Showing: 1 - 10 of 20 RESULTS
dungeons and dragons modül savaş The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

The Stab In The Back

The Stab In The Back

Timeline:

Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist ve Udoorin Shieldheart, Üç Köpek Lanetini Arashkan şehrine salmak için, elf konsolosluğu, High Spires’dan ayrılırlar. Bu esnada Darly ‘Darlius’ Dor ve Lilly Venom ise, ARIS (Arashkan İstihbarat Servisi) ajanı Largo Summersong ile beraber, Arashkan Birinci Lordu Kaladin’in kalan muhtemel son varisi olan sekiz yaşındaki yeğeni Korodin’in, kuşatma ve saldırı altındaki Arashkan Birinci Lordunun büyük sarayından kurtarmak için yola koyulurlar..

..pek az kişinin bildiği gizli bir geçitten.

 

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen..
(Part Three)
“Three Dog Curse..”
‘dan
kısa bir süre sonra yer alır.

 

 

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Lilly Venom gönüllü muhafızların ve elf’lerin arasından bir hayalet gibi süzülür ve koca Orken’in arkasında belirir. Yere devirdiği muhafızı elindeki dev, tırtıllı baltasıyla ayırmak üzere olan yaratığın sırtına sıçrar ve hançerlerinden birisini soğancığına, diğerini ise kafatasının tam arkasına saplar. Koca Orken, bir anda felç olmuş bir şekilde elinden baltasını düşürür ve öylece durduğu yerde çakılır kalır.

Kız bekleme yapmaz. Geriden gelen diğer Orken’lerin arasına pervane gibi dönerek dalar ve bir an bile yerinde durmaksızın birisinin kolunu zehirli hançerleriyle çizer, bir başkasının yanağını, üçüncüsünün baldırını ve dördüncüsünün adem elmasını açar. Kız dönerken uzun, koyu kahve deri pardösüsü, ve giydiği elbisesinin etekleri yelpaze gibi saçılır ve kendisini hayretle seyredenlere; “İşte. Ölüm meleğini gördüm. Bu o!”, dedirtir.

Darly Dor ise kızın çizdiklerini, kısa kılıcıyla aksi istikametten kesmeye başlar ve Orken’ler böğürerek bir o yana, bir bu yana ellerindeki kılıç ve baltaları savururlar ama bir türlü tutturamazlar.

Ajan Largo ise ikiliyi sadece kısa bir anlığına seyreder, sonra, “Onlara dokunmalarına izin vermeyin. Devirin hepsini!”, diye emreder.

Gönüllü muhafız ve elf’ler, kendi silahlarını doğrulturlar ve karmaşaya dalarlar.

 

İki dakika içerisinde, hedeflerine doğru giderken karşılarında peyda olan bir düzine Orken ölmüştür.

 

“Bunu bir daha yapmamanızı tercih ederim, Lilly hanım.”, der Ajan Largo ciddi bir ifadeyle.

Lilly Venom, olgun bir yakışıklılığa sahip ajana bakar..

..tek kaşı kalkmış bir şekilde.

“Neden? Yapmamış olsaydım, sanıyorum bir çok adamınız ölmüş olurdu. Yoksa siz şu ‘kızlar arkada durmalı’, diye düşünen tiplerden misiniz?”

“Hayır. Ben kızların arkada ve güvende durmaları gerektiğini ‘dileyen’, eski kafalı tiplerdenim, ama bunun konumuzla bir alakası yok. Adamlarım ve elf’lerin hayatları benim için önemli. Ancak onlar ‘gönüllü’ oldular ve işlerini yapmalarına müsaade etmelisiniz.”, diye sakince cevap verir Largo.

“Daha hedefimize varmadan yarısını kaybetmiş olurduk o zaman.”, der Lilly Venom.

“Bunun farkında olmadığımı mı düşünüyorsunuz? Bu yüzden buna ‘gönüllü’ deniyor.”

“Aynı şeyleri züppemsi’ye de söylediniz mi?”, diye kaşları çatılı bir şekilde sorar kız.

Largo omuzlarını silker.

“İkimiz de onun tam olarak ne kadar disiplinsiz ve sorumsuz olduğunu biliyoruz, Lilly hanım. Dahası, o benim sorumluluğumda değil, babasının sorumluluğunda. Babasına, oğlunun hayatından sorumlu olamayacağımı söyledim. Ben sadece buradaki gönüllü muhafızlarımdan, elf’lerden.. ve sizden sorumluyum.”

Lilly Venom hayretle Ajan Largo’ya bakar.

“Benden sorumlu olduğunuzu da nereden çıkardığınızı sorabilir miyim?”, diye sorar kız.

“Buradaki herkesin bir ‘sahibi’ var, Lilly hanım.. Sahipsiz bir siz varsınız. Ben asla bir centilmen olmakla suçlanmadım, ama sorumlu olduklarıma sahip çıkmamak, kötü huylarım arasında da asla yer almadı.”, der sessizce Largo.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

Sonra adamın yüzündeki keskin ifadeyi görünce gerçekten şaşırır.

“Siz ciddisiniz!”, diye ünler.

“Sizde ne zaman lakayt birisi olduğum izlenimini uyandırdığımı merak ettim doğrusu. Ve benimle saçma sapan, hararetli bir tartışmaya girmeden önce, fikrimi değiştiremeyeceğinizi de eklemek isterim.”, der adam aynı sessiz ve sakin sesiyle.

Lilly’nin kaşları çatılır.

“Benim ne olduğumu biliyorsun..”, der neden sonra.

“Tabii ki. Drashan’dan ayrılmadan önce yaptıklarının belirgin bir kısmı, ayrıldıktan sonra işlediğin cinayetleri ve iş olarak almış olmana rağmen son anda pas geçtiğin kontratlar da dahil olmak üzere..”

“Ve bunlara rağmen—”, diye hayretle sorar Lilly.

“—Hanım efendi. Etrafınıza bir bakın. Sizin ne gördüğünüzü bilmiyorum ama benim gördüğüm sadece bir şey var, o da ‘oyunun bittiği’.. Bununla beraber, Endless Watch Lordu Trimdel Kandara suikastı için daracık bir havalandırma deliğinde sabırla 80 saat beklemiş olmanız hayret vericiydi.”

“84..”, der Lilly Venom sessizce.

“Efendim?”

“84 saat bekledim doğru an için. Uyumadan ve kıpırdamadan..”

Largo gülümser.

“Dediğim gibi.. Hayret verici..”

“Asıl beni takdir etmeniz hayret verici, Ajan Largo. Ve ben sadece basit bir kiralık katilim.. Bir kesici.. Gözünüzde büyütülecek bir yanım yok.”, der ekşi bir suratla kız.

“Aaa.. Hayır, Lilly hanım. ‘Basit’ kiralık katiller 84 saat tek bir kontrat için aç, susuz, uyumadan ve kıpırdamadan, sizin omuz genişliğinizden bile daha dar, taş bir delikte beklemeyi göze almazlardı. Hiç birisinin bunu düşünemeyecekleri ise apayrı bir konu. Kesici olmanıza gelirsek.. Kimse bir ‘ajan’ olarak doğmaz, Lilly hanım. Ve inanın sizden çok daha fazla ‘kesmişliğim’ olduğunu söyleyebilirim ve bunlar arasında kimlerin olduğunu bilmek bile istemezsiniz.. Adıma bir kontrat olmayışının tek sebebi ise, bir ARİS memuru olmam.”, der Largo ve sonra da sessizce ekler. “Ve küçük Korodin hala hayatta ise, onu bulup saraydan çıkartabilecek tek kişi de sizsiniz..”

Lilly Venom adamı, Ajan Largo’yu sessiz bir an süzer.

“Ve..”, diye ekler Largo. “Ben kişinin yaptığı işe baktığım kadar, yaptığı işin kalitesine.. ve yapanın ahlakına bakarım. Beni yanlış anlamayın, Lilly hanım. Sizi gözümde büyütmüyorum ve siz de kesinlikle bir azize değilsiniz. Ama kendinizce bir ahlak ve onur anlayışınız var. Yoksa Serenity Home Baş Tapınak Muhafızı Demos Lightshand için aldığınız kontratı yerine getirmiş olurdunuz.”

Kız kaşlarını çatar.

“Yaşlı adam öttü demek. Bana bunu yapmayacağını söylemişti..”, der dişlerini gıcırdatarak.

“Hayır, Lilly hanım, Demos ‘ötmedi’.. Ama vefatına yakın, kimlere ne borcu varsa hepsini imtina ile ödemeyi de ihmal etmedi. Sanıyorum kendisini size karşı borçlu hissetmiş olmalı ki bu konuda sadece Serenity Home şerifine, onun vasıtasıyla da bana bir mektup gönderdi.. Şayet bir gün yakalanır ve idam edilmeniz söz konusu olursa, tapınağı ve yetimleri için yapmış olduğunuz ‘büyük bir hizmet’ dolayısıyla sizin affedilmenizi isteyen bir mektup..”

Lilly Venom tamamen şaşkına dönmüş bir şekilde bakar Ajan Largo’ya. En sonunda hafif boğuk bir sesle mırıldanır.

“Demek Demos öldü.. İyi bir adamdı.. Onu öldürmek için tapınağına sızdığımda, iki gün alışkanlıklarını öğrenmek için takip ettim kendisini.. Yetimlerin ve ziyaretçilerin kendisine gösterdiği sevgi ve saygıdan anlamıştım.. Gerçek sevgi ve saygı.. Gece uyurken yanına geldiğimde bana ne dedi biliyor musun?”, diye kendi kendisine soruyormuş gibi konuşur kız.

“Hayır. Ama bilmek isterim.”, der Largo.

“‘Beni öldürmeye mi geldin, kızım? Güzel.. Demek ki bir şeyleri doğru yapmışım..’ —bana söylediği şey buydu. Bomboş odasında, yamuk bir yatakta uzandığı yerden. Ve gülümsüyordu.. Ben adamın kaçık olduğunu sandım. Daha sonra anladım ki bir şeyleri eksik olan ben mişim..”

“Büyük insanları anlamak zordur, Lilly hanım. Ve Demos Lightshand de büyük bir insandı. Şimdi.. Bahsettiğiniz şu gizli tünelin yeri tam olarak neresidir?”

Lilly Venom, karmaşık duygular içerisinde muallak bir el hareketiyle yanmış Heaven Park istikametini gösterir.

Ajan Largo, gönüllü muhafız ve elf’lere başıyla işaret eder ve toplu bir şekilde yola koyulurlar.

 

Arashkan, Lilly Venom için hiç beklemediği kadar çetrefilli tecrübeler sunmuştur. Ve şehir ölmüş olmasına rağmen hala sunmaya da devam etmektedir. Arenada yaşadıkları, azılı düşmanı olarak bildiği Aager Fogstep’in gerçekte ağabeyi olduğunu öğrenmesi, bit kadar canı var gibi görünen Inshala adındaki kızın onunla arkadaş.. daha doğrusu onun küçük kız kardeşi olabilmek için gösterdiği insan üstü çabası, Gar Thalot’un isyanının bir parçası olarak surlardaki mangonelleri, bilmeyerek de olsa yok etmeleri, Orken ordusunun ani ve beklenmedik saldırısı, surlardan kaçışları, High Spires’a sığınması ve en nihayetinde de Birinci Lord Kaladin’in hayatta olduğunu umdukları sekiz yaşındaki küçük yeğeni ve Arashkan tahtının son varisini bulup kurtarmak için çıktıkları bu ölümcül yolculuğu düşünür Lilly Venom ve farkında olmadan kendisinin yepyeni bir farkındalık seviyesine ulaştığına ayılır zira eskiden olduğu gibi artık pek az şey ‘aldığın kontratı yerine getir, paranı tahsil et’ kadar kolay ve basittir..

 

Darly kızın omzuna hafifçe dokunur ve kız etrafına baktığında, ağır dumanla kaplı kömür olmuş Heaven Parkına varmış olduklarını görür. Lilly sanki bir şeyleri hatırlamaya çalışıyormuş, yada konum belirlemesi yapıyormuş gibi etrafını inceler ve aradığını bulur; yangından kararmış, köşeli bir dikili taş..

“Bu taraftan.”, der ve herkesi taşın olduğu yere getirir.

“Bunu devirmemiz lazım..”, diye taşı gösterir.

Muhafızlar ve elf’ler on yarda boyundaki, dikili taşa bakarlar.

Largo taşa yaklaşır ve yoklar ama taşın yükü ağır olduğunu görünce ister istemez kıza bakar.

“Her şehirde rüşvet almayı seven memurlar vardır, Ajan Largo.”, der Lilly Venom gülümseyerek. “Ve bu taş dikilirken, ilgili bazı memurlar neden basit bir anıt taşı için rüşvet yediklerini merak bile etmediler..”

Kız anıtın dibine gelir ve elleriyle zemininde bir şeyler arıyormuş gibi yoklar. Neden sonra yüzü hafif aydınlanır ve Ajan Largo’ya başıyla yaşlaşmasını işaret eder. Largo geldiğinde kız bulduğu şeyi gösterir ona.

Taşın dibinde, toprağa gömülmüş, bir yumruğun rahatça içine sığabileceği, demirden dökülmüş bir halka vardır.

“Nedir bu?”, diye sorar Largo.

“Bu bir zemin pimi. Bunun gibi üç tane daha var. Her biri bir kenarında. Hepsi aynı anda çekildiğinde, dikili taşı yerinde tutan çelik kelepçe gevşer ve taş devrilir.. Ama sadece üçünü çekerseniz, taş sadece bir yana meyleder ve orda durur. Bir kaç kişi, taşı tekrar yerine yerleştirir ve pimleri tekrar soktuklarında, taş yine eskisi gibi sapa sağlam durur. Orijinal anıt taşı devrilmesin diye en az bir yarda daha derine gömülmüş olması gerekiyordu.”, diye parlayan gözlerle açıklar Lilly.

“Akıllıca.. Ve potansiyel kullanımı itibariyle de ölümcül..”, der Largo düşünceli bir şekilde. “Başlayalım o zaman.”

Lilly, Largo ve muhafızlardan bir tanesi, toprağın altına gömülüp gizlenmiş iki halkayı daha bulurlar ve üçü aynı anda kendi demir halkasını çeker..

Anıt taşı bir an kıpırdamadan öylece durur, sonra ağır bir devinimle yan yatmaya başlar.

“Bence biraz uzaklaşsak iyi olur.”, diye keskin bir şekilde tıslar Lilly. “Bu taş ve kelepçeler çok uzun bir zamandır burada duruyorlar.”

Kızın uyarısı bir kehanetmiş gibi taş ivmesini alır, büyük bir çatırtıyla yarılır ve son altı yardası bir anda yere düşüp parçalanır. Geri kalanı ise rahatsız edici bir açıyla öylece durur.

“İşte burası.”, der Lilly ve dikili taşın altında belirmiş karanlık ve daracık bir tünelin ağzını gösterir, ardından keskin hançerlerinden birini çıkartır ve manalı bir şekilde bıçağın sivri ucuna dokunur.

“Evet.. İlk hanginiz, ‘Önden bayanlar’, diyecek?”

✱ ✱ ✱

Nefes alamıyorum..”, diye inler biri arkadan ve fevkalade ağır bir şekilde sürünerek ilerleyen herkes durur bir anda. Darly arkasına bakmaya çalışır ama dar toprak tünel buna pek de imkan vermez. Onun arkasından gelen Lilly ise içinden küfreder. “Lanet olsun, dar ve kapalı yerlerde bulunamayacaklar gelmesin diye özellikle uyarmıştım!”, diye tıslar haşince.

“B.. bırakın beni ve devam edin.. Kumanda Lilly hanımda!”, der aynı ses zorlukla.

Lilly bir anda basık ortamdaki sesin sahibini tanır. “Ajan Largo?”

“Size.. devam edin, dedim. Veliahttı bulun ve çıkarın saraydan. Ben.. geri çıkmaya çalışacağım..”, der kesik seslerle Largo.

“Aptal adam.”, diye burnundan solur Lilly Venom ve beklenmedik bir kıvraklıkla olduğu yerde, bir yay gibi kıvrılır ve tam aksi istikamete dönüverir. Sonra arkasından sürünerek gelen adamın üstünden zorlanarak da olsa geçer ve bu geçişi bir kaç defa daha tekrarlar. En sonunda ise Ajan Largo ile burun buruna gelir ancak adam sadece nefesi kesilmiş bir şekilde kendinden geçmiş değil, hiç nefes almıyordur!

“Lanet olsun..”, diye tekrar tıslar Lilly ve sürünerek adama daha da yaklaşır. Sonra adamı çenesinden kavrayıp nefes borusunu doğrultur..

..ve suni teneffüs yapmaya başlar.

Lilly dar, toprak tünelde ne kadar nefsini adamla paylaşır tam olarak kestiremez ancak kendisi de havasızlıktan başı dönmeye başlar. Buna rağmen inatla devam eder. En sonda Largo’dan derin bir inleme sesi duyulur ve kendi kendine nefes almaya başlar.

Gözlerini açtığında kesici kızla burun buruna olduğunu fark eder ve utanmış bir şekilde mızmızlanır.

“Bundan daha utanç verici sadece bir şey düşünebiliyorum..”

Lilly gülümser.

“Nedir o?”

“High Lady Anglenna’nın bunu yapmış olması!”

Lilly’nin gülümsemesi kaybolur.

“O kadına gizli bir hayranlığınız olduğunu bilmiyordum, Ajan Largo. Beni şaşırtmayı başardınız.”

“Aaa.. Hayır. Açık yada gizli, kendileri için olumlu hiçbir şey düşünmüyorum. Prenses hazretleri, benim ona şans tanımam hususunda şahsen ricada bulunmuş olmasına rağmen ve ne kadar denersem deneyim, olmuyor bir türlü.”

“Madem kapalı ortamlara karşı bir sorunun vardı neden geldin?”, diye azarlar kız adamı.

“Kapalı ortamlara karşı herhangi bir sorunum yok, Lilly hanım. Ama olsaydı bile yine de gelirdim..”

“Neden? Aptal mısın sen?”

“Hiç şüphesiz. Ama anlamalısınız ki, kendim yapmayacağım bir şeyi de başkalarından istemem. Hele o iş için gönüllü istemişsem. Sanıyorum sabah High Spires girişinde gerçekleşen arbede de aldığım yaradan dolayı biraz fazla kan kaybetmişim. Bununla beraber itiraf etmeliyim ki harika bir nefesiniz var. İşimiz acil olmasaydı, inanın uyandıktan sonra hala baygın numarası yapardım.”, der Ajan Largo ama bunu da ciddi bir ifadeyle dile getirir.

“Erkekler..”, diye burnundan solur kız. “Hepiniz domuzsunuz!”

Asabîce önceki yaptığı kıvrak hareketi tekrarlar ve daracık tünelde döner, sonra da arkasına bakmadan sürünmeye başlar..

..ama yüzünde gülümseme tekrar oluşmuştur —ki bu da ilginçtir zira Lilly Venom oldukça somurtkan bir kızdır. Kendisini tanıyanlar onun alay dışında kahkaha attığını yada sırıttığını görmemiştir. Sadece, ve çok nadiren gülümsediğine müşahede etmişlerdir.

✱ ✱ ✱

Tünelden en son Largo çıkar. Adam üstünü başını temizlemekle vakit harcamaz, tünelin açıldığı karanlık, rutubetli ve hafif küf kokulu mahzeni inceler. Mahzen oldukça küçüktür ve ne amaçla kullanıldığı da belli değildir. Belki bir zamanlar, çok eskiden, kolay bozulmayacak yiyeceklerin saklandığı bir kiler olarak değerlendirilmiştir ama artık boştur ve kullanılmamaktadır.

“Lilly Hanım?”, diye sorar Largo.

Lilly omuzlarını silker.

“Daha önce buraya hiç gelmedim, Ajan Largo. Unuttunuz mu? Akıllı bir kesici asla iki tür kontratı almaz; halk tarafından sevilen ve sayılan biri.. ve krallar.. Bu iki çizgi arasında kalan herkes ise mubahtır!”

Largo hafif kaşlarını çatar.

“Öyle olsun bakalım.. Efendi Darlius ve Lilly hanım, sizler bu konuda en tecrübeli olanlarsınız ve otuz yarda önden gideceksiniz. Herhangi bir sorun çıkarsa bize bildirecek ve en arkaya geçeceksiniz. Anlaşıldı mı?”

Darly omuz silker ve ileri doğru yürümeye başlar. Lilly ise kısa bir anlığına itiraz edecek gibi olur ancak bundan vaz geçer ve o da önden yürümeye başlar.

“Senden hoşlanıyor..”, der Darly sessizce yürürken.

“Kes sesini, Darlius!”, diye hararetle tıslar Lilly.

“Aaaa.. Demek sen de ondan hoşlanıyorsun.”, diye sırıtır yakışıklı half-elf. “Senin iki katından daha yaşlı olduğunun farkındasın, değil mi?”

“O da bir half-elf. Bu da onu ‘otuzlarında’ yapıyor. Dahası, sana ne!”, diye hışmeder kız.

“Bana ‘hiç bi şey’, sevgili Lilly. Adam yakışıklı, olgun, ciddi, disiplinli ve plansız iş yapmayı sevmiyor. Ama sanıyorum seni cezbeden en belirgin yanı, onun bir ‘amacının’ olması.”, diye analitik bir ifadeyle sıralar genç hırsız.

Lilly cevap vermez.

Birincisi, yılışık adam haklıdır.

İkincisi ise, ‘yeterince cevap vermezsem belki bıkar ve susar’, umududur..

Ancak yılışık adam ne bıkar, ne de susar!

Ve iki saat boyunca kızın sabrını sınar.

Sustuğunda ise bunun sebebi söyleyeceklerinin bitmiş olmasından değil, yakınlardan bir yerlerden çatışma seslerinin duyulmasındandır.

Lilly arkasına bakmadan bir elini havaya kaldırır ve yumruk yapar. Kısa bir süre sonra da Ajan Largo sessizce yanlarında belirir.

“Sanırım yüzeye yaklaştık.”, der Largo. “Bundan sonra daha temkinli olmamız gerekecek zira karşılaştığımız herkes bize düşman muamelesi yapacak. Şayet saray muhafızlarıyla karşılaşırsanız, ‘Elmanın yarısı nerede?’, diye sorun. Size, ‘Asıl kurdun yarısı nerede?’ diye cevap verirlerse, bu yaklaşmanıza izin verecekler anlamına gelir.”

Darly ‘fırk’lar.

Lilly ise sadece, ‘Tam hoşuma gitmeye başlamıştın ki bir anda ve tamamen düşüverdin gözümden!’, der gibi alık alık bakar adama.

“Ne?”, diye hafif utanmış bir ifadeyle sorar Largo. “Şifre ve karşıt-şifreleri ben hazırlanıyorum. Canları sıkılmış ve yapacak başka işleri olmayan, bir oda dolusu linuxçu ajan yumurtluyor bunları..”

Kız rezil olmuş adama gözlerini yuvarlar ve Darly ile tekrar önden ilerlemeye başlar.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye seslenir Darly, karşılaştıkları ilk barikatın arkasındaki askerlere.

Darly Dor, Lilly Venom, Ajan Largo, gönüllü muhafızlar ve elf’lerden oluşan grup, barikata ulaşıncaya kadar dört ayrı yerde Orken’lerle çatışmışlar ve ilk kayıplarını vermişlerdi. İlk üç çatışmada iki muhafız ve bir elf hayatını vermiş, ancak sonuncusunda Orken’leri leş gibi kan kokan, mebus bir Orken şaman desteklemişti ve çatışma bittiğinde geriye sadece üç muhafız, yedi tane de elf kalmıştı. Ajan Largo ise habis şamanın tam ortalarına bıraktığı ‘Ateş İnmesi’ büyüsünden dolayı mı tütmektedir yoksa hiddetten mi belli değildir. Kaybettiği gönüllü adamlarına sinirden delirecekmiş gibi bakmış ve harlayan gözlerle yola devam etmelerini emretmişti.

 

“Uhhmm.. Asıl kurdun yarısı nerede?”, diye cevap gelmişti uzun bir sessizlikten sonra.

“Yaklaşıyoruz. Ateş açmayın!”, diye seslenir Darly ve açıkça görünecek şekilde barikata doğru yaklaşır. Onun hemen arkasından Largo ve Lilly, onlarında arkasından hayatta kalan diğer gönüllüler gelir.

“Kimsiniz ve ne istiyorsunuz? Burası tekin bir yer değil, farkındaysanız.”, der barikatın arkasından bir ses.

“Burasının tekin olmadığını biliyorum, seni ahmak!”, diye hırlar Largo. Barikatı açacak mısınız, yoksa onun da, sizin de üstümüzden mi geçmemiz gerekiyor?”

Barikatta yine bir sessizlik oluşur. Neden sonra ıkınma sesleriyle barikat azıcık aralanır ve Ajan Largo, diğerleriyle birlikte içeri girerler. Barikatın arkasında iki düzine kadar saray muhafızı mevcuttur ve temkinli ifadelerle yeni gelenleri süzerler.

“Ben Kıdemli Ajan Largo, ARİS. Bunlarda meslektaşlarım ve gönüllüler. Komutanımız nerede? Bana durum raporu verin.”, diye emreder Largo.

“Komutan Kenny öldü, efendim. Ölmeden önce bize her ne olursa olsun bu noktayı korumanızı emretmişti. Durum bu.”, diye özetler askerlerden biri.

“Prens Korodin.. Nerede olduğunu biliyor musunuz?”, diye sorar Largo.

Asker omuzlarını silker.

“Emin değilim, efendim. Bizler bu noktayı günlerdir koruyoruz. Kimse vardiya değişimi için gelmedi. Yaralılarımız öldüler ve erzaklarımız da bitmek üzere. Orken’ler günde bir kaç defa bu noktayı yokluyorlar.. Rastgele zamanda. Bu yüzden dinlenme şansımız da fazla olmadı.”, der muhafız bitkin ve umutsuz bir sesle. “Genç prensimiz hala hayatta olduğunu umuyoruz. Şayet öyle ise, onu Birinci Lord Kaladin’in odasında götürmüşlerdir çünkü—”

“—Savunma protokolü bu ve orası en iyi müdafaa edilebilir nokta.”, diye bitirir Ajan Largo. “Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederim, asker. Yolumuz üzerinde bulabilirsek sizin yer ve durumunuzu ilgili birilerine bildireceğiz.”

“Şehrin.. tamamen düştüğüne dair rivayetler var. Bu doğru mu? Bir umut var mı, efendim?”, diye sorar asker.

“Umut her zaman vardır, asker.”, diye cevap verir Largo düz bir ifadeyle. “Bu noktayı korumaya devam edin zira geri döndüğümüzde bu barikatın güvenli ve ayakta duruyor olmasına ihtiyacımız olacak.”

✱ ✱ ✱

Neden onlara doğruyu söylemedin?”, diye sorar Lilly Venom sessizce, barikatı ve saray muhafızlarını geride bıraktıklarında.

Largo hemen cevap vermez. Mebus Orken şamanının tepelerine bıraktığı ‘Ateş İnmesi’nden sonra olağan dışı bir sessizliğe bürünmüştür.

‘Hayır.’, diye düşünür Lilly. ‘Ateş İnmesi’nden sonra değil, adamlarını kaybettikten sonra.’

Açıkçası, hayatı boyunca tek başına ve yalnız çalışmış.. ve yaşamış olan kesici kız başkalarının hayatlarını pek önemsememiş, kayıplarının ağırlığını hissetmesi de kolay kavrayabileceği bir şey değildir. Özellikle de bütün ‘başkalarının’ potansiyel birer hedef yada onu öldürmek isteyebilecek kanun adamı yada kelle avcısı olabileceklerini düşündüğünde.

“Onların doğrulara ihtiyacı yok, Lilly hanım. Onların ihtiyacı olan şey ‘umut’. Bu şehir.. ve bu saraydaki herkes ölecek. Onların hayatta kalmalarını çok isterdim ama buna yetecek ne gücümüz, ne de zamanımız var.. Bu da onlara sadece iki seçenek bırakıyor. Ya onursuzca kaçarak ölecekler, ya da onurlarıyla savaşarak. Bu bizim için küçük bir avuntu belki. Ama onlar için değil zira onlar için bu hayatta yapacakları son şey olacak; onurlarıyla ve savaşarak ölmek. Bir askerden daha fazlasını isteyemezsin.”

“Seni üzen nedir peki?”, diye sorar Lilly Venom.

“Onların hayatlarını en yüksek fiyata vermelerini sağlamak.. Bu da benim görevim, Lilly hanım. Ve biz, ARİS olarak başarısız olduk. Düşmanın oralarda bir yerlerde olduğunu biliyorduk, ama delilimiz yoktu. Hasmımız ne kadar delil var idiyse, biz onları bulamadan yok etmeyi başardı —ki bu bile başlı başına bizim için bir delil teşkil etmeliydi. Ama kodamanlar bunu da kabul etmediler ve Arashkan ordusunun şehre getirilmesine izin vermediler. Ve sonuç itibariyle de Arashkan düştü, ordusu da buradan iki gün mesafede, kendi karargahında ablukada sıkışıp kaldı.. Otuz küsur bin asker gün be gün eritilerek öldürülecekler.. boşu boşuna.”, diye acı ve nefretle söylenir Largo.

“Ajan Largo..”, diye sessizce yaklaşır Darly Dor önden. Genç, yakışıklı hırsız olağan durmaya çalışmaktadır ancak yüzünde kasılmış bir ifade vardır ve iki eli de silahlarının kabzasındadır.

“İleride oldukça ciddi çatışmalar olmuş. Duvarlar yıkılmış ve yanmış. Her yerde kan ve cesetler var. Lilly ve ben önden gidip güvenli bir geçiş ararsak daha iyi olur gibime geliyor. Siz burada sessizce bekleyin. Bir saate kadar geri dönmez isek bilin ki ifşa olunduk ve sizlerde ne yapmak istiyorsanız yaparsınız artık.”

Largo kaşlarını çatar ve genç hırsıza bakar. Sonra benzer bir ifadeyle sorumsuz hırsızı kesen Lilly Venom’u süzer.

“Neler oluyor, Efendi Darlius?”, diye sorar.

Darly bir omzunu silker.

“Çok fazla kan ve ceset var. Karşılıklı sağlam büyüler atmışlar gibi.. Kan.. hele bu kadarı, benim olayım değil. Ve bir parçası olmak gibi bir niyetim de yok. Sizler çok gürültülü yürüyorsunuz. Hepimiz topluca gidersek cesetlere yenilerini eklemiş oluruz.. Lilly? Geliyor musun?”

Lilly Venom, Largo’ya beklemelerini söyleyen bir el hareketi yapar ve Darly’nin peşinden gider. İkisiyle grup arası yeterince açıldığında ise durur ve kendi elleri de bıçaklarının kabzasında olduğu halde genç hırsıza döner.

“Neler oluyor, Darlius? Ceset gördüğünde midesi kalkacak naif tiplerden değilsin.”

“Aaa.. Ben gerçekten naif bir ‘tip’im..”, diye zorlama bir sırıtışla cevap verir Darly. “Ama haklısın, sevgili Lilly, ceset gördüğümde midenin kalkacağı kadar değil.”

Lilly Venom derin, esef dolu bir nefes verir. Bu.. yılışık şey, yaptığı işte çok iyi olduğu bellidir. Ancak bir türlü susmaması ve lafı uzatıp durması, kendisi gibi pragmatik bir Drashan kızı için çekilmez bir huydur.. ve ona karşı hiç olmazsa asgari seviyede bir saygı duymasını da imkansız hale getirmektedir. Kız, ağabeyi Aager’in bu adama neden bu kadar uyuz olduğunu bir anda çok daha iyi anlayıverir, zira o da lafın uzatılmasından hiç haz etmez. Lilly Venom için laf uzun olacaksa, ya kullanılan her ifade özlü ve farklı bir bilgi içermelidir, yada sonunda mutlaka biri kanamalıdır!

Genç hırsız ilgili mesajı almış gibi, bir anda ciddileşir.

“Sanırım ‘paranı’ kazanma vaktin geldi, sevgili Lilly..”

✱ ✱ ✱

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Orken’ler ve büyücüler..”, diye rapor verir Darly Dor geri döndüklerinde. “Çok Orken ve çok büyücü.. Oradan fark edilmeden geçme ihtimalimiz yok. Dahası, sanıyorum yeni bir saldırı için hazırlanıyorlar. Tahminim, Orken’leri önden sürecekler, büyücülerde arkadan ateş toplarıyla saldıracaklar. Aralarında Orken şamanlardan da var..”

Largo, bir yandan genç hırsızın raporunu dinlerken bir yandan da sessiz kalmayı tercih eden Lilly Venom’u süzer. Ajan, yılların verdiği keskin algılara ve kişi ve mizaç analiz kapasitesine sahiptir ve bu kapasitesi ona Darly Dor’un ‘çok konuştuğunda’ bir şeyleri ört bas etmek için bunu yaptığını, Lilly Venom’un ise susmayı tercih ettiğinde, söylemek istemediği şeyleri, söylemek zorunda kalmak istemediğini ona ‘söylemektedir’ —ve bu ona ilginç gelir. İlginç gelen kısmı Darly Dor değildir. Kızın, yalan söylemekten hoşlanmayışı da değildir. Yalan söyleme işini, ona, Largo’ya karşı yapmak istemeyişidir..

‘Benim saklayacak bir şeyim olsa, ben bana yalan söylerdim.. Yada lafı bu sorumsuz çocuğun yaptığı gibi dikkatleri başka bir şeye çekmeye çalışırdım.’, diye geçirir içinden.

“Özel diplomat koridorlarını kullanalım o zaman. Pek nadiren kullanılırlar, dolayısıyla düşman o koridorlardan haberdar olmaya bilir.. Bu taraftan..”, der sesli bir şekilde ve grubu başka bir istikamete yönlendirir. Yaklaşık yarım saat süren sessiz ve temkinli bir ilerlemeden sonra Largo yarı yırtılmış, yarı yanmış bir duvar halısını kenara çeker ve duvar taşlarından birisini sert bir şekilde iter ve halının arkasında dar bir geçit belirir.

“Efendi Darlius. Siz önden gidin. Ben ve Lilly hanım arkadan geleceğiz ve kapıyı kapatacağız. Bir şeyle karşılaşmanız halinde geri gelin ve bizi bilgilendirin lütfen. Babanız, Efendi Philius’a cesedinizi götürmek istemiyorum. Eminim bu onun kalbini kırardı.”

