Showing: 1 - 2 of 2 RESULTS
dungeons and dragons modül savaş The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

The Stab In The Back

The Stab In The Back

Timeline:

Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist ve Udoorin Shieldheart, Üç Köpek Lanetini Arashkan şehrine salmak için, elf konsolosluğu, High Spires’dan ayrılırlar. Bu esnada Darly ‘Darlius’ Dor ve Lilly Venom ise, ARIS (Arashkan İstihbarat Servisi) ajanı Largo Summersong ile beraber, Arashkan Birinci Lordu Kaladin’in kalan muhtemel son varisi olan sekiz yaşındaki yeğeni Korodin’in, kuşatma ve saldırı altındaki Arashkan Birinci Lordunun büyük sarayından kurtarmak için yola koyulurlar..

..pek az kişinin bildiği gizli bir geçitten.

 

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen..
(Part Three)
“Three Dog Curse..”
‘dan
kısa bir süre sonra yer alır.

 

 

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Lilly Venom gönüllü muhafızların ve elf’lerin arasından bir hayalet gibi süzülür ve koca Orken’in arkasında belirir. Yere devirdiği muhafızı elindeki dev, tırtıllı baltasıyla ayırmak üzere olan yaratığın sırtına sıçrar ve hançerlerinden birisini soğancığına, diğerini ise kafatasının tam arkasına saplar. Koca Orken, bir anda felç olmuş bir şekilde elinden baltasını düşürür ve öylece durduğu yerde çakılır kalır.

Kız bekleme yapmaz. Geriden gelen diğer Orken’lerin arasına pervane gibi dönerek dalar ve bir an bile yerinde durmaksızın birisinin kolunu zehirli hançerleriyle çizer, bir başkasının yanağını, üçüncüsünün baldırını ve dördüncüsünün adem elmasını açar. Kız dönerken uzun, koyu kahve deri pardösüsü, ve giydiği elbisesinin etekleri yelpaze gibi saçılır ve kendisini hayretle seyredenlere; “İşte. Ölüm meleğini gördüm. Bu o!”, dedirtir.

Darly Dor ise kızın çizdiklerini, kısa kılıcıyla aksi istikametten kesmeye başlar ve Orken’ler böğürerek bir o yana, bir bu yana ellerindeki kılıç ve baltaları savururlar ama bir türlü tutturamazlar.

Ajan Largo ise ikiliyi sadece kısa bir anlığına seyreder, sonra, “Onlara dokunmalarına izin vermeyin. Devirin hepsini!”, diye emreder.

Gönüllü muhafız ve elf’ler, kendi silahlarını doğrulturlar ve karmaşaya dalarlar.

 

İki dakika içerisinde, hedeflerine doğru giderken karşılarında peyda olan bir düzine Orken ölmüştür.

 

“Bunu bir daha yapmamanızı tercih ederim, Lilly hanım.”, der Ajan Largo ciddi bir ifadeyle.

Lilly Venom, olgun bir yakışıklılığa sahip ajana bakar..

..tek kaşı kalkmış bir şekilde.

“Neden? Yapmamış olsaydım, sanıyorum bir çok adamınız ölmüş olurdu. Yoksa siz şu ‘kızlar arkada durmalı’, diye düşünen tiplerden misiniz?”

“Hayır. Ben kızların arkada ve güvende durmaları gerektiğini ‘dileyen’, eski kafalı tiplerdenim, ama bunun konumuzla bir alakası yok. Adamlarım ve elf’lerin hayatları benim için önemli. Ancak onlar ‘gönüllü’ oldular ve işlerini yapmalarına müsaade etmelisiniz.”, diye sakince cevap verir Largo.

“Daha hedefimize varmadan yarısını kaybetmiş olurduk o zaman.”, der Lilly Venom.

“Bunun farkında olmadığımı mı düşünüyorsunuz? Bu yüzden buna ‘gönüllü’ deniyor.”

“Aynı şeyleri züppemsi’ye de söylediniz mi?”, diye kaşları çatılı bir şekilde sorar kız.

Largo omuzlarını silker.

“İkimiz de onun tam olarak ne kadar disiplinsiz ve sorumsuz olduğunu biliyoruz, Lilly hanım. Dahası, o benim sorumluluğumda değil, babasının sorumluluğunda. Babasına, oğlunun hayatından sorumlu olamayacağımı söyledim. Ben sadece buradaki gönüllü muhafızlarımdan, elf’lerden.. ve sizden sorumluyum.”

Lilly Venom hayretle Ajan Largo’ya bakar.

“Benden sorumlu olduğunuzu da nereden çıkardığınızı sorabilir miyim?”, diye sorar kız.

“Buradaki herkesin bir ‘sahibi’ var, Lilly hanım.. Sahipsiz bir siz varsınız. Ben asla bir centilmen olmakla suçlanmadım, ama sorumlu olduklarıma sahip çıkmamak, kötü huylarım arasında da asla yer almadı.”, der sessizce Largo.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

Sonra adamın yüzündeki keskin ifadeyi görünce gerçekten şaşırır.

“Siz ciddisiniz!”, diye ünler.

“Sizde ne zaman lakayt birisi olduğum izlenimini uyandırdığımı merak ettim doğrusu. Ve benimle saçma sapan, hararetli bir tartışmaya girmeden önce, fikrimi değiştiremeyeceğinizi de eklemek isterim.”, der adam aynı sessiz ve sakin sesiyle.

Lilly’nin kaşları çatılır.

“Benim ne olduğumu biliyorsun..”, der neden sonra.

“Tabii ki. Drashan’dan ayrılmadan önce yaptıklarının belirgin bir kısmı, ayrıldıktan sonra işlediğin cinayetleri ve iş olarak almış olmana rağmen son anda pas geçtiğin kontratlar da dahil olmak üzere..”

“Ve bunlara rağmen—”, diye hayretle sorar Lilly.

“—Hanım efendi. Etrafınıza bir bakın. Sizin ne gördüğünüzü bilmiyorum ama benim gördüğüm sadece bir şey var, o da ‘oyunun bittiği’.. Bununla beraber, Endless Watch Lordu Trimdel Kandara suikastı için daracık bir havalandırma deliğinde sabırla 80 saat beklemiş olmanız hayret vericiydi.”

“84..”, der Lilly Venom sessizce.

“Efendim?”

“84 saat bekledim doğru an için. Uyumadan ve kıpırdamadan..”

Largo gülümser.

“Dediğim gibi.. Hayret verici..”

“Asıl beni takdir etmeniz hayret verici, Ajan Largo. Ve ben sadece basit bir kiralık katilim.. Bir kesici.. Gözünüzde büyütülecek bir yanım yok.”, der ekşi bir suratla kız.

“Aaa.. Hayır, Lilly hanım. ‘Basit’ kiralık katiller 84 saat tek bir kontrat için aç, susuz, uyumadan ve kıpırdamadan, sizin omuz genişliğinizden bile daha dar, taş bir delikte beklemeyi göze almazlardı. Hiç birisinin bunu düşünemeyecekleri ise apayrı bir konu. Kesici olmanıza gelirsek.. Kimse bir ‘ajan’ olarak doğmaz, Lilly hanım. Ve inanın sizden çok daha fazla ‘kesmişliğim’ olduğunu söyleyebilirim ve bunlar arasında kimlerin olduğunu bilmek bile istemezsiniz.. Adıma bir kontrat olmayışının tek sebebi ise, bir ARİS memuru olmam.”, der Largo ve sonra da sessizce ekler. “Ve küçük Korodin hala hayatta ise, onu bulup saraydan çıkartabilecek tek kişi de sizsiniz..”

Lilly Venom adamı, Ajan Largo’yu sessiz bir an süzer.

“Ve..”, diye ekler Largo. “Ben kişinin yaptığı işe baktığım kadar, yaptığı işin kalitesine.. ve yapanın ahlakına bakarım. Beni yanlış anlamayın, Lilly hanım. Sizi gözümde büyütmüyorum ve siz de kesinlikle bir azize değilsiniz. Ama kendinizce bir ahlak ve onur anlayışınız var. Yoksa Serenity Home Baş Tapınak Muhafızı Demos Lightshand için aldığınız kontratı yerine getirmiş olurdunuz.”

Kız kaşlarını çatar.

“Yaşlı adam öttü demek. Bana bunu yapmayacağını söylemişti..”, der dişlerini gıcırdatarak.

“Hayır, Lilly hanım, Demos ‘ötmedi’.. Ama vefatına yakın, kimlere ne borcu varsa hepsini imtina ile ödemeyi de ihmal etmedi. Sanıyorum kendisini size karşı borçlu hissetmiş olmalı ki bu konuda sadece Serenity Home şerifine, onun vasıtasıyla da bana bir mektup gönderdi.. Şayet bir gün yakalanır ve idam edilmeniz söz konusu olursa, tapınağı ve yetimleri için yapmış olduğunuz ‘büyük bir hizmet’ dolayısıyla sizin affedilmenizi isteyen bir mektup..”

Lilly Venom tamamen şaşkına dönmüş bir şekilde bakar Ajan Largo’ya. En sonunda hafif boğuk bir sesle mırıldanır.

“Demek Demos öldü.. İyi bir adamdı.. Onu öldürmek için tapınağına sızdığımda, iki gün alışkanlıklarını öğrenmek için takip ettim kendisini.. Yetimlerin ve ziyaretçilerin kendisine gösterdiği sevgi ve saygıdan anlamıştım.. Gerçek sevgi ve saygı.. Gece uyurken yanına geldiğimde bana ne dedi biliyor musun?”, diye kendi kendisine soruyormuş gibi konuşur kız.

“Hayır. Ama bilmek isterim.”, der Largo.

“‘Beni öldürmeye mi geldin, kızım? Güzel.. Demek ki bir şeyleri doğru yapmışım..’ —bana söylediği şey buydu. Bomboş odasında, yamuk bir yatakta uzandığı yerden. Ve gülümsüyordu.. Ben adamın kaçık olduğunu sandım. Daha sonra anladım ki bir şeyleri eksik olan ben mişim..”

“Büyük insanları anlamak zordur, Lilly hanım. Ve Demos Lightshand de büyük bir insandı. Şimdi.. Bahsettiğiniz şu gizli tünelin yeri tam olarak neresidir?”

Lilly Venom, karmaşık duygular içerisinde muallak bir el hareketiyle yanmış Heaven Park istikametini gösterir.

Ajan Largo, gönüllü muhafız ve elf’lere başıyla işaret eder ve toplu bir şekilde yola koyulurlar.

 

Arashkan, Lilly Venom için hiç beklemediği kadar çetrefilli tecrübeler sunmuştur. Ve şehir ölmüş olmasına rağmen hala sunmaya da devam etmektedir. Arenada yaşadıkları, azılı düşmanı olarak bildiği Aager Fogstep’in gerçekte ağabeyi olduğunu öğrenmesi, bit kadar canı var gibi görünen Inshala adındaki kızın onunla arkadaş.. daha doğrusu onun küçük kız kardeşi olabilmek için gösterdiği insan üstü çabası, Gar Thalot’un isyanının bir parçası olarak surlardaki mangonelleri, bilmeyerek de olsa yok etmeleri, Orken ordusunun ani ve beklenmedik saldırısı, surlardan kaçışları, High Spires’a sığınması ve en nihayetinde de Birinci Lord Kaladin’in hayatta olduğunu umdukları sekiz yaşındaki küçük yeğeni ve Arashkan tahtının son varisini bulup kurtarmak için çıktıkları bu ölümcül yolculuğu düşünür Lilly Venom ve farkında olmadan kendisinin yepyeni bir farkındalık seviyesine ulaştığına ayılır zira eskiden olduğu gibi artık pek az şey ‘aldığın kontratı yerine getir, paranı tahsil et’ kadar kolay ve basittir..

 

Darly kızın omzuna hafifçe dokunur ve kız etrafına baktığında, ağır dumanla kaplı kömür olmuş Heaven Parkına varmış olduklarını görür. Lilly sanki bir şeyleri hatırlamaya çalışıyormuş, yada konum belirlemesi yapıyormuş gibi etrafını inceler ve aradığını bulur; yangından kararmış, köşeli bir dikili taş..

“Bu taraftan.”, der ve herkesi taşın olduğu yere getirir.

“Bunu devirmemiz lazım..”, diye taşı gösterir.

Muhafızlar ve elf’ler on yarda boyundaki, dikili taşa bakarlar.

Largo taşa yaklaşır ve yoklar ama taşın yükü ağır olduğunu görünce ister istemez kıza bakar.

“Her şehirde rüşvet almayı seven memurlar vardır, Ajan Largo.”, der Lilly Venom gülümseyerek. “Ve bu taş dikilirken, ilgili bazı memurlar neden basit bir anıt taşı için rüşvet yediklerini merak bile etmediler..”

Kız anıtın dibine gelir ve elleriyle zemininde bir şeyler arıyormuş gibi yoklar. Neden sonra yüzü hafif aydınlanır ve Ajan Largo’ya başıyla yaşlaşmasını işaret eder. Largo geldiğinde kız bulduğu şeyi gösterir ona.

Taşın dibinde, toprağa gömülmüş, bir yumruğun rahatça içine sığabileceği, demirden dökülmüş bir halka vardır.

“Nedir bu?”, diye sorar Largo.

“Bu bir zemin pimi. Bunun gibi üç tane daha var. Her biri bir kenarında. Hepsi aynı anda çekildiğinde, dikili taşı yerinde tutan çelik kelepçe gevşer ve taş devrilir.. Ama sadece üçünü çekerseniz, taş sadece bir yana meyleder ve orda durur. Bir kaç kişi, taşı tekrar yerine yerleştirir ve pimleri tekrar soktuklarında, taş yine eskisi gibi sapa sağlam durur. Orijinal anıt taşı devrilmesin diye en az bir yarda daha derine gömülmüş olması gerekiyordu.”, diye parlayan gözlerle açıklar Lilly.

