sorar yaşlı adam.

“Fırtınada ne yaptığımızı..”

“Aaa.. Hayır söylemedim ve senin de bundan kimseye bahsetmemeni rica edeceğim.”, diye temkinli bir şekilde cevap verir Efendi Cathber.

“Neden? Güvenilir kızlar, gibime geldiler.”, der Brom hayretle.

 

“Onların sadakatlerini sorgulamıyorum, Efendi Hobbit. Ama ve en nihayetinde geri döndüklerinde üstlerine gördüklerini rapor etmek zorunda kalacaklar ve birincisi, burunlarının dibinde böylesi yıkıcı bir potansiyelin olduğunu öğrendiklerinde, kendileri de aynısından isteyecekler ve ben, bana verilmiş kalan günlerimi fırtına peşinde koşarak geçirmek istemiyorum. İkincisi, bunu sadece Heavens Hand için yapıyorum çünkü orada gerçek ihtiyaç var. Üçüncüsü ise, kızlar.. ve muhtemelen rapor verecekleri şahıslar güvenilir olsalar da, o kadar bin dwarf’un hepsinin aynı oranda ağızlarını sıkı tutmalarını beklemek iyimser bir şekilde ‘hayal perestçe’ bir beklenti olurdu. Dahası, bize bahsedilen baskın, biraz fazla iyi planlanıp uygulanmışdı. Baskını yapanların, vardiyalardan ve muhafızlardan haberdar oldukları belliydi. Bunun en belirgin göstergesi, çalınan belgelerin nerede olduklarını bilmeleriydi.. Orasının ne kadar büyük olduğunu düşününce, bunu görmesi çok daha kolay oluyor..  Bunları bize söylemediler tabii, ama söylemelerine de gerek yoktu, öyle değil mi? Bu yüzden Elder Hills’e ilk vardığımızda o kadar hırçın ve paranoyak davrandılar..”

Efendi Cathber’in bu sonuç odaklı, pragmatik ve birazda ürkütücü yorumu, genç hobbit’in dünyada olup bitenleri görebilmesi açısından iyi bir ‘çuvaldız’ etkisi yapmıştı.

 

“Merhaba, Efendi Cathber. Evet, sanırım en son görüşmemiz üzerine iki yıl, dört ay ve bir kaç gün geçmiş olmalı..”, diye yüzünde mutlu ve muallak bir ifadeyle cevap verir İzci Efendisi Davien.

“Davien..”, der yaşlı Cathber. “Sanırım, dedikten sonra bu kadar kesin bir süre veremezsin.”

“Özür dilerim. Etrafımdakiler, biraz aptal olduğumu düşününceler hepimiz daha mutlu oluyoruz.”, diye cevap verir Davien ciddi bir şekilde.

Efendi Cathber kıkırdar.

Brom’un ise tek kaşı kalkar ve hayretle izci efendisine bakar zira bir yıl kadar önce, haydut kampında onu ilk gördüğünde, kendisi de onun biraz saf ve.. uhhmm.. aptal olduğunu düşünmüştür.

“Moorat bunu biliyor mu?”, diye sırıtır Cathber.

“Bildiğini sanıyor. Ama onun bildiğini benim bildiğimi sandığını sanmıyorum!”, diye cevap verir İzci Efendisi Davien aynı ciddiyetle.

Yaşlı adam tekrar kıkırdar.

“Ne işin var burada peki?”

“Sizi bekliyordum, Efendi Cathber. Yaşlı Tapınak Baş Muhafızı Demos Lightshand, bir görü uykusuna yattı ve sizin olacağınız yeri gördü rüyasında. Beni çağırıp seni bulmamı ve Oger’s Foot’a gitmeniz gerektiğini söylememi söyledi..”, der Davien yine muallak ifadesine bürünerek.

Buna tek kaşını kaldırarak cevap verir Cathber.

“Elçiye zeval olmaz. Bana sizi bulup bunu size söylemem istendi, o kadar.”, der izci efendisini.

“Ne kadar vaktim var?”, diye sorar yaşlı adam canı açıkça sıkılmış bir şekilde.

“Demos bu konuda pek bir şey söylemedi. Ama sorunun oradaki oger’lerin matronu ile alakalı olduğu izlenimini edindim.”

“Demos’un Oger’s Foot ile ne gibi bir alakası olabilir ki? Onun ilgi ve yetki alanı içerisinde bile değil..”, diye burnundan solur yaşlı adam.

“Değil zaten. Ama oger’ler bazı saldırılarda bulunmuşlar ve sanıyorum yaşadıkları tepelerin darlığından şikayet ediyorlarmış.”, der Davien. “Şerif Standorin’in kılıç eli kaşınmaya başladı yine ve Serenity Home Belediye Başkanı Yuleman, oger’lerle yeni bir çatışmanın başlamasını istemiyor. Olaylar ivme kazanamadan belki siz müdahale edebilirsin diye sizi bulmamız istendi. Moorat izcileriyle seni aramaya gittikten sonra ben de Demos’a gittim ve seni bulması için ondan ricada bulundum. Bu şekilde ormanı bir ucundan diğerine koşmak zorunda kalmamış oldum.”, der Davien ve sırıtır. “Moorat eli boş döndüğünde yüzündeki ifadeyi görmek ilginç olacak!”