Darly ‘fırk’lar ve sessizce önden gider, kısa bir süre sonra da gözden kaybolur.

“Onu başından savmak için bu kadar ince çaba göstermenize gerek yok, Ajan Largo.. Nezaketle, ‘Git başımdan.’, derseniz de eminim hiç alınmadan gider. Kendileri biraz yüzsüz biridir.”, diye söylenir Lilly Venom.

“Ona olmasa da, babasına saygım var, Lilly hanım. Ve hayatta öğrendiğim bir şey varsa, o da gerçekte kimsenin tamamen umarsız olmadıklarıdır. Özellikle de kendilerine yapılan saygısızlıklara karşı. Bunlar azar azar birikir ve beklenmedik zamanlarda da patlar. Şu an, kişisel krizler için uygun biz an değil.”

“Bu yüzden mi bana devamlı Lilly ‘hanım’ demekte ısrar ediyorsunuz?”, diye kırık bir ifadeyle gülümser Lilly Venom.

“Aklı başında kimse size saygısızlık etmez, Lilly hanım.”, diye cevap verir Ajan Largo. “Ama gerçek sebebim bu değil.”

“Nedir gerçek sebebiniz?”, diye sorar kız.

“Bunu burada açıklamamayı tercih ederim. Bununla beraber, duruşunuz, ciddiyetiniz, benim gibi lakaytlığa ve sorumsuzluğa gösterdiğiniz…”

“..Tiksinti?”

“..tiksinti ve lafı dolamadan ifadelendirmeniz.. bende belirgin bir hayranlık uyandırmadı değil.”, der samimi bir ciddiyetle Largo, sonra da ekler; “Kapasiteniz olmasına rağmen de yalan söylemek istemeyişiniz..”

Lilly Venom kaşlarını çatar.

“En önemlisini, en sona saklamanız da benim dikkatimden kaçmış değil, Ajan Largo.”, diye hafif kızmış bir şekilde söylenir kız.

“Aaa.. bu en önemlisi değildi. Ama dediğim gibi. Bunu burada, şimdi konuşmamayı tercih ederim.”, der Largo sakince.

“Darly Dor kendisinin ‘yem’ olması koşuluyla, beni bir kontrat için kiraladı. Merak ettiğiniz şey bu ise söyleyebilirim. Bu kadar zorlanmanıza gerek yok. Kendince lafı dolamasının sebebi ise, kontratta adı geçen şahsı, ‘kontrol’ etmek için gittiğimiz yerde, ve Orken’lerin ortasında, bir başkasıyla tartışırken gördük. Kendisine kontratın gerçekleşebilmesi için yer, ortam ve zamanın uygun olmadığını söyledim, çünkü kontrattaki kişi söz konusu olduğunda Darly doğru düşünemiyor. Aptal gibi ikimizi de öldürtecekti.”, diye didaktik bir şekilde anlatır Lilly Venom.

“Bunları neden bana söylüyorsun?”, diye sorar adam.

Lilly bir omzunu silker ve ona gülümser.

“Çünkü kontrat çoktan geride kaldı ve siz de artık geri gidip ona bir şey yapamazsınız.. Öldürmeye kalkmak, tevkif etmeye çalışmak, kahramanca hayatınızı vermek, gibi..”

Kaşlarını çatma sırası Largo’ya geçmiş gibidir.

“Neden böyle bir şey yapayım ki? Buraya gelme sebebimiz fevkalade önemli. Yan eğlencelere vakit ayıramayacak kadar önemli..”

“Kontratımın, High Woods ve Bari Na-ammen High Lady’si, Angrellen Sunsear için olduğunu bilseniz dahi mi?”, diye cevap verir Lilly Venom, daha da gülümseyerek.

 

Largo olduğu yerde durur..

..ve kısılmış, haşin gözlerle kıza bakar.

 

“Bu.. bu bilgiyi benden saklamaya hakkınız yoktu, Lilly hanım.”, diye hararetle fısıldar.

“Bu bilgiyi sizinle o zaman paylaşmış olsaydım, tam olarak ne yapardınız? Onu şahsen öldürmeye çalışmanız, tevkif etmeye kalkmanız.. yada kahramanca ölmeniz dışında..”, diye sorar Lilly Venom ama gülümsemesi gitmiş, yerini, en az kendisine yöneltilen kadar haşin ifadeye bırakır.

“Bu kararı vermek size düşmezdi.”, diye hırlar Largo.

Kız sessizce adama bakar.

“Size herhangi bir şey söyleme zorunluğum yok, Ajan Largo. Siz bir kanun adamısınız.. teknik olarak. Ben ise kanun dışı bir kızım. Hangi hesabınızda size ve sizin ‘kurallarınıza’ ayak uydurmam gerektiği sonucuna vardınız? Burada bulunmam bile sadece bir nezaket meselesi. Size gizli tüneli tarif edip, High Spires’da sıcak çayımı yudumlayıp, kremalı çilek pastamdan yiyor olabilirdim. Konsolosluğu terk edecekleri için mutfağı ve kilerlerinde ne varsa hepsini mültecilere açtılar. İnanın, elf yapımı bir kremalı çilekli pasta gibisi yoktur.”

Ajan Largo burnundan solur.

“Neden şimdi söyledin bunu peki?”, diye sorar kıza.

Kız yine bir omzunu silker.

“Orken orduları tarafından yok edilmiş Bari Na-ammen’in bir high lady’sinin burada, sizin şehrinize saldırmış aynı orduların ortasında ve sizin birinci lordunuzun sarayında görüldüğü bilgisinin sizin ilginizi çekeceğini düşündüğüm için, olabilir mi? Yada belki bir başka sebepten dolayı?”

“Hangi başka sebepten dolayı?”

“O kadarını da sizin düşünmenizi tercih ederim, Ajan Largo.. Doğru sonuca varamayacak kadar aptal olmadığınızı umuyorum. Lütfen bana o kadar aptal olmadığınızı söyleyin..”, diye tekrar gülümseyerek cevap verir Lilly Venom, ve adımlarını hızlandırarak gönüllü muhafızların arasından geçer, ve kısa bir zaman sonra, o da gözden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye keskin bir sesle tıslar Ajan Largo, kalın, oyma çift kapının arkasına. Çift kapı, üzerindeki muhteşem bir zarafetle işlenmiş çiçekler, yapraklar, dikenli sarmaşıklar ve ‘uçuşan’ orman perileriyle kaplıdır ve elf el işçiliğinin de nadir örneklerinden birisini sergilemektedir. Pek azının bildiği bir şey ise, gerçekte kapı sadece elf işçiliği barındırmamaktadır. Kapı, plaka halinde içine yerleştirilmiş mitral çeliği ile de desteklenmiştir. Ajan Largo bu kapıyı içeridekilerin rızası olmadan kırabileceklerini düşünmez.

“Elmanın yarısını ben yedim, hain!”, diye boğuk, alaylı, ve umutsuz bir ses gelir kapının ardından.

“Lanet olsun.”, diye mırıldanır Largo.

Yan taraftan Darly ‘fırk’lar.

Lilly Venom ise kaşlarını çatmakla yetinir.

“Ben Kıdemli ARİS Ajanı Largo. Arashkan Kimlik Numaram: 767-513-8814! Prens Korodin’i güvenliğe, şehirden çıkarmaya geldik. Açın şu kapıyı.”, diye burnundan soluyarak seslenir içeriye.

“Benim numaram da; 777-İYİ-VAKİT-İÇİN-ARAYIN!”, der içerden gelen boğuk ses.

Darly gülmeye başlar.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

“Harika!”, diye ellerini hayaya kaldırır Largo, sinirden çatlamak üzere.

“Hiç olmazsa saray soytarısını bulmuş olduk!”, diye mırıldanır Lilly gülümseyerek.

“Largo amca?”, diye tiz bir ses gelir içeriden.

“Korodin? Sen misin?”, diye bir anda omzundan büyük bir yük kalkmış gibi sırıtır Largo.

“Evet, Largo amca. Neler oluyor? Şehir saldırı altındaymış. Kaladin amcam, Haradith abi ile Ariles ve Ylara ablalarım neredeler? Kimse bana bir şey söylemiyor. Beni amcama ait olan bu odaya getirdiler ve kapıyı barikatladılar.”

“Sana her şeyi anlatacağım genç Korodin. Şimdi. Yanındaki saray muhafızlarına kapıyı açmalarını emredersen buradan gidebiliriz.”, der Largo, sonra da fena bozulmuş bir şekilde fısıldar. “Lanet olsun. Kimse çocuğa amcasının ve kuzenlerinin öldürüldüklerini söylememiş..”

İçeriden bazı boğuk konuşmalar duyulur. Ancak sonunda kapının ardından ağır bir şeylerin çekildiğine dair gürültüler gelir ve kapı açılır.

“Hanginiz Largo?”, der yaşlı bir ses ve bir zamanlar belki uzun boylu ve açık kahve saçlı, şimdiyse sıska, bükülmüş ve saçları aklaşmış, sesi kadar kendisi de yaşlı bir kadın peyda olur.

“Largo benim, Lady Ferrara.”, der Ajan Largo sakince.

“Beni tanıyorsun.”, der yaşlı kadın.

“Evet, efendim. Ancak yüz yüze hiç tanıştırılmadık. Geçmişte iki defa sizin gizli korumalığınız görevinde bulundum. Bundan sekil yıl önce Büyük Arashkan Şenliklerinde ve ondan önce de Arashkan Arenası protestosuna katıldığınızda —yaklaşık otuz yıl önce..”, diye açıklar nazikçe Largo.

Yaşlı kadın önünde duran adamı uzun bir süre süzer, sonra da yanındakileri tetkik eder.

“Prensi nereye götüreceksiniz?”, diye sorar Lady Ferrara.

“Kendilerini önce sarayın en altına, unutulmuş bir kilere, oradan gizli bir tünel vasıtasıyla Heaven Parkının, Büyük Arashkan Kütüphanesi tarafına, oradan da şehirde güvenli kalan tek yere, High Spires’a götüreceğiz. İskelede gemiler hazırda bekliyor. Prensi High Spires elf’leriyle birlikte o gemilere bindireceğiz ve şehirden ayrılacağız. Nihai hedefimizi söylememeyi tercih ederim, efendim.. Şimdilik.”, diye sakil bir şekilde anlatır Largo.

“Korodin seni tanıdığını söylüyor.”, der yaşlı kadın.

“Evet. Birinci Lordu bir kaç defa şahsen ziyaret etmişliğim oldu. O ziyaretler esnasında kendileriyle tanışma fırsatını yakaladım. Beraber oturup ‘Gezgin Ozan Blom Bundlebim Hobim ve Hayret Verici Maceraları’nı okumuştuk.. Bir seferinde de Lordum Kaladin, okçular turnuvasını seyretmesi için onu bana emanet etmişti. Beraber güzel zaman geçirmiştik.”, der Largo çok hafif gülümseyerek.

“Öyle olsun bakalım.”, der yaşlı kadın. Sonra arkasını dönmeden içeri seslenir. “Prensi getirin. Soralım bakalım beyefendiyi tanıyor muymuş?”

‘Prens’, sevinçle kapıdan fırlar ve Largo’ya sarılır.

Yaşlı kadın kaşlarını çatar, ama gülümsemesine de mani olamaz.

“Sanırım bu sorumuzun cevabını vermiş oluyor. Ne zaman gideceksiniz, Efendi Largo?”, diye sorar yaşlı kadın, küçük prense sarılmış adama.

“Hemen. Orken’ler yeni bir saldırı için toplandılar. Ve bu sefer büyücülerini de getirdiler.”, der Largo ciddi bir sesle.

“O zaman prens sana emanet, Efendi Largo. Onu hayatınla koru.”, diye emreder Lady Ferrara.

“Siz gelmeyecek misiniz, Lady’im?”, diye hayretle sorar Ajan Largo, yaşlı kadına bakarak. Yaşlı kadına, ve odada sessizce bekleyen bir düzine kadar taş suratlı saray muhafızına bakarak..

“Hayır. Saraya gelmelerinin tek bir sebebi var, o da kök, dal ve budak.. ailenin tamamını ortadan kaldırmak için, zira başsız bir halkın geleceği de olmaz, gideceği yeri de.. Size vakit kazandırmak için bizler tekrar kapıyı barikatlayacağız ve içeri girdiklerinde de onlarla sonuna kadar çarpışacağız.”, der yaşlı kadın sakince.

Largo kadına hayretle bakar.

“Burası benim evim, Efendi Largo. Evimi bir avuç çapulcuya bırakmak gibi bir niyetim yok. Ve bir hanımefendi evinin sadakatini temsil eder.”, diye ışıl ışıl gözlerle cevap verir yaşlı kadın.

“Prens Korodin.”, der çocuğa bakarak.

Küçük Korodin yaşlı kadına döner ve kadın çocuğa sarılır.

“Largo amcanla gitmen gerekiyor. O ne derse hemen yerine getir, sesini çıkarma ve ağlama. Ama büyüyünce, ve zamanı gelince tekrar bize geri dön, çünkü bu şehir senin.. Beni anlıyor musun?”, diye yaşlı gözlerle sarılır küçük prense.

Korodin hayret verici bir sükunetle bir iki defa burnunu çeker ve o da yaşlı kadına sarılır.

“Gidin. Şimdi..”, diye emreder Lady Ferrara..

 

..sonra arkasını döner, içeri girer ve oymalı kapıyı arkasından kapatır..

..ve kapının arkasına ağır bir şeylerin yığılma sesleri tekrar duyulur.

✱ ✱ ✱

Tekrar geldiniz! Ve bu sefer yanınızda Prens Korodin de var!”, diye ünler hayretle ilk barikatta karşılaştıkları saray muhafızı. 

“Prensi güvenli bir yere götürüyoruz. Sizin de burada durmanız için bir sebep kalmadı, asker. Adamlarınızı toplayın. Bizimle geliyorsunuz..”, der Ajan Largo.

Bunu duyan saray muhafızları birbirlerine bakarlar..

..ama yerlerinden kıpırdamazlar.

“Ne bekliyorsunuz?”, diye hafif burnundan solur Largo.

“Sanırım gelmeyecekler, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Bunlar bağlılık yenimi etmiş askerler, sanırım.”

“Hayır, hanımefendi.”, der kendileriyle konuşan asker. “Ama bu bina sadece bir saray değil. Bu bina, bu şehri, halkını, kültürünü, hayatını ve onurunu temsil eden son kale. Ve bizlerde bu sarayı koruyan son askerleriz. Sadece ve en sonunda bizler de öldüğümüzde bu şehir gerçekten ölmüş olacak.”

Asker saygıyla küçük Korodin’in önünde bir dizinin üstüne çöker ve ona gülümser.

“Bizleri unutmayın, Prensim. Ve bir gün geri gelip şehrinize tekrar sahip çıkın.”

“Büyüyünce geri geleceğim, efendim. Söz..”, diye mutsuz bir ifadeyle cevap verir küçük Prens Korodin.

Yukarılardan bir yerden büyük bir patlama sesi duyulur ve saray muhafızları sesin geldiği yere dikkat kesilirler.

“Kıdemli Ajan Largo. Prensimiz ve onurumuz size emanet. Şimdi gidin.. ve çabuk olun..”, der asker ve kısa bir emirle barikat tekrar aralanır.

“Adın ne senin, asker?”, diye seslenir küçük Prens.

“İsimsiz..”, der asker, gülerek. “Bizler bu şehir için ölen isimsiz askerleriz.. Elveda Prensim..”

✱ ✱ ✱

En sonunda.”, diye mırıldanır Ajan Largo ve hafif tepinerek çıkar toprak tünelden. Sonra tünele geri uzanır ve küçük Prens Korodin’in elinden tuttuğu gibi tünelden çıkartır. Başta biraz korkmuş olsa da, etrafındaki herkesin ıkınarak sürünmesine nispeten kendisi çömelerek yürüyebiliyor olması küçük prensin eğlenmesine sebep olmuştu. Tünele ilk girdiklerinde göreceli bir şekilde sabah saatlerde olmuş olmasına rağmen, şimdi ise gece çökmüştür. Buna rağmen şehrin bir çok farklı noktasından hala patlama ve çatışma sesleri ve acı dolu çığlıklar duyulmaktadır.

“Evet.”, der bir ses karanlıktan ve yanmış Heaven Parkının kömür olmuş ağaçları arasından. “En sonunda.. Bir ARİS ajanı olarak ‘acele’, ‘ivedilik’ ve ‘dakik’ ifadelerinden bu kadar uzak olmanız biraz utanç verici.. Ama zaten ARİS olarak başarılı olmuş olsaydınız, bu hale hiç düşmüş olmazdınız..”

Largo olduğu yerde durur ve genç prensi arkasına alır.

“Prens..”, der aynı ses. “..onu rica edeyim.. Hepinizin ölmesi gerek miyor. Aslına bakılırsa gerekiyor, ama ayak işleriyle ben ilgilenmiyorum.”

“High Lady Angrellen Sunsear.. Yanlış şehirdesiniz sanki..”, der Largo burnundan soluyarak.

“Ahahaaa.. Bana daha ziyade ‘yanmış şehirdeyim’, gibi geldi.”, der sesin sahibi ve kömür olmuş ağaçların arkasından, uzun, örülmüş, bembeyaz saçları, yay gibi kaşları, olağanüstü güzelliği ve ürkütücü zarafetiyle High Lady Angrellen Sunsear belirir. 

“Yanmış kendi şehrin.. kendi ülken yetmedi sanırım. Komşularına ihanet etmeyi, bir davranış bozukluğu olarak kabul edemesem de, yine de anlarım zira sizden daha azını beklemezdim asla. Ama kendi halkınıza nasıl ihanet ettiniz? Sizin yüzünüzden üç gün içerisinde on binlerce elf hayatından oldu.”

“Bu ne şimdi? ‘Son boss’ konuşması mı yapacağız? Peki. Yapalım bakalım.. Muhataplarımın cahilce ölmelerindense, aptallıklarının ne denli büyük olduğunu bilerek ölmelerini hep tercih etmişimdir.”, der High Lady Angrellen gülümseyerek.

“Hayır Angrellen. Sen bir ‘boss’ değilsin. Asla da olmadın. Sen sadece ve her zaman ikinci, her zaman bir başkasının ‘kulu’ oldun..”, diye sırıtarak cevap verir Largo ve yanında gönüllü muhafız ve elf’lerden geriye kalanlar da tünelden çıkmaya başlarlar.

Muhafızlar Angrellen’i görürler ama tanımazlar. Elf’ler ise Ri Grandaleren’in ablasını anında tanırlar ve bir anda yüzlerinde korku belirir.

Ve onların arkasından da Lilly Venom çıkar tünelden.

“Beni kızdırmaya mı çalışıyorsun, Ajan Largo? Buna gerçekten gerek yok. Zira sana kızmamış olsam bile öldürmekten keyif alırdım. Ama senin canın benim değil. ARİS’e katıldığından beri kaç tane düşman edinmiş olduğunu tahmin bile edemezsin. Şimdi.. Çocuğu verecek misin, yoksa hepinizin cesetleri arasından mı toplam gerekiyor onu?”, der High Lady gülümseyerek.

“Sırf merakımdan sormak isterim. Bu gece bizi burada nasıl buldun?”

“Zavallı Lady Ferrara.. Ölürken çok acı çekti. Ama ruhunu çekip aldığımda benden saklayabileceği pek de bir sırrı kalmamış oldu. Bu tünele gelince. Bunun kazılması için yıllar önce Arashkan kesicilerine kimin sponsorluk yaptığını sanıyorsunuz?”, der Angrellen gülerek.

“Kendi halkına değdi mi? Sana ne vaad ettiler, Angrellen? Hangi ödül, sonsuza kadar bir hain olmaya değer?”, diye hırlar Largo.

“Tam da üstüne bastın, genç adam.. SONSUZA KADAR! —bana vaad edilen şey buydu. Ve bir kaç bin ölümlünün hayatı buna değer.”, diye cevap verir Angrellen aynı gülümsemesiyle.

“Hiçbir şey sonsuz değildir, Angrellen.. Senden önce aynı şeye sahip olabileceğini düşünen kaç bin ahmağı ağırladı bu dünya, herhangi bir fikrin var mı?”, diye neredeyse bağırır Largo.

“Evet. Var genç adam.. Senden çok daha iyi bir fikrim var. Ama sanıyorum bu konuşma kendi kökünü kazıdı gibime geliyor. Ben seninle yada adamlarınla ilgilenmiyorum. Bana çocuğu getirmem söylendi, ben de tam olarak bunu yapacağım..”, der High Lady, sonra da sırıtarak ekler. “Ama canlı olup olmaması hususunda kati bir talimat verilmedi..”

“Canın cehenneme, Cadı! Neyin varsa görelim!”, diye hırlar Largo asice.

“‘Neyim varsa görelim..’ Peki o zaman.. Görelim bakalım.. Lilly!”

Ve Largo bir anda irkilir.

Zira ensesinde keskin bir hançerin ucunu hisseder.

“Prensi ben alayım, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Ve lütfen. Ani hareketlere yada son dakika kahramanlıklarına da kalkışmayalım. Sizden hoşlandım.. Lütfen bu durumu bozacak bir şey yapmayın.”

Ve Lilly Venom, hayretle kalakalmış Largo’nun elini tuttuğu küçük prensi alır..

..ve onunla beraber High Lady Angrellen’e doğru yürümeye başlar.

✱ ✱ ✱

Seni takdir etmemek elde değil, sevgili Lilly..”, diye kedi gibi mırıldanır Angrellen. “Etrafındaki herkesi bir Lir gibi oynadın. Bu iş bittiğinde benimle gelmek istemediğinden emin misin? Seni tahmin edemeyeceğin kadar zengin yapabilirim..”

“Bunu düşüneceğim, Hanımefendi. Ama önce kapatmam gereken bir kaç başka hesabım daha var.” der Lilly Venom donuk bir ifadeyle.

“Nasıl?”, diye hayretle tanıdığını sandığı kıza bakar Largo. “Neden? Seni Efendi Philius tutmuştu..”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“En başta Philius’un beni High Lady Angrellen ve kızı Anglenna’yı öldürmem için tutması fikrini —oldukça dolaylı yollardan— Angrellen hanımefendinin ta kendisi önermişti ona ve Philius, olduğu ahmak gibi, bunu fark etmediği gibi, asla da bu gerçeğe ayılamadı. Efendi Philius kendi çapında iyi bir idareci olabilir, ancak ‘büyüklerin’ oyunu için fazla toy. Kendisi beni kiraladığını sanıyordu. Halbuki Angrellen hanımefendi, onun beni kiralaması için çoktan beni kiralamıştı bile. Bu şekilde onun yanına kadar rahatça sokulabildim. Asıl hedef ise önce Prenses Alor’Nadien ne idi. Ondan sonra da sırada Philius’un kendisi ve eşi vardı. Ancak arenada prensesi öldüremedim çünkü karşımıza beklenmedik bir yaratık çıkardılar ve işler bir anda karışıverdi.. Şunu anlamalısın Largo. Ben kimseye ihanet etmedim. Sadece kiralandığım kontratı yerine getiriyorum, o kadar.”

“Bir kontratı yapıyor olman, seni ihanetinden paklamayacak, kesici.. Daha önce sadece kiralık bir katil olarak çok da fazla umursanmıyordun. Prens Korodin’e karşı yaptığın bu eylemle her zaman, ve her yerde aranıyor olacaksın.. Bunu bilmen gerekiyor!”, diye hiddetten kıpkırmızı olmuş bir suratla tıslar Ajan Largo.

Lilly Venom ise buna da omuz silker.

“Bugüne kadar beni bulamadınız. Bugünden sonra da bir daha görmeyeceksiniz —ki bir iki güne Arashkan da zaten kalmamış olacak..”

“HAİN!”, diye küfreder Largo ve belinden hançerini çektiği gibi kıza fırlatır!

Ama kız, bir dansöz gibi kendi merkezinde, trençkotu ve eteklerini yelpaze gibi saçarak döner..

..ve küçük prensi kaptığı gibi kaçar!

 

Hançer ise High Lady Angrellen’in karnını kıl payı ıskalar.. ve bacağını çizerek arkasındaki ağaca saplanır.

High Lady Angrellen’in gözleri bir anda kararır ve gördüğü herkese —ama herkese saldırır.

İki elinden de uğursuz, turuncu-kızıl yıldırımlar sıçrar ve daha ilk hamlesinde önce Ajan Largo yere yığılır, ardından gönüllü üç muhafız ve elf’lerden de dördü, göğüslerinde koca birer delikle, gıklarını bile çıkarmadan yere yıkılırlar. Kalan son üç elf ise kılıçlarını çekerler ve “BARİ NA-AMMEN!”, diye çığlayarak High Lady’nin üstüne atlarlar.

‘Cadı’ya kılıcıyla vuran ilk elf bir anda acıyla kıvranır ve tamamen donmuş bir şekilde olduğu yerde devrilir. İkincisi ise isabet ettirir ancak kadını sadece kolundan sıyırır. Anglenna anında karşılık verir; lavlı bir ateş, kadının elinden sıçrar ve elf acı bir çığlık atarak yarı kömür olmuş halde can verir. Kalan son elf ise tamamen ıskalar ve bu şekilde de kendi kaderini belirlemiş olur.

High Lady Angrellen tekrar ellerini kaldırır..

..ve bir an olduğu yerde tökezler.

Kadının suratında hayret ifadesi belirir ve ağzından bir oluk kan boşalır ve..

“FELİSHİA FREMİER’İ HATIRLA!”, diye bir tıslama duyar arkasında.

Angrellen arkasını döndüğünde, karşısında elinde kanlı bir hançerle durmuş, daha önce hiç karşılaşmadığı, genç bir half-elf bulur.

“Sen de kimsin, çocuk?”, diye hırlar High Lady.

Genç half-elf ona sadece sırıtır.

“Ben, ‘fili öldüren mızrağım’..”

“Hayır, çocuk. Sen sadece ölüsün!”, der yanan gözlerle Angrellen ve beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek uzanır..

..ve genç half-elf’e dokunur.

 

Darly “Darlius” Dor..

..yüzünde hayret ifadesiyle kaybolur!

✱ ✱ ✱

Cadı.. nerede?”, diye acıyla inler Ajan Largo.

Uzun, ince parmaklar, adamın yüzünü tutmaya devam eder. Largo gözlerini açtığında, Lilly Venom’la burun buruna olduğuna ayılır. “Her uyandığımda seninle böyle mi karşılaşacağım?”, diye hafif ekşi bir suratla doğrulmaya çalışır, ama acıyla tekrar yanmış, kuru toprağa çöker.. “Yanlış anlama.. Nefesin hakkında söylediklerimde tamamen samimiydim, ama bu durumun bir alışkanlık haline gelmesi biraz garip olurdu..”

“Benim de kaç defa sizi ‘öperek’ uyandırmam gerekiyor, Ajan Largo? Halbuki bir kerecik olsun beni yemeğe bile çıkarmadınız. Pek de centilmence sayılmaz..”, diye cevap verir Lilly Venom hafif kırık bir gülümsemeyle.

“Söz.. bu işten sağ salim kurtulursak, sizi bulabildiğim en lüks lokantaya götüreceğim.”, der Largo inleyerek.

“Bu sözünüzü size hatırlatacağım. Bununla beraber, lüks olması gerekmiyor, Ajan Largo. Sessiz, sakin, mum ışığında.. ve loş olması yeterli olur gibime geliyor.”, diye vurgular kız.

“Lütfen hatırlatın. Ama sizin için biraz fazla yaşlı değil miyim?”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“Bu konuda benim bir şey söyleme hakkım yok mu? Bunu mu ima etmeye çalışıyorsunuz, Ajan Largo?”, diye tehlikeli bir şekilde gülümser Lilly.

“Var tabi ki. Sadece hatırlatmak istedim.”

“Ben genç ve yakışıklı bir delikanlı aramıyorum, Ajan Largo.. Onlar hiçbir zaman ilgimi çekmediler. Benim aradığım, olgun, aklı başında, lafı uzatmayan, zeki ve mütemadiyen kendisini ispatlama ihtiyacı duymayan birisi. Ve bu vasıflar asla toplu olarak genç erkeklerde olmuyor ne yazık ki.”, diye sakin olmaya çalışan bir sesle cevap verir kız.

“Benim yakışıklı olmadığımı mı ima ediyorsun?”, diye alınmış bir sesle sorar Ajan Largo.

Kız hemen önünde yatan adama bön bön bakar.

“Bütün sıraladıklarım arasından çıkarabildiğiniz tek şey bu mu? Lütfen bana bu kadar aptal olmadığınızı söyleyin, Ajan Largo..”

Largo gülmeye çalışır ama bu sadece daha çok acı çekmesine sebep olur.

“Prens?”, diye sorar en sonunda.

“Burada ve kusmakla meşgul.”, der Lilly Venom ve başıyla adamın göremediği bir yere işaret eder.

“Prens neden kusuyor?”, diye sorar Largo yattığı yerden.

Lilly Venom tekrar bir omzunu silker.

“Onu kaçırabilmem için bir iki yudum ‘Gaz İksiri’ içirmek zorunda kaldım. O iksiri Arenada, Anglenna’yı öldürdükten sonra kaçış stratejimin bir parçası olarak kendime saklıyordum. Nasip küçük prenseymiş. Ama korkarım bu onun midesiyle pek de iyi geçinmedi.”, diye açıklar kız.

“Muhteşem Gökler adına! Sekiz yaşındaki bir çocuğa, hem de prensimize bir ‘Gaz İksiri’ mi içirdin?”, diye inler Largo.

“Gaz iksirlerinin kimseyi öldürdüğü duyulmuş bir vakıa değil, Ajan Largo. Sadece nadir hallerde mide bulantısı ve kusmaya sebep olabiliyor.. bu durumda olduğu gibi..”, der Lilly Venom didaktik bir ifadeyle.

“Cadı? O nerede?”

“Kaçtı. High Lady Angrellen fevkalade tehlikeli ve ölümcül bir büyücüdür. Ancak çok zorunlu kalmadığı sürece her zaman kaçmayı tercih eder.. Hırslı ve kindar olduğu kadar özde korkak bir kişiliğe sahiptir.. bu durumda olduğu gibi.. Angrellen bir çatışmaya girmeden önce her zaman elinde hazır en az bir kaçış planıyla gelir. Ve onun kaçışına engel olamadığınız sürece de onu yenemezsiniz.”, diye cevap verir kız aynı ses tonuyla.

“Senin için söylediğim şeylerden dolayı özür dilerim, Lilly hanım, ama sanırım gerekliydi.”, der Largo.

Lilly Venom’un tek kaşı kalkar.

“Huh.”, diye ünler. “Kimse benden özür dilemez, Ajan Largo..”

“Largo. Sadece Largo yeterli. Her defasında ‘Ajan’, demenize gerek yok.”, der Largo.

“Aaaa.. Hayır, Ajan Largo. Söz verdiğiniz yemeğe kadar Ajan olarak kalacaksınız.”, diye muzırca gülümser Lilly Venom. “Yemekten ve muhabbetinizden hoşlanırsam, düşünürüz.”

Ajan Largo gözlerini kapatır ve inler.

“Sadece üçümüz mü kaldık?”, diye sessizce sorar neden sonra.

“Sadece üçümüz ve gönüllü elf’lerden bir tanesi kaldık..”, diye kısmen onaylar Lilly Venom benzer bir sessizlikle.

“Darlius?”

“Bilmiyorum. Angrellen ona bir büyü yaptı ve ikisi de bir anda kayboluverdiler.. Aynı yere mi gittiler yoksa farklı yerlere mi bilmiyorum ve hangisinin daha kötü olabileceğini ise düşünmek bile istemiyorum..”

“Shit!”, diye küfreder Largo.

“Çok ayıp, Ajan Largo. Ama isabetli.”

“Babasına ne diyeceğim ben şimdi?”, diye inler Largo.

“İki doğrudan birisini; öcünü almak ve onurunu geri kazanmak için cesurca savaştığını.. yada her zamanki gibi fevri, sorumsuz, plansız ve düşüncesizce davrandığını.. Onunla bir anlaşma yapmıştık. Anlaşmaya göre o ‘yem’ olacaktı ben de ‘asıl’.. Ama o plana uymadı ve bunun sonucunda da sadece yem oldu..”, der Lilly Venom sessiz bir hiddetle.

Ajan Largo gözlerini açar ve yanı başında eğilmiş, kendisini seyreden kıza sessizce fısıldar.

“Angrellen seni ve ona olan ihanetini asla affetmeyecektir.”

Lilly yine bir omzunu silker.

“O kaltağın benden önce halletmesi gereken çok daha önemli işleri var. Dahası, bu işte benim hiç bir ihanetim olmadı bile. Her ne kadar o öyle düşünse de. O, Philius’un beni kiralaması için beni kiralarken, gerçekte senin beni ondan bile önce kiralayarak aynı numarayı ona çekmiş olman oldukça zekice idi.”

“Bunun için bana değil, rahmetli Efendi Demos Lightshand’e teşekkür etmelisin. O mektubu yazmamış olsaydı, bu geceki sonuç çok daha farklı olurdu.”

“Belki.. Gitmeye hazır mısın? Burada daha fazla oyalanmamız pek de akıllıca olmaz ve sanıyorum genç prensin de çıkartacak bir şeyi kalmadı.”

Largo biraz daha inler ve tekrar doğrultmaya kalkar. Lilly Venom adamın koluna girer ve ona yardım eder.

“Sen gerçekten hayret verici birsin Lilly. Bilmiyorum bunu daha önce sana söyleyen oldu mu?”, diye sessizce koluna girmiş kızın gözlerine bakarak itiraf eder Ajan Largo.

Lilly Venom, yüzünde garip bir ifadeyle koluna girdiği adamın mavi gözlerini, hafif bronzlaşmış yüzünü, kalın, altın sarısı kaşlarını ve ince kesim sakal ve bıyıklarını seyreder.

“Ferra. Benim adım Ferra Ferrea, Ajan Largo..”

 

 

 

“Benim, Dexter adında öldüğümü sanan, senden büyük bir oğlum var..”

“Huh!.. Benim de, beni öldürmek isteyen bir abim var!”

“…”


dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi role play serenity tarihçe the plot thickens

Changes..

Changes..

Timeline:

178 yıl öncesinden itibaren..

Değişim.

Kolay gelmez.

Genelde bize sormaz.

Geldiğinde de istenmez.

Değişim.

Gelmiş ise, alışkanlıklarımızın hayatımızın kendisi olarak belirlediğimizi ve artık yerimizde saydığımızı bize anlatır.