“Akıllıca.. Ve potansiyel kullanımı itibariyle de ölümcül..”, der Largo düşünceli bir şekilde. “Başlayalım o zaman.”

Lilly, Largo ve muhafızlardan bir tanesi, toprağın altına gömülüp gizlenmiş iki halkayı daha bulurlar ve üçü aynı anda kendi demir halkasını çeker..

Anıt taşı bir an kıpırdamadan öylece durur, sonra ağır bir devinimle yan yatmaya başlar.

“Bence biraz uzaklaşsak iyi olur.”, diye keskin bir şekilde tıslar Lilly. “Bu taş ve kelepçeler çok uzun bir zamandır burada duruyorlar.”

Kızın uyarısı bir kehanetmiş gibi taş ivmesini alır, büyük bir çatırtıyla yarılır ve son altı yardası bir anda yere düşüp parçalanır. Geri kalanı ise rahatsız edici bir açıyla öylece durur.

“İşte burası.”, der Lilly ve dikili taşın altında belirmiş karanlık ve daracık bir tünelin ağzını gösterir, ardından keskin hançerlerinden birini çıkartır ve manalı bir şekilde bıçağın sivri ucuna dokunur.

“Evet.. İlk hanginiz, ‘Önden bayanlar’, diyecek?”

✱ ✱ ✱

Nefes alamıyorum..”, diye inler biri arkadan ve fevkalade ağır bir şekilde sürünerek ilerleyen herkes durur bir anda. Darly arkasına bakmaya çalışır ama dar toprak tünel buna pek de imkan vermez. Onun arkasından gelen Lilly ise içinden küfreder. “Lanet olsun, dar ve kapalı yerlerde bulunamayacaklar gelmesin diye özellikle uyarmıştım!”, diye tıslar haşince.

“B.. bırakın beni ve devam edin.. Kumanda Lilly hanımda!”, der aynı ses zorlukla.

Lilly bir anda basık ortamdaki sesin sahibini tanır. “Ajan Largo?”

“Size.. devam edin, dedim. Veliahttı bulun ve çıkarın saraydan. Ben.. geri çıkmaya çalışacağım..”, der kesik seslerle Largo.

“Aptal adam.”, diye burnundan solur Lilly Venom ve beklenmedik bir kıvraklıkla olduğu yerde, bir yay gibi kıvrılır ve tam aksi istikamete dönüverir. Sonra arkasından sürünerek gelen adamın üstünden zorlanarak da olsa geçer ve bu geçişi bir kaç defa daha tekrarlar. En sonunda ise Ajan Largo ile burun buruna gelir ancak adam sadece nefesi kesilmiş bir şekilde kendinden geçmiş değil, hiç nefes almıyordur!

“Lanet olsun..”, diye tekrar tıslar Lilly ve sürünerek adama daha da yaklaşır. Sonra adamı çenesinden kavrayıp nefes borusunu doğrultur..

..ve suni teneffüs yapmaya başlar.

Lilly dar, toprak tünelde ne kadar nefsini adamla paylaşır tam olarak kestiremez ancak kendisi de havasızlıktan başı dönmeye başlar. Buna rağmen inatla devam eder. En sonda Largo’dan derin bir inleme sesi duyulur ve kendi kendine nefes almaya başlar.

Gözlerini açtığında kesici kızla burun buruna olduğunu fark eder ve utanmış bir şekilde mızmızlanır.

“Bundan daha utanç verici sadece bir şey düşünebiliyorum..”

Lilly gülümser.

“Nedir o?”

“High Lady Anglenna’nın bunu yapmış olması!”

Lilly’nin gülümsemesi kaybolur.

“O kadına gizli bir hayranlığınız olduğunu bilmiyordum, Ajan Largo. Beni şaşırtmayı başardınız.”

“Aaa.. Hayır. Açık yada gizli, kendileri için olumlu hiçbir şey düşünmüyorum. Prenses hazretleri, benim ona şans tanımam hususunda şahsen ricada bulunmuş olmasına rağmen ve ne kadar denersem deneyim, olmuyor bir türlü.”

“Madem kapalı ortamlara karşı bir sorunun vardı neden geldin?”, diye azarlar kız adamı.

“Kapalı ortamlara karşı herhangi bir sorunum yok, Lilly hanım. Ama olsaydı bile yine de gelirdim..”

“Neden? Aptal mısın sen?”

“Hiç şüphesiz. Ama anlamalısınız ki, kendim yapmayacağım bir şeyi de başkalarından istemem. Hele o iş için gönüllü istemişsem. Sanıyorum sabah High Spires girişinde gerçekleşen arbede de aldığım yaradan dolayı biraz fazla kan kaybetmişim. Bununla beraber itiraf etmeliyim ki harika bir nefesiniz var. İşimiz acil olmasaydı, inanın uyandıktan sonra hala baygın numarası yapardım.”, der Ajan Largo ama bunu da ciddi bir ifadeyle dile getirir.

“Erkekler..”, diye burnundan solur kız. “Hepiniz domuzsunuz!”

Asabîce önceki yaptığı kıvrak hareketi tekrarlar ve daracık tünelde döner, sonra da arkasına bakmadan sürünmeye başlar..

..ama yüzünde gülümseme tekrar oluşmuştur —ki bu da ilginçtir zira Lilly Venom oldukça somurtkan bir kızdır. Kendisini tanıyanlar onun alay dışında kahkaha attığını yada sırıttığını görmemiştir. Sadece, ve çok nadiren gülümsediğine müşahede etmişlerdir.

✱ ✱ ✱

Tünelden en son Largo çıkar. Adam üstünü başını temizlemekle vakit harcamaz, tünelin açıldığı karanlık, rutubetli ve hafif küf kokulu mahzeni inceler. Mahzen oldukça küçüktür ve ne amaçla kullanıldığı da belli değildir. Belki bir zamanlar, çok eskiden, kolay bozulmayacak yiyeceklerin saklandığı bir kiler olarak değerlendirilmiştir ama artık boştur ve kullanılmamaktadır.

“Lilly Hanım?”, diye sorar Largo.

Lilly omuzlarını silker.

“Daha önce buraya hiç gelmedim, Ajan Largo. Unuttunuz mu? Akıllı bir kesici asla iki tür kontratı almaz; halk tarafından sevilen ve sayılan biri.. ve krallar.. Bu iki çizgi arasında kalan herkes ise mubahtır!”

Largo hafif kaşlarını çatar.

“Öyle olsun bakalım.. Efendi Darlius ve Lilly hanım, sizler bu konuda en tecrübeli olanlarsınız ve otuz yarda önden gideceksiniz. Herhangi bir sorun çıkarsa bize bildirecek ve en arkaya geçeceksiniz. Anlaşıldı mı?”

Darly omuz silker ve ileri doğru yürümeye başlar. Lilly ise kısa bir anlığına itiraz edecek gibi olur ancak bundan vaz geçer ve o da önden yürümeye başlar.

“Senden hoşlanıyor..”, der Darly sessizce yürürken.

“Kes sesini, Darlius!”, diye hararetle tıslar Lilly.

“Aaaa.. Demek sen de ondan hoşlanıyorsun.”, diye sırıtır yakışıklı half-elf. “Senin iki katından daha yaşlı olduğunun farkındasın, değil mi?”

“O da bir half-elf. Bu da onu ‘otuzlarında’ yapıyor. Dahası, sana ne!”, diye hışmeder kız.

“Bana ‘hiç bi şey’, sevgili Lilly. Adam yakışıklı, olgun, ciddi, disiplinli ve plansız iş yapmayı sevmiyor. Ama sanıyorum seni cezbeden en belirgin yanı, onun bir ‘amacının’ olması.”, diye analitik bir ifadeyle sıralar genç hırsız.

Lilly cevap vermez.

Birincisi, yılışık adam haklıdır.

İkincisi ise, ‘yeterince cevap vermezsem belki bıkar ve susar’, umududur..

Ancak yılışık adam ne bıkar, ne de susar!

Ve iki saat boyunca kızın sabrını sınar.

Sustuğunda ise bunun sebebi söyleyeceklerinin bitmiş olmasından değil, yakınlardan bir yerlerden çatışma seslerinin duyulmasındandır.

Lilly arkasına bakmadan bir elini havaya kaldırır ve yumruk yapar. Kısa bir süre sonra da Ajan Largo sessizce yanlarında belirir.

“Sanırım yüzeye yaklaştık.”, der Largo. “Bundan sonra daha temkinli olmamız gerekecek zira karşılaştığımız herkes bize düşman muamelesi yapacak. Şayet saray muhafızlarıyla karşılaşırsanız, ‘Elmanın yarısı nerede?’, diye sorun. Size, ‘Asıl kurdun yarısı nerede?’ diye cevap verirlerse, bu yaklaşmanıza izin verecekler anlamına gelir.”

Darly ‘fırk’lar.

Lilly ise sadece, ‘Tam hoşuma gitmeye başlamıştın ki bir anda ve tamamen düşüverdin gözümden!’, der gibi alık alık bakar adama.

“Ne?”, diye hafif utanmış bir ifadeyle sorar Largo. “Şifre ve karşıt-şifreleri ben hazırlanıyorum. Canları sıkılmış ve yapacak başka işleri olmayan, bir oda dolusu linuxçu ajan yumurtluyor bunları..”

Kız rezil olmuş adama gözlerini yuvarlar ve Darly ile tekrar önden ilerlemeye başlar.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye seslenir Darly, karşılaştıkları ilk barikatın arkasındaki askerlere.

Darly Dor, Lilly Venom, Ajan Largo, gönüllü muhafızlar ve elf’lerden oluşan grup, barikata ulaşıncaya kadar dört ayrı yerde Orken’lerle çatışmışlar ve ilk kayıplarını vermişlerdi. İlk üç çatışmada iki muhafız ve bir elf hayatını vermiş, ancak sonuncusunda Orken’leri leş gibi kan kokan, mebus bir Orken şaman desteklemişti ve çatışma bittiğinde geriye sadece üç muhafız, yedi tane de elf kalmıştı. Ajan Largo ise habis şamanın tam ortalarına bıraktığı ‘Ateş İnmesi’ büyüsünden dolayı mı tütmektedir yoksa hiddetten mi belli değildir. Kaybettiği gönüllü adamlarına sinirden delirecekmiş gibi bakmış ve harlayan gözlerle yola devam etmelerini emretmişti.

 

“Uhhmm.. Asıl kurdun yarısı nerede?”, diye cevap gelmişti uzun bir sessizlikten sonra.

“Yaklaşıyoruz. Ateş açmayın!”, diye seslenir Darly ve açıkça görünecek şekilde barikata doğru yaklaşır. Onun hemen arkasından Largo ve Lilly, onlarında arkasından hayatta kalan diğer gönüllüler gelir.

“Kimsiniz ve ne istiyorsunuz? Burası tekin bir yer değil, farkındaysanız.”, der barikatın arkasından bir ses.

“Burasının tekin olmadığını biliyorum, seni ahmak!”, diye hırlar Largo. Barikatı açacak mısınız, yoksa onun da, sizin de üstümüzden mi geçmemiz gerekiyor?”

Barikatta yine bir sessizlik oluşur. Neden sonra ıkınma sesleriyle barikat azıcık aralanır ve Ajan Largo, diğerleriyle birlikte içeri girerler. Barikatın arkasında iki düzine kadar saray muhafızı mevcuttur ve temkinli ifadelerle yeni gelenleri süzerler.

“Ben Kıdemli Ajan Largo, ARİS. Bunlarda meslektaşlarım ve gönüllüler. Komutanımız nerede? Bana durum raporu verin.”, diye emreder Largo.

“Komutan Kenny öldü, efendim. Ölmeden önce bize her ne olursa olsun bu noktayı korumanızı emretmişti. Durum bu.”, diye özetler askerlerden biri.

“Prens Korodin.. Nerede olduğunu biliyor musunuz?”, diye sorar Largo.

Asker omuzlarını silker.

“Emin değilim, efendim. Bizler bu noktayı günlerdir koruyoruz. Kimse vardiya değişimi için gelmedi. Yaralılarımız öldüler ve erzaklarımız da bitmek üzere. Orken’ler günde bir kaç defa bu noktayı yokluyorlar.. Rastgele zamanda. Bu yüzden dinlenme şansımız da fazla olmadı.”, der muhafız bitkin ve umutsuz bir sesle. “Genç prensimiz hala hayatta olduğunu umuyoruz. Şayet öyle ise, onu Birinci Lord Kaladin’in odasında götürmüşlerdir çünkü—”

“—Savunma protokolü bu ve orası en iyi müdafaa edilebilir nokta.”, diye bitirir Ajan Largo. “Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederim, asker. Yolumuz üzerinde bulabilirsek sizin yer ve durumunuzu ilgili birilerine bildireceğiz.”

“Şehrin.. tamamen düştüğüne dair rivayetler var. Bu doğru mu? Bir umut var mı, efendim?”, diye sorar asker.

“Umut her zaman vardır, asker.”, diye cevap verir Largo düz bir ifadeyle. “Bu noktayı korumaya devam edin zira geri döndüğümüzde bu barikatın güvenli ve ayakta duruyor olmasına ihtiyacımız olacak.”

✱ ✱ ✱

Neden onlara doğruyu söylemedin?”, diye sorar Lilly Venom sessizce, barikatı ve saray muhafızlarını geride bıraktıklarında.

