A Bard’s Tale XIV
“a Bit of a Bite” VI

Timeline:

Bu hikaye, Brom Bumblebrim adındaki, Bowling Hill’de yaşayan kendi ırkının diğer bütün üyeleri gibi ‘normal’ ve hayatını olabildiğince keyifli ve tembel geçiren bir hobbit’in, beklenmedik bir şekilde ne idüğü belirsiz bir şey tarafından ısırılmasıyla başlar.

Genç hobbit’i her ne ısırdı ise, o günden sonra Brom bir türlü yerinde duramaz ve en sonunda, gecenin alakasız bir yarısında, eski arkadaşı ve aile dostu olan Gamwise Samgee’ye evini ve gülleri emanet ettiğine dair bir not bırakarak yollara koyulur. Uzun bir gece boyunca nereye gittiğini bilmeksizin, öylece, istikametsiz bir şekilde yürür durur..

 

Bu hikaye,
A Bard’s Tale XIV, “a Bit of a Bite” V ‘in
devamıdır..

 

 

11.11.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Ekim ortası.
Ritual Ormanlarının güneyi..

 

Teşekkür ederim.”, der genç hobbit kayıp bir sesle, kocaman gagasını ona doğru eğmiş dev martıya ve elindeki küçük keseciği yeleğindeki pek az kullandığı iç cebe güvenli bir şekilde yerleştirir. 

Martı sırtından inen küçük yaratığa yeni doğmakta olan güneşin silik ışığında kara gözlerle bakar, sonra başını göğe kaldırıp uzun, acıklı bir bando borazanını andıran sesle gaklar ve tekrar eğilip hobbit’e bakar.

Brom, her nasılsa martının o gaklamasında ve kocaman, kapkara gözlerinde esef ve hüzün görür ve ister istemez tekrar gözleri dolar ve omuzları hıçkırıklarla hoplamaya başlar.

Martı, önünde acınası bir kahırla duran küçük şeyi sessizce süzer, sonra gagasıyla onu nazikçe dürter.

“Hayır. İyi değilim ve iyi olmak gibi bir niyetim de yok. Ama bu da senin sorunun değil zaten..”, diye, göz yaşlarına karışmış hıçkırıkları arasında söylenir küçük hobbit. “Anneye, beni buraya getirmene izin verdiği için teşekkür ettiğimi söyle lütfen. Bir daha görüşür müyüz bilemiyorum. Belki bir gün.. Kızlara da kendi aralarında didişmeyi bırakmalarını tembih et. Hayat böyle çocukça şeyler için fazla kısa.. Ve.. .. o kadar, işte..”

Gulls Perch’e adını veren dev martı tekrar hüzünle gaklar, gagasının ucuyla ve nazikçe küçük hobbit’in başına iki kere ‘pıt pıt’lar, sonra döner, biraz uzaklaşır, neredeyse onar yardalık kanatlarını açar, bir kaç defa çırpar ve havalanır..

..ve güneye, evine, Gulls Perch’e doğru gözden kaybolur.

. . .

“Kes şunu!”, diye hırlar Brom ve kalçasının, tam da göremediği yerini sıvazlamaya başlar. “Benden ne istiyorsun bilmiyorum ve açıkçası artık umurumda da değil. Hayatımda bana verilmiş en güzel, en muhteşem şeyle tanıştırdın, sonra da aldın onu elimden.. Senden ne kadar nefret ettiğimi bilemezsin. Git ve bir başka salak bul kendini eğlendirecek. Senin yüzünden evimin mutluluğunu kaybettim.. Senin yüzünden hayatımda görmek istemediğim şeyler gördüm.. Senin yüzünden aklıma bile gelmeyecek korkular yaşadım.. Senin yüzünden en çok sevdiğim bir şeyimden oldum.. Senin yüzünden bu dünya hakkında ne kadar saf ve temiz düşüncem varsa hepsini kaybettim.. Ne bok istedin benden ki beni böyle sınayıp süründürdün? Kime ne yaptım? Kime ne zararım dokundu da beni seninle lanetlediler.. Defol git.. Ve beni bir daha da rahatsız etme..”

 

Brom Bumblebrim, Gulls Perch’den onu sırtında taşıyarak getiren dev martının gitmesinden sonra Ritual Ormanlarının güneyinde, Arashkan ırmağı kıyısında kamp kurmuş ve iki haftadır da burada öylece, amaçsız bir şekilde yatıp kalkmıştı. Gündüzleri ırmaktan balık avlamış, geceleri de küçük ateşinin başında oturmuş, elinde annesinin yadigar Lir’inden sabit iki nota dışında hiçbir şey çalmadan durmuş ve uykusuzluktan sızıncaya kadar öylece, kıpırdamadan, sessizce ağlamıştı..

..taki kalçasından, tam da göremediği yerden, tanıdığı sızıyı hissedinceye kadar.

Genç hobbit’in bu ani ve beklenmedik harlaması karşısında, beklenmedik yerlerde ve istenmeyen zamanlarda onu ısırıp duran ne idüğü belirsiz şeyden herhangi bir tepki gelmez.

 

Tepki gök yüzünden gelir!

 

Büyük, yer sarsıcı bir patlamayla homurdanır Ekim bulutları ve bir anda yağmur yağmaya başlar..

Yağmur, bardaktan boşalır gibi değil, dev bir fıçıdan boşalır gibi yağmaya başalar!

“Yağ lan!”, diye avazı çıktığı kadar çığlar Brom. “İstediğin kadar yağ, lanet olasıca şey! İstersen al ve götür beni sularında.. Ama sana bir daha boyun eğmeyeceğim..!”

“Canın bir şeye sıkılmışa benziyor, evlat.”, der tiz, paslı bir ses sırılsıklam gecenin karanlığından.

“Evet!.. Ne?.. Kim var orda?!”, diye bir elinde babasının eski kılıcı, diğerinde de amcasının küçük, antika gürzü olduğu hande fırlar ayağa genç Brom.

“Ahaa.. Haşin bir genç! Ama o silahlara gerek olacağını da pek sanmıyorum, delikanlı.. Benim kadar bükük ve yaşlı bir adamı korkutarak kendini utandırmak istemiyorsan, tabii..”, der adam ve Brom’un ateşi yağmurdan sönmüş kampına adamın ağır, topallayan ayak sesleri eşliğinde paslı kıkırtısını da duyar..

..ama yine de silahlarını indirmez.

“Yazık.”, der adam. “Birileri senin insanlığa olan inancını fena halde köreltmiş..”

Gece, yumuşak bir ışıkla aydınlanır ve Brom beş – altı yarda ilerisinde sesi kadar yaşlı bir adam bulur.

Adam ağır, temkinli hareketlerle kendi etrafında döner ve Brom’a gülümseyerek konuşur.

“Gördüğün gibi bu yamuk asa ve daha da yamuk beden dışında bir şeyim yok. Şimdi.. Senin gibi iyi giyimli bir hobbit’in buralarda ne işi var ve neden bu kadar kızgınsın?”, diye merakla sorar yaşlı adam.

Brom, uzun bir süre yağmur altında sessizce yaşlı adamı, bir elinde tuttuğu asasını ve diğer elinde duran puslu ışığı süzer.

Adamın kafası neredeyse keldir. Olan saçları, sakalları gibi aklaşmış, birbirine karışmış ve beline kadar da uzanmaktadır. Adamın üzerinde ise tiril, pejmürde bir cübbe ve bir kaç küçük kesenin tutuşturulduğu, kemer niyetine bağladığı sicim dışında herhangi bir mal varlığı yok gibidir.

 

Gök tekrar gürler.

Gece aydınlanır.

Yağmur daha bir hışımla yağmaya başlar.

Yaşlı adam ise genç hobbit’in bir karar vermesini bekler..

 

“Kimsin sen?”, diye sorar Brom tekrar.

“Yaşlı ve mazbut bir adamım, o kadar. Ormanın bu taraflarında biraz işim vardı ve senin bağırtılarını duyunca belki bir yardımım dokunur diye geldim.”, der yaşlı adam.

“Bir fey gibi konuşuyorsun.”, der Brom kaşlarını çatarak. “Adını vermediğin gibi, muallak cevaplarla geçiştiriyorsun..”

“Aaaa.. Feylerden haberdar olacak kadar gezmiş ve görmüş bir delikanlı.. Yada ağzı yanacak kadar..”, der adam ve tekrar kıkırdar.

Brom sessizce ve ırkına hiç de yakışmayan bir huysuzlukla olduğu yerde durur.. ellerinde silahlarıyla..

“Öyle olsun bakalım, delikanlı.”, der yaşlı adam ve omuzlarını silker. “Sakıncası yoksa ben kendi işime bakacağım o zaman. Bu fırtınayı güvenli bir şekilde buraya çağırmam biraz zamanımı aldı ve boşa gitmesini istemem. Sen de istersen seyredebilirsin..”

Adam topallaya zıplaya garip bir yürüyüşle Brom’un ilerisinden geçer ve yaklaşık elli yarda sonra durur. Elindeki yamuk asayı aldığı gibi yere saplar..

..ama asa yerinde durmaz ve devrilir.

Adam zorlukla eğilir ve asayı yerden alır. Ikınarak tekrar yere saplamaya çalışır ama asa yine yerinde durmaz ve düşer.

Adam esefle asaya bakar.

“Evlat. Orada durup yaşlı bir adamın kendisini rezil etmesini daha ne kadar seyredeceksin?”, diye sorar, paslı sesiyle.

Brom adama bakar, sonrada uyuz bir ifadeyle ona doğru yürümeye başlar.

“Yaşlı bir adama gözlerini yuvarlamamalısın, delikanlı. Bu neredeyse bütün ırklarda ayıptır.”, der adam genç hobbit’e.

Brom ise burnundan soluyarak yerdeki asayı kapar, kılıcıyla yeri eşeler, asayı içine saplar, sonra asanın dibine yakında bulduğu taşlardan dizerek olduğu yerde durmasını sağlar ve “Hangi ırkta ayıp değil?”, diye sorar somurtarak.

“Bilmek istemezsin, delikanlı..”, diye cevap verir yaşlı adam.

“Gece karanlık. Gözlerimi yuvarladığımı bile görme ihtimalin yok!”, diye asabice söylenir Brom.

Yaşlı adam kıkırdar.

“Neredeyse bütün ırklardaki bütün gençler kendilerinden bir iş yapmaları istendiğinde gözlerini yuvarlarlar!”

Brom kaşlarını çatar.

“Ee.. naapıyoruz burada?”, diye sorar.

“Biz mi? Biz bi şey yapmıyoruz, delikanlı. Ama geri çekilsek iyi olur.. Biraz daha.. Evet.. Biraz daha.. Aslında çok daha gerilesek sanki daha iyi olur.. Kulaklarını da kapatırsan iyi olur.. Kulaklarını kapatıp ağzını açarsan pek daha iyi olur!”

Brom, yaşlı adamla yere saplanmış asanın neredeyse yüz yarda gerisinde, ağızları açık, kulakları tıkalı bir şekilde öylece yağmurun altında dururlar.

“Naapıyoz böyle yaa?!”, diye geçirir genç hobbit, içinden ve yaşlı adama, bir sonraki hamlesi ne olacağını kesitirilemez bir deliye bakar gibi onu yan yan süzer.

 

Gök bir daha gürler.

Gece bir ufuktan diğerine kadar aydınlanır.

Kapkara bulutların arasından çaprazlamasına tek dal bir yıldırım, müthiş bir hızla dikinine iner..

..ve göz harlatan bir kıvılcım yağmuruyla asayı vurur!

 

Brom, gözleri tamamen kamaşmış bir şekilde öylece dizlerinin üstüne çöker..

Tekrar görmeye başladığında yaşlı adam yanına çömelmiş, ona bir şeyler söylemektedir ama ne etrafında uçuşan parıltılardan adamı görebilir, ne de çınlayan kulaklarından söylediklerini duyar.

“Aaaaa.. Güzel.. Sanırım tekrar duymaya başladın.. İyi misin, delikanlı? Değilsen de zamanla olacaksın.. İşin püf noktası, üzerinde fazla düşünmemek ve yapacak kendine bir şeyler bulmak..”, der yaşlı adam genç hobbit’e gülümseyerek.

“Sen.. sen neden benim gibi sağır ve kör olmadın?”, diye boğuk bir sesle sorar, Brom.

“Yaşlılığın nadir avantajları, evlat.. Gözlerimi kapatmayı akıl edecek kadar bilge, ve senin kadar iyi duyamayacak kadar da sağır!”, der adam ve tekrar kıkırdar.

Brom yüzünü buruşturur..

Yaşlı berduşun her şeye verecek ‘kıkırtılı’ bir cevabı var gibidir.

“Kampın mahvolmuşa benziyor, genç efendi. Benimkisi hemen yakınlarda. İstersen bana misafir olabilirsin. Beğenmezsen de yarın tekrar buraya dönersin ama bunu tavsiye etmem.”, der yaşlı adam.