Geçmişe fazla bağlanmışsak bizi kırar.

Geçmişimiz yok ise bizi yanıltır.

Değişim.

Geldiğinde itiraz ediyor, onu suçluyor, mukavemet gösteriyor, korkuyor ve ona karşı mücadele ediyorsak, bilinmeli ki gerçek sorumluyu aynada görebilirsin çünkü durduğumuz yer, hayatta olduğumuz halde çoktan gömüldüğümüz yerdir.

Bu hikaye kronolojik olarak,
A Bard’s Tale XIII, “Searing Perspective” ‘den
sonra başlar,
ve “Annen için üzgünüm..” ‘den
önce biter.

Yine mi gidiyorsun, Lenna?”, diye sorar, uzun boylu, yakışıklı high elf.

“Bunun seni ilgilendirdiğini hiç sanmıyorum, Armathelius Riverblade. Dahası, adımla samimi olabileceğin kadar arkadaş değiliz. Aslına bakılırsa, arkadaş bile değiliz.”,  der, önünde duran elf kadar uzun boylu kız soğuk bir şekilde.

Armathelius, kendisinin ‘Lenna’ diye hitap ettiği, bir çoklarının ise ‘Buz Kraliçesi’ olarak lakaplandırdığı, fevkalade olduğu kadar, ‘erişilmez’ güzellikteki elf kıza uzun bir süre sessizce bakar. İçinde buruk bir kırıklık hissetse de bunu yüzüne yansıtmaz. Gerçekte yansıtıp yansıtmamasının da pek bir önemi yoktur zira kız onu umursamadığı gibi, ona bakma zahmetinde, yada nezaketinde, bile bulunmaz..

“Ri Grandaleren, kızının peşinden seni gönderdiğini duydum.”, der neşeli olmaya çalışan bir üslupla.

“Ri’mizin şahsıma verdiği herhangi bir özel emir varsa, bu tam olarak odur; ÖZEL! Ve ne seni, ne de bir başkasını ilgilendirir.”, der ‘Lenna’ adındaki kız, ve bunu söylerken de ne soğuk sesinden, ne de tavrından herhangi bir taviz vermez.

Genç Armathelius yine susar ve silik yeşil gözleriyle önünden umarsız bir eda ile süzülen muhteşem kızı seyreder.

“Prenses Alor’Nadien ne’yi sağ salim getir.”, der sessizce arkasından.

‘Lenna’ bir an durur.

“Prenses hazretlerine bir zarar vereceğimi düşünüyor olman çok ilginç, Armathelius. Ona ilgi duyduğunu bilmiyordum.”, der genç elfe buz gibi bir gülümseyişle.

“Prensesin sağlığı ve mutluluğu dışında, şahsına özel bir ilgim yok, Lenna.”, der elf sakin bir sesle.

Kız, adamın kendisine tekrar ‘Lenna’ diye hitap etmesinden dolayı kızar ve platin sarısı kaşlarını çatar.

“Beni ilgilendiren..”, der Armathelius, “..ona bir şey olması halinde, Prensesimizin saraydan ve Bari Na-ammen’den ayrılmasına kendisi sebep olmuş olmasına rağmen, Ri’mizin tez canlı davranması ve bundan seni sorumlu tutması.”

“Pek düşüncelisin, Lordum!”, diye hicveder ‘Lenna’.

Kaşlarını çatma sırası saki Armathelius’a geçmiştir.

“Annen sonsuza kadar yaşamayacak, Lenna. Daha ne kadar onun gölgesinde ve kuklası olarak kalacaksın? Kendi hayatını kendin idare etme zamanın gelmedi mi?”, diye sert bir şekilde cevap verir.

‘Lenna’ daha önce andırmıyor idiyse de, yüzünde beliren ifadeyle artık kesin olarak ‘Buz Kraliçesi’nin kendisi gibidir.

“Sanıyorum ki haddinizi aştınız, Lordum Armathelius. Dikkat edin. High Lady Angrellen hakkında konuşurken gösterdiğiniz saygısızlık, size çok pahalıya mal olabilir.”, diye burnundan soluyarak tıslar.

“Özür dilerim, High Lady Anglenna. Niyetim sizi üzmek değildi.”, der Armathelius aynı sert üslupla. “Bununla beraber, gitmeden önce bir şeyi size söylemeyi kendime görev bilirim.”

“Lütfen. Size ve ‘görevinize’ engel olmayayım, Lordum.”, diye nezaketsiz bir şekilde hırlar elf kızı.

“Annen evrenin merkezi değil.. Dahası, Bari Na-ammen’in kendisine borcu varmış gibi davranması ve bu güzel şehri yıkıcı tavırları ile bezdirmesi, korkarım gittiğinde seni de kendisi gibi yalnız bırakacak. Ve bir elfin yalnızlığı, bir insanın yalnızlığına benzemez, Lenna.”, der genç elf, ama bunu söylerken sesi az önceki gibi sert değildir artık.

“Sanıyorum, bu ‘bir şey’den daha fazla oldu, Lordum.”, diye buzul kırılmasını andıran bir şekilde karşılık verir High Lady Anglenna.

“Hayır, Lenna. Söylediğim şeylerin hepsi ‘bir’ şeydi.. Ve gerçekte de ‘aynı’ şeydi..”

✱ ✱ ✱

Lenna ayak seslerini çok geç fark eder ve bir anda, önünde duran devasa yaratık, içinde bulunduğu kanlı arena, ve bir türlü yaratığı devirmekten aciz kalan ‘ahmaklar’ gözleri önünden kayar..

Buna rağmen, her nasılsa ‘prenses’ Lorna’nın, fal taşı gibi açılmış gözlerle kendisine baktığını görüverir..

..nevarki Lorna’nın korkuyla kendisine bakışlarını geç fark ettiği gibi, arkasından gelen ayak seslerini de çok geç fark etmiştir.

Prensesin kendisine neden öyle baktığını da, ardından yaklaşan ayak seslerinin neye tekabül ettiğini de ancak büyük, içi doldurulamaz bir nefret ve tiksinti içeren tıslamayı duyduğunda anlar;

“FELISIA FREMERI’İ HATIRLA!”

✱ ✱ ✱

Bana adını ver, iblis tohumu. Bir iyilik istiyorsan karşılığını da vermen gerektiğini çok iyi biliyor olman gerekir.”, diye büyük bir hırsla tıslar High Lady Anglenna.

Uzun, buzullar kadar soğuk ve erişilmez bir güzelliğe sahip elf kızın önünde duran, ve yüzünde kayıp bir ifadeyle kendisini süzen ‘iblis tohumu’, sessizce ona cevap verir.

“Evet. Ben bir iblis tohumuyum. Kötülük doğamda var. Ben bununla doğdum ve öldüğümde de bu, kötülüğün elinden olacak. Peki senin bahanen ne?”, diye hüzünle cevap verir ‘iblis tohumu’.

“ADIN!”, diye hışımla fısıldar Anglenna.

“Sana adımı vereceğim. Ama bu bir iyilik karşılığında bir başka iyilik için olmayacak. Bu, bir kötülüğe engel olmak için yapılmış bir iyilik olacak..”

ADINI VER!“, diye aynı tavizsiz sesle emreder High Lady.

Merisoul Xyrotwu, kendisine tepeden bakan elf kadına hüzünle, ve büyük bir kayıpla bakar.

“Ad Ara..”

✱ ✱ ✱

Hayattayken kibrimizle görmediğimiz, ihtişamımızda fark etmediğimiz, ve belki de en kötüsü; umursamadığımız şeyler, ölürken dikkatimizi çekiyor olması ne kadar ilginç.”

High Lady Anglenna’nın zihninden geçen son şey buydu.

Yanında durduğu derin, krater gibi çukurun içine düşmekte olan, High Spires’ın efendisi Philius’un, Prensesi korumaları için gönderdiği elflerden bir tanesinin, kan içerisindeki cesedi..

Devasa yaratığın yer sarsan kükreyişi ve etrafa kudurmuş bir şekilde bakan gözlerinden birisine, muhteşem bir zarafetle süzülerek saplanan, o izci çapulcusu kızın attığı ok..

..ve Anglenna’nın, öyle bir atışı Bari Na-ammen elflerinin bile gerçekleştiremeyeceği gerçeğini kendisine itiraf edişi..

Kendisine Aager diyen, karalar içindeki melun herifin, devasa yaratığın sırtında, düşmeden koşmasını..

O küçük, ne idüğü belirsiz aklı eksik kızın, “Gel, Snare! Bana gel! Gel güzelim.. Sen doğanın köküsün.. Sen varsın!”, diye kendisi gibi küçük ve cılız bir sesle arenanın ortasına çağırdığı muazzam ‘ağacın’ yerden yükselişini ve kalın, sarmaşıklı kollarıyla dev sürüngeni yakalayıp olduğu yere çakmasını..

Udoorin denen yeni yetmenin manyammış kahkahalarını..

Muhtemelen o terbiyesiz bücürün attığı, ve kızıl bir sabun köpüğü gibi genişleyen ateş topunu.

Parçalanmış cesetlerin başında uçuşan sineklerin vızıltılarını..

..Ve uzakta, cesetlerden bir tanesinin hareket edip altından çıkan uzun, esmer saçlı kızı..

High Lady Anglenna bu ayrıntıları etken olarak değil, tamamen bir seyirci olarak izlemişti.

Kendisini şaşırtan, gördüğü ayrıntılar değil, bunları fark etmiş olmasıydı.

✱ ✱ ✱

High Lady Anglenna, paylaştığı masada oturan diğerlerini, etrafındaki mutlu şöleni, çalgıcıları, koşuşturan çocukları, önündeki nefis yemekleri ve az ileride oturan kasaba şerifini umursamadan gözlerini diktiği kaçak kıza büyük bir hışımla tıslar..

“Bu senin için ‘Lenna abla’, değil, High Lady Anglenna!”

Lenna ‘ablasının’ karşısında, örülmüş up uzun sim siyah saçlı, içsel bir zarafetle oturan kız başını yere eğmiş, utanç içerisinde ve anca duyulur bir sesle cevap vermişti..

“Bu da beni sizin için, Prenses Alor’Nadien ne yapmıyor mu, abla?”

Anglenna kıp kırmızı olmuş bir şekilde öylece kalakalmıştı oturduğu masada.

Geriye dönüp baktığında, prensesin bir fısıltı kadar sessizce söylediği sözlerde hiçbir tereddüt, pısırıklık, eziklik, geri adım atma yada zayıflık duymamıştı. Buna rağmen söylediklerini ‘onun hayrına’ sessizce söylemişti.

Halbuki kendisi olayı, olabildiğince kamuya mal etmişti!

✱ ✱ ✱

Serin bir rüzgar, High Lady Anglenna’nın sırtını okşar ve uzun, selvi boylu kadın, arkasından gelen bir yük ile bir adım ileri tökezler.. Ve arkasından, neredeyse doğduğu günden itibaren bildiği bir kokuyu sezinler.

Bu koku kendisinde her zaman ve her nedense, ve ancak hayatın kendisine tekabül eden bir sıcaklığı, şefkati, aidiyet duygusunu, ve içsel bir koruma dürtüsü uyandıran, Prenses Alor’Nadien ne’nin kokusudur..

Ve nedense Prenses ona, Anglenna’ya, arkadan sarılmıştır..

..kanlı cesetlerle dolu arenanın ortasında!

✱ ✱ ✱

Lady Merisoul! Damda olduğunuzu ve beni duyduğunuzu biliyorum.”, diye seslenir Anglenna karanlığın içinden, ancak kendisine herhangi bir ses yada cevap gelmez. Zorlukla ayakta duran ‘Buz Kraliçesi’, sanki bir gecede erimiş ve yüzündeki solgun ifadeye bakılırsa da, gözü kararıp olduğu yerde yığılıp kalmasına ramak kalmıştır.

“..Lütfen.”, diye fısıldar High Lady.

“‘Lütfen’, her zaman işe yarar.”, diye mutlu bir cevap gelir damdan. “Ve bir ‘Lady’ seviyesine güncellendiğime göre benden bir şey istiyor olmalısın.”

“Evet. Korkarım yardımınıza ihtiyacım var.”, diye zorlukla cevap verir Anglenna ve başıyla kıpırdamadan sarkan koluna işaret eder.

“Nooldu sana böyle? Kumrular yarım saat önce döndüler. O şapşal çocuğun yüzündeki ifadeye bakılırsa sanıyorum mutlu bir akşam geçirmiş olmalılar. Prensesine sarılmasına bakılırsa, oldukça mutlu bir akşam!”

“Bir.. bir hanımefendi böyle şeyleri konuşmaz..”, der Anglenna, gergin ifadesiyle.

“Neyse ki ben ne bir ‘leydiyim’, ne de bir ‘hanımefendi’.. Ne olduğunu bana anlatacak mısın?”, diye High Lady’nin omzuna dokunur..

..ve dokunmasıyla, Anglenna’nın sıkılmış dişleri arasından boğuk bir inleme kaçar.

“Omzun ezilmiş ve kırılmış..”, der ve High Lady’nin solmuş yüzüne sırıtır. “Biliyor musun, hep senin bu pahalı elbiselerini parçalamak istemişimdir!”, diye ekler ve ani bir hareketle elf kızın elbisesini, omuz dikişlerinden söker!

“..Kolundaki morluklara bakılırsa, onun da en az üç yerinde çatlak var. Diğer elinle göğsünü tutuşuna bakılırsa, kırık kaburgalar, duruşuna bakılırsa, sırtında bana göstermediğin en az bir darbe, ve sanırım kalçanda da bi sorun var.. Ne yaptın sen? Kendini bir yaban domuzu sürüsünün önüne mi attın? Bu kendini öldürtmek için kötü bir tercih, zira başaramazsan.. Eh.. Bu hale gelirsin işte!”

“Eline düştüm ve beni iyileştirmene ihtiyacım var!”, diye inler High Lady sıkılmış gözleri arasından acı yaşlar dökülürken.

“Neden Lady Magella’ya gitmiyorsun? Yada küçük Inshala’ya? Lady seni beleşe tamir eder. Aslına bakılırsa Inshala’da.. Ama ona gidersen bundan sonra o kıza, olduğu insan gibi davranman gerekir ki, bu da o kadar büyük bir kayıp sayılmaz senin için..”, der Merisoul.

“İkisine de.. gidemem..”, diye cevap verir Anglenna, acı içerisinde.

Merisoul’un bal renkli kaşlarından biri kalkar.

“Neden?”, diye sorar açık bir merakla.

“Birincisi, küçük Inshala burada değil, Heaven Parkında.. Efendi Aager’le birlikte kırılmış bir şeyleri onarmaya çalışıyorlar! Lady’ye de gidemem çünkü.. çünkü ona gidersem Prenses bu halimi görür!”, diye zorlukla konuşur Anglenna.

“Görsün.. Seni ilk defa yaralanmış görmüyor ki. Ne oldu? Onları takip ettiğinden haberdar olmasını mı istemiyorsun yoksa? Sana bunun iyi bir fikir olmadığını ima etmeye çalışmıştım sanırım. Hemde daha bu gece!”

“Hayır, genç Merisoul. Onun üzülmesini istemiyorum..”, diye sessizce inler high elf asilzade..

Merisoul ‘fırk’lar!

“Bu senden duyabileceğim en muhteşem yala— doğru olsa gerek!”, diye ünler succubi melezi. “Sen gerçekten samimisin..”

“Bunun için sana ne borçlanacağım, küçük iblis?”, diye diş gıcırdatır Anglenna, artık kapadığı gözleriyle ekşittiği suratı, acısının sınıra ulaştığını göstermektedir.

“Aaa.. Acı.. Bunun ne olduğunu daha bildiğini sanmıyorum. Ama bu gece küçük sürprizler ve mutluluklarla dolu gibi görünüyor!”, der bir başka ses ve Anglenna sesin içinde hissettiği kini algılar ve gözlerini açar.

Merisoul’un arkasında o çocuk durmaktadır.. Dar—bişey! Ahmak Philius’un piçi!..

..ve adamın suratındaki katışıksız nefreti, ve elindeki uzun hançeri fark eder.

“Sevgili Soul, müsaadenle bu zevki bana bırakırsan pek mutlu olacağım..”, diye kindar bir fısıltıyla tıslar Darly Dor.

“DARLY!”, diye kamçı gibi emir verir Merisoul ve Darly olduğu yerde çakılır. “Sana maşa olmakla ilgili söylediklerimi bu kadar mı çabuk unuttun?”

“Çok kısa bir anlığına daha maşa kalabilirim..”, diye dişlerini gıcırdatır Darly vahşi bir ifadeyle.

“Senin.. Philius’un piçi olman dışında.. kim olduğunu.. bilmiyorum.. Benimle ne alıp veremediğini de.. bilmiyorum..”, diye zorlukla konuşur High Lady.

“Hayatın o kadar çok arkadaşlarla mı dolu ki can sıkıntısından kendine düşman arıyorsun, dişi elf!”, diye nahoş bir üslupla konuşur Merisoul. “Dahası, aşağılamaya çalıştığın o çocuk, Efendi Philius’un eşinden olma öz evladı ve adı da resmi kayıtlarda mevcut. Bunun da anlamı, teknik olarak bu çocuğun asilzadelik mertebesi seninkiyle aynı! Yanlış biliyor olabilirim ama kendisine yaptığın bu hakaret, ya onun kabul edeceği bir haraç ödemeni, ya da teke tek bir düello da onunla karşılaşmanı gerektirir! Şimdi, ikiniz de daha fazla ‘bana’ borçlanmak istemiyorsanız bu saçmalığa hemen bir son vereceksiniz. Şansını zorlamak isteyen varsa, lütfen, sizlere engel olmayayım. Ama şunu da söyleyeyim, ben haraç kabul etmem, düellolarla da uğraşmam. Benim fiyatım ‘ruhlarınız’dır!”

High Lady’de, Darly Dor’da susarlar.

“Darly, bıçağını koy yerine ve kendinden geçmek üzere olan High Lady’yi kucakla ve onu dama çıkarmama yardım et.”, diye emreder Merisoul.

“Asla! Bu şirret yılana—”, diye nefret dolu bir ifadeyle başlar Darly..

“—Anneni daha ne kadar utandıracaksın Darlius?”, diye tıslar Merisoul!

Darly sessizce Anglenna’ya yaklaşır, kırık omzunu kendisine sabitleyecek şekilde tutar, seri bir hareketle uzun boylu high elf kızı kucaklayıp kaldırır.

Anglenna’dan bir inleme duyulur.

“Kes sesini şirret yılan!”, diye neredeyse tükürür Darly.

“Seni.. gerçekten tanımıyorum.. benim ne yaptığımı düşünüyorsan da.. yapmadım.. benim bir yaptırım.. gücüm yok.”, diye acı dolu bir inleme daha duyulur High Lady’den sonra elf kız kendinden geçer.

“İşte bu yüzden sana ‘piyonlarla uğraşan maşa’ olma demiştim, ama sen biraz kalın kafalı çıktın. Babanın.. Philius’un evinde senin bir yaptırım gücün var mı? Kaçmamış olsaydın bile..”

Darly, istemsizce uzun boylu elf kadını biraz daha rahat edeceği şekilde kavrar.

“Hayır. Olmazdı. O gücü ancak Ri bana verebilirdi. Tıpkı babama verdiği gibi.”

“Anglenna da sadece bir maşa! Annesinin küçük, süslü, söz dinleyen, şirin maşası.. Bunu gerçekten anladığında, bir sonraki adım için gel bana, ama daha önce değil.. Şimdi, uzat kızı şuraya. Bu damda bi dükkan açmadığımız kaldı!”

. . .

“İyi misin?”, diye sorar Merisoul yorgun bir şekilde.

“Kolum acımıyor, rahat nefes alabiliyorum, kalçamda da sadece küçük bir sızı var o kadar.”, diye derin bir nefes alır High Lady Anglenna uzandığı yerden.

“Sırtından bunu çıkardım..”, der succubi melezi ve High Lady’ye yaklaşık üç karış uzunluğunda, baş parmak kalınlığında iki ucu da sivri bir ‘çivi’ gösterir. “Sanıyorum bunlardan bir tane daha önce görmüştüm.. Two-Day Woods’dan geçerken bize yapılan baskında!”

“Çocuk nerede?”, diye sorar Anglenna.

“Ehemmiyet sıralamanda ciddi sorunların var senin, kızım!”, der Merisoul hafif sırıtarak.

“Onun benim hakkımda bu denli yanlış şeyler düşünmesini istemen.”, der Anglenna donuk bir şekilde.

“Çevrendekilerin senin hakkında ‘yanlış’ düşüncelerin olabileceğine inanmakta zorluk çekiyorum..”, diye hicveder Merisoul. “..acaba neden?”

“Sana ne borçlandım?”, diye sorar High Lady usanmış bir sesle..

“Biliyor musun, ben bu iyilik denen şeysinin ne olduğunu ancak hayal meyal anlıyorum, ama senin HİÇBİR fikrin yok!”, der succubi melezi acı bir şekilde.

High Lady Anglenna uzandığı yerden tepesinde duran uhrevi güzellikteki kızı, koyu yeşil gözleriyle uzun bir an süzer. Neden sonra ona anlaşılması zor bir sesle konuşur.

“Sen sadece yedi yıl bir çukurda kaldın.. Bir asır ve yetmiş sekiz yıl.. Ve ben hala çukurdayım, genç Merisoul!”

Merisoul Xyrotwu sessizce High Lady’ye bakar. Ancak gördüğü, önünde uzanmış uzun boylu, platin sarısı saçlı yorgun elf kadın değildir. Succubi melezi, kızın içine bakar, ve onun kalbini görür. Gördüğü şey karşısında ise hayrete düşer zira burnu kalkık asilzadenin kırık vücudundan daha kötü durumda olan bir kalbi vardır.

“Anlat bana..”, der Merisoul sessizce. Ama sanki o sessizliğin içinde bükülmez, çelik gibi bir emir vardır. “..bana çukurunu anlat —ki ben de çıkmana yardım edeyim!”

✱ ✱ ✱

ÇINNNK!

High Lady Anglenna hayatının belki de sonuna kadar bu sesi unutmayacaktır; altın zincirler arasından sıyrılarak et ve kemiğe saplanan uzun, keskin çeliğin ıslak sesi.. Kendisi hiçbir zaman pek de mücevher yada takı kullanan biri olmamıştı. Hele potansiyel olarak bir yerlere takılma ihtimali olan uzun, ince, işlemeli altın zincirler. Bu tür zincirleri bildiği sadece bir kişi kullanıyordu..

Prenses Alor’Nadien ne.

Anglenna birden içine düşen ateş ve korkuyla arkasını döndüğünde Prensesi kendisine sarılmış, gözleri acıyla kısılmış ve bir şeyler fısıldar bulmuştu.

“Üzgünüm abla.. Elimden ancak bu kadarı geldi.. Seni kurtaramadım.. Beni affet..”

✱ ✱ ✱

Alor’Nadien ne, tahtı sana bırakacak.”

High Lady Anglenna sessiz bir hayretle yarı uzanmış, yarı doğrulmuş olduğu damda, önünde duran uhrevi güzellikteki, kuzgun kanatlı meleze bakar.

“Bu.. kabul edilemez bir şey. Alor’Nadien ne o kadar sorumsuz olamaz!”, diye fısıldar Anglenna.

“Bu sorumsuzluk değil, babasıyla arasındaki sürtüşmenin sonucu olarak kendisine bırakılan seçenekler arasında en kansız olabileceğini düşündüğü şey olduğundan..”, diye konuşur Merisoul sessizce. “Ahmak babası yüzünden artık taht yolu ona kapandı. Bunu sen de pek âla biliyorsun. Şayet Lorna tahtı babasından almak istiyorsa, bunu onun elinden zorla ve ‘ezerek’ almalı ve ikimizde sevgili prensesin bunu yapmayacağını biliyoruz çünkü ezip geçmek onun ruhuna, karakterine ve kimliğine aykırı. Bu da tahtı, prenses dışında alabilecek geride sadece üç kişi bırakıyor.. İlki annen —ki buna Grandaleren hiçbir şart altında izin vermeyecektir ve annenin yaşı da taht için çok geç artık. Diğer seçenek ise sensin.”

Anglenna, önünde duran ve bu güne kadar en nazik bir ifadeyle ‘muallak’ olarak tanımlayabileceği kıza öylece bakakalır.

“Üç kişi dedin. Diğeri kim?”

“Diğerini ifşa etmek bana düşmez zira bu benim sırrım değil. Ve onun tahta geçmesi halinde bütün elf ırkının toplu sinir krizi geçireceğinden de eminim.”, diye kıkırdar Merisoul mutlu bir şekilde.

Anglenna başını kaldırır ve gecenin karanlığına ve yıldızlara uzun bir süre bakar. Sonra başını eğer ve sessizce konuşur.

“Ben.. ben tahtı istemiyorum. İsteyenlerin kendilerine ve etraflarındakilere ne kadar zarar verdiklerini açık bir şekilde görecek kadar uzun yaşadım.”

“Annen.. High Lady Angrellen.. bu cevabından pek de hoşlanmayacaktır.”

“Annemin bu güne kadar herhangi bir şeyden hoşlandığını görmüşlüğüm olmadı. Bir şeyden daha hoşlanmaması pek de büyük bir fark yaratmayacaktır. Eminim zamanla buna alışacaktır.”, diye hafife almaya çalışır uzun boylu elf kadın, ama içinin titremesine de engel olamaz.

“Cesurca.. ve ahmakça söylenmiş bir şey.”, der Mersioul düşünceli bir sesle.

Anglenna yorgun bir şekilde omuzlarını silker.

“Bugüne kadar Alor’Nadien ne’yi herkes yalnız bıraktı; annesi, babası, annem, ben ve halkı.. Ne kadar acı değil mi? Onu yalnız bırakmayanlar ise yabancılar oldu; elflere tahammül bile edemeyen bir yarı elf izci, bastı bacak bir cüce, Drashan’lı bir kesici, bir iblis tohumu, bir dwarf ve ne idüğü belirsiz, küçük, sıskası çıkmış bir kız.. Dahası, onu asla terk etmeyecek, yeni yetme, aptal bir insanoğlu!”, diye acı bir şekilde söylenir ve bunu söylerken ilk defa elf kadının ‘insanî’ duyguları olabileceğine dair bir belirti görünür; Anglenna Sunsear’ın gözleri dolar..

“Halbuki High Woods kalbi olarak onu seçmişti. Öyle görünüyor ki halkım bunun anlamını unutmuş durumda.”, diye devam eder elf kadın.

“Tarihimiz.. İlk Rise’miz.. Elorellen Feymist.. Adalar Krallığı ilk kurulduğunda üç kusal high elf kardeşten biri.. High Woods’a geldiğinde orman onu kalbi olarak seçmişti. Elorellen Feymist’de bu sebepten dolayı oraya yerleşti ve Bari Na-ammen’de bu yüzden orada kuruldu.

Ve ben High Woods’un kalbi değilim. Bari Na-ammen’de ne bir sevgilim, ne sevenim, ne de bir dostum var. Sahip olduğum tek şey düşmanlarım.. Ben kimin Rise’si olabilirim?

Alor’Nadien ne.. O gerçek bir sevgili. O sadece High Woods’un kalbi değil, genç Merisoul. O halkının da kalbi..

O.. Bari Na-ammen’in kalbi..

Evet. O kızı herkes yalnız bıraktı. Ama ben onu asla yalnız bırakmayacağım. Ne onu, ne de onun neslini..”

Merisoul, antika dükkanında ilginç bulduğu bir parçaya bakar gibi Anglenna’ya bakar.

“Annen buna izin vermeyecektir.”, diye sessizce uyarır elf kadını.

Anglenna başını doğrultur ve önünde duran kanatlı varlığa, Ad Ara’ya bakar. Tavrı az önceki hali ile aynıdır ancak yüzünde, herkesin kendisinden bildiği, ‘soğuk’ ifade yoktur. Sanki yerini, içinde biraz daha azim, kararlılık, inanç ve katilik içeren bambaşka bir.. ‘şeye’ bırakmıştır.

Anglenna Sunsear, hayatında belki de ilk defa kendisi üzerine yüklenen ‘Buz Kraliçesi’ kimliğini kırar ve yerini, içinde gerçek ve içten ‘ifadelerin’ olduğu bir kimliğe bırakır.

BEN ONU ASLA YALNIZ BIRAKMAYACAĞIM..

NE ONU, NE DE ONUN NESLİNİ..“, diye yanarak tekrarlar kendisini.

HER NE PAHASINA OLURSA..

✱ ✱ ✱

Alor’Nadien ne.. Güzelim.. Bebeğim.. Neden? Hedef bendim, sen değil! Beni vurması gerekiyordu.. Neden..? Neden girdin araya?”, diye inler Anglenna ve hayatında ilk defa içinde bir şeylerin kırıldığını, ardından da parçalanıp, asla bir daha geri gelmeyecek şekilde, sele kapılmış cesetler gibi kendisinden uzaklaşarak gözden kaybolduğunu hisseder..

“Çün.. çünkü sen benim.. ablamsın..”, diye kanlı, fokurdayan bir sesle Lorna’nın cılız sesini duyar Anglenna..

..ve Udoorin belirir yanlarında.

Genç adamın yüzü mutlak bir kayıp ile buruşmuş, kan içerisindeki, kırılmış prensesini kucaklamış, utanmadan ağlamaktadır.

“Güzel.. Dorin.. ablam sana.. emanet. Onu.. onu kurtar. Ve.. Darly.. bu onun suçu değildi.. Lütfen..”, diye anca duyulur, kanlı bir fısıltıyla yalvarır Alor’Nadien ne..

..sonra, yüzünde mutlu bir ifade varmış gibi sessizce solup kaybolur..

✱ ✱ ✱

Gelin güzellerim, burası artık güvenli değil..”, diyerek Nadine, peşine taktığı kızını, yeğenini ve yoldaşlarını, sarayın gizli tünellerinden geçirirken karşılaştıkları elf muhafızlarına, arkalarında bıraktıkları taht salonunu işaret ederek “Hainler.. Hainler taht salonunda.. Hainleri yakalayın!”, diye emirler yağdırır ama ‘hainler’ derken kocasından mı, yoksa High Lady Angrellen’den mi, yoksa her ikisinden mi bahsediyor anlaşılmaz.

“Geldiğinizi ilk duyduğumda o kadar sevinmiştim ki.. Korkarım, sizler adına vermeyi düşündüğüm şöleni ertelememiz gerekecek zira burası artık güvenli değil.”, der nefes nefese kalmış bir şekilde.

Rise’nin sözlerini tasdik edercesine, arkalarında büyük bir patlama olur ve her yer sarsılır.

Taht salonu yıldırımlar, ateş yağmurları ve mebus büyülerle sallanırken, her iki tarafın askerlerine ait kılıç şakırtılarına ölenlerin boğuk çığlıkları karşır..

Yan odalardan birine sızdıklarında bir anda Nadine, Lorna ve grubun etrafında elliye yakın elf muhafızı belirir ve her şey durur.

Gruptaki herkes bir anda gerilirken Udoorin’in yüzü kararır ve sessizce sevdiği kızın arkasına geçip devasa baltalarını kaldırır.

Muhafızların başı Rise’ye yaklaşır ve önünde, tek dizi üstüne düşer.

“Hanımım..”, der boğuk bir sesle. “Aramıza katıldığınızdan beri bizim için yaptıklarınızı bazılarımız gördü. Ri’mize baş kaldıramazdık ama prensesimize yapılanlara da göz yummadık.

Prensesimiz, Bari Na-ammen’in sükuneti için hakkı olan tahtından vazgeçişini ve ayrılışını gördük.. Hiçbir ırkın tarihinde görülmemiş bu fedakarlıktan sonra, burada bulunanlar ve dışarıda hazırda bekleyen bine yakın muhafız, aramızda ona gizli bir sadakat yemini ettik; geri geldiği gün, her ne olursa olsun onun önünde, yanında ve arkasında olacağımıza dair.

Öyle görünüyor ki andımızın sınanma zamanı geldi. Sayımız fazla değil, ama buradaki her elf’in canı sizindir.. Bir gün bize geri döneceğinize ve Bari Na-ammen’i tekrar yükselteceğinize dair inancımızdan dolayı bizler önden gideceğiz ve sizin için yolu açacağız zira High Lady Angrellen’in kişisel muhafızları her yerdeler ve prensesimizi gördükleri yerde öldürme emri aldılar.

Onları aştığımızda ise önümüze Orken sürüleri çıkacak çünkü buraya bir soykırım için geldiler ve şehir sarılmış durumda.”, der muhafızların başı. Sonra derin bir nefes alır, başını kaldırır ve Rise’sine bakar.. Alor’Nadien ne’ye.

“Bugün Bari Na-ammen’in son günü. Bugün, bu güzel ülke dünyaya veda ederken lütfen bizi iyilikle anın.”, diye çekilmiş bir ifadeyle Lorna’ya yalvarır.

Gözleri dolmuş olan Lorna’nın yüzünde en az önündeki muhafız kadar çekilmiş bir ifade mevcuttur. Prenses, yumuşak, boğuk ama kararlı bir sesle konuşur.

“Adın ne senin asker? Seni ve sadıklarımı anıp hatırlaya bilmem için bana isimlerinizi söyleyin.”, der.

Muhafızların başı, yavaşça elini göğüs zırhlığının içine sokar ve düzgünce katlanıp mühürlenmiş kalın bir papirüs çıkartır.

“Sadıklarınızın hepsi burada, hanımım.”, der ve ayağa kalkar. Kısa, kesin bir emir verir ve muhafızlar yek vücut haykırır.

RİSE ALOR’NADİEN NE..”

RİSE ALOR’NADİEN NE..”

RİSE ALOR’NADİEN NE..”

Sonra hepsi kılıçlarını çeker ve dönüp seri adımlarla prensesleri için yolu açmaya başlarlar..

✱ ✱ ✱

Anglenna kendisini içi boş kırba gibi hissetmektedir. Ne kadar büyü reservi varsa hepsini bir kaç dakikada boşaltmış ve ancak bu şekilde hayatta kalmış olmanın verdiği gerçekte tatmin edici bir hazzı da yoktur.

Elf kadın, uzun, platin sarısı saçları dağılmış, üstü başı kan ve pislik içerisinde, etrafını çevreleyen iri cesetlere bakar; Orkenler!