Largo hemen cevap vermez. Mebus Orken şamanının tepelerine bıraktığı ‘Ateş İnmesi’nden sonra olağan dışı bir sessizliğe bürünmüştür.

‘Hayır.’, diye düşünür Lilly. ‘Ateş İnmesi’nden sonra değil, adamlarını kaybettikten sonra.’

Açıkçası, hayatı boyunca tek başına ve yalnız çalışmış.. ve yaşamış olan kesici kız başkalarının hayatlarını pek önemsememiş, kayıplarının ağırlığını hissetmesi de kolay kavrayabileceği bir şey değildir. Özellikle de bütün ‘başkalarının’ potansiyel birer hedef yada onu öldürmek isteyebilecek kanun adamı yada kelle avcısı olabileceklerini düşündüğünde.

“Onların doğrulara ihtiyacı yok, Lilly hanım. Onların ihtiyacı olan şey ‘umut’. Bu şehir.. ve bu saraydaki herkes ölecek. Onların hayatta kalmalarını çok isterdim ama buna yetecek ne gücümüz, ne de zamanımız var.. Bu da onlara sadece iki seçenek bırakıyor. Ya onursuzca kaçarak ölecekler, ya da onurlarıyla savaşarak. Bu bizim için küçük bir avuntu belki. Ama onlar için değil zira onlar için bu hayatta yapacakları son şey olacak; onurlarıyla ve savaşarak ölmek. Bir askerden daha fazlasını isteyemezsin.”

“Seni üzen nedir peki?”, diye sorar Lilly Venom.

“Onların hayatlarını en yüksek fiyata vermelerini sağlamak.. Bu da benim görevim, Lilly hanım. Ve biz, ARİS olarak başarısız olduk. Düşmanın oralarda bir yerlerde olduğunu biliyorduk, ama delilimiz yoktu. Hasmımız ne kadar delil var idiyse, biz onları bulamadan yok etmeyi başardı —ki bu bile başlı başına bizim için bir delil teşkil etmeliydi. Ama kodamanlar bunu da kabul etmediler ve Arashkan ordusunun şehre getirilmesine izin vermediler. Ve sonuç itibariyle de Arashkan düştü, ordusu da buradan iki gün mesafede, kendi karargahında ablukada sıkışıp kaldı.. Otuz küsur bin asker gün be gün eritilerek öldürülecekler.. boşu boşuna.”, diye acı ve nefretle söylenir Largo.

“Ajan Largo..”, diye sessizce yaklaşır Darly Dor önden. Genç, yakışıklı hırsız olağan durmaya çalışmaktadır ancak yüzünde kasılmış bir ifade vardır ve iki eli de silahlarının kabzasındadır.

“İleride oldukça ciddi çatışmalar olmuş. Duvarlar yıkılmış ve yanmış. Her yerde kan ve cesetler var. Lilly ve ben önden gidip güvenli bir geçiş ararsak daha iyi olur gibime geliyor. Siz burada sessizce bekleyin. Bir saate kadar geri dönmez isek bilin ki ifşa olunduk ve sizlerde ne yapmak istiyorsanız yaparsınız artık.”

Largo kaşlarını çatar ve genç hırsıza bakar. Sonra benzer bir ifadeyle sorumsuz hırsızı kesen Lilly Venom’u süzer.

“Neler oluyor, Efendi Darlius?”, diye sorar.

Darly bir omzunu silker.

“Çok fazla kan ve ceset var. Karşılıklı sağlam büyüler atmışlar gibi.. Kan.. hele bu kadarı, benim olayım değil. Ve bir parçası olmak gibi bir niyetim de yok. Sizler çok gürültülü yürüyorsunuz. Hepimiz topluca gidersek cesetlere yenilerini eklemiş oluruz.. Lilly? Geliyor musun?”

Lilly Venom, Largo’ya beklemelerini söyleyen bir el hareketi yapar ve Darly’nin peşinden gider. İkisiyle grup arası yeterince açıldığında ise durur ve kendi elleri de bıçaklarının kabzasında olduğu halde genç hırsıza döner.

“Neler oluyor, Darlius? Ceset gördüğünde midesi kalkacak naif tiplerden değilsin.”

“Aaa.. Ben gerçekten naif bir ‘tip’im..”, diye zorlama bir sırıtışla cevap verir Darly. “Ama haklısın, sevgili Lilly, ceset gördüğümde midenin kalkacağı kadar değil.”

Lilly Venom derin, esef dolu bir nefes verir. Bu.. yılışık şey, yaptığı işte çok iyi olduğu bellidir. Ancak bir türlü susmaması ve lafı uzatıp durması, kendisi gibi pragmatik bir Drashan kızı için çekilmez bir huydur.. ve ona karşı hiç olmazsa asgari seviyede bir saygı duymasını da imkansız hale getirmektedir. Kız, ağabeyi Aager’in bu adama neden bu kadar uyuz olduğunu bir anda çok daha iyi anlayıverir, zira o da lafın uzatılmasından hiç haz etmez. Lilly Venom için laf uzun olacaksa, ya kullanılan her ifade özlü ve farklı bir bilgi içermelidir, yada sonunda mutlaka biri kanamalıdır!

Genç hırsız ilgili mesajı almış gibi, bir anda ciddileşir.

“Sanırım ‘paranı’ kazanma vaktin geldi, sevgili Lilly..”

✱ ✱ ✱

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Orken’ler ve büyücüler..”, diye rapor verir Darly Dor geri döndüklerinde. “Çok Orken ve çok büyücü.. Oradan fark edilmeden geçme ihtimalimiz yok. Dahası, sanıyorum yeni bir saldırı için hazırlanıyorlar. Tahminim, Orken’leri önden sürecekler, büyücülerde arkadan ateş toplarıyla saldıracaklar. Aralarında Orken şamanlardan da var..”

Largo, bir yandan genç hırsızın raporunu dinlerken bir yandan da sessiz kalmayı tercih eden Lilly Venom’u süzer. Ajan, yılların verdiği keskin algılara ve kişi ve mizaç analiz kapasitesine sahiptir ve bu kapasitesi ona Darly Dor’un ‘çok konuştuğunda’ bir şeyleri ört bas etmek için bunu yaptığını, Lilly Venom’un ise susmayı tercih ettiğinde, söylemek istemediği şeyleri, söylemek zorunda kalmak istemediğini ona ‘söylemektedir’ —ve bu ona ilginç gelir. İlginç gelen kısmı Darly Dor değildir. Kızın, yalan söylemekten hoşlanmayışı da değildir. Yalan söyleme işini, ona, Largo’ya karşı yapmak istemeyişidir..

‘Benim saklayacak bir şeyim olsa, ben bana yalan söylerdim.. Yada lafı bu sorumsuz çocuğun yaptığı gibi dikkatleri başka bir şeye çekmeye çalışırdım.’, diye geçirir içinden.

“Özel diplomat koridorlarını kullanalım o zaman. Pek nadiren kullanılırlar, dolayısıyla düşman o koridorlardan haberdar olmaya bilir.. Bu taraftan..”, der sesli bir şekilde ve grubu başka bir istikamete yönlendirir. Yaklaşık yarım saat süren sessiz ve temkinli bir ilerlemeden sonra Largo yarı yırtılmış, yarı yanmış bir duvar halısını kenara çeker ve duvar taşlarından birisini sert bir şekilde iter ve halının arkasında dar bir geçit belirir.

“Efendi Darlius. Siz önden gidin. Ben ve Lilly hanım arkadan geleceğiz ve kapıyı kapatacağız. Bir şeyle karşılaşmanız halinde geri gelin ve bizi bilgilendirin lütfen. Babanız, Efendi Philius’a cesedinizi götürmek istemiyorum. Eminim bu onun kalbini kırardı.”

Darly ‘fırk’lar ve sessizce önden gider, kısa bir süre sonra da gözden kaybolur.

“Onu başından savmak için bu kadar ince çaba göstermenize gerek yok, Ajan Largo.. Nezaketle, ‘Git başımdan.’, derseniz de eminim hiç alınmadan gider. Kendileri biraz yüzsüz biridir.”, diye söylenir Lilly Venom.

“Ona olmasa da, babasına saygım var, Lilly hanım. Ve hayatta öğrendiğim bir şey varsa, o da gerçekte kimsenin tamamen umarsız olmadıklarıdır. Özellikle de kendilerine yapılan saygısızlıklara karşı. Bunlar azar azar birikir ve beklenmedik zamanlarda da patlar. Şu an, kişisel krizler için uygun biz an değil.”

“Bu yüzden mi bana devamlı Lilly ‘hanım’ demekte ısrar ediyorsunuz?”, diye kırık bir ifadeyle gülümser Lilly Venom.

“Aklı başında kimse size saygısızlık etmez, Lilly hanım.”, diye cevap verir Ajan Largo. “Ama gerçek sebebim bu değil.”

“Nedir gerçek sebebiniz?”, diye sorar kız.

“Bunu burada açıklamamayı tercih ederim. Bununla beraber, duruşunuz, ciddiyetiniz, benim gibi lakaytlığa ve sorumsuzluğa gösterdiğiniz…”

“..Tiksinti?”

“..tiksinti ve lafı dolamadan ifadelendirmeniz.. bende belirgin bir hayranlık uyandırmadı değil.”, der samimi bir ciddiyetle Largo, sonra da ekler; “Kapasiteniz olmasına rağmen de yalan söylemek istemeyişiniz..”

Lilly Venom kaşlarını çatar.

“En önemlisini, en sona saklamanız da benim dikkatimden kaçmış değil, Ajan Largo.”, diye hafif kızmış bir şekilde söylenir kız.

“Aaa.. bu en önemlisi değildi. Ama dediğim gibi. Bunu burada, şimdi konuşmamayı tercih ederim.”, der Largo sakince.

“Darly Dor kendisinin ‘yem’ olması koşuluyla, beni bir kontrat için kiraladı. Merak ettiğiniz şey bu ise söyleyebilirim. Bu kadar zorlanmanıza gerek yok. Kendince lafı dolamasının sebebi ise, kontratta adı geçen şahsı, ‘kontrol’ etmek için gittiğimiz yerde, ve Orken’lerin ortasında, bir başkasıyla tartışırken gördük. Kendisine kontratın gerçekleşebilmesi için yer, ortam ve zamanın uygun olmadığını söyledim, çünkü kontrattaki kişi söz konusu olduğunda Darly doğru düşünemiyor. Aptal gibi ikimizi de öldürtecekti.”, diye didaktik bir şekilde anlatır Lilly Venom.

“Bunları neden bana söylüyorsun?”, diye sorar adam.

Lilly bir omzunu silker ve ona gülümser.

“Çünkü kontrat çoktan geride kaldı ve siz de artık geri gidip ona bir şey yapamazsınız.. Öldürmeye kalkmak, tevkif etmeye çalışmak, kahramanca hayatınızı vermek, gibi..”

Kaşlarını çatma sırası Largo’ya geçmiş gibidir.

“Neden böyle bir şey yapayım ki? Buraya gelme sebebimiz fevkalade önemli. Yan eğlencelere vakit ayıramayacak kadar önemli..”

“Kontratımın, High Woods ve Bari Na-ammen High Lady’si, Angrellen Sunsear için olduğunu bilseniz dahi mi?”, diye cevap verir Lilly Venom, daha da gülümseyerek.

 

Largo olduğu yerde durur..

..ve kısılmış, haşin gözlerle kıza bakar.

 

“Bu.. bu bilgiyi benden saklamaya hakkınız yoktu, Lilly hanım.”, diye hararetle fısıldar.

“Bu bilgiyi sizinle o zaman paylaşmış olsaydım, tam olarak ne yapardınız? Onu şahsen öldürmeye çalışmanız, tevkif etmeye kalkmanız.. yada kahramanca ölmeniz dışında..”, diye sorar Lilly Venom ama gülümsemesi gitmiş, yerini, en az kendisine yöneltilen kadar haşin ifadeye bırakır.

“Bu kararı vermek size düşmezdi.”, diye hırlar Largo.

Kız sessizce adama bakar.

“Size herhangi bir şey söyleme zorunluğum yok, Ajan Largo. Siz bir kanun adamısınız.. teknik olarak. Ben ise kanun dışı bir kızım. Hangi hesabınızda size ve sizin ‘kurallarınıza’ ayak uydurmam gerektiği sonucuna vardınız? Burada bulunmam bile sadece bir nezaket meselesi. Size gizli tüneli tarif edip, High Spires’da sıcak çayımı yudumlayıp, kremalı çilek pastamdan yiyor olabilirdim. Konsolosluğu terk edecekleri için mutfağı ve kilerlerinde ne varsa hepsini mültecilere açtılar. İnanın, elf yapımı bir kremalı çilekli pasta gibisi yoktur.”

Ajan Largo burnundan solur.

“Neden şimdi söyledin bunu peki?”, diye sorar kıza.

Kız yine bir omzunu silker.

“Orken orduları tarafından yok edilmiş Bari Na-ammen’in bir high lady’sinin burada, sizin şehrinize saldırmış aynı orduların ortasında ve sizin birinci lordunuzun sarayında görüldüğü bilgisinin sizin ilginizi çekeceğini düşündüğüm için, olabilir mi? Yada belki bir başka sebepten dolayı?”

“Hangi başka sebepten dolayı?”