“Ne kadar vaktim var?”, diye sorar Cathber. “Elimde bitirmem şart olan bir işim var ve onu yarıda bırakamam..”

Davien omuzlarını silker.

“Bu ay sonuna kadar bir şeyler yapılmış olsa iyi olur. Yoksa Şerif adamlarını —ve bizleri toplayıp Oger’s Foot’a yürüyecek.”

Yaşlı Cathber burnundan solur.

“Standorin’i severim. Ama her şey, her zaman kılıçla çözülemez..”

“Size katılıyorum, Efendi Cathber. Çoğu zaman oklarla çözülebilir!”, diye ciddi bir ifadeyle cevap verir Davien.

Yaşlı adam ona fena pis bir bakış atar.

“Hey!..”, der Davien sırıtarak. “Ben sadece aptal bir izciyim..”

“Serenity Home’a geri dön ve Yuleman ile konuş. Beni bulduğunu ve işi halledeceğimi, ama bunun için bir aydan daha fazla zamana ihtiyacım olduğunu söyle. Dediğim gibi, elimde bitirmem gereken bir işim var ve onu yarıda bırakamam.”

Tam o esnada çalılar büyük bir gürültüyle açılır ve küçük, sıska bir kız koşarak gelir yanlarına. Kızın, uzun koyu kahverengi saçları, masmavi gözleri ve uçları hafif sivri kulakları vardır. Kızın üstünde, belki daha o sabah temiz ve pek şirin olan elbisesinin her yeri yırtılmış, üstü başı toz, toprak ve çamur içerisindedir ve elleri, kolları ve sıska bacakları da yara ve berelerle doludur!

Kız nefes nefese kalmış bir şekilde söylenir.

“Koştum, İzci Efendisi Davien amca! Ve hepsinden de önce buldum!”, der ve sırıtarak küçük yumruğunda sımsıkı tuttuğu, içi saman çöpleriyle dolu pis bir çorabı gösterir.

“Küçük Laila!”, diye ünler Davien. “Senin ne işin var burada?”

“Bu sabah, izci acemilerine bu çorabı ilk bulanın, sizin çırağınız olmayı hakkedeceğini söylediğinizi duydum. Bütün izci acemilerinden önce buldum ve getirdim!”, der küçük Laila gururla sırıtarak.

“Bu harika bir beceri. Beni ormanın ortasında nasıl buldun peki?”, diye hayretle sorar Davien.

“Bu beni biraz düşündürdü çünkü sizi bulamazsam, çorabı bulmuş olmamın bir anlamı kalmamış olacaktı, onun için önce sizi bulmalıydım İzci Efendisi Davien amca. İzci Acimelerinin yanından ayrıldıktan soran sizin Demos babamızı ziyaret ettiğinizi gördüm ve belki o bilir diye gidip ona sordum. Demos babamız da bana sizin nerede olabileceğinizi söyleyince ben de koşup çorabı aradım ve onu da buldum. Sonra da buraya koştum!”, diye nefes nefese anlatır kız..

Davien, ağzı açık bir şekilde kızın pratik, çözüm odaklı düşünme şekline hayret eder.

 

Yaşlı Cathber kıkırdar.

“Küçük kız, senin Moorat’e çektiğin numarayı sana yapmış!”

Brom ‘fırk’lar.

Arkada bekleyen üç dwarf kız ise alık alık küçük, sıska kıza bakarlar.

 

“Bence bir sonraki İzci Çırağına, potansiyel olarak da gelecekteki İzci Mareşaline bakıyoruz.”, der Efendi Cathber.

Küçük Laila’nın yüzü güneş gibi aydınlanır ve daha da gururlanarak sırıtır..

✱ ✱ ✱

Bu hiç iyi bir zamanlama olmadı bizim için, Efendi Hobbit.”, der yaşlı Cathber kaşları çatılı bir şekilde. “Sanıyorum biraz acele etmemiz gerekecek ve..”

“Ve?”, diye sorar Brom.

“Ve korkarım birlikteliğimizin de sonuna yaklaşıyoruz..”, diye bitirir yaşlı adam yüzünde mutsuz bir ifadeyle.

Genç Brom hayretle yaşlı Cathber’e bakar.

“Neden ki?”, diye sorar ister istemez. “Fırtına avıyla işimiz bittiğinde, Oger’s Foot’a yine beraber gideriz.”