Arashkan’ın ortasında, Heaven Parkta Orken’lerin ne işi olabilir, diye düşünmeye çalışır, ancak zihni kadar bedeni de boşalmış gibidir.

Belki dostarı vardır çekingesiyle, High Lady orada daha fazla oyalanmaması gerektiğini düşünür ve tam dönüp gidecekken hemen arkasında, kendisine meyletmiş cesedi fark eder.

“Bunu ben öldürmedim. Aslına bakılırsa, arkamdan geldiğini bile bilmiyordum.”, diye sessizce mırıldanır.

Anglenna zorlukla eğilip cesedi döndürdüğümde, koca Orken’in tam alnının ortasına saplanmış oku görür.. ve içsel bir çekim mi, yoksa doğal bir fakındalıktan mı, kız okun üstündeki elf işlemeleri fark eder.

“Huh!”, diye ünler kendi kendisine.

Elf kadın uzanır ve oku çekip çıkarmaya çalışır ancak ok, beklediği mukavemeti göstermez ve bir anda yaratığın kalın kafatasından kurtulunca Anglenna dengesini kaybeder ve biraz utanç verici bir şekilde kıçının üstüne düşer.

Anlaşılan bu gece şu, her şeyin yanlış gittiği gecelerden biridir..

Elf kadın, ‘bir gören oldu mu’, diye etrafına bakınmaz çünkü buna ayıracak ne gücü, ne de takati kalmıştır.

Bendensel olduğu kadar zihinsel bir çaba gösterek ayağa kalkar ve etrafına bakınır..

..ve az ileride, kendisine ait olmayan bir Orken cesedini daha görür.

Anglenna, Orken cesedine yaklaştığında, benzer ‘leş’lerin, tesbih taneleri gibi kendisine doğru sıralandığına ayılır..

..ve hepsinin ya alnının ortasında, yada kafalarının tam arkasında ilişmiş okları fark eder.

Anglenna, uzun bir süre tükenmiş haliyle varlıklarından bile haberdar olmadığı cesetlere bakar ve bu gece hala hayatta oluşunun tek mesulünün, kendisine çarpık bir sorumluluk duygusundan dolayı yardım etmiş, ancak konuşmak bile istemeyecek kadar da uyuz olan izci onbaşıyı düşünür.

Evet. Bu ‘leşler’ kesin olarak Laila’nın marifetidir zira o güne kadar tanıdığı ve bildiği, ‘headshot’ fetişi olan tek izci odur.

Elf kız, yorgun ve bitkin bir şekilde parktan ayrılmak için yürümeye başlar. Yürürken ister istemez parmaklarını, elindeki okun üzerindeki fevkalade ince yapılmış süsleme ve işlemelerin üzerinde gezdirir..

..ve bir şeye daha ayılıverir.

Anglenna oku göz hizasına getirir ve platin sarısı kaşları hayretle kalkar.

“Huh!”, diye gördüğü şey karşısında ünler.

MELETHRIL ELANDI!

“Bir kız bu kadar şanslı olabilir mi, yaa? Önce Silendenien en Eruanna, şimdi de bu! Nereden ve nasıl buldun bu kayıp mirası ki?”

Anglenna Sunsear, kendisini hiç bu kadar bedensel, zihinsel ve duygusal olarak yorgun, tükenmiş ve kötü hissettini hatırlayamaz.

Annesinin görmeyeceğinden emin olduğu zamanlarda olduğu gibi gözleri dolar..

..ve yine o zamanlarda olduğu gibi babasını, Selvius Brightleaf’i hatırlar..

Etrafındaki herkesin sarılabileceği, güvenebileceği, sırtını yaslayabileceği ve ağlayabileceği bir omzu vardır..

O karanlık, Drashan’lı kesicinin bile!

Kendisi dışında herkesin..

Evet.. Gerçekten bir elfin yalnızlığı, bir insanın yalnızlığına benzemiyormuş..

✱ ✱ ✱

Muhafızların başı, Rise Alor’Nadien ne’ye son bir defa daha bakar, sonra gözleri yavaşça bir başkasına kayar.. Genç, yakışıklı high elf muhafız nefesini tutmuş bir şekilde platin saçlı kızı süzer..

Armathelius Riverblade içinde hissettiği kırık sevgiyi.. ve hüznü.. gizlemeye çalışır.

Çok hafif bir şekilde ‘Lenna’ya başıyla veda eder..

..ve adamlarının peşinden koşar.

..ve gözden kaybolur.

Çok uzaklardan, ormanın derinliklerinden, tanıdık, iç ürpertici savaş borularının vahşi ulumaları duyulur..

Tıpkı Arashkan da olduğu gibi, efendileriyle beraber Orken sürüleri gelmiştir!

..ve onlarla beraber Themalsar’ın kehaneti gerçekleşir; neredeyse bin yıllık durağanlığın getirdiği uyuşukluk, ihtişam körlüğü ve entrika, meyvesini vermiştir.

Bari Na-ammen için hesap günü, nihai yıkım ile gelmiştir..

✱ ✱ ✱

Uzun boylu, platin saçlı high elf kız mutlak bir hezimet içerisinde, saklandıkları loş mağaranın bir köşesine çekilmiş, sessizce yüz yetmiş sekiz yıllık bir yalanı değerlendirmektedir; High Lady Anglenna Sunsear..

Ve geçmişe doğru baktığında, yaşadığı yalanı, annesi High Lady Angrellen’i ve..

..o kadar!

Hayatında annesi ve onun kurguladığı yalan dışında hiçbir şey yoktur.

Ama kaybettiği şeylerin listesi o kadar uzundur ki..

Beraber geçirebilecekken kaçırdığı bir ömür dolusu Alor’Nadien ne, onun annesi Nadine, kendi babası Selvius Brightleaf, Armathelius Riverblade, potansiyel onca arkadaş, bu küçük grup, High Woods ve Bari Na-ammen..

İşin en acı yanı, kendisine yakınlık ve, çarpıkça da olsa, anlayış gösteren tek kişi, kendisinden zorla adını ‘yolduğu’ o iblis tohumudur.

Anglenna listeye kuzeni Lorna’yı eklemez çünkü o kızın kendisine olan akıl almaz düşkünlüğünün sebebini bir türlü anlayamaz. İronik bir şekilde, kendisi kendisiyle karşılaşmış olsa, kendisini ivedilikle ve arkadan bıçaklar, ve bundan dolayıda bi gıdım bile rahatsızlık hissetmeyeceğini kendi kendisine itiraf eder..

High elf kız, Anglenna yalanının gerçekte kendisini ne denli yalnız ve tekil anlamda boş kıldığını tüm çıplaklığı ile anlar ve gözleri dolar.

Saklandıkları loş mağaranın köşesinde sessizce ağlamaya başlar..

Anglenna ağlarken ne kadar vakit geçtiğini bilemez, ancak küçük bir şeyin sessizce eteğinin ucunu çekiştirdiğine ayılır.

Başını o yöne çeverdiğinde, Inshala adındaki küçük kızın, zarif el hareketleriyle eteğinin, muhtemelen High Woods’dan kaçarken yırtılmış kenarıyla bir şeyler yaptığını görür.

Anglenna hayretle küçük kıza bakar zira bu kızın elbisesini tamir etmeyi bırakın, kendisine yaklaştığını bile gören olmamıştır.

“Ne yapıyorsun sen?”, diye burnunu çekerek sorar kıza.

Kız başını kaldırmadan işine devam eder, ancak çok sessiz ve utangaç bir fısıltıyla, “Elbiseni yanlış giymişsin, abla. Onu tamir ediyorum.”, der.

Sonra yavaşça ayağa kalkar, kıpkırmızı olmuş bir suratla Anglenna’ya bakar..

..ve hayretle kendisine seyreden high elfe sarılır!

“Gerçek kaybı, ve bununla gelen acıyı hissettin. Artık bizdensin abla. Şimdi.. Saçlarının bu hali ne böyle? Bir High Lady’ye hiç yakışmıyor.”, diye ciddi bir ifadeyle söylenir Inshala.

“Bari Na-ammen artık yok ve ben de bir High Lady değilim.”, der Anglenna, dolu gözlerle.

“Bizi biz yapan, başkalarının bize taktıkları ya da yakıştırdıkları isimler ve sıfatlar değildir, abla. Bizleri sevenlerin bizi nasıl gördükleridir önemli olan. Bunu.. Bunu bana Aager Fogstep öğretti. Hadi gel.. Sen bana kendini anlat, bende saçlarını öreyim..!”


Sadıkların Listesi:

Silendenien en Eruanna: Silendenien’in Zarafeti, Gracious Warning.

Melethril Elandi: Lover’s Arrow.

Kırba: Genelde hayvan derisinden yapılma ve su taşımak için kullanılan bir nevi kese (water skin).

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

Aklımdan Geçenler

Aklımdan Geçenler

Timeline:

Gar Thalot’un saklandığı yer tespit edilmiştir; Arashkan Şehrinin en büyük tapınağı olan Tempest Tapınağı!

İsyancı bir kaçağın, Tempest tapınağı gibi güçlü bir tapınakta ne işi olduğu, onun böylesi popüler bir mekanda nasıl saklanabildiği hala bilinmeyenler arasında. Serenity Grubu, aradıkları cevapları bulmak için, gecenin bir yarısında girdikleri tapınakta, Gar Thalot’dan önce, başka şeylerde bulacaklardır.

Bu hikaye,
What do you see in the mirror? ‘den
bir gün sonra yer alır.

 

 

Bu hiç hoşuma gitmedi.”, diye homurdanır Udoorin.

“Benimde hiç hoşuma gitmedi.”, diye onaylar Lorna hemen yanında.

“Geceleri ilk defa baskın amaçlı sokaklarda arkadaşlarınla dolanışın değil bu, Udoorin.”, diye Aager’in sessiz fısıltısı duyulur. “Sorun nedir?”

“Buna inanamıyorum. Aradan bunca yıl geçti ve bunu şimdi mi yüzüme vurmak istiyorsun?”, diye arkasına bakmadan haşince bir şekilde cevap verir Udoorin.

“Bir zaman aşımı söz konusu olduğunun farkında değildim, genç Udoorin.”, diye gelir Aager’in cevabı karanlıktan.

 

Grup, arenada yaşadıkları o ölümcül haftadan sonra, sessiz ve sakin bir kaç gün geçirmesi beklenirken, üst üste yaşadıkları olaylar zincirinden dolayı genel olarak biraz yorgundur. Darly Dor vasıtasıyla, Serenity Home yangının sorumluları hakkında bilgi edinebilecekleri muhtemel tek kişinin Gar Thalot adındaki, özgürlükçü ve isyancı bir kanun kaçağını bulmaları gerektiğini öğrenmişler ve ARİSArashkan İstihbarat Servisi’nin bile bulamadığı bu adamın yerini tespit etmek için aramalara başlamışlardı.

Bu esnada, Aager’in yıllar önce bir yangında öldüğü sanılan kız kardeşi, Lilly Venom ile arasındaki kötürüm ilişkiyi seyretmişler, arenada öldürmeye çalıştığı Inshala’nın bu hırçın kızla arkadaş olmak için elinden gelen ürkütücü çabalara anlam vermeye çalışmışlar ve Lady Magella’nın, kendisinden hiç beklenmeyecek bir hışımla bu hırçın kızı öldürmeye çalışmasına engel olmuşlardı.

Belli ki arenada bir şeyler olmuştu zira oradan ayrılmalarından sonra, Lady Magella, Darly Dor ve High Lady Anglenna’da ciddi bazı karakter değişimleri gözlemlemişlerdi.

Ancak değişim, bu üç kişi ile sınırlı kalmamıştı. Aradaki nüansları, grupta kendisini en iyi tanıyan Udoorin fark etmişti; Aager’deki değişimler.

Udoorin, Aager’deki değişimlerin sebeplerinin tamamını bilmese de, bunların birincil kaynağı olarak Inshala’yı görmüş, ancak arenadan sonra Aager olağan dışı bir şekilde değişmişti. Gruptaki diğerlerinin, en azından Serenity Home’dan gelenlerin, bu farklılıkları görememelerine ise biraz şaşırmıştı zira Aager zaten daha önce de kötürüm ve ölümcül biriyken, artık hem çok daha ölümcül bir havası vardı.. hem de değil!

Genç Udoorin’in bu ikilemi çözmek için kafasını az kaşımamıştı.

Aager, şu Gar Thalot denen özgürlükçü kaçığı aradıkları iki hafta boyunca devamlı içsel bir yorgunluk içerisindeydi sanki. Yorgunluk, bıkkınlık, yada yılgınlık —ki bunların üçü de tanıdığı Aager Fogstep’e hiç uymuyordu. Acaba Inshala ile aralarında bir şey mi olmuştu.

Olmuştu sanki, evet, çünkü artık ikisininde birbirleriyle konuştuğunu görmüyordu.

Beraber oldukları zamanlar ise, ya yan yana oturmuş, öylece durduklarını görmüş, ya da birbirlerine alık aklık baktıklarını.. tek kelime bile etmeden.

Udoorin, içten bir şekilde aralarının bozulmamış olmasını diler, zira hayatı boyunca sosyal anlamda tamamen yalnız olduğunu bildiği Aager’in başına gelebilecek en güzel şey olmuştu o sıskası çıkmış küçük, içli ve şirin kız.

Gerçekte genç Udoorin’in, Aager’e alışması, ve ona olan biraz da utanç verici düşkünlüğü, yıllar alan bir süreç sonunda gerçekleşmişti ve bu ürkütücü, karanlık adamın, kafasına vura vura verdiği eğitimlerin meyvesini bizzat kendisi gördüğünde önemini anlamıştı.

Ve ona, ‘kargalar işeyesice baş belası’ olarak bakmayı bırakmış, o güne kadar hayatında gördüğü ‘en yalnız adam’ gözüyle bakmaya başlamıştı.. Taki Ritüel Frorest’da Inshala ile karşılaşıncaya kadar.

O zamanlar kötürüm, asabi, huysuz, evhamlı, gözü dönmüş kız, günlerce, haftalarca, gözlerini ondan ayırmaksızın Aager’le uğraşmıştı.

Aager’deki ilk ‘yılgınlık’ belirtileri de o zamanlar başlamıştı işte ve Udoorin bunu fark eden tek kişi olmuştu..

Belli ki genç adam, herkesin sandığı gibi sadece iri, kaslı ve aptal bir savaşçı değildi.

Şayet onun öyle olduğunu düşünen var idiyse, Udoorin herkesin kendisi hakkındaki bu yanıltıcı dış görünümünü başarıyla sergilediği anlamına geliyordu.

Onun bu ‘aptal’ görünümünü aşıp, gerçek Udoorin’i bulan ilk ve tek kişi de Lorna olmuştu. Kız, onunla daha ilk karşılaşmalarında müşahade ettiği bir şey, genç adamın kesinlikle sergilemeye gayret ettiği gibi aptal olmadığına inandırmıştı.

Girdikleri Themalsar harabelerinden, neredeyse iki hafta sonra çıktıklarında, kendisi ile Lorna’nın iletişimi gibi, Aager ile Inshala’nın da etkileşimi tamamen değişmişti.

Nevarki Aager’in ile Inshala arasındaki sevginin, deyim yerindeyse ‘doğumu’, fevkalade zorlu ve sancılı geçmişti.

Genç adam, geçtikleri son bir kaç ayın tüm ayrıntılarını hatırlar —ki ayrıntıları görme ve hatırlama da Aager’in ona öğrettiği bir beceriydi.

Udoorin daha geçen hafta kızın gelip herkese, “Sevgi nedir?”, diye sorduğunu hatırlar.

Herkes bir şekilde, ve kendince anlatmıştı sevginin ne olduğunu kıza.

Merisoul hanım, kendisi gibi muallak bir cevap vermişti Inshala’ya;

“Sevgi; dört ölçek şeker, bir ölçek tuz, beş ölçek de acıdır..”

..gibi bi şey söylemişti.

Udoorin, Merisoul’a gerekli bütün saygıyı gösterse de, onda bir gariplik olduğunu da biliyordu. Gruptaki herkesin hayatını o veya bir şekilde kurtarmış olması ise işin en garip yanıydı. Hatta bir sefer, Inshala, Themalsar harabelerini tamamen yerin dibine geçirdiğinde ve Aager iyileşmesi için ona bakarken, kızın kalbi durmuştu ve ne Lady Magella’nın, ne de kutsal bir şövalye olan Lady Moira’nın yaptıkları hiçbir büyü işe yaramamıştı.. Merisoul gelmiş, atan kalbinin gücünü Inshala’ya aktarmıştı —kendisininkini durdurma pahasına!

Udoorin, bu gün bile korkuyla hatırlıyordu Merisoul’un ‘cesedini’ Inshala’nın yanından çıkardıklarında..

Ve hayatında asla bir daha yapmak zorunda kalmak istemediği bir şeyi yapmıştı; Laila kıza suni teneffüs verirken, kendisi de kalbini tekrar çalıştırmak için kızın neredeyse kaburgalarını kırmıştı!

Ayıldığında Lady ne kadar fena kızmıştı ama Merisoul’a o zaman..

Merisoul ise, tamamen bitmiş, fısıltı gibi gelen sesiyle Lady’ye verdiği cevap ise mantık ötesiydi;

“Ben sevgiyi anlayamıyorum. Ama anlamak üzere olan birisini kurtarmaya değmez miydi?”

Evet. Merisoul hanım kesinlikle garip bir varlıktı.

 

Udoorin, Inshala’nın odaya geldiği an’a geri döndüğünde, orada bulunan Laila araya girmiş ve, “Eve geri döndüğümüzde Thomas’a sor. O salak, saplantılı sevgi nedir çok iyi bilir! Yapıştı Bree’ye, yıllardır ayrılmadı peşinden!”

Bunu söylemesiyle Lady bir anda parlamış ve Thomas’ı müdafa etmeye çalışmıştı. Bremorel’in onu baştan çıkardığını söyleyince işler iyice karışmıştı. Laila haşin bir kahkaha atmış, “Serenity Tapınak Muhafızlarının bu kadar çabuk baştan çıkarılabildiklerini bilseydim, bende bir kaçını ceplerdim!”, demiş ve işler tamamen zıvanadan çıkmıştı.

Sonra Lorna’sına gelip sormuştu Inshala;

“Alor’Na abla. Sen bir çok şeyi anlıyorsun. Duyguların inceliklerini ve sırlarını biliyorsun. Sevgi nedir?”

Lorna ise Udoorin’e kaçamak bir bakış atmış, ve olduğu muhteşem, ince, düşünceli hanımefendi gibi küçük Inshala’ya sessizce “Böyle bir şey.”, demişti..

Udoorin o bakışı görmüştü.

Bunu Lorna’ya itiraf etmemişti onu utandırmamak için ama o bakış, ona evlilik teklifi edebilmesi için gereken bütün cesareti vermişti..

Alor’Nadien ne.. Lorna.. Muhteşem bir bayandı!

Sorun, küçük Inshala bir konuda biraz kendisine benziyordu. Evet, Udoorin’den farklı olarak, kızın kendince haklı sebepleri vardı; ömrünün tamamını, yaşlı bir adam dışına yalnız geçirmiş, insanlarla olan tek etkileşimi, yakalanıp taşlanmamak için onlardan kaçmak olmuştu, dolayısıyla sosyal bazı şeyleri anlamakta zorlanıyordu. Udoorin’e göre, kızın bazı şeyleri anlayabilmesi için, açık bir şekilde gösterilmeliydi. Mecazi yada birden çok anlam içerebilecek ifadelerle değil. İşte bu noktada Udoorin, kendisini Inshala ile aynı kapta görüyordu, zira Lorna’sı ile konuşurken bu denli zorlanmasının sebebi biraz da bundan kaynaklanmıştı; her ikisi de iş duygulara anlam vermeye gelince tıkanıp kalıyorlardı!

Bu yüzden, kendisinden tam olarak korkmasa da, kesinlikle çekindiğini bildiği küçük kıza yaklaşmış, önünde, dizlerinin üzerine çökmüş, ve “Hepimizin, senin için hissettiği şey.”, demişti gür sesiyle ve kıza sarılmıştı.

O esnada Aager’in odada bulunmaması büyük bir şans idi.. Ya da belki de değil.. Aager bu sıralar biraz garip davranıyordu ve kim bilir, belki de küçük Inshala’sına sarıldığı için onu kesmeye de bilirdi!

Küçük kız ise önce korkmuş, sonra da “En sonunda! Birisi bana anlatabildi.. Sen en akıllılarısın Udoorin abi.”, demiş ve o da Udoorin’e sarılmıştı.

Udoorin, utanmış bir şekilde yüzü kızarmış, öylece kalakalmışken Lorna’sı mutlu bir ifadeyle arkasından gelip o da sarılmıştı ona.

Genç adam, Lorna’nın neden ona sarıldığını tam olarak anlayamamış olsa da, belli ki doğru bir şey yapmıştı. Ve daha önce hiç bilmediği ilginç bir şeyi de öğrenmişti; kişinin, sevdiği bir kıza sarılmasından daha muhteşem bir şey varsa, bu da o kızın gelip sana arkadan sarılıp seni sahiplenmesiydi.

 

“Hoşuna gitmeyen kısmı nedir? Serenity baskınının cevaplarını bulabileceğimiz kişi burada.. Aramızda en çok senin bu cevapları bilmek isteyebileceğini düşünürdüm, Udoorin.”, der Aager’in sesi arkadan.

“Bilmiyorum. Bi tapınağa hırsız gibi girmek.. bana ters geliyor..”, der Udoorin. “Sözüm meclisten dışarı!”, diye de ekler hemen.

“Teknik olarak Themalsar’da bir tapınak idi.”, diye Merisoul’un sesi duyulur.

“Themalsar kaçığın tekiydi. Kötüydü. Bir çok insanı öldürdü ve bir çoğunun da ölümüne sebep oldu.”, diye sert bir şekilde cevap verir genç adam.

“Onunla aramdaki farkı göremiyorum. Saydıklarının hepsini ben de yaptım. Sanıyorum ki çoğunuz kaçık olduğum konusunda da hem fikirsiniz.”, der Merisoul sakin bir sesle.

“Sen kaçık değilsin Merisoul hanım. Hiçbir zaman da olduğunu düşünmedim.”, der Udoorin, hafif kaşlarını çatarak.

“Neyim, peki?”

“Farklısın. Bu kaçık olduğun anlamına gelmez. Aslına bakılırsa hepimiz farklıyız.. O veya bi şekilde. Farklı olmayanların hepsi yataklarında uyuyorlar şu anda.. Ayrıca bu tapınak, bir Tempest Tapınağı. Krallıktaki en popüler, en çok müridi olan ve en güçlü tapınaklardan biri ve bütün şehirlerde varlığı olan bir tapınak.. Rahmetli Demos amca ne derdi şimdi bize acaba?”, diye söylenir Udoorin.

“Kötü, kötüdür, Udoorin. Gar Thalot’un, Tempest’ın arkasında saklanmış olması ayrıca bir kötülük. Uzatma da aç şu kapıyı.”, diye hırlayan bir ses gelir Lady’den.

“Sana nooluyo böyle?”, diye homurdanır genç adam.

“Efendim?!”, der Lady sert bir şekilde.

“Yok bi şey..”, der Udoorin sessizce ve uzanıp koca çift kapılardan birisine asılır.

Tapınağın kapısı, beklenmedik bir sükûnetle açılır ve içeriden bir gök gürültüsü duyulur..

✱ ✱ ✱

Nedir bu?”, diye hayretle sorar Udoorin.

Genç adam, hemen yanında Lorna olduğu halde içeri girmiş, hemen arkasından Aager ve Inshala, onların arkasından Merisoul ve Gnine, en arkadan da Anglenna ve onun yanında da hoşnutsuz bir Laila gelmektedir.

Grup içeri girince Lady cesur adımlarla tek başına olacak şekilde en öne geçmiş ve kararlı bir suratla devasa tapınağın karanlığını taramaktadır.

Tempest Tapınağı gerçekten büyüktür; enlemesine iki yüz adım, boylamasına ise neredeyse üç yüz adım uzunluğundadır. Tapınağın ortası, halkın, ziyaretçilerin ve müritlerin oturabileceği sıra sıra onlarca banklar mevcuttur. Bankların sağında ve solunda, yan yana dizili, üçer yarda genişliğinde ve tapınağın yüksek karanlığında kaybolan onlarca sütun dikilidir. Tapınağın iç duvarları boyunca, belirli aralıklarda muhtelif azizleri ve tapınak muhafızlarını tasvir eden heykeller sıralıdır. Son derece düzenli, temiz ve içi işlemeler ve taş oymalarıyla süslenmiş bu tapınak, ziyaretçileri etkilemek konusunda hiç zorluk yaşamadığı bellidir. Görünenler etkilemiyorsa, karanlıkta kaybolan tavana bakıldığında görünen manzara yeterli olacaktır zira gerçekte bir tavan görünmemektedir.

Koyu gri ile mor karışımı yağmur bulutlarının oynaştığı tavan, yer yer şimşeklere şahit olmaktadır. Her şimşekle, derin homurtular duyulur.

 

“Etkileyici..”, diye fısıldar Lorna.

“Hmm.. Bir gün kendi evim olduğunda, tavanımın böyle olmasını isterdim.”, diye hayranlıkla bakar Udoorin yukarı.

“Pahalı zevklerin varmış, Udoorin!”, diye kıkırdar Gnine arkadan. “Bulutları halledebilirim sanırım ama yıldırımlar pahalıya gelir.”

“Sana yaptırmak aklımın ucundan bile geçmedi, Gnine.. Eminim Nimbletyne amcadan rica edersem, bana daha uyguna yapar.”, diye sırıtır Udoorin.

“Sen fazla akıllı olmaya başladın.”, diye söylenir ekşi bir suratla Gnine.

Lorna gülümser.

“Susun artık! Dır dır dır.. İki haftada bakıyorum bütün disiplini su koy vermişsiniz. Sizi hizaya sokma zamanı geldi!”, diye tersler hepsini Lady çatılı kaşlarla.

Inshala, Aager’e bakar.

“Sen Lady ablaya ne olduğunu biliyorsun.”, der sessizce Aager’in zihninde.

“Emin değilim. Sadece tahminlerim var.”, diye geri gönderir Aager cevabını.

“Bana söylemeyeceksin.”, der kız, alt dudağını pörtleterek.

“Bu benim sırrım değil, bebeğim. Lady’ye çok şey borçluyuz. Bu yüzden şimdilik tahminlerimi dile getirmek istemiyorum.”, der aynı duyulmaz sesle Aager.

“Evet, haklısın. Burada herkes bana çok yardım etti ve anlayış gösterdi. Çok düşüncelisin, sevgilim Aager Fogstep.”, diye karşılık verir mutlu bir sesle Inshala.

“Ummm.. Sevgilim?”, der Aager biraz kızararak.

“Udoorin abinin, Alor’Na ablaya böyle dediğini duydum. Aslında yalnızlardı ve benim duymamam gerekiyordu ama oradaydım ve ortaya çıkıp onları mahcup etmek yada muhabbetlerini bozmak istemedim. Neyse ki sadece iki saat kadar konuştular. Gittiklerinde bacaklarım öyle uyuşmuş ki, ayağa kalkamadım.”, diye utanmış bir şekilde itiraf eder küçük kız. “Bu.. doğru ise.. Yani Udoorin abi, Alor’Na ablanın sevgilimi, Alor’Na abla da Udoorin abinin sevgilimi ise, bu seni benim sevgilimi yapıyor ki. Beni de senin sevgilimi yapıyor!”

Aager, kızın bu sonuca varmak için değerlendirdiği mutlu mantığa hayretle gülümser.

“Sanırım öyle yapıyor, sevgilim Inshala.”

 

“Eveet..”, der Gnine arkadan. “..başlamadan önce bir şeyi denemenin zamanı geldi sanırım.”

Ve bir büyü yapmaya başlar.

✱ ✱ ✱

Gnine, büyüsünü bitirdiğinde, bir eliyle herkesi işaret eder, ancak Aager ve Inshala’ya gelince iki kaşı da kalkar ve ikisine de hayretle bakar, zira büyüsü ikisini de bir şekilde etkilememiştir.

“Ne.. Nooldu şimdi?”, diye afallar Udoorin.

“Sakin ol, Udoorin. Hepimizin arasında sihirli bir bağ oluşturdum. Zihninden geçenleri hepimize konuşmadan duyurabilirsin.”, diye açıklar Gnine muzaffer bir eda ile.

“Ne yani, düşündüklerimi herkes duyabilecek mi?”, der Udoorin hayretle.

“Bu hiç iyi değil. Lorna’nın ne kadar güzel gözleri olduğunu—”

“Ne?!”, diye ünler Gnine.

“Efendim?”, der hayretle Lorna.

“Udoorin?”, diye hırlar Lady.

“Aa aaaaa!”, diye ‘fırk’lar Merisoul.

“Bu çok hoş. Lütfen devamını da alalım, Dorin!”, diye sırıtır Laila arkadan.

“Bu.. utanç verici bir durum!”, diye yüzünü bir eliyle kapatır Anglenna.

“Ne? Neler oluyor?”, diye merakla sorar Inshala.

Aager ise tek kaşı kalkmış etrafındakilere bakar.

“—düşündüğümü herkesin bilmesi gerekmiyor. Ve kaşları! O kadar mükemmeller ki..”

“U.. Udoorin..”, diye cıkız bir şekilde seslenir Lorna, kıpkırmızı olmuş bir yüzle.

“Buyur Lady Lorna.”, der Udoorin.

“Acaba bundan sonra kendisine Alor’Nadien ne diye mi hitap etsem? O kadar güzel bir isim ki.. Şarkı sözü gibi..”

Laila kahkahayı basar.

“Benim taraftan bir şeyler yaklaşıyor!”, diye uyarır Aager bir anda.

“Bu.. Bu taraftan da geliyorlar..”, der Inshala’da hemen ardından.

“Babası.. Ya babası reddederse beni. Benden dolayı da kızını tamamen itelerse ne olacak? Onu bırakmak istemiyorum çünkü çok seviyorum. Ama ona böylesi bir haksızlığı yapmaya hakkım var mı?”

“İki taneler.. Hayır dört.. Dört taneler!”, diye uyarır Aager.

“Sanırım bu tarafta da dört tane var.”, diye Inshala’nın tedirgin sesi duyulur. “Çok.. kocamanlar!”

“Bu taraf benim.”, der Lorna sakince ve kendilerine yaklaşan dört, devasa, taştan oyulmuş heykellerin yolunu kesmek için öne çıkkar.

“Bu taraf da benim”, diye gürler Udoorin.

“Lütfen.. Lütfen kendine dikkat et sevgili Lorna. Sana bir şey olursa ben biterim!”

“Duyduklarıma inanamıyorum!”, diye kıkırdar Laila arkadan, yayını ve oklarını hazırlarken.

“İşine odaklan!”, diye haykırır Lady, genç adama ve yaklaşan taş heykellerden birisine dalar.

“Niye ki? Odaklanmıyor gibi mi görünüyorum?”, der Udoorin’de sakin bir şekilde ve ellerindeki iki dev baltalarla gelen heykelleri parçalamaya başlar.

“Ya ona bir şey olursa? Evet, nişanlandık ama daha doğru dürüst bir defa bile onu karşıma alıp, kendisini ne kadar sevdiğimi söyleyemedim bile.. Bunu ona söylemeden ölmek istemem. Ama söylersem ve ölürsem, kızın hayatını mahvetmiş olmam mı?”

“Lanet olasıca cüce!”, diye hırlar Lady, elindeki gürzü bir sağa, bir sola savururken. “Kapat şu zımbırtıyı!”

“Ben bunu aldım, sen yandan yaklaş istersen Aager..”, der Udoorin ve hemen önündeki heykelin bir kolunu, kafasının tepesini, dalağının olması gereken yerden koca bir parçayı baltalarıyla koparır.

“Sakin, Udoorin. Sakin ve sistematik.”, der Aager yanından ve heykelin arkasına geçer.

“Lady Nadine.. Onun hakkında hep iyi şeyler duydum. Acaba güzel kızının benim gibi bir ahmakla evlenmesine razı olur mu? Yoksa beni bencil biri olarak mı görür. Kızına talip olmam bencillik ise, dünyadaki en bencil adam benim o zaman.”

Bir yanda Lorna, Inshala, Merisoul ve Laila, diğer yanda ise Lady, Udoorin, Aager ve Anglenna, taş heykellerle mücadele ederken, Gnine ise tek başına yaklaşan heykellerden birisini, görünmez, dev, büyülü bir yumrukla harcamaktadır.

“Bir gün öleceksem, onun dudaklarına dokunduktan sonra ölmek isterim. Ama ardımdan ağlamasın. Hayatında yeterince hüzün var zaten!”

“Gnine! Kapat şunu!”, diye çığlar Lady.

“Mandalı basılı tutuyor. Kapatamıyorum!”, diye panik içerisine bağırır Gnine.

“Onu o kadar seviyorum ki.. Ama bunu ona söyleyecek cesareti bulamıyorum bir türlü. Ya utandırırsam onu? Off olm yaa.. Git söyle işte. Kişi hoşlanmadıklarına, onlardan hoşlanmadıklarını söyleyebiliyor ama neden sevdiklerine onları sevdiğini söyleyemiyor ki?”

“Drezilya dizisi gibi bu yaa!”, diye gülmeye başlar Laila ve oklarıyla Lorna’yı sıkıştırmaya çalışan heykellerden birisinin kafasını parçalar. “Umarım en heyecanlı yerinde bitmez!”

“Başlık parası isterlerse ne yapacağım? Lorna paha biçilmez ki.. Ne verirsem eksik kalmış olmaz mı?”

“Derin düşünceler.”, diye mırıldanır Merisoul.

Anglenna elinde oluşturduğu, ip gibi uzun ve ince ateş büyüsünü Aager’in üzerinden gönderir ve heykellerden biri kararmış bir şekilde parçalanarak yere yıkılır.

“Umuyorum ki bu çarpışma bittiğinde sevgili kuzenimi yerin dibinden çıkarabiliriz.”, diye mırıldanır.

“Acaba şu karma karışık sakallarımı kessem mi? Belki hoşuna gitmiyordur. Kim böyle sakaldan hoşlanır ki?”

HAYIR!”, diye bir haykırış duyulur Lorna’nın tarafından. “SAKIN HA!”

Prenses, daha da kızarmış bir yüzle, elindeki neredeyse üç yardalık glavye ile heykellerin arasında dans eder gibi süzülür.

“Sen bittin, bücür!”, diye harlar Lady ve gürzüyle heykellerden birisinin daha kolunu parçalar.

