Showing: 1 - 4 of 4 RESULTS
book 01 books dungeons and dragons duygusal karakter analizi modül Ruins of Themalsar serenity home tarihçe The Chase Whispers; A Cabal

“Sen iyi biri değilsin!”

“Sen iyi biri değilsin!”

Timeline:

Serenity Home saldırısından iki hafta kadar sonra ormandaki ilk karşılaşmalarıyla Aager – Inshala arasındaki, çoğunlukla “Sen iyi biri değilsin.” lerle sınırlı olan garip, ikilemlerle dolu ve birinin diğerini öldürmeye çalışması ile bitmesi muhtemel bir ilişkinin, bir şekilde başka bir istikamette gelişmesini anlatan bir hikaye.

Normalde hiçbir şart altında kendi iç dünyasını dışa vurmayan bu sessiz, tehlikeli, pragmatik ve genelde ölümcül anlamda da duygusuz biri olan Aager’in bakış açısından kendi iç dünyasında gerçekleşen, Aager’i oynatan kişi tarafından kaleme alınmış, bir iç hesaplaşmadır.

 

 

Sen iyi biri değilsin..

Bir ünlem değil bir tespitti sadece, ama bu dört kelime Aager’in beyninde çınlayıp duruyordu. Hiç de parlak olmayan geçmişinde bir çok hakarete maruz kalmışken bu basit cümleyi niçin aklından çıkaramıyordu ki?

Üstelik iyi olmak gibi bir çabası da yoktu genç hırsızın – mecbur kalmış ve bu mecburiyetler çerçevesinde de seçimler yapmıştı. Kısaca yalnız başına hayatta kalmanın kurallarını olabildiğince uygulamış biriydi.

Şerif ile arasındaki bağın kurulduğu o olaya kadar da yalnızdı. Hoş, daha sonra da bir çevresi olmamıştı – Şerif ile “karşılıklı bir anlayış” noktasına varmış olsa da, iş daha çok Aager’in pek de üzerinden atamadığı borçluluk hissine bağlıydı.

 

“Sen iyi biri değilsin…”

 

İlk olarak bu sözleri duyduğu an canlandı gözünde. Gergin bir savaş akabinde yapılan sonuç analizi sırasında bu komik saçlı, neredeyse ürkütücü seviyede vahşi kızın ağzından, garip bir şekilde masumane dökülen cümle.

O sırada çok önemsememişti Aager, belki de “kendisinden daha kötü” birilerinin ortalıktaki varlığı bu sözlerin etkisini gizlemişti, kim bilir? Tekrarlandıkça daha çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bağıra bağıra söylenen bir cümle değildi.

Neredeyse fısıldarcasına.

İtham bile barındırmadan, sözün sahibinin parçası olduğu doğanın içinden sızarak, saklanılmaz yakıcı etkisini gösteren ince bir lav sızıntısı gibi içini dağlamaya başlamıştı, bu sözcükler.

Kendisi de biliyordu zaten, “iyi” biri olmadığını. Ama şu ana dek bundan sıkılmamıştı. Sonuçta “iyi biri olmamak” ile “kötü biri olmak” arasında önemli bir fark vardı. Peki, neden bunca yıl sonra bu söyleme karşı bir tez oluşturmak isteği duyuyordu içinde?

 

“Sen iyi bir değilsin…”

 

Hah!

Büyüdüğü asosyal cehaletin içinde yapayalnız kalmasın diye, Laila ile Bremorel’i – izci kuzenleri – onunla konuşmaya iten kendisi değil miydi, oysa? Hem de rahatsız olmasın diye kendini öne çıkarmadan (malum, iyi bir değildi ya kendisi!) yapmıştı bunu.

Ama o fazla zeki ve fazla sessiz iblis tohumunun gereksiz burnunu sokmaları olmasa. Hele bir de o 15 yaşına yeni gelmiş şehirdeki yeni yetmelerin dalga geçmek için vasatlaştırdığı yakıştırmayı kendi için kullanması..

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Suratı asıldı. Yok, daha neler!

Tamam, ciddi bir sorumluluk paylaşımı olmuştu Themalsar’ın hikâyesini sonlandırırken ama bu öyle ulu orta oluşacak, hele sokağa pis su döker gibi ağızdan dökülecek bir şey değildi ki!

Belki Inshala’nın hocasını kaybetmesinden sonra yaşadığı yalnızlık duygusu bir sempati, ardından bu yalnızlığın pençesinde debelenmek yerine, tek başına bir intikam yolculuğuna çıkması da bir takdir ve biraz da hayranlık oluşturmuş olabilirdi miydi kendisinde? Ama “sevgi” kuvvetli ve Aager’in pek de manasını çözebildiği bir sözcük değildi.

Kendisinin zeki biri olduğunu biliyordu. Sebep ve sonuç ilişkileri olmayan senaryolardan haz etmez, inandırıcılığını sorgulardı genç hırsız. Böyle bir hayat düsturu içinde bu tarz duygusal salınımlara da alışık değildi nihayetinde. Bu yüzden Laila ile girdiği yüzük tartışmasında mantığını anlatmaya çalışmıştı. Ama kendi açısından son derece mantıklı olan tezlerini dile getirirken, arkasından gene o fısıltıyı duymuştu;

 

“Sen iyi biri değilsin…”

 

Kasten öfke yansıtmaya çalıştığı zamanlar hariç duygularını kolay kolay teşhir eden biri değildi. Ama o tartışmada, bu fısıltı çok farklı hissettirmişti kendisini. Kafasının içinde demir dövülür gibi yankılanmıştı

“… iyi biri… iyi biri… iyi biri…”

Yüzü kızarmış mıydı acaba? Komik bir şekilde bunu düşünmüştü o an. Yüzük ve kullanım amacı, tartışmanın temeli bulamaca dönmüştü aklında. O an, o çok güvendiği sebep-sonuç zincirleri kırılıvermişti. Birden, içindeki yüzüğe karşı hissettiği istek de uçup gitmişti sanki. Anlatmaktan bıkmıştı mantığını Laila’ya ve bu sebeple de “Al madem öyle, ben istemiyorum” deyip, aslında hiç de fıtratında olmayan çocukça bir tavırla çekilmişti münakaşadan.

Anlatmak istediği kişi, daha doğrusu anlamasını istediği kişi – tartışmanın hedef noktası – bir anda kaymıştı çünkü bu, garip şekilde, içini sızlatan cümle ile..

 

“Sen iyi bir değilsin…”

 

Grubun arkasındaki yerini de bu yüzden terk ederek Inshala’ya yaklaşmaya çalışmıştı. Mantığını görmesini istiyordu. Yaptığının iyiyle kötüyle bir alakası yoktu. Herkesten çok Inshala’nın anlaması gerekliydi bunu, çünkü doğada da “iyi” ve “kötü” kavramı insanlardan farklı çalışmıyordu nihayetinde.

O anlamalıydı, bunu..

Ama Inshala, önce adımlarını hızlandırmış, sonra ise o çok sevdiği sinir bozucu sivri dişli kaplan kılığına bürünüp grubun önüne doğru kaçmıştı. Onca yaratıktan ve kötülükten kaçmayan druid, Aager’in konuşma çabasından kaçmak için oldukça seri davranmıştı.

Başı hafif önde, kendi içinde pek de hoşlanmadığı noktaları fark etmenin verdiği huzursuzlukla, yıkılmış tapınağın çorak arazisine çıkmıştı Aager, grupla birlikte. Bu huzursuzluk, kabul etse de etmese de, o kedi gibi parlak gözlerin bakışından ve yaşına göre daha olgunlaşmamış dudakların arasından dökülen sözcüklerden kaynaklanıyordu.

O sözlerin, başkasının ağzından çıktığında aynı etkiyi yapmama sebebi ise çocuksu bir yarı iblisin öylesine ortalığa döktüğü, küçümseyici bir dalga geçme tekerlemesinin nakaratında gizliydi;

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Doğudan yeni yeni yükselen sabah güneşinin ışığında, bu göz kamaştırıcı farkındalık uyandı Aager’in beyninde. Bir an daha önce fark etmemesine şaşırdı. Sonra, hafif eğri bir gülümsemeyle kabullenme sürecini başlattı aklında. Bir fırsatını bulup, konuşması gerekiyordu anlaşılan. Bu düşünce ile boğuşurken, Inshala’nın sesini duydu…

“Önce yapmam gereken bir şey var…”

– Nezih Dolmacı

 

(Bu hikaye, EXIT ile aynı anda gerçekleşir ve hemen sornasında da “Yapmam gereken bir şey var..” hikayesi gerçekleşir..)

book 01 books dungeons and dragons karakter analizi modül Ruins of Themalsar serenity home tarihçe The Chase Whispers; A Cabal

A Bard’s Tale I
“Darly Dor”

A Bard’s Tale I
“Darly Dor”

Timeline:

Bu hikaye, Darly Dor’un kısa geçmişini ve grup ile karşılaşmasından birkaç gün öncesine kadar başından geçen olayları kendi açısından anlatmaktadır.

 

 

Darly Dor, ilginç bir şekilde Bari Na-ammen’den, yıllar önce Arashkan şehrindeki High Spires’a yönetici olarak atanmış bir High Elf (yüksek elf) baba ve tanınmış, aristokratik bir ailenin kızı olan insan anneden olmadır.

Darly, varlıklı ailenin tek evlatlarıydı..

Darly’nin neden evden kaçtığına yada atıldığına dair bir çok rivayet vardır. Bunlardan biri, onun babası hakkında bazı nahoş şeyler öğrenmiş, daha da kötüsü, görmüş olduğuna dair ve bu sebepten dolayı kaçtığı, bir diğeri ise (ve daha olası olan sebep) ise;

 

Can Sıkıntısı + Paranın Fazlası + Kötü Arkadaşlar = Darly Dor!

 

Sebebi her ne idiyse, Darly’nin ayrılması annesinin kalbini kırmıştır. Yıllar sonra bile Darly, geçirdiği nadir yalnız gecelerde annesini bitiren sebep olarak hep kendisini suçlamış ve bundan dolayı da utanç duymuştur.

 

Gel zaman git zaman, Darly pazarcılardan çürük elma çalmaya kadar düşer ve birileri onu fark etmemiş olsa, muhtemelen bir lağım sıçanı olarak, genç yaşta ölüp gitmiş olurdu.

Küçükken bile ne denli yakışıklı ve eli hızlı olduğunu fark eden, Arashkan Hırsızlar Loncası üyesi ‘Yaşlı Sansar’ onu bulur ve ona kol-kanat gerer. Yaşlı Sansar, Darly’yi tekil anlamda özel bir eğitimlerden geçirir,ve onu ait olduğu eski aristokrasinin üzerine salar.

Darly kısa zamanda birçok genç (her zaman da o kadar genç olmayan) zengin bayanı, mücevherlerinden ve pahalı takımlarından eder..

20’li yaşlarna kadar, sadecede güzel yüzü ve bayanlarla ağzı iyi laf yapan biri değil, üstlerine pıçak ve kılıçla olduğu kadar,hırsızlığın bir çok başka alanlarında da kendini ispatlamayı başarır.

Darly, genç olması dolayısıyla Hırsızlar Loncasında üst kademelere ulaşmasına daha yıllar vardır, ancak prestiji hayli yüksektir. Nevarki Darly’nin gözü zaten o kadar da yükseklerde değildir.

Onun için hayat keyif ve kadınlardan ibarettir ve günlerini karnı tok ve umarsız bir şekilde geçirmeyi tercih eder.

Darly için ikinci düşüş beklenmedik bir açıdan gelir.

 

Yaklaşık iki, iki buçuk ay önce bağlı olduğu hırsızlar loncası, çok, ama çok nadir bir şekilde
olduğu anlardan birini yaşar; şehir dışından gelen bazı kesiciler, pahalı bir iş için kendileriyle iletişime geçer ve hırsızlar loncasından, söz konusu iş için çevik, becerikli ve sessiz bir hırsızı ‘ödünç’ isterler. İş, uzaklardaki bir kasabadan bir şeylerin alınması ve yerine bir başka paketin bırakılmasından ibarettir!

Darly olaydan haberdar olduğu andan itibaren hep, o kadar uzaktaki bir işin ta Arashkan Hırsızlar Loncasına gelinmesini biraz garip bulmuş olsada, Loncanın isimsiz lideri, muhtelif sebeplerden dolayı işi çoktan kabul etmiş ve Yaşlı Sansar vasıtasıyla da kendisine bildirilmiştir.

Bütün becerilerine rağmen, Darly, Loncanın kendisine olağan dışı bazı müsamahalar gösterdiğinin de farkındadır. Bu sebepten ötürü bu garip ‘iş’i kabul eder.

Lonca kodamanları ne düşünürse düşünsün, Yaşlı Sansar, Dary’liye ısrarla temkinli ve uyanık olması gerektiğini, ve işin içinde kendilerine söylenmeyen bazı şeylerin olabileceğini telkin eder.

Darly, yeni katıldığı grupta kendisine arkadaş bulamaz ve aramaz da zira grubun geri kalanı, hiç sevmediği kesicilerden oluşmaktadır.

 

Grup, Arashkan’dan ayrılır ve ana yolları takip etmez. Sessizce ve saklanarak önce kuzeye, sonra da doğuya yönelir ve geceleride ateşsiz, soğuk kamp kurarlar.

Yola çıkmadan önce Darly’ye anlatılan plan aslında çok basittir: Serenity Home diye bilinen bir kasabada yaşayan, Tinkerdome adında bir cüce mucitten, yapmış olduğu bir icadı çalınacak, ‘ödeme’ olarak da adamlardan ikisinin devamlı kolladığı, uzun silindirimsi ‘paket’ bırakılacaktı.

Bundan sonra ise seri bir şekilde kasabanın hemen kuzeyindeki ormana doğru kaçılacak ve bir hafta kadar düz kuzeye gidilecek, orada ikinci bir grupla buluşulacak ve iki grup birleşip kasabanın 10-15 gün kuzey, kuzey doğusundaki, Themalsar denen bir harabenin yakınlarında bekleyecek olan birine teslim edileceklerdi..

 

Darly, “Bu mu basit plan?”, diye geçirmişti içinden..