“O kadarını da sizin düşünmenizi tercih ederim, Ajan Largo.. Doğru sonuca varamayacak kadar aptal olmadığınızı umuyorum. Lütfen bana o kadar aptal olmadığınızı söyleyin..”, diye tekrar gülümseyerek cevap verir Lilly Venom, ve adımlarını hızlandırarak gönüllü muhafızların arasından geçer, ve kısa bir zaman sonra, o da gözden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye keskin bir sesle tıslar Ajan Largo, kalın, oyma çift kapının arkasına. Çift kapı, üzerindeki muhteşem bir zarafetle işlenmiş çiçekler, yapraklar, dikenli sarmaşıklar ve ‘uçuşan’ orman perileriyle kaplıdır ve elf el işçiliğinin de nadir örneklerinden birisini sergilemektedir. Pek azının bildiği bir şey ise, gerçekte kapı sadece elf işçiliği barındırmamaktadır. Kapı, plaka halinde içine yerleştirilmiş mitral çeliği ile de desteklenmiştir. Ajan Largo bu kapıyı içeridekilerin rızası olmadan kırabileceklerini düşünmez.

“Elmanın yarısını ben yedim, hain!”, diye boğuk, alaylı, ve umutsuz bir ses gelir kapının ardından.

“Lanet olsun.”, diye mırıldanır Largo.

Yan taraftan Darly ‘fırk’lar.

Lilly Venom ise kaşlarını çatmakla yetinir.

“Ben Kıdemli ARİS Ajanı Largo. Arashkan Kimlik Numaram: 767-513-8814! Prens Korodin’i güvenliğe, şehirden çıkarmaya geldik. Açın şu kapıyı.”, diye burnundan soluyarak seslenir içeriye.

“Benim numaram da; 777-İYİ-VAKİT-İÇİN-ARAYIN!”, der içerden gelen boğuk ses.

Darly gülmeye başlar.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

“Harika!”, diye ellerini hayaya kaldırır Largo, sinirden çatlamak üzere.

“Hiç olmazsa saray soytarısını bulmuş olduk!”, diye mırıldanır Lilly gülümseyerek.

“Largo amca?”, diye tiz bir ses gelir içeriden.

“Korodin? Sen misin?”, diye bir anda omzundan büyük bir yük kalkmış gibi sırıtır Largo.

“Evet, Largo amca. Neler oluyor? Şehir saldırı altındaymış. Kaladin amcam, Haradith abi ile Ariles ve Ylara ablalarım neredeler? Kimse bana bir şey söylemiyor. Beni amcama ait olan bu odaya getirdiler ve kapıyı barikatladılar.”

“Sana her şeyi anlatacağım genç Korodin. Şimdi. Yanındaki saray muhafızlarına kapıyı açmalarını emredersen buradan gidebiliriz.”, der Largo, sonra da fena bozulmuş bir şekilde fısıldar. “Lanet olsun. Kimse çocuğa amcasının ve kuzenlerinin öldürüldüklerini söylememiş..”

İçeriden bazı boğuk konuşmalar duyulur. Ancak sonunda kapının ardından ağır bir şeylerin çekildiğine dair gürültüler gelir ve kapı açılır.

“Hanginiz Largo?”, der yaşlı bir ses ve bir zamanlar belki uzun boylu ve açık kahve saçlı, şimdiyse sıska, bükülmüş ve saçları aklaşmış, sesi kadar kendisi de yaşlı bir kadın peyda olur.

“Largo benim, Lady Ferrara.”, der Ajan Largo sakince.

“Beni tanıyorsun.”, der yaşlı kadın.

“Evet, efendim. Ancak yüz yüze hiç tanıştırılmadık. Geçmişte iki defa sizin gizli korumalığınız görevinde bulundum. Bundan sekil yıl önce Büyük Arashkan Şenliklerinde ve ondan önce de Arashkan Arenası protestosuna katıldığınızda —yaklaşık otuz yıl önce..”, diye açıklar nazikçe Largo.

Yaşlı kadın önünde duran adamı uzun bir süre süzer, sonra da yanındakileri tetkik eder.

“Prensi nereye götüreceksiniz?”, diye sorar Lady Ferrara.

“Kendilerini önce sarayın en altına, unutulmuş bir kilere, oradan gizli bir tünel vasıtasıyla Heaven Parkının, Büyük Arashkan Kütüphanesi tarafına, oradan da şehirde güvenli kalan tek yere, High Spires’a götüreceğiz. İskelede gemiler hazırda bekliyor. Prensi High Spires elf’leriyle birlikte o gemilere bindireceğiz ve şehirden ayrılacağız. Nihai hedefimizi söylememeyi tercih ederim, efendim.. Şimdilik.”, diye sakil bir şekilde anlatır Largo.

“Korodin seni tanıdığını söylüyor.”, der yaşlı kadın.

“Evet. Birinci Lordu bir kaç defa şahsen ziyaret etmişliğim oldu. O ziyaretler esnasında kendileriyle tanışma fırsatını yakaladım. Beraber oturup ‘Gezgin Ozan Blom Bundlebim Hobim ve Hayret Verici Maceraları’nı okumuştuk.. Bir seferinde de Lordum Kaladin, okçular turnuvasını seyretmesi için onu bana emanet etmişti. Beraber güzel zaman geçirmiştik.”, der Largo çok hafif gülümseyerek.

“Öyle olsun bakalım.”, der yaşlı kadın. Sonra arkasını dönmeden içeri seslenir. “Prensi getirin. Soralım bakalım beyefendiyi tanıyor muymuş?”

‘Prens’, sevinçle kapıdan fırlar ve Largo’ya sarılır.

Yaşlı kadın kaşlarını çatar, ama gülümsemesine de mani olamaz.

“Sanırım bu sorumuzun cevabını vermiş oluyor. Ne zaman gideceksiniz, Efendi Largo?”, diye sorar yaşlı kadın, küçük prense sarılmış adama.

“Hemen. Orken’ler yeni bir saldırı için toplandılar. Ve bu sefer büyücülerini de getirdiler.”, der Largo ciddi bir sesle.

“O zaman prens sana emanet, Efendi Largo. Onu hayatınla koru.”, diye emreder Lady Ferrara.

“Siz gelmeyecek misiniz, Lady’im?”, diye hayretle sorar Ajan Largo, yaşlı kadına bakarak. Yaşlı kadına, ve odada sessizce bekleyen bir düzine kadar taş suratlı saray muhafızına bakarak..

“Hayır. Saraya gelmelerinin tek bir sebebi var, o da kök, dal ve budak.. ailenin tamamını ortadan kaldırmak için, zira başsız bir halkın geleceği de olmaz, gideceği yeri de.. Size vakit kazandırmak için bizler tekrar kapıyı barikatlayacağız ve içeri girdiklerinde de onlarla sonuna kadar çarpışacağız.”, der yaşlı kadın sakince.

Largo kadına hayretle bakar.

“Burası benim evim, Efendi Largo. Evimi bir avuç çapulcuya bırakmak gibi bir niyetim yok. Ve bir hanımefendi evinin sadakatini temsil eder.”, diye ışıl ışıl gözlerle cevap verir yaşlı kadın.

“Prens Korodin.”, der çocuğa bakarak.

Küçük Korodin yaşlı kadına döner ve kadın çocuğa sarılır.

“Largo amcanla gitmen gerekiyor. O ne derse hemen yerine getir, sesini çıkarma ve ağlama. Ama büyüyünce, ve zamanı gelince tekrar bize geri dön, çünkü bu şehir senin.. Beni anlıyor musun?”, diye yaşlı gözlerle sarılır küçük prense.

Korodin hayret verici bir sükunetle bir iki defa burnunu çeker ve o da yaşlı kadına sarılır.

“Gidin. Şimdi..”, diye emreder Lady Ferrara..

 

..sonra arkasını döner, içeri girer ve oymalı kapıyı arkasından kapatır..

..ve kapının arkasına ağır bir şeylerin yığılma sesleri tekrar duyulur.

✱ ✱ ✱

Tekrar geldiniz! Ve bu sefer yanınızda Prens Korodin de var!”, diye ünler hayretle ilk barikatta karşılaştıkları saray muhafızı. 

“Prensi güvenli bir yere götürüyoruz. Sizin de burada durmanız için bir sebep kalmadı, asker. Adamlarınızı toplayın. Bizimle geliyorsunuz..”, der Ajan Largo.

Bunu duyan saray muhafızları birbirlerine bakarlar..

..ama yerlerinden kıpırdamazlar.

“Ne bekliyorsunuz?”, diye hafif burnundan solur Largo.

“Sanırım gelmeyecekler, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Bunlar bağlılık yenimi etmiş askerler, sanırım.”

“Hayır, hanımefendi.”, der kendileriyle konuşan asker. “Ama bu bina sadece bir saray değil. Bu bina, bu şehri, halkını, kültürünü, hayatını ve onurunu temsil eden son kale. Ve bizlerde bu sarayı koruyan son askerleriz. Sadece ve en sonunda bizler de öldüğümüzde bu şehir gerçekten ölmüş olacak.”

Asker saygıyla küçük Korodin’in önünde bir dizinin üstüne çöker ve ona gülümser.

“Bizleri unutmayın, Prensim. Ve bir gün geri gelip şehrinize tekrar sahip çıkın.”

“Büyüyünce geri geleceğim, efendim. Söz..”, diye mutsuz bir ifadeyle cevap verir küçük Prens Korodin.

Yukarılardan bir yerden büyük bir patlama sesi duyulur ve saray muhafızları sesin geldiği yere dikkat kesilirler.

“Kıdemli Ajan Largo. Prensimiz ve onurumuz size emanet. Şimdi gidin.. ve çabuk olun..”, der asker ve kısa bir emirle barikat tekrar aralanır.

“Adın ne senin, asker?”, diye seslenir küçük Prens.

“İsimsiz..”, der asker, gülerek. “Bizler bu şehir için ölen isimsiz askerleriz.. Elveda Prensim..”

✱ ✱ ✱

En sonunda.”, diye mırıldanır Ajan Largo ve hafif tepinerek çıkar toprak tünelden. Sonra tünele geri uzanır ve küçük Prens Korodin’in elinden tuttuğu gibi tünelden çıkartır. Başta biraz korkmuş olsa da, etrafındaki herkesin ıkınarak sürünmesine nispeten kendisi çömelerek yürüyebiliyor olması küçük prensin eğlenmesine sebep olmuştu. Tünele ilk girdiklerinde göreceli bir şekilde sabah saatlerde olmuş olmasına rağmen, şimdi ise gece çökmüştür. Buna rağmen şehrin bir çok farklı noktasından hala patlama ve çatışma sesleri ve acı dolu çığlıklar duyulmaktadır.

“Evet.”, der bir ses karanlıktan ve yanmış Heaven Parkının kömür olmuş ağaçları arasından. “En sonunda.. Bir ARİS ajanı olarak ‘acele’, ‘ivedilik’ ve ‘dakik’ ifadelerinden bu kadar uzak olmanız biraz utanç verici.. Ama zaten ARİS olarak başarılı olmuş olsaydınız, bu hale hiç düşmüş olmazdınız..”

Largo olduğu yerde durur ve genç prensi arkasına alır.

“Prens..”, der aynı ses. “..onu rica edeyim.. Hepinizin ölmesi gerek miyor. Aslına bakılırsa gerekiyor, ama ayak işleriyle ben ilgilenmiyorum.”

“High Lady Angrellen Sunsear.. Yanlış şehirdesiniz sanki..”, der Largo burnundan soluyarak.

“Ahahaaa.. Bana daha ziyade ‘yanmış şehirdeyim’, gibi geldi.”, der sesin sahibi ve kömür olmuş ağaçların arkasından, uzun, örülmüş, bembeyaz saçları, yay gibi kaşları, olağanüstü güzelliği ve ürkütücü zarafetiyle High Lady Angrellen Sunsear belirir. 

“Yanmış kendi şehrin.. kendi ülken yetmedi sanırım. Komşularına ihanet etmeyi, bir davranış bozukluğu olarak kabul edemesem de, yine de anlarım zira sizden daha azını beklemezdim asla. Ama kendi halkınıza nasıl ihanet ettiniz? Sizin yüzünüzden üç gün içerisinde on binlerce elf hayatından oldu.”

“Bu ne şimdi? ‘Son boss’ konuşması mı yapacağız? Peki. Yapalım bakalım.. Muhataplarımın cahilce ölmelerindense, aptallıklarının ne denli büyük olduğunu bilerek ölmelerini hep tercih etmişimdir.”, der High Lady Angrellen gülümseyerek.

“Hayır Angrellen. Sen bir ‘boss’ değilsin. Asla da olmadın. Sen sadece ve her zaman ikinci, her zaman bir başkasının ‘kulu’ oldun..”, diye sırıtarak cevap verir Largo ve yanında gönüllü muhafız ve elf’lerden geriye kalanlar da tünelden çıkmaya başlarlar.

Muhafızlar Angrellen’i görürler ama tanımazlar. Elf’ler ise Ri Grandaleren’in ablasını anında tanırlar ve bir anda yüzlerinde korku belirir.

Ve onların arkasından da Lilly Venom çıkar tünelden.

“Beni kızdırmaya mı çalışıyorsun, Ajan Largo? Buna gerçekten gerek yok. Zira sana kızmamış olsam bile öldürmekten keyif alırdım. Ama senin canın benim değil. ARİS’e katıldığından beri kaç tane düşman edinmiş olduğunu tahmin bile edemezsin. Şimdi.. Çocuğu verecek misin, yoksa hepinizin cesetleri arasından mı toplam gerekiyor onu?”, der High Lady gülümseyerek.

“Sırf merakımdan sormak isterim. Bu gece bizi burada nasıl buldun?”

“Zavallı Lady Ferrara.. Ölürken çok acı çekti. Ama ruhunu çekip aldığımda benden saklayabileceği pek de bir sırrı kalmamış oldu. Bu tünele gelince. Bunun kazılması için yıllar önce Arashkan kesicilerine kimin sponsorluk yaptığını sanıyorsunuz?”, der Angrellen gülerek.