“Neden?”, diye sorar Brom temkinli bir şekilde.

“Korkarım bu şimşek ve sonrasında düşen yıldırım, hemen batımızda bulunan Serenity Home kasabasına bağlı izcileri ayartmış olacaktır. İzci Efendisi Davien’e tesadüf edersen sana bir kaç soru sorup bırakacaktır. Ancak Moorat’e tesadüf etmen halinde seni hayatından bezdireceğinden emin olabilirsin.”

Genç hobbit, bu iki izci efendilerinin isimlerini duymuştur. Genç hobbit bu iki izci efendisini, Serenity Home kasabası şerifiyle birlikte, bir kamp dolusu haydutu ortadan kaldırmalarını canlı olarak, oldukça da yakından seyretmiştir.

“Öyle olsun bakalım.”, der biraz huysuzca. “Bu gece için misafirin olurum ama yarın için söz veremem.”

“Yarın için ben de söz veremem.”, der yaşlı adam ve Brom, adamın pek de kamptan bahsetmediği izlenimine kapılır.

“Bu fırtınayı çağırmaktan bahsetmiştin..”, diye yoklar yaşlı adamı Brom.

“Öyle mi dedim?”, diye sorar yaşlı adam ve ormana, muhtemelen kendi kampı olan yere doğru yürümeye başlar.

 

Genç hobbit, sırt çantası, yıldırım dolayısıyla düşürdüğü silahlarını ve kampından geriye kalan ne varsa kapar ve garip, topallaya hoplaya yürüyen yaşlı adamın peşine takılır.

 

“Evet. Öyle dedin.”, der Brom kati bir sesle.

“Eh.. İlk akıl gidermiş, derler..”, der adam ve sırıtır.

“Eee?”, der Brom ve işin peşini bırakmaz.

Yaşlı adam temkinli bir şekilde etrafına bakınır, sonra da sıkılgan bir sesle konuşur..

“Heavens Hand nerededir, bilir misin, evlat?”, diye sorar.

“Evet.”, der Brom. “Durkahan’ın oldukça kuzeyinde, Korduba’s Watch’ı geçince..”

“Aaaaa.. Coğrafyasını bilen, okumuş bir delikanlı. Tarihini de bilebilirsen sana sorunun cevabını veririm..”, diye mutlu bir şekilde cevap verir yaşlı adam.

 

Brom tekrar kaşlarını çatar.

Yaşlı adamın sorulan sorulara bir türlü açık cevaplar vermeyişi, aslına bakılırsa, herhangi içerikli bir cevap vermeyişi, son bir ayda yaşadığı duygusal tahribattan sonra genç hobbit’te olağan dışı bir sabırsızlık, hatta tahammülsüzlük ve asabiyet oluşturmuştur.

 

“Neden sorduğum sorulara bir türlü cevap vermiyorsun?”, diye huysuzca sorar.

“Neden böyle bir beklenti içerisindesin?”, diye sorar yaşlı adam.

“Kampına geldin, kim olduğunu, ne yaptığını ve fırtınayı sordum ama beni kör ve sağır etmen dışında da hiçbir cevap vermedin!”, diye neredeyse hırlar Brom.

“Aaa.. Birisi yanlış tarafından kalkmış sanırım.. biri-iki ay önce..”, der yaşlı adam sonra derin, sessiz bir soluk verir ve devam eder. “Öncelikle, kampına misafir yada davet edilmediğim için gerçekte misafirin de olmadım. Kendince muhtemel haklı sebeplerden ötürü de olsa, yine de bana silah çektin. Sana üzerimde silah olmadığını göstermiş olmama rağmen silahlarını indirmedin, dolayısıyla ben de kampının etrafından dolaştım. Sana adımı vermemi gerektirecek nezaket koşullarını bana sunmadığın için, ben de sana adımı verme gereği görmedim.

Sana bir hobbit’in burada ne işi olduğunu sordum, ama buna da bir cevap alamayınca, bende yapmaya geldiğim kendi işimle uğraşmaya karar verdim.

Seni kulaklarını kapatman ve ağzını da açman konusunda uyardım. Açıkçası bu uyarılardan sonra gözlerini açık bırakacağın aklımın ucundan bile geçmemişti.. Sanırım kulaklarını yeterince sıkı kapatmadığın için anlık sağır, gözlerini açık tuttuğun için anlık kör, ağzını da söylediğim gibi açmadığın için de kendi bedensel iç basıncın, yıldırımın oluşturduğu dış basınçla dengelenmedi ve tahmin et, hanginiz kazandınız?”, diye mutlu bir şekilde paslı sesiyle açıklar yaşlı adam.

 

Brom’un yüzü daha da kararır çünkü adam haklıdır. Teknik yada nezaket; her halükarda haklıdır.

 

“Brom.. Brom Bumblebrim..”, der neden sonra kaynayan bir sesle.

“Tanıştığımıza sevindim, Brom-Brom Bumblebrim..”, der yaşlı adam sırıtarak. “Benim adım da Cathber Gwet’chen Bolgrig.. Ama sen bana bunlardan sadece bir tanesini kullanarak hitap etsen de olur. Aslına bakılırsa öyle olmasını rica edeceğim.. Karşılaştığım bazı yaratıklar tamamını kullanmakta ısrar ediyorlar ve her defasında duyması, söylemesinden bile daha acıklı oluyor..”

“..Fey’ler gibi..”, diye sokuşturur araya Brom.

“Ahhaaa.. Evet, fey’ler gibi..”, der yaşlı Cathber ‘en sonunda anlayan birisini buldum’ der gibi!

“Asadan ve Heavens Hand’den bahsediyorduk.”, der Brom ve bu garip, tek düze hali kendisini bile biraz şaşırtır.

“Hayır, genç Brom, daha başlamamıştık. Ama merak etme, çok heyecanlı bir hikaye. Bununla birlikte, sanırım ikimizde bir gece için yeterince ıslandık. Önce biraz ısınıp kuruyalım, karnımızı da biraz doyuralım sonrasında hala ayık istek, sana anlatırım.. Ve işte geldik.”, der yaşlı adam ve tamamen çam dallarından örme, daha çok bir kunduz yuvasını andıran ve yaşlı adamın sadece beline kadar gelen küçük, kubbeli bir ‘şeyin’ yanına gelirler.

“Hmmm..”, diye sesli bir şekilde düşünür adam. “Pek de misafir beklemiyordum açıkçası. Sanırım bu ikimiz için biraz küçük. Ama merak etme. Sanıyorum bu konuda bir şeyler yapabilirim..”

Yaşlı adam ellerini kaldırır ve Brom’un çıkaramadığı bir dilde bir şeyler mırıldanmaya başlar.

 

Aradan biraz zaman geçer.

 

“Hiç bi şey olmuyor..”, der Brom neden sonra.

“Hiç bir şey olmuyor da ne demek?”, diye sorar yaşlı adam.

“Her ne yapıyorsan, bi işe yaramıyor!”, diye açıklar Brom.

“Bu.. biraz utanç verici bir durum..”, der Cathber. “Bir de şunu deneyelim bakalım..”

 

Aradan biraz daha zaman geçer.

 

“Hala bir şey olmuyor..”, diye mırıldanır genç hobbit.

“Bu.. gerçekten beklenmedik bir durum. Normalde bunun işe yaramış olması lazımdı!”, der yaşlı adam alınmış bir sesle.

“Ne yaptığını bildiğinden emin misin?”, diye sorar Brom.

“Ne münasebet! Tabi ki ne yaptığımı biliyorum!”, der Cathber, tamamen alınmış bir sesle.

Sonra yine bir şeyler mırıldanmaya başlar.

 

Aradan biraz daha vakit geçer ama yine bir şey olmaz.

 

“Bu.. gerçekten çok garip.”, der yaşlı adam hayretle kendi ellerine bakarak.

Brom acımasızca ‘fırk’lar.

Sonra sırt çantasını yere bırakır, içinden küçük, katlanabilir çadırını çıkartır ve kurmaya başlar.

Fena bozulmuş bir Cathber, kaşları çatılı bir şekilde küçük hobbit’in kendi çadırını kurmasını seyreder.

Sonra arkasını döner ve daha bir azimle tekrar bir şeyler mırıldanmaya başlar.

“Hayır!”, diye kendi kendisine söyleniyormuş gibi konuşur birden. “Anlaşmamız böyle değildi. Ben size olan yükümlülüklerimi yerine getirdim. Sizin de kendi payımıza düşeni— Ne demek koşullar değişti?! Hangi koşullar değiş—? Hayır, hayır tabiki size kızgın değilim. Neden size kızgın ola—? Aaaa.. sanırım şimdi anladım. Tamam, olur böyle şeyler.. Sorun değil, sorun değil.. Ateşi yakın bari.. Yaşlı bir adama yağmurlu bir havada kuru dal aratmakla uğraştırmayın..”

Brom, bir yandan bu ‘zır deli’ adamın söylediklerine kulak kabartırken, bir yandan da çadırını kurar. İşi bittiğinde yaşlı adamı, etrafı taşlarla çevrilmiş bir ateşin başında bulur. Ateşin hemen ilerisinde ise kayda değer bir miktarda ve düzgünce dizilmiş kuru dal ve odunlar durmaktadır.

Brom ister istemez ateşe yaklaşır.

Yanına geldiğinde yaşlı adamın ince çubuklara balık, patates, domates, patlıcan ve mısır geçirdiğini görür. Adam çubuklara geçirdiği yiyecekleri imtina ile ateşin yanına dizer, bunların bazılarının iyice kızarmalarını beklerken, bazılarının ise sadece hafif renklerinin değişmelerini bekleyecek kadar ısıtır.

Brom’un bir anda ağzı sulanır.

“Öylece durup seyir mi edeceksin, Efendi Hobbit? Yoksa gelip bunları yiyecek misin? Bu kadar şeyi tek başıma yersem sanırım bu benim yaşımdaki birisi için hazımsız bir gece olurdu..”, diye söylenir yaşlı adam.

 

Brom ateşin başına çöker ve ellerini ısıtır biraz, sonrada kendisine uzatılan çubuklara geçirilmiş balıkları, patatesleri, domatesleri, patlıcanları ve son olarak da mısırları yer.

 

Yaşlı Cathber yemek boyunca sesini çıkarmaz ve kendisi de yaptığı yemeklerden tadımlık ısırıklar alır. Sonra biraz abartılı bir şekilde esner ve gözlerini ovuşturur.

“Aaaahh.. Bu yaşlı kemikler benden uyumamı talep ediyorlar. Sen istersen ateşin başında takılabilirsin.”, der ve hemen ileride duran kuru dal ve odunlara işaret ederek, “Gördüğün gibi gece seni sıcak tutacak kadar yakacak odunumuz var.”

“Ne?”, diye sorar Brom. “Bu kadar mı?”

“Anlayamadım? Doymadıysan şu sepetin içerisinde biraz daha var yiyecek bir şeyler.”, der Cathber ve odunların hemen yanında duran bir sepete işaret eder. “Ama korkarım çubuklarla geçirip pişirmeyi kendin yapmak zorunda kalacaksın..”

“Hayır, onu sormuyorum. Konuşacak bir şeylerimiz yok muydu?”, diye biraz asabîce sorar genç hobbit.

“Benim söyleyeceklerim bekleyebilir, Efendi Hobbit. Senin söyleyeceklerin ise bir barut fıçısının içinde ve patlamaya hazır gibi.. Sanıyorum patladığında ikimizin de orda olmamasını tercih edeceğim. Söylemeye hazır olduğunda, ben de dinlemeye hazır olmuş olacağım. Sen dinlemeye hazır olduğunda, ben de söylemiş olacağım..”, der Cathber ciddi bir gülümseyişle, sonra kalkar ve küçük, çam dallarından yapılmış kulübemsi çadırına gider.

 

Brom adamın arkasından sessizce kaynar.

“Kaçık, zır deli, yaşlı berduş!”, diye burnundan soluyarak söylenir.

 

Genç hobbit’in zihninin derinliklerindeki bir ses, Cathber Gwet’chen Bolgrig ismini bir yerlerde duymuş yada okumuş olduğunu ona hatırlatır ama o isimle bağdaşan sadece bir kişi vardır ve o kişi bir ‘insan’dır ve rivayetlere göre sekiz yüz küsur yıl önce gerçekleşen Themalsar adındaki kaçık bir papazın ordularına karşı yapılan savaşta bulunmuştur..

Brom inançsızca ‘fırk’lar.

Birincisi bu adam, yaşlı olmakla beraber bir insandır ve bırakın sekiz yüz küsur yıl yaşında olmayı, anca ayakta durabilmektedir. İkincisi ise orijinal Cathber’in kendisi de bir insandır ve onun da sekiz yüz küsur yıl yaşamış olması mümkün değildir. Brom, bu adamın, tanınmış birisinin adını alarak kendince şöhret peşinde koşan bir kaçık olduğunu düşünür.. yada ortada nesilden nesile geçen bir kült vardır ve her nesilde birisine bu isim bahşedilmesi dolayısıyla bu adamın adı, tarihi kişilik olan orijinal Cathber’in adıyla aynıdır.