Hırsızlar Loncasının birden fazla kolu vardı; sokak çocukları, yan kesiciler, şantajcılar, Darly gibi, diğer hırsızların züppe ve pembenin alaycı bileşimi olan “züppemsiler”, dayakçılar ve fahişeler gibi..

..ve gruptakilerin hiç biri bu kollardan değildir.

 

Bir kaç yıl önce aralarında gerçekleşen ve son derece kanlı biten çatışmalar sonucunda Araşkanda herhangi bir kesici loncası kalmamıştı.
Bu sebepten dolayı bu yabancılara Darly bir türlü ısınamamıştı..

Darly kesicilerden nefret ederdi.

Onun bu nefreti, planda gördüğü saçmalıklar ve boşluklar, kafasında birçok sorunun da oluşmasına sebep olmuştu; neden bir şeyin çalınması için bu kadar çok adam tutulmuştu ki? Neden bir şeyin çalınması için bu kadar uzaktan adam tutulmuştu? Dahası, neden bir mucit için bu kadar kesici tutulmuştu? Ve her şey bir yana, neden çok daha yakındaki -o bölgeyi iyi bilen- ve çalınacak şey her ne ise, onu çalabilecek birileri bulunmamıştı? Madem iş basit bir hırsızlık işiydi, neden en baştan herhangi bir kesiciye ihtiyaç duyulmuştu? Ve bu Themalsar harabelerinde buluşma işi de neyin nesiydi?

“Hangi salak bi harabede buluşur ki?”, diye kara kara düşünür Darly.

..ve neden ‘devamlı izleniliyorum’ hissi gün be gün artıyordu?

Bu kadar kesicinin olduğu yerde Darly gibi bir hırsıza ne gibi bir ihtiyaç duyulabilir di ki?

“Belki de ince hırsızlık, yan kesicilik, tüy tuzak yada hassas bazı kilitlerin açılması için benim yeteneklerime ihtiyaç duyacaklardır.”, diye düşünürken, sebebini ancak söz konusu kasabaya gelince anlar Darly..

Şerefsizler bırakılacak paketi son anda ona taşıttırırlar!

 

Darly paketin şekli dışında ne olduğunu çıkaramaz.. şekli ve fevkalade ağır olduğu!

Darly ve kesiciler kasabaya, kasabayı çevreleyen odun duvarları aşarak girerler ve genç hırsız bir kaç şeyi o anda farkeder; dışarıdan basit gibi görünen kasaba aslında şaşılacak kadar düzenli ve temizdir. Evleri gelişi güzel, boş bulunan yerlere kurulmamış, belirli bir düzene göre inşa edilmiştir. Çoğu evin, güzel, mütevazi bir bahçesi vardır ve evlerin hepsinin duvarları temizdir ve iç açıcı renklerle boyanmıştır.. Darly kasaba hakkında bu ve bunun gibi birçok ayrıntıyı fark eder. Bunlardan kendisini ilgilendiren en önemli ayrıntı ise, bir kasabadan beklenmeyecek derecede de temkinli bir güvenliğinin oluşudur.

Kesiciler oldukça sessiz ilerlemelerine rağmen, dört farklı noktada bekçiler tarafından fark edilmişler, ancak herhangi bir alarm veremeden etkisiz hale getirilmişlerdi.

İşte bu noktada Darly, kendisiyle kesiciler arasındaki açık farkı anlar ve neden kesicilerden nefret ettiğini hatırlar; kendisi gibi bir hırsız için ‘etkisiz hale’ getirmenin anlamı, ağır, içinde kurşun tozu olan bir kese yada en kötüsü bir odunla muhatabını yere yıkıp bayıltmak anlamına gelirken, bir kesici için bu, muhatabının boğazını bir kulağından diğerine yarmak anlamına geldiğini görmesidir.

Darly tiksinti içerisinde ağır paketi hedefine doğru taşır.

Kasabanın diğer tarafında garip, üç katlı, kubbemsi binaya yaklaştıklarında kesiciler hiçbir nezaket ya da incelik örneği göstermeksizin, kapıdan içeri dalarlar ve kısa darp seslerinden sonra ellerinde paçavralara sarılmış bir şeyle tekrar dışarı çıkarlar – biri Darly’ye işaret eder ve paketi binanın içine götürüp oraya bırakmanı söyler.

Sonra hepsi geldikleri gibi kaçarlar..

..ve bunu oldukça adice bir şekilde, Darly’yi beklemeksizin yaparlar.

 

Darly üç katlı, kubbeli binadan çıkıp kasabaya girdikleri noktaya daha ulaşamadan, arkasından gün ışığı kadar göz kamaştırıcı bir parlama olur. Genç hırsızın arkası parlamaya dönük olmasına rağmen gözleri bir anlığına kör olur ve genç hırsız tökezler..

..ve belki de hayatını kurtaran şey de bu olur zira parlamanın ardından gerçekleşen patlamayla, üç katlı binanın kubbesi tamamen ve hiçbir ön uyarı olmaksızın yok olur!

Patlama o kadar şiddetle gerçekleşir ki, Darly tökezleyip yere doğru meyletmemiş olsa, muhteme patlamanın şiddetinin tam etkisiyle muhatap olmuş olacakken, sadece, sanki dev, görünmez bir el onu alır..

..ve iki sokak ilerideki bir bahçenin ortasına bırakır!

 

Darly’nin gözleri kıpraşır, kulakları çınlar bir halde yerden kalkar ve arkasına bakmadan titreyen bacakları üzerinde zorlukla kasaba duvarlarına doğru koşar. Oraya vardığında ise duvardan inmek için kullandıkları ip merdivenlerin çoktan çekilmiş olduğunu görür.

Genç hırsız belinden çektiği bıçakları kullanarak kendisini yukarı çekerken ister istemez söylenir.

 

“Sanki birileri beni arkada yem olarak bırakmak istiyor..!”

 

Darly duvarı aşıp aşağı kendisini bırakmadan önce bir defalığına mahsus, mahvettiği kasabaya ve marifetine bakar..

..ve kasabanın, üç katlı o kubbeli binanın etrafındaki evlerin tamamını yerle bir olmuş olarak görür. Arkada bıraktığı silindir şeklinde pakette her ne var idiyse, gökyüzüne doğru, dikine, yüksek basınçlı, yeşilimsi ve ürkütücü bir ateşin harlayarak hala geceyi aydınlattığını görür.

Genç hırsız gördüğü manzara karşısında ister istemez dona kalır.

O anda içine, bu olayın burada bitmeyeceğine, sonuçlarının tahmin bile edemeyeceği kadar büyük olacağına dair bir korku düşer.

Ve kendisini gecenin karanlığına salar..

 

Darly, kesicilerle birlikte ormanda olaysız bir şekilde günlerce yol alır, ancak içindeki “birileri bizi izliyor”, duygusunu bir türlü üstünden atamaz.

Yılların oluşturduğu hırsızlık alışkanlıkları onda bazı keskin hislerin ve duyuların oluşmasına sebep olmuştur ve geçmişte yaşadığı bir çok tehlike ona bu duygularını asla kulak ardı etmemesini öğretmiştir.

Yaktıkları kasabadan ayrılmaları üzerine ormanda geçirmekte oldukları bir gece, bu hisleri genç hırsızın hayatını bir defa daha kurtaracaktır..

Hayatında daha önce hiç görmediği, kocaman, vahşi görünümlü kalabalık bir grup yaratık, kamplarını basar ve kanlı, acımasız bir mücadele başlar.

Başta kesicilerle omuz omuza verip bu yaratıklarla çarpışsada, Darly gözünün ucundan bazılarının kaçtığını fark eder..

Kahramanca çatışıp dramatik bir şekilde hayatını verme olayı asla genç hırsızın olayı olmamıştır; Darly hiç düşünmeden ve hiç sektirmeden savaşan kesicileri terkeder ve savaştan kaçar!

 

Kaçan kesiciler, çaldıkları şey dışında yük oluşturabilecek üzerlerinde ne varsa atıp gizli ve saklı bir şekilde ormanda yollarına devam ederler.

Darly, en kötüsünü arkalarında bıraktığını umarken bir kaç gece sonra aynı yaratıklar grubun kampına ikinci bir baskın daha düzenlerler.

Ancak bu sefer Darly hazırlıklıdır.

Darly bu baskında hiç beklemeden ve anında ormana kaçar.

 

“Nasıl bir planlamadır bu? Başından beri bir bokluk vardı bu işin içinde..”, diye hırlar genç hırsız sessizce kaçarken.

Darly yeterince uzağa gidemeden, yerde can çekişen bir kesiciyle karşılaşır. Belliki adam yaralı bir şekilde kaçmaya çalışmış ancak kan kaybından olduğu yere kadar uzaklaşabilmiştir.

Yaralı kesici yattığı yerden Darly’ye sırt çantasını uzatır ve kırık, fokurtulu bir sesle “Kaç burdan züppemsi! Al bunu ve kaç.”, diye hırlar acı içerisinde. “Diğer grubu bul ve onlara olanları anlat..

Bu baskınlar tesadüf değildi.. Bunun arkasında–”, diye devam ederken gecenin karanlığından uğursuz bir uğultuyla koca bir mızrak iner ve kesicinin göğsüne saplanır.

Darly adamın uzattığı çantayı kaptığı gibi kaçar ve ölen kesicinin suratında oluşan hayret, korku, acı ve şaşkınlık ifadesiyle vakit harcamaz.

 

Genç adam bir züppemsidir ama aynı zamanda da bir hırsızdır ve ancak hayatının çoğunu tehlikeli işler yaparak geçirmiş olmanın verebileceği bir ‘kaşar’a da sahiptir.

Buna rağmen hayatının hiçbir anında bu kadar korktuğunu da hatırlamaz.

“Lanet olsun! Bu ne ya..! Ben zengin kızları ve kadınları tavlarım. Pıçağımı, ‘kim hedefi vuracak’ – kumarında çekerim.. Yıllar önce bi salak dışında da kimseye pıçak çekmişliğim yok! Lanet, salak, geri zekalı, kıçı kuruyasıca herifler! – neye bulaştırdınız beni?!”

Darly, bu kesicilerle haftalardır yollardadır ve her gün ormanda onlarla yol almış, onlarla gecelemiştir ancak tam o anda artık şehirde olmadığını, dünyanın zengin kadınları mücevherlerinden etmekle sınırlı olmadığını, hayatının bir anda sona erbileceğini, babasını çok da umursamasa da, annesini bir daha göremeye bileceğini anlayıverir!

Üstünde ne kadar o güne değin önemli sandığı fiyakalı ipek gömlekleri, kadife pelerinini, pahalı yüzük ve takılarını, tarak, traş seti ve güzel kokulu parfümlerini aceleyle kazdığı bir çukura gömer ve züppemsiliğini bir kenara atıp paslanmış hırsızlık becerilerini çıkartır ve hayatta kalmak için bildiği her tekniği kullanmaya başlar.

Günlerce ormanda kuzeye ilerler ama o “izlemiyorum” duygusu hala onu terk etmez bir türlü.

Bir ara geri durup ormanı izlemeye alır ve yeni bir sorunu olduğunu anlar. Peşinde artık sadece o vahşi yaratıklar yoktur. Bir grup insan, cüce ve en kötüsü, şöhretlerini hayal meyal duyduğu ve “ormanda bir izciden asla kaçamazsın” atasözünü hatırlatan, iki de izci kızdan oluşan karma bir
grubun, arkasında bıraktığı kırıntı izleri takip ettiğini öğrenir.

Darly, bitmek bilmeyen şanssızlığına lanet eder ve tekrar kaçmaya başlar. Bütün bu olanlarda olumlu olan tek şey, ardından kendisini takip eden grup temkinlidir ve onu geceleri takip etmemektedir.

Genç hırsız, gece gündüz kaçar ve bildiği her türlü “leke sökme” tekniğini kullanır ancak o lanet olasıca izci kızlardan bir türlü kurtulamaz..

 

“Lanet şeyler.. bari çirkin olsalardı!”, diye geçirir içinden ama bir yandan da izci kızları takdir etmekten de kendisini alamaz zira ikisi de genç, güzel, kendilerinden emin ve vazgeçmez bir nitelikle onu takip etmektedirler.

İşin aslı, Darly söz konusu kızlar olunca ayrıntıları tek bakışta fark etmesini iyi bilen biridir. Söz gelimi kızlardan biri ince belli, hafif çekik gözlü – muhtemelen senin gibi bir yarı-elf, öbürü ise uzun boylu, uzun bacaklı ve son derece atletiktir..

“Belkide saklanmaktan vazgeçip onları çapkınlığım ile etkim altına alabilirim.”, diye yorgunluğunu dağıtmaya çalışır ama gerçekte bunun bir hayal olduğunun da farkındadır zira o “güzel” kızların hedeflerini yüz yardalık bir mesafeden delik deşik ettiğine açık bir şekilde müşahade etmiştir.

Muhtemelen ve ancak genç hırsızın oklarla doldurulmuş cesedine vardıklarında “Ayy yazık oldu ya.. Pek de şirin bi şeymiş”, derler, diye homurdanır içinden.

Darly bir şekilde kendisini takip eden grupla arasındaki mesafeyi korumayı başarır. Günler sonra diğer grupla buluşma yerine vardığında, kendisini kimsenin beklemediğini görür.

Genç hırsız bir an panikle karışık bir hiddetle “Hepinizin canı cehenneme!” deyip, yola devam etmeyi ve bulunduğu ormandan, bulaştığı pislikten ve tercihen yaşadıkları krallıktan olabildiğince uzaklarda bir yerlere gitmeyi düşünür.

Nevarki Darly bir gerçeği çok iyi bilir; hırsızlar arasında en değerli şey, kendi aralarında verdikleri sözdür ve sözünü tutmayan bir hırsıza tutması için ikinci şans verilmediğidir.

Darky beklediği her saat, onu takip edenlerin yaklaştığını bilse de, yine de beklemeyi tercih eder.

Ve en sonunda beklemesi sonra erer. İki hırpani adam, paldır küldür Darly’nin bulunduğu yere yaklaşır.

Gelen iki acınası kesicinin halini gören Darly içinden, “Ne amatör tipler bunlar yaa.. Alnınızda hedef tahtasıyla gezin bari..”, diye geçirir zira adamların çıkardığı gürültü, ölümleri için açık birer davetiye gibidir..