“İlk girişimiz sadece bir ziyaret idi ve gerçekte Reise Grulganiste’nin de üstü kapalı uyarısıydı. Belli ki durum göründüğünden çok daha ciddi ve her ne kadar becerikli olsanız da, Efendi Brom, kızgın oger’ler bir hobbit için sağlıklı bir yer değil. Oğlu Cabot eline geçen her fırsatı değerlendirmek isteyecektir ve inan bana, o vahşinin eline geçen bir fırsat olmak istemezsin!”, der Efendi Cathber fena kızmış bir şekilde.

“Demek beraberliğimiz sona erecek.”, der Brom boğuk bir sesle.

“Beraberliğimiz asla sona etmeyecek, delikanlı. Sadece birlikteliğimiz sonra erecek.”, diye cevap verir yaşlı adam nazikçe.

“Aradaki farkı göremiyorum, Efendi Cathber.”, der genç hobbit kırık bir ifadeyle.

“Aradaki fark; sevgi, saygı ve dostluk ile ayrılmamızda, Brom Bumblebrim. Ve beraberliğimiz süresince paylaşıp bir birimize kazandırdıklarımızda.. Ve doğrusunu söylemem gerekirse, ki söylemekte hiçbir maruzat görmüyorum, ben çok şey kazandım, daha da çok şey öğrendim.”, der Efendi Cathber.

“Benden ne öğrenmiş olabilirsiniz ki?”, diye sorar Brom.

 

“Yalnızlığın, sandığım kadar eğlenceli ve tatmin edici olmadığı öğrendim. Yediyüz küsür yıl kadar geç olsa da bunu fark etmiş olmam bence önemliydi. İnsan, yeterince yalnız kalınca, zamanla başkalarına ‘harcanabilir’ gözüyle bakmaya başlayabiliyor. Özellikle de benim yüklenmeyi seçtiğim sorumlulukları göz önünde bulundurduğumuzda.

Ve benim evimi tamir ederek, bana evimin.. ve Tamara’mın sıcaklığını hatırlatmış oldun. Geri dönüp baktığımda, sevgilim ve eşim Tamara’nın asla benim hayatımı bu şekilde geçirmiş olmamı taship edeceğini düşünüyorum. Evet, bazı şeyler benim için artık çok geç artık. Bir eş ve çocukların —içinde mutlu insanların olduğu bir ev.. Ama en azından evime geri döneceğim ve döndüğümde de içinde en az bir kişi, tam olarak mutlu olmasa da, mutmain olacak.

Bu kulağa sadece küçük bir avutma gibi gelebilir. Ama, ve gerçekte bu farkın ne denli büyük olduğunu da sadece senin gibi bir hobbit fark edebilirdi, ve önemli olan da bu..

Ve son olarak, insan benim kadar uzun yaşayınca, görülebilecek her şeyi gördüğünü, bilinebilecek her şeyi öğrendiğini, duyulabilecek de her şeyi duyduğu yanılgısına düşebiliyor. Sen, Efendi Brom, bu yaşlı adama, ölmeden önce bu konuda ne kadar da yanılmış ve eksik olduğunu göstermiş oldun.. Bunun kıymetinin bir karşılığı yoktur!”

Brom Bumblebrim, yaşlı adamın bu itiraflarını biraz sevinç, ama daha çok garip bir iç burukluğu ile dinler, zira Efendi Cathber’in söyledikleri şeylerin hepsi, yaşadığı o uzun hayatın sonunun da yaklaştığını ima etmektedir.

 

“Bana ağıt yakma, Efendi Hobbit. Ağıt, bir kaybın göstergesidir. Ben, uzun ve dolu bir hayat yaşadım. İstediğim şeylerle dolu değildi belki ama, yine de, ve en azından başkalarının mutlu, sağlıklı ve en önemlisi de; güvenli bir şekilde yaşamaları için uğraştım. Bana ağıt yakarsan, bütün emeklerime de ağıt yakmış olursun.. Hadi gel.. Burnum yeni bir fırtına kokusu alıyor..”

✱ ✱ ✱

11.09.7591 B.Y.S (-16 Yıl)
Eylül ortası.
Sonsuz Beyaz..
(Büyük Kuzey Tundraları)

Genç Brom’un, yaşlı Cathber’le vedalaşması acıklı bir sahnedir ve ilginç bir şekilde de genç hobbit’le ilk karşılaştıkları o ıslak gecede, Arashkan ırmağının kıyısında kamp kurduğu yerde gerçekleşir.

 

“Sevgili Brom.. Seni ilk aldığım yere tekrar bırakıyorum.. Sana acılarını unutmanı söylemeyeceğim. Bunu senden isteyemem.. ve açıkçası istemem de. Bizi biz yapan kazançlarımız değil, kayıplarımızdır, zira bir şey bizim için bir kayıp ise, o şey bizim için değerlidir. Seninle geçirdiğim ayları unutmayacağım ve seni her zaman sevgiyle hatırlayacağım.”