“Off yaa.. Şu kavga bitsin, git, sarıl ona.. Ya da sarılmadan. Evet sarılmadan.. Herkesin ortasında olmaz. Ayıp denen bi şey var. Onun gibi zarif bir hanımefendi utandırılmamalı.”

“Gökler adına. Biri şu cücenin başına sert bir cisimle vurup bayıltabilir mi? Büyü o zaman bozulacaktır.”, der Anglenna biraz kızmış bir şekilde.

“Ama mutlaka gidip söyle. En azından elini tut, gözlerinin içine bak ve ona, ne kadar güzel olduğunu söyle..”

“Hayır yaaa!”, diye daha da panikler Gnine. “Bu benim suçum değil!”

“Ve.. ve onu ne kadar sevdiğini söyle..”

“Hayır yaaa!”, diye bağırır Laila, ve iki ok daha salar. “En heyecanlı yere geldik!”

“Beni şaşırıyordunuz, İzci Onbaşı Laila—”, diye kızmış bir şekilde söylenir Anglenna.

“Ama hoş karşılar mı? Ya bana ‘yeri mi şimdi?’, derse..”

“—Ve bunun ne kadar umurumda olmadığını tahmin bile edemezsin!”, diye harlar Laila.

“Peki o zaman. Başka bir zaman söylerim. Kimsenin olmadığı bir zaman. Bu kadar bekledim. Aager’den öğrendiğim bir şey varsa o da sabır..”

“Off yaa..”, diye neredeyse inler Laila. “..ne kadar salaksın sen olm yaa!”

“Bu bitti..”, diye haykırır Gnine, hemen önünde parçalanmış heykeli göstererek. “Ve sanırım kapatabildim büyüyü. İnanılır gibi değil. Kendi büyümü hacklemek zorunda kaldım!”, diye de ekler, batık bir ifadeyle.

“Bence genç Udoorin’de bitti!”, diye mırıldanır Merisoul ve kendi tarafında kalan son heykeli, Lorna’nın hışımla parçalara ayırışını seyreder..

“Bu da sonuncusuydu.”, der Udoorin sırıtarak. “Biraz sert vuruyorlar ve oldukça dayanıklılar ama konsantre saldırılara karşı pek de etkili değiller.”

“Neler oluyor sevgilim Aager Fogstep? Herkes bir şeyden bahsediyordu ama ben hiçbir şey anlamadım.”, der Inshala biraz bozulmuş bir şekilde.

“Emin değilim, güzelim. Ben de ne olduğunu bilmiyorum.”, diye itiraf eder Aager.

Elinde koyu, dumanlı, ölümcül glavyesi olduğu halde, kendisinden beklenmedik bir hışımla yaklaşır yanlarına Lorna..

✱ ✱ ✱

Sevgili Dorin..”, diye kati bir sesle konuşur Prenses, ve birden ortam sessizleşir.

Kızın kaşları çatılı, kiraz kırmızısı dudakları büzüşmüş ve çim yeşili gözleri, aynı renkte, içsel bir ateşle yanıyor gibidir.

“..bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?”

Udoorin bir an yerinde dona kalır zira Lorna’sının bir şeye fena halde kızmış olduğunu açıkça görmektedir, ki bu onun için oldukça yeni bir tecrübedir.

Lorna’sı her zaman, her koşul altında sükûnetini koruyabilen bir hanımefendidir.

“Evet. Çok şey var.”, der Udoorin, bir anda.

“Canı gönülden sizi dinliyorum, sevgili Dorin.”, der aynı kızgın ifadeyle, Prenses.

“Bunu sana söyleyemedim hiç, çünkü seni utandırmaktan korktum. Senin için hissettiklerimi tarif edemem, zira o kadar kelime bilmiyorum. Ama seni seviyorum.”, der Udoorin fevkalade ciddi bir şekilde.

“Ve.. Sana sarılmak istiyorum!”

“Ben buradayım, sevgili Dorin..”, der Prenses ve yanan gözleri daha da harlanır. “..ve bekliyorum!”

 

Tempest Tapınağındaki koyu gri ve mor bulutlar kabarır.

Bir anda, ve ardarda yıldırımlar çakar.

Gökler hışımla homurdanır..

 

Udoorin, Prensesin çim yeşili gözlerinin içinde yanan ateşe bakar.. ve onun kiraz kırmızısı dudaklarına dokunur.

Ama parmaklarıyla değil..


arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

ARİS

ARİS

Timeline:

İzci Onbaşı Laila Wovesbane, High Lady Anglenna’nın kendisine verdiği ‘hamili yakınımdır’ kartını iştahsız bir şekilde alır, ve kartın asıl sahibi ve muhtemelen de bir silah kaçakçısı olan Largo adındaki tüccarın yanına gitmeye karar verir..

Ancak dünyada işler nadiren göründüğü kadar basittir.

Neden Laila için bir istisna yapsın ki şimdi?

 

Bu hikaye,
Dreadlock!
hikayesinin bittiği gün yer alır..

 

 

08:12

Nedir bu?”, diye sorar Laila şaşırmış bir şekilde.

“Bu..”, der High Lady Anglenna, “..High Bazaar’da, Largo adındaki bir silah ve mühimmat tüccarının özel müşterilerine verdiği kişisel kartıdır. Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır.

Laila hayretle önce elindeki karta, sonrada önünde çömelmiş kadına bakar.

“Silah kaçakçısı yani..”, der kaşları çatılı bir şekilde ve bir high lady’nin, High Woods Ri‘sinin yeğeninin nasıl olup da bir silah kaçakçısının özel kartına sahip olabildiğini merak eder..

“Silah ve.. bir çok başka şeyler.. Ancak yanına gittiğinizde bunu onun yüzüne vurmazsanız sevinirim.”, der High Lady ve konunun bu kısmını kapatır!

“Umm.. Benim birden çok sadağım var!”, diye bi laf kaçar ağzından. Aslında Laila, kadının oldukça gayrımeşru ‘teklifini’ reddetmek için ağzını açmıştır ama nedense onun yerine bu çıkmıştır!

Anglenna, platin sarısı kaşları birer yay gibi kalkmış bir şekilde, koyu yeşil gözleriyle önünde oturan izciyi süzer ve tekrar gülümler.

“Bunu kendisine göstermeniz halinde, boş olan sadaklarınızı dolduracaktır!”..

..diye tekrarlar.

 

Ve çömeldiği yerden kalkar..

..en azından bu niyetle davranır, acıyla tıslar, dengesine kaybeder ve devrilir!

 

High Lady’nin düşmesi esnasındaki o çeyrek saniyelik anda Laila, zihninden oldukça fundamental bazı düşünceleri geçirme fırsatını bulur;

 

“Aha düşüyor!”

“Eteği dantelli ayakkabısına takıldı ve düşüyor!”

“Ne gülerim düşerse.”

“Düş! Lütfen düş..”

“Ama sonrasında dram yapma!”

“Düşerse, ıslık çalar ve görmemiş gibi yaparım!”

“Kızım, o boy ile devrildiğinde nesini görmezden geleceksin? Uzandığında ayakları kapıdan dışarı çıkıyor!”

“Onun yüzünden ikinci bir oda kirası almak istedi hancı bizden!”

“Yüzündeki o ifade..”

“Hay Shit! Yaralı kalçasından dolayı düşüyor..!”

“Buna yardım etmem lazım şimdi! Acısını fark ettim çünkü!”

“Doğru dürüst düşmeyi bile beceremedin!”

“Ördek dudaklı sakar elf!”

“Kalkamayacaksan, neden oturursun?!”

 

Laila yerinden fırlar ve yapmak istemediği şeyler arasında, kendi emeği ile top on listesine girmeyi başarmış kadına dokunur..

Nevarki kadın sırım gibi görünmekle beraber, 1,92’lik boyu dolayısıyla sanıldığı kadar da hafif değildir ve ‘dokunmak’ yetersiz kalır. Laila kadını yere çarpmadan, iki eliyle, bütün bel ve bacak gücünü kullanarak yakalar..

..ve bir anda Laila ve Anglenna göz göze gelirler ve ikisi için de garip, sessiz bir durum oluşur.

 

“Bundan her kimseye bahsedersen—”, diye hırlar Laila.

“—Aklımın ucundan bile geçmemişti İzci Onbaşı!”, diye seri bir şekilde bitirir High Lady..

 

Laila bu kadından potansiyel bir teşekkürünü daha kaldıramayacağını düşünerek, onu kendi yatağına oturtur, sevgili yayını, boş sadaklarını, şırfıntının ona verdiği, üzerinde sadece bir L harfi olan küçük, beyaz kartı alır ve odadan kaçarcasına çıkar..

..zira bütün bunların sorumlusu olduğunu düşündüğü Udoorin’e söyleyecek bi çift lafı vardır!

✱ ✱ ✱

08:34

Laila merdivenlerden inerken zırhlığını geçirir üstüne ve defalarca tekrarlanmış olmanın verdiği alışkanlıkla, bakma ihtiyacı duymadan zırhın bağcıklarını çeker, omuz tokalarını ve yan kayışlarını bağlar ve merdivenlerin son adımlarını atlayarak iner.. Aradığı kişi de tam olarak oradadır. Hanın giriş katında, kapıdan en uzak yerde.. ve yalnız değildir..

‘Bu gün hiçbir şeyin doğru gitmediği ‘o’ günlerden olacaksa, hiç uğraşmayım!’, diye burnundan solur..

Udoorin onu fark eder ve elini ona sallayarak heyecanlı bir şekilde yanlarına çağırır.

Laila yüzünü buruşturur.

Son üç gündür yaşadıklarından dolayı biraz keyifsizdir ve Udoorin’in, Prenses ile paylaştıkları masada kafalarına odunla vurulmuş iki tavuk gibi birbirlerini seyredişlerini izlemek gibi bir niyeti yoktur.

‘Bu sefer paçayı yırttın, Dorin!”, diye hicveder içinden ve hanın kapısına yönelir, ancak o esnada Aager, gözleri şişmiş olmasına rağmen yüzünde çocuksu bir mutluluk taşıyan bir Inshala ile hana gelirler.

‘Sen ne yaptın? Önce ağlatıp sonrada kızcağıza afrodit mi içirdin!’, diye ona da çatar içinden Laila.

Prenses gelen ikiliyi görünce yerinden fırlar ve koşarak Inshala’ya sarılır ve kulağına bir şeyler söyler.

 

Laila, Prensesin Inshala’ya ne söylediğini bilmez, ancak sonuçlarını hayretle seyreder.

 

Inshala olduğu yerde kendisine söylenen şeyi anlamamış biri gibi kalakalır. Sonra yüzü kıpkırmızı kesilir, Aager anında kendi kulaklarını kapatır, ve küçük kız kulak çınlatan bir çığlık atıp Prenses Lorna’nın kucağına atlar.. ve hüngür hüngür ağlamaya başlar!

‘Nooluyo yaa?!’, diye hayretle bunları seyreder Laila.

Kıpkırmızı yüzü olan tek kişi Inshala değildir.

Udoorin’in de yüzü kızarmış bir şekilde sırıtarak Aager’e yaklaşır.

Aager bir an önündeki genci süzer, sonra ona “Olm, sen tam bi avanaksın!”, der.

Bunu duyan Udoorin ise daha da sırıtır ve “Tahmin edemeyeceğin kadar!”, diye cevap verir.

 

Laila bir anda fena bir şekilde içkillenir ve Udoorin’e yaklaşır.

“Hayırdır, Udoorin? Neler oluyor?”, diye sormasıyla Prensesin ona da sarılması bir olur.

“Biz.. uhh.. umm.. biraz nişanlandık.!, diye daha da kızarmış bir şekilde itiraf eder Udoorin.

 

Laila..

Laila çarpılmış gibi olur!

“Hangi ara..? Nasıl..? Ne zaman..?”, diye afallar.

 

“Dün akşam, sevgili Laila.”, diye pembe bir yüzle, fısıldar gibi konuşur Lorna.

“Aslında daha çok, bu sabah.. biraz erken saatlerde.. idi..”, diye kekeler Udoorin.

“Biz aslında biraz hava almak için çıkmıştık.. Heaven Parkına doğru yürüyelim dedik.. ve yürüdük.. Sonra..”, diye gevelemeye başlar Prenses.

Laila bu sakin, ağırbaşlı kızın bu güne kadar tökezlediğine asla müşahade etmemiştir. Tıpkı gevelediğine müşahade etmediği gibi..

“..Sonra aylardır birbirimiz için neler hissettiğimizi bildiğimiz halde bu konuda neden bir şeyler yapmadığımızı düşündük..”, diye hızlı bir şekilde anlatır Udoorin.

“Ve bir şeyler yapmaya karar verdik!”, diye tamamen pembeleşmiş yüzünde mutlu bir ifadeyle bitirir Lorna.

Inshala dayanamaz.

Tekrar Lorna’ya sarılır ve tekrar ağlamaya başlar.

 

‘Demek şirretin koruduğu sizlerdiniz..’, diye uyanır Laila ve kadının “Korkarım bunu size söyleyemem zira kendileri korunduklarının farkında değillerdi. Bununla beraber, kimliklerinin bir sır olarak kalacağını da pek sanmıyorum.”, derken ne kast ettiğini anlayıverir.

 

Laila bir anda Udoorin’i de, Prensesi de kıskanır.. ve onlar için mutlu olur..

..zira bütün çektikleri sıkıntıların arasından, yeni bir beraberlik, yeni bir sevinç, yeni bir gün doğmuş gibidir.

Sevgili kuzeni ile gerçek anlamda tanışmasına sebep olan, yıllar önce Udoorin’le yaptığı o kavgayı, o kavgadan sonra Udoorin’in husumet gütmesi yerine arkadaşlığı tercih ederek gösterdiği büyüklüğü, Themalsar’da beraber geçirdikleri sayısız tehlikeleri, Serenity Home’a geri dönüşlerini, oradan Arashkan’a yola çıkışlarını, yolda karşılaştıkları tehlikeleri ve en sonuncusu olarak da arenada yaşadıkları ölüm kalım mücadelesini hatırlar, kısa bir anlığına hepsini, ama hepsini tekrar yaşamış gibi hisseder ve Laila’nın içi içine sığmaz..

Kendisinden önce ayakları hareket eder.

Söylemeden önce de kolları kalkar ve en eski arkadaşlarından biri olan Udoorin’e sarılır.

“Senin için ne kadar sevindiğimi bilemezsin, sevgili arkadaşım.. Prensesimize iyi bak ve onun onurunu her zaman koru.”, diye fısıldar ona.

Sonra döner ve Lorna ablasına yapışmış olan Inshala’nın ayrılmasını beklemeden, her ikisine de sarılır.

 

Udoorin’in gözleri biraz dolar.

Mutludur.. Çok mutludur aslında çünkü Laila’yı kendisi kadar iyi çok azı tanır.

Laila sergilediği dış görünüşüne ve davranışlarına rağmen, gerçekte çekingen, içine kapanık, kırılgan, sevgisini yansıtma konusunda kötürüm, ve kolay kolay hiç kimseye dokunmayan bir kızdır ve bu güne kadar babası dışında onun gönüllü olarak sarıldığını gördüğü tek kişi de kuzeni olmuştur..

..ve Laila, kardeşi gibi bildiği Udoorin için bir istisna yaparak ona da, sevdiği kıza da sevgisini açıkça, ve hiç sakınmadan göstermiştir.

✱ ✱ ✱

13:48

Laila en sonunda kendisini handan dışarı atmayı başarır. Inshala’nın çığlıklarına uyanan Gnine ve bir anda kendisine gelen Lady Magella, birinin elinde hedef arayan bir ateş topu, diğerinin elinde ise koca gürzü ile gözü dönmüş bir şekilde aşağı koşmuşlar, neden sonra olanları anlayınca ortam bir anda mutlu bir kutlamaya dönüşmüştü.

Aager’in hancı ile konuşması, ve biraz da altının el değiştirmesiyle, hanın tamamı o günlüğüne ‘özel etkinlik dolayısıyla’ kapatılmıştı. Inshala’nın yalvarmasıyla Aager tekrar hancıyla konuşmuş, tekrar altınlar el değiştirmiş, komşu evlerden gönüllü ne kadar kadın varsa çağırılmış ve salon katı köşe-bucak bir güzel temizlenmiş, bu esnada da Aager, Gnine ve Laila yemeklik için doğru düzgün bir şeyler almaya Alls Bazaar’ına gitmişler Inshala, Lady ve damdan çağrılan Merisoul da hanın mutfağına girip alınan yemekliklerden bir sürü yemek hazırlamışlardı.

Gerçekte Inshala ve Lady yemekleri yapmış, Merisoul ise üst raflardan birine çıkmış, bir yandan mutlu bir ifadeyle olup bitenleri seyretmiş, bir yandan da her yemeklere bir şey koymaya çalıştığında Lady’ye, “Emin misin ondan konması gerektiğine?”, diye sorarak, onu çileden çıkarmıştı!

Bütün bunlar olurken Udoorin ile Lorna’nın herhangi bir şeye dokunmalarına izin verilmemiş, Laila Udoorin’e eşlik ederken, Anglenna da sessizce Lorna’nın yanında durmuştu.

Öğlen olduğunda masalar birleştirilmiş ve hazırlanan yemekler konulmuş, çok uzun bir zamandır düzgün birşey yememiş grup, büyük bir iştah ve keyifle oturmuşlardı masalara.

Yemekler sunulmadan önce ise, Yetkin Tapınak Muhafızı olan Lady Magella tarafından ve resmi statüleri kati olan bir İzci Onbaşısı ile bir High Lady şahitliğinde nişanları ‘resmileştirilmişti’.

İlginç bir şekilde, nişanın bir çok şahit eşliğinde tekrarlanması ve açık rütbe ve makamlı kişilerce resmileştirilmesi fikri High Lady Anglenna’dan gelmişti..

 

Yemek esnasında Udoorin ve Lorna, kızarmış yüzlerle Lady Magella’nın yanına gelmişler ve kendilerinden özel bir ricade bulunmuşlardı;

Udoorin, Lady’den babasına nişanla ilgili bir mesaj göndermesini istemiş, Lorna’da, mesajın kaynağını gizli tutması kaydı ile annesi, Bari Na-ammen Rise’si Nadine Graciousward’a aynı konuyla ilgili bir mesaj göndermesini rica etmişti. Lorna’nın ek olarak istediği tek şey, nişanlısının ismi, geldiği ve şu anda bulundukları yer ve genel olarak yer ve kimlik tespiti yapılmasına sebep olabilecek her türlü bilgiden sakınmasını rica etmişti.

Lady bunu makul bulmuş olsa da, üzülerek prensese bakmıştı. Bu kız bir hanımefendiydi, iyi niyetli, samimi, dış güzelliği, sadece iç güzelliğinin bir uzantısı olan, High Elflerin gelecekteki kraliçesiydi ve annesinden de, babasından da bu şekilde sakınması gerekiyordu ve Lady, bu Nadine denen kadına bir gün bunun hesabını soracaktı!

 

Kutlamaya direk katılmayan sadece iki kişi olmuştu. Biri, hangi ara tedarik ettiği bilinmeyen, koca nişan pastasından sorumlu, buna rağmen utançla merdivenlerin üstünden prensesini izleyen Darly Dor, diğeri ise onun yanında, bıçak mesafesinde, yüzünde okunması zor bir ifadeyle çömelmiş Lilly Venom’du.

Neden sonra Aager yukarı çıkmış, Darly’nin kıçına bir tekme atıp onu aşağı göndermiş, uzun dakikalar Lilly ile bir şeyleri tartışmış, ancak belli ki onu ikna edememişti.

Sinirlenmiş bir şekilde aşağı geri inen Aager’in yüzünü gören Inshala, hanın salonunda yüzlerce çiçek açtırma işini bırakıp, koşarak merdivenleri tırmanmış, “Hadi ama Lilly abla, lütfen! Mutluluklar uzaktan seyredilmemeli, paylaşılmalı!”, diye kızın koluna yapışıp onu yalvara çekiştire aşağı, kutlamanın içine çekmişti.

 

İnsanlar garip varlıklardı gerçekten!

✱ ✱ ✱

16:11

Laila oldum olası klişeleri seven biri olmamıştır ve klişe gördüğünde nedense hedef parmaklarının kaşındığını hissetmiştir. Bu yüzden ‘kapanmadan önce’sine yetişmek için High Bazaar’da ikamet eden bu Largo kaçakçısının dükkanına ulaşmak için handan ayrıldığından beri koşmuş ve ancak klişeyi duyduğunda yavaşlamıştı.

“Ya paranı, ya canını!”

 

Laila, muhtemelen kırık bir burundan gelen sesle söylenmiş olan bu ifadeyi duyduğunda..

..’mutlu’ oluvermişti birden!

 

Sanki önüne birisi en sevdiği, içinde kırık çikolata ve fındık parçaları olan pasta getirmişler ama pastanın üstünde olmazsa olmaz olan kremasını koymayı unutmuşlarken, birden bir başkası gelmiş ve “Ya paranı, ya canını!” ile pastanın üstünde eksik olan o kremayı sürmeye başlamıştı..!

 

Laila yavaşlamış, ancak durmamıştı.

Temposunu arttırarak, bir sağ, bir sağ daha, bir sol, düz git..

..ve işte klişe: orada küçük, yaşlı bir adamı yakasından tutup duvara sıkıştırmış, kel, iri kıyım adamı görür Laila ve hızını hiç azaltmadan, dirseğini çıkarmış ve hafif uçarak geçer yanından, iki adım geçtiğinde de tekrar konar yere ve arkasına bakmadan, ‘kapanmadan önce’sine yetişmek için High Bazaar’a doğru devam eder.

Laila hayal meyal yaşlı adamın teşekkür edişini duyar.

 

Yol boyunca Laila altı farklı olaya daha karışmıştı ve bunlardan bir tanesine, bir sokak satıcısından zorla açmalarını aşırmaya çalışan iki şehir muhafızı da dahildi. Laila sonuncusu hariç bu olayların hiçbirisinde silah kullanmamış, silahlarını da çekmemişti.

Şehir ve bar kavgalarında asla silah çekilmezdi çünkü her ne olursa olsun, silah çeken her zaman haksızdı!

 

Son olayda muhafızlara aldıkları açmaların parasını ödemelerini rica bile etmişti..

..ama bu dangalakların da annelerini utandırma eğilimleri vardı, belli ki.

Üstüne üstük, üçer bakırlık açmalar için mızrak doğrultmuşlardı!

 

KİM ÜÇ BAKIRLIK AÇMANIN PARASINI ÖDEMEYECEK KADAR ADİ OLABİLİRDİ Kİ?

 

Belli ki bu iki avanak!

Laila birinin mızrağını kapmış, dizinde kırıp ikiye bölmüş, ve artık kıymıklı iki sopası olduğu için iki muhafızı da ‘amca’ deyinceye kadar dövmüştü! Ancak Laila amcası konusunda hassas biriydi, dolayısıyla bu salakların amcalarını böylesi bir yenilgiye alet etmeleri, sakin bir şekilde vurduğu sopaları, artık kızmış bir şekilde vurmasına sebep olmuştu!

 

Anlaşılan Laila Arashkan’dan ayrıldığında, “Arkamda şu kadar ‘leş’im var!”, diyen tiplere dönüşecekti!

 

İzci Onbaşı ağlayan muhafızları döverken, ta Arashkan Adalet Sarayının önündeki saat kulesinden yankılanan çanları duyunca kendisine gelmişti.

 

Saat 18:00 olmuştu!

 

Laila içinden sağlam bir küfür savurmuş, hayretle önünde gerçekleşen ‘uygulamalı ahlak dersini’ seyreden satıcıya ‘verdiği zahmetlerden’ dolayı bir altın uzatmış ve High Bazaar’a son hızla yola koyulmuştu!

✱ ✱ ✱

18:21

Laila, Largo adındaki silah kaçakçısının yerini bulduğunda, bir çok dükkan ya çoktan kapatmış, yada kapatmak üzereydi..

“Kusura kalmayın, genç bayan.”, diye ‘gazlı’ bir ses duymuştu karanlık dükkanın derinliklerinden. “Saat 18:00’i geçeli çok oldu. Şansınızı yarın denersiniz..”

 

Laila fena halde kızgındır.

Laila burnundan soluyacak kadar kızgındır.

Laila bu Largo denen adamı da ‘leş’ler listesine eklemek istemektedir.

Ama derin bir nefes alıp sakinleşmeyi tercih eder zira adamı tehdit ederse, Anglenna’nın kendisi dahi gelse, adamdan bir hayır gelmezdi.

 

“Efendi Largo’yu arıyordum.”, der olabildiğince serin bir sesle.

“Efendi Largo’yu buldunuz genç bayan, ancak biraz geç buldunuz. Şehir kanunları, bütün pazar yerlerinin saat 18:00’de kapatılmasını söyler ve benim ceza yemeye hiç niyetim yok.”, der aynı ‘gaz’lı ses dükkanın karanlığından.

“Sizi anlıyorum, Efendi Largo. Ancak beni.. umm.. ‘özel’ bir müşteriniz gönderdi ve her konuda bana yardımcı olabileceğinizi söyledi.”, diye profesyonel bir üslupla şansını neder Laila.

“‘Her konuda’ biraz abartı olmuş sanırım!”, diye ‘fırk’lar gazlı sesin sahibi. “Kimmiş bu özel müşterim?”

“Adını vermemi istemedi. Ancak bunu göstermemin yeterli olacağını söyledi.”, der İzci Onbaşı ve cebinden üzerinde sadece bir L harfi olan küçük, beyaz kartı çıkartır.

 

Kendisinin Largo olduğunu iddia eden gazlı sesin sahibi bir an durur.. Neden sonra hafif bir çakmak taşı sesi duyulur ve bir gaz lambası aydınlanır. Gaz lambasının aydınlanmasıyla Laila hayatında gördüğü en yakışıklı olmasada, sayılı güzellikteki bir yarı elfi bulur karşısında.

Adamın, altın sarısı hafif dalgalı saçları, kötü ışıkta ancak mavi olduğunu tahmin edebildiği gözleri, biçimli dudakları, geometrik bir çenesi ve oldum olası Laila’nın hoşuna giden kalın kaşları vardı!

 

“Karşılıklı kıvılcım dedikleri bu olsa gerek!”, diye sırıtır Largo, Laila’ya. “Güzelliğinizi aydınlıkta görmüş olsaydım, bu kadar zorluk çıkarmazdım..”

 

Laila biraz daha alık alık bakmayı tercih eder adama!

 

Laila adama bakarken, adam izci kızın etrafından dolanır, “Müsaadenizle genç ve güzel bayan..”, der ve elinde taşıdığı kancalı bir sopayla dükkanın kepenklerini içeriden indirir. “Ancak memurlar bizi açık görürlerse, bu güzelliğinizle sizin müşterim olduğunuza inandıramam!”

 

Laila’nın zihninin avının peşindeyken ki keskin kısmı donmuş gibidir. İzci kız, ‘Hadisene, bi şeyler yap, bi şeyler söyle!’, diye, ne kadar ittirip dürtse de, zihninden herhangi bir tepki alamaz.

‘Öyle olsun bakalım..’, der Laila kendi içinden. ‘..ben de bu işi akılsızca yaparım o zaman!’, diye tehdit eder kendisini ve bu tehditi, mevcut şartlar altında yapabileceği potansiyel ahmaklıkları düşünerek bir anda devreye girer!

 

“Siz.. umm.. Largo’musunuz?”, diye sorar. “Pek de beklediğim gibi birisi değilsiniz.”

“Umuyorum ki olabildiğince düşük beklentilerle gelmişsinizdir buraya o zaman.”, diye sırıtmaya devam eder Largo. “Bu şekilde her ne yaparsam, harika olma fırsatım olmuş olacak!”

Laila ‘fırk’lar.

Adamın rahat davranışları zorlama yada yapmacık değildir. Tamamen doğal ve kendisine özgü bir hali var gibidir. Largo denenen bu adam rol yapmıyordur.

Bu adam, rolün kendisidir!

 

Largo, Laila’ya elini uzatır.

Laila ister istemez uzatılan eli tutar.

 

Ve öylece bekler!

“Ummm.. ben kartı görmek için elimi uzatmıştım, ama bu da olur.”, diye nazikçe izci kızının eli öper.

Laila cevapsız bir şekilde kartı adama uzatır.

Ama el olduğu yerde kalmaya devam eder!

✱ ✱ ✱

18:45

High Lady Anglenna!”, diye ünler Largo, boş karta bakarak. “Hanımefendinin, High Lady Anglenna gibi birisiyle nasıl bir münasebeti olabilir?”

“Olabildiğince az.”, diye mırıldanır Laila.

Largo buna keskin bir kahkaha atar.

“Aaaa.. Lady Anglenna’nın muhteşem hallerini yakinen tecrübe etmiş gibisiniz.”, der Largo mutlu bir şekilde.

“Kaçınılmaz olarak!”, der Laila biraz kızarmış bir yüzle.

“Genç bayan.. Şayet Lady Anglenna söz konusu olduğunda sizi anlıyorum dersem, bunun sizi tamamen anlıyoruma tekabül ettiğini bilmenizi isterim. Kendileri düşmanları için yaşayan bir hanımefendidir!”

“Çok da kibirli!”, diye ekler Laila istemsiz bir şekilde.

“Evet..”, diye onlaylar Largo. “..Bununla beraber, sizin gibi bir izcinin, Lady Anglenna gibi.. Nasıl desem..Nevi şahsına münhasır bir bayanla nasıl bir ilişkiniz olduğunu merak etmiyor değilim. Bu kart ona verdiğim kart. Kendileri yere konması imkansız bir aristokrat ve siz de kati bir şekilde mesleğini hayat ve ölümü an be an yaşayan birisiniz.. ve bu ikisinin arasında olası bir köprü hayal edemiyorum bir türlü..”

“Bu kartı kendilerinden çaldığımı mı ima ediyorsunuz?”, diye ilk defa serin hali devreye girer Laila’nın.

“Bu dünyada her şey mümkün. Bununla beraber bu ihtimal aklıma bile gelmedi. İzciler, çapulcu değildirler ve çapulculuk da yapmazlar.. Sizi gücendirdiysem, lütfen beni bağışlayın zira niyetim bu değildi. Sadece anlamaya çalışıyorum, o kadar.”, der Largo samimi bir şekilde.

“Al benden de o kadar!”, diye cevabını yapıştırır Laila.

 

Largo denen adam bu cevaptan alındıysa bunu belli etmez. Ama takdirini de gizlemez.

 

“Anglenna ile an itibariyle aynı istikamette yol alıyoruz, dersem bu sizin için kabul edilebilir bir açıklama olur mu, peki?”, diye sorar Laila.

“Hmm..”,  diye düşünür Largo. “Kendisine sıfatsız, ve sadece adıyla hitab ettiniz. Bu saygısızlık göstergesi olabilir.. Kendilerine karşı hiçbir saygı duymadığınızı ve yüzüne de aynı şekilde hitab ettiğinizi de gösterebilir, ya da bir şekilde sizden bir çıkarı olduğu için bu saygısızlığınıza göz yumuyor olabilir, yada size ciddi bir şekilde borçlandığı anlamına geliyor olabilir!”

Laila adamın bu kadar derinlemesine yorum yapmasından nedense huylanır zira böylesi kişilik analizleri yapabilenler, silah kaçakçısı olmazlar, ya bir muharebe taktik generalidirler, yada oldukça mevkiili bir yerde idarecidirler, diye düşünür..

..yada bir teşkilatın kıdemli üyesi olurlar!

“Bir kaçakçı için ayrıntıları biraz fazla yakından inceliyorsunuz..”, diye temkinli bir şekilde sessizce konuşur izci kız ve ellerini yavaşça yana salar —kılıçlarının yanına.

 

Kısa bir anlığına Largo önünde altı yüz yardalık bakışlarla duran kıza bakar..

..ve tekrar sırıtır!

 

“Tüh! Kendimi ele verdim sanırım.”, der mutlu bir şekilde. “Lütfen rahat olunuz.. Bir izciye saldıracak kadar aptal değilim.”

“Ama asıl soru bu değil.”, der Laila aynı temkinle.

“Nedir asıl soru?, diye hayretle sorar Largo.

“Asıl soru, ne kadar aptal olduğunuz değil, bunu göstermek için ne yapacağınız..”, der Laila ve ellerini kılıçlarına yaslar.

 

“Hanımefendi.. Lütfen.. İnanın size herhangi bir şekilde zarar vermek niyetinde değilim.”, der Largo.

“Ben insanların niyetlerine göre hareket etmem zira bunu bilemem. Sözlerine ve sergiledikleri davranışlara göre hareket ederim.”, der Laila.

 

Largo, ‘teslim oldum’, kabilinde ellerini kaldırır.

“Hanımefendi. Size Lady Anglenna ile aranızdaki münasebeti sordum, çünkü kendileri ‘takip altında’ olan birisi.. ARİS tarafından.. Ve bir izcinin adının farkında olmadan çamura bulaşmasını istemediğim için sorduklarımı sordum size!”

Laila kaşlarını çatar.

“ARİS?”

 

 

“Arashkan İstihbarat Servisi!”

 

Laila’nın tek kaşı havaya fırlar zira ARİS.. Arashkan İstihbarat Şeysini daha önce ne duymuştur, ne de böyle bir servisten haberdarlığı olmuştur.

 

“ARİS..”, der Laila sessizce. “..Biraz dramatik olmuş sanki?”

“Aaaa.. evet kısaltma olarak aslında biz AİS’i istiyorduk ama başka bir şirket o kısaltmayı bizden önce kapmıştı çoktan.”, diye kabul eder Largo esefli bir sesle.

“Hangi şirket?”

“AİS — Arashkan İnternet Servisi!..”, der Largo sırıtarak. “.. ama bu konumuzun dışında.”

‘Biz AİS’i istiyorduk..’, derken?”, diye diğer kaşı da kalkmış bir şekilde sorar Laila.

 

Largo kelime kullanımlarında yaptığı hatayı anlar bir anda ve yüzünde kötürüm bir ifade belirir.

“Shit!”, diye küfreder sessizce.

“Çok ayıp, Ajan Largo, ama isabetli!”, der Laila, ellerini kılıçlarından ayırmaz ama muhteşem bir şekilde de sırıtır.

“Zekisiniz, hanımefendi.. Bu işleri kolaylaştıracaktır.”, der Largo. “Ancak burası konuşmak için pek de uygun değil. Aşağı kata inelim. Orası ses muhafazası açısından biraz daha güvenli..”