Genç hırsız, bir grup beklerken karşısında sadece iki tane, fena halde hırpalanmış adamla karşılaşınca ister istemez içinde hissettiği korku daha da artar.

İki taraf da tanışıp hikayelerinizi paylaştıktan sonra genç hırsız, korkularının gerçekte ne kadar ‘az’ olduğuna ayılır çünkü onlardan öğrendikleri hiçte iç açıcı değildir.

Darly, iki kesicinin hikayesini dinledikten sonra öylece kalakalır. Sonra derin bir nefes alıp, “Durun bi doğru anlamışmıyım..”, der. “Sizlerlerin de buradan on beş gün mesafede, ormanın batısındaki bir orman elf köyünün yakınlarında yaşayan yaşlı bir druid’den birşey çalıp buraya gelmeniz gerekiyordu ve malı çalıp kaçmatkansa, yaşlı adamı öldürmeyi tercih ettiniz, öyle mi? Off yaa.. sizler tam olarak ne kadar geri zekalısınız?Kimse size “mal kaldırma” işinde adam öldürülmeyeceğini öğretmedi mi?”, diye horlayarak bakar iki kesiciye.

“Çalmak başka, öldürmek başka.. çalan adama yapılan muamele ve ceza ayrı, cinayetin muamele ve cezası ayrıdır. Birinde bi tomar dayak yersin ve bir süreliğine hapse atılırsın. Diğerinde ise iş ipte biter! Her şey bir yana, hırsızlık için gittiğin yerdekileri öldürmek profesyonelce değil!”

Darly midesinin bulandığını hisseder. Eğitimin bir parçası olarak, en seri ve en etkili bir şekilde nasıl can alınır bilse de, bu hiç sevmediği bir şeydir ve bu iki dangalakla baş başa kalmıştır.

Darly, kendilerinin kasabadan çaldığı şeyin içinde bulunduğu çantayı kesicilere verir ve Themalsar denen harabelere doğru yola koyulurlar..

“Hangi salak bi harabede takas için buluşur ki?”, diye geçirir içinden.

İki kesiciden biri kaçarken düşmüş ve çenesini kırmış, diğeri ise yarılmış alnını pis bir paçavrayla sarmıştır. Başı sarılı olan kesici, kısık, muallak bir sesle başlarından geçenleri anlatır;

“Yola çıktığımızda on altı kişiydik. Sorunsuz bir şekilde yaşlı druid’in olduğu yere ulaştık ve gece olmasını bekledik. Bize yaşlı adamın tehlikeli olabileceği söylenmişti, biz de işi garantiye almak için onu kestik ve ’emaneti’ aldık. Hepi top yıldırım çarpmış bir odundu.. Yaşlı adamı kestikten kısa bir süre sonra, bir gece aniden baskına uğradık. Hayatımda hiç görmediğim kadar büyük orklar ansızın daldılar aramaza ve bizleri kesmeye başladılar. O kadar ani oldu ki, ayağa kalkıp silahlarımızı çekinceye kadar yarımızdan fazlasını öldürmüşlerdi çoktan.. Biz kaçtık, onlar da peşimizden geldi. Kedi fare gibiydik ve biz hep fare olduk.. Yetmiyormuş gibi, bir şey daha takıldı peşimize. Ne olduğunu asla göremedik ama çok büyük ve çok sinsi bir şeydi.. Ve hepsi ne için? Yanık bir odun parçası içinmiş..”, diye acı bir şekilde ‘hıh’lar.

Darly bu noktada adamın söylediklerine hayret etmekten kendisini alamaz. Anlattığı yaratıklar kendilerine saldıranlarla aynı gibidir ama o da hayatında bu kadar büyük, vahşi, güçlü ork görmemiştir. Dahası, orklar küçük, kendilerine karşılık veremeyecek gruplara saldırmayı tercih eden yaratıklardır. Ama en önemlisi ise orklar zekalarıyla bilinen yaratıklar değildiler. Bu yaratıklar ise hem zeki, hem kurnaz, hem de fevkalade organize bir şekilde hareket edip saldırmışlardı..

Darly olaya bir de başka açıdan bakar. Evet, kendisi kesicilerden hiç haz etmesede, onlar hırsızlara göre silah eğitimleri çok daha kapsamlı olurdu ve her zaman tetikte olurlardı.

Kendisinin bile bir kesiciye kendisini farkettirmeden yaklaştığını, çok şanslı koşullar altında düşünebilirken, bu yaratıklar, on altı tane kesiciye baskın yapabilecek kadar onlara yaklaşabilmişlerdi..

Genç hırsız bu düşünceyi oldukça rahatsız edici bulur zira cüsselerine rağmen bu devasa orklar, nokta atışı yapar gibi her iki grubu da bulmuşlar ve hiç tereddüt etmeden saldırmışlar, kendileri neredeyse hiçbir zayiat vermeden otuzu aşkın kesiciyi parçalamışlardı.

İşin ürkütücü yanı, iki farklı grup, iki farklı şeyi çalmak için gönderilmişler ve çaldıktan kısa bir süre sonra ikisi de müteahhit defa baskına uğramışlardı.

Darly o güne kadar dünya politikalarıyla pek de de ilgilenmemiş olsada, son iki haftada yaşadıkları bas bas “BU TESADÜF OLAMAZ!” diye bağırıyordur. Defalarca bu orkların baskınlarına uğradıktan sonra ve arkalarından gelen izcili grubu ekemedikleri sürece bu ormandan kurtulamayacağını anlayan Darly, o anda temkini boş verip ivedilikle malları teslim edip olabildiğince uzaklarda bir yerlere yerleşmeye kadar verir.

İki kesici ve bir hırsız, günlerce ormanda koşup harabelere doğru ilerler. Yolda daha fazla bir şeyle karşılaşmadan, karşılaştıkları şeylerden ise çarpışmaktansa saklanmayı, sinmeyi ve sürünerek uzaklaşmayı tercih ederler. Aç, susuz ve pis içerisinde üç adam en sonunda ormandan çıkarlar.

Nevarki Darly, temkinlidir zira geçen son bir kaç haftada olan olaylardan ve bu olayların gelişiminden oldukça keskin iki sonuca varır; birincisi, birileri onlara fena halde ihanet etmiş ve satmıştır, ikincisi ise “Daha fazla birilerinin köpeklerine yem olmayacağım!”, diyerek bu işin makul bir ‘takas’ ile bitmeyeceğine olan kati inancıdır.

Bu düşünce genç hırsızın zihninde bir kere yer ettikten sonra bir daha da aklından çıkmaz. Darly, bu düşüncelerini hiç tanımadığı ve güvenmediği bu iki kesiciyle paylaşmaz ve kendisini her an kaçmaya hazırlar.

 

İki kesici, bir hırsız o gece ormanın dışında kamp yaparlar. Darly uyuyor numarası yapar ve geceyi uzandığı yerden temkinli bir bekleyişe geçirir. Darly’nin bu temkini onu bir daha kurtarır..

Gecenin derin saatlerinde, iki kesicinin ortasında aniden kara cüppeler içerisinde biri peydah olur ve genç hırsız “Lanet büyücüler!”, diyemeden cübbelinin elinden ard arda yıldırımlar çakar ve bir kesicinin göğsünde koca bir delik açılır, diğerinin ise sol kolu ve kafasının sol yanı bir anda kömür oluverir..

Göz açıp kapayıncaya kadar iki kesici de ölmüştür!

Karalar içindeki adam kesicileri yıldırımlarıyla yakarken Darly beklemez.

Darly battaniyesinin altından yuvarlanır ve sessiz adımlarla gecenin karanlığında kendisini kaybettirir..

Saatler sonra geri döndüğünde iki kesicinin de mutlak bir şekilde ölmüş olduklarını ve çaldıkları mallarında gitmiş olduğunu görür. Genç hırsız bütün başına gelenlere ve getirenlere lanet eder ve hışımla söylenir;

“İşte bu yüzden harabelerde buluşulur… Gelip seni seyircisiz gebertsinler diye!”

 

Aç, susuz ve takatsiz bir şekilde ormana bakar Darly ve bir durum değerlendirmesi yapar, sonra da bir karara varır.

Ya tekrar ormana girecek ve ardından gelenleri bir şekilde atlatmaya çalışacak ya da onlara teslim olacaktır..

Ama Darly bu iki seçeneği de değerlendirmez.

Bitkin adımlarını hızlandırarak lanetli Themalsar haraberine doğru koşmaya başlar.

Açlığının getirdiği kramplarla canı fena halde kakaolu kek, yanında da sıcak bir fincan çay çeker. Ama o, gece boyunca hiç durmadan harabelere doğru koşar ve karanlıkta eski Themalsar tapınağından kalma yıkıntıların arasında bulduğu ilk deliğe saklanır.

Darly ancak sabah olduğunda saklandığı deliğin gerçekte bir delik olmadığını, sadece tavanı çökmüş, duvarları da yıkılmış bir bina olduğunu görür. Dahası, binanın içinde de bir çeşit giriş olduğununa ayılır.

Genç hırsız, girişi takip edince aşağı doğru inen merdivenleri fark eder.

 

Genç züppemsi bir şeye kati olarak inanıyordur; o lanet izci kızlar onu buraya kadar takip edeceklerdir ve onun kasabalarına yaptıklarını düşünülecek olursa, kendisine çok ihtiyacı olan o çayı ısmarlamayacaklarıdır..

“Off.. Çay!”, diye hayıflanır içinden Darly.

“Şu anda sıcak bir çay için nelerimi vermezdim ki?”, diye düşünür ama o sıcak çay için verebileceği pek de bir şeyi yoktur artık.

 

Darly yolun sonunda olduğunu en sonunda anlar. Kaçacak pek de bir yeri kalmamıştır. Ya orklar onu yakalayacak, ya da lanet izci kızlar..

“Gökler adına! O iki vahşi, gözü dönmüş kızların bana neler yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.”, diye acıklı bir sesle söylenir.

Darly o anda bir daha şeyi anlar.

Onu kurtaracak şey, hırsız oluşuyla alakalı marifetleri değil, bir züppemsi oluşundan dolayı elinde barındırdığı ‘ikna’ kapasitesidir.

Darly Dor, uzun yıllar boyunca kadırdığı onca zengin kadınlar üzerine kullandığı teknikleri ve yöntemleri gözden geçirir ve neredeyse tamamını çöpe atar zira o yöntemlerin hiç birisinin o iki vahşi izcinin üzerinde etki edeceğini düşünemez zira kandırdığı kadınların neredeyse hepsi şımarık, yalnız, canları sıkılmış ve pohpohlanmış salak kadınlardı.

Bu kızlar ise fevkalade ciddi, haftalarca takip edişlerinden, işlerini hiçte savsaklamayan, hayatlarında muhtemelen hiç pohpohlanmamış kızlardır!

Darly, bir şekilde iki izciyi, kendisini öldürmelerine engel olsa bile bunun yeterli olmayacağının da farkındadır zira izcilerle beraber gelen diğerleri de vardır.

Belliki özgürlüğü ve bir fincan çay için Darly gelenlerin hepsini ikna etmesi gerekmektedir.
İçinden, kendisini takip eden diğerlerini hatırlamaya çalışır; pek de espriden anlamayan biri gibi görünen bir dwarf, hafif salak olduğunu düşündüğün bir gnome cüce, neredeyse o lanet orklar kadar iri bi adam, hiç gülümsemeyen bir şövalye hatun (lanet bi şövalyeleri eksikti, ellerinden ondan da var!) ve ortalıkta sinsi sinsi dolaşan o karanlık tip.. muhtemelen bi kesici!

“Lanet kesiciler!”, diye geçirir Darly içinden ve kalıntıların arasında bulduğu merdivenlerden sessizce aşağı iner..


book 01 books dungeons and dragons karakter analizi komedi modül role play serenity home The Chase Whispers; A Cabal

“Ama sen bunu hak ediyorsun!”

“Ama sen bunu hak ediyorsun!”

[TÜRKÇE] [ENGLISH]

Timeline:

Serenity Home saldırısından iki hafta kadar sonra, grup ormanda saldırganların  izini sürerken karşılaşıp tanıştıkları Inshala “la fey” Frostmane ile ilk kamp ateşlerini paylaşmaya başladıkları dönemde geçen bir hikayedir.

 

 

Inshala kamp yapıldığında, izci kızları hafif hüzünlü bir ifadeyle çalıların arkasından izler.

Aager’in yanına, arada bir sessizce sokulur ve kulağına, “Sen iyi biri değilsin!”, diye fısıldar.

Lady Magella‘ya genelde saygıyla yaklaşırken Moira ile ilk karşılaşmanızdan sonra hiç yaklaşmaz, hiç konuşmaz ve sanki kendisini her an yakacakmış gibi bir tedirginlikle onu olabildiğince uzaktan takip eder.

Uldoorin’e hiç ilgi göstermez. Gnine’a da burnunu kıvırarak bakar. Ona yaklaşmaz. Onunla konuşmaz. Ona dokunmaz..

Bir başka kamp gecesinde ise izci kızlara usulca ve çekingen bir şekilde yaklaşır, ıkına sıkına bir iki laf eder. Sonra Laila’ya; “Kıyafetini yanlış giyiyorsun” gibi garip bir laf eder ve onun, aldığı yaralar dolayısıyla yırtılmış gömleğini kaşla göz arasında bir büyü ile tamir eder!

İki gün sonra, Bremorel’e “Elbiseni yanlış giyiyorsun!” deyip kaşla göz arasında pantolonunun dizindeki bir yırtığı tamir eder..

Ertesi gün ise sessizce Aager’e sokulur; “Elbiseni yanlış giyiyorsun”, der ve ekler;

“Ama sen bunu hak ediyorsun!”


“But you deserve it!”

[TÜRKÇE] [ENGLISH]

Timeline:

Nearly two weeks have passed over the Serenity Home attack and the subsequent fire. The group has been tracking down the fugitives responsible for both heading north through the Ritual Forest. On their way, they meet the strange, silent, and somewhat catatonic girl, Inshala ‘la Fey’ Frostmane.