Brom ne kadar istediysede, bir türlü ağzından bir şey çıkmamıştı. Sadece dolu gözlerle yaşlı adama sarılmış ve öylece adamın uzaklaşmasını seyretmişti.

Dridges ve ikizler de bir kenarda durmuş göz yaşları içerisinde yaşlı adamın gidişini izlemişlerdi.

 

O akşam Dridges, Britney, Dritmey ve Brom sessiz bir kamp kurarlar ve pek az konuşup erken yatarlar.. En azından Brom ve ikizler yatar. Üç kız, kendi aralarında belirledikleri sıralamaya göre Dridges nöbette durur.

Brom sabah ilk ışıkla uyandığında, kahvaltının çoktan hazır olduğunu görür ve burnunu büzüştürür, zira niyeti kendi yoluna, kuzeye doğru koyulmaktır ve bunu da yalnız başına yapmak niyetindedir..

Genç hobbit kahvaltısını yaptıktan sonra Dridges’e döner.

“Sizler ne yapmayı düşünüyorsunuz? Ben kuzeye gideceğim.”, der sakince.

“Bu hayret verici!”, der Dridges mutlu bir şekilde. “Zira biz de kuzeye gideceğiz..”

Brom kaşlarını çatar.

“Ben bayağı kuzeye gideceğim.. Çok kuzeye..”

“Sorun değil, Efendi Brom. Biz de muhtemelen biraz daha fazla kuzeye gideceğiz.”, diye gülümseyerek cevap verir kız.

Brom, daha bi çatar kaşlarını.

“Sizin ne işiniz var kuzeyde?”

“Britney, kız kardeşlerimizin izlerine rastladı geçen gün. Onların peşinden gidiyor olacağız. Beraber gitmemizi istemiyorsanız, bunu açıkça söyleyebilirsiniz, Efendi Brom, alınmamaya çalışırız..”, der Dridges güzel gülümsemesini sergileyerek.

Yandan ikizler kıkırdar.

Brom kaşlarını daha bi çatmak ister ancak tampon çoktan duvara dayanmıştır! Kızlar, kendisinin onlara ‘git’ diyemeyecek kadar nazik olması üzerine plan yapmışlardır ve aynı planla onu köşeye sıkıştırmayı da başarmışlardır.

Kızlar gerçekten bazen fena pislik yapabilen varlıklardır!

Genç hobbit sesini çıkarmadan küçük çadırını toplar ve sırt çantasına tıkıştırır.

Kampı dağıtan ikizler de hazır bir şekilde beklerler ve Dridges’in bir işaretiyle ikizler önden koşmaya başlarlar..

✱ ✱ ✱

Bir açıdan genç Brom’un üç dwarf kız kardeşle olmuş olması iyidir. Kendi evindeyken yalnız takılmış olması onu fazla rahatsız etmemiştir bugüne kadar ama zaten kendi küçük dünyasını doldurduğu sıcak şöminesi, annesinin yadigar fincanları, tüten çaydanlığı, mutlu kurabiyeleri, kitapları, Lir’i ve..

“Muhteşen Gökler adına!”, diye ünler Brom. “Hayatımı hoşuma gittiğini düşündüğüm ve bana keyif veren eşyalarla doldurmuşum ve gerçekte yalnız, zavallı bir hobbitmişim!”

“Efendim?”, der Dridges hemen arkasından.

“Uhhmm.. yok bişi..”, der Brom hemen, ve biraz da utanarak.

“Benimle konuşabilirsin, biliyorsun, değil mi? Seni yargılamam, seni ısırmam, seni horlamam.. Aynı istikamette gittiğimiz günlerimiz sona erdiğinde de zaten bir daha görüşme ihtimalimiz de olmayacak, dolayısıyla yapmayacağımı söylediğim şeyleri yapsam bile sana ne zararı dokunabilir ki?”, diye sorar kız.

“Isırma kısmı hariç.”, der Brom.

“Isırma kısmı hariç..”, diye onaylar Dridges. Sonra muzurca gülümser. “Ama duyduğum kadarıyla bazı erkekler bundan hoşlanırlarmış..”

“Bazı kızlar da hoşlanırmış!”, der ikisinin de arkasından bir ses —Britney.

“Ben hoşlanırım.. Beni istediğin zaman ısırabilirsin, Efendi Hobbit!”, der onun da arkasından Dritmey!

 

Brom kaçar!

 

Ve arkasından kahkahalarla.. ve acımasızca ikizlerin güldüğünü duyar.

“Siz ikiniz..”, der Dridges esef dolu bir sesle. “Adam olmazsınız!”

“Adam neden olalım ki?”, diye sorar Britney.

“Aynen..”, diye onaylar Dritmey. “Neden adam olalım ki? Bak.. adam kaçtı!