Largo, Laila’yı beklemez.

Dönüp elindeki lambayla içi tıka basa mallarla dolu dükkanın derinliklerine ilerler. Sonra izci kızın kendisini takip etmediğini fark edince durup ona bakar.

“Bir sorun mu var, hanımefendi?”, diye sorar ona.

“Sizi karanlıkta takip etmemi istiyorsunuz..”, der Laila temkinli bir ifadeyle.

“Evet.. Bir izci olarak bu sizin için çok da zor olmasa gerek, öyle değil mi?”

“Efendi Largo.. Şayet kılıçlarımı çekmek zorunda bırakılırsam, bu birilerinin mutlaka öleceği içindir!”, der sakin bir şekilde Laila.

“Sizden daha azını beklemezdim zaten..”, diye sırıtır Largo.

 

Laila kaşlarını çatar, derin bir nefes alır, ve Largo denen bu.. her ne ise, adamın peşinden aşağı kata iner.

✱ ✱ ✱

19:03

Nerden, nerden, diye düşünüyordum ve en sonunda hatırladım.”, der Largo oturduğu tabureden. Adam, Laila ile aşağı kata, çok da geniş olmayan, yeraltındaki bir odaya inmiştir. Oda muhtemelen göründüğünden daha büyüktür ancak barındırdığı eşyalar dolayısıyla daralmıştır.

“Siz İzci Onbaşı Laila ‘Bane’ Wolvesbane’siniz.. Serenity Bölüğünden!”, der adam ve hem hayret, hemde hafif bir.. hayranlık? la bakar izci kıza.

“Bu kadar meşhur olduğumu bilmiyordum?”, der Laila, bulundukları dar odadaki tek masanın diğer yanındaki tabureden.

“Aaaa.. Öyle demeyin İzci Onbaşı. Bane’s Song Operasyonunda kuzeniniz İzci Onbaşı Morel Songsteel ile gösterdiğiniz başarı tam bir efsane!”, der Largo mutlu bir şekilde.

Laila kaşlarını çatar.

“Bu bilgiyi nasıl elde ettiniz?”, der tehlikeli bir sesle.

Largo omuzlarını silker.

“Serenity Home, Arashkan şehrine bağlı bir kasaba, İzci Onbaşı. Şerif Standorin, gerekli ve önemli bulduğu her türlü istihbaratı bize gönderir çünkü bu zorunluluk, görevlerinden sadece bir tanesi. Yıllar önce kendisini buraya, bizimle çalışması için davet etmiştik, ancak Serenity’den ayrılmak istemediğini söyledi bize ve kendisini bekleyen oldukça kıdemli bir mevkii de reddetmiş oldu.

Bu bilgilerden, Belediye Başkanınız, Arthandos Yuleman da haberdar. Kendilerinden, özellikle son yıllardaki operasyonları planlayan ve uygulayan Aager Fogstep’i de istedik. Tıpkı sizi ve kuzeninizi istediğimiz gibi. Arashkan’ın yeni, uyanık, becerikli, tecrübeli, taze kanlara ihtiyacı var. Özellikle de son birkaç yıldır yaşadığımız kayıplardan sonra.. Kayıplarımız var, ancak cevaplarımız yok ve Princeps Kaladin sabırsızlanıyor.

Ancak ne şerif, ne de Yuleman sizlerden vazgeçmek istemediler ve bizleri geri çevirdiler.”

 

Laila hayretle adamın söylediklerini dinler.

 

“Şimdi size lafı daha fazla uzatmadan, neden Lady Anglenna ile ilgilendiğimizi anlatacağım, ancak bu bilgiyi Aager Fogstep ve Şerif Standorin dışında kimseyle paylaşmamanızı rica edeceğim.”, der Largo.

 

Laila yavaşça başıyla onaylar.

 

“Olaylar öyle çetrefilli ki, neresinden başlasam başka bir yanı elimde kalacak..”, diye kendi kendine mırıldanır Largo, ve bir yanağını kaşır.

“Sizi ilgilendiren kısmı itibariylesini anlatayım şimdilik, gerisini sonra düşünürüz..

Bundan birkaç yıl önce Lady Anglenna, High Spires Efendisi Philius’a, High Woods Ri’sinin, Birinci Lord Princeps Kaladin’e gönderdiğini iddia ettiği bazı hediyelerle geldi. Philius’da hediyeleri, Princeps Kaladin’in Antikalardan, Saraydaki Sanat Eserlerinden ve Soyluların Gönderdiği Hediyelerden sorumlu memuruna teslim etti. Nevarki hediyeler saraya ulaştırılamadan o gece söz konusu memurun evinden çalındılar.

Söz konusu memuru da ertesi akşam evinde öldürülmüş olarak bulduk.

İşte işin çetrefilli kısmı da bu noktada başlıyor zira birileri aynı gün söz konusu memurun katilini, daha evi terk edemeden bulmuş ve onu öldürmüşlerdi.

Daha sonra edindiğimiz bilgiler bize hediyelerin ‘lanetli’ olduğunu söylüyor ve o hediyelerin Princeps’e ulaştırılması için gösterilen çabayı göz önünde tutarsak, buna inanma eğilimindeyiz.

Bu cinayetten, o zamanlar Arashkan’da varlık gösteren ve ‘Lanet Piçler’ olarak bilinen Kesiciler Loncasının sorumlu olduğunu düşündük. Nevarki bu olay bir şekilde onlarla Hırsızlar Loncası arasındaki husumetin tetiklenmesine de sebep oldu ve iki lonca üç gün süren, son derece kanlı ve arkalarında bizim bulabildiğimiz kadarıyla 416 ceset bırakacak şekilde sonlandı; Hırsızlar Loncası, bulabildikleri tüm Lanet Piçi öldürdüler ve onlar sayesinde yıllardır Arashkan’da bir kesiciler loncası yok.

Bu başlı başına mutlu bir kıyım olmakla beraber, bizim de takip edebileceğimiz herhangi bir ip ucu da bırakmamış oldular!

Şimdi, asıl konumuza, ortadan kaybolmuş High Woods hediyelerine dönersek, deliller ortadan kalkmış olmakla beraber, eylem ve teşebbüsün varlığının inkar edilemezliğidir..

Bunun anlamı da, High Woods Ri’si, Arashkan Princeps’ine suikast teşebbüsünde bulunduğu, bundan haberdar olmayıp, söz konusu suikast teşebbüsünün gerçekleşmiş olması halinde suçu Ri Grandaleren’e yıkmayı planlayan birisinin varlığıydı.

Her hâlükârda bunun anlamı da Arashkan’ın, en yakın komşusu olan High Woods’a savaş açması anlamına geleceği idi..

Tek sorun, olaya bir şekilde kaderin bir cilvesi karıştı diyelim, ve kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey oldu; hediyeler çalındı!

Özetle olay, hiç başlayamadan bitmiş oldu, zira hediyelerin ‘laneti’ Princeps’i öldürememiş bile olsa, bu savaş için yine yeterli bir sebep olurdu..”

 

“Olay başlamadan bitmiş o zaman. Gerisi istihbaratın işi.. Bir izcinin değil.”, der Laila nötr bir sesle.

 

“Kısmen doğru. Ancak evinde öldürülen ve Antikalardan, Saraydaki Sanat Eserlerinden ve Soyluların Gönderdiği Hediyelerden sorumlu memur, Felisia Fremier adında bir hanımefendi idi ve Princeps Kaladin’in de pek sevdiği yeğeniydi!”

 

Laila olduğu yerde çakılıp kalır zira bu ismin sessizce söylendiğini duymuştur. Söyleyen kişi bu ismi, hışımla, hüzünle, kahırla ve büyük bir hırsla söylemiştir her defasında ve Laila o kişiyi tanır zira bu kişi High Spires Efendisi Philius’un unutulmuş oğlu, Darly ‘Darlius’ Dor’un ta kendisidir!

 

“Ve bunların hepsini bir şekilde birbirine bağlayan kişi de High Lady Anglenna’dır. Size onunla aranızdaki münasebetinizi sormamın sebebi de buydu.”

Laila hiç sektirmeden cevap verir.

“Efendi Largo. Ben Serenity Home’dan, özel bir görev için gönderildim ve her ne kadar Arashkan şehrine yardımcı olmak istesem de, kendi görevimden sakınamam. Bununla beraber, size en başta söylediklerim de hala geçerlidir; Anglenna ile sadece aynı istikamete gidiyorum şu an, o kadar. Kendisine herhangi bir borcum yok. Ancak ve şayet onun bir ihanetin parçası olduğuna şahitlik edersem, emin olun ki kendisini gördüğüm yerde öldüreceğim.. Ben bir izciyim. Politikacı değil!”

 

Largo, Laila’ya biraz hayal kırıklığına uğramış gibi bakar ve izci kıza o bakış nedense tanıdık gelir.

Laila aynı hayal kırıklığını Themalsar’dan döndüklerindeki akşam, Serenity Home’da gerçekleşen şölende onunla dans eden birisine, “Çok kısa bir süreliğine geldim. Korkarım görevimiz bitmedi ve bu sefer çok daha uzağa, çok daha uzun bir süre gitmem gerekecek ve dönebilecek miyim bilmiyorum..”, dediğinde görmüştü..

 

“Summersong..?”

 

..diye istemsizce fısıldar Laila önündeki adama.

Largo bir anda irkilir ve izci kıza hayalet görmüş gibi bakar!

“Bu ismi nereden biliyorsun?”, diye tıslar ve bir eli masanın altında kaybolur.

“Efendi Largo.. Eliniz.. Lütfen!”, diye rica eder Laila.

Largo yüzünü buruşturur ve tuttuğu hançerle beraber elini tekrar masanın üstüne koyar.

“Zeki olduğunuzu zaten söylemiştim size genç bayan. Ancak bununla kafama vurmanıza gerek de yoktu!”, diye alınmış bir sesle konuşur Largo. “Evet. Adım Largo Summersong, ve siz bunu nereden biliyorsunuz?”

“Benzerliğinizden..”

Largo bu cevaptan herhangi bir şey anladıysa, bu hiçbir şekilde yüzüne yansımamıştır.

“D.D. Dexter Summersong.. Oğlunuz..!”

 

Largo öylece Laila’ya bakar..

..sonra başını önüne eğer.

 

“Neden onu terk ettiniz? Dahası neden ona öldüğünüzü ikna ettiniz?”

 

Largo uzun bir süre cevap vermez, başını da kaldırmaz.

Neden sonra, anca duyulur bir sesle cevap verir.

“Bu meslek.. Bizlerden hayatlarımızdan çok daha fazlasını alıyor. Dışarıda..”, diye muallak bir el hareketiyle Arashkan Şehrine işaret eder. “Bir milyonu aşkın insan, her gün nasıl tehlikelerle karşı karşıya olduklarının farkında olmadan yaşıyorlar.. Ama biz biliyoruz.. Sen, ben ve bir kaç iyi adam! Ve birileri de bizleri avlıyor. Eşimi yıllar önce öldürdüler. Ben gizli bir görevdeyken. Ben de Dexter’ı aklıma gelen olabilecek en güvenli ve en uzak yere, Serenity Home’a gönderttim, babasının bir görevde öldüğünü sanarak. Onu oraya gönderdim çünkü orada Şerif Standorin vardı.”

“O sizi asla unutmadı ama..”, der Laila gözleri dolu bir şekilde çünkü kendisi çok iyi bilirdi ‘o’ tür kaybın ne anlama geldiğini..

Laila, kuzeni Morel, en yakın arkadaşları Gnine ve Udoorin, küçük, sevgili Inshala, hafif kaçık Merisoul ve hatta ve asla ısınamadığı Aager.. Hepsi çok iyi bilirlerdi ‘o’ tür kaybın ne anlama geldiğini..

 

Laila, yıllar önce birkaç defa kendisine sorup, ancak çok daha sonra ne anlama geldiğini utanarak öğrendiği ismin anlamına tüm çıplaklığı ile ayılı verir..

D.D. Dexter; Daddy Dead Dexter!

 

Ve anladığı bir başka şey ise, bu ismi çocuğa, bilinçli olarak kendisinin vermiş olduğudur!

 

“Gökler aşkına.. Hiç kimse böyle bir yükü, böyle bir acıyı taşımamalı!”, diye inler Laila bir eli ağzında ve dolu gözlerle.

“Hiç kimse taşımazsa bu yükü, peki kim koruyacak insanlığı?”, diye sorar Largo Summersong sessizce..

✱ ✱ ✱

02:12

Laila yorgun ve bitmiş bir şekilde hana geri döner. Bu gün, onun için her bir açıdan yorucu bir gün olmuştur. Yetmiyormuş gibi bir de yolda iki sarhoş genç kendisine ‘iyi vakit’ geçirtmek istemişlerdi! Laila gençler adına bir şey söylemek istemez ancak kendisi kesinlikle iyi vakit geçirmişti.. Ertesi gün uyandıklarında gençlerin hayatlarını tekrardan değerlendirmeleri için İzci Onbaşı onlara bayağı bi kırık malzeme bırakmıştı!

İçeri girdiğinde beklediği dağınık, kutlama yapılmış izlenim ve izlerini göremez ve bunun sebebi de, yorgunluktan bir bankın üzerine yığılıp kalmış, başı, kendisini derin, karanlık gözlerle süzen adamın bacağına yaslamış küçük, sevgili Inshala’dır.

“Annem bana hiçbir zaman, ‘Bu saate kadar neredeydin?’, diye sormadı.”, der Aager sessizce, uyuyan kız uyanmasın diye.

“Çünkü sen uslu bir çocuktun?”, diye cevap verir Laila yorgun bir sesle.

“Hayır. O öldürülüp ben ve kız kardeşim götürülünceye kadar evden hiç çıkmadık çünkü Drashan’da başıboş çocukları mızrakla şişlemek ayrıcalıklı bir eğlence tarzıdır..”, der Aager.

“Neden bunu bana söyledin ki şimdi?”, diye harlar Laila tiksintiyle!

“Söyledim çünkü gerçekte Dranshan’dan çok da uzak değiliz İzci Onbaşı. Daha iki hafta önünce salak bi çocuğu, gün ortasında kaçırmışlardı ve onu kurtarıncaya kadar çoğumuz neredeyse ölüyorduk, unuttun mu? Özgürce ve başına buyrukça yaptığımız şeylerin faturasını hiçbir zaman sadece kendimiz ödemeyiz.”, der ve başıyla, kart elini saçları arasında gezdirdiği kızı işaret eder.

“Neden bunu bana söylüyorsun ki?”, diye neredeyse aynı soruyu, farklı vurgularla tekrarlar Laila.

“Sana söylüyorum çünkü bütün bunların arasında olgun ve aklı başında olduğunu düşündüğüm bi sen varsın. Lütfen beni hayal kırıklığına uğratma..”, der ve yavaşça, sessizce ve imtina ile yerinden kalkıp mutfağa gider. Laila içeriden hafif bir cam sesi duyar gibi olur. Aager, içinde süt olan uzun, cam bir bardakla geri gelir.

“Geç gelirsen kaçırdığın için üzülmeyesin diye Inshala sana nişan pastasından ayırdı ve kimse yemesin diye de saatlerce burada, başında bekledi..”, diye ekler Aager ama sesinde Laila’nın ondan beklediği acımasız ifadesi yoktur. Varsa da bu fazlasıyla siliktir.

Adam elindeki bardağı sessizce masaya, pasta dilimlerinin yanına bırakır, sonra sessizce küçük kızı toparlar, kucaklar ve merdivenlere yönelir.

 

Laila birden, hiçbir zaman sevemediği ve ısınamadığı bu adamın da değişmiş olabileceğine ayılı verir..

Evet, adamın değişimi dışarıdan, adı Inshala olan mucizevi bir etkiyle gelmişti. Ancak Aager’in gelen zorlu değişimi kabul etmesi, yapmış olduğu bilinçli bir tercih idi.

Ve Laila için alması gereken bir ders vardı burada sanki.

 

İzci kız hanın boş salonunda, az evvel Aager’in terk ettiği banka oturur ve sevgili küçük Inshala’nın kendisi için ayırdığı, üstü kremalı, içi kırık çikolata ve fındıklı pasta dilimlerini yerken bir yandan da Aager’in getirdiği buz gibi sütü yudumlar..

..ve son birkaç gündür yaşadıklarını değerlendirir.

 

Pastayı ve sütü bitirdiğinde, değerlendirmesi daha bitmemiştir ama muhtemelen bu da zaten üç dilim pasta ve bir bardak soğuk sütten çok daha uzun sürecektir.

Laila yerinden kalkar, tabağını, bardağını ve çatalını alır ve onları mutfağa bırakır. Uyumaya gitmeden önce canı bir bardak daha soğuk süt çeker, nevarki içi süt dolu sürahiyi aldığında ne sürahinin, ne de sütün soğuk olmadığını fark eder.

 

İkisi de oda sıcaklığındadır!

 

Laila ‘Huh!’, diye geçirir içinden ve yüzünü ekşiterek sütten vaz geçer.

Laila ılık sütten hiç hoşlanmaz!

İçleri tıka basa dolu sadaklarını omuzlar ve kendisi de odasına çekilir.

 

Kızlarla paylaştığı odanın kapısını açtığında High Lady Anglenna dışında herkes uyumaktadır. High Lady ise elflere özel trans halindedir ancak kapı açıldığında kadın bir eli pençe şeklinde, büyü yapmaya hazır kapıya yöneltmiş, diğer eli ise korumak istiyormuşçasına hemen yanında uyuyan prensesinin üzerindedir.

 

Laila sessizce üstünü çıkartır ama zihni Largo Summersong’un anlattıklarıyla uğuldar.

İzci Onbaşı yatmadan önce High Lady’ye döner ve ona gizleyemediği bir hışımla tıslar.

“Sen ne yaptın?”

Anglenna, kendisinden beklenmeyecek ve daha önce Laila’nın ondan asla duymadığı, cılız, titrek bir sesle cevap verir.

“Tahmin bile edemeyeceğin şeyler..”


Serenity Home, teknik olarak Arashkan şehrine başlı olması dolayısıyla bu şehre vergi ödemektedir. Talep edilmesi halinde de Arashkan’a askeri ve lojistik desteği de sağlama zorunluluğu vardır. Bununla beraber, Serenity Home, kendi iç işlerinde ve başka yerlerle yaptığı antlaşmalarda özgürdür; söz gelimi Dim Woods elfleri, Elder Hills ve Scowling Hills dwarfları, Tinker Hills ve (zamanında yapılan ve teknik olarak hala geçerliliğini koruyan) Silent Hills antlaşmaları ve bunlara en son eklenen Drashan ile ortak saldırmazlık antlaşması. Bu antlaşmaya göre Serenity Home, Drashan’a yıllık haraç ödemektedir. Buna karşılık Drashan korsanları da Serenity Home ve civarındaki yerleşim merkezlerine dokunmayacak ve (pek az kişinin farkında olduğu gibi) Serenity Home’a saldırılması halinde onu müdafaa etmekle yükümlü olacaktır.

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

Geleceğin Adımları

Geleceğin Adımları

Timeline:

Grup bir yandan Gar Thalot’u ararken, bir yandan Lilly Venom olayını hazmetmeye çalışır. Nevarki günler grubun bazıları için oldukça sıkıcı geçmektedir; Anglenna, Lorna, Udoorin ve Laila gibi.. Ancak başkalarının aksine bazıları can sıkıntılarını daha sessiz ve sakin bir şekilde geçirmeyi tercih ederler..

 

Bu hikaye,
Benim gitmem lazım.
ile aynı gece yer alır..

 

 

Prenses Alor’Nadien ne Feymist, az evvel camdan süzülerek çıkan kıza biraz gıpta ile bakar ve nadiren olduğu gibi, onun kadar özgür olmaya can atar.. Nadiren olmasının sebebi, Prenses Alor’Nadien ne’nin asla sorumluluklarından kaçan yada sakınan biri olmayışındandır. Ama bazen çekiyor insanın canı işte. Bu bir prenses dahi olsa..

Büyük Arashkan Şehrine geleli iki haftadan fazla olmuştur ve bunların birisini sefil arenada geçirmiş olması, aslında hoşuna bile gitmiştir prensesin. Dışarıdan bakıldığında prenses fevkalade nazik, eğitimli, kültürlü, zarif, ince, düşünceli, anlayışlı, sevgi dolu, iyimser, sessiz, dramdan pek haz almayan, tam anlamıyla hanımefendi bir asilzadedir. Pek az kişinin bildiği ise bu listede olmayan ‘özellik’leridir; fevkalade inatçı, dik kafalı, boş oturmaya gelemeyen ve..

..işin işte bu son ikisinin varlığını göstermiş olması onun canının sıkılmış olmasına sebep olmuştur. Boş oturmaya gelemeyen, ve..

Prenses, ‘ve..’nin tam olarak neye tekabül ettiğine daha bir isim koyamaz zira kendisi de emin değildir. Ve bunu hayatında sadece bir defa hissetmiştir; arenada o devasa yaratıkla savaşırken, küçük, sevgili Inshala’nın çağırdığı muazzam ‘canlı’ ağacın yaratığı devirmesinden sonra, sevgili Udoorin’in attığı nara.. Evet o naradan sonra bir an delirmişçesine kendisi de yaratığa saldırmış, hatta hayatında hiç hissetmediği bir heyecanla  kedisi de bir ‘nara’ atmıştı! Her ne kadar kendi attığı şeye ‘nara’ denemeyeceğini her koşul altında itiraf edebilse de, bir şey atmıştı işte..

Udoorin’den sonra İzci Onbaşı Laila’da nara atmıştı ve onunkisi gerçek bir nara idi; vahşi, iç titreten, içinde bir ölüm fermanın yazılı olduğu bir nara!

Kendisininkine ise en iyi ihtimalle ‘cılız bir çığlık’ denebilirdi!

 

Prensese göre kişi her zaman, etrafındakilere olduğu kadar kendisine de dürüst olmalıydı ve bu önemliydi.

Her ne kadar utanç verici olsa da!

 

Bir de ‘Görenler ne demiştir?’, meselesi vardı tabii..

 

‘Koskoca Bari Na-ammen prensesi, vahşi bir barbar gibi çığlık atıyordu!’

Prensesin barbarlara karşı herhangi bir husumeti yada onları küçük görmesi gibi bir derdi yoktu. Her kültürün kendisine özel ‘halleri’ vardı nihayetinde. Sorun, kendisinin içine doğduğu kültürde ‘nara atma’ diye bir şeyin olmayışıydı..

Dahası, prensesin gerçekte dert ettiği şey bu da değildi. O narayı attıktan sonra hissettikleriydi..

 

Prenses, hafif uzanmış olduğu, pek de temiz olmayan hanın, çok da hoş kokmayan yatağında, şimdi bile yüzünün kızardığını hisseder. Neyse ki High Spires Efendisi Philius kendisinin bu handa kaldığını öğrenmiş, ve onun en son Arashkan’a gelişinden, kitapları ne kadar sevdiğini hatırlamış ve ona okuması için bir düzine kitap göndermişti.

Prenses için kitaplar çok fonksiyonlu şeylerdi. Bariz olanları dışında, kızarmış yüzleri saklamak için de ideal birer araç olmalarıydı!

 

Prenses derin bir iç çeker. Günlerdir bu Gar Thalot denen adamı aramaktaydılar. Ancak işin arama kısmının çoğu, şehrin karanlık yer altı örgütlerini içermekteydi ve babası Ri Grandaleren ile arası ne kadar açılmış olsa da, ailesinin adını yerlerde süründürmek gibi de bir niyeti yoktu. Dolayısıyla işin bu kısmı genç Darly Dor’a, Efendi Aager’e, İzci Onbaşı Laila’ya, Efendi Gnine’a ve sevgili Udoorin’e kalmıştı. Küçük Inshala’nın da gitmesine gerek yoktu onlarla ama kız Efendi Aager nereye giderse o da onunla gidiyordu. Sevgili Merisoul ise istediği yere zaten gidiyor, kimseye de hesap vermiyordu. Bu da kendisinin, kuzeni Anglenna’nın ve Lady Magella’nın handa tıkılıp kalmaları anlamına geliyordu..

Bunun anlamı da, asla tahammül edemediği boş boş oturması anlamına tekabül ediyordu..

 

Alor’Nadien ne, Lady ile konuşmak istemişti biraz, özellikle Serenity Home ve halkı, çevresi, sorunları, eksiklikleri ve bu konuda kendisinin elinden neler gelebileceği ile ilgili.. Ancak arena sonrasında ona bir haller olmuştu.

Dwarf kız neredeyse her gün sabahtan akşama kadar kaldıkları odanın bir köşesine geçilmiş, ya meditasyona girmiş, yada gözleri kapalı bir şekilde derin düşüncelere dalmıştı. Taki iki gün önce geçirdiği ürkütücü cinnet haline kadar.. O günden beri ise neredeyse hiç konuşmamış, sevgili Inshala’nın ağlamaklı zorlamalarıyla çok az da olsa bir şeyler yemiş ve tekrar kendi düşüncelerine dalmıştı..

 

Aslına bakılırsa sevgili kuzeni ve ablasında da bir haller vardı..

Arenadan beri..

Yüzünde her zaman ki gergin hali eksikti. Dudaklarını ince birer çizgi haline de getirmiyordu.

Ve saçları da bazen örülü bile olmuyordu —ki Alor’Nadien ne onu hatırladığı hiçbir geçmişte ablasının ‘mükemmel’ dışı haline şahit olmamıştı. Şimdi ise o da zamanının çoğunu ya elflere özgü trans halinde, yada kendisine hayalet görmüş gibi bir ifadeyle bakar buluyordu.

Arenada bir şeyler olmuştu sanki..

 

Prenses Alor’Nadien ne Feymist yavaşça doğrulur. Zarif bir şekilde kalkar, üstünü düzeltir ve kuzeninin önüne çömelir. Kuzeni High Lady Anglenna’nın gözleri anında açılır ve önünde çömelmiş halde duran küçük prensesine bakar ve bir an.. sadece çok kısa bir an yüzü gerilir, ama bu gerginlik eski halindeki gerginlik değildir..

..ve yine o ‘hayalet gömüş’ ifade oluşur yüzünde.

 

“Ablam..”, der Alor’Nadien ne sessizce ve bu ifadenin ağzından çıkmasıyla High Lady Anglenna’nın tüm yüz hatları değişir.. Odadaki tek ışık kaynağı olan iğreti gece lambasının ışığı, High Lady’nin gözlerinde oynaşmaya başlar.

“..Ne oldu size? Canınızı sıkan bir şey mi var? Daha ben küçük bir kızken size her şeyimi anlatırdım. Lütfen. Siz de bana anlatınız. Sadece mutluluklar paylaşılmaz. Ben sizin kadar bilge değilim. Ama sessiz bir dinleyiciyimdir.”

High Lady Anglenna’nın yüz ifadesi daha da burkulur. Zapt edemediği, titrek bir sesle cevap verir prensese.

“Bari Na-ammen Prensesi kimsenin önünde eğilmez, kimsenin önünde de yere çömelmez.. Lütfen ayağa kalkın..”

“Ablam..”, diye itiraz etmeye kalkar Alor’Nadien ne.

“Prenses Alor’Nadien ne. Lütfen..”, diye ısrarla rica eder Anglenna.

Alor’Nadien ne derin, vazgeçmiş bir nefes verir ve ayağa kalkar. Sorusunu tekrarlayıp tekrarlamamak konusunda bir an kararsız kalır ama ablasının yüzündeki ifadeyi değerlendirdiğinde bundan vazgeçer.

Ve zaten o anda iri bir el, olabildiğince nazik bir şekilde kapılarını tıklatır.

✱ ✱ ✱

İyi akşamlar, Haş Teyze..”, der Udoorin biraz ıkınarak, kapıyı açan High Lady Anglenna’ya. “Mümkün ise Lady Lorna ile görüşmek isterim. Kendisi müsaitse.. Değilse sorun değil. Başka zaman da gelebilirim.”

High Lady Anglenna sessizce başını prensese doğru çevirir ve onun cevabını bekler. Prensesin yüzü belli belirsiz pembeleşir, sessiz yürüyüşüyle kapıya gelir, koridorda bekleyen genç adama bakar ve ister istemez gülümser.

“Sevgili Udoorin. Sizin için bu saatte ne yapabiliriz?”, diye sorar.

“Umm.. Aslında ben sizin için bir şeyler yapmayı ummuştum. Günlerdir handa tıkılmış durumdasınız. Belki.. Belki biraz temiz hava almak istersiniz ve bunun için de benim size eşlik etmeme izin verirsiniz.. diye düşünmüştüm. Yani.. Mümkünse.. Lütfen?”, diye oldukça başarılı başlayan teklifi, kızarmış bir yüzle bitirir Udoorin.

“Tabii ki. Bize biraz müsaade ederseniz, üstüme bir şal alayım. Havalar biraz soğudu.”, diye mutlu bir cevap verir genç adama ve hemen içeri döner, muhteşem bir hızla üstündeki kırışmış elbiseyi çıkartır, yerine oldukça sade görünümlü olmakla beraber, fevkalade zevkle işlenmiş, zarif, salınımlı, tek yanı yırtmaçlı, koyu mor bir etekli elbiseyi geçirir, onun üstüne de silik bej renkli bir şal atar ve kapıya yönelir.

High Lady Anglenna bir an itiraz edecek gibi olur ama sonra vaz geçer zira Prenses kararını vermiştir.

Genç adam, prensesini koluna alır, gizleyemediği bir mutlulukla handan beraber ayrılırlar.

High Lady Anglenna derin, esef dolu bir nefes verir.

“Genç, aşık, kör ve silahsız.. Daha geçen hafta arenada değil miydik biz?”, diye söylenir ama bunu tam olarak kızmış biri gibi ifade etmez.

Kendisi de sırtına uzun, sade bir pelerin alır, ve an itibariyle gözü yanındaki çocuk dışında hiçbir şeyi görmeyen prensesinin arkasından, ve dikkat çekmeyecek bir mesafeden onları takip eder..

✱ ✱ ✱

Damdan bir çift göz, handan ayrılan ikiliyi takip eder. “Hele şükür yaa.. Her şeyi benim mi yapmam gerekiyor?”, diye söylenir yumuşak sesiyle gözlerin sahibi.. ve istemsizce küçük ellerinden birini yumru yaparken diğerini ise göğsüne, kalbinin olduğu yere götürür.

“Başkalarının özel hayatları neden seni bu kadar ilgilendiriyor?”, diye sorar genç, yakışıklı bir ses onun arkasından. “Muhteşem bir prenses.. ve bir hödük! Sanırım küçükken buna benzer bir hikaye okumuştum. Ama onda hödük yerine bi ogre vardı.. yada bi troll.. pek hatırlayamadım şimdi! Elfler onu asla kabul etmezler.. Bunu biliyorsun, değil mi?”

“Ahmaklık insanlara özel bir vasıf değil..”, der diğeri burnunu küçümseyen bir ifadeyle çekerek. “..yada yarı elflere!”, diye de acı bir şekilde ekler.

“Aaa.. biz yarı elfler ahmaklığı çok iyi beceririz. Mesleki koşullarımız arasındandır!”, diye sırıtarak, ve en az yanındaki kadar acı bir sesle cevap verir genç, yakışıklı sesin sahibi.

“Ayrıca onların işlerine burnumu sokmadım. Sadece genç Udoorin’e, sevgili prensesinin günlerdir vasıfsız, pis bir handa tıkılıp kaldığını ve bundan dolayı kendisinin temiz havaya ihtiyacı olabileceğini hatırlattım, o kadar. Ama o benimle prensesin ‘güvenliği’ ile ilgili tartışmaya kalktı. Ben de ona kendisi gibi güçlü bir delikanlı prensesini koruyamayacak kadar aciz ise, sevgili Lorna ile hiç uğraşmamasını, gidip kendisine ‘güvenliği’ ile uğraşmak zorunda kalmayacağı bir köylü kızı bulmasını önerdim.”, der yumuşak sesin sahibi, kızmış bir şekilde. “Ama sanırım o son kısmını söylemesem de olurmuş gibime geliyor çünkü bana pek de hoş olmayan bazı bakışlar attı!”

 

İkisi de sessizce, birbirlerine meylederek yürüyen çiftin gözden kayboluşunu seyreder.

 

“Bu.. bu kendini horlayan hicvin, kendini avutma şeklin mi, Darly Dor?”, diye kaşları çatılır yumuşak sesin sahibi.

 

“Kendimi avutmak için bir sebep göremiyorum, Soul.. Yediğim haltın faturasını her gün yaşıyorum ve ödediğimde ne hissedeceğimi, ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyorum. Ama ‘avuntu’ bunların arasında yer almıyor..”, diye sessizce cevap verir Darly Dor.

 

“Güttüğün yolda anneni de, babanı da ne kadar üzeceğini hiç düşündün mü peki? Yada başkalarını..”, diye sessizce sorar Merisoul.

“Annem.. Ona yaptıklarımdan ve yapacaklarımdan dolayı da, ona yaşattıklarım, ve yaşatacaklarımdan dolayı da asla kendimi affetmeyeceğim. Nevarki olan çoktan oldu. Olacaklar da olmalı. Yoksa onu hayatta bırakmayacaklar var. Babam ise, geçmişte olduğu gibi eğlenmek için kendisine bir başka sosyete hizmetçisi daha bulacaktır eminim..”

“Bundan emin misin? Halbuki seninle konuşurken bana çok samimi ve pişman birisi gibi gelmişti.. Geçmişte yaptığı hatayı, senin küçükken şahit olduğun ve evini terk etmene sebep olan şeyi annene itiraf ettiğini, annenin de onu çoktan affettiğini söylesem, bu düşüncelerini nasıl etkiler?”, diye sorar Merisoul, sessiz ve hüzünlü bir sesle.

“Bunun olmuş olmasını pek mümkün göremiyorum.”, der Darly, omuzlarını silkerek.

 

Darly Dor, babasını affetse de bunun hiçbir şeyi düzeltmeyeceğinin de, evine de artık dönemeyeceğinin de farkındadır. Ama kızın bunu kendisine söylemiş olmasını sadece.. ‘merhametli’ bir davranış olarak değerlendirir ve bir yandan da ister istemez bu uhrevi güzellikteki kanatlı kıza tekrar hayret eder. Ama asıl, kızın ‘kapasitesini’ kullanarak onun bütün itirazlarını, bütün mantığını, bütün kinlerini ve Felisia Fremier’e karşı hissettiklerini, dahası, onun ölümüyle peyda olan utanç, kahır ve öç alma hislerini de alaşağı edebileceğini bilmesine rağmen, bunu yapmamış olmasına hayret eder..