“Kendi halkına değdi mi? Sana ne vaad ettiler, Angrellen? Hangi ödül, sonsuza kadar bir hain olmaya değer?”, diye hırlar Largo.

“Tam da üstüne bastın, genç adam.. SONSUZA KADAR! —bana vaad edilen şey buydu. Ve bir kaç bin ölümlünün hayatı buna değer.”, diye cevap verir Angrellen aynı gülümsemesiyle.

“Hiçbir şey sonsuz değildir, Angrellen.. Senden önce aynı şeye sahip olabileceğini düşünen kaç bin ahmağı ağırladı bu dünya, herhangi bir fikrin var mı?”, diye neredeyse bağırır Largo.

“Evet. Var genç adam.. Senden çok daha iyi bir fikrim var. Ama sanıyorum bu konuşma kendi kökünü kazıdı gibime geliyor. Ben seninle yada adamlarınla ilgilenmiyorum. Bana çocuğu getirmem söylendi, ben de tam olarak bunu yapacağım..”, der High Lady, sonra da sırıtarak ekler. “Ama canlı olup olmaması hususunda kati bir talimat verilmedi..”

“Canın cehenneme, Cadı! Neyin varsa görelim!”, diye hırlar Largo asice.

“‘Neyim varsa görelim..’ Peki o zaman.. Görelim bakalım.. Lilly!”

Ve Largo bir anda irkilir.

Zira ensesinde keskin bir hançerin ucunu hisseder.

“Prensi ben alayım, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Ve lütfen. Ani hareketlere yada son dakika kahramanlıklarına da kalkışmayalım. Sizden hoşlandım.. Lütfen bu durumu bozacak bir şey yapmayın.”

Ve Lilly Venom, hayretle kalakalmış Largo’nun elini tuttuğu küçük prensi alır..

..ve onunla beraber High Lady Angrellen’e doğru yürümeye başlar.

✱ ✱ ✱

Seni takdir etmemek elde değil, sevgili Lilly..”, diye kedi gibi mırıldanır Angrellen. “Etrafındaki herkesi bir Lir gibi oynadın. Bu iş bittiğinde benimle gelmek istemediğinden emin misin? Seni tahmin edemeyeceğin kadar zengin yapabilirim..”

“Bunu düşüneceğim, Hanımefendi. Ama önce kapatmam gereken bir kaç başka hesabım daha var.” der Lilly Venom donuk bir ifadeyle.

“Nasıl?”, diye hayretle tanıdığını sandığı kıza bakar Largo. “Neden? Seni Efendi Philius tutmuştu..”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“En başta Philius’un beni High Lady Angrellen ve kızı Anglenna’yı öldürmem için tutması fikrini —oldukça dolaylı yollardan— Angrellen hanımefendinin ta kendisi önermişti ona ve Philius, olduğu ahmak gibi, bunu fark etmediği gibi, asla da bu gerçeğe ayılamadı. Efendi Philius kendi çapında iyi bir idareci olabilir, ancak ‘büyüklerin’ oyunu için fazla toy. Kendisi beni kiraladığını sanıyordu. Halbuki Angrellen hanımefendi, onun beni kiralaması için çoktan beni kiralamıştı bile. Bu şekilde onun yanına kadar rahatça sokulabildim. Asıl hedef ise önce Prenses Alor’Nadien ne idi. Ondan sonra da sırada Philius’un kendisi ve eşi vardı. Ancak arenada prensesi öldüremedim çünkü karşımıza beklenmedik bir yaratık çıkardılar ve işler bir anda karışıverdi.. Şunu anlamalısın Largo. Ben kimseye ihanet etmedim. Sadece kiralandığım kontratı yerine getiriyorum, o kadar.”

“Bir kontratı yapıyor olman, seni ihanetinden paklamayacak, kesici.. Daha önce sadece kiralık bir katil olarak çok da fazla umursanmıyordun. Prens Korodin’e karşı yaptığın bu eylemle her zaman, ve her yerde aranıyor olacaksın.. Bunu bilmen gerekiyor!”, diye hiddetten kıpkırmızı olmuş bir suratla tıslar Ajan Largo.

Lilly Venom ise buna da omuz silker.

“Bugüne kadar beni bulamadınız. Bugünden sonra da bir daha görmeyeceksiniz —ki bir iki güne Arashkan da zaten kalmamış olacak..”

“HAİN!”, diye küfreder Largo ve belinden hançerini çektiği gibi kıza fırlatır!

Ama kız, bir dansöz gibi kendi merkezinde, trençkotu ve eteklerini yelpaze gibi saçarak döner..

..ve küçük prensi kaptığı gibi kaçar!

 

Hançer ise High Lady Angrellen’in karnını kıl payı ıskalar.. ve bacağını çizerek arkasındaki ağaca saplanır.

High Lady Angrellen’in gözleri bir anda kararır ve gördüğü herkese —ama herkese saldırır.

İki elinden de uğursuz, turuncu-kızıl yıldırımlar sıçrar ve daha ilk hamlesinde önce Ajan Largo yere yığılır, ardından gönüllü üç muhafız ve elf’lerden de dördü, göğüslerinde koca birer delikle, gıklarını bile çıkarmadan yere yıkılırlar. Kalan son üç elf ise kılıçlarını çekerler ve “BARİ NA-AMMEN!”, diye çığlayarak High Lady’nin üstüne atlarlar.

‘Cadı’ya kılıcıyla vuran ilk elf bir anda acıyla kıvranır ve tamamen donmuş bir şekilde olduğu yerde devrilir. İkincisi ise isabet ettirir ancak kadını sadece kolundan sıyırır. Anglenna anında karşılık verir; lavlı bir ateş, kadının elinden sıçrar ve elf acı bir çığlık atarak yarı kömür olmuş halde can verir. Kalan son elf ise tamamen ıskalar ve bu şekilde de kendi kaderini belirlemiş olur.

High Lady Angrellen tekrar ellerini kaldırır..

..ve bir an olduğu yerde tökezler.

Kadının suratında hayret ifadesi belirir ve ağzından bir oluk kan boşalır ve..

“FELİSHİA FREMİER’İ HATIRLA!”, diye bir tıslama duyar arkasında.

Angrellen arkasını döndüğünde, karşısında elinde kanlı bir hançerle durmuş, daha önce hiç karşılaşmadığı, genç bir half-elf bulur.

“Sen de kimsin, çocuk?”, diye hırlar High Lady.

Genç half-elf ona sadece sırıtır.

“Ben, ‘fili öldüren mızrağım’..”

“Hayır, çocuk. Sen sadece ölüsün!”, der yanan gözlerle Angrellen ve beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek uzanır..

..ve genç half-elf’e dokunur.

 

Darly “Darlius” Dor..

..yüzünde hayret ifadesiyle kaybolur!

✱ ✱ ✱

Cadı.. nerede?”, diye acıyla inler Ajan Largo.

Uzun, ince parmaklar, adamın yüzünü tutmaya devam eder. Largo gözlerini açtığında, Lilly Venom’la burun buruna olduğuna ayılır. “Her uyandığımda seninle böyle mi karşılaşacağım?”, diye hafif ekşi bir suratla doğrulmaya çalışır, ama acıyla tekrar yanmış, kuru toprağa çöker.. “Yanlış anlama.. Nefesin hakkında söylediklerimde tamamen samimiydim, ama bu durumun bir alışkanlık haline gelmesi biraz garip olurdu..”

“Benim de kaç defa sizi ‘öperek’ uyandırmam gerekiyor, Ajan Largo? Halbuki bir kerecik olsun beni yemeğe bile çıkarmadınız. Pek de centilmence sayılmaz..”, diye cevap verir Lilly Venom hafif kırık bir gülümsemeyle.

“Söz.. bu işten sağ salim kurtulursak, sizi bulabildiğim en lüks lokantaya götüreceğim.”, der Largo inleyerek.

“Bu sözünüzü size hatırlatacağım. Bununla beraber, lüks olması gerekmiyor, Ajan Largo. Sessiz, sakin, mum ışığında.. ve loş olması yeterli olur gibime geliyor.”, diye vurgular kız.

“Lütfen hatırlatın. Ama sizin için biraz fazla yaşlı değil miyim?”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“Bu konuda benim bir şey söyleme hakkım yok mu? Bunu mu ima etmeye çalışıyorsunuz, Ajan Largo?”, diye tehlikeli bir şekilde gülümser Lilly.

“Var tabi ki. Sadece hatırlatmak istedim.”

“Ben genç ve yakışıklı bir delikanlı aramıyorum, Ajan Largo.. Onlar hiçbir zaman ilgimi çekmediler. Benim aradığım, olgun, aklı başında, lafı uzatmayan, zeki ve mütemadiyen kendisini ispatlama ihtiyacı duymayan birisi. Ve bu vasıflar asla toplu olarak genç erkeklerde olmuyor ne yazık ki.”, diye sakin olmaya çalışan bir sesle cevap verir kız.

“Benim yakışıklı olmadığımı mı ima ediyorsun?”, diye alınmış bir sesle sorar Ajan Largo.

Kız hemen önünde yatan adama bön bön bakar.

“Bütün sıraladıklarım arasından çıkarabildiğiniz tek şey bu mu? Lütfen bana bu kadar aptal olmadığınızı söyleyin, Ajan Largo..”

Largo gülmeye çalışır ama bu sadece daha çok acı çekmesine sebep olur.

“Prens?”, diye sorar en sonunda.

“Burada ve kusmakla meşgul.”, der Lilly Venom ve başıyla adamın göremediği bir yere işaret eder.

“Prens neden kusuyor?”, diye sorar Largo yattığı yerden.

Lilly Venom tekrar bir omzunu silker.

“Onu kaçırabilmem için bir iki yudum ‘Gaz İksiri’ içirmek zorunda kaldım. O iksiri Arenada, Anglenna’yı öldürdükten sonra kaçış stratejimin bir parçası olarak kendime saklıyordum. Nasip küçük prenseymiş. Ama korkarım bu onun midesiyle pek de iyi geçinmedi.”, diye açıklar kız.

“Muhteşem Gökler adına! Sekiz yaşındaki bir çocuğa, hem de prensimize bir ‘Gaz İksiri’ mi içirdin?”, diye inler Largo.

“Gaz iksirlerinin kimseyi öldürdüğü duyulmuş bir vakıa değil, Ajan Largo. Sadece nadir hallerde mide bulantısı ve kusmaya sebep olabiliyor.. bu durumda olduğu gibi..”, der Lilly Venom didaktik bir ifadeyle.

“Cadı? O nerede?”

“Kaçtı. High Lady Angrellen fevkalade tehlikeli ve ölümcül bir büyücüdür. Ancak çok zorunlu kalmadığı sürece her zaman kaçmayı tercih eder.. Hırslı ve kindar olduğu kadar özde korkak bir kişiliğe sahiptir.. bu durumda olduğu gibi.. Angrellen bir çatışmaya girmeden önce her zaman elinde hazır en az bir kaçış planıyla gelir. Ve onun kaçışına engel olamadığınız sürece de onu yenemezsiniz.”, diye cevap verir kız aynı ses tonuyla.

“Senin için söylediğim şeylerden dolayı özür dilerim, Lilly hanım, ama sanırım gerekliydi.”, der Largo.

Lilly Venom’un tek kaşı kalkar.

“Huh.”, diye ünler. “Kimse benden özür dilemez, Ajan Largo..”

“Largo. Sadece Largo yeterli. Her defasında ‘Ajan’, demenize gerek yok.”, der Largo.

“Aaaa.. Hayır, Ajan Largo. Söz verdiğiniz yemeğe kadar Ajan olarak kalacaksınız.”, diye muzırca gülümser Lilly Venom. “Yemekten ve muhabbetinizden hoşlanırsam, düşünürüz.”

Ajan Largo gözlerini kapatır ve inler.

“Sadece üçümüz mü kaldık?”, diye sessizce sorar neden sonra.

“Sadece üçümüz ve gönüllü elf’lerden bir tanesi kaldık..”, diye kısmen onaylar Lilly Venom benzer bir sessizlikle.

“Darlius?”

“Bilmiyorum. Angrellen ona bir büyü yaptı ve ikisi de bir anda kayboluverdiler.. Aynı yere mi gittiler yoksa farklı yerlere mi bilmiyorum ve hangisinin daha kötü olabileceğini ise düşünmek bile istemiyorum..”

“Shit!”, diye küfreder Largo.

“Çok ayıp, Ajan Largo. Ama isabetli.”

“Babasına ne diyeceğim ben şimdi?”, diye inler Largo.

“İki doğrudan birisini; öcünü almak ve onurunu geri kazanmak için cesurca savaştığını.. yada her zamanki gibi fevri, sorumsuz, plansız ve düşüncesizce davrandığını.. Onunla bir anlaşma yapmıştık. Anlaşmaya göre o ‘yem’ olacaktı ben de ‘asıl’.. Ama o plana uymadı ve bunun sonucunda da sadece yem oldu..”, der Lilly Venom sessiz bir hiddetle.

Ajan Largo gözlerini açar ve yanı başında eğilmiş, kendisini seyreden kıza sessizce fısıldar.

“Angrellen seni ve ona olan ihanetini asla affetmeyecektir.”

Lilly yine bir omzunu silker.

“O kaltağın benden önce halletmesi gereken çok daha önemli işleri var. Dahası, bu işte benim hiç bir ihanetim olmadı bile. Her ne kadar o öyle düşünse de. O, Philius’un beni kiralaması için beni kiralarken, gerçekte senin beni ondan bile önce kiralayarak aynı numarayı ona çekmiş olman oldukça zekice idi.”