 

“Onların kusuruna bakma.”, der Dridges, tıkanmış hobbit’e yetiştiğinde. Kızın üzerinde kalkanı, iri, enli kılıcı ve ağır örme zincir zırhı olmasına rağmen Brom’un peşinden koşmuş ve tıkanmış olmak bir yana, nefes nefese bile kalmamıştır. “Eğlenmeyi seviyorlar ve canları sıkıldı, o kadar. Şimdi düşündüm ve sebebini anladım sanırım.”

“Ne.. neyin sebebini anladın..”, der genç hobbit soluk soluğa.

“Biz bir şeylerle karşılaşırız diye devamlı nöbet ve devriye yapıyoruz gece gündüz ama bir kaç hayvan dışında hiç bi şey yok! Bunun sebebini anladım sanırım..”, der kız.

“Neymiş sebebi?”

“Efendi Cathber.. Kaç yüz yıldır bu ormanları bi aşağı, bi yukarı dolanıyor ve sanırım bundan dolayı da ‘tehlikeli’ pek de bir yaratık yok ormanda.. Var olanlar da kendilerine çeki düzen verip kimseye bulaşmıyorlar.”, diye açıklar Dridges. “Ama bu konumuzun dışında sanırım. Biz senden ve anlatmak istediğin şeylerden bahsediyorduk.”

“Biz böyle bir şeylerden mi bahsediyorduk?”, diye hayretle kıza bakar Brom.

Kız bir omzunu silker.

“Bahsetmek üzereydin.. ikizler gelmemiş olsalardı.”

Brom ‘fırk’lar.

Bu kız gerçekten ısrarlıdır.. ve tuttuğunu bırakmaya da niyeti yoktur.

Genç hobbit önündeki seçenekleri değerlendirir; ya kızı öteleyecek ve gereksiz yere kalbini kıracak, yada konuşacak ve hiç olmazsa başından ‘güvenli’ bir şekilde savacak.

Bununla beraber Brom, kızın asabi biri olduğuna inanmaz. İnatçı, dik kafalı, ısrarcı, çabuk alev alan, evet.. Ama asabi yada kontrolden çıkabilecek biri değil.

Pes etmişçesine derin bir nefes verir Brom.

“Hayatım.. Geri bakıp düşündüğümde ne denli boş olduğunu anladım. Az evvel ünlediğimde bunu fark etmiştim.”

“Bana boş biri gibi gelmedin, Efendi Brom.”, der kız samimi bir sesle.

“Brom.. sadece Brom, kafî.. Ben sanıldığı kadar efendi değilim.”, der Brom.

“Peki o zaman, Brom.. Ama sana bu şekilde sadece sen istediğin için hitap edeceğim. Efendi olmadığına inandığım için değil.”

“Bunu da nerden çıkartıyorsun? Sana efendi olduğum izlenimini hangi ara verdim?”, diye sorar genç hobbit.

“İlk karşılaştığımızda.. Beni yerin dibine geçirdiğinde..”, der kız sessizce.

“Seni yerin dibine geçirdim ve sen benim ‘efendi’ olduğumu o zaman mı anladın?”, diye alık alık bakar kıza Brom.

“Evet. Beni yerin dibine geçirdin çünkü tanışmamızdan önce sebeplerin vardı. Tanışmamızda ise ben de sana zaten var olan sebeplerini destekleyecek her malzemeyi verdim ve bunun karşılığında da hakkettiğimi aldım. Ama sen beni yerin dibine geçirmekle yetindin. Beni göme de bilirdin ama bunu yapmadın. Nerede durman gerektiğini bildin. Gerçekte efendi biri olduğunu işte o zaman —daha doğrusu üzerinde biraz düşününce anladım, zira iş bana kalmış olsaydı, ben kendimi çoktan gömmüş olurdum.. “, der kız biraz utanmış bir şekilde.

 

Brom’un tek kaşı ister istemez kalkar.

Kızın bakış açısı, açıkçası biraz çarpıktır.. ve fazla iyimserdir.. Ama oradadır ve ikizlerin onun için ‘gerçekten iyi niyetli bir kız’ olduğuyla ilgili söylediklerinin belki de boş olmayabileceğine ayılır.

 

“Beni hala kazanmaya mı çalışıyorsun, Dridges hanım?”, der gülümseyerek.

“Ben sana Brom diye hitap edeceksem, sanıyorum Dridges de kafî gelecektir. Ancak asıl konumuza dönersek, neden kendi hayatının boş olduğunu düşündüğünü merak ediyorum. Beraber geçirdiğimiz bu bir ayda öğrendiğim kadarıyla ta Bowling Hills’den buraya kadar yürüyerek, beklenmedik bir çok şeyi görerek ve daha da çok şeyi yaşayarak gelmişsin. Benim gördüğüm sadece iki yer var; Scowling Hills —ki orası doğduğum yer, ve Elder Hills, eğitim aldığım yer..”

“Neden bir taktik generali olmaya karar verdin?”, diye sorar Brom.