This story takes place shortly after the strange girl has started sharing the same campfire with the rest of the group.

 

 

When the ranger girls prepare the camp one evening after another treacherous day’s pursuit, Inshala watches them from behind some nearby bushes with a sad, longing gaze.

She silently sneaks up at Aager, the sinister-looking man in dark clothes, and whispers at him; “You are not a good man!”

Although she shows distant, reproachful respect to the she-dwarf, Lady Magella, she stays as far away from the well-build paladin girl, Moira, and watches her with fear-riddled eyes as though she expects to be purged by her at any time.

She shows absolutely no interest whatsoever to the large, burly young man, Udoorin, and looks down at the little gnome, Gnine, with a pinched expression. She does not get anywhere near him, nor does she speak to him or touch him.

On another such camp, she sort of tethers up to the two ranger cousins, and with extreme bash, she tries a very poor attempt of a conversation, after which she tells Laila, “You are wearing your shirt wrong.” while pointing at a rip on the shirt she must have attained during one of their skirmishes..

..and mends it, on the spot, using a delicate little spell!

Two days later, she skirts near Bremorel, the other ranger girl, and points at a tear on her leather pants and says, “You are wearing your pants wrong!”..

..and mends that as well.

Later the next evening, she slinks up to Aager and harshly whispers into his ear while pointing at a gash on his pants;

“You are wearing your pants wrong, too.”

And adds with a hiss..

“But you deserve it!”

book 01 books dungeons and dragons karakter analizi komedi modül role play serenity home The Chase Whispers; A Cabal

Pilot; The Hubris of Men

Pilot; The Hubris of Men

[TÜRKÇE] [ENGLISH]

Timeline:

Her hikaye bir yerde başlar.

Ve o yeri önemli kılan bir de zaman da..

Bizim hikayemiz de göreceli bir şekilde ‘bundan’ dört yüz seksen yıl kadar önce kurulmuş, yüz yıllar sonra ise, gelişmiş olmasına karşın yine de bir şehir olmaktan kaçınmış, Serenity Home adında şirin bir kasabada başlar.

Bu kasabayı önemli kılan sadece kurucuları değil, kurucularının olağan dışı bazı ‘öngörüleri’ sonucunda özellikle buraya gelip yerleşmeleridir. Kasabanın kurucuları huzur ve sükunet içinde yaşamak için bir araya geldiklerinde, gezip gördükleri yerleri gözden geçirmişler, bütün potansiyelleri elemişler ve en nihayetinde de, hemen kuzeyinde büyük Ritüel ormanı ve bu ormanda yaşayan elf’ler, doğusunda Gull’s Perch ve bu garip, gizemli vadide yaşan fey’ler, güneyde bulunan Tinker Hills ile Silent Hills tepeleri ve bu tepelerde yaşayan gnome’lar ve batısında ise Scowling Hills ve bu tepelerin zengin madenlerinde yaşayan dwarf’larla komşu olacakları, Büyük Arashkan ırmağının kıyısındaki mutlu bir noktayı seçmişlerdi.

Aradan yüz yıllar geçecek ve Serenity büyümesine karşın, sadece büyük ve zengin bir kasaba olarak kalmayı tercih edecektir ve buraya, aynı huzuru yaşamak isteyen her ırktan insanlar, elf’ler, dwarf’lar, gnome’lar ve bazen de beklenmedik başka ‘şeyler’ gelip yerleşecekti.

Bizim hikayemiz de bu huzurlu kasabada, ve olayların patlak verdiği DAY ZERO / GÜN SIFIR olarak kasabanın tarihine geçecek o karanlık gecede başlar işte.. Öyle ki, koronolojik olarak Gün Sıfır’dan sonra gerçekleşen yada gelişen olaylar ‘artı’ gün, ay ve yıl, öncesinde gerçekleşen olaylar ise ‘eksi’ olarak değerlendilecekti. Söz gelimi, ‘Gün Sıfırdan altı ay, yirmi altı gün sonra’, yada ‘Gün Sıfırdan iki yıl önce’ gibi.. Gerçekte Gün Sıfır’ın ardında bir çok hazırlıkların olmuş olması, sadece o uğursuz günü vurgulamaya, ve bazı şeylerin de ister istemez hareket etmesine sebep olacaktı.

Bir açıdan, Gün Sıfır’ın kendisi bir sonun başlangıcı ve ilamcısı, aynı zamanda ve farkındasız bir şekilde, dünya üzerinde büyük etki ve değişimlere sebep olacak bazı şahısların da ortaya çıkmasına ve ‘kahraman’ mertebesine ulaşmalarına sağlayacaktı.

Gün Sıfır, bazı şeylerin sonu olsa da, gerçekte başka bazı şeylerinde doğması anlamına gelecekti..

 

 

Serenity Home sokaklarında kötürüm bir rüzgar esmektedir ama bunun kaynağı kasabaya gelişinden sonra aradan geçen dört yıla rağmen, varlığından olsa da gerçekte tam olarak ne yaptığı hakkında pek az kişinin haberdar olduğu karalar içindeki adam değildir. Aager Fogstep sessiz adımlarla kasaba bekçilerini teker teker teftiş etmiş ve hepsinin olması gerektiği yerde ve ayık olduğundan emin olmuş, şimdi ise şerife rapor vermek için karakola doğru yürümektedir.

Genç adam içsel bir seziyle hafif kaşlarını çatar ve kararmaya başlayan gök yüzüne bakar. Hava açık ve bulutsuzdur ancak adamı bir şey rahatsız etmiştir. Eskiden olsa —geldiği Drashan kadar eskiden— kendisinin takip edildiğini, ve bunun da muhtemelen Drashan Kesicileri olabileceğini düşünürdü. Nevarki Drashan üzerinden dört yıl geçmiş ve onu burada aramak isteyebilecek kimseyi düşünemez. Bir kişi hariç kimse.. Zira genç adamın ardında çok leşi vardır ve bunlardan hesap sormak isteyebilecek herhangi birileri var idiyse de onlarda karalar içindeki adam daha Drashan’dan ayrılmadan çok önce leşlerden biri olmuştur! Hariç olan o kişinin kendisini burada araması için de ne bir sebebi var olabileceğini düşünür genç adam, ne de onun ta Drashan’dan buraya kadar, sırf onunla uğraşmış olmak için geleceğini..

 

“Bence yapmamalısın, Gnine..”, der dolgun sesli bir kız.

 

Aager olduğu yerde durmaz., çünkü ani hareketlerin dikkat çekeceğini bilir.

Bu yüzden genç adam sadece yönünü bir başka istikamete, iki-üç adım sağına yönlendirir ve yanından geçtiği iki katlı taş binanın gölgesinde kaybettirir kendisini.

 

“Niye yaa?”, der..

 

‘..Genç Efendi Gnine!’, diye burnundan solur Aager Fogstep sessizce. ‘Senin ne işin var burada ve yine ne haltlar çevireceksin acaba? Dahası, İzci Laila’yı neden işsizliğine alet ediyorsun?’

 

“Sence Udoorin’in çizmelerine o solucan dolu kurutulmuş bağırsağı koyduğunda, ve o da çizmesini giydiğinde ne olacak?”, diye sorar, sesinden gülmemek için çaba sarf ettiği izlenimi veren genç İzci Laila.

“Küfredecek, sonra da—”, diye kıkırdar genç gnome Gnine.

“—gelip seni bulacak ve hep yapmak istediği şeyi yapacak.”, diye bitirir üçüncü bir başka ses. Bu ses ise sahibesinin kötürüm, asabi ve kavgacı şöhretinin aksine, duyanları şaşırtacak kadar yumuşaktır.

 

‘Ve genç İzci Morel. Tabi ya.. Laila buradaysa Morel neden eksik olsun ki?’, diye geçirir içinden Aager.

 

Gnine’dan ‘hıf’ diye bir ses çıkar.

“Nereden bilecek ki benim yaptığımı? Bunu ona yapabilecek bi kasaba dolusu genç var.”, diye söylenir ardından.

Laila esef dolu bir nefes verir.

“Gnine. Bree haklı. Dahası, gerçekten Udoorin’in ilk aklına gelecek kişinin senden başkası olabileceğini düşünebiliyor musun?”, diye sorar.

“Gelsin. Noolacak ki? Hiç bi şey ispatlayamaz!”, der Gnine, inatçı bir sesle.

İzci Morel ‘fırk’lar.

“Senin kadar zeki bir gnome’un bu kadar saf olabileceğine inanamıyorum bazen.”, der kız.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir şekilde sorar genç gnome.

“Udoorin’in seni bulup, kafandan tutup, kasaba duvarları üzerinden seni Arashkan Irmağına atması için hiç bir delil ya da ispata ihtiyacı yok. Bunu yıllardır zaten yapmak istiyor ve tek ihtiyacı bir bahane.. Dahası, o bahanenin iyi bir bahane olmasına bile ihtiyacı yok! O kokuşmuş, içi vıcık solucanlarla dolu bağırsak bohçasını çizmesine koyduğunda, ve o da çizmesini giydiği anda yapacağı şey bu olacak.”, diye açıklamaya çalışır İzci Morel.

 

‘Bence izci bayanları dinle, genç Gnine. Emin ol Udoorin seni kafandan tutup ırmağa atarsa, ben ona engel olmam ve ırmak da seni Endless Sea denizine kadar sürükleyip götürür. İşin en acıklı yanı ise sana akıllı davranmanı söyleyen kişi; İzci Morel!’, diye içinden güler karanlıkta gizlenen adam.

 

“Bakıyorum ikiniz de pek can sıkıcı olmuşsunuz bu izci olayına gireli.”, diye somurtur Gnine. “Eskiden üçümüz ne güzel eğlenirdik.”

“İzci olmamız dolayısıyla artık ikimizin de açık birer sicili var, Gnine. Senin aksine, bizim yaptığımız her şey kayda geçiyor. Bunu anlamalısın. Dahası, bu kayıtlar ta Arashkan’a kadar gidiyor ve oradan da krallığın merkezine gönderiliyorlar..”, diye teskin etmeye çalışır Laila.

“Neden ben de bir izci olamıyorum ki? Tam 89 defa baş vurdum. İzci Efendisi Davien devamlı bana bir izci için fazla zeki olduğumu ve benim bu işte harcanacağımı düşündüğünü söyleyip duruyor.. Sanki ona kalmış nerede harcanıp harcanmayacağım..”, diye acıklı bir şekilde söylenir Gnine.

“İzci Efendisi Davien haklı bence, Gnine.”, der gülümseyen bir sesle Laila.

Morel ise acımasızca ‘fırk’lar.

“İzci Efendisi Moorat’a sordun mu?”, diye sorar kıkırdayarak.

Gnine’dan bir süre herhangi bir cevap gelmez.

Neden sonra kötürüm bir sesle söylenir.

“Evet, sordum.. Bir defa..”

“Eee..? Ne dedi?”

“Git başımdan bücür, dedi! —ki bence bu hiç de nazikçe bir ifade değildi..”, der Gnine fevkalade alınmış bir sesle.

Moral haşince güler.

“Bu hiç komik değil, Bremorel.. Hem de hiç değil!”, diye inler genç gnome.

“Moorat de ‘nazik’ biri değil, Gnine. Seni paketleyip amcana geri göndermediğine şükretmelisin.”, der Morel kıkırdayarak.

“Zaten öyle yaptı.. Adî herif!”, diye fena halde alınmış bir şekilde tıslar Gnine.

“Gülme, Bree.. Gnine nazik ruhlu biri ve İzci Efendisi Moorat’in yaptığı gerçekten şey hiç de hoş değildi.”, der Laila.

“Hey, sen benim gidip senin İzci Efendine laf attığımı hiç gördün mü?”, diye çıkışır Morel.

“İzci Efendim Davien anlayışlı ve fevkalade nazik bir birisidir. Nesine laf atabilirsin ki?”, der Laila, ‘hıf’layarak.

“Emin ol, benim İzci Efendim Moorat’ın onun zekası ile ilgili söylediklerini bilmek istemezsin, Laila. Yüz kızartıcı!”, diye horlayan bir kahkaha atar Bremorel.

“Efendin de tam senin senin gibi, kızım!”, diye cevabı yapıştırır Laila.

“Ne demek istiyorsun sen şimdi?”, diye harlar Bremorel.

“Söylemesem daha iyi.. YÜZ KIZARTICI!

Gnine ‘fırk’lar.

“Neyse. Ben kaçar kızlar. Amcam eve erken gelmemi söylediydi. Üzerinde çalıştığı şeyi bitirmiş ve paketlenmesi gerekiyormuş. Asisti olarak bana da sadece paketleme işleri düşüyor.”, diye söylenir genç gnome.

“Bir yerden başlamalı ama öyle değil mi, Gnine?”, der Laila.

 

‘Evet, Efendi Gnine. Bir yerden başla artık!’, diye geçirir içinden Aager Fogstep.

 

“Sizlere iyi geceler.”, der Gnine sevecen bir şekilde.

“İyi geceler, Gnine.”, diye uğurlar Laila.

“Amcana selam söyle.”, diye ekler Bremorel.

 

Aager, genç Efendi Gnine’ın gidişini duyar ama karanlık yerinden çıkmadan önce biraz daha beklemeyi tercih eder.

 

“Sence yedi mi?”, diye sorar Laila.

“Evet. Bence yedi.. Ama aynı ‘kapışmayı’ tekrar etmemiz halinde bu duruma ayılacaktır.”, der Bremorel.

 

“Huh..”, diye biraz hayretle ünler Aager Fogstep.

 

“Amcasının yanında çok sıkılıyor canı ama orman onun için biraz fazla tehlikeli. Daha üç gün önce İzci Efendim Davien, Elder Hills’in güneyinde bir grup orc devirdi. Daha önce bu kadar yakına hiç sokulmamışlardı.”, der Laila tedirgin bir sesle. “Eskisi gibi çıkıp ormanda takılamaz artık.”

“Katılıyorum. İzci Efendim Moorat’la beraber daha dün bir başka grup orc’un izlerine rastladık. Hepsi de kuzey doğu istikametine gidiyorlardı. Sanırım Themalsar harabeleri istikametineydi.”, der Bremorel ciddi bir şekilde.