“Bunun için bana değil, rahmetli Efendi Demos Lightshand’e teşekkür etmelisin. O mektubu yazmamış olsaydı, bu geceki sonuç çok daha farklı olurdu.”

“Belki.. Gitmeye hazır mısın? Burada daha fazla oyalanmamız pek de akıllıca olmaz ve sanıyorum genç prensin de çıkartacak bir şeyi kalmadı.”

Largo biraz daha inler ve tekrar doğrultmaya kalkar. Lilly Venom adamın koluna girer ve ona yardım eder.

“Sen gerçekten hayret verici birsin Lilly. Bilmiyorum bunu daha önce sana söyleyen oldu mu?”, diye sessizce koluna girmiş kızın gözlerine bakarak itiraf eder Ajan Largo.

Lilly Venom, yüzünde garip bir ifadeyle koluna girdiği adamın mavi gözlerini, hafif bronzlaşmış yüzünü, kalın, altın sarısı kaşlarını ve ince kesim sakal ve bıyıklarını seyreder.

“Ferra. Benim adım Ferra Ferrea, Ajan Largo..”

 

 

 

“Benim, Dexter adında öldüğümü sanan, senden büyük bir oğlum var..”

“Huh!.. Benim de, beni öldürmek isteyen bir abim var!”

“…”


arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi modül role play serenity the plot thickens tundra walkers Whispers; A Cabal

Quiet In The Library

Quiet In The Library

Timeline:

Arcantonic and Brom slip silently into the night to do somethings that might very well break the prophecy they were sent for.

Adamant that she must do what she set out to do, Brom has little choice but to help accompany the ‘cute little demon’ of a gnomic girl.

 

This story takes place on the same night as
“Benim gitmem lazım.”
The Returning of Shal -ah Galad
Geleceğin Adımları
“Not Yets” and POV’s (18+)
and right after
Between The Blinds.

 

 

THAT. WAS. AWSOOOOOME!“, Tonic half shrieked, half cackled with manic fervent and triumphant hysteria. “I can’t believe she held me.. No!.. She hugged me! The Riverin of High Woods, The Princess of Bari Na-ammen, the daughter of Ri Grandaleren and Rise Nadine Graciousward.. THE FUTURE QUEEN OF THE HIGH ELVES, Alor’Nadien ne Feymist herself, my twin sister by adoption, no less, and she hugged me! Oww my Gosh, she smelled so nice.. So warm.. And you know what? I think I will go visit her again, once this is all over. Just for more of that!”

“Girl.. She offered you the throne of Bari Na-Ammen, literally, and all you can think of is her hugs? I’ll be the first one to admit, she is a beauty, par to Wraiven, but really, now.. Your priorities are a tad eschewed.”, Brom said with a bemused tone.

“Look here, you little hobbit!”, she said pointing a tiny finger at him. “This here is the hair of a Princess. And not just any princes, but that of Alor’Nadien ne, herself! And not just a snippet, either. She gave me a whooooole strand!”

 

Her tiny finger, the one she was pointing at Brom, was nearly all black! Because her fingers were so small, and the Princess truly had had very long hair, flowing nearly all the way down to her feet. She had enlaced the hair around and around her finger until it had all but covered it.

And now, the little gnomic girl was skipping and hopping like she was the proud owner of one of the rarest wonders in the kingdom..

..which, she was!

 

“You are such a dork, Tonic.”, Brom smiled. “..And a fangirl!”

 

The two had left the huge Dorin guy and the beautiful, graceful, and pretty princess behind and were heading to their next, and hopefully, last stop for the evening; to the Great Arashkan Library.

Why was every officious building in the city named ‘Great’, Brom had wondered.

The Great Arashkan Courthouse, The Great Arashkan Library, The Great Arashkan Arena, The Great Spires, The Great First Lord Princeps Palace.. It wasn’t like there was another city just over the hill with a courthouse, a library, an arena, some spires nor another first lord that one would confuse, now, was there?

Or perhaps there was some ‘baby’ Arashkan courthouses, libraries, arenas, spires, and first lord palaces and hence, the ‘great’ ones had real and practical significance.

Brom couldn’t imagine a conversation where some stranger would ask; “Excuse me, mate, where’s the First Lord’s Palace?”, and get a reply, “Which one? I mean, we have so many!”.

Brom suspected, that conversation would devolve into something like;

“The ‘great’ one..”

“Yea, okay, but which one? We have a lot of ‘great’ first lords in Arashkan. You’ll have to be a bit more specific, mate!”

“How many First Lord’s do you have, in this city?”

“19,876 by the last count. We had a new First Lord spawn just the other day!”

 

Apparently, Brom’s live imagination was at play again!

 

But there was, however, some truth in his creative perception. All these ‘greats’ didn’t make the city anymore endearing.. Only pompous! No one, it seemed, was near-honestly humble like hobbits in this world. Hobbits lived in nice, quiet, rolling hills. They didn’t build giant monuments, nor put awesome statues to impress others. Seemed a little like too much work for no gain at all. Hobbits made their homes in the hills and.. well.. they lived in them.. Happily too!

The near-honestly was because hobbits were just unenthusiastically lazy to be bothered by such frivolities!

Elves, humans, gnomes, dwarves.. none of them ever seemed satisfied with what they already had. Always they would thrive for more..

..and still, be unhappy.

Just how stupid was that?

 

“Brom.”, Tonic said sternly. “I know what she offered. Think of my history. I know what power is. I lived with my uncle for years. And I know what power can do to you. My uncle.. He had power. Lots and lots of it. Even his demons feared him and it really is hard to instill fear in a demon. And look what it brought him. Banishment to the depths of hell he is never coming back from. It is possible he is still alive. And burning perpetually there.. And Heavens willing, he should burn for more, and then some.”

“I.. can’t say I admire his disposition. But why? Why did Nadine banish him and not just kill him and be done with? Death seems kinda more permanent, don’t you think?”, asked Brom a bit taken aback by the little gnomic girl’s savage tone.

“No. Death is not always thus permanent. Not for guys like my uncle..”, she replied, her tone much more subdued now than just a moment before.

“Ow? How do you mean?”

“My uncle, Arcanton.. He made many deals with many beings.. Outsiders.. Creatures that do not belong to our plane of existence. Planes where time and space get distorted. You literally can’t kill those creatures, Brom. You can only banish them from your own reality and hope some fool will not summon them back.. At least not in your lifetime!”, Tonic said quietly.

“Hmm.. So Arcanton made deals with things out of our plane of existence. But so did Wraiven, come to think of it, did she not? I mean, The Raven Queen doesn’t exactly belong to our plane of existence either, you know.”, Brom said carefully.

“Seressa did not make deals with the Raven Queen, Brom. Not in the sense that my uncle did. My pairs soul is her own. And belongs only to her. I doubt under any circumstance would she give up her soul to anyone.. or anything! Seressa is bonded with the Raven Queen via a pact. She does her bidding in return for her queen sharing a part of her power and knowledge with her. It is sort of a mutually beneficial agreement between two parties. She can, if she wanted, dissolve that bond. Yes, she will lose the Raven Queen’s favor and the power she imparts to her, but the fact remains; she can end the bond..”, Tonic tried to explain.

“So she can.. But I still don’t see the difference.”, said Brom as he squinted into the night.

“The difference is, unless you got more balls than brains, you literally can’t break the deals you make with Outsiders. Once the deal is done, your soul is on the market! It’s ‘Going.. Going.. Going.. Gone!’“, she said seriously.

“Well, that sucks.. I suppose. I like it that Seressa is free. I like her free. And she should always be free. Social rhetorics do her enough injustice and chain her as it is. She doesn’t need any more constraints.”, Brom said quietly.

 

The two walked on for some time in companionable silence. As it turned out, they ended up going the longest possible way around, taking the streets between the Officers District and Heaven Park, behind the Archery Military Camp, and by the Lights Temple. For some reason, the First Lords Palace and the streets surrounding it seemed to be teaming with burly, scowling patrols and neither Brom nor Tonic needed any complications or altercations with the city’s law enforcement’s that late, that night.

 

“Don’t.”, Brom said finally.

“Don’t what?”, asked Tonic, a bit surprised.

“Don’t ask the question you have been meaning to ask all night, Miss Tonic.”, he said with a destitute voice.

“Actually, I wasn’t going to ask anything.. And you really don’t need to ‘Miss’ me you know. Every time you say ‘Miss Tonic’, it sounds like ‘I miss Tonic!’ in my head, and that’s just weird.. and creepy!”, she said.

“Well, now. That is weird.. And creepy..”, mused Brom, but it seemed his mind was elsewhere.

“I did wonder though..”, Tonic began.

“And that.. is what I meant when I said, ‘don’t’!”, Brom frowned.

“You know. It isn’t fair you get to do all these psychoanalysis on me and then fend me off when I want to ask you some personal questions.”, she sniffed.

“I am not the one with the accumulated issues, Miss— Tonic.”, replied Brom, but there was no heat nor beration in his voice.

“So only people with decent backgrounds get to analyze others, then?”, asked Tonic mildly.

“No.. There just isn’t anything there to analyze.”, Brom replied allusively.

“Ahh.. I see.. So it’s perfectly alright if I did ask you a few personal questions, then?”, said Tonic with a victorious smirk.

“What? No.. How did you even get to that conclusion, girl?”, replied the hobbit feeling exasperated.

“Using awesome logic!”, smirked Tonic again.

“Using logic..”, snorted Brom. “You are not going to let this go, are you, girl?”

“Nope.”, replied Tonic happily. “So.. What do you see in Seressa?”

“Thought I already told you that. Just this evening. At least twice.”, frowned Brom.

“Yes, and no. Your description of her was a bit.. too intimate and heartfelt.. One could argue it’d make an excellent book cover, let’s say.”, said Tonic tentatively.

“I don’t know what kind of books you are into, girl, but I would suggest you read something that has actual literature in them.”, Brom scowled now.

“So you don’t like her, then?”, she blurted.

“Now why wouldn’t I like her? I mean, what is there not to like?”, replied Brom honestly.

“So you do like her..”

“Ow. My. Gosh, girl. You are going to push this in your direction whatever I say!”, exclaimed Brom, waving his hands.

“I just want you to give me an honest, and straight answer. Is that too much to ask? I mean, we are friends, right?”, persisted the gnomic girl.

“Just because we are friends, that doesn’t mean we share everything..”, said Brom exasperated.

“But you said, ‘We suffer. We mourn. We sing and we celebrate.. We do. And what we do, we share!‘. Your words, not mine.”

 

Brom ‘hoo boy’ed.

The little demon was persistent.. and she stuck on him..

..like a tick!

 

“That is possibly the worst misuse of a friendly conversation, Miss Tonic!”, Brom said angrily. “But I will tell you, just to get you off my back!”

“Yeshh!”, Tonic fisted her hand into the air. “Victory!”

 

“When I see your pair.. No.. When I see Wraiven, I sometimes wish I was a taller man. And better looking, perhaps. ‘Cooler’, so to speak. Maybe a bit more muscular.. You know, the type girls like to ogle at.

 

I love everything about her and she sees me only as something that she can, perhaps, cute into her coin purse. Not that I would mind being pursed by her, but that will still not make her see me in the light that I would rather have her see me.. If that makes any kind of sense to you.

 

We are so impossibly different, yet she makes me simply not care. Which is the core of the problem. She doesn’t see me that way, period. I mean, what am I to her, really, but a bushy little hobbit?”, said Brom then fell silent. This night had offered him many wonders. Just not the ones he would have wished for.

 

Tonic stared at the back of the hobbit as they once more fell silent.

She had been surprised by this unscrupulous hobbit a few too many times this evening. But this last bit gave her a whole new insight about him because he hadn’t been staring at her pair for the simple visual pleasure of having ogled at a very beautiful, proportionately curvy, comely buxom, life inducingly vibrant, deservingly exhilarating, darkly mysterious, and honestly alluring figure, counter-underlined by some macho male animal instinct, but for something more. Something that was intimate. Something that had real depth.

Tonic suddenly felt angry and jealous.

For all her pretense otherwise, she didn’t feel like sharing her pair with anyone, even though she had taken her pair a bit too much for granted.

Then she felt shame.

The hobbit —No! Not the hobbit.. ‘Brom’, had done nothing but give his best to help a cranky, cantankerous, contrary, grumpy and surly little girl his all, and not just that evening, but carefully, every day, ever since they had met. And for some reason, Tonic didn’t think he’d done any of it to gain favor with her pair, by proxy. For all his seeming indifference towards everything, lack of base enthusiasm, exasperation level of sloth, and blatantly unscrupulous attitudes, he was smart, cunning, always seemed to show unsolicited kindness, and he was loyal, educated, and well-spoken, even though he hadn’t been to an academy such as Melshieve and thus far, he’d more than pulled his weight in fights.

Much better than she had!

Hells bells, he’d also played that lyre like a siren! She remembered all the times she’d thought he was just staring at her pair’s butt, while he had persistently claimed he was composing a song.. in his mind!

And he had been telling the truth all along.

‘The Endless White’.

The tune he had played, back at the inn that very evening was something that was simply ‘mad’..

..and Tonic had loved it!

And now she didn’t want to share her pair with him?

Like her pair was hers to give or not..

Just how arrogant was that?

 

“Yes.”, inner Tonic said. “You really are selfish, you know.”

“Whose side are you anyway?”, blazed Tonic but her heart hadn’t really been in it. She’d flared more out of ‘muscle reflex’ than true intent.

“Does it matter? It was you, who wanted to try ‘this way for some..’, wasn’t it? Now you want to quit? I wasn’t aware it would be this short. Must have missed the memo. Had I known you’d be this fickle, I wouldn’t have fought against it so hard, knowing you’d come around on the morrow..”, inner Tonic said, and she didn’t even bother with the sarcasm.