 

“Çattık..”, diye homurdanır Brom ve kalkıp düzgün bir şekilde dizilmiş odunların yanında duran sepetin saman saplarından örülme kapağını açar ve içine bakar.

Sepetin içinde her şey ilginç bir şekilde ayrı ayrı kase yada bohçaların içinde durmaktadır; kapalı bir kasenin içinde tuzlanıp kurutulmuş bir düzine balık, ayrı ayrı bohçalanmış patatesler, patlıcanlar, domatesler, mantarlar, mısırlar, fasulyeler ve..

 

..Brom olduğu yerde çakılıp kalır..

 

Küçük bir çanak dolusu, kırmızı-pembe çilek..

 

Brom sepetin başında ne kadar durur bilemez zira zaman onun için durmuş gibidir..

“Hayır yaa..”, diye sessizce inler. “Unutmak üzereydim..”

 

Belli ki genç hobbit hiçbir şekilde unutmak üzere değildir..

 

Uzaklarda bir yerde gök tekrar gürler.

Orman kısa bir anlığına aydınlanır ve kendisini sessizce seyredenlere acıklı bir sahneyi sergiler.

Öylece, durduğu yerde, Brom Bumblebrim hıçkırıklarla ağlamaktadır..

✱ ✱ ✱

26.04.7591 B.Y.S (-16 Yıl)
Nisan sonu.
Ritual Ormanları..

 

Daha hızlı, daha hızlı, genç hobbit. Fırsatı kaçırmak üzereyiz!”, diye, bir yandan topallaya-zıplaya koşarken, bir yandan da paslı sesiyle seslenir yaşlı Cathber. “Bu fırtına biraz aceleci çıktı ve korkarım içini dökmek için sabırsızlanıyor..” 

Brom yine sırılsıklam olmuş bir şekilde durmak bilmeyen yaşlı adamın peşinden, nefes nefese kalmış bir şekilde, elindeki yamuk asa ile koşturur. Genç hobbit, Ritual Ormanlarına geldiğinden beri devamlı ıslak gibidir sanki ve aklı başında herkes gibi kendisi de yağmur altında ‘terlemekten’ hoşlanmaz.

“Geliyorum, geliyorum..”, diye bağırır homurdanan kara bulutların altında koşarken.

Aslında gece olmasına daha saatler vardır ama hem bu ormanlığın yoğun ağaçları, hem de gök yüzünde yuvarlanan koyu bulutlar sayesinde genç hobbit açısından gece olsa da değişen bir şey olmazmış gibi gelir.

Brom tekrar gök yüzünden boğuk homurtuları duyulmaya başlar ve birkaç yüz yarda ileride yaşlı Cathber’in ona doğru, “Acele et, delikanlı.. Acele et, geliyor!”, diye elini salladığını görür.

Sırılsıklam olmuş hobbit, biraz daha hızlanır, yaşlı adamın yanına gelir, haftalar önce adamın kendisine verdiği çapayla yeri kazar, asayı açtığı deliğe saplar ve toprağa tesadüf eden ucunu iyice kapatıp yerine sabitler..

..ve kaçar!

 

Genç hobbit, ilk tecrübesinden sonra aynı acemiliği tekrarlamak gibi bir niyeti yoktur ve kendisi gibi çoktan uzaklaşmış yaşlı Cathber’in yanına, kocaman bir çınarın arkasına pineklemiş, ellerini kulaklarına sımsıkı kapatmış ve ağzını da açabildiği kadar açmış bir şekilde bekler.

 

Gök yüzünden ve kapkara bulutların arasından duyulan homurtular şiddetlenir ve birden, sağır edecek bir şiddetle ‘hapşırır’..!

Brom koskocaman bir çınarın arkasında saklanmış, dahası gözlerini de sımsıkı kapatmış olmasına rağmen yine de ‘beyaz’ görür..

Tekrar gözlerini açtığında gündüz biraz aydınlanmış gibidir ve yukarından, gök yüzünden bir – iki defa daha hoşnutsuz homurtular duyulur, sonra yağmur başladığı gibi bir anda kesilir!

 

“Bunu daha ne kadar yapacağız?”, diye biraz bıkmış bir sesle söylenir Brom. “Neredeyse üç aydır ormanın güneyinde bir oraya, bir buraya koşturup fırtına avlıyoruz!”

“Fırtına avlamak.. Bu çok hoşuma gitti, genç Brom.. Sen gerçekten kelimeler için yaratılmış bir varlıksın, ve bu dünya için de bir zenginliksin!”, diye kıkırdar yaşlı adam.

 

Brom kaşlarını çatar..

 

Gerçekte Brom somurtkan biri değildir. Olur olmaz her şeye kaş çatan da bir hobbit olmamıştır hiç bir zaman. Aslına bakılırsa kaç çatmak, hobbit’lerde sık görülen bir mimik de değildir.

Bu kaş çatma olayı, onda sonradan peyda olmuş bir alışkanlıktır..

Bir kaç ay öncesinden itibaren..

..Gulls Perch’den ayrılmasından sonra..

..Sevgili, güzel, saf, temiz ve olağanüstü Aremela’sının ölümünden sonra.

 

“Asıl soruna dönersek, bu ‘fırtına avı’, gerçekten çok önemli. Sana anlattıklarımı hatırla. Heavens Hand, mebus iblislerle bizim aramızda duran tek şey. Evet, Tranquil elf’leri ve Dwarwick dwarf’ları da bu konuda Heavens Hand’e devamlı yardım ve destek gönderiyorlar ama, en nihayetinde, orada savaşıp hayatlarını veren insanlar krallığın gerisinde yaşayan diğer insan ve ırkları da koruyorlar. Onlar olmazsa yada bir gün orası düşerse, bu insanlığın sonu olur. Bizim de onlara birazcık olsun yardımlarımız dokunmalı, öyle değil mi?”, diye mutlu bir ciddiyetle anlatır yaşlı Cathber.

“O kısmını anladım da, bu yıldırımların ne işe yaradığını hala anlamış değilim. Dahası, bu lanet olasıca asa nasıl oluyor da bunca yıldırımdan sonra hala tek parça halinde durabiliyor?”, diye bıkmış bir ifadeyle sorar Brom.

 

Genç Brom, kaş çatma olayının yanı sıra, bir kaç başka yeni huy daha edinmiş gibidir; bıkkınlık, yılgınlık, hoşnutsuzluk, umarsızlık ve genel anlamda ciddi bir ‘bitse de gitsek’ tavrı içeren keyifsizlik ve buradaki ‘gitsek’ kısmı ise spesifik bir olayla sınırlı değil, sanki genç Brom bunu ‘hayatın kendisi’ için değerlendirmektedir..

 

“Nereye savurduğunu bilmeden lanet okumamalısın, genç Brom. Lanetler hafife alınacak şeyler değildirler..”, der Cathber nazikçe.. ama sesinde altı çizili bir ciddiyet de vardır sanki.

“Uhhmm.. özür dilerim. Lafın gelişi..”

“Korkarım, lanetlerde ‘lafın gelişi’ de olmaz, Efendi Hobbit.”, der yaşlı adam. “Bunu bir çoklarından fazla senin bilmen gerekir.”

“Ne demek istiyorsun?”, diye biraz fazla haşince sorar Brom.

“Asa parçalanmıyor çünkü bilge bazı şahıslar ve mucitlerin hazırladığı ve şahsımın bile anlamadığı karmaşık bazı kimsaysal solüsyonlarla yıkanarak yapısal olarak güçlendirilmiş bir asa bu. Yamuk oluşunun da keyfî değil, kondüktörel olarak bir gereklilik olduğu aynı şahıslar tarafınca ısrarlı bir şekilde tekrarlandı bana.”, der yaşlı Cathber ve genç hobbit’in haşin sorusunu harika bir şekilde saman altı eder. “Yıldırımların ne işe yaradığına gelirsek, bu bizim hiçbir işimize yaramayacak çünkü onları kendimiz için toplamıyoruz. Bana gelen haberlere göre ‘düşman’ saflarında beklenmedik ve olağan dışı bazı hareketlenmeler varmış. Heavens Hand efendileri, benim gibi mazbut ve naif olmakla beraber bazı özel becerileri olan şahsiyetlerden, Demons Wall’un müdafaası için böylesi yıldırım asalarının gerektiği konusunda isteklerde bulundular. Sanıyorum ki bu asalardan başka ormanlarda şahsım dışında yapanlar da var. Bu asaları İblis Duvarına yerleştirdiklerinde hem oradaki mevcut büyülü muhafazaları, devamlı insan gücü aratmaksızın besleyecekler, hem de yaklaşan iblisleri, benim tahminime göre en az iki bin yarda gibi etkili bir mesafeden vurabilecekler.”

Brom, iki bin yardayı duyunca ister istemez tırsar zira bu gerçekten fevkalade etkili ve bir o kadar da ürkütücü bir mesafedir. Bu, Endless Watch surlarındaki, uzun menzilli Drashan korsan gemileri için özellikle imal edilmiş anti-kalyon mancınıklarının bile etkili mesafesinin neredeyse iki buçuk katıdır!

“Oha!”, diye geçirir Brom içinden ve bir anda ıkınarak ve isteksizce yaptığı işin gerçek potansiyeline ayılıverir. Yaptıkları bu iş, teorik yada sonuçları itibariyle muallak ve idealistçe yapılan bir iş değil, Heavens Hand’deki bir demircinin, askerlerin kırılmış silahlarını yada zırhlarını tamir etmesi kadar ‘pratik’ sonuçları olan bir emektir..

Genç Brom yaptığı işin mutlak tekabülünü tam olarak kavramış olmasada duydukları, ona olan umarsız tavrını silmeye de yetecektir.

Cepheden aylarca mesafe uzaklıkta olmasına karşın, oradaki mücadeleyi birinci elden etkileyecek ve sayısız hayatı da kurtarma potansiyeli olan bu ‘basit’ gibi görünen ‘fırtına avı’, bir anda onun için yeni farkındalıklar ve beklenmedi bazı algı kapıları da açıverecektir.

Ve genç hobbit bu düşünce silsilesinin sonuna ve ilgili sonuçlarına vardığında, yaşlı Cathber’in ışıl ışıl gözlerle ve sessizce kendisini seyreder halde bulur.

Brom, bu adamın kim olduğu konusunda kati bir sonuca varamaz —hafif kaçık, daha çok da bir deli olması dışında..

..ama onun ‘normal’ bir deli olduğunu da düşünmez.

 

“Eee..? Sırada hangi fırtına var?”, diye sorar..

✱ ✱ ✱

Bunu takip eden aylar boyunca yaşlı Cathber, Brom’u, Ritual Ormanlarının etrafında, içinde, altında ve üstünde.. ve fırtına peşinde, durmaksızın koşturur. Genç hobbit’in yaşlı adam hakkında git gide artan kuşkuları, yeni bir fırtına peşinde koşarken tesadüf ettikleri Themalsar Harabelerine ulaştıklarında kesinleşir. 

Yıldırım asasını topraktan söküp çıkartan Brom, Cathber’i yanında değil, onu orman sınırının dışında bulur. Yaşlı adam, kayıp bir ifadeyle kuzeye ve doğuya bakmaktadır..

..kıpırdamadan ve öylece.

 

“Cathber?”, diye soran bir ifadeyle yaklaşır Brom, yaşlı adamın yanına.

“Zaman, bazı şeyleri tahammül edilir hale getiriyor, genç Brom Bumblebrim. Ama asla silip atamıyor.”, der yaşlı Cathber.

Brom, bu lafın üzerine olduğu yerde kalakalır.

“Burası.”, der Cathber sessizce. “İşte tam burası.. ve 740 yıl, 6 ay ve 11 gün önce..”

“Anlamadım..”

“268,570 ve bu gün.. Eşimi kaybettiğim yer, ve üzerinden geçen zaman, delikanlı..”

Brom hayret yaşlı adama bakar.

 

“Bunca zaman sonra bile o kadar çıplak bir şekilde hatırlıyorum ki.. Themalar ve habis orduları, Grandeleren ve elflerini kuşatmıştı ve bizler —Arashkan ordusundan insanlar, Elder Hills’den dwarflar, Silent Hills’den gnomelar, bulup buluşturduğumuz ne kadar dost, fey, melek varsa canımızı dişimize takmış, elimizden gelen her şeyi yapıyorduk.. O gün bize Göklerin göndereceği bazı habercilerin geleceği söylenmişti. ‘Bir yanlışı düzeltmek için..’, dediler.. Bunun ne demek olduğunu yada ne anlama geldiğini hala çözebilmiş değilim ama emir yukardan.. çok yukardan.. Göklerden gelmişti ve bize gelecek olan haberciler için yol açmamız gerektiği söylendi.. Biz de açtık.