“Bundan emin değiliz, Bree.”, diye itiraz eder Laila.

“Kuzey doğumuzda başka ne var ki? O mebus harabeleri geçince gidebilecekleri tek yer Büyük Kuzey Tundraları ve aklı başında kimse de oraya gitmez çünkü orada vahşi barbarlar dışında hiçbir şey yok.”, diye burun kıvırır Bremorel.

“Kız, bu akşam ormana geri dönelim mi? Babam ikimizi de gördüğünde çok seviniyor ve son devriyeden daha yeni döndük biliyorum ama havada bi şey var bu gece. Boğucu bir şey. “

“Bana uyar. Ama önce git bi babana uğra. Ayıp olur uğramazsan. Kızını göz bebeği gibi seviyor!”, der Bremorel ‘fırk’layarak.

“Babam yeğenini de göz bebeği gibi seviyor, seni şapşal şey!”, diye güler Laila. “Hadi gel. Sen gelmeyince neden Morel de gelmedi diye beni sorguya çekiyor sonra.. Kapıdan bi görünelim, sonra da ormandaki ağaç evimize doğru uzarız..”

“Neden sen önden gitmiyorsun? Benim uğramam gereken.. uhhmm.. bir yer var. Amcama benim yapacak bir-iki işim olduğundan dolayı gelemediği söylersin.. Taş köprüde buluşuruz..”, der Bremorel hızlı bir şekilde.

 

Laila bir an durur.

 

“Muhteşem Gökler adına kızım yaa.. Gece gece yine mi tapınağın önünde aç kedi gibi turlayacaksın yoksa?”, diye haretle karışık eğleniyormuş izlenimi veren bir tonla sorar Laila.

“Nereden bilebilirsin ki tapınağa gideceğimi ki?”, diye sinirli bir şekilde karşılık verir Bremorel.

“Bremorel Songsteel. Gün battı. Açık dükkan yok. İki hana da gidemeyeceğini biliyorum çünkü zamanında çıkardığın kavgalar dolayısıyla ikisinden de ban’lendin! Bu da gidebileceğin geride sadece tek bir yer bırakıyor, o da yetimhane değil, tapınak.. Açıkçası, neden o zavallı çocuğa bunu yaptığını anlamıyorum. Gidip tapınağın, seni göreceğini umduğun camlarının önünden geçmelerinin biraz dramatik olduğunu kabul etmeliyim ama her bunu yaptığında çocuğun uyumasını da imkansız hale getiriyorsun.”, der hayretle Laila.

“Ne? Nereden biliyorsun onun camının önünden geçtiğimi?”, diye harlar Bremorel.

“Kızım bunu aylardır yapıyorsun o zavallı çocuğa.. Burası o kadar da büyük bir kasaba değil. Fark edilmeyeceğini sanabileceğini mi düşündün yoksa?”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Kim fark edebilir ki beni? Ben bir izciyim.”, der kaçlarını çatarak Bremorel.

“Hayır, kızım, sen her kasabaya döndüğünde izciliğini kapıda bırakıyorsun! Sanki beynin duruyor ve bütün öğrendiklerini unutuveriyorsun..”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Çok adîsin, Laila. Git başımdan ve beni yalnız bırak tamam mı? Tapınakla aramdaki münasebete de karışma.”, diye tehditkar bir sesle tıslar Bremorel.

“Sadece merak ediyorum o kadar. Neden ona zulmediyorsun ki böyle?”

“Ona zulmetmiyorum. İlgisini yokluyorum, o kadar.”

 

Laila hayretle kuzenine baka kalır.

 

“Onu doğru dürüst muhatap bile almadığını düşünürsek, ilgisinin illaki bir gün tükeneceği neden seni rahatsız etsin ki?”, diye Laila’da kuzenini yoklar.

“Tükeneceği günü iple çekiyorum çünkü.. O gün geldiğinde bu sefer sadece kafasını kırmakla yetinmeyeceğim!”, diye haşin bir şekilde hırlar Bremorel.

“Neden? Rahatısız mısın sen, kızım yaa? O kadar can atıyorsan git konuş!”

“Sana ne! Ben seninle D.D. Dexter arasına giriyor muyum?”

“Gir! Sana selamı var, bu sırada.”, diye kıkırdar Laila.

“Kimse benimle görünmek isteniyor, tamam mı?! Yani.. bunun tamamen benim hatam olabileceğini inkar etmiyorum.  Küçükken biraz huysuzdum…”, diye hırçın bir sesle itiraf eder Bremorel.

“Biraz? Kasabada kavga etmediğin ve dövmediğin kaç çocuk var, kızım?”, diye sorar Laila, ama bunu çok da fazla dalga geçerek söylemez.

“Bu senin için o kadar önemliyse, söyleyeyim; YOK! -2, +5 yaş grubumdaki herkesle kavga ettim..”, diye tiksintiyle söylenir Bremorel.

“Evet. Babam senin yaralarını ve yardırttığın kaş, göz ve kafanı sarmaktan, ‘revir ustası’ sertifikası aldı!”, diye ciddi bir ifadeyle ekler Laila. “Ama bunların hiç biri, neden o çocuğa zulmettiğini açıklamıyor.”

Bremorel bir süre sessizce kaynar. Neden sonra haşin bir tıslamayla konuşur.

“Belki de o çocuğun hala benimle ilgilenip ilgilenmediğini bilmeye ihtiyacım vardır?”

“Muhteşem Gökler adına kızım yaa.. Neden gidip konuşmuyorsun onunla o zaman?”, diye hayretle sorar kuzeni.

Bremorel omuzlarını silker.

“Olmaz. Onun gelip konuşması lazım benimle.”

“Neden? Böyle bir anlaşma mı var aranızda?”

“Ben ona gidersem, ona acıdığımı sandığı için geldiğimi düşünür. Hayır. Ona acıdıydım ama bu yıllar önceydi. Beni istiyorsa, önce bana olan korkusunu aşmalı ve efendi efendi gelip konuşmalı benimle.”, diye sessizce hırıldar Bremorel.

“Hayret. Ben olayı senin ele alacağını ve dominant kız olayını yarparak her şeyi senin idare edeceğini sanırdım. Yakışırdı sana!”, der Laila düşünceli bir şekilde.

“Bugüne kadar her şeyi kendi elime alıp idare etmeye kalktım da ne bok oldu! Adım herkesin kara listesinde, her yerden ban’liyim, Gnine, Udoorin, sen ve baban dışında da kimse benimle konuşmuyor. Senin Dexter bile nezaketen bana selam gönderiyor ve ikimizde bunun farkındayız! ‘O’ bana göre çok daha sakin biri. Ve belli ki aklı başında. Nasıl olsa savaşacak bir şeyler her zaman olacak. Benim kendimi göstereceğim yerler oralar olacak. Onun.. bana vereceğini düşündüğüm sükunete ihtiyacım var. İki ateş sadece birbirini yakar. Hayır. Benim ikinci bir ateşe ihtiyacım yok.. Benim onun gibi sakin birine ihtiyacım var. Bu şekilde birimiz diğerini kaynatmalı, diğeri de gerektiğinde öbürünün ateşine su serpip onu sakinleştirmeli..”

“Bu.. beklenmedik bir yaklaşım.. İtiraf edeyim, beni şaşırtmayı başardın, kız!”

“Lütfen amcama bu konuda herhagi bir şey söyleme. Onu yeterince utandırdım zaten. O çocukta aramda bi şey olduğunu düşünürse.. bu beklenmedik bir şekilde bitebilir..”

“Babam senin için kötü hiçbir şey söylemez ki.”, diye itiraz eder Laila.

“Sorun da orda zaten, kızım yaa.. Biri benim ve.. o çocuk hakkında babana, ‘Söyle o çatlak yeğenine, tapınak muhafızlarımızdan uzak dursun!’, gibi bir şey söylerse, sence ne yapar?”

“Babam sakin biridir. Ama biri senin için böyle bir şey söylerse ağzını burnunu kırar! Ama Demos amca öyle bir şey demez. Lady’nin de böyle bir şey söyleyebileceğini düşünemiyorum. Hoş, onun söyleyecek bi şeyi olursa bunu babama değil sana, yüzüne, ve bir odunla söyler!”, diye ‘fırk’lar Laila.

“Onlar bi şey söylemez zaten. Ama söyleyebilecek birileri çıkar mutlaka. Dahası, Demos amca da, Lady abla da doğru hareketi çocuğa yüz vermeyerek benim yapmamı beklerler.. Dediğim gibi.. Kasabada ban’lenmediğim yer kalmadı. Yaşlı Demos olmasa tapınak ve yetimhaneden de çoktan ban’lenmiş olurdum zaten..”, diye çatık bir şekilde hırıldar Bremorel.

“Takma kafana fazla, kızım. Sen isim yapmış bir izcisin. Kim ban’leyebilir ki seni? Dahası, çocuk deyip durduğun Thomas, on yıl önce bi çocuktu. Artık.. kaç yaşında? Yirmi iki mi, yirmi dört mü?”, diye gülümser Laila.

“Abartma istersen. Yirmi yaşında. Benden sadece iki yaş büyük. Ama sorun bu değil zaten. Sorun, adın bi çıkmaya görsün!”, diye hışmeder Bremorel.

“Takma dedim sana.. Bu kasabada kılıcıyla sadece bir hatun şarkı söyler, o da benim salak kuzenim, Bremorel Songsteel’dir, ve ona da benden başka laf atacak varsa, belki de benim adımı nasıl hak ettiğimi hatırlamak isterler! Hadi git ve tapınak devriyeni yap. Ağırdan alabilirsin. Babam geleceğimizi bildiği için muhtemelen fırından taze kek, bilumum açma ve poğaça almıştır.. Köprüde buluşuruz..”, der Laila sırıtarak.

“Hay shit!”, diye ünler Bremorel. “Ağzım sulandı şimdi, kız!”

Laila ‘fırk’lar.

“Ağırdan al dememin sebebi de buydu zaten. Soğumasınlar diye hepsini bi güzel sarıp sarmalayıp paketlemem lazım ki ormanda yiyebilelim..”

“Zomk! Çay da yapar mıyız, kız? Çay ve açma!”, diye neredeyse inler Bremorel!

Laila güler ve dönüp seri adımlarla karanlıkta kaybolur.

 

Kuzeni Morel ise bir kaç dakika daha bütün kek, açma ve poğaçalara rağmen olduğu yerde kaynar, sonra da ayaklarını yere vura vura, hiddetle tapınağa doğru yürümeye başlar.

 

“İlginç.”, diye söylenir Aager Fogstep sessizce. “İzci Laila düşündüğümden çok daha olgun ve akıllı çıktı. Öyle görünüyor ki İzci Morel’den de olumlu gelişmeler bekleyebileceğiz gibi.. Tapınaktan da ban’lenmezse tabii.. Genç Udoorin’i de sayarsak, bu üç potansiyel demektir.”

Sonra saklandığı gölgelerden sıyrılır ve karakola gidip şerife olağan raporunu vermeden önce misafirhaneye doğru yola koyulur zira kasabaya yeni gelen, zırhlar içindeki kızıl-kumral saçlı yabancının hala orada olduğundan emin olacaktır. Adının Moira olduğunu söyleyen genç bayanın gerçekte kim olduğunu kendisi bilmese de, şerif anında tahmin edebilmişti ve belli ki ‘Hooman’, krallıkta tanınmış bir soy isimdi.. Drashan’da bile bir çok kişi, yıllarca krallığa musallat olmuş melanet, büyük kızıl ejderha Karkass’ı tek başına yere çalmış olan Delia Karakash Hooman ismini duymuştur. İşin Aager’i ilgilendiren kısmı ise, neden meşhur Delia’nın kızının burada olduğudur —şayet şerifin düşündüğü gibi gerçekten onun kızı ise..

 

Kasabanın üzerinden, aynı kötürüm rüzgar bir daha eser ve karalar içindeki genç adam tekrar irkilir..

..çünkü bir koku gelmiş gibi olur burnuna.

Drashan hayatı boyunca asla ‘ev’ olarak bilmediği, sadece bu kasabaya şerifle ilk geldiği günden itibaren farkındasız bir şekilde içine işleyen, ve Serenity Home’a ait olmayan bir kokudur bu. Çok uzaklardan gelme bir koku..

Habis niyetli bir koku..

 

Aager misafirhaneye gitmeden önce bir başka yere uğramaya karar verir; kendisine tahsis edilmiş küçük, tek-göz evine.. ve evindeki sandığında barındırdığı kısa kılıcını ve yedek hançerlerini almak için.

Aager Fogstep iç güdülerini yakinen sınamış ve onları göz ardı etmenin, hayatına mal olabilecek bir lüks olduğunu acı bir şekilde öğrenmiş biridir.

Karalar içindeki genç adam istemsizce bir elini hafifçe sırtına götürür, zira sırtında o lüksün izlerini hala taşımaktadır.

✱ ✱ ✱

Sevgili babam, neden elinizde fırsat varken burayı tamamen temizleyip yerle bir etmediniz? Bunu yapmayarak yedi yüz elli yıl bu mel’un yaratıklar için burasının bir buluşma yeri haline gelmesine sebep oldunuz. Evimden, saraydan ve ülkemden ayrıdığımdan beri bu karşılaştığım kaçıncı orc sürüsü sayısını bile hatırlayamıyorum. Ve bu grup da bu tuzlanmış, mebus harabelere geliyorlardı.”, diye acı bir şekilde söylenir Prenses Alor’Nadien ne Feymist.

Fevkalade güzel, alımlı, ağır başlı ve doğal olgun ve sakil edasıyla hayret verici bir dişi cazibesi olan High Woods ve Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren ve Rise’si Nadine Graciousward’ın kızı, hafif çatılı kaşları ve çok hafif çilli zarif burnu, küçük, kiraz kırmızısı dudakları, yağmur sonrası çim yeşili gözleri ve ince hatlarıyla kendisini görenlere neden sarayında ve ipek döşeklerinde değil de burada, bu şer harabelerde olduğunu sordurtacaktır. Tek sorun, etrafta bunu soracak yerde yatan ölü orc’lar dışında kimse yoktur.