“Ben vermedim. Dedem bu kararı verdi ve bana, halkımızın ve geleceğimizin buna şiddetle ihtiyacı olduğunu söyledi. Dedem ‘öylesine’ konuşan biri değildir ve bir anda üstüme böyle bir sorumluğu yükleyince, bana da kabul etmekten başka pek de seçenek kalmamış oldu. Gerçekte ben resim çizmeyi çok seviyordum ve hepimizin aldığı genel savaş eğitimi dışında da kılıç kullanmak gibi bir niyetim de yoktu. Ben.. kan dökmeyi sevmiyorum.. Başkasının yüzünde acı gördüğümde bu beni rahatsız ediyor.. Ve birilerine rica da bile bulunamıyorum artık çünkü herkese emir vermem gerekiyor.. Şimdi ise kendi öz ablalarıma emir vermem bekleniyor benden. Bunun bana ne kadar ağır geldiği ise hiç sorulmadı bile. Ablalarımın bundan mutlu olmaları ise daha da ağırıma gidiyor. Hiçbir kız, ablalarına emir vermemli..”

“Deden, Efendi Argail, biraz fazla mı ciddiye alıyor bazı şeyleri?”, diye kenarından sorgulamaya çalışır Brom.

 

“Önceleri ben de öyle düşünüyordum. Ama geçtiğimiz yıllarda, aldığım eğitim sürecinde, bize gelen istibaratlarda ve özellikle de bize karşı yapılan baskında, gerçekte onun kendisini ne kadar gemlediğini düşünmeye başladım. Bizler güzel ve rahat ortamlarda yaşamaya alışmışız. Halbuki bunun bizim çabalarımızla hiçbir ilgisi bile yok. Efendi Cathber, dedem.. ve unutulmuş birçok büyük insan, dwarf, gnome ve elf’lerin yapmış oldukları büyük fedakarlıkların üzerine oturmuş, onların canları ve kanları pahasına verdikleri emeklerin keyfini çıkartıyoruz, o kadar. Ve dedem haklı.. Bir şey gerçekten yaklaşıyor.. Büyük bir şey.. İsimsiz ve gözün göremediği bir şey. Bunu sadece çok, ama çok küçük bilgi kırıntılarını bir araya getirdiğimizde görebiliyoruz. En azından çok azımız. Ben daha göremiyorum. Sadece o şey, her ne ise, içimi ürpertiyor o kadar. Gün geldiğinde, kılıcımı, kalkanımı, zırhımı ve zamanla alacağım madalya ve apoletlerimi bir kenara atıp, tekrar resim çizeceğim. Ama önce bunu hakketmem ve gerekli güvenli ortamı da hazırlamam gerekiyor..”, der Dridges.

“Biraz karanlık bir tablo bu, sanki.”, diye söylenir genç hobbit.

 

“Karanlık zaten. Ama biz de zaten buna karşı hazırlık yapıyoruz. Diğer ırklar ne yapıyorlar bilmiyorum. Ama biz —ki burada ‘biz’ derken, sadece dwarf’ları kastetmiyorum, Ritual Ormanlarında yaşayan herkes, Serenity Home, Tinker Hills, bir zamanlar Silent Hills ve bütün bunların çevresinde yaşayan halklar, bilerek yada bilmeyerek, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde bu amaca çalışıyorlar. Otuz bin dwarf’u besleyip giydirmek, eğitip sağlıklı tutmak kolay bir iş değil.. Ve beni de o otuz bin ve buna bağlı olacak daha bir çok, yüzlerini bile görmediğim, ve muhtemelen de görmeyeceğim, sadece gömeceğim hayatların nerede nasıl ölmelerine karar verme işi için yetiştiriyorlar!”, der Driges, Brom’a bakarak ve konuşmanın kendi payına düşne kısmını bitirir..

“Olaylara bu açıdan bakıldığında, kendi hayatımın gerçekten boş olduğuna kati olarak inanmış durumdayım, Dridges..”, der Brom sırıtarak.

“Dridges.. Dridges!”, diye Britney’in acil sesi duyulur ileriden.

Dridges, Brom’a bir defa daha bakar, sonra ablasının seslendiği yöne doğru koşar.

 

“Ne oldu..?”, diye sorar Dridges.

Dritmey, elinde bir şey tutmaktadır. Yuvarlak ve renkli boncukları olan bir şey.

Dridges, ablasının elindeki şeye bakar ve ayılır.

“Bu onun—”, der hayretle.

“—saç tokası, evet.”, diye bitirir Britney, hemen yanında.

“Neredeler peki?”, diye sorar Dridges etrafa bakarak.

“Bilmem.”, der Britney. “Ama burada kamp yapıldığına dair bazı izler var. O iki şapşalın kamp kuracak kadar pratik eğitimleri olduğunu bile bilmiyordum!”

“Ne yöne gitmişler peki?”, diye sorar kız kardeşi.

“Emin değilim. Ama kuzeye yönelmişler buradan. Geri zekalı kuş beyinliler. Ne işleri var burada ve neden kuzeye gidiyorlar ki?”