Bu.. bu bize çok pahalıya mal oldu.. Bir çok hayata.. Bir çok kadın dul kaldı o gün.. Bir çok erkek de yalnız.. O gün eşim ve sevgilim olan kadın da haberciler için yolu açanlar arasındaydı.. Halbuki Gökler onu bir melek olarak sıf benim için bu dünyaya indirmişlerdi!

 

Evet, Efendi Bumblebrim. 

 

Aradan 268,570 ve bu gün geçti ve ben onu hala özlüyorum. Niyetimiz savaştan sonra yerleşip beraber bir hayat kurmaktı. İkimiz de çocukları çok seviyorduk. İkimiz de çocuklarımız olsun istiyorduk.. Ama Themalsar onu benden aldı ve aradan 740 yıl geçmiş olmasına rağmen asla çocuklarım olmadı..

 

Acısı dindi mi?

Hayır.

Sadece bulandı..

 

Bana yalnız geçireceğim 740 yılımı takas etmemi isteseler, onunla geçireceğim basit bir hayat için gözümü kırpmadan ‘Alın. Yüz yıllar sizin olsun. Bana onunla geçireceğim 40 yılı verin yeter.’, derdim.

İşin en acı.. ve güzel yanı nedir biliyor musun, genç Brom?

Yıllar geçtikçe onun yüzü, hatırası, dokunuşu ve dudaklarının tadı.. daha da güzelleşiyor olması..

Bunları neden sana anlattığımı merak ediyorsan söyleyeyim..

 

Benim yaptığım hatayı yapma..

 

Kayıplarımız kaçınılmazdır. Bir ölümlü olmanın en güzel yanıdır bu; bir ölümlü olmamız.. ve kayıplarımız..

Fey’lerin biz insanlara neden gıpta ettiklerinin sebebi de gerçekte budur; sınırlı olan zamanımızda yapabildiklerimiz.

Tok, açın halinden anlamaz.

Ölümsüz de ölümlünün yaşadığı sevgileri, tutuşan duyguları ve aldığı zevkleri asla tadamaz..”

Yaşlı Cathber ve Brom, sessizlik içerinde ormana geri dönerler..

..ve genç ozan aylar.. çok aylar sonra ilk defa Lir’ini tekrar eline alır.

Sessizce söylediği şarkının sözleri ona geliverir..

 

 

 

Time.
 
You cannot fight it,
you cannot resist it,
beat it, wound it nor slay it.
You can only yield to it..
 
Time.
 
It is cunning,
it is stingy, ruthless, pitiless
and sparse.
It turns a spark into a fire, and fire into ash.
It grinds mountains to dust.
It gathers trickles into oceans.
It gives birth to rebellions and liberties
and brings down empires..
It gives meaning to patience,
diligence, and vigilance.
It is the key to mortality
and the lock to eternity.
It precedes
and postcedes..
One day we are,
one day we are not.
It is hope and it is despair..

 

✱ ✱ ✱

Bu olaydan sonra Brom için ‘yaşlı adam’ birden ‘Efendi Cathber’ oluverir ve Efendi Cathber onu daha kuzeye, Büyük Kuzey Tundra’larının girişine kadar götürür ve ikisininde ıkınarak tırmandıkları bir dağın kıyısından bembeyaz tundraları gösterir, orada yaşayan barbar kabileleri ve sürülerinden, kocaman buz devlerinden, muazzam kar ayılarından, vaşaklarından, büyük, beyaz ejderlerden ve daha bir çok başka harikalardan bahseder. 

Efendi Cathber, genç hobbit’i yıldırımların peşinde koştururken güneye, sonra çaprazlamasına tekrar kuzeye, sonra yine güneye indirir ve beraber Oger’s Foot denen yere getirir ve Brom bu süre içerisinde farkında olmadan günleri, haftaları ve ayları saymayı bırakıverir ve yaşlı adamla geçirdiği zamanı tekil ‘an’lar olarak ve hayatında daha önce hiç olmadığını kadar ‘ayık’ bir şekilde yaşar. Sanki zamanın geçişiyle ilgili kaybı, etrafında olup bitenlere karşı oluşan yepyeni bir farkındalıkla takas etmiştir.

Evet, zaman önemlidir zira geçişi, ve bu geçişe bağlı olarak, ‘bitti’ —gibi bazı kaçınılmaz sonuçları vardır. Ama genç hobbit için içerik ve algı, yüzeysel olarak kaybedilen zamana fazlasıyla değerdir..

 

“Evet, Efendi Hobbit.. burada dikkatli olmamız gerekecek..”, diye uyarır yaşlı Cathber.

“Neden ki?”, diye sorar Brom.

“Çünkü burası Oger’s Foot ve bu tepelerin sakinleri biraz heyecanlı.. aslında ‘tez canlı’ tiplerdir.”, der Cathber.

“Neden ki?”, diye tekrarlar genç hobbit.

“Çünkü burası Oger’s Foot.. Buranın sakinlerinin kim olduklarını konusunda bir tahmininde bulunabilirsin —ve ‘sakinleri’ derken bunu da olabilecek en geniş anlamda kullandığımı da ifade etmek isterim.”, diye sırıtarak açıklar yaşlı adam.

“Oger! Muhteşem Gökler adına.. Burada oger’ler mi yaşıyor?”, diye çığlar Brom.

“Çok uzun yüzyıllardır..”, der Cathber ve kıkırdak.

“Bu inanılır gibi değil.. Oger’lerin burada yaşamasına nasıl müsaade edebilirsiniz! Onlar fevkalade vahşi ve tehlikeliler..”, diye inler Brom ve bir anda korkuyla her yere bakmaya başlar.

“Müsaade, biraz kuvvetli bir ifade oldu, evlat. Hiç kimse, bir başkasının yaşam hakkı üzerinde ‘müsaade’ gücüne sahip olmamalı. Onlar çoğumuzdan önce buradaydılar.. Serenity Home’dan bile önce.. Geçinmeyi bilen.. ve isteyenler olduğu sürece de, genel olarak kaleme alınmamış bir barış da var insanlarla oger’ler arasında. Ve tabii, onları buradan atacak bir gücün olmayışının da söz konusu barışda bir etkisi vardır eminim.”, diye ekler yaşlı adam gülerek.

“Ama rivayetlere göre Themalsar Savaşından sonra gerçekleşen neredeyse tüm ayaklanmalarda oger’ler de yer almışlar.”, diye itiraz eder Brom.

“Aaaaa.. Ama söz konusu ayaklanmalarda insanlar da vardı.. Onlardan dolayı bütün insanları da mı suçlayalım?”

 

Brom buna da itiraz etmek ister.. Gulls Perch’de olanlardan sonra genç hobbit’in insanlara da, dwarf’lara da hiç bir inancı yada itimadı kalmadığı gibi, onlara karşı içsel, gizli ve pek de azımsanmayacak bir nefret de beslemiyor değildir —ki bu da bir hobbit için biraz hayret verici bir durumdur..

 

“Neyse ki yanımızda sizin gibi tanınmış, meşhur bir şahsiyet var..”, diye mırıldanır en sonunda.

Yaşlı Cathber buna kıkırdayarak karşılık verir.

“Bana olan inancın onure edici genç hobbit, ama eminim kaynayan bir kazanın içinde en az senin kadar iyi pişeceğimdir!”

 

Brom uzun bir zamandır yapmadığı, yapmaktan da imtina ettiği bir şeyi yapar..

.. kaşlarını çatar!

 

“Veee, sanırım fırtınamız da burada..”, der Cathber mutlu bir şekilde ve birden gök homurdanmaya başlar..

✱ ✱ ✱

Neden buraya fırtınalarını getirdin Kadber? Size saldırmadık. Sizlerden kimseyi kaçırıp yemedik.. Atalarımızın suçlarını çoktan bize ödettiniz!”, diye gürler neredeyse dört yarda boyundaki iri kaslı, iri omuzlu, iri göğüslü ve iri kafalı dişi oger, yüzünde fevkalade çirkin bir ifadeyle. 

Bir düzine yarı-devin yeri göğü sarsarak varlıklarını gelmelerinden önce ilan edeceklerini sanırdınız.. En azından genç Brom’un kati beklentisi buydu. Fırtına ile gelen yıldırımı ‘topladıktan’ sonra birden ve hiçbir ön uyarı olmaksızın peyda oluvermişlerdi oger’ler; ellerinde kocaman kılıçlar, gürzler, taştan oyulmuş ‘sopalar’, beraberlerinde getirdikleri, her biri neredeyse yirmişer kiloluk ‘fırlatma’ taşlarlarıyla..

 

“Merhaba, Reise Grulganiste..”, der Efendi Cathber sakince. “Seni ve aileni böylesi harika bir günde görmek ne güzel.”

‘Reise Grulganiste’, Cathber’e fena pis bir bakış atar ve korku içerinde titreyen zavallı küçük hobbit, gerçek ve etkili ‘kaş çatmanın’ ne olduğunu anlayıverir.

Cathber bu manzara karşısında ivedilikle taktik değiştirir.

“Çağırdığım bu küçük fırtına ile sizi rahatsız ettiysem özür dilerim. Ama sizi temin ederim ki bunun sizinle bir ilgisi olmadığı gibi size karşı da yapılmış bir şey değildi..”

“Bunu göreceğiz, Kadber! Geçen yıllarda bize hep hediyelerle gelmemiş olsaydın, seni şuracıkta pişirirdim!”, diye kapkara bir ifadeyle hırlar ‘kadın’.

“Bunu yapmış olmanız hepimiz için acı bir gün olurdu..”, der yaşlı Cathber.

“Neden? Bunu yapmayacağımı mı düşünüyorsun bükük insan!”, diye kendi kişisel fırtınasıyla hırlar Reise Grulganiste.

“Aaaa.. hayır, efendim.. Benden et çıkmaz ve dişlerinizin arasına takılmış kemiklerim bütün gününüzü mahvederdi de ondan.”, der yaşlı adam kıkırdayarak.

Reise Grulganiste bu cevabı komik bulduysa da bu hiç bir şekilde yüzüne yansımaz!

“Peki, peki.. Belli ki bugün ters yanımızdan kalkmışız. Olur böyle şeyler.. Ama merak etmeyin, Yüce Reise.. size yine elim boş gelmiş değilim!”, diye deklere eder Efendi Cathber.

“Bize ne getirdin, bükük insan?”, diye burnundan solur Grulganiste.

“Saygıdeğer ve eşsiz namınıza yakışır bir hediye; size Efendi Ozan’ı getirdim!”

 

“Ne?!”, diye dehşetle küçük, korku dolu bir çığlık atar Brom!

 

“Bu mu? Bu yaşından sonra çocuk mu yaptın kendine bükük insan? Hangi kuş beyinli kadın senin gibi huysuz bir adamdan çocuk ister ki?”, diye horlayan bir sesle yaşlı adama bakar.

“Ben.. buna biraz alınmadım değil, doğrusu Ganiste! Benim peşimden koşturduğun zamanları hatırlıyorum! Bütün orman, benim için söylediğin ağıtlardan dolayı aylarca uyuyamamıştı!”, diye fena halde alınmış bir şekilde mızmızlanır yaşlı Cathber.

 

Reise Grulganiste buna sadece haşin ve acımasız bir kahkaha ile cevap verir.

 

“O üç yüz yıl önceydi, bükük insan! O zaman kafanda saç, bacaklarında da et vardı!”

Efendi Cathber, kıpkırmızı bir suratla burnundan solur.

“Bu çok acımasızca oldu, Ganiste! Senin kalibrendeki bir kadına hiç yakıştıramadım doğrusu..”

“Benim kalibremdeki kadınlar, kalibreli erkeklerden hoşlanırlar, Kadber!”, diye pis bir sırıtışla cevap verir Reise.

“Görüyorum ki ölümcül espri anlayışından hiçbir şey eksilmemiş, Ganiste.. Şimdi. Burada durup beni horlamaya devam mı edeceksin, yoksa işimize mi bakacağız?”, diye rezil olmuş bir ifadeyle konuşur, yaşlı adam.

“Ben devam etmeye meyilliyim, bükük adam..”, diye cevabı yapıştıtır koca oger.

“Meyilliyim..?”, diye hayretle ünler Brom bir anda.

 

Ortam bir anda sessizleşir.

 

Reise Grulganiste, kapkara olmuş bir suratla önce Brom’a, sonra Cathber’a, sonra da tekrar Brom’a bakar..

Brom yutkunur ve olduğundan daha da küçülmeye çalışır..

Koca ‘kadın’ arkasını dönmeden birkaç emir yağdırır ve yanındaki oger’ler birden kendilerine yapacak bir şeyler bulmaya giderler.

Grulganiste uzun bir süre burnundan soluyarak Brom’a ve Cathber’e yakıcı gözleriyle bakmaya devam eder.

 

“Nerden buldun bu küçük şeyi?”, diye hırlar kadın.