Prenses Alor’Nadien ne başını sallar ve elindeki iki buçuk yardalık ahşap sapın ucunda neredeyse otuz inçlik çelikten oluşan glavyesini seri bir hareketle savurur ve kara denebilecek kadar koyu orc kanını temizler. İkinci bir savuruşla glavyesi koyu bir dumanla ortadan tamamen kaybolur.

Alor’Nadien ne temkinli adımlarla harabelerin tuzlanmış topraklarını terk eder ve tekrar Ritual Ormanına geri döner zira düşünmesi gereken bazı şeyler vardır..

..ve bunun sonucunda da alması gereken bir de karar;

Babası bu harabeleri bütün tebasına kati bir şekilde yasaklamıştır, ancak sanıldığının aksine burası sadece boş bir yer değil ve adı geçen yüz yıllar önce babasının burada verdiği ölümcül savaştan sonra dört farklı ayaklamaya şahitlik etmiş olan bu mebus yer, acaba yeni bir ayaklanma hazırlığı içerisinde midir?

Prensesin alması gereken karar da budur. Babasının emrine en başta saraydan kaçmasında olduğu gibi, Themalsar’ın yok olmuş olması gereken bu harabelerine girerek tekrar mı karşı gelecekti?

 

Ve tabii dinlenmesi de gerektiğini düşündüğü için.

 

Prenses, saraydan kaçmasından pek kısa bir süre sonra, aldığı bütün silah eğitimimlerinin gerçek hayatta sınanmasının sonuçlarını neredeyse hayatıyla ödemiş, temkinli eğitmenlerle, gözü dönmüş orc ve goblin’ler arasında dağlar kadar fark olduğunu da bu şekilde öğrenmişti..

Onun hayatta kalmasının en belirgin sebepleri olarak Alor’Nadien ne’nin olağanüstü bir sükunet ve odaklanmışlıkla muhataplarına saldırması ve enerjisini gereksiz naralar, haykırışlar ve gösterişli hareketlerden kaçınmasına bağlanabilirdi. Kendisinin çarpışma halini seyreden birileri, kızın hayalet kadar sessiz, vaşak kadar da azimli bir hışımla düşmanlarını doğrayışını biraz hayret, biraz da ürkütücü bulmaları da normaldi..

.. Özellikle de Prensesin ardında bıraktığı cesetlere bakıldığında;

Yerde serili yatan bütün orc’lar cansızdır —ki hayret verici olan da bu değil, hepsinin apış arasından alın hizasına kadar, tek ve dikine bir yarıkla açılmış olmalarıdır!

 

Belli ki Prenses Alor’Nadien ne, kırk hareket ve manevra yerine, belirli bir manevrayı çok iyi bilen, ve söz konusu manevrayı da oldukça ölümcül  bir şekilde uygulayan bir dişidir!

✱ ✱ ✱

Kuzgun kanatlı, başında taç gibi duran boynuzları ve bebek pembesi yüzünde saf ve uhrevi bir güzelliği barındıran genç kız, yıkık duvarların arasından ve güçlükle fark edilebilir delikten ancak bir gelinciğin kemiksiz hareketlerinde görülebilir bir kıvraklıkla süzülür ve ürkütücü karanlıkta kaybolur. Merisoul Xyrotwu karanlıklardan oldum olası korkmamıştır. Karanlıkta doğup, çocukluğunun ilk on yılını karanlık, ıslak, pis ve daracık bir çukurda geçirmiş birisinin, korku gibi bir çok insanî duygulardan muaf olması makul karşılanabilecek bir durumdur.

Şayet daha ilk yaşını almamış bir kız çocuğunun, karanlık, ıslak, pis ve daracık bir deliğe atılıp gün ışığını ilk defa on yaşında görmesinin makul ve kabul edilebilir olabilecek her hangi bir yanı olduğunu düşünebiliyorsanız..

Kuzgun kanatlı kız yarıkların arasından aşağı indiğinde küçük bir büyü yapar ve üstündeki neredeyse siyah denebilecek kadar koyu mor, askısız, çok da kısa olmayan etekli elbisesinin üstünde ne kadar toz, toprak ve yırtık varsa, hepsi bir anda kayboluverir.

Sanırsınız ki, tarihî olarak ne denli tehlikeli olduğu bilinen bu yer söz konusu olduğunda, kişi önce etrafını bir kontrol eder, yada bir köşeye sinip kendisine güvenli bir gözlem noktası belirler.

Ama hayır.

Kendisi gibi bir succubi-melezi için önem sırası daha farklıdır. Dahası, kızın davranış sıralaması, sanki gerçeklikten de biraz kopuk gibidir.

Kız üstünü başını temizledikten sonra tam olarak nereden çıkardığı kestirilemeyen kalın, avuç büyüklüğünde, papirüs yapraklı bir defter koçanı çıkartır ve ağır hareketlerle sayfaları yukarı ve koçanın arkasına gelecek şekilde çevirir. Son sayfaya geldiğinde altın-kumral kaşlarını da, zarif, vişne çürüğü dudaklarını da hafif büzüştürerek en son aldığı notlarını gözden geçirir.

 

Eğitim Günlüğü No. 4986 / 12

Yarın gün batımı ile beraber yaşlı adamın ‘tapınak’ dediği bu pis yere gireceğim. İrine Teyze’nin ‘gerçek tecrübe’ edinmemiz için bizleri bu ölümlülerin dünyasına göndermesi fikri bana saçma gelse de sırf geldiğim yerdeki monoton hayattan kurtulmuş olmak için bile kabul ederdim. Bizler succubi-meleziyiz ve diğer ahmak iblis-melezleri gibi gördüğümüz herşeye saldırıp parçalamayız. Bu açık bir israf. Bence bazılarının ruhlarını emsek de olur. Ama bu konuda belli ki üstlerimiz bizden çok daha fazla bir şeyler biliyorlardır sanırım. En azından, İrine Teyze’nin en son itiraz eden Fez Tem’Ohra’yı saçlarından sürüklerek kendi odasına götürmesinden sonra itiraz eden olmadı. Tem’Ohra’yı bir daha görmedik ama İrine Teyze onu ‘yerken’ ki çıkardığı seslere bakılırsa en azından mutlu gittiğini söyleyebilirim. ^_^

 

Merisoul Xyrotwu, bir sonraki notunu da değerlendirir;

 

Eğitim Günlüğü No. 4986 / 13

Canım sıkıldı. Neden Temez’le beraber göndermediler ki beni? Onunla olunca eğlenecek o kadar çok şeyimiz oluyor ki. Ama zaten onu idare ve planlamada değerlendirmeyi düşünüyorlarmış. Efendimle beraberliğim kesinleştiğin de sanıyorum onu ‘kişisel danışmanım’ olarak yanıma alacağım. Bu şekilde hem çok eğlenir, hem de birbirimize göz kulak olmuş oluruz.

Bu rezil yere gelince; İblis Efendimin neden burası için hala kira ödediğini anlamıyorum. Yaşlı, ölümlü-bunağın, buradaki iblis çukuruna çapa görevi oluşturması dışında pratikte hiçbir faydası yada fonksiyonu yok. Dahası, yüz yıllardır çok fazla dikkat çekti burası. Neden savaştan sonra bin yıl kadar beklemediler ki? Hemen batısındaki ormanda elf’ler yaşıyor olmasaydı, beş yada altı yüz yıl bile burasının unutulması için yeterli olurdu ki bu da ‘reboot’ için fazlasıyla kafi gelirdi. Dört farklı ayaklanma ile sadece burasının devamlı gözetim altında kalmasına sebep oldu şapşal adam..

Her neyse. Uzun bekleyişlerim meyvesini verdi en sonunda. Bir grup orc daha geldi ve bu şekilde harabelere nereden girildiğini de görmüş oldum. Korkarım beni fark ettiler ve aşağı indiğimde beni (a) öldürecekler, (b) ‘değerlendirecekler’.. Nevarki benim ikisine de meyletmeyebileceğimi pek de hesaba katmadılar sanırım.

Sonuncusu daracık tünelden içeri girince ben de arkalarından girdim ve hepsini yaktım!

‘Ejderha Nefesi’ diye oldukça eğlenceli bir büyü ile.

İşin ironik yanı, onlar bana aşağıda pusu kurmayı planlıyorlardı ama ben onları bu daracık tünelde yaktım ve kaçacak yerleri bile olmadı!

 

Merisoul Xyrotwu, temizlenmiş elbisesine ve ince kol ve bacaklarındaki diri, ve fevkalade davetkar tenine bakar. Evet.. Bu temizleme büyüsünü ilk aldığında akranlarını da, eğitmenlerini de çok şaşırtmıştı. Nihayetinde cehennemde ‘temiz’ olmanın anlamsızlığı bariz idi. Ama Merisoul günü birlik düşünen biri değildi. Evet günü birlik bazı eğlentilere de hayır dememiş olmakla beraber, söz konusu ‘fevri’ potansiyellere vakit ayırabileceği planlamayı da en başta kendisi yapardı. Uhrevi güzellikteki kız, üstünden toz, toprak, ve aşırı sıcaktan kurumuş et ve kül olmuş kemikleri üstünden temizledikten sonra, yine tam olarak nereden çıkardığı kestirilemeyen bir yazı tüyünü vişne çürüğü dudaklarında ıslatır ve elindeki papirüs koçana yeni bir giriş daha yapar;

 

Eğitim Günlüğü No. 4987 / 1

Evet. Tünel havalansın diye sabaha kadar beklemek zorunda kaldım. Planım tahmin ettiğim gibi işe yaradı. Plana dahil etmeyi unuttuğum bazı şeyler de olmadı değil. Söz gelimi; (a) yanan orc’ların attıkları çığlıkların başkaları tarafından da duyulmuş olabileceği (b) dar tünelin potansiyel baca etkisi gösterebileceği ve bütün yağlı dumanı bana geri getirebileceği, (c) temizlik büyümün harika bir iş çıkardığı, (d) bununla beraber yine de bulduğum ilk fırsatta saçlarımı, vücudumu, kanatlarımı ve elbisemi yıkamam gerektiği —ki bu gerçek ve pratik bir gereksinim değil, tam olarak isimlendiremediğim bir başka sebepten kaynaklanıyor. Dilimin ucuna, ‘içime tam sinmedi’ ifadesi geliyor ama bu ifadenin ne anlama geldiğini bir türlü çıkaramamakla beraber bazı sonuçlara varabiliyorum. Söz gelimi; (a) Benim ‘içim’ yok ve ben tamamen içi boş, duygu mezarı bir varlığım. (b) Bir şeyin içe sinmeyişi, gerçekte bilinç dışı bir tercihe işaret ediyor ki biz succubi-melezleri yaptığımız her şeyi bilinçli ve önceden planlayarak yaparız. (c) Bir önceki şık doğru ise, ki doğru, o zaman ben de ciddi bir sorunun var olduğu. (d) Korkarım İrine Teyzenin yanına geri dönmeden önce bu koçanın başına bir şey gelmesi gerektiği..!

 

Merisoul Xyrotwu, yazdıklarını son bir defa daha gözden geçirir..

..ve bir eliyle koçanı tutarken, diğer elinde ise küçük bir ateş belirir.

Gerçekte uhrevi güzellikteli bu kızın geldiği cehennemde sevmediği bir çok şey vardır. Aslına bakılırsa, Perigren Ostlanna Temez, yada kendisinin ona hitap etmeyi tercih ettiği şekliyle, mirima Temez ve onun gibi bir kaç tane daha succubi-melezi dışında sevdiği hiçbir şey yoktur ama ait olduğu ve kabul göreceği tek yer de orasıdır. Ancak Merisoul’un geldiği yerle ilgili en çok nefret ettiği şey, istese de, istemese de, herkesin bir başkasının kuyusunu kazdığı gerçeğidir..

..ve Merisoul yanan avucundaki ateşle kendi Eğitim Günlüğünü yakar, zira içine kendi sonunu getirebilecek çok fazla kişisel bilgi ve düşüncelerini yazmıştır ve kendisini gümüş bir tepside İrine Teyzesine sunmak gibi bir niyeti de yoktur. Özellikle de Efendisine ait yasaklı KARDAX GÜNLÜKLERİ‘nden yaptığı alıntıları göz önünde bulundurduğunda..

✱ ✱ ✱

INSHALA, DUR!”, diye haykırır, Ritüel ormanlarında yaşayan bütün ogre’lerin devasa dişi-şefi, Grulganiste Grimtooth Bolgrig, ve muazzam ebatlarından beklenmedik bir çeviklikle gözü dönüş kaplanın üstüne atladığı gibi altı yüz kiloluk yaratığı kavrar ve can havliyle tekrar bağırır.

“Onu biz öldürmedik! Babanı biz öldürmedik.. DUR!”

Muhteşem, ölümcül kaplanın kükremeleri ve dişi-ogre’den kurtulmak için gösterdiği vahşi çırpınışlar arasında hırıltılarla karışık, mutlak bir kaybın kudurmuş, kahır dolu çığlıkları duyulur..

“BABAM! BABAMI ÖLDÜRDÜNÜZ! HEPİNİZİ PARÇALAYACAĞIM!”

✱ ✱ ✱

Herkes olması gereken yerde, efendim.”, der Aager Fogstep sessiz, hırıltılı sesiyle.

Karalar içindeki adam, gece geç saatlere kadar kasabada dolaşmış, ancak içini yiyen o kötürüm hissin kaynağını bir türlü bulamamıştı. En sonunda rapor vermek için kendisi gibi gece geç saatlere kadar çalışan şerifin yanına, kasaba karakoluna gelmişti.

Genç adam karakolda ve şerifin içi evrak dolaplarıyla dolu küçük ofisinde, yaptığı işe nazaran biraz küçük kalan masasının arkasında oturmakta olan iri adama bakmaktadır.

Şerif Stadorin Shieldheart, yaşına göre hala güçlü kollara ve keskin bakışlara sahip bir adamdır. Aager bu adamdaki bakışlarının, kendisiyle tanışmadan önce kaybettiği eşinden sonra kemikleştiğini düşünür. Genç adam kendi ölü bakışlarına nispeten bu adamın sert bakışlarını kıyaslamak istemez. Göz göze gelemeyeceğini düşündüğünden değil, sadece şerifin kendisi gibi, Aager de boş işlerle uğraşan biri değildir, o kadar.