“Eee..? Ne yapacağız şimdi? Devam edecek miyiz?”, diye sorar Dritmey.

Dridges bir an düşünür. Sonra başını sallar.

“Hayır, geri döneceğiz. Zaten gelmiş olmamız gerekenin çok daha uzağına geldik. Buranın kuzeyi Themalsar Harabeleri ve dedemden izinsiz annem ve babam bile gidemezler oraya..”

“Ne yani? Onları kendi başlarına mı bırakacağız?”, diye hayretle bakar kız kardeşine Britney.

“Onlar zaten kendi başlarına ve bizim gitmemiz yasak olan yere gittiler. İzin almadan onların peşinden oraya gidemeyiz. Hazırlanın, geri dönüyoruz. Bunu anneme bildirmeliyiz. Sonra da dedeme hızlı kurye gönderip emirlerini beklemeliyiz.”, der kız kardeşi.

“Dridges!”, diye ünler Dritmey.

“Bu bir emirdir, Birinci Sınıf Er Dritmey!”, diye tıslar Dridges.

Birinci Sınır Er Dritmey.. ve ikizi, Britney, hayretle küçük kız kardeşlerine bakarlar. Sonra ikisinin de kaşları çatılır ve haşin bir ifadeyle ikisi de selama durup, “Emredersiniz Onbaşı Dridges!”, diye dişeri arasından hırlarlar ve dönüp koşmaya başlarlar.

İkisi de Brom’un yanından geçerken, ona da selam verirler.

“Kendinize iyi bakın, Efendi Hobbit. Bizden kurtuldunuz en sonunda..”, diye sırıtır Britney.

“Aynen..”, diye onaylar Dritmey, kendisi de sırıtarak..

..ve pek kısa bir süre içerisinde de ormanda, ağaçların arasında kaybolurlar.

“Sizden o kadar da kurtulmak istemiyordum aslında..”, diye mırıldanır genç hobbit.

“Bunun duyduğuma sevindim, Brom.”, der Dridges. “Başta senin fikrini değiştirmek için çok uğraştım ve sanıyorum, bunun karşılığında sadece başını ağrıtıp canını sıkmayı başardım. Ama daha sonraki tek amacım arkadaşın olabilmekti.”

“Ve korkarım olmayı da başardın, Dridges..”, der Brom.

“Bunda korkacak bir şey gerçekten yok, zira ben ısıran kızlardan değilim.”, diye gülümseyerek cevap verir Dridges.

“Eminim ısırsaydın da bu iyi niyetle olurdu.”, der Brom ve o da gülümser. “Kendine iyi bak, Dridges. Seni tanımak kolay olmadı, ama tanıdığım için de memnunun.”

“Sen de kendine iyi bak, Brom. Seni tanımak kolay oldu zira kendini ifade etmek istediğinde bunu çok iyi yapıyorsun.. Zor olan güvenini ve saygını kazanmaktı.”, diye gülerek cevap verir Dridges, sonra kalkanını sırtına atıp sıkıca bağlar, enli kılıcını kontrol eder..

..ve Brom’a sarılır.

“Duygularını benimle paylaştığın için de teşekkür ederim. Bunun benim için anlamını bilemezsin, zira dwarf’lar duygularını paylaşan bir halk değildir.”, der ve dönüp ablalarının arkasından koşar, bir kaç dakika sonra, o da gözden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Brom’un, yalnızlıktan gerçekten hoşlanmadığını anlaması sadece üç gün sürer. Bu kendisini, Ritual Ormanlarından ayrılmasıyla daha da belirgin bir şekilde gösterir. Efendi Cathber ile geçirdiği bir yılı aşkın süre ona kendini daha iyi tanımasına sebep olduğu gibi, kendisi hakkında bilmediği bir çok şeyi de fark etmesini sağlamıştı.. Genç hobbit, engin Ritual Ormanlarını, Themalsar Harabelerinden sadece üç-dört günlük bir mesafade bırakır ve harabelerin olabildiğince uzağından geçmeye karar verir. Bu karar onu Endless Sea denizinin kıyısına kadar getirir ve sebebini bilmese de, kuzeye yönelir. Halbuki kuzeyde hiçbir şey yoktur.. Sonsuz Beyaz dışında.. 

Gulls Perch’in doğusunda karşılaştığı çok eski şehir kırıntısına benzer bir yıkıntıyla burada da karşılaşır ve o zaman kulak misafiri olduğu iki kızın konuşmalarında olduğu gibi, bu şehir de hayattayken sanki bir kıyı şehri değil, bir zamanlar bir ticaret yolu üzerinde duruyormuş izlenimi veren bir şehirdir.

Brom, bu haraberlerde fazla oyalanmaz. Zorunlu olarak geçirmek durumda kaldığı bir gece dışında da harabe şehri hemen terk eder. Themalsar’a olan uzaklığına rağmen, bu şehir.. aslına bakılırsa bu bölgenin tamamı ‘ölü’ gibidir. Dahası, her an o ‘ölülerin’ toprağı deşip çıkacağı hissi veren uğursuz bir arazidir.