Tonic shut up.

From the inside!

 

No. The hobbit was not just ogling at a very beautiful, proportionately curvy, comely buxom, life-inducingly vibrant, deservingly exhilarating, darkly mysterious, and honestly alluring figure.

Brom was staring at the heart of all that and desolately knew, he could never have it.

The ogling was just his way of fooling those around him..

..and himself.

 

“You could tell her.”, she braved mutely.

 

“To what end? There’s nothing neither of us can do about it, particularly if she doesn’t see me that way. If I tell her, all I will get is either the basic ‘You are my friend’, talk or the infamous ‘But I love you like a brother’, talk, which I would rather forgo and Heavens forbid, will never happen. However Seressa sees me, I never want her to love me like a ‘brother’..”, replied Brom, and not without a good dose of bitter disgust.

 

“So you are going to do nothing?”, asked Tonic incredulously.

 

“I never claimed to be a brave man, Tonic. As a matter of fact, I did say I was a coward, this very evening, I might add. Being refused by someone as awesome as Wraiven is not something I ever want to experience. I’d rather just ogle and make sure she sees me doing it.”, he said quietly.

 

“Make sure she sees you? Why? That doesn’t make sense.”, said Tonic befuddled.

“I don’t like sneak-peaking at her. Feels wrong. Feels like cheating.. Feels immoral —and yes, I am fully aware of the monumentally depraved irony there. That doesn’t change the way I feel, though.”, said Brom, frowning a bit.

 

“But.. but you are suffering and she doesn’t even know!”, bewailed Tonic.

“What’s got you so riled. It’s my problem. I’d rather look at that beautiful and wonderful, and beautifully wonderful girl with the impossible dream of a ‘chance’, than never to be able to look at her again when I get refused or be declared as ‘loved like a brother’!”, said Brom, gruffly.

Tonic ran up to Brom and stopped right in front of him and looked him in the eyes.

“That’s.. That’s just wrong, Brom.. and sad..”, she said with brimming eyes.

“Well. I am a sad sort of man. I got a problem, and I am using the cowardly way out. Nobody is feeling bad and no one is getting hurt..”, he said flatly.

“Accept you.”, she said quietly.

“Yea, well. There you have it. Chew on that psychoanalysis if you will, Miss Tonic.”, said Brom, brushed past the gnomic girl and with determined steps, started towards The Great Arashkan Library..

✱ ✱ ✱

Tell me again.”, said Brom with a mute, stoic voice. “What do I say to this Tinker-guy, again? And how in the blazes am I even going to get up to that window anyway? It must be at least fifty-five feet up there. Probably more, since this is a library. They would require higher ceilings to store all the books.”

 

Brom didn’t feel well. He had never wanted to divulge his feelings about the very tall, very dark girl to anyone. And certainly not to Tonic. Not because he thought she couldn’t keep the knowledge to herself, but perhaps, and because, he thought, she would keep it to herself.

“Damit.”, he thought. “Why now? Why tonight, of all nights?”

Had it been the tune he’d played to the audience that evening?

The one he’d named a tad grandly as; The Endless White.

He knew he should have named it just The White... or even White... but white was just too generic.

Or perhaps it was the song he’d sang after that; Time.

In all honesty, Brom Bumblebrim knew, he just knew, it wasn’t him, who’d written that song. Unlike any other song he had written, this one had ‘come’ to him.. and in the most literal sense possible. Word by word, the song had written itself in his mind and heart during his two-year sojourn from Bowling Hills, all the way to Shakehands.. Which is when he’d met Cora. But tonight had been the first time he had actually put it on display, so to speak. And now, the song was out..

..and out of its ‘time’, Brom thought with a sardonic inner snort.

Or perhaps it was because of having met an angelic being.. or seen that dark, the very sinister-looking man he’d ended up feeling ‘distaste’ at best, then getting all his emotions totally eroded when he saw the same, sinister man looking at the sweet little skinny girl the way he had. And the look she had given him had been emotionally ruinous all by itself for Brom.

He was a bard, damit, and love was the bread and butter for all bards.. But the thing between those two.. he found he couldn’t define it..

..because he could not comprehend it.

It had been so.. nubile in its beauty..

So primevally intense.

There had been no decorum to it. Only base, raw, savage, and somehow, awe-inspiringly tender and desperately lonely longing in the look the two, very unlikely man and girl, were giving one another.

And they were giving it in a sense that was singularly unique! It made other people’s love seem like they were merely and briefly lending their hearts to others, while those two had already and literally given theirs.

So much so that what beat in one, was actually the heart of the other..

 

What man, woman —or bard— could truly comprehend that?

 

The intermixed irony that was put under the broad beam of a bright spotlight was not lost on Brom at all;

One, inhumane human, and one, infinitely humane, inhuman!

It was likely that very destitution the two had, that’d sparked the fire that had previously been a mere and happy little kindle..

..into searing pain.

 

“Damit!”

 

Tonic gave Brom an even look.

Whether she surmised what was really going through the hobbit’s mind, she kept it to herself.

For now, at least.

Which was a grace, all by itself.

 

“I have seen you climb walls before, Brom. That cloak of yours will more than suffice. If you want, though, I can give you a potion that will make you climb pretty much any surface. Another for you to pass through any gap, or to safely float down. I can send a rope all the way up there.. The window is in range.”, she listed methodically. “I suppose, if you want, I can bring out Mechaber. He can give you a fifteen feet head-start sort of a jump. But I haven’t really had the opportunity to field test that. And I can’t promise a quiet landing. Likely, it will bring a lot of patrols upon us. I am guessing you’d rather avoid that.”

“I am guessing, you would rather avoid that!”, scowled Brom.

“Yes. Yes, I would.. Very much.. The technology behind Mechaber is not out yet, and I would rather it didn’t. Not yet, and not until it’s perfected and certainly not until I install the self-destruct unit in it.”, she said seriously.

“The self— what?”, asked Brom incredulously.

“Self-destruct unit.. You didn’t think I would artifice something as dangerous and deadly as Mechaber and then hand it over to the irresponsible humankind, or have it stolen, now did you? I designed it. I must make sure it never falls into wrong hands..”, Tonic said like she was paraphrasing from a blood-signed doctrine!

“Ooookay.. Good, we got that cleared, then.”, Brom said.

“Mechaber is serious business, Brom. Nothing to joke about. The fact that you have seen it, let alone know about it is a sign of how much Seressa trusts you because if it were up to me, you’d have never seen, nor heard mention of it.. Well.. not for some time, anyway.”

“Ooookay.. Good to know where we stand too, then.”, Brom said with the same tone.

Tonic scowled.

“Look, just because you like someone, doesn’t mean you hand over the nuclear launch codes to them, alright!”, she said with an exasperated voice.

“The what lunch codes?”

“Never mind.”, said Tonic. “Read it in some silly futuristic sci-fi book.”

“Psychic-what? What are you talking about, girl? Just what the hell kind of books are you reading?”, Brom asked.

“Look, the story begins when a pretty Erossian spy falls in love with a mad and delusional Camerican nuclear scientist—”, the gnomic girl promptly began..

“Tonic!.. It’s late. I am tired and in all sorts of ways.. Let’s just get this over with, shall we? I am sure Cora and your pair have noticed we have been too quiet by now and gone to your room to check and see as to why! I think the story about some mad psychic-whatsit can wait, don’t you?”

“Right..”, said Tonic and blushed a bit. “Just tell him what I told you. Don’t loiter. Don’t chit-chat. Get in. Tell him. Get out. And..”

Brom cocked one eyebrow.

“And?”

“..And, thank you. I made you do things tonight you would rather not have done.. At least not with me, nor for me.. So.. Thank you..”, she said with a small voice.

“You are welcome, Miss Tonic. And no, I wouldn’t have done any of this, not tonight, not ever, but not because of you. I just wouldn’t have done them because I would rather have taken a light snack, cleaned and tuned my lyre, and then went to sleep. Thanks to you, it is unlikely I will find any light snacks nor find the time to neither clean nor tune my lyre. And because it’s nearly the end of the night, I will not be getting any sleep either..”, Brom said.

Tonic frowned.. and felt a bit.. hurt..

“But I did do all the things I would rather have not, and I am now a better man for it.. All because of you.. So.. Thank you!”, he added with a smile.

Tonic’s eyes teared.

“Go.. Now.. Or I shall call you an ass and totally ruin the moment, Brom Bumblebrim!”, she sniffled.

 

Brom smirked, turned around, pulled his magic cloak around him..

..and started climbing up the side of The Great Arashkan Library like some odd lizard or possibly, an arachnid!

✱ ✱ ✱

Who is there?”, a slightly tenoric male voice whispered harshly in the darkness.

“It is I, The Ghost of Silent Hills Past, Present, and Future!”, spoke Brom, with a hoarse, hollow voice as he produced a very high, very eerie, screaming tune from his lyre.

 

The poor antic instrument wept at her misuse.

 

Brom had found the ‘Tinker-guy’ with relative ease. The gnome was taller than Tonic but while the gnomic girl was proportionally slim, this gnome, the possible great, great, great-something grandson of Prince Gordigon was a bit on the stocky side. Though he looked quite young and robust and had keen, intelligent, and pursuing eyes.

Brom had thought of a dozen different ways of approaching the gnome, including stepping up to him and saying, “Hallo there, matie. Got somin te tell yer! Go there them Silent ‘ills an’ grab what’s there fer yer self and be quik ’bout tit! And while at tit, quit mawnin’ ’bout things ‘cuz non wuz yer falt! But I’d suggis yer watch yer arse cuz sum fellers wantsit!”

And now he was gnawing his knuckles, hiding a few rows, behind and above him, stuck on the ceiling!

 

“Whot?”, the gnome, Tinker-guy, said in a baffled and spooked voice.. And one of his hands formed claws as a huge ball of fire appeared in it!

 

“Ow crap!”, thought Brom. “A trigger happy fireballer!.. We are in a bloody library, damit! Who uses a fire hall in a library? That is a universal reason for contempt, almost akin to speaking aloud in a theater! Doesn’t he know there’s a special kind of hell for people like that? And this idiot is the heir to Silent Hills?”

He produced his own Wand of Ice, just in case the fool actually did fire his ball and he had to put out the fires!

 

And just then, they heard a monotonous, matronly voice echo.

 

“QUIET IN THE LIBRARY, OR YOU WILL BE FINED! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

 

“What the..”, said the gnome, Tinker-guy.

Brom snickered. Ow, this was going to be fun!

“It is I, The Ghost of Silent Hills Past, Present, and Future!”, he repeated, with the same hoarse, hollow voice.

“QUIET IN THE LIBRARY, 50 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“And I have come to give you tidings from the beyond, young Tinker-guy!”, hallowed Brom.

The gnome, Tinker-guy, cocked an eyebrow, his face puzzled.

“QUIET IN THE LIBRARY, 100 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“What the hell?”, the Tinker-guy said.

“QUIET IN THE LIBRARY, 150 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Brom snickered, some more. If Tonic caught him doing this, she’d have his hide, and then some!

“You shall go to Silent Hills.. There you will find your kin..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 200 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You must reclaim your heritage..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 250 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Ow. My. Gosh!”, exclaimed the Tinker-guy. “Can you please stop?!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 300 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“No. I can’t!”, moaned Brom.

“QUIET IN THE LIBRARY, 350 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“For I..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 400 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..am the Ghost of Silent..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 450 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..Hills, Past..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 500 CREDITS! YOU ARE NOW BARRED FROM THE LIBRARY FOR A WEEK. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..Present and Future!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 550 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop!”, cried the gnome!

“QUIET IN THE LIBRARY, 600 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“And you shall do my bidding..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 650 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop. Just stop!”, shrieked the Tinker-guy in desperation.

“QUIET IN THE LIBRARY, 700 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“No. I can’t..”, repeated Brom, his eyes shut, his face flushed and he had started doing strange, snorting, bubbling noises.

“QUIET IN THE LIBRARY, 750 CREDITS! YOU ARE NOW BARRED FROM THE LIBRARY FOR A MONTH. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You shall go to Silent Hills, and into the Demon Fog to reclaim your birthright..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 800 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You must also know, young Tinker-guy..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 850 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop! You are going to get me permanently..”, cried the gnome.

“QUIET IN THE LIBRARY, 900 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Brom could hardly breathe by now.

“..what befell you in the past..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 950 CREDITS! PLEASE BE ADVISED; YOU ARE NOW APPROACHING CONDEMN LIMIT. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..was not of your doing!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1000 CREDITS! YOU ARE NOW BANNED FROM THE GREAT ARASHKAN LIBRARY. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Whot?”, exclaimed the gnome and there appeared a haunted expression on his face. A face that bespoke of shame, self-loathing, relief, pain lived, and pain endured..

“QUIET IN THE LIBRARY, 1100 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Those who put your heritage into desolation sent their minions to slay ye and yer line..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1200 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

The gnome’s face paled. He tried to speak, but words utterly failed him.

“..to ensure, none would ever bring ‘voice’ to Silent Hills..”

And now, Brom wasn’t snickering anymore.

“QUIET IN THE LIBRARY, 1300 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Hence an evil plan they hatched.. A heinous plan.. And they brought down your home and buried you, and yours..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1400 CREDITS! PLEASE PLEASE BE ADVISED; YOU ARE NOW APPROACHING CIVIL RIGHTS LIMIT. STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Tears appeared in the Tinkey-guy’s eyes and ran down shamelessly.