“Aslına bakılırsa, o beni buldu dersem daha isabetli olur —ki bu da uzun ve konumuzla pek de alakalı olmayan bir hikaye.”, der Cathber.

“Ne var? Nooluyo yaa?”, diye tiz bir sesle fısıldar Brom.

“Fark ettin.”, diye cevap verir Cathber.

“Fark ettim? Aslında sadece biraz yadırgadım, o kadar. ‘Meyletmek’, insanların bile günlük konuşmalarında kullandıkları bir ifade değil..”

“Ve sana göre ‘aptal oger’lerin’ hiç kullanmaması gereken bir şey bu, öyle mi?”, diye yüzünde nahoş bir ifadeyle bakar Grulganiste, küçük hobbite.

“Aptallık, ırklara özel bir şey değil, hanımefendi.. Kişisel tercihlere ve davranışların sonuçlarına özel bir hal..”, diye açıklar Brom.

“Gerçekten, nerden buldun bunu?”, diye tekrar sorar Reise.

Cathber omuzlarını silker.

“Dediğim gibi.. ikimiz de bir birimizi tanımıyorduk ve oldukça alakasız koşullar altında karşılaştık. Sonra Efendi Ozan bana nezaket gösterdi ve bana eşlik etmeye karar verdi.”

“Sana neden nezaket göstersin ki? Sen haşin, acımasız, duygusuz ve kalpsiz bir adamsın, Kadber!”, diye hışmeder Grulganiste.

“Alındım.”, der Cathber.

“Efendi Cathber?”, diye temkinli bir şekilde sorar Brom.

“Bu.. öhöm.. sorunun cevabını daha sonra konuşsak..”, diye bozuntuya vermemeye çalışarak cevap verir Cathber.

“Beni reddetti!”, diye hışmeder Reise Grulganiste. “Aylarca peşinden koşturdum, beraber ölümcül maceralara atıldık ve en sonunda beni terk edip gitti!”

“Bu.. biraz abartılı ve önemli bazı ayrıntıları eksik olan bir hikaye değil mi, Ganiste?”, diye alınmış bir ifadeyle konuşur yaşlı adam. “Sana hiç bir söz vermedim. Benimle gelmeni istediğimde, gelecek reise olarak Oger’s Foot dışındaki dünyayı daha yakinen görmeni ve tanımanı istedim, o kadar. Bu şekilde oger’lerin mütemadiyen başkalarının kötü emellerine alet edilmelerini, dolayısıyla da öldürülmelerini engellemeyi ummuştum. Sen potansiyeli olan, zeki, uyanık, karizmatik, gelecek vaadeden, fevkalade de çekici ve güzel bir kızdın —bana öyle bakma lütfen, genç hobbit. Her ırkın güzellik anlayışı ve standartları farklıdır. Onları yargılamadan önce onların standartlarını bilmen gerekir.. Lütfen bu elzem bilgilerden mahrum bir şekilde sen de aynı hatayı yapma..”, der Cathber biraz sinirlenmiş bir şekilde.

“Yapmam, efendim..”, der Brom ‘fırk’layarak.

Yaşlı Cathber esef dolu bir nefes verir.

“Seni reddetmedim, Ganiste. Kalbini de kırmak istemedim. Ama görmen gereken şeyleri de görmüş olman gerekiyordu.. Benden istediğinin sevigiyi sana vermedim çünkü o sevgim bir başkasına aitti. Sana o kötülüğü yapamazdım..”, der Cathber ve bunu söylerken de yüzünde hiçbir tereddüt yada utanç yoktur.

 

Reise Grulganiste yine uzun bir sessizlikle ikisini de süzer.

 

“Gelin benimle..”, der emri vaki bir üslupla. “Konuşacak şeylerimiz var.. ve bana getirdiğin bu küçük şeyin marifetlerini görmeye can atıyorum!”

Brom, tamamen tırsmış bir şekilde yaşlı Cathber’in peşine takılır ve ikisi de koca Reise Grulganiste’nin arkasından, Oger’s Foot tepelerinde yaşayan devlerin köyüne doğru yola koyulurlar..

✱ ✱ ✱

Neden beni bunlara veriyosun, Efendi Cathber?”, diye cılız bir sesle inler genç Brom. “Bende sanıldığı kadar et yok! Bu gördüklerinin çoğu tatsız koli köpüğü!” 

“Ahhaaa..!”, diye mutlu bir ifadeyle ünler yaşlı adam. “Kendi lezzetini bu kadar hor görmemelisin, Efendi Hobbit.. Ve oger’ler iş yemeye gelince fazla nüans aramazlar!”

“Yok daha neler!”, diye homurdanır Reise Grulganiste. “Ben yemeklerimde nane, kekik, karabiber, zencefil, karanfil, çörek otu, susam ve safran kullanıyorum.”

“Bence aklına gelen bütün baharatları rastgele sıralıyorsun..”, diye kıkırdar Cathber.

“Bence şansını fazla zorlama istersen yaşlı adam..”, diye yapıştırır Reise..

“‘Bükük adama’ ne oldu?”, diye soru verir Brom birden.

“O seyredenler için kullandığım şey, zira ve gerçekte arkadaşın Cathber, bükük ötesi, sirke gibi bir adamdır!”, diye söylenir Reise Grulganiste.

Brom ister istemez kahkayı basar.

“Bu.. hayret verici bir durum!”

“Neden? Oger’lerin espri anlayışı olamaz mı?”, diye burnundan solur Grulganiste.

“Aaa.. Hayır.. Hayret verici olan, sayenizde Efendi Cathber hakkında öğrendiklerim..”, diye kıkırdayarak cevap verir Brom.

“Bu.. uhhmm.. hakkımda duyduklarını başka yerlerde tekrarlamazsan, pek sevineceğim, Efendi Hobbit.”, der Cathber esefli bir sesle.

“Bilmem. Karşılığında ne vereceğine bakar.”, der Brom sırıtarak.

Reise Grulganiste ‘fırk’lar.

“Sevdim bu küçük adamı, Cathber. Günün sonunda yemeyebilirim bile!”

 

Brom susar!

✱ ✱ ✱

Neler oluyor Ganiste? Seni fazla tedirgin gördüm..”, siye sorar Cathber sessizce. “En son neredeyse 140 sene önce seni bu kadar tedirgin gördüm.. Ondan önce ise neredeyse iki asır oldu aynı tedirgin gözlerle bana bakıyordun.. İlk ayaklanmaya katılmayı reddettiğinde daha genç, ateşli bir kızdın ve dikkatimi çekmeyi de başarmıştın.. İkincisine katılmayı reddettiğinde ise senin farklı olduğunu anlamıştım..”

“Buraya eski anıları yad etmeye mi geldin, yaşlı adam..”, diye yukardan bakar Cathber’e dev kadın. “Olanlar oldu, ölenler de öldü.. Annem, babam, amcalarım, teyzelerim, erkek ve kız kardeşlerim.. Aileme dair hiç kimsem kalmadı o sefil papaz ve çağrıları yüzünden..”

 

Reise Grulganiste, yaşlı Cathber ve genç Brom’la birlike, insan standartlarına göre kocaman, hobbit standartlarına göre ise devasa oger köyüne geldikten sonra reise adamlarının bir kısmını tekrar devriyeye, bir kısmını nöbet yerlerine, daha sonra çağırdığı başkalarına da gerekli gördüğü bir düzine emirler verip göndermiş, sonra da üçü, Grulganiste’nin dev çadırına girmişlerdi.

Brom, bu kocaman kadının çatırını, ilginç bir şekilde ‘derli toplu’ bulmuştu. Çadır, yere atılmış ve çoğunluğu geometrik desenlerden oluşan hasırlar, kocaman, kalın yüylü kürkler, ocakta pişirilmiş, ve yine çoğunluğu geometrik desenlerle süslenmiş çanak ve çömlekler, çadırın ortasına gömülmüş, etrafı düzenli taşlarla çevrili büyük bir ateş çukur ve yere düzenli bir şekilde ‘atılmış’ minderler, ve kürklerden oluşan bir de yer yatağından oluşmaktadır.

 

“Hayret verici, öyle değil mi?”, diye Brom’un aklından geçenleri dillendirir yaşlı adam, çadırın içine girinceler.

Brom ise herhangi bir yorum yapmamayı tercih eder zira ‘ev sahipleri’ biraz alıngan biridir ve onu ezecek kadar da büyüktür!

“Benim klübemden bile daha temiz ve derli toplu..”, diye ekler Cathber.

“Senin, klube dediğin o acınası çöplükte ancak standartları olmayan fareler yaşar.”, diye horlar yaşlı adamı Grulganiste.

“Ganiste.. Lütfen..”, der Cathber. “Bu kadarı biraz fazla oldu artık. Hışmını birkaç kademe aşağı çeksen, diyorum. İkimizde yaptığım şeyleri neden yaptğımı, yapmamayı tercih ettiğim şeyleri de neden yapmadığımı biliyoruz. Beni yerin dibine geçirerek olmazlardan bir olur çıkmayacağını pek ala biliyorsun..”

Reise Grulganiste sessizce yanan bir ateşle Cathberi süzer.

Neden sonra burnundan soluyarak konuşur.

“Öyle olsun bakalım Cathber.. En azından şimdilik.. Ama bunun karşılığına ölümümün senin elinden olmasını isityorum!”, diye haşin bir sesle konuşur.

Brom hayretle önce Reise Grulganesti’ye, sonra da Efendi Cathber’a bakar.

“Kabul.”, der Cathber kısaca. “Şimdi.. bana neler olduğunu anlatacak mısın? İlk defa buralara yıldırım toplamak için gelmiyorum. Ama seni, beni bekler hande görmek, başlı başına mutlu bir karşılaşma olmakla beraber, beklendik değil.. Tahminim, fırtınanın geldiğini gördüğün anda fırladığın gibi, kısa zamanda bulabildiğin bütün adamlarınla geldin..”

“Bunu nereden bilebilirsin ki?”, diye oldukça hoşnutsuz bir ifadeyle sorar Reise.

“On iki? Gerçekten Ganesti.. Şimdi gerçekten alındım..”, der Cathber kızmış bir şekilde.

“Onlar sağlam adamlardır.”, diye itiraz eder Grulganesti.

“Buna şüphem yok.. Ama beni.. yakalamak için yeterli değiller ve bunu ikimiz de biliyoruz.”, der Cathber.

Brom ise kenarda durmuş, bu iki alakasız kişinin, biri yaşlı ve hafif kaçık, diğeri ise dev bir oger’in bu küçük, sözlü düellosunu izlemektedir.

Reise Grulganesti derin bir soluk verir.

“Beni yine mat etmeyi başardın, yaşlı adam.”, der hafif kızmış, hafif takdir eder bir ifadeyle.

“Seni mat etmekten asla keyif almadım, Ganiste. Öyle de bir niyetim olmadı hiç. Ve senin için söylediğim her şeyi de inanarak söyledim.”, der yaşlı Cathber sessizce.

“Öyle olsun, Cathber. Evet.. ‘Çağrı’ tekrar başladı..”, der Grulganesti ve bu sefer yüzünde belirgin bir korku peyda olur.

“Themalsar daha kaç bin can istiyor?”, diye burnundan solur Cathber.

“O değil.”, der Grulganesti.

Cathber’in bir kaşı kalkar.

“Bu.. başka bir şey..”, der Reise sessizce.

“Kim?”, diye sorar Efendi Cathber.

“Bilmiyorum. Sadece çağrısını duyuyorum.. Geceleri.. ve rüyalarımda.. Çok uzaklardan ve çok daha derinlerden..”, diye fısıldar dev kadın.

Cathber hayretle Reise Grulganiste’ye bakar.

“Bu sesin sahibi o kaçık papaz değil, Cathber. Bu.. çok daha tehlikeli.. Çok daha sinsi.. Çok daha karanlık..”, der Grulganesti korkuyla. “Ve..”

“Ve?”, diye sorar yaşlı Cathber.

“Ve çağırdığında, gerçekten çağırdığında reddedebileceğimi sanmıyorum, Cathber.”

“Reddetmelisin, Ganesti. Halkına neler olduğunu çok iyi biliyorsun..”

“Halkıma neler olduğun senden çok daha iyi biliyorum, yaşlı adam. Ama o sesi duyunca benim bile kanım kaynıyor.. Üstüme zırhlarımı geçirmek ve elime kılıçlarımı alıp kan dökesim geliyor, Cathber.. çok kan dökesim geliyor..”, diye dehşet içerisinde tıslar Oger’s Foot devlerinin Reisesi..

“Ve sen burada, o sese karşı gelmek istiyorsun..”, der bir başka ses..

..ve çadırın girişi aralanır.

Brom, hayatında görebileceği en büyük yaratıkla karşılaşır.

 

Oger’ler, yapı olarak ‘büyük’ yaratıklardır. Büyük, geniş, kalın, kaslı, yıkıcı ve oldukça da acımasız. Ama içeri giren oger, genç Brom’un daha önce gördüğü sayılı ogerleri ‘naif’ kılacak kadar iri cüsseli, kaslı, kalın ve acımasız suratlıdır!