 

Genç hobbit titrer ve olabildiğince hızlı adımlarla..

..kar’a basar!

 

Brom Bumblebrim, hiç farkında olmadan Büyük Kuzey Tundra’ları sınırlarına gelmiştir. Genç hobbit önce soğuk, buz gibi kara bakar, sonra başını kaldırır ve gözlerini ufukta gezdirir.

Brom, uzaklarda.. çok uzaklarda, sislerin arasında gizlenmiş, hayal meyal görünen uçsuz bucaksız dağlara bakar..

Buranın, daha önce görmediği bir berraklığı var gibidir.

 

Berraklığı,

Vahşiliği,

Ölümcül soğukluğu,

Acımasızlığı,

‘Yürü yada öl!’, diyen kati kuralları,

Gizemi,

İçsel, hayvanî bir yanı..

Uçsuz,

Ve bucaksız..

Muhteşem bir beyazlığı vardır..

Brom, evinden ayrıldığı geceden şu an’a kadar bu gerçekleşmediyse, ikinci adımını attığında hayatının tamamen ve tekrar değişeceği hissine kapılır..

..ve kalçasında, tam olarak göremediği yerinde, nazik bir sızı hisseder.

“Ben de ne zaman kendini göstereceğini merak ediyordum..”, der sessizce.

Genç hobbit, aynı sızıyı tekrar hisseder.

“Ne? Geri mi dönmemi istiyorsun yoksa? İstemiyorsun.. Peki o zaman ne istiyor— Aaaa.. Bu tercihi bana bırakıyorsun.. Beni buraya kadar sürükledikten sonra, bu seçimi bana bırakıyor olman biraz geç değil mi? —ki bu da olayın tamamını dile getirebileceğim en nazik hali..”

 

Brom durur ve kısılmış gözlerle tekrar Büyük Sonsuz Beyaz’a bakar.

 

“Aremela Berrybush..”, der sessizce ve aradan geçen zamana rağmen içinin hala cızladığına..

..memnun olur!

“Ona olanlardan dolayı seni suçlamamalıydım..”

 

Brom, içinde zonklayıp ağrıyan şeyi, yeni ve.. olgun bir hüzünle karşılar ve ufuktaki sisli dağlara bakmaya devam eder..

..ve daha önce zihninin derinlikerinde başlayan bir şarkı, uzun yolculuğunun da bitmek üzere olduğunu, son kıtalarıyla hatılatır kendisine sanki..

 

 

 

Time.
 
Never gentle,
and never kind.
It is what tells us
that the moment we are born,
we have started dying..
It is there,
it is inevitable,
it is unyielding and
unforgiving.
Tic by toc,
it graves away,
leaving less than what we were.
Whatever we have built,
it shall down.
Whatever we have done,
it shall sow..
One would think we’d give life
the meaning it deserves..
 
Time.
 
It is the link between places, spaces,
events, and relations
by the simple expedience of
relating the past to the future..
It gives meaning..
 
Time.
 
This song!

 

 

 

Gerçekte uzun yolculuğu bitmek üzeredir. İki yıl önce kendisini evinden, sıcak şöminesinden, annesinin kıymetli fincanlarından, mutlu kurabiyelerinden, kitaplarından, pek sevdiği bahçesinden, güllerinden ve en nihayetinde de huzurundan alınıp, ta buraya kadar getirilmiştir. Buna rağmen devam edip etmeyeceği ise garip bir şekilde ona bırakılmıştır.

Sanki birileri ona..

“Seni buraya kadar getirdik.”

“Sana dünyada neler olup bittiğini, dahası..”

“..nelerin olabileceğini gösterdik..”

“Sana korkunç..”

“..ve muhteşem şeyler gösterdik..”

“Sana bu dünyada pek az ölümlünün bildiği sırları fısıldadık..”

“En önemlisi ise, sana aşkın naif çileklerini tattırdık.”

“Ve sana aşkla birlikte gelen en büyük kaybı ve yıkımı yaşattık..”

“Seni aldık, seni eydik, büktük..”

“..sonra da tekrar doğrulttuk..”

“Artık hazırsın..”

..demektedir.

 

Brom Bumblebrim derin, buz gibi, içinde Sonsuz Beyaz olan bir nefes çeker..

..ve ikinci adımını atar.

Brom Bumblebrim’in hayret verici maceraları, bu hikaye ile sonra ermiş bulunuyor. Genç Brom, bundan sonra asla tahmin edemeyeceği kişilerle karşılaşacak, hiç beklemediği olaylarla yüzleşecek ve farkındasız bir şekilde de, küçük bir hobbit’in, bütün bir krallığın tarihini nasıl etkileyebileceğini göstermiş olacak..


 

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.