Ve Aager, geçen dört yıl boyunca bu adam hakkında öğrendiği birkaç şey varsa, o da Şerif Standorin’in çok iyi kılıç kullandığı, haşin ve bükülmez bir adalet anlayışı olduğu, ve bu adamın öldürülebileceği, ancak öyle kolay devrilmeyeceğidir.

“Bu gece biraz gergin gibisin, Efendi Aager.”, der şerif sessiz, sakin sesiyle, karalar içindeki adamın belindeki kısa kılıca, ve hançerlere bakarak. “Neden evine gidip biraz dinlenmiyorsun? Arada bir bunu yapasın diye o ev sana tahsis edildi. Kabul etmeliyim ki pek de büyük bir ev olmayabilir, ama içini nasıl değerlendireceğin sana kalmış.”

“Zaten evimden geliyorum.”, diye cevap verir Aager gülümsemeden. “Ve arada bir evime gidip dinleniyorum bile. İçinde fazla bir şey yok çünkü eşya kalabalığını gereksiz görüyorum.”

“Eksik olan eşya değildir, belki de. Bu kasabaya geleli dört yıl oldu. Bir gün oğlum Udoorin’in sorumluluklarıyla beraber, bir de eş aldığını görmek istiyorum. İstediğim bir başka şey ise—”, diye sakin sesiyle devam eder şerif.

“—Niyetim yok, efendim.”, diye beklenmedik bir şekilde araya girer karalar içindeki adam.

Şerifin tek kaşı kalkar.

“Sormam da bir sakınca yoksa, nedenini öğrenebilir miyim?”

Aager bir süre cevap vermez.

Verdiğinde ise kendisine yönelttiği belirgin bir tiksintiyle hırıldar.

“Bana zamanında bir kız emanet edilmişti, efendim. Ve ben onun benden alınmasına, sonra da onun yanarak ölmesini uzaktan seyretmek zorunda kaldım.. Benden bir başka kızın daha mı sorumluluğunu almamı istiyorsunuz? Evet, bu kasabadaki herkesten sorumluyum, ama bir daha asla bir başka kızın sorumluluğunu almaya niyetim yok. Hiçbir kız da benim gibi bir katille lanetlenmemeli..”

Şerif Standorin’in diğer kaşı da kalkar.

“Evlat. Seninkisi gibi bir geçmişi yaşamış birisine akıl verecek kadar bilge olduğumu asla düşünmedim. Dahası, kendi evliliğim uzun sürmedi zira eşim, Udoorin doğduktan birkaç yıl sonra hasta düştü ve kimse onu iyileştiremedi. Aylarca onun gözlerim önünde eriyişini seyrettim. Bunun bana verdiği acıyı sana tarif bile edemem. Ama Limnia ile geçirdiğim o birkaç yılı tekrar yaşama fırsatım olsa, aynı acıyı çekeceğimi bile bile yine de isterdim.”

“Sizin adınıza hem üzüldüm, hem de sevindim o zaman, efendim. Hayatta nadir şanslı adamlardan birisiniz zira yaşadığınız acıya rağmen ve dahası, tekrar aynı acıyı yaşama pahasına sevdiğinizi tekrar görme arzunuz var. Benim ise ne kız kardeşimin benden tekrar alınmasını, ne de onun yanarak can verişini ikinci bir defa görmek gibi bir dileğim var. Ve benzer sonları bir başkasına yaşatmak niyetinde de değilim. Olmayan şey, acı vermez.”, der, ve kati bir şekilde kapatır konuyu karalar içindeki adam.

Şerif Standorin sessiz bir dakika boyunca önündeki genç adama, ve onun kapkara ruhuna bakar.

“Zamanın kime ne göstereceği bilinmez, Efendi Aager. Sana evine gidip dinlenmeni emretmek isterim ama bu emrimi dikkate almayacağını biliyorum. Şimdi.. Seni bu gece rahatsız eden şey nedir? En son İzci Efendileri Davien ve Moorat ve Tapınak Muhafızı Lady Magella ile beraber Oger’s Foot’a baskın yapmak için gittiğimizde seni bu kadar çelikle kuşanmış görmüştüm.”

Aager buna da cevap vermeden önce biraz durur. Neden sonra sadece, “Bilmiyorum.”, der.

Standorin bir şey demez ve zekası kadar duyularına da güvendiği karalar içindeki adamın devam etmesini bekler.

“Bu gece havada bir şey var. Mebus bir şey. En son bu duyguyu dikkate almadığımda beni siz kurtarmıştınız.. Giyotinden.. ve Drashan’dan..”, diye sessizce kaynayan bir hırıltıyla cevap verir Aager.

Şerif ağır hareketlerle sandalyesini geri iter ve ayağa kalkar. Kenarda, masasına yaslanan iri kılıcına uzanır ve onu alıp kabzasına bağlı kayışlarını bir omzundan çaprazlamasına beline bağlar ve karakolun kapısına doğru yönelir.

“Efendim?”, diye sorar Aager.

“Seni güzelliğin için tutmadım, genç Efendi Aager. Ne kadar istemesen de bunun için kendine bir kız bulmalısın!”, diye haşin bir şekilde sırıtır Standorin. “Seni marifetlerin ve keskin duyuların için tuttum. Şimdi aynı duyularını dikkate almazsam, sence bu beni biraz aptal göstermez mi? Hadi gel. Belli ki bu gece ikimize de uyku yok. Bari gidip beraber kasabamızı turlayalım..”

Bütün ölü bakışlarına rağmen genç adam da sırıttığını hisseder. Ve şerifi ister istemez, yıllar önce onu giyotinden ve Drashan’dan kurtardığı zamanda olduğu gibi tekrar takdir eder.

Biri şerif, diğeri hırsız ve katil, gecenin bir yarısı karakoldan çıkarlar—

✱ ✱ ✱

Tam olarak neden buradayız?”, diye sorar yakışıklı genç adam, ormanın kıyısında sinmiş oldukları yerden. Nevarki, parçası olduğu, ancak dahil edilmediği abartılı karalı, kukuletalı ve maskeli grubun diğer üyelerinden herhangi bir cevap gelmez.

Genç ve yakışıklı adam temkinli bir ön sesiyle belindeki hançeri yoklar, ve ağır hareketlerle, tüm dikkatlerini ormanın bittiği sınırın ilerisindeki ırmağın karşı kıyısındaki kasabaya vermiş gruptan hafif sıyrılır, sonra gündüz olsa kasabadan bariz bir şekilde görülebilecek bir şekilde ayağa kalkar!

 

“Ne yapıyorsun sen?”

“Geri otur!”

“Ahmak! Herşeyi mahvedeceksin!”–

—diye bir anda birkaç tıslama ve hırlama duyulur.

 

“Aaa.. Demek beni muhatap almaya karar verdiniz en sonunda. Şimdi.. Ya bana istediğim cevapları verirsiniz yada ben kaçar. Zira sizin bu karalı-klişeli maskeli balonuzun bir parçası olmak niyetinde değilim.”, der yakışıklı genç mutlu bir sırıtışla.

Gerçekte elleri belinde ve sırıtarak duran genç adam, göründüğü kadar sakin değildir, ama kendisi büyük şehirden gelme, yüzsüzlüğü bir sanat haline getirmiş tekil bir şahsiyettir. Öylesine beline dayadığı ellerinde, önden görünmeyecek şekilde birer hançer tutmaktadır. Mutlu sırıtışı ise ensesinden aşağı kayan terleri gizlemektedir..

..ve genç Darly Dor’un bu kalabalık grupla kanlı bıçaklı ve sadece kendi aleyhine bitecek bir kavgaya girmek gibi bir niyeti de yoktur.

Bu yüzden ne yaptıkları ve/veya yapacakları konusunda bu gruba ‘kiralandığından’ beri hiçbir bilgi alamayan yakışıklı hırsız, istediği cevaplar için bu anı beklemişti.

Ve kendisine saldırılması halinde yapmayı planladığı şey de pek hoş bir şey değildir.

“Beyler, ya bana bazı kabul edebileceğim cevaplar verirsiniz, yada ben avazım çıktığı kadar bağıra bağıra bu ormanda daireler çizerim.”

“Seni öldürürüz çocuk!”, diye hırlar içlerinden biri.

“Hiç şüphesiz.”, der genç adam makul bir şekilde ve karalar içindeki adamların, yaklaşık üç hafta önce ve daha ilk defa Büyük Arashkan şehrinde peyda olmaları ve Darly’yi ‘kiralamalarından’ beri devamlı yanlarında sürükledikleri ağır, çelik, silindirimsi tüp gibi nesneye işaret eder ve ekler, “Ancak bütün varlığınızı teşhir etmeden değil. Ve kaçarken de o davar cesedi ağırlığındaki şey, her ne ise, onu da arkanızda bırakmak zorunda kalırsınız.”

 

Karalar içindeki adamlar genç Darly’ye kin dolu gözlerle meylederler ancak aralarından biri bir elini havaya kaldırır ve yumruğunu sıkar..

..ve diğerleri oldukları yerde dururlar.

 

“Evet.”, der yumruğu havada olan adam, tok bir hırıltıyla. “Delikanlı haklı. Belki de kendisini biraz fazla dışladık ve gerekli bilgileri vermedik, ama vermemiz de gerekmiyordu zira Arashkan Hırsızlar Loncasının bizlere olan çok eski bir borcun tahsilatı olarak seni onlardan kiraladık.”

“Neden ben?”, diye sorar Darly çünkü en daha başta, ne idüğü belirsiz bu adamlar kendisini loncadan şahsen, isim vererek, istemişlerdi.

“Bunun cevabı sandığın kadar karmaşık ve çetrefilli değil, delikanlı.”, der karalar içindeki maskeli adam.

“Lütfen. Size engel olamayayım. Aydınlatın beni..”, diye hafif hicveder genç Darly.

“Biz bölgeyi tanıyan bir elf yada tercihen bir half-elf istedik, lonca da seni verdi! Elf’lerle çalışmak zor. Burunları bizim için biraz fazla kalkık.”, der adam.

“Bak bu konuda size katılıyorum. Bununla beraber, ben bölgeyi tanımıyorum.”, diye itiraz eder Darly.

Adam bir omzunu silker.

“Sen elf kanı taşyorsun, delikanlı. Doğaya ve ormanlara karşı ‘doğal’ bir yakınlığın, deyim yerindeyse, ‘dünürlüğün’ var. Herhangi bir insana göre çok daha belirgin bir şekilde. Diğer sebepler ise daha bariz olanlar; işini iyi bilen, sessiz hareket edip ait olmadığı yerlere sızabilen, otoritelerle sorun çıkması halinde ağzı iyi laf yapan ve…”

“Ve?”

“Ve ayrıntılara karşı sağlam bir hafızası olan birisini istedik. Ya sen gerçekten bütün bu özellikleri taşıyorsun, yada geldiğin yerde gerçekten senden hoşlanmayan birileri var.”, diye açıklar karalar içindeki adam.

Darly yüzünü buruşturur.

“Kendi sebepleri her ne idiyse de, bize seni ‘kiraladılar’. Senden çok fazla bir isteğimiz olmayacak, delikanlı. Birincisi, bu emaneti kasabada sana gösterilen yere bırakacaksın. Sessizce, ve fark edilmeden. Ve bizler buradan kaçıp ‘ödememizi’ almak için gittiğimiz yerde bize herhangi bir yamuk yapılması halinde buna, bağımsız ‘üçüncü parti’ olarak, şahitlik edeceksin.”

“Sizin bana yamuk yapmayacağınızı nereden bileyim?”, diye sorar genç adam.

“Bizim için şahitlik edecek birisini kesmemiz pek de akıllıca olmaz. Özellikle de bize yamuk yapılırsa.”, der adam ve sanki kara maskesinin altında sırıtıyor gibidir. “Şimdi.. Hala avazın çıktığı kadar bağırarak ormanda daireler çizmek niyetindeysen, lütfen, sana engel olmayayım, hemen başlasan iyi olur çünkü ‘kiralandığın’ işi yapmayacaksan, ‘kontratını ham sebeplere dayanarak fesetmiş’ taraf olarak seni kesme hakkımızı değerlendirmek isteriz.. Top sende!”

Darly ister istemez yutkunur.

Ve en başta kuşkulandığı şeye, bunların basit birer kesici değil, kıdemli kesici olduklarına inanıverir..

“Ne yapmam gerekiyor?”, diye pes etmiş bir sesle sorar.

“Bizler, bu kasabada mucit olarak tanınan bir gnome’dan, bir kaç yıl önce verilmiş bir siparişi alacağız ve sen de bu pateki ona bırakırken sana musallat olabilecek fazla azimli muhafızlardan yolununu arındıracağız. Yapman gereken bu kadar basit.”, diye açıklar maskeli adam.

“Öncelikle, üç kişinin zor taşıdığı bu şeyi benim tek başıma götürmemi bekliyor olmanız biraz anlamsız değil mi? İkincisi ise, ben bir hırsızım, katil değil.”, diye itiraz eder Darly.

“Paket ağır, evet, ama tek kişi taşıyabilir bunu. Orman zemini çetrefilli olduğu için ve paketi riske atmak istemediğimiz için üç kişi taşıdı. Kasabada aynı sorunla karşılaşmayacaksın.”

“Öyle olsun bakalım. Ama kimseyi öldürmek yok. Hırsızlıktan yakalanmakla cinayetten aranmak çok farklı şeyler. Sadece görevini yapan gariban bir kasaba bekçisinin kanını ellerinde istemiyorum.”, der genç adam sert bir sesle.

“Sen kimseyi öldürmeyeceksin zaten. Gerektiğinde biz yapacağız bu işi..”

“Hayır! Hırsızlık benim işim. Bırakın da bu işi bildiğim şekliyle yapayım. Yoksa kendinize bir başka hırsız bulun!”, der Darly kati bir ifadeyle.

Karalar içindeki adam kaynayan gözlerle half-elf hırsızı süzer sessiz bir dakika boyunca.

Neden sonra, “Öyle olsun bakalım. Paketi, kendisini herkese bir mucit olarak inandırmış olan o cüceye bıraktıktan sonra, paketi açacaksın ve içindeki cihazın üstündeki küçük kapağı kaldırıp, kapağın altında göreceğin yuvarlak pimi çekeceksin. Sana tavsiyem, pimi çektikten sonra orada daha fazla oyalanmaman.”, der maskeli adam haşin bir sesle.