 

“Neden benimle uğraşıyorsun ki? Ben kayıp bir vakıayım..”, der Darly, söylediği şeyi tam olarak kabullenmiş biri gibi.

“Kayıp vakıalar sadece yeterince aramadığımız insanlardır..”, der aynı yumuşak, sessiz haliyle.

Merisoul, gözlerinde oluşan yaşları silerek ekler.

“..Çünkü sen aptal bir çocuksun!”, diye de hışmeder, kanatlarını gerer ve kendisini damdan aşağı salar.. Kısa bir süre içinde de karanlıkta kaybolur.

Darly acı bir şekilde ‘fırk’lar ve kendi kendine mırıldanır.

“Ben aptal ötesi biriyim, sevgili Merisoul Xyrotwu.. Ve sen benden çok daha iyisini hak ediyorsun.”

✱ ✱ ✱

Merisoul Xyrotwu süzülür, ve neredeyse High Lady Anglenna’nın tepesine konar! Onun, o şapşal Udoorin ve bir şapşalı bile etkileme özürlü Prensesin ardından takip edişini hanın damından seyretmiş, sonrada bu şirret kadınla bir daha konuşmaya karar vermişti.. Rezil şeyle en son karşılaşmaları ona pek kıymetli isimlerinden birine mal olmuştu ve onun takibe aldığı iki genç sevgilinin arasını bozmasına engel olacaksa, bir kaç isminden daha feragat etmeye razıydı..

High Lady Anglenna istemsizce irkilir ve hemen dibinde beliren ‘şeyi’ oracıkta yakıp kül etmekten kıl payı kendisine mani olur..

“Sana engel olmayayım.”, der Merisoul. “Beni yakmaya can atıyorsun zaten. Sana şimdi bile harika bir fırsat verdim!”

“Genç Merisoul!”, diye burnundan solur Anglenna, küt küt atan kalbini sakinleştirmeye çalışırken. “Seni yakıp kül etmek istediğimde, kimsenin beni ‘kötü bahanelerimden’ ötürü suçlamasını istemiyorum..”

“Onur..”, der Merisoul burnunu çekerek. ‘..sende olan bir şey değil. Neden şimdi böyle bir ayrıntıya takılasın ki?”

 

High Lady Anglenna, gözlerini kapatır, derin bir nefes alır ve sakinleşir. Gecenin bu saatinde bu garip kızla tartışmak gibi bir niyeti yoktur zira prensesi genç bir çocukla yalnızdır ve ikisi de kendilerince becerikli olsalar da onun için önlenmiş bir savaş her zaman kazanılmış bir savaştan daha iyidir; birinde kimse ölmemiştir!

 

“Genç Merisoul. Beni pek tanımıyorsunuz. Bugüne kadar sadece bir defa, ve oldukça kötü koşullar altında konuşmuş olmamız dışında bu ikinci defa birbirimizi muhatap alışımız..”, der Anglenna soğuk bir şekilde. “..Ben acımasız ve kalpsiz birisi olabilirim, ancak onursuz değilim. Lütfen sözlerinizi sakınarak kullanınız..”

“Burada ne işiniz var o zaman? Neden bir High Lady gecenin bir saatinde iki kişiyi takip eder ki?”, diye merakla sorar Merisoul.

 

High Lady Anglenna yine gözlerini kapatır ve sanki içinden sayıyor gibi bir hali vardır.. Yada ‘bunu yapabilirsin, bunu yapabilirsin..’, diye tekrarlıyor gibi.. Neden sonra tüm varlığı ile yanındaki şeye döner ve onun gözlerinin içine bakarak konuşur..

 

“Onları takip ediyorum çünkü ikisinin de dikkatleri dağınık, üstlerinde zırhları yok ve genç Udoorin’in taşıdığı tek silah, babasının ona verdiği kılıcı. Genç Udoorin, pekte ‘kılıç ustası’ biri sayılmaz, zira onun kılıç kullandığını hiç görmedim.. Prenses ise glavyesini büyü ile yanına çağırdığı için bu konuda daha avantajlı olmakla beraber, kendisinin de üzerine herhangi bir zırh yok ve daha bir kaç gün önce bir ahma— bir hatadan dolayı herkes arenada yeterince zorluk yaşadı.”, der yüzeysel bir sükunetle.

 

Merisoul hayretle önünde duran High Lady’ye bakar. “İlginç..”, der. “..Doğruyu söylüyorsun. Yada söylediğin yalana gerçekten inanıyorsun! Ama beni neden bir ‘şey’ olarak düşündüğünü anlayamıyorum. Hayatımda birçok defa hakaretlere muhatap bırakıldım.. Üç yaşımdayken beni içi fosseptik dolu bir çukura attılar ve o çukurda beni bıraktılar. Tekrar gün yüzü gördüğümde on yaşımdaydım. O süre zarfında her gün üstüme bir şeyler döküldü ve her türlü hakareti duydum.. Onlar bana ‘şey’ diye hitap ederlerdi..”, der samimi, ve donuk bir sesle..

 

High Lady Anglenna ise bir eli ağzında, hayret, dehşet ve.. utançla önündeki şeye.. hayır, önündeki ‘varlığa’ bakar.

 

“Ad Ara..”, diye fısıldar neden sonra ve bu ismin, önünde duran varlığın üstündeki etkisini görür; Merisoul Xyrotwu olduğu yerden doğrulur, kanatları gerilir, bir an, çok kısa bir an kızın ayakları yerden kesilir ve kız, sanki içsel bir ışıkla aydınlanır.. sonra tekrar söner, yere konar ve kanatları arkasında katlanır..

“O.. O ismi sana aleni bir şekilde kullanasın diye vermemiştim!”, diye korkuyla tıslar Merisoul.

 

“Bu senin adın. Ve ben de onu aleni bir şekilde kullanmadım. Seni bir ‘şey’ olarak değerlendirmemden haklı olarak alındın. Bende seni gerçek adınla onurlandırdım..”, der Anglenna ama az önce gördüğü ‘mucize’, elf kızın zihnine kazınmıştır zira o kısacık anda gördüğü, önünde duran kız değil, bambaşka bir ‘varlıktır’!

“Beni, geçmişimi, yaşadıklarımı, size ve başkalarına yaşattıklarımı anlamanızı yada şahsıma anlayış göstermenizi istemeyeceğim.. Ancak sizden özürlerimi de eksik etmeyeceğim, genç Merisoul. Şimdi, müsaadenizle korumam gereken bir Riserin, ve potansiyel bir de Riverin’im var!”, der ve gözden neredeyse kaybolmakta olan Prenses Alor’Nadien ne ve genç Udoorin Shieldheart’ın tekrar peşine takılır..

✱ ✱ ✱

Lady Lorna nasıllar bugün?”, diye biraz çekingen bir şekilde sorar Udoorin. Sevdiği bu kızla birkaç gün doğru dürüst konuşamayınca, Udoorin’in zihni kötü bir şekilde resetleniyor gibidir. Bu da bir anda onunla ilk karşılaştıkları zamanlarda olduğu gibi hitap etmeye başlamasına sebep olmaktadır. Her ne kadar bu hali komik ve şirin olsa da, Prensesi çileden de çıkarır..

“Lady Lorna iyiler. Efendi Udoorin’in günü nasıl geçti acaba?”, diye kendisi de çok az hicveder bir dille cevap verir ve elini nazikçe koluna yasladığı adamın kasıldığını hisseder.. ve utanır. “Özür dilerim Dorin.”, der sessizce. “Bütün gün dışarıda, kötü hanlarda bu Gar Talot hakkında bir şeyler öğrenmek umuduyla zaman geçirmek zorunda kalmanın üstüne, bir de benim nazımı çekiyorsun.”

“Lütfen.. Lorna.. Çektiğim senin nazın olsun. Seve seve.. Bir prensesin bu kadarcık nazı olmayacak mı şimdi?”, diye biraz rahatlamaya çalışır Udoorin. “Ama sizinle.. seninle bir otuz yıl geçireyim ve iki gün görmeyeyim, sanıyorum bu durum tekrarlanır.”

“Bunu bir otuz yıl sonra konuşabiliriz.”, diye gülümser Alor’Nadien ne. “Bana gününü anlatır mısın?”

Udoorin’in tedirginliği bir anda tiksintiye dönüşür.

“İnsanların sabahtan akşama kadar bir handa içki içip kağıt oynamalarını hiç anlayamamışımdır.”, diye sinir olmuş bir sesle konuşur Udoorin. “Serenity Home’da herkesin her zaman yapacak bir işi vardır. Yoksa da ‘Gönüllü Vardiyaya’ dahil edilirler.. Belki dışarıdan biraz zorbaca gibi gelebilir ama sorun çıkartan işsiz tiplerden yoktur bizde hiç. Ve herkes kasabası için bir şekilde katkıda bulunur. Bu şekilde hem herkesin ortak bir amacı olmuş olurlar, hem bir şeyler yapmış olmanın mutluluğunu yaşamış olurlar, hem de kendilerinden daha büyük, ama parçasını oluşturdukları bir şeyi de etkilemiş olurlar..”

“Bu.. harika bir fikir.. Kimin fikriydi bu?”, diye Prenses sorar merakla, zira devlet işleri iyi bildiği bir alandır.

“Hmm.. pek emin değilim. Serenity Home’un geçmişi oldukça eskilere gidiyor. Sanırım 7100’lerde kuruldu. Bu da neredeyse beş yüz yıl ediyor.. ‘Gönüllü Vardiya’ gibi bazı şeylerin kanunlaştırılması, Arthandos amca.. umm.. Arthandos Yuleman belediye başkanı seçildikten sonra gerçekleşti. Ama gerçek anlamda yerleşmesi, babamın Aager’i Serenity Home’a getirmesinden sonra oldu. O adamın kırdığı ilk kafa benimkisiydi. Ama kesinlikle sonuncusu olmadı. Bazıları ‘Gönüllü Vardiya’ olayını hiç ciddiye almıyorlardı. Aager onlara üst üste gece baskınları yapıp kafalarını kırınca, birden standartlarımız yükseldi!”, der Udoorin mutlu bir şekilde.

“Efendi Aager. Ondan biraz çekiniyor gibisin. Ve Lady Magella’dan da.”, diye sorar Alor’Nadien ne, zira yanında yürüyen, elini teslim ettiği bu genç adamın geçmişi onu her zaman etkilemiştir.

“Lady Magella ben doğduğumda ordaydı.. Sanırım kafam biraz büyük olduğu için doğum esnasında biraz zorluk çıkarmışım.. Bana ebelik yaptı desem isabetli olur. Kendisi Scowling Hills’den bize katılmasıyla bir çok doğumda bulundu. Serenity Home’da herkes ondan mantıklı bir şekilde çekinir..”, diye hafif gülümseyerek anlatır Udoorin.

“Umm.. Aager’e gelince.. Aager çekinilmesi gereken biri, Lorna. O.. o geldiğindeki halini hatırlıyorum. Hayatımda onun kadar disiplinli, işi ve görevleri dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen, acımasız birisiyle tanışmadım. Beni kaç defa odunla dövdüğünü hatırlamıyorum bile. Ama geriye dönüp baktığımda, o zamanlar ben tam bir ahmaktım. Annemin hastalanıp ölmesinden sonra hiçbir şeyle ilgilenmeyen, tamamen umarsız, başıboş bir çocuktum. Orada burada kavga çıkartmaktan başka yaptığım bir şey yoktu.”, der genç adam ve yanındaki kızdan dolayı utanır. “Bunları duymak istediğinden emin değilim. Gençken bir aptaldım, Lorna.”

“Hepimizin gençliğimizde yaptığı yanlışlarımız vardır, sevgili Dorin. Önemli olan, daha sonra yapmayı tercih ettiğimiz şeylerdir.”, diye cevap verir sessizce Prenses.

“Senin böyle şeyler yapmış olabileceğini düşünemiyorum..”, der Udoorin.

“Babasını, Ri’sini inkar edip evden, hayır, saraydan kaçmış bir kızım ben, sevgili Dorin. Sanıyorum bu bütün yapmış olabileceklerini geçer diye düşünüyorum.”, diye buruk bir şekilde gülümser Lorna.

“Ama sana haksızlık edildi. Başkalarına verilen haklar, sana tanınmadı!”, diye hışmeder Udoorin.

“Ve ben de başkaları değilim, sevgili Udoorin. Ben bir prensesim. Bir Riverin. Krallar, kraliçeler, prensler, prensesler, lordlar, high lady’ler.. Bizlerin farklı standartları vardır.”, der genç prenses ve Udoorin’in onu haklı gösterme çabasını nazikçe reddeder.

 

İkisi de bir süre sessizce yürürler.

 

Neden sonra genç prenses, “Özellikle gittiğimiz bir yer var mı?”, diye sorar yanındaki adama.

“Heaven Parkı. Inshala hanımdan duyduğum kadarıyla bankları, güzel bahçeleri ve havuzları varmış. Ben.. ben bu şehre pek ısınamadım açıkçası. Bazıları Arashkan dendiğinde gözleri fal taşı gibi açılır. Yaşadıklarımıza bakılırsa, burada oturmak için bir sebep göremiyorum. Serenity Home’un yaşam standartları çok daha iyi, insanları da çok daha nazik. Evet, bizim kasabamız çok daha küçük, ama.. bilmem.. burası benim istediğim yer değil.. Saçmalıyorsam lütfen beni uyarmanı isterim Lorna!”, diye yüzü kızarmış bir şekilde susar Udoorin.

“Sevgili Udoorin.”, der Lorna. “Bu benim bu şehre üçüncü gelişim. İlki, iş dolayısıyla babam tarafından buraya gönderilişimdi. İkincisi, saraydan ayrıldığımdaydı ve sadece gerekli yollukları almak için girdim bu şehre, ve tanıyan birileri çıkar diye hemen ayrıldım. Bu üçüncü gelişim. Benim yarım bir insan olmasına rağmen, burası da benim evim olamaz.”

Udoorin’in içi biraz rahatlar.

 

Beraber Heaven Parka varırlar ve parkın içine dağılmış, örme taş patikalardan birini takip ederler.

 

“Dorin.”, der ciddi bir sesle Lorna.

“Efendim.” der biraz çekingen bir şekilde Udoorin zira bu, yanında yürüyen güzel kızın ilk defa kendisine ‘sevgili’ yada ‘efendi’ kullanmaksızın hitap edişidir.

“Bu güne kadar hiç yaşımı dile getirmedin.”, der biraz tedirgin sesle.

“Umm.. Ben pek de ‘centilmen’ biri sayılmam, Lorna. Ama bir bayana yaşı sorulmaz‘ı da bilirim!”, der aynı çekingen sesle.

“Ama senin.. senin bende bir.. niyetin yok mu?”, diye biraz kırılmış bir ifadeyle sorar Prenses.

“Bana müsaade ettiğin sürece..”, diye son derece özlü bir şekilde cevap verir genç adam.

“Niyetli insanlar birbirlerine yaşlarını sormazlar mı?”, diye biraz içi rahatlamış, biraz da şaşırmış bir şekilde sorar kız.

 

“Benim yaşım on sekiz. Aramızda on yaş fark var. Benden daha bilgesin. Daha güzelsin. Daha akıllısın. Paha biçilmezsin ve daha gençsin.”, diye aynı özlü ve samimi sesiyle, hiç sektirmeden cevap verir Udoorin.

 

Prenses Alor’Nadien ne, duyduğu şeyin bir yerlerinde ciddi bir mantık hatası olduğunun farkındadır ama neresindedir, çıkaramaz bir türlü. En azından bir matematik hatası olduğundan kesin olarak emindir.

 

“Ben.. pek.. anlayamadım..”, diye itiraf eder. “..Senden nasıl hem on yaş büyük, hem de daha genç oluyorum ki?”

Udoorin ona doğru döner, ve gülümser.

“Sevginin matematiği olmaz ki, Leydi Lorna..”

Prenses Alor’Nadien ne ‘fırk’lar!

 

“Annem, babamdan yaşça daha büyüktü.”, der Udoorin. “Ama babamın yanında hep on altı yaşındaki bir genç kız gibi davranırdı. O zamanlar buna bir anlam veremezdim ve aptalın teki olduğum için de bunu saçma bulurdum..”

Annesinden her bahsettiğinde olduğu gibi, Udoorin’in gözleri dolar ve sesi boğuklaşır.

“Daha sonra.. çok daha sonra.. o öldükten sonra, ve ancak babamın davranışlarındaki değişimi gördükten sonra anladım. Annemin öyle davranmasının sebebi, babamın ona olan sevgisindenmiş.. Babam, kendisinden yaşça daha büyük olmasına rağmen bir şekilde anneme, olduğundan çok daha genç bir kızmış gibi hissettirmesindenmiş.. Ne kadar saçma..

..ve muhteşem bir şey, değil mi?

Sanırdım ki annemin ölümü sadece beni etkiledi.. Meğer asıl babamı vurmuş ve o bana bunu asla hissettirmedi bile.”

 

“Bu.. Bu hayatımda duyduğum en hüzünlü.. ve harika şey!”, diye hayretle ünler Lorna ve farkında olmadan dolmuş gözlerini siler.

 

“Aager’den neden çekindiğimi sormuştun bana.. Çok sevdiklerini kaybedenlerden her zaman çekinilmesi gerektiğini öğrendim ben ondan. Eminim bana öğretmek istediği şey bu değildi, ama benzer şeyleri yaşamış tanıdığım herkeste aynı davranışları gördüm.. Aager, Laila, Bremorel, babam, Thomas, Inshala ve Merisoul, ve hatta Haş Teyze! Aager sadece uç bir noktayı temsil ediyor o kadar. Ama Aager’in geldiği Drashan’ın kendisi de bir uç nokta, düşünülecek olursa..”, diye sessizce konuşur Udoorin.

 

“Özür dilerim, sevgili Dorin. Geçmişini hatırlatarak seni üzdüm..”, der Lorna dolu gözlerle.

“Senin hatırlatmış olman güzel, bir açıdan. Beni nasıl tanıyacaksın ki?”, diye mutlu görünmeye çalışır Udoorin.

 

Gerçekte Udoorin’in niyeti, deli gibi sevdiği bu kızla parkta dolaşıp onu kahkahalarla güldürmekti. Şu işe bakın ki becerebildiği tek şey onu ağlatmak olmuştu.

 

“Seni üzdüm.”, der Udoorin, tekil bir sesle.

“Sadece mutluluklar paylaşılmaz.”, der Lorna ve gülümser genç adama.

“Asıl benim merak ettiğim ise..”, der Udoorin. “..bir gün, bir şekilde babanla aranın düzelmesi halinde, beni kabul edecek mi? Ve şunu da baştan söyleyeyim, ondan hiçbir şey istemiyorum. Senin.. seninle olduğum sürece mutluyum.”

“Babam ya bizi beraber kabul edecek, yada durumumuzda bir değişiklik olmayacak.”, der Lorna yumuşak.. ve dik kafalı bir şekilde. “Ama şunu da baştan söyleyeyim, sevgili Dorin, kabul etmesi durumunda, üstlenmen gerekecek bir çok sorumlulukların da olacak. Asilzadeler, tekil şahıslar değillerdir, sevgili Dorin. Bizler halka mal edilmiş kişileriz. Bu bizlere bazı özerklikler verir. Ama bunlar sadece sorumluluklarımızı daha rahat yerine getirebilmemiz içindir. Ben sorumluluklarımdan kaçmak için ayrılmadım High Woods’dan. Babamın sorumluluklarına engel olmamak için ayrıldım..”

 

Udoorin’in duydukları karşısında biraz canı sıkılır.

Öyle görünüyordu ki genç adam her bir köşeyi döndüğünde karşısına o veya bu şekilde yeni bir takım ‘sorumluluk’lar yığılıyordu! Babasının ‘şerif’liğinden kaçarken, ‘dolu’ya mı tutulacaktı yoksa?

Genç Udoorin kara kara bunları düşünürken, biraz ileride büyük bir çatırtı duyar ve düşüncelerinden sıyrılır. Bir eliyle yanındaki kızı belinden tutar ve arkasına alır, diğeriyle de istemsizce omzunun üstüne uzanır ama orada olmasına alıştığı baltasını kavrayamayınca bu sefer belindeki, babasının kılıcına yönelir.

Udoorin sessizce içinden küfreder..

 

“Orada.. Yaklaşık elli yarda önünde ve çok hafif solunda.”, diye tarif eder hemen arkasında duran genç kız.

“Sensiz ne yapardım bilemiyorum Lorna. Geçen gece Lady çıldırdığında olaya el koyuşun ve idare edişin.. söyleyemedim sana o zaman ama, MUHTEŞEMDİN!”, der Udoorin karanlıkta sırıtarak.

Lorna’nın yüzü ‘muhteşem’ bir şekilde kızarır. Gerçekte olaylar olurken soğuk kanlı oluşu kendisi için bir çaba meselesi değil, yılların getirdiği ve üstlendiği sorumlulukların onda oluşturduğu bir ‘hal’ idi.

Ama yine de Dorin’in bunu fark edip ‘muhteşem’ bulması da, bir kızı mutlu etmesi için de yeterli olmuştu.

“Te.. Teşekkür ederim sevgili Dorin, çok naziksin.”, diye cevap verir küçük bir sesle.

 

Lorna’nın tarif ettiği yerden başka bazı çıtırtılar daha gelir ve ikisi de derin bir homurtu duyarlar.

“Burası bir şehir parkı! Bu kadar büyük ne yaşıyor olabilir ki? Şehir yetkilileri açısından son derece sorumsuzca bir tutum bu..”, diye homurdanır Udoorin ve yanında prensesiyle beraber sessizce ilerlemeye başlarlar. Neden sonra Lorna, “Eğil!”, diye tıslar ve ikisi de yere çömelirler.

“Ne görüyorsun?”, diye sorar Udoorin..

“Umm.. koca bir.. ‘ağaç’.. ama hareket ediyor. Üstünde uyuyan küçük bir çocuk var ve ağaç, dibinde duran biriyle tartışıyor!”, der Lorna tamamen afallamış bir şekilde.

Udoorin’in taktik zekası bir anda devreye girer.

“Buradan gitmemiz lazım!”, diye fısıldar Lorna’ya.

“Neden? Ne oldu?”, diye hayretle sorar prenses.

“Sonra.. Önce uzaklaşalım!”, diye ısrar eder Udoorin ve kız itiraz edemeden onu belinden kaptığı gibi tüyer!

 

Udoorin ancak dakikalar sonra durur ve utanmış bir şekilde, yüzü kıpkırmızı olan prensesi yere indirir.

“Bundan dolayı senden çok, ama çok özür dilerim Lorna..”, diye afallar.

“Şimdi, ‘sonra’ oldu mu?”, diye sorar Lorna, hafif kaşları çatılı bir şekilde.

“Umm.. Evet, sanırım oldu..”, diye utanarak cevap verir Udoorin.

“Neler oluyor, Dorin?”, diye sorar Lorna. Ama sesinde özellikle bir iğneleme tonu yoktur.

“Umm.. o ağaç, gerçekte bir ağaç değil. Arenadaki ağacı hatırlıyorsun değil mi? Inshala’nın çağırdığı?”

“Evet, hatırlıyorum. Yakın zamanda da unutabileceğimi de pek sanmıyorum.”

“Bu ağaç, o ağaç işte. Ve üstündeki ‘çocuk’, bizim küçük, sevgili Inshala’mız, ağaç ile tartışan da Aager! İnanılır gibi değil. O ağaç her zaman burada mıydı? Dahası, onu ta buradan mı arenaya çağırdı? Kızcağızın neden günlerdir yorgun göründüğü anlaşılıyor..”

Lorna kaşlarını çatar ve düşünür ama neden Dorin’in kaçar gibi kendisini de kapıp.. ‘kaçtığını’ anlayamaz.

“Aslında kaçmadım!”, der Udoorin hızlı bir şekilde, kızın dile getirmediği şeyi anlamış gibi. “Sadece taktik bir geri çekilme yaptım o kadar..”

“Sevgili Dorin!”, der Lorna.. ve burnundan solur. “.. Hala hiçbir şey anlayabilmiş değilim!”

 

“Ahh.. Umm.. Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri benimle dalga geçilmesidir. Bir başka şey ise utandırılmaktır. Son bir şey ise, yalnız olmak istediğim kişiyle yalnız bırakılmamamdır! Aager’in bizi görmüş olması, bana yapılmasından hiç hazzetmediğim bu üç şeyi de ona yapmış olmamız anlamına geleceği için ayrıldım oradan. Aager ve Inshala’nın, şahitlere ihtiyaç duymaksızın zor bir ilişkileri var zaten.

İşin içine bir de Lilly Venom’u.. onun kız kardeşini, Lady’nin kafayı çizirtip onun kız kardeşini öldürmeye çalışmasını, Gar Talot’u arama işini, arena ve sonrasını da hesaba katarsak, sanırım bizim varlığımıza ihtiyaç duymaksızın sevdiği kızla rahatça konuşup dertleşebildiği bir ortama dalmamız.. bilmem.. bana doğru gibi gelmedi!”, diye kötü bir şekilde anlatmaya çalışır derdini genç adam.

 

Lorna uzun bir süre önünde utanmış gence bakar.. Hayretle!

 

“Sen o ürkütücü adama düşkünsün!”, diye ünler birden Lorna.

“Ben mi.. yoo.. yani.. mümkün değil.. sadece.. bilmem!.. Erkekler kendi aralarında böyle şeyler söylemezler, Lorna..”, diye daha da utanır Udoorin.

“Çok özür dilerim sevgili Dorin. Seni utandırmak istememiştim.. Sadece, ısrarla beni şaşırtmana hayret ediyorum, o kadar..”, diye mutlu bir şekilde gülümser prenses. “İstersen bu taraftan gidelim o zaman. Orada bir havuz ve sanırım etrafında oturacak yerler var.”

“Tabii.. nasıl istersen..”, diye yüzü kızarmış bir sesle mırıldanır Udoorin.

 

Genç Udoorin, prensesiyle birlikte havuza gelirler. Gece olması dolayısıyla havuzun içindeki su kapkaradır, ancak havuz oldukça büyük oluşundan, parkın bu kısmı geceyi, yıldızları ve ayı görebilmektedir.

İki gençte gövdesi geniş bir ağaca sırtlarını verirler ve korunun, havuzun, gecenin, kurbağaların, böceklerin, yakınlardaki bir baykuşun.. ve birbirlerinin nefeslerini dinlerler.

Lorna birden istemsizce titrer.

“Üşüdün mü?”, diye sorar Udoorin. “Hay aksi. Hiç aklıma yedek bir şeyler almak gelmedi. Özür dilerim.”

“Kusur bende, sevgili Dorin. Mevsime uygun giyinmedim.. Ama yedeklere de gerek olduğunu sanmıyorum.”, der farkındalıklı bir sessizlikle.

“Ama üşüyorsun..”, der Udoorin.

 

“Evet.”, diye kabul eder Lorna aynı sesle. “Ama duyduğum kadarıyla birbirini sevenler, birbirlerini ısıtırlarmış..”

 

Udoorin bir an, yanında oturan genç asilzadenin kendisinden ne istediğini anlamaz..

..ama neyse ki bu sadece ‘bir an’la sınırlı kalır.

 

Sesini çıkarmadan kollarını açar, kendisine doğru yaslanan kızı sarar ve beraber korunun, havuzun, gecenin, kurbağaların, böceklerin, yakınlardaki bir baykuşun.. ve birbirlerinin nefeslerini dinlerler.

✱ ✱ ✱

Genç Merisoul!”, diye gergin bir ses tıslar gecenin oldukça geç bir saatinde. Herhangi bir cevap gelmeyince gergin ses kendisini yineler, ama biraz daha keskin bir hışımla.

“Lady Merisoul..”

“‘Lady’ seviyesine güncellendiğime göre biri benden bir şeyler istiyor olmalı!”, diye bir cevap gelir gecenin soğuk karanlığından ve High Lady Anglenna başını kaldırdığında, hanın damından sarkan kızı, yarı açılmış kuzguni kanatlarını, daha çok bir tacı andıran siyah yada koyu mor boynuzlarını ve hem boynuzları, hemde sahibinin yüzünü çerçeveleyen bal renkli, düz, uzun saçlarını görür.

Anglenna’ya göre kız, elf standartlarından o kadar farklıdır ki, farkın kendisinin tarifi bile oldukça zordur. Nevarki kızın güzelliği tartışılmazdır, ve bugüne kadar gördüğü hiçbir elf, bu kız kadar.. yada bu kız gibi ‘uhrevi’ bir güzelliğe de sahip olamamıştır.

“Korkarım yardımınıza ihtiyacım olacak.”, der Anglenna zorlukla, ve başıyla sol omzundan aşağı öylesine sarkık duran hareketsiz kolunu işaret eder.

Merisoul kendisini aşağı atar gibi bırakır ve High Lady’nin yanına konar.

“Nooldu sana böyle? Kumrular yarım saat önce döndüler. O şapşal çocuğun yüzündeki ifadeye bakılırsa sanıyorum mutlu bir akşam geçirmiş olmalılar. Prensesine sarılmasına bakılırsa, oldukça mutlu bir akşam!”

“Bir.. bir hanımefendi böyle şeyleri konuşmaz..”, der Anglenna, gergin ifadesiyle.

“Neyse ki ben ne bir ‘leydiyim’, ne de bir ‘hanımefendi’.. Ne olduğunu bana anlatacak mısın?”, diye High Lady’nin omzuna dokunur..

..ve dokunmasıyla, Anglenna’nın sıkılmış dişleri arasından boğuk bir inleme kaçar.

“Omzun ezilmiş ve kırılmış..”, der ve High Lady’nin solmuş yüzüne sırıtır. “Biliyor musun, hep senin bu pahalı elbiselerini parçalamak istemişimdir!”, diye ekler ve ani bir hareketle elf kızın elbisesini omuz dikişlerinden söker!

“..Kolundaki morluklara bakılırsa, onun da en az üç yerinde çatlak var. Diğer elinle göğsünü tutuşuna bakılırsa, kırık kaburgalar, duruşuna bakılırsa, sırtında bana göstermediğin en az bir darbe, ve sanırım kalçanda da bi sorun var.. Ne yaptın sen? Kendini bir yaban domuzu sürüsünün önüne mi attın? Bu kendini öldürtmek için kötü bir tercih, zira başaramazsan.. Eh.. Bu hale gelirsin işte!”

“Eline düştüm ve beni iyileştirmene ihtiyacım var!”, diye inler High Lady sıkılmış gözleri arasından acı yaşlar dökülürken.

“Neden Lady Magella’ya gitmiyorsun? Yada küçük Inshala’ya? Lady seni beleşe tamir eder. Aslına bakılırsa Inshala’da.. Ama ona gidersen bundan sonra o kıza, olduğu insan gibi davranman gerekir ki, bu da o kadar büyük bir kayıp sayılmaz senin için..”, der Merisoul.

“İkisine de.. gidemem..”, diye cevap verir Anglenna, acı içerisinde.

 

Merisoul’un bal renkli kaşlarından biri kalkar.

 

“Neden?”, diye sorar açık bir merakla.

“Birincisi, küçük Inshala burada değil, Heaven Parkında.. Efendi Aager’le birlikte kırılmış bir şeyleri onarmaya çalışıyorlar! Lady’ye de gidemem çünkü.. Çünkü ona gidersem Prenses bu halimi görür!”, diye zorlukla konuşur Anglenna.

“Görsün.. Seni ilk defa yaralanmış görmüyor ki. Ne oldu? Onları takip ettiğinden haberdar olmasını mı istemiyorsun yoksa? Sana bunun iyi bir fikir olmadığını ima etmeye çalışmıştım sanırım. Hem de daha bu gece!”

“Hayır, genç Merisoul. Onun üzülmesini istemiyorum..”, diye sessizce inler high elf asilzade..

 

Merisoul ‘fırk’lar!

 

“Bu senden duyabileceğim en muhteşem yala— doğru olsa gerek!”, diye ünler succubi melezi. “Sen gerçekten samimisin..”

“Bunun için sana ne borçlanacağım, küçük iblis?”, diye diş gıcırdatır Anglenna, artık kapadığı gözleriyle ekşittiği suratı, acısının sınıra ulaştığını göstermektedir.

 

“Aaa.. Acı.. Bunun ne olduğunu daha bildiğini sanmıyorum. Ama bu gece küçük sürprizler ve mutluluklarla dolu gibi görünüyor!”, der bir başka ses ve Anglenna sesin içinde hissettiği kini algılar ve gözlerini açar.

Merisoul’un arkasında o çocuk durmaktadır.. Dar—bişey! Ahmak Philius’un piçi!..

..ve adamın suratındaki katışıksız nefreti, ve elindeki uzun hançeri fark eder.

 

“Sevgili Soul, müsaadenle bu zevki bana bırakırsan pek mutlu olacağım..”, diye kindar bir fısıltıyla tıslar Darly Dor.

“DARLY!”, diye kamçı gibi emir verir Merisoul ve Darly olduğu yerde çakılır. “Sana maşa olmakla ilgili söylediklerimi bu kadar mı çabuk unuttun?”

“Çok kısa bir anlığına daha maşa kalabilirim..”, diye dişlerini gıcırdatır Darly vahşi bir ifadeyle.

“Senin.. Philius’un piçi olman dışında.. kim olduğunu.. bilmiyorum.. Benimle ne alıp veremediğini de.. bilmiyorum..”, diye zorlukla konuşur High Lady.

“Hayatın o kadar çok arkadaşlarla mı dolu ki can sıkıntısından kendine düşman arıyorsun, dişi elf!”, diye nahoş bir üslupla konuşur Merisoul. “Dahası, aşağılamaya çalıştığın o çocuk, Efendi Philius’un eşinden olma öz evladı ve adı da resmi kayıtlarda mevcut. Bunun da anlamı, teknik olarak bu çocuğun asilzadelik mertebesi seninkiyle aynı! Yanlış biliyor olabilirim ama kendisine yaptığın bu hakaret, ya onun kabul edeceği bir haraç ödemeni, ya da teke tek bir düello da onunla karşılaşmanı gerektirir! Şimdi, ikiniz de daha fazla ‘bana’ borçlanmak istemiyorsanız bu saçmalığa hemen bir son vereceksiniz. Şansını zorlamak isteyen varsa, lütfen, sizlere engel olmayayım. Ama şunu da söyleyeyim, ben haraç kabul etmem, düellolarla da uğraşmam. Benim fiyatım ‘ruhlarınız’dır!”