 

“..dahası, bir de bu küçük sümüklü böceklerle iş birliği yapıyorsun..”, diye neredeyse tükürür gelen muazzam yaratık.

“Buraya izinsiz girebileceğini kim söyledi sana, Cabot? Çık dışarıya, yada benimle yüzleş.. Beni devirebileceğini düşünüyorsan, kafa diye taşıdığın o taşı seve seve omuzlarından ayırırım!”, diye hırlar Reise Grulganiste.

“Seninle yüzleşeceğim, Grulganiste. Ama bugün değil. Seninle yüzleştiğimde erkeklerin, benim kullarım olacak. Kızların benim kadınlarım olacak. Hayvanların da beni ve benim tebamı besleyecek. Ve o güzel kellende benim çadırımı süsleyecek.. Zamanın yaklaşıyor, Loşka—!”

 

—Cabot hangi ara çadırdan fırlatıldığını göremez.

Brom hiç görmez!

 

Elinde dev kılıcı olduğu halde koca oger’i gırtlağından tutup kaldırmış olan Reise Grulganiste, kılıcının kabzasıyla Cabot’un suratına bir.. iki.. üç.. dört.. beş..

 

Brom saymayı bırakır.

 

..vurur ve ağzı, burnu, kaşları yamulmuş ve kan içerisinde kalmış Cabot, Reise Grulganesiti’ye öylece, sırıtarak bakar.

“Hadisene, yaşlı kadın.. Yap şunu!”, diye ıslak hırıltıyla güler Cabot. “Ama yapmaktan acizsin, ve bu da senin sonun olacak!”

Reise Grulganesti, koca oger’i aldığı gibi yirmi yarda ileri fırlatır ve Cabot büyük bir gürültüyle yere çakılır. Etrafındaki diğer oger’lerin kahkahaları arasında yavaşça doğrulur, ve suratında oluşmuş çirkin bir sırıtışla oradan uzaklaşır..

 

Grulganiste çadırına geri döndüğünde Cathber sesini çıkarmaz. Dev kadın geometrik şekillerle süzlü bir kasede ellerine ve yüzüne bulaşmış kanı temizler, sonra sessizce başka çanaklardan, kaplardan ve sepetlerden çıkardığı et, sebze ve pirinçten, kendince bir şeyler hazırlamaya başlar. Hazırladıklarını koca bir kazanın içine boşaltır, onu da çadırın ortasındaki gömme ateş çukurunun üstüne yerleştirip seri hareketlerle ateşi yakar.

Cathber bütün bu süre içerisinde gıkını çıkarmaz. Sessizce konforlu bulduğu yastıkların üstüne bağdaş kurup oturur. Brom da ayak altında en az bulunabileceğini düşündüğü bir yere siner.

Kazandaki yemek kaynamaya başlayınca Grulganesti bir kaç tane küçük kase ile kazanın başına gelir ve kaselerin içinden aldığı bir şeyleri, koca çimçikleriyle yemeğin içine atmaya başlar.

“Nane ve kekikten koymazsan sevinirim.”, der Cathber.

Grulganiste, yaşlı adama bakar.

“Kekiğin sağlıklı olduğunu söyleyen sendin.. Naneyi de sevdiğini hatırlıyorum.”, der Reise tek kaşı kalmış bir şekilde.

“Naneye bayılırım. Kekik de sağlıdır.. Ama artık yiyemiyorum.”, der yaşlı adam.

“Neden?”

“Röfle..”, der Cathber biraz utanarak. “Dokunuyor!”

Reise Grulganiste hayretle yaşlı adama bakar, sonra derin, gırtlaktan gelen, acımasız bir kahkaha atar.

“Muhteşem Cathber Gwet’chen Bolgrig röfleye mi yenik düştü?”, diye gülmeye devam eder.

“Hayır, sevgili Ganiste.. Her ölümlü gibi ben de yaşlılığa yenik düştüm, o kadar.”, diye alınmış bir şekilde burnunu çeker Cathber. “Ve sanıldığı kadar da ‘muhteşem’ biri değilim.”

“Evet.. değilsin..”, der Grulganiste sessizce. “Ama Rituel Ormanlarına çok faydan dokundu.. Bana ve halkıma da.. Çoğu bunu anlamamış, daha fazlası ise asla bilmeyecek olsalarda. Ve arkanda senin mirasını devam ettirecek bir çocuğun bile yok.. Sanırım en yazık olan kısmı da bu. Hayalinde ki bir kadın için nesilsiz gideceksin, Cathber.”

“Evet.”, der yaşlı adam benzer bir sessizlikle.

“Buna değdi mi peki?”, diye sorar Grulganesti.

“Hiçbir şey kaybettiğime değmedi, Ganesti. Sen.. sen benim seni terk ettiğimi düşündüğün için bana bunca zamandır kızgınsın.”

“Evet. Hala da kızgın olmaya devam ediyorum, yaşlı adam.”

“Ama ben seni asla terk etmedim. Zira hala buradayım. Seni her zaman korudum ve kolladım.. İnsanların buraya gelmelerine kaç defa engel olduğumu bile hatırlamıyorum. Bütün bunlara rağmen yine de kızgınsın.. Aradan 740 sene geçti.. Halbuki benim ne kadar kızgın olduğumu hiç soran olmadı..”, der Cathber.

Grulganesti buna bir şey demez.

Biraz sonra da çıkardığı geometrik desenli kil tabaklara, kazandaki yemekten boca eder ve önce Brom’a, sonra Cathber’a, en sonuncusunu da kendisine alır.

 

Gece boyunca Reise Grulganesti ve Cathber sessizce konuşurlar. Brom ise aralarında geçen konuşmaları hayretle takip eder. Sonra, Cathber’in ricası üzerine rahmetli annesinin Lir’ini çıkartır, seri bir şekilde tellerini ayarlar..

..ve çadırdaki herkesin özlemlerine ve kayıplarına hitap eden şarkılarından çalmaya başlar..

 

Demek farkı bildiğini sanıyorsun
Gökler ve cehennem,
Mavi gökyüzü ile acı arasındaki.
Yeşil tarlalar ile
Soğuk çeliği?
Bir gülümseme ile duvağı?
Aralarındaki farkı söyleyebilir misin?

 

Ve sana takas etmeni söylediler mi?
Kahramanlarınla hayaletleri?
Ağaçlarla sıcak külleri?
Serin rüzgarları sıcak havayla?
Değişimle soğuk konforu?
Ve sen tasas ettin mi
Savaşta rol almak için
Bir kafesin içinde başrolü oynamayı?

 

Ne kadar, ne kadar isterdim ki burada olasın.
Biz ikimiz de birer kayıp ruh idik
Küçük bir balık çanağında yüzen,
Art arda yıllarca,
Aynı hikayeyi yaşayarak.
Ne bulduk sonunda?
Aynı eski korkuları.
Keşke burada olsaydın.

✱ ✱ ✱

Neden geldik buraya? Gerçekten neden geldik? Bu devasa ormanların bir çok yerine gittik, bir çok yerinde fırtına avladık, ama Oger’s Foot gerçekten gerekli miydi?”, diye sorar Brom ertesi gün tekrar yola koyulduklarında. “Aslına bakılırsa yaptığımız işin ehemmiyetini kavramış olsam da, bütün ormanı neden dolaştığımızı hala anlamış değilim. Oturup bir yerde art arda fırtına yakalasak da olurdu gibime geliyor..” 

Oger’s Foot’dan ayrılmalarından beri oldukça sessiz kalmayı tercih eden Efendi Cathber, yeni uykudan uyanmış gibi etrafına bakınır, “Hmmm..?”, diye söylenir, sonra “Aaaa.. Evet.. Nedenler ve nasıllar.. Öncelikle fırtına çağırdığımda kati varış noktası her zaman kestilemiyor. Dahası, bunlar naif fırtınalar değiller, Efendi Hobbit. Art arda aynı noktaya çağırılırlarsa hem orayı talan ederler, hem de erozyona ve sele sebep olurlar.”, diye açıklar.

“Ee olsunlar.. Boş bir ormanda bunun kime zararı var ki?”, diye sorar genç hobbit.

“Boş bir orman mı—?”, diye birden ağzı açık bir şekilde Brom’a bakar yaşlı adam. “Boş bir orman da ne demek? Bir orman asla boş olmaz. Ortada bir orman varsa, mutlaka orada yaşayan bir şeyler vardır, delikanlı! Ormandan beslenen ve ormanı besleyen.. Erozyon, ormanı ve orada yaşayan diğer canlıların uzun vadede ölmesine sebep olur. Sel ise her şeyi silip götürür.. Biz farklı yerlere fırtına çağırarak, bu hasarı engellemiş oluyoruz.. ve ormanın her yerini de sulamış oluyoruz. Sen bahçeni sularken tek bir noktasını saatlerce mi sularsın? Tabii ki hayır.. Her noktasını, gerekli olduğu kadar sularsın.. Boş bir ormanmış!”

Brom ağzını kapatır ve bunu yakip eden yarım saat, kırk beş dakika boyunca yaşlı adamın non-stop azarını dinler.

Adamcağız nefes almak için durduğunda ise araya giriverir.

“Ama hala neden Oger’s Foot’a geldiğimizi söylemedin..”

Yaşlı adam kaşlarını çatar.

“O kadar azarı boşuna mı yaptım şimdi?”, diye söylenir burnundan soluyarak.

“Hayır, efendim. Ama sorumdan saptırmaya da yaramadı..”, der Brom ve sırıtır.

Yaşlı adam tekar kaşlarını çatar ve fazla zeki hobbit’lerle, bundan dolayı başlarına gelebilecek belalar ve genel olarak saygısız gençler hakkında bir şeyler mırıldanır.

“Evet, sanırım oraya gitmemize gerek yoktu. Ama seninle ilk karşılaşmamızdan bir süre önce Ganesti.. Reise Grulganesti, beni görmek istediğine dair bir mesaj göndermişti. Kendisi, gördüğün üzere güçlü bir savaşçı olmasının yanı sıra aynı zamanda da bir shaman. Dolayısıyla ilginç bazı büyülere de hakimiyeti var. Ancak daha önce de bana benzer mesajlar gönderip beni gafil avlamaya çalıştığı için, ayağımı sürtmeyi tercih ettim. Ama yine de, eski günlerimiz hatırına ‘geçerken uğrayayım’, dedim.”

“Sana.. uhhmm.. özel bir ilgisi var gibi..”, der Brom ve gülmemek için çaba sarf eder.

“Bu hiç komik değil, delikanlı. İllaki bilmen gerekiyorsa, evet, onu ilk yanıma aldığımda genç, ateşli, atletik, inatçı, hırçın, gözü çabuk dönen, ama ilginç bir şekilde de şefkat dolu bir kızdı..”

“O dev kadına ‘kız’ diye hitap edince bu biraz garip olmuyor değil..”, der Brom kıkırdayarak.

“Ön yargılarının seni kör etmesine izin veriyorsun, Efendi Brom. Karşılaştığımız şeylerin kendi kişisel tanımlarımıza uymak gibi dertleri olmayabilir. Ganesti’yle ilk karşılaştığımda iki buçuk yardalık bir boyu vardı, haşindi, vahşiydi ve eline geçirdiği harcamayı seven bir kızdı.. Ama alternatifleri olabileceği kendisine gösterildiğinde, söz konusu alternetifleri seçmeyi kendisi tercih etti —ki bu da tanıdığım bir çok ‘insan’dan daha bilge biri yapıyor onu. Onunla bir çok maceraya, bir çok da zorlu kavgalara giriştik. Kendisi kaç defa hayatımı kurtardığını hatılamıyorum bile.. özellikle de yarı ölmüş halimi göz yaşları içerisinde defalarca taşımak zorunda kaldığını düşünürsek.”

“Ne oldu peki? Neden ayrıldınız?”, diye merakla sorar Brom.

“Hiçbir şey olmadı. O büyüdü.. ve fazla bağlandı bana. Bu, onun için iyi bir şey değildi. En azından o zamanlar ben öyle olmasını, onun için uygun görmedim.. Onun, kendi halkından kopmasını istemiyordum. Kendisi için uygun biriyle aile kurmasını istiyordum ve o kişi de ben değildim. Onu Oger’s Foot’a getirdim ve sonra da ayrıldım. Nevarki Ganesti inatçı bir kız. Ve çok duygusal.. Yıllar sonra, istemeyerek de olsa evlendi.. Ama beni tekrar bulmak için çaba sarf etmekten de asla vaz geçmedi. Geçen yıllarda da bunu bir kaç defa başardı ama yakalayamadı..”, der yaşlı adam.

“Peki senden talep ettiği şey.. O neydi? ‘Ölümümün senin elinden olmasını istiyorum..’, dediğinde..”