“Neden?”, diye sorar Darly Dor hafif tırsmış bir şekilde, zira içindeki bir ses, bu patekin kati olarak bir ‘ödeme’ olmadığını söylemektedir ona.

“Çünkü paket gerçekte o cücenin geçmiş günahlarının tekabülü olan bir ‘ceza’. Kendileri, cezalandıracağımız ilk günahkar olacak. Onun arkadaşları da zamanı gelince hak ettikleri cezaları çekecekler.”

“Bu biraz fazla fanatikçe değil mi? Birisini cezalandırmanın çok daha kolay yolları var.”, der Darly, ama boşa konuştuğunu farkındadır.

“Şunu anlamalısın, genç adam. Bizler sandığın gibi basit kesiciler değiliz ve bize yapılan yanlışları da asla unutmayız. Sana tavsiyem, kiralandığın işi tam olarak yap, ve senin de peşinden gelmemiz için bize herhangi bir sebep verme..”, diye acımasızca hırıldar karalar içindeki adam.

✱ ✱ ✱

—ve gök yüzü birden aydınlanır!

Serenity Home kasabası şerifi, Standorin Shieldheart, görünmez, dev bir el tarafından kaldırılıp atılmışçasına, gerisin geriye savrulur! Aynı el Aager’i de tutup atmaya kalkar, ancak hayatının her ayık ve uyur anını tetikte geçirmiş olan genç adam, savrulduğu yerde bir kedi gibi döner ve her nasılsa şerifi yakaladığı gibi kendisine doğru çeker!

Genç adam acıyla inler zira şerifi kurtarmış olması, onun altında kalmasına sebep olmuştur ve Standorin hiç de hafif siklet bir adam değildir..

“İyi misin, evlat?”, diye kulakları çınlayan genç adama sırıtarak bakar şerif Standorin.

“Emin değilim, efendim. Sanırım bir iki kaburgam bu konuda şikayetçi olacaktır.”, diye inleyerek cevap verir Aager.

Standorin tekrar sırıtır ve elini genç adama uzatarak onu doğrultur ve ayağa kaldırır.

“Sanıyorum bir teşekkür borçluyum sana. Sayende kafam ve boynum var.”, diye itiraf eder şerif.

“Sorun değil, efendim. Sayenizde benim de bir kafam ve bir boynum var.”, diye cevap verir Aager.

“Seni o giyotinden kurtardığımda, bunun bir sebebi olduğunu biliyordum!”, diye güler şerif. Sonra ikisi de gök yüzüne bakarlar, zira gece, gece değildir artık.

Kasabanın ortasından bir yerden, kalın bir şaft halinde, gök yüzüne doğru fışkıran, neredeyse otuz yarda boyunda parlak, kimya-yeşili bir ateş, harlayarak yükselmektedir..

..ve ateşle beraber acı çığlıklar duyulmaktadır.

“Bu da neyin nesi?”, diye ateşe alık alık baka kalır şerif.

Aager hiç vakit kaybetmez.

Seri adımlarla karakola dalar, çatıya çıkan iç merdivenleri ikişer üçer sıçrayarak çıkar ve çatıda duran alarm çanını can havliyle çalmaya başlar.

“Efendi Aager!”, diye seslenir şerif. “İn aşağı ve gel benimle. Çan çalmak için bekçilerden birisini göndeririz.”

Aager çatıdan hayret verici bir devinimle atlar, düştüğü an yerde yuvarlanır, ayağa kalkar ve hiç sektirmeden geceyi aydınlatan yangına, ve çığlıklara doğru şerifle beraber koşmaya başlar.

Serenity Home, her bir yandan yankılanan alarm çanlarıyla uyanır!

Genç Gnine felaket bir baş ağrısıyle kendisine gelir.

Başta neyin kendisini uyandırdığını anlayamaz. Bildiği tek şey, birisinin odasına girip başına sert bir şeyle vurduğudur.

“Udoorin!”, diye harlar acı içerisinde. “Sen bittin olm. Baban bu yaptığını duyduğunda seni kimse kurtaramayacak!”

Ancak, ve bir anda uyuduğu evin kubbeli damı kaybolur!

Ve muazzam bir gürültüyle vahşi bir ateş, sadece üç duvarı kalmış odasından bütün geceyi aydınlatacak şekilde gök yüzüne doğru fışkırmaktadır.

Gnine ateşe sadece alık alık bakar, ve neden sonra sıcaklığa ayılır.

Odası fena halde ısınmış ve kendisi de zorlukla nefes alabilmektedir.

İşte tam o sırada kendisini uyandıran şeyin ne olabileceğine ayılır..

..amcasının inleyen sesi!

Gnine, çok eski anılarının verdiği panik ve korku içerisinde çığlar;

“Amca! Nimbletyne amca! Nerdesin? Ev yanıyor amca! Hemen çıkmamız lazım.. AMCA!

Gnine zorlukla ve başı döner halde aşağı kata, amcasının workshop’una, yarısı yok olmuş merdivenlerden sürüne tökezleye iner ve amcasını yerde, harlayan ateşe fazla yakında bir yerde bulur.

Yine sürünerek yaşlı gnome’un kolundan tutup çekiştirmeye başlar, nevarki binada alacak nefes kalmamıştır. Fırıl fırıl dönen başı, panikten titreyen el ve bacaklarına rağmen inatla amcasına tutunur ve onu yok olmuş kapıya doğru sürükler ve dışarı çıkartır..

..ve arkasından bir şey, derin bir harlamayla patlar!

Gnine’ı dev bir el aldığı gibi karşıki binanın duvarına çarpar.

Nevarki amcası o kadar şanslı olmaz.

Cayır cayır yanan koca bir kiriş odunu Nimbletyne’in üzerine düşer. Yaşını almış gnome’dan acıyla karışık cılız bir ses kaçar ve olduğu yerde, yanan kirişin altında kıvranır.

Gnine zorlukla kendisini çarptığı duvardan ayırır ve amcasının yanına fena halde sarsılmış bir şekilde yaklaşır ve dev kirişi kaldırmaya çalışır ve bunun sonucunda da ellerini yakar.

“Amca! Kaldıramıyorum! Kiriş çok ağır! İMDAT! BİRİ YARDIM ETSİN!“, diye çığlar Gnine tam bir panik içerisinde.

“Çekil kenara, Gnine!”, der arkasından gürlü bir ses ve Gnine kaşları yanmış, fal taşı gibi açılmış gözlerle arkasında duran genç Udoorin’e baka kalır.

Udoorin daha fazla vakit harcamaz.

Durumun ciddiyetini, belki de son dört yıldır Efendi Aager Fogstep’den aldığı amansız ve haşin eğitimler sonucu küçük gnome’dan daha iyi kavramışçasına, onu kenara iteler ve muhtemelen yüz kilo ağırlığındaki yanan kirişi kaldırır!

Gnine, iri cüssesi genç adamın gösterdiği bu muhteşem kahramanlığa da alık alık bakar.

“Gnine..”, diye inler Udoorin sıkılmış dişleri arasından. “Amcanı kirişin altından çek istersen. Hem bu lanet kirişi kaldırırken, hem de yanarken, o işi de yapamam!”

Gnine ayılır ve fena halde yaralanmış amcasını kirişin altından çeker ve kurtarır.

Udoorin daha da büyük bir inlemeyle kirişi kendisinden ve iki gnome’dan uzağa fırlatıp atar, sonra da iki elini de acıyla bir birine kavuşturup kıvranmaya başlar.

“Udoorin!”, diye gürler şerif, ateşin kaynağı olan kubbeli binaya Efendi Aager ve yolda bulduğu bütün bekçilerle geldiğinde. Binanın kubbesi, yumurta gibi kırılmış ve muazzam bir gürültüyle etrafına ateş kusmaktadır.

“Baba? Yani.. uhhm.. Şerif?”, diye afallar genç Udoorin.

“Senin ne işin var burada?”, diye harlar fena halde kızmış şerif.

“Patlamayı duydum ve yardıma ihtiyaç duyulur diye gelmiştim.”, diye açıklamaya çalışır genç adam.

“Ellerine ne oldu?”, diye daha da kızmış bir şekilde sorar şerif.

“Şerif Standorin. İsterseniz bu sorgulamayı bir başka zamana saklasak. Bu binaya komşu olan evlerin hepsinin ivedilikle boşaltılması lazım.”, der Aager.

“Siz!”, diye gürler şerif, hayret verici ateşe alık alık bakan iki düzine kadar bekçiye. “Bütün komşu binalarda yaşayan ev sahiplerini uyandırın ve hepsini boşaltın. Zor kullanmanız gerekiyorsa da kullanın. Hemen! Efendi Aager. Sen diğer bekçilerin yerlerinde olduğundan emin ol. Bu bir kaza mı, yoksa bir saldırı mı bilmek istiyorum. Adamlardan bir tanesini de tapınağa gönder. Tapınak Muhafızları, yaralıları kabul etmeye hazırlansınlar.”

“Emredersiniz, efendim.”, der Aager ama tam gitmeden önce, genç Udoorin’in yanına sokulur ve ona fısıldar.

“Neden ayakların çıplak? Yangın mahaline çıplak ayaklarla gelmen pek de akıllıca değil, genç Udoorin.”, der..

..Gnine’a bakarak!

“Ayaklarım çıplak çünkü hergelenin biri çizmelerimin içine pis solucan doldurmuş!”, diye fena halde kızmış bir şekilde harlar genç adam.

“Bak sen şu işe. Kim yapmış olabilir böylesi çocukça bir şeyi?!”, der Aager, nötr bir ifadeyle..

..Gnine’ı süzmeye devam ederken.

Genç Gnine’ın yüzü kızarır, ama bu yangından mı, yoksa başka bir şeyden bi kesitirilemez. Ama nezaketen kendi avucuna öksürür, ama bu da dumandan mı, yoksa başka bir sebepten mi anlaşılmaz.

“Ellerine baktırt.”, der Udoorin’e, Aager neden sonra, ardından kendisine verilen emirleri yerine getirmek için döner, ve kısa bir süre içerisinde de gözden kaybolur.

“Udoorin.. Lanet olsun, o ellerinin haline?”, diye tekrar oğluna döner şerif.

“Efendim, Udoorin amcamı kurtarırken yaralandı!”, diye birden araya girer Gnine.

Şerif Standorin çok kısa bir anlığına küçük gnome’a, yaralı amcasına ve kendi oğlu Udoorin’e bakar, ve seri bir şekilde zihninde önem sırası listesi çıkartır.

“Udoorin. Efendi Nimbletyne’i al ve genç Gnine ile tapınağa git. İkisinin de muayene edildiğinden ve gerekli müdahalelerin yapındığından emin olduktan sonra gel ve beni bul. Kendi ellerine de baktırt. O yanıklarla kılıç tutamazsın.. Genç Efendi Gnine. Sizde amcanızın yanında durun. Uyandığında neler olduğunu bilmemiz gerekecek. Anlaşıldı mı? Bu gece yapacak çok işimiz var.”, diye emreder.

Udoorin, acısına rağmen biraz doğrulur, başıyla babasını/şerifi selamlar, seri bir hareketle kendinden geçmiş Efendi Nimbletyne’i kaldırır, peşinde Gnine olduğu halde Serenity Home tapınağına doğru koşmaya başlar.

 

Şerif harlayarak yanan ucube ateşe bakar ve bunun sebebinin ne olduğunu merak eder. Bu bir kaza mıdır, yoksa kasıtlı bir eylem mi? Temkinli adımlarla daha yarım saat öncesine kadar mucit Nimbletyne’in workshop ve evi, şimdi ise kimya-yeşili bir ateşle gürleyen binaya yaklaşır—

 

—ve bina bir daha, ve tamamen infilak eder!

✱ ✱ ✱

İnsanların kibri her zaman daha büyük ve geri dönülmez başka kibirlerin, ve buna bağlı olarak da başka olayların tetiklenmesine sebep olmuştur.

Söz gelimi basit bir hırsızlıkla halledilebilecek, ve kısa bir süre içerinde de unutulacak bir olayın, muhteviyatarı bilinmese de, en nihayetinde bir intikam teşebbüsüne dönüştürülmesi bir kibirdir.

Dahası, insanoğlu ne kadar uzak görüşlü olduğunu düşünsede, hatta kendisinin olduğunu sandığı kadar dahi uzak görüşlü olsa, yine ve gerçekte bu da başlı başına bir kibirdir.

Farklı olmak bir vasıf olabilir. Ama farklılığı bir amaç haline getirmek bir kibirdir. Tıpkı hiçbir emek ve çaba sarf etmediği halde, sırf içine doğduğu ırk yada toplum dolayısıyla üstün olduğumuzu düşünmenin, ilkellik anlamında ‘en’ nicelikli bir kibir oluşu gibi.

Ne doğduğumuz aile, ırk, yada topluluk, ne de kendi çabalarımız dolayısıyla elde ettiğimizi düşündüğümüz yer, konum yada statüler, bizleri söz konusu kibre hak kazandırmaz zira başarılarımız da asla tekil anlamda tamamen bize ait değil, etrafımızdaki diğer insanların başarıları, yada başarısızlıkları, ve doğru koşulların kümülatif bir şekilde bir araya gelmesi sonucu elde ettiğimiz şeylerdir.

Serenity Home yangını ile tetiklenen olaylar zinciri de, bir açıdan, başka olayların tetiklediği olayların bir sonucu olduğu kanaatine varmak da, biraz kibirli bir varsayım olmakla beraber, tamamen isabetsiz olduğu da söylenemez.

Hatırlanılması gereken şey; kibrin, ölümlüler için zehirli, habis iblislerin ise favori içeceği olduğudur..

Bir başka açıdan bakıldığında ise, Serenity Home yangını da ‘Gün Sıfır’ gibi oldukça kibirli bir şekilde isimlendirilmiş ve gerçekte başkalarının kibirlerinin bir sonucu olduğunu ise pek az ölümlü fark etmiştir..

İşin içinde kibir olmayan belki de tek husus da budur.