“My mother? My father? My brothers and sisters by the dozen? Terrah Doodlebellz? All my friends? My neighbors? —They all died because of me?”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1500 CREDITS! THE CIVIC GUARDS ARE ON THEIR WAY. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT AND WAIT FOR DETENTION! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Nay, young Tinkerdome. They all died because someone slew them. They all died to kill your line. Make their sacrifice worth the world, young Tinkerdome..

Reclaim your Heritage.

 

Reclaim your Hills.

 

Reclaim your Kingdom.

 

Reclaim your Throne.

 

Reclaim your Destiny.

 

Reclaim your People.

 

And be a King!

 

And with a job well done, Brom Bumblebrim silently climbed down the ceiling.

Quite as a mouse, he brushed past the devastated Prince Gnine Tinkerdome, the great, great, great-something grandson of Prince Gordigon, got out the window, and skimmed down the walls of The Great Arashkan Library..

✱ ✱ ✱

WHAT DID YOU DO?!“, nearly shrieked Tonic in panic as she grabbed the hobbit and started running back the way they came. “The place is suddenly crawling with civic law enforcement!”

They ran past the Lights Temple, along the Archery Military Camp, and cut through the street between Heaven Park and Officers District.

“I said, just talk to him, say the things, and get out!”, spluttered the gnomic girl.

“Which is pretty much what I did, girl!”, panted Brom, his face flushed and he truly felt tired, both physically and emotionally. And he was scratching the upper end of one leg, near the buttock, just where he couldn’t see.

“What is the matter with you?”, Tonic asked, her eyes wild now.

“I got bit.. Again!..”, spat Brom, and mumbled to himself, “This is the last time I fall for a cute face!”, as they heard someone shout “HALT!“, from behind them.

“Whot?”

“Never.. mind.. Not a story.. for now..”, Brom said with a harsh scowl.

RUN, THEN!“, hissed Tonic.WE CAN’T GET CAUGHT DAMIT! OW. MY. GOSH!

Aaaand the gnomic girl was about to get hit with a full-blown panic now!

Something neither of them needed at that very moment.

“Calm.. down.. girl!”, said Brom harshly, as he huffed, and puffed.

 

The marching footsteps were getting closer.

HALT! HALT I SAY! HALT IN THE NAME OF THE FIRST LORD!“, repeated the same voice from behind, but much closer now, than before.

 

“Can.. you.. disappear?”, Tonic gasped as she ran next to Brom.

“Umm.. Yes.. But only myself!”, breathed Brom heavily.

“Ok, then.. Go.. Shoo! Vanish! Scram!”, she said.

“NO! Not.. leaving you.. Not happening..!”, Brom breathed.

“I can.. take care of.. myself.. damit!”, snarled Tonic.

“Together.. or not.. happening.. I.. never want to.. face a Wraiven.. with you.. missing!”, he gasped.

“Damit!”, she said, produced two vials with green, vaporish something in them, and a tightly packed clay sphere out of her artificer’s satchel. “Here, drink this in ten!”, she said and handed one of the vials to Brom, as she tossed the clay sphere behind her.

“You know, disintegrating civic guards is not a good idea, Tonic..”, Brom said lightly.

There was a stunning bang, and the civic guards on their heels dropped to their knees and slumbered face down.

“Neat..”, admired Brom.

“Won’t keep them down for long. Now shut up and drink! The effects of this potion should last about an hour, possibly more. I am usually generous —or heavy-handed— with ingredients, depending on your point of view.. Meet you at the inn.”, she said and topped her own vial.. and suddenly, Tonic fell apart!

“I like you, Brom Bumblebrim.”, she said in a warbling, escaping, gaseous, and fading voice. “If you are so bent on martyring alone, I shall abide by your wishes. But you shouldn’t decide for Wraiven without bothering to ask her. That truly is cowardly. And not really any different than all the other animals out there who only see the pinks and never wonder what’s in it.. I made that mistake and it cost me—”

Whatever it had cost Arcantonic, she couldn’t say.

Her form drifted away in a hazy wisp of smoke!

 

Brom scowled after the now gone gnomic girl.

“Inserting the last word right before the disappearing act.. Cheap, Miss Tonic. Very cheap! Well, I am warning you now, girl, there’s a whole slew of pain coming your way..”, he said darkly and drank his own vial..

 

It was the strangest sensation he had ever felt.

It was like his whole body was flying apart into tiny, dust-sized bits! He felt the hair on his bushy head rise on their ends, accept he had no hair left either. Every part of him just.. puffed into smoke, and he got carried off with the slightest wind.

Now all he had to do was somehow steer himself in the general direction of the inn, preferably away from the scores of civic guards.

✱ ✱ ✱

Had a good evening, did you?” asked Cora as she stood in the hallway up the stairs to their rooms in the inn.

Her arms were crossed.

She was scowling at the little hobbit.

And her lips had that pout again.

Brom was smart enough not to comment on how cute Cora looked when she pouted.

Or rather, when she pouted while she was angry!

“Ummm.. Had a good evening yourself, did you?”, replied Brom, as he peered into their room.

 

The room was a wreck!

Everything, including bits of the floorboards, the windows, the window sills, the curtains, the flower pots, the walls, the feather bed, the nightstand, the lamps.. were either broken to bits or were cracked beyond repair. Feathers from the bed matres and the former pillows floated about and covered everywhere while food crumbs, empty and broken plates, bowls, and further cracked mugs and bottles were tossed and scattered haphazardly.

“This is not mere destruction.”, thought Brom in awe. “This is very nearly art! I could literally write an epic on this!”

 

“What did you do, Brom Bumblebrim?”, she fumed from her nose as she loomed over the hobbit, glaring down at him with her glacial blue eyes.

“Again with the ultimatum name use! What is it with my name and ultimatums, girl?”, asked Brom, frowning a bit. “And, I could ask you the same thing, Cora Sleet!.. What did you two do here?”

“We had a girls night. What does it look like? Seressa said we had to wreck the room at the end, so we did.. Was fun like I never had in my life!”, she replied seriously.

“And did you wear pinks too? I know for a fact, neither of you had pajamas!”, smirked Brom.

 

Cora’s eyes blazed and her face pinked.. just a little.. Barely visible, really, and if Brom hadn’t known the barbarian girl for as long as he had, he would have totally missed it.

 

“So.. how did you like it? The pinks, I mean..”, he asked blandly, and secretly kicked himself for having missed perhaps the only chance he would have ever gotten to see a Cora Sleet in Seressa’s mini pinks!

“It was a bit drafty but otherwise comfy!”, she replied with a straight face.

“Any chance for me to—?”, he asked.

“Never happen!”, Cora replied and now she really was scowling. “WHAT. DID. YOU. DO. BROM? We left you so you can calm Tonic. Not make her cry more!”

Brom sighed. He’d really wanted this to be kept between himself and the gnomic girl. Just to preserve her dignity, if nothing else. He didn’t want the cute little demon, as she at times became, to be seen as a ‘break down’ or a ‘cry baby’ and hence, an unreliable ‘loose end’, but there was no going around Cora when she got stubborn as she did now.

“Best way is to pull at it fast and sharp, and get it over with.”, he thought, took a deep breath, and spoke his piece.

 

“Before, she was crying for dubious and barely justifiable reasons.. I, on the other hand, gave her a genuine reason, so now, she is crying for real!”, said Brom and sure as he was a short, bushy-haired hobbit, his voice was now quite low, unsophisticated, and kind. “I am sorry Cora, but the current storm is inevitable. Once it blows, however, she will be done. She will then thank me because she will be feeling much, much better, and be stronger for it!”

 

Cora looked down at the hobbit. But the ice in her glacials were gone and she was looking at him, not with her looming glare, but with the one that said..

‘You and I..’

‘We are equals.’

 

“Something happened.”, she murmured softly.

“No.. Maybe..”, Brom replied evasively.

“Must I drag it out of you, my friend?”, she said with part annoyance, part amusement, and part.. wonder, perhaps?

“I’d rather you didn’t. This one isn’t about me, Cora.. Please.. Let this one go..”, he said without looking up at her.

“Grilled you, did she? Alright, then, go.. You look beat. Missed me in pinks, though.”, she smirked.

“Yea. Missed a lot in pinks tonight.”, he mumbled quietly and left for his room.

✱ ✱ ✱

Tonic, luv..”, said Seressa softly. “Do tell me what’s wrong. It pains me to see you thus.”

Seressa had silently entered the room they had planned on staying that evening like a whisper. She had skimmed the wooden floor, went over to the large, feather bed, scooped up her pair, and cuddled her in her arms.

And like a broken little girl, Tonic had clung onto her very tall, very dark pair and shook violently as she’d wept.

“Tell me, luv. I am your pair. We share.. Share me your hurt.. Please..”, she’d said into her ear.

Arcantonic Palecog clung to pair, spluttering with uncontrollable manic and desperate tears, unable to form words.

“He saved him.. He brought him back!”, was the only thing Seressa could discern out of her.

As to who had saved whom, or brought who back, Tonic’s comprehensibility had ended there.

Clutching something in one hand, she’d wept and wept until she’d slumbered right there in her pairs arms like a cotton doll, as the exhausting venture of the night, unbeknownst to her pair, had finally caught up to her.

Seressa had hugged her pair to her heart’s content, long, long past her slumber with all the love and compassion she could muster, then sighed, “My little luv. You mean the world to me. Please understand that.. And never cry. Be happy!“.

She got up, and lightly limped as she carried her pair, and slowly put her into her bed.

“Hmm..”, she frowned. “I could have sworn I had taken her shoes off before..”

Being careful with the left one, she unlaced her little, cup-sized boots, took them off, and put them down near the bed.

Then she went to the wardrobe and pulled down a heavy quilt and covered her pair with it. Tonic looked more like a sad little kitten, curled up the way she had. Even smaller, the way she slept in a feather bed six times her size and eight times her length.

Seressa walked up to the window and pulled the curtains and closed them. The sun would dawn soon and her pair needed sleep. So did she, for that matter.

The very tall, very dark girl wondered if her pair would mind if she curled right next to her. The feather bed was certainly big enough and the idea appealed to her.

It had been one hell of a night. If she’d known girls nights was this much fun, she’d have patronized Tonic into one, years ago. She did feel a bit guilty though. Her pair had been stuck here and crying all night while she and Cora had partied like there was no tomorrow. Seressa felt like she’d abandoned her pair at a moment of her dire need.

Then she inevitably smiled.

Damn, that barbarian girl knew how to party, though!

She thought she would also have to find a proper way to thank the hobbit, Brom, as well, for keeping Tonic company while she and Cora had dismantled a goodly part of the inn. Seressa loved her pair, but she was not totally blind to her shortcomings, either. She didn’t need to bet to guess her pair had probably made the hobbit’s life miserable during his stay with her.

 

Tonic sighed in her sleep and lost grip of the thing in her clutch. It rolled off the bed and dropped on the floor.

Seressa looked down and frowned.

It was a very, very old, tattered, and crumbled scroll now.

And it looked vaguely.. familiar somehow.

Seressa had a very good memory for things; what people said, their faces, and objects she’d seen, which was why she’d rarely bothered taking any notes back at the academy. She could recite the things her tutors and professors had said almost verbatim, and identify an innumerable variety of objects and readily label them.

It sure had drawn the envy of many of the other students to no end. Seressa had given them a good lesson on ‘humanity’ that being pretty and somewhat ‘silly’ and ‘honestly vain’, didn’t equivalate to ‘stupid’.

Seressa liked feeling ‘pretty’ and ‘beautiful’, and ‘pretty beautiful’, damit..

So, there!

 

Deep down, though, she knew her appearance was mere ointment for the blunt void she felt at never to have felt the love she desperately wanted. The love she wanted had to emanate from a man like the heat from the core of an oven. Like it had to be something that was tangible.

The only problem with that was, the oven was there, men just weren’t emanating the fire.

Only.. temperamental and ephemeral sparks..

Men, it seemed, were definitely into her. And that’s about it. They were never interested in what went through her mind, nor her heart. And none of them wanted a dark, lumbering klutz of a girl with horns, a tail, and a fetish for pinks looming over them for a mate. Only as a plaything, at best..

A curio.

Might as well be an obsidian doll!

Which is what she was now.

She didn’t mind the ‘play’ part. She was very nearly sure it’d be fun. But it was the ‘thing’ that turned the whole idea stale. She just refused to be a ‘thing’ for anyone.

And no one worthy should be seeing her as a thing anyway, right?

She’d gone after the pretty ones. When that failed, she’d gone after the smart ones.. Apparently, whether they were pretty or smart, neither equivalated to ‘heart’, where men were concerned.

But then, what did? What did really equivalate to a heart?

Seressa felt bitterly cheated in life.

And sorely confused.

She was given all these amenities.

They just weren’t of any use..

She perpetually felt like she was a beautiful flower who only attracted pests and wasps, but never the bumblebee..

 

She sighed, and silently she reached down and picked up the rather worn scroll and carefully, tenderly, even, she unrolled it, and with a shocked expression, she read the very old and tattered scroll that had somehow been preserved through centuries, persevered against impossible odds, and had traveled all the way from the depths of Ritual Forest, through a bloody, demon-infested war zone, to here, to find its way back to her pair..

 

“Dear, dear Bumblebrim..”, Seressa said softly with brimming eyes, and a curvy little smile, as she finally figured the ‘who’ in ‘whom’, and remembered too, when and where she had seen the old scroll before; some relative eight hundred years ago, when they were waiting for Tonic, and the Prince Gordigon had given this letter, rolled into a scroll, carelessly laced, but not cased, in the hopes that the ‘courier’ herself would read it!

“I have no idea how you did it, but you have given back my pair a life, and a world of joy.. Thank you, for you are truly, and inexplicably amazing, luv.”