“Bu onların kültüründe bir nevi onurdur. Bir oger bunu sadece iki kişiden ister; onurlu düşmanından yada sevdiği kişiden.. Oger’ler yatakta, hasta ve yaşlanmış olarak ölmeyi acziyet ve zayıflık olarak görürler.”

Brom hayretle yaşlı adama bakar, ama ona, Reise Grulganesti’nin onurlu düşmanı mı, sevdiği kişi mi olduğunu sormaz.

“Cabot? Grulganesti’nin onu öldüreceğini sandım.. Ve açıkçası da bunu yapmasını bekliyordum.. ‘Loşka’ orkça bir kelime.. ve pek de hoş bir anlamı yok, yanlış hatırlamıyorsam..”, diye sorar.

“Yanlış hatırlamıyorsun, Efendi Hobbit. Loşka oldukça ağır bir hakaret.”, diye onaylar Cathber.

“Peki neden öldürmedi onu? Öldürmesi için elinden geleni yaptı gibi sanki..”

“Cabot, sadece Grulganesti’yi sınadı. Zayıflığını hem kendi gözleriyle görmek, hem de herkese göstermek için.. Ve korkarım bunu da başardı.”, der Cathber, düşünceli bir şekilde.

“O zaman sorumu tekrar sormak isterim; neden Reise Grulganesti, Cabot’u öldürmedi?”

“Ganesti, Cabot’u öldürmedi, genç Brom, çünkü Cabot onun oğlu!”

✱ ✱ ✱

Sessiz ol, Efendi Brom. Korkarım yine geliyorlar ve bu sefer kokumuzu da aldılar..”, diye fısıldar yaşlı Cathber, sonra kemer niyetine beline bağladığı sicime asılı küçük keselerden bir tanesinin bağcıklarını çözer ve onu yanında, kendisi gibi yoğun çalıların dibine sinmiş hobbit’e uzatır. “Al şunu, ellerine, kollarına, yüzüne, üstüne ve bacaklarına sür.”

“Nedir bu, Efendi Cathber? Çok kötü kokuyor.”, diye kesenin ağzını açmış, içine bakarak sorar Brom.

“Uhhmm.. bilmek istemezsin, delikanlı..”, diye geçiştirmeye çalışır yaşlı adam.

“Gerçekten.. Nedir bu? O kadar kötü kokuyor ki anlatamam..”, diye kokudan gözleri yaşarmış bir şekilde sorar genç hobbit.

“İllaki bilmen gerekiyorsa; kokarca pisliği, nezara böceği ve sahile vurmuş deniz kaplumbağası leşi..”, diye açıklar Cathber.

“Ve sen bunu her bi yerime sürmemi istiyorsun, doğru mu?”, diye hayretle sorar Brom.

“Seni, bilmek istemeyeceğin hususunda uyarmıştım, delikanlı.. Şimdi. Sür çabuk yoksa fırtına avlama günlerimiz bugün burada, acıklı bir şekilde sona erecek!”, diye keskin bir sesle fısıldar, Cathber.

Brom derin bir nefes alır, iki parmağını kesenin içine sokar, sonra da parmaklarına bulaşmış iğrenç kokulu ‘şeyi’ yüzüne, ellerine, kollarına, üstüne ve başına sürer ve bütün bunları yaparken de habire öğürüp durur.

“Ağzına ve gözüne deydirme sakın. Gözlerini yakar, tadı da.. hiç güzel değil.”, diye uyarır yaşlı adam.

 

Brom kusar!

 

“Bu.. bu gerçekten çok kötü kokuyor..”

“Öyle de olması gerekiyor, zira bu şekilde senin kokunu bastırmış olduk.”, der Cathber.

“Bu kadar kötü kokması gerekiyor muydu ama?”, diye inler genç hobbit.

“Aslına bakılırsa evet. O kokunun ne kadar kötü olduğunu düşünürken, bir de bu tarafa gelen kurtlar için ne kadar kötü kokacağını bir düşün. Bu kokuyu bir kere kokladıktan sonra, cehennemden kaçar gibi kaçacaklar burdan..”, der Cathber sırıtarak.

Brom, kesedeki iğrenç kokulu şeyle işi bitince onu Cathber’a geri uzatır. Yaşlı adam keseyi Brom’dan imtina ile alır, sonra da belindeki sicime geri bağlar.

“Eee.. sen sürmeyecek misin?”, diye sorar Brom.

“Ne? Neden benim de sürünmem gerekiyor ki?”, diye hayretle sorar yaşlı adam.

“Senin kokun ne olacak peki?”, der Brom.

“Benim kokum mu? Sen buradayken benim kokumu nasıl alsınlar ki?”, diye kıkırdar Cathber.

Brom kaşlarını çatar.

“Birimiz yeterliydi, delikanlı.. İkimizin de kötü kokması gerek miyor, öyle değil mi şimdi ama?”, diye kendisini açıklar masum bir sırıtışla.

“Madem bu kadar kötü kokuyor, neden onu hemen şuraya, çalıların önüne dökmedik?”, diye inleyerek söylenir genç hobbit.

“…”

“Ben.. uhhhmmm.. Bak bu aklıma hiç gelmedi işte!”, diye itiraf eder yaşlı adam. “Ama olaya bir de olumlu yanında bak.”

“Neymiş olumlu yanı?”

“Artık yıldırımımızı yakalarken rahatsız edilmeyeceğiz.”, der Cathber makul bir şekilde.

Brom biraz daha çatar kaşlarını.

“Kurtların kışın dağlardan indiğini duymuştum. Ama şu anda hava o kadar soğuk değil. Kar da yağmıyor. Bunların burada işi ne peki?”, diye sorar.

“Tam olara emin değilim.”, der Cathber. “Ama bu, onların zamansız dağlardan ilk defa inişleri değil. On.. Belki on iki yıl kadar önce başladı bunların dağlardan inmeleri. Sebebini daha çözemedim. Belki de bir şey onları kendi yerlerinden ettiği için, onlar da buraya gelmek zorunda kaldılar. Dağlarda yeterince yiyecek bulamadıkları için de devamlı aşağı, ormana inmeye başladılar. Bunu bir ara araştırmam lazım.. Sorun, inlerinin benim bölgemin dışında kalıyor olması..”

“Senin bölgen?”, diye sorar Brom..

 

..ve tekrar kusar!

 

“Sen iyi misin, evlat?”, der Cathber ve genç hobbit’in sırtını sıvazlar.

“Tabii ki.. iyi değilim..” der Brom..

 

..ve bir daha kusar!

 

“Nazik bir miden varmış.”, der yaşlı adam.

“Ben bir hobbit’im, Efendi Cathber. Benim her yerim naziktir!”, diye haşin bir şekilde cevap verir Brom.

“Shhh..”, diye birden uyarır Cathber. “Geliyorlar..”

İkisi de oldukları gibi kıpırdamadan, öylece dururlar çalılıkların arasında.

Uzaktan, belki iki yüz yardalık bir mesafeden uluma sesleri, gürleyen bulutların arasından duyulur.

“Hay shit..”, der Brom “Sanırım kokumuzu aldılar..”

“Çok ayıp, Efendi Hobbit, ama isabetli..”, diye onaylar yaşlı Cathber.

 

Uluma sesleri daha da yaklaşır..

Yüz elli yarda kadar..

 

Brom belinden babasının eski kılıcını çeker.

 

Yüz yarda..

 

Brom sırt çantasına uzanır ve içinden amcasına ait küçük, antika gürzü de çıkartır.

 

Elli yarda..

 

“Bunların işe yarayacağını düşünüyor musun, delikanlı?”, diye merakla sorar yaşlı adam.

“Oger’lerin aksine, ben zamanım geldiğinde yatağımda ve huzurlu bir şekilde gitmek istiyorum, Efendi Cathber. Ne bir savaş alanında, ne de aç kurtlara yem olarak..”, der genç hobbit haşin bir ifadeyle..

..ve bir daha kusar!

“Evet.. sanırım bu sonuncusuydu, zira çıkaracak içimde başka bir şeyim de kalmadı artık!”

 

Kurtlar her bir yanı sarar..

 

Brom tek bakışta düşman sayısını belirleyebilecek, kestirebilecek yada değerlendirebilecek eğitimi almış bir izci değildir. Kendisi, yimser bir tahminle, ‘beş ile on yada onbeş arası’, gibi afaki ifadelerle yetinmeyi tercih eden bir ruhtur. Sayılar daha fazla ise ‘çok’.. biraz daha fazla ise, ‘o kadar çoklardı ki’, bunun üstünde ise, ‘ufuktan ufuğa uzanıyorlardı’, dibi dramatik ifadeler kullanbilecek kapasitesi de vardır çünkü, ve en nihayetinde Brom bir hobbit’tir ve aynı zamanda da lisanı abartı üzerine sanatlaştıran bir ozandır. Dolayısıyla etraflarını saran kurtların sayısı her ne kadar ‘ufuktan ufuğa kadar’, olmasada, ‘şimdi boku yedik’, diyebileceği sayıdadır!

 

Kurtlar büyük bir hevesle çalıların etrafında koşmaya başlarlar ve birden çalılar aralanır, koskoca bir kurt, kafasını çalılardan içeri sokar.

Brom evinden ayrılmasından sonra ödü neredeyse patlayacak kadar korkmuş olduğu anlar çok olmuştur. Ancak ölümle ‘burun buruna’ bu kadar literal anlamda geldiği hiç olmamıştır ve koca bir boz kurduyla ‘burun buruna’ gelmek bambaşka bir tecrübedir.

“Eeeeep!”, diye bir ses kaçar küçük hobbit’ten ve kurt ileri atılır ancak çalıları aşamaz ve burun buruna kaldığı küçük, yarım lokmalık hobbit’in kokusunu derin derin içine teneffüz etmek zorunda kalır.

Brom, içsel bir uyanışla kulaklarını kapatır.. ve bu da isabetli olur..

Kurt, avazı çıktığı kadar ve acıyla karışık, aşağılanmış bir çığlıkla kaçmaya çalışır, nevarki çalılara takılmış olduğu için bunu başaramaz.

Gece, bir kurdun dehşet vıyaklamalarıyla inler ve bir anda bütün sürüye yayılır.

Sürü kaçar.

Kurt kusar!

✱ ✱ ✱

Efendi Brom. Bu inadınızı biraz yersiz ve —kusuruma bakmazsan— biraz da bağnazca bulduğumu ifade etmeliyim. Bütün ‘insanlar’ kötü değildir. Belli ki geçmişinde karşılaştığın bazıları kötü çıkmış olabilir. Ama bu hepsini kötü kılmaz ki..”, der yaşlı Cathber sabırla. “Muhteşem Gökler adına, ben de bir insanım.. En azından genel kanaat bu yönde!”

“Siz bir istisnasınız, Efendi Cathber.”, diye somurtarak mırıldanır Brom.

“Benim de demek istediğim bu işte. Yeni insanlarla karşılaşırsan, yeni istisnaların oluşmasına müsaade etmiş olursun. Kimin kime faydası dokunur, kimin kime yardımı olur hiç belli olmaz bu dünyada..”

“Yeni istisnalar istediğimi de kim söyledi? Size böyle bir isteğim olduğuna dair bir izlenimi ne zaman verdim?”, diye inatlaşır genç hobbit.

“İnatçı, aptal ve huysuz gençlerden çektiğim..”, diye söylenir yaşlı adam. “Öyle olsun bakalım, delikanlı. Benim işim ne kadar sürer bilemiyorum. Hazır bu civarda olduğumuz için, Dim Lodge’a bir kaç gün buralarda olacağımı bildiren, baykuşla bir mesaj göndermiştim. Odunculardan birisinin üstüne ağaç devrildiğini ve durumunun da kritik olduğunu söyleyen bir cevap yolladılar. Genç bir bayanın da doğumu yaklaşmış, lütfen gelip doğumu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimi sordular. Oduncuyu anlarım da, bir doğuma neden beni çağırırlar ki? Ben ebe değilim..”

“Eee? Gidecek misin? Doğuma yani..”, diye sorar Brom.

“Gideceğim tabii.. Çağırdıkları anda beni külfet altına sokmuş oldular ve bunun farkında bile değiller. Sen de gelsen iyi olurdu. Kemik nasıl yerleştirilir, doğum nasıl yaptırılır, bunları bilmek hayatı anlamak açısından çok önemli olabiliyor.”, der yaşlı adam.

“Beni oraya götürtmek için her türlü yöntem, taktik ve şantajı denemeye niyetlisin, öyle değil mi?”, diye sorar Brom uyuz bir ifadeyle.

“Tabii. Buna seni bir kurbağaya çevirip cebimde götürmek de dahil ama işin o noktaya gelmemesini tercih ederim. Ayrıca eminim bizi iyi besleyeceklerdir. Oduncular biraz kaba insanlardır ve batıl inançlıdırlar ama cömerttirler aynı zamanda. Hele senin gibi naif bir ozan onlar için büyük bir lüks. Eminim hayatlarında hiç ozan görmemişlerdir. Kendini onların bu fakir lüksünden esirgeyecek kadar mı büyük görüyorsun. Bende seni zengin ruhlu biri sanırdım!”, der Efendi Cathber.

Brom yaşlı adama fena pis bi bakış atar.

“Bu.. fevkalade bel altı bir taktikdi, Efendi Cathber..”, diye burnundan solur.

“Tamamen öyle idi!”, der Cathber sırıtarak.

 

Brom, Efendi Cathber’in acıdan kıvranan zavallı oduncunun yamulmuş omur iliğini iyileştirmesini hayretle izler. Yaşlı adam oduncunun yanına gelir gelmez elinin bir hareketiyle odada ne kadar mum varsa aydınlanmış, bir başka hareketiyle de yarı ölü oduncunun yanında bekleyen herkes sessizliğe bürünmüştü. Yaşlı adam sessiz bir mırıldanmayla dakikalarca ellerini yüzükoyun yatırılmış adamın kanlı sırtında gezdirirken, oduncunun sırtından iç gıcıklatan kemik çatırtıları gelmeye başlamış ve adam çığlıklar atarak kendinden geçmişti. Yaşlı Cathber işini bitirdiğinde kan izleri hala durmasına karşın, adamın parçalanmış sırtı pürüzsüz, omuriliği ise düzleşmiş olarak, sakin ve derin bir uykuya dalmıştı. Olayı seyredenler ise hayretle kala kalmış, önce yatan oduncuyu kontrol etmişler, sonra da ağlayarak yaşlı Cathber’e sarılmışlardı. Genç oduncunun eşi, ağabeyi ve annesi, art arda teşekkür etmişlerdi yaşlı adama.

Bir sonraki durak ise, genç hobbit’in görmek istediği bir şey değildi; bir doğum!

Avazı çıktığı kadar bağıran yeni bebek geldiğinde, genç hobbit’in yüzü kerpiç gibi olmuş, gözlerinden yaşlar akarak yaşlı adamla beraber evden ayrılmışlardı.

“Bunu gördükten sonra kadınlara acıdım doğrusu. Bu hayatımda gördüğüm en ürkütücü şeydi.”, der titrek bir sesle.

“Hepsi bu kadar zorlu olmuyor, delikanlı. Bebek ters dönmüş olduğu için biraz uğraştırdı. Ama özde haklısın. Her doğum, potansiyel iki ölümü de beraberinde getirir. Buna rağmen kadınlar çocuklarına aşk ötesi bir sevgiyle bağlanırlar. Tarifi olmayan bir sevgidir bu. Evet, Efendi Hobbit, Kadınlar, bambaşka varlıklardır.”, diye sessizce cevap verir yaşlı adam. “Hadi gel. Senin içine sıcak bir şeyler koyalım. Kendine gelmiş olursun..”

“Beni gerçekten, neden getirdin buraya?”, diye sorar Brom.

“Seni buraya özel planlar yaparak getirmedim, evlat. Ben buraya geliyordum ve gerçekleşen şeyleri muallak birer cümle olarak geçiştirmektense, senin de birinci elden görmeni istedim. Neredeyse bir yıla yakın bir süredir bu ormanlarda fırtına avlıyoruz. Bu başlı başına eğlenceli olmakla beraber, bizi dünyanın geri kalanından da biraz fazla koparabiliyor. Kafamızı dinlememiz ve belirli bir iç huzura kavuşabilmemiz açısında bu fevkalade faydalı bir şey. Ama aynı zamanda da yüzleşmemiz gereken duygularımızla hesaplaşmamıza da engel olmuş oluyor —ki bu da doğru değil, kendi akıl sağlığımız açısından.. Ve sen daha kaybınla yüzleşmiş değilsin, Efendi Hobbit.”

“Sana kaybım hakkında hiçbir şey anlatmadım. Nereden—?”, diye başlar genç hobbit.

“Efendi Brom Bumblebrim. Lütfen. Ben yaşlı olabilirim, ama bunak değilim. Kimse beni aşırı zeki olmakla övmedi. Ama aptal olmakla da suçlamadı. Fey’lerle iletişimi olan tek kişi de sen değilsin.”, der yaşlı adam nazikçe.

“Madem biliyorsun, neden soruyorsun?”, diye biraz huysuzca sorar Brom.

“Bildiğimi söylemedim ki.”, der Cathber.

“Fey’lerle konulabildiğini söyledin..”

“Fey’lerle konuşabiliyorum, evet. Aralarında senin başına gelenleri bilenlerin de olduğunu biliyorum. Ama hiçbirisine sormadım.”

“Neden?”, diye biraz şaşırmış bir şekilde sorar Brom.

“Çünkü, delikanlı, bu senin sırrın. Senin kaybın. Senin acın.. Onu anlatmaya hazır olduğunda, ben de dinlemeye hazır olacağımı, sanıyorum ilk karşılaşmamızda söylemiştim sana ve koşullar hala değişmiş değil. Senin derdini ve başına gelenleri merak etmiyor değilim. Ama arkandan iş çevirecek kadar değil. Bu hem hoş bir davranış değil, hem de doğru bir davranış değil.”

 

Brom buna cevap vermez. Sadece susar. Beraber geçirdikleri bir yıla yakın sürede yaşlı adama duyduğu saygı, bir anda katlanır.

İlginçtir ki bu yaşlı, muhtemelen de biraz deli olan adama duyduğu saygı, en nihayetinde adamın ‘hiçbir şey’ yapmayarak kazandığı bir saygıdır. Ama yaşlı adam o ‘hiçbir şeyi’, bilinçli olarak yapmamayı tercih etmiştir ve belli ki genç Brom’un ihtiyacı olan da budur..

 

Yaşlı adam bir elini genç hobbit’in omzuna koyar ve, “Haydi gel.”, der. “Önce bir şeyler yiyelim. Neredeyse ikiye bölünmüş bir omuriliğini iyileştirmek bunu beceremediyse, bir doğum beni acıktırmaya yetti!”

Brom ister istemez ‘fırk’lar.

 

Yaşlı Cathber, rastgele bir ev seçer ve yüzsüzce kapısını çalar. Yirmi beş yaşlarında, genç bir adam kapıyı açar, yaşlı adamı görünce yüzünde belirgin bir sırıtış peyda olur ve içeri girmesi için onu buyur eder.

“Efendi Cathber..”, der genç adam. “Evimi şereflendirdiniz. Lütfen, buyrun.. Seleina, misafirlerimiz var..” 

“Teşekkür ederim genç Aramsis. Gecenin bu saatinde sizlere yük olduğumdan dolayı beni maruz görürsünüz diye umuyorum.”, diye gülümser yaşlı adam.

“Lafı bile olmaz, Efendi Cathber.. Sizlere kapımız her daim açıktır. Buyrun lütfen.”, der genç Aramsis ve her ikisini de içeri alıp ateşin hemen yanındaki masaya oturtur.

“Sevgili Cathber..”, der yumuşak bir ses ve uzun boylu, esmer güzeli, genç bir kadın gelir ve yaşlı adama sarılır. “Seni tekrar görmek ne güzel.”

“Sevgili Seleina. Bakıyorum her gördüğümde daha bir güzelleşiyorsun. Bu kurallara aykırı değil mi?”, diye sırıtır Cathber.

Seleina içten bir sesle güler.

Sonra Catherber’in arkasında saklanan Brom’u görür.

“Bir hobbit! Şimdi çok kızdım sevgili Cathber. Kendi gelişiniz hususunda bizi uyarmadığınız gibi, buraya bir hobbit getireceğinizi de söylemediniz. İkinizi birden nasıl ağırlayacağız şimdi? Bu fazla büyük bir onur!”, der kız gülümseyerek.

Brom.. buna biraz şaşırır.

“Bizi tanıştırmayacak mısın?”, diye imalı bir şekilde sorar Seleina.

“Aaaa.. tabii.. Aramsis, Seleina, bu gördüğünüz, fevkalade uzak yerlerden gelmiş, çok gezmiş, daha da çok görmüş, ırkının naif bir örneği, Efendi Brom Bumblebrim.. Efendi Brom, bunlarda benim pek sevdiğim Aramsis ve harika eşi Seleina.”, diye tanıtır Cathber.

“Uhh.. Menun oldum.”, der Brom biraz çekinerek.

“Bugün şanslı gününüzdesiniz, Efendi Cathber. Kül altı pişirilmiş harika bir hindimiz var.”, der Seleina.

“Ahhaa.. bunun şansla hiçbir ilgisi yok, sevgili Seleina. Bütün gün evinizi gözetledim, ve hindinin kokusunu alır almaz da geldim!”, der sırıtarak.

Buna Aramsis’de, Seleina’da kahkahalarla gülerler.

 

“CATHBER EBE GELMİŞ!”

..diye küçük bir ses çınlar odada ve Brom’un içmekte olduğu elma şırası burnundan fışkırır.

“Moreel..”, der Seleina, kıpkırmızı olmuş, gülmemek için çırpınan bir suratla. “Senin uyumuş olman gerekmiyor muydu?”

“Ama anne yaaa.. Cathber Ebe’nin sesini duydum ve uyandım!”, der miniminnacık, fevkalade şirin, iki yaşlarında, annesi gibi esmer saçlı bir kız.

“Moreel..”, diye gülmemek için neredeyse inleyerek söylenir Seleina. “Cathber amcaya, ‘Efendi Cathber’, diye hitap etmemiz gerekiyor.” 

“Ama o benim ebem değil mi?”, diye saf bir şekilde sorar küçük kız.

Brom gülmemek için kıvranır.

Efendi Cathber ise bozuntuya vermemeye çalışır.

“Ama sen bana, onun seni de doğurttuğunu söylemedin mi?”, der küçük kız ve zincirleme bir kazayı da başlatmış olur.

“Ben..”, der Seleina, kıpkırmızı olmuş bir şekilde. “..elma turtalarını getireyim!”

 

Genç Brom yemekten sonra gece boyunca Efendi Cathber’in, Aramsis ve güzel eşi Seleina ile konuşmalarını dinler ve uzun saatlerden sonra bir şey dikkatini çeker.

Bu küçük aile, gerçekte fakir bir ailedir. Ancak genç Aramsis’in eşini ve küçük kızını deliler gibi sevdiği her halinden bellidir. Seleina’nın eşine ve kızına olan sevgisi ise ancak kendisinin buna ekleyebildiği kadarıyla baskın gelmektedir. Küçük Morel ise hayretle Brom’u seyretmiş, sonra kendi kafasında nasıl bir hesap yaptıysa, onu kendince ‘dengi’ olarak görmüş ve löp diye hobbit’in kucağına atlamıştı. Cathber-Aramsis-Seleina kendi aralarında bir üçlü oluştururken, gerçek muhabbet, Brom ile Morel adındaki o miniminnacık kız arasında geçmişti.

Küçük Morel, aklına gelen her şeyi, hiçbir moderasyon yapmaksızın, minik yüzünde ciddi bir ifadeyle genç Brom’a anlatmıştı. Sonra onu elinden tutup odasına, oyuncaklarıyla oynamaya götürmüştü. Gerçekte küçük kızın bütün oyuncakları ev yapımıdır ve bir oduncunun elinden çıkma olduğu açıkça görülmektedir. Buna rağmen kız onları Brom’a verip beraber oynarken, ikisi de engin hayal güçlerini devreye sokmuş ve kaba ahşap oyuncaklar bir anda perilere, şövalyelere, ejderhalara, prenslere ve prenseslere dönüşüvermişlerdi.

Kızın uykusu geldiğinde ise Brom’a sarılmış, onu sesli bir şekilde yanağından öpmüş, sonra da annesi eşliğinde yatağına gitmişti. Brom’un en son duyduğu şey, küçük kızın uykulu bir şekilde söylendiği mızmızı olmuştu..

“Ama anne yaa.. Hobim’e düş kapanımı göstermeyi unuttum ama ki!”

 

Bu..

..her nasılsa,

..genç Brom’a,

..yaşlı Cathber’in bahsettiği,

..duygularıyla hesaplaşma vaktinin yaklaştığının ilk habercisi olur.

Brom Bumblebrim’in hayret verici maceraları
A Bard’s Tale XIV “a Bit of a Bite” VII ile
devam edecek..


Yıllar sonra artık İzci Yüzbaşı Bremorel Songsteel olarak bilinen küçük Morel, Brom Bumblebrim’le karşılaştığında onu hatırlayacak ve eşi Thomas Dimwood’a onu “Öptüğüm ilk erkekti!”, diye tanıtacaktır..

 

Yaşlı Cathber, eşinin ölümünden bahsederken, gerçekte bunun ‘ileriki’ bir zamandan, Themalsar Savaşında, bir yanlışı düzeltmek için gönderilecek olan Brom Bumblebrim ve arkadaşlarını güvenli bir şekilde o zamanlar bir prens olan Grandaleren’in yanına getirmek için düşman saflarında bir gedik açarken uğradıkları karşıt baskında öldürüleceğini bilmiyordu!

 

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.