 

High Lady’de, Darly Dor’da susarlar.

 

“Darly, bıçağını koy yerine ve kendinden geçmek üzere olan High Lady’yi kucakla ve onu dama çıkarmama yardım et.”, diye emreder Merisoul.

“Asla! Bu şirret yılana—”, diye nefret dolu bir ifadeyle başlar Darly..

“—Anneni daha ne kadar utandıracaksın Darlius?”, diye tıslar Merisoul!

 

Darly sessizce Anglenna’ya yaklaşır, kırık omzunu kendisine sabitleyecek şekilde tutar, seri bir hareketle uzun boylu high elf kızı kucaklayıp kaldırır.

Anglenna’dan bir inleme duyulur.

“Kes sesini şirret yılan!”, diye neredeyse tükürür Darly.

“Seni.. gerçekten tanımıyorum.. benim ne yaptığımı düşünüyorsan da.. yapmadım.. benim bir yaptırım.. gücüm yok.”, diye acı dolu bir inleme daha duyulur High Lady’den sonra elf kız kendinden geçer.

“İşte bu yüzden sana ‘piyonlarla uğraşan maşa’ olma demiştim, ama sen biraz kalın kafalı çıktın. Babanın.. Philius’un evinde senin bir yaptırım gücün var mı? Kaçmamış olsaydın bile..”

 

Darly, istemsizce uzun boylu elf kadını biraz daha rahat edeceği şekilde kavrar.

 

“Hayır. Olmazdı. O gücü ancak Ri bana verebilirdi. Tıpkı babama verdiği gibi.”

“Anglenna da sadece bir maşa! Annesinin küçük, süslü, söz dinleyen, şirin maşası.. Bunu gerçekten anladığında, bir sonraki adım için gel bana, ama daha önce değil.. Şimdi, uzat kızı şuraya. Bu damda bi dükkan açmadığımız kaldı!”

 

“İyi misin?”, diye sorar Merisoul yorgun bir şekilde.

“Kolum acımıyor, rahat nefes alabiliyorum, kalçamda da sadece küçük bir sızı var o kadar.”, diye derin bir nefes alır High Lady Anglenna uzandığı yerden.

“Sırtından bunu çıkardım..”, der succubi melezi ve High Lady’ye yaklaşık üç karış uzunluğunda, baş parmak kalınlığında iki ucu da sivri bir ‘çivi’ gösterir. “Sanıyorum bunlardan bir tane daha önce görmüştüm.. Two-Day Woods’dan geçerken bize yapılan baskında!”

“Çocuk nerede?”, diye sorar Anglenna.

“Ehemmiyet sıralamanda ciddi sorunların var senin, kızım!”, der Merisoul hafif sırıtarak.

“Onun benim hakkımda bu denli yanlış şeyler düşünmesini istemen.”, der Anglenna donuk bir şekilde.

“Çevrendekilerin senin hakkında ‘yanlış’ düşüncelerin olabileceğine inanmakta zorluk çekiyorum..”, diye hicveder Merisoul. “..acaba neden?”

“Sana ne borçlandım?”, diye sorar High Lady usanmış bir sesle..

“Biliyor musun, ben bu iyilik denen şeysinin ne olduğunu ancak hayal meyal anlıyorum, ama senin HİÇBİR fikrin yok!”, der succubi melezi acı bir şekilde.

 

High Lady Anglenna uzandığı yerden tepesinde duran uhrevi güzellikteki kızı, koyu yeşil gözleriyle uzun bir an süzer. Neden sonra ona anlaşılması zor bir sesle konuşur.

 

“Bir asır ve yetmiş sekiz yıl.. Ve ben hala çukurdayım, genç Merisoul!”


Ri: elvish for a king.

Rise: elvish for a queen.

Riverin: elvish for the prince (usually used for the likely future Ri).

Riserin: elvish for the princess (usually used for the likely future Rise).

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

“Benim gitmem lazım.”

Timeline:

Lilly Venom, yeni bir kontrat için Arashkan’dan ayrılmaya karar verir. Aldığı bu iş onun için son derce zor, ve muhtemelen de ölümcül olacaktır. Bildiğini sandığı dünyası tamamen yıkılmış olan genç, acımasız katil, çıkışı yapmayı bildiği tek şeyde bulur.

Belki de bu şekilde bir türlü üzerinde atamadığı kin ve nefretinden kurtulacaktır.

Bu hikaye, “Lilly Venom: İş Teklifi” ve
The Returning of Shal -ah Galad” hikayelerinden
birkaç gün sonra yer alır..

 

 

Ben sizi yalnız bırakayım..”, der Inshala ve yavaşça ayağa kalkar.

“Kal, git, otur, dinle, sus, konuş.. Fark etmez..”, der karanlık bir suratla Lilly Venom ve açık pencerenin yanından ayrılır.

“Neler oluyor Lilly? Beni neden çağırdın?”, diye yorgun bir sesle konuşur Aager, kapının önünde. “Konuşmak istediğin son kişi benmişim gibi her geldiğimde, arkanın bana dönük olduğundan emin oluyorsun —ki bu da bana güvendiğin için değil. Aslına bakılırsa bana nedenli az güvendiğini düşünürsek, gerçekten benimle konuşmamak için gösterdiğin çaba biraz çocukça..”

Lilly Venom’un yüzü biraz daha gerilir.

“Seninle konuşmak istemediğim için olabilir mi?”, diye huysuzca cevap verir Lilly.

“Sen de pek muhabbet kuşu sayılmazsın.. Ama çağırdın. Ve ben de buradayım..”, der Aager soğuk bir üslupla.

“Benim gitmem lazım.”, der Lilly sessizce.

 

Aager durur. Bu anın geleceğini, kızı arenadan hana taşıdığında biliyor olması, yine de gerçekleşmesine hazırlamamıştır. Bu kadar erken değil..

Ve salakça bir umutla kız kardeşine sarılmayı, ona.. ona, kız kardeşini ne kadar özlediğini, ve kız kardeşinin hayatta olduğundan ne denli mutlu olduğunu söylemeyi ummuştu.. salakça!

 

“Benden izin mi alıyorsun?”, diye sorar Aager.

 

Ve bir anda Lilly Venom’un gözleri harlanır.

 

“İzin mi? İZİN Mİ? SENDEN İZİN Mİ ALACA—”, diye tıslamayla başlayan ifadesi, vahşi bir çığlıkla biter.

“—FERRA!”, diye sert, kırbaç şaklaması gibi bir sesle kızın sözünü keser Aager. “İstersen ikimizin de daha sonra pişman olacağı o cümleni bitirme!”

 

Lilly susar.

Geçmişte birilerinin ona çenesini kapamasını söylemesi, azımsanmayacak kadar çok defa olmuştur. Çenesine yumruk atarak onu susturan da hiç az olmamıştır ama hiç biri karşılıklı bir ‘iyilik’ için bunu yapmamıştı.

Kim birisine, tehditsiz bir şekilde kendisinin hayrı için susmasını söyler ki?

 

..Bir ağabey?

 

Lilly Venom, acı bir şekilde ‘fırk’lar.

“Bana abilik taslamak için biraz geç değil mi?”, diye aynı acı sesle konuşur.

“Sana abilik taslamam için bu gerekiyorsa, yaparım. Ama başına gelen her şeyden ben mesulmüşüm gibi davranmana da bir anlam veremiyorum..

Sen.. Inshala’mı öldürmeye çalıştın Lilly.. Her şeyinle bana saldırmış olsaydın, bunu mutlulukla karşılar, aynı mutlulukla da kanamaya razıydım. Ama sen, bir masumu işin içine dahil ettin ve senden nefret etmemem için, yıllarca aradığım kız kardeşim olman yeter sebep mi, bir türlü buna karar veremiyorum..

Dolayısıyla sana ‘ağabeylik’ taslamam, başlı başına anlamsız bir durum..”, der Aager, sakin, bir o kadar da ölü bir ifadeyle.

“O zaman senin için de, benim için de en iyisi bu..”, diye cevap verir Lilly.

“Bunun için biraz erken değil mi? Kal biraz. Diğerleriyle tanış..”, diye sessizce önerir Aager ve kapının önünden ayrılır. Sakin adımlarla Inshala’nın yanına gelir ve elini küçük, sıskası çıkmış kıza uzatır.

Inshala kendisine uzatılan kart, nasırlı eli gülümseyerek alır.

“Bunun herhangi bir faydası olacağını sanmıyorum. Arkadaşlarından biri bir şerifin oğlu. Biri bir izci. Bir diğeri de tapınak muhafızı. İkisi ise asilzade.. İşin özü, arkadaşlarının neredeyse tamamı için ya bir hedef, ya bir suçluyum.. ya da beni rapor etmekle yükümlü oldukları bir katilim.”, der kız.

“Evet.”, diye aynı soğuk ifadesiyle onaylar Aager. “Saydığın kişiler için ben de aynı kişiydim. Birçok kişi için ise Inshala da bir ‘av’ idi.. Aslına bakılırsa hala öyle..”

“Söylesene, bu soğuk tavırlarının ne kadar sinir bozucu olduğunu biliyor musun?”, diye dişlerini gıcırdatır Lilly.

“Söylesene, bu huysuz tavırlarının ne kadar çocukça olduğunu biliyor musun?”, der ve odaya girdiğinden beri ilk defa sırıtır karalar içindeki adam.

“Aager.. Lütfen.. Onun kalması gerektiğine ikna etmemiz gerekiyor, gitmesine değil.”, diye mutsuz bir ifadeyle söylenir Inshala.

“Aaa.. Aranızda böyle bir karar aldınız demek!”, diye yüzünde çirkin bir ifade belirir Lilly’nin.

“Aramızda böyle bir karar mı aldık, güzelim?”, diye sorar Aager hayretle Inshala’ya. “Aldıysak, bir daha bana hatırlatır mısın, biz neden böyle bir karar aldık ki?”

“Ama Aager.. Sen.. Sen de onun kalmasını çok istiyorsun.. Bunu ikimiz de biliyoruz. Neden bunu söylemiyorsun ona? Evet, söylemesi biraz zor gibi. Ama söyle ve daha sonra pişman olma.”, diye neredeyse mızmızlanır küçük kız.

Lilly Venom acımasızca ‘fırk’lar.

“Sana inanamıyorum.. Meşhur Aager Fogstep, küçük, sıskası çıkmış bir kızın mızmızıyla mı hareket ediyor?”

“Meşhur olduğumu bilmiyordum.”, der Aager.

“Öyle deme..”, diye acı bir şekilde hicveder Lilly. “Drashan kesicileri arasında bir efsanesin sen; En çok kesici öldüren hırsız! Kendi aramızda, seni en sonunda kimin öldüreceği üzerine bir bahis bile vardı..”

“Standartlarınız benimle sınırlı idiyse, gerçekten kesiciler acınası bir güruhmuş!”, diye, Lilly’den bile daha acımasızca bir şekilde cevap verir Aager. “Ama kalmanı tercih ederim!”

 

Lilly Venom, önündeki adamın tokat gibi söyledi ifadeyle en son eklediği dileği arasında şaşıp kalır ve yüzünde çarpılmış bir ifade belirir.

 

Inshala, Aager’in elini sıkar ve karalar içindeki adam ona bakınca kızın yüzünde gördüğü üzgün ifadeden dolayı utanır.

“Kal..”, der Aager ve bunu söylerken kendi yüzündeki soğuk ifadeyi bastırır. Yavaşça açık pencereye döner, ellerini pencerenin pervazına dayar, temiz, derin bir nefes alır ve sessizce, “..lütfen!”, diye ekler.

Lilly ise ona şaşkın bir ifadeyle bakakalır..

..ve içinden geçirir;

‘Bana ‘Arkası dönük konuşan adam’ olayı mı yaptı bu şimdi? İnanamıyorum buna!’

Aager pencereden ayrılır, kendi eline, bir şeye karar veriyormuş gibi bakar, sonra onu kıza, Lilly Venom’a uzatır.

Lilly Venom ise, az önceki şaşkın ifadesinin devamı kabilinde, hayretle kendisine uzatılan ele bakar.

Bir süre öylece ele, ve sahibine bakar.. ve yanlış kararı verir.

“Senin elini sıkacağımı düşünüyorsan—”, diye huysuzca başlar.

“—Aklımın ucundan bile geçmedi..”, diye bitirir Aager. “Ama tebeşiri rica edeceğim!”

Lilly’nin yüzü kızarır.. ve ağabeyi olan adama utanarak elinde sakladığı tebeşiri bırakır..

 

“Aager? Neler oluyor?”, diye hiçbir şey anlamış bir ifadeyle her ikisine de bakar Inshala.

Aager bir süre gülmemek için büzüştürdüğü dudaklarıyla, önündeki bozulmuş kıza bakar. ‘Tam, küçük kız kardeşini muzırlık yaparken yakalamış bir abi-kardeş gibiyiz!’, diye geçir içinden.

“Kuş beyinli kız kardeşim, kendisinden bile daha salak olan Darly ile, her ikisinden de daha ahmakça bir şeyler yapmayı planlıyorlar.. Olan bu!”, der Aager.

“Ne yaptığımız seni ilgilendirmez. Benim abim deği—”, der ve durur.

“Aslına bakılırsa, tam olarak oyum.”, diye cevap verir Aager, mutlu bir şekilde. “Şu işe bak.. Gün gelecek, Lilly Venom ile abi kardeş gibi didişeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi.”

“Tebeşir sende kalabilir. Ben kararımı verdim.”, der keskin bir şekilde Lilly.

“Ne.. neden bahsediyor bu Aager?”, diye sorar Inshala.

“Ben mi söyleyeyim, sen mi anlatmak istersin?”, diye sorar Aager, kız kardeşine.

Lilly omuzlarını silker.

“Sen anlat. Sana inanır nasıl olsa.”, der kız ve gidip yatağına oturur.

Aager derin bir nefes alır, ve iki kuş beyinlinin yapayı planladıklarını düşündüğü şeyi anlatmaya başlar..

..ama Inshala araya girer.

“Anlatma..”, der mutsuz bir şekilde.

Lilly acı bir şekilde ‘hıh’lar.

“Ne güzel. Küçük kızın bilmek bile istemiyor..”, diye söylenir.

“Bilmemin sana bir faydası olacak mı, abla?”, diye sorar üzgün bir şekilde Inshala.

Lilly tekrar omuzlarını silker.

“Bilmesen daha iyi olur. Senin için..”

“Sizi.. ikinizi de anlamıyorum.”, der küçük kız.

Abi-kardeş, ikisi de Inshala’ya bakarlar.

 

“İkinize de hayatta neredeyse hiç kimseye verilmemiş bir fırsat verildi. Birbirinden koparılmış iki kardeş, birbirleriyle buluşturuldular, birbirlerini öldürmeye çalışan iki azılı düşman, düşman kalmak için sebepleri ortadan kaldırıldı ve ikinizin haline bak.”, diye yumruklarını sıkmış, kaşlarını çatmış, dolu gözlerle ikisine de tıslaya ağlaya bağırır!

“Benim annem beni doğurduğu için taşlanarak öldürüldü. Beni de ormana, vahşi hayvanlar parçalasın diye bıraktılar. İki gün sonra yaşlı bir adam beni bulmamış olsaydı, ben de ölmüş olurdum. On altı yaşıma kadar kimsem olmadı. Olan tek kişiyi ise bir gece birileri gelip öldürdü. Yalnız doğdum, ve yine yalnız kaldım. Hayatımda hiç yaşıtım, arkadaşım, akranım, dostum, akrabam, sırdaşım, kardeşim, ablam, amcam, yada ağabeyim olmadı ve sizin şu halinize bakın.. İkinizden de bu kadar çocukça davranış beklemezdim. Görüyorum ki ‘insanlar’, büyüdükçe aptallaşıyorlar. Peki beni neden taşlayıp kırbaçladınız ki o zaman? Halbuki o zaman bir büyük bile değildim, bir çocuktum. İkinizi tekrar barıştırmak için elimden gelen her şeyi yaptım ve ikiniz de bunu bozmak için elinizden geleni ardınıza koymadınız. İkiniz de aptalsınız!”, diye kırık bir sesle bağırır, bir anda avuç kadar bir baykuşa dönüşür ve camdan fırlayıp kaçar!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Uzun, kötürüm bir sessizlik çöker odaya. Aager, pencereden fırlayan küçük baykuşun gece karanlığında kayboluşunu seyreder, ve omuzları çöker. Bu.. niyetleri arasında hiç olmayan bir şeyken, kötü bir şekilde başına gelmiş bir durumdur.

Lilly ise utanmış bir ifadeyle dudaklarını büzüştürür. Bir yandan küçük baykuşun kaçtığı pencereye, bir yandan da bir erkeğin yüzünde hiç görmediği ifadelerin oynaştığı Aager’e bakar.

“Umm.. bunu istememiştim. İnan bana..”, der kız neden sonra.

“Ne istemiştin, peki?”, diye sorar Aager boğuk bir sesle.

“Gitmek istiyordum o kadar.”

“O kadar mı? Ben ise sana sarılmak bile istemiştim..”, diye hala pencereden dışarı bakmaya devam eder Aager.

“Bana sarılmak mı? İkimiz de, bana sarılmaya kalkman halinde benim seni bıçaklayacağımı biliyoruz.”, der Lilly.

“Senden hiçbir talebim olmadı Lilly. Bana hiçbir şey borçlu değilsin. Geçmişte karşılıklı bir şekilde birbirimizi öldürmeye çalışmamız dışında da senden sevdiklerini almadım.”, der Aager sessizce.

“Öldürdüğün onca kesici—”

“—de sadece birer kesiciydi o kadar. Kesicilerin kendi aralarında böyle özel bir bağ olduğunu bilmezdim. Yanılıyor muyum?”

“Yok zaten.. Ama bu bir prensip meselesi..”, diye inat eder Lilly.

Inshala’nın ayrılmasından sonra ilk defa kız kardeşine döner Aager.

“Lütfen Lilly. İkimizde kesiciler arasında böyle bir prensibin olmadığını biliyoruz. Hayatımda sevdiğim çok az kişi oldu. Annemin hayal meyal hatırladığım hatırası, kaçırttığımız o kız ve sen.. Lütfen.. lütfen işi gereksiz yere yokuşa sürme. Kal biraz. Hiçbir şey olmasa bile bunu ona borçlusun.”, diye sakince konuşur Aager.

Lilly uzun bir süre sessizce önünde duran adama bakar.

“Öyle olsun bakalım. Ama bunu onun için yapacağım.. Garip kız arkadaşın beni etkilemeyi başardı.”

“Hayır. Bunu onun için yapma. Ve saçma sapan bir şey söylemeden önce, hayır, benim için de yapma..”, der Aager. “Bunu kendin için yap. Çünkü onun istediği buydu. Bu ve onun ablası olmandı. O kız herkese ya abi, yada abla diye hitap eder. Çünkü anladığı nezaket bunu gerektiriyor.. Ama onun gerçek ablası olabilecek tek kişi sensin.”

“Ben abla olmak için kötü bir bahaneyim..”, der Lilly.

“O zaman iyi bir sebep olmak için biraz çaba sarf et..”, der Aager kaşlarını çatarak. “Onu öldürmeye çalıştın, ama o seni ablası olarak görmeyi seçti. Senin rahat etmen için günlerce uğraştı, odanı temizledi, elbiselerini yıkadı..”

“Saçlarımı bile ördü!”, diye ekler Lilly. “Ben onu tehdit ettim ama o umursamadı bile. Ikına ıkına elinde koca bi kova dolusu sıcak suyla geldi, saçlarımı garip kokulu sabunlarıyla yıkadı, kuruladı, uzun uzun taradı, sonra da iki saat örmekle uğraştı.. Ve neden bunları yaptı bilmiyorum bile..”

“Yakışmış sana..”, diye itiraf eder Aager. “Nedeni ise.. Temiz ve titiz biri kendisi. Onun sayesinde grupta üstü başı yırtık yada pis kokan kimse yok. Ki buna Udoorin ve ben de dahiliz.. Sanırım geçmişiyle ilgili bir durum. O kızı bulduğumuzda.. Aslına bakılırsa o bizi buldu. Bizi fena halde, tek başına pusuya düşürdü ve bizi yerle bir etti.. Aramızda bir paladin olmasaydı, sanıyorum bizi yıldırımlarıyla yerin dibine geçirmiş olurdu. Herkes beni korkusuz, soğuk biri olarak bilir. Ama o gece Inshala’nın bize yaptığı baskında korktuğum kadar pek az korkmuşluğum oldu hayatımda..”

Lilly’nin bir kaşı, pek de inanmamış gibi kalkar.

“O kız..”, der Aager. “..bizden önce, bir düzine Orken’e pusu kurdu ve onları tamamen, ama tamamen yok etti!.. Orkenlerden geri kalan tek şey, kurumuş, yanmış, yada koca sarmaşıklarla ıslak birer havlu gibi sıkılıp suları çıkarılmış ‘bi şeyler’ kalmıştı!”

“Bunu ona söylemene hiç gerek yoku, Aager Fogstep. Benden korktuğu için ablam olmasını istemiyorum!”, diye Inshala’nın, fena halde bozulmuş sesini duyar zihninde Aager.

“Özür dilerim Inshala. Bu gece gerçekten bir aptal gibi davrandım ve senin beklentilerinden eksik kaldım. Ama onun, senin haline bakıp ciddiye almaması üzerine de bir ilişkiniz olması da doğru değil.. Yaşın küçük olabilir. Ama bundan dolayı seni ‘eksik’ sanıyor olması, sağlıklı değil..”, diye cevap verir Aager.

Ama Aager’e karşı bir cevap gelmez..

Aager zihninde sadece kızgın bir sessizlik hisseder. Omuzları biraz daha çöker.

“Seni üzdüğüm için tahmin edemeyeceğin kadar üzgünüm..”, diye yine gönderir düşüncesini..

Ama sessizlik inat eder.

Aager, Lilly’ye odaklanır.

“Eee? Nasıl devam etmek istersin?”, diye sorar kıza.

“Bunu bana mı soruyorsun?”, diye hicveder Lilly.

“Belli ki bizim halletmemiz gerekecek..”, der Aager omuzlarını silkerek. “..arabulucumuzu üzdük ve onu kaçırttık.”

“Onunla nasıl.. ‘arkadaş’ oldun?”, diye sorar Lilly.

“Bu.. bu biraz özel bir konu..”, diye cevap verir Aager sessizce.

“Peki.. Öyle olsun bakalım. Ablası olmamı istiyorsun ama bana nasıl tanıştığınızı bile anlatmak istemiyorsun. Bu bana ‘hiç bi şey’ karşılığında ‘bi şey’ istemek gibi geldi biraz.”, der Lilly ve işi yine çirkefliğe götürür.

Aager gözlerini kısar ve önünde, keyifle sırıtan kıza bakar.

Sonra derin bir nefes alır, arkasını pencerenin yanındaki duvara verecek şekilde yere oturur, başını yere eğer ve ‘kız kardeşine’, üzüp kaçırttığı kızla ilk defa tanışmasını anlatır.

 

Ama hayır..

Onunla ilk defa karşılaşması olarak, ormanda küçük kızın onlara yaptığı baskını tekrar anlatmaz. Zaten onunla gerçek ‘ilk’ karşılaşması bu değildir.

Onunla Themalsar’da yaşadıklarını anlatır, ama ilk karşılaşması bu da değildir.

Yıllar önce, ‘Bane’s Song’ Operasyonunda onun varlığını sezdiği an da değildir Aager’in ilk defa o küçük, sıskası çıkmış kızla tanışması.

Themalsar çıkışı, kızın bu hale gelmesine sebep olan şey ve bunu takip eden ve çadırda geçirdikleri on günlük ölüm kalım mücadelesi de değildir bu ürkütücü adamın gerçekte Inshala ile ilk tanışması.

Aager Fogstep’in, Inshala ‘la Fey’ Frostmane ile ilk ve gerçek tanışması, gerçekte Ogre Prinsh’i öldürmelerinden hemen sonra, hiç beklenmedik bir şekilde olmuştur; dev, acımasız yaratığı öldürmelerinden sonra, yaratığın hazinesinde Aager bir iksir bulmuştur.

Aager bu iksiri içmesiyle, etrafındaki herkesin duygularını, kısa bir süreliğine dahi olsa, bir anda ‘duymaya’ başlamıştır. Herkesten o veya bu şekilde bazı duygular sezmiş, ama bulundukları odanın bir köşesine sinmiş küçük yaratıktan o kadar çok ve o kadar yoğun duygu fırtınası almıştır ki, bu Aager’in iç dünyasını sarsmıştır.

Aager hayatında hiç bu kadar çok ‘korku’, ‘dehşet’, ‘kafa karışıklığı’, ‘merak’, ‘panik’, ‘gıpta’, ‘utanç’, ‘sevgi özlemi’ ve ‘yalnızlık hissi’ ile karşılaşmamıştır.

Çok kısa bir süreliğine Aager, kızın hayatı boyunca devamlı hissettiği bu ürkütücü duygu fırtınasını yaşamış, ve farkında olmadan, kendi içinde hiç olmadığını sandığı bir duygu filizlenivermişti;

Acıma..

 

Evet. Aager Fogstep’in, Inshala ‘la Fey’ Frostmane ile ilk ve gerçek tanışması, bu olmuştu. Gerisi ise boşlukların doldurulması olmuştu, o kadar.

 

Ve Aager, ‘kız kardeşine’ en derin, en kırılgan yanını gösteriverir..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Lilly Venom, uzun bir süre sesini çıkarmadan ‘ağabeyinin’ anlattığı garip, akıl almaz hikayeyi dinler. İçindeki inatçı yanı önünde, acımasızca bir dürüstlükle iç dünyasını döken adama parmağı ile işaret edip gülmesini telkin etmektedir ama nedense Lilly bunu yapmaz.. İşin açıkçası, Lilly bunu yapamaz. Çünkü bir anlığına önünde duran adam ‘meşhur’ Aager Fogstep değil, çok, çok eskiden bildiği ve kıl payı hatırlayabildiği Varr Sama‘dır..

Ve Lilly Venom onu, bacaklarını kendisine çekmiş, kollarını dizlerine sarmış bir şekilde, Ferra Ferrea olarak dinler.

Aager hikayesini uzun duraksamalarla, ve oldukça beceriksiz bir şekilde anlatmıştır.

Bitirdiğinde, “İşte böyle oldu..”, der mekanik bir sesle.

 

Lilly oluşan sessizliği bozmak istemez ama bunu yapmak zorunda olduğunun da farkındadır.

 

“Annem..”, der en sonunda. “Onu en son gördüğümüzde sana bir şey demişti.. Bunu hatırlıyor musun?”

Aager başını kaldırmaz ama kaşlarını çatar ve düşünür. Gerçekte annesinin yüzünü bile hatırlamaz. Ondan kalanlar sadece kopuk bazı hisleri içeren seslerden ibarettir. Nevarki Inshala’sı ona, büyük bir şefkatle en eski anılarını hatırlatmıştır.

“Kız.. kız kardeşimin bana emanet olduğuyla ilgili bir şeyler söylemişti.. sanırım. Çok oldu ve arada kafaya yenmiş çok fazla darbe var. Hoghart sağ olsun..”, der ve tekrar anılarına yoğunlaşır.

“Sanırım, melek değil, bir iblis olmamla alakalı çocukça bir şeyler söylemiştim.. hatırlayamadığım o kadar çok şey var ki.”

Lilly Venom’un da omuzları çöker..

“‘Ben melek değilim. Ben iblisim.. Burada melek yok anne..’, annemi en son gördüğümüzde ona söylediğin şey buydu..”, der kız, solgun bir yüzle ve gerçekten, GERÇEKTEN önünde duran adamın ağabeyi olduğunu kabul eder..

Aager muallak bir şekilde başını onaylar.

“Olabilir. Dediğim gibi, Hoghart pek de çocuklardan hoşlanan biri değildi ve bunu bana dört yıl boyunca her gün hatırlattı. Sanıyorum ki vücudumda kırmadığı yerimi bırakmamıştı.”

“Sen ağabeyimsin Aager Fogstep..”, der Lilly aniden.

Aager başını kaldırır.

“Sen de kız kardeşimsin. Bu gerçek her şeyi silmek için yeterli olur mu bilmiyorum. Ama ben seninle dürüst olmak niyetindeyim. Aslına bakılırsa, hiçbir geçmişte seninle dürüst oluşum dışında başka bir şekilde olmadım. Sen de öyle ol ve kal.. Bunun üzerine bir şeyler kurarız. Yeni bir şeyler, zira eskilerin üzerine kurabileceğimiz pek de bir şey yok.”

Lilly adamdan gözlerini ayırmadan bakar.

Adam ‘yorgun’ gibidir. Daha doğrusu, ‘bıkkın’.. yada ‘bitmiş’ bir hali vardır.

“O kızı gerçekten seviyorsun!”, diye ünler bir anda.

“O kızı gerçekten seviyorum..”, diye katışıksız bir şekilde cevap verir Aager.

Sonra yavaşça ayağa kalkar.

“Lilly Venom. Bugüne kadar muhteşem bir düşman, paha biçilmez, eşsiz bir hasımdın. Bundan sonra sadece kız kardeşim olman beni mutlu etmek için yeterli olacaktır..”, der Aager. Kısa bir and durur, ve sırıtarak ekler, “Yada mutsuz.. duyduğum kadarıyla kız kardeşler hep abilerinin başkalarına bela olurlarmış!”

Aager Fogstep, tekrar elini kız kardeşine uzatır.

“Sana sarılmak isterim ama sanırım bunun için biraz daha beklemem gerekecek. Şimdilik elini sıkmam yeterli olur gibime geliyor.. Barış, kabilinde.”

Lilly Venom, ağabeyine elini uzatmadan önce uzun bir süre çekimser kalır.

Neden sonra o da elini ona doğru uzatır.

 

Aager Fogstep ve Lilly Venom el sıkışırlar.

 

Aager sıktığı ele bakar.

“Biraz yemek yesen iyi olur. Sıskan çıkmış!”, deyi verir.

Lilly Venom ona bön bön bakar. “Sen ciddi misin? Üzerinden daha bir dakika bile geçmedi ve sen bana ‘uyuz abi’ olayı mı yapmaya kalkıyorsun?”, diye söylenir.

Aager omuzlarını silker.

“Geciktirmekte bir fayda görmüyorum.”, der sırıtarak. Sonra derin bir nefes alır. “Şimdi gidip gece karanlığında saklanan küçük bir baykuşu bulup onun gönlünü almam lazım..”, der.

 

Ağabey Aager, kapıya yönelir. Kapıya ulaştığında, eli kapının kulpunda durur.

“Bana ‘Arkası dönük konuşan adam’ olayını tekar yaparsan, seninle bir daha konuşmam, ona göre!”, der Lilly, ‘fırk’layarak!

“Neden? Artık böyle yapılmıyor mu?.”, diye sorar Aager hafif alınmış bir şekilde.

“Sakın.. Sakın haa!.”, diye uyarır Lilly ama bunun abisi üzerinde pek etkisi olmaz..

Aager arkasına bakmadan sorar;

“Anglenna mı, Angrellen mi..?”

 

Lilly Venom derin, esef dolu bir nefes verir, ama yine de söyler.

 

“Politika asla sevdiğim bir şey olmamıştır.”, der Aager ve başını kız kardeşine doğru çevirir. “Ama sonuçlarını temizlemekle uğraşmak zorunda kaldığım zamanlar oldu. Dikkatli ol kız kardeşim. Almayı kabul ettiğin kontrat, ölümcül bir kontrat. Ama sanırım uzun vade de gerekli bir kontrat. Sana bol şans diliyorum, kız kardeşim.. Darly’ye söyle. Yaptığı salaklıklardan dolayı onun kaçmasına bir kere izin verdim. Ama sana bir şey olursa, onu öldüreceğimi bilsin.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager handan ayrılır. Gecenin bir saatinde, Arashkan’ın boş sokaklarında sessizce dolanır. Arashkan Adalet Sarayını ve Tüccarlar Mahallesini arkasında bırakır. Sokak lambalarının aydınlattığı gecede sislerin arasında, Birinci Lord Princeps Kaladin’in sarayını görür ama ilgilendiği yer orası değildir ve Aager yoluna devam eder.

Yaklaşık bir saatlik bir yürüyüşten sonra hedefine varır; Heaven Parkı.. High Spires dışında ‘orman’ denebilecek tek yer burasıdır ve Spires’ın aksine, bu park halka açıktır.

Aager parkın derinliklerine kadar yürür ve en sonunda, yaprakları olmayan, kurumuş, koca bir ağacın dibine gelir ve başını kaldırıp yukarı bakar.

Ve orada, uzun, yamuk dalların üstünde küçük bir şeklin uyumakta olduğunu görür.

 

“Snare.. Hanımınızla konuşmam lazım. Kendisine geldiğimi bildirebilir misin?”, diye ağaca söyler!

Ağaç onu kale almaz.

“Snare.. Lütfen. Onunla konuşmam lazım..”, diye rica eder Aager.

‘Snare’, ağır bir şekilde Aager’e döner, hanımını uyandırmayacak şekilde eğilir ve önünde duran adama fena pis bir bakış atar..

“O kadar kızgın bana, hı?”, der Aager.

Ağaç homurdanır.

“Anlıyorum.”, der Aager ve yan ağacın dibine çöreklenir, sırtını da çöreklendiği ağaca verip gözlerini kapatır. “Sorun değil. Beni affedinceye kadar bende burada beklerim..”

 

Aradan bir süre geçer.

 

“Ayakları yumru mu?”, diye beklenmedik bir şekilde sorar Aager.

Ağaçtan biraz aklı karışmış bir onay homurtusu gelir.

“Bende öyle düşünmüştüm..”, der Aager. “Ayakları yumru çünkü üstü örtülü değil ve üşüyor.. Hanımının üstü açık uyuduğunda üşüdüğünün farkındasın değil mi, Snare? Bunu asla sana söylemez çünkü üzüleceğini düşünür ve o seni asla üzmek istemez..”, der gözleri kapalı bir şekilde.

 

Ağaçtan ‘tedirgin’ bir çıtırtı duyulur, ve sonra kızmış bir şekilde tepesindeki dallarında uyuyan küçük şeyi alır, ve yavaşça onu Aager’in kucağına bırakır, büyük bir homurtuyla ve alınmış bir şekilde ‘hıf’lar, sonra da tekrar gerçek bir ağaç gibi kıpırdamadan öylece durur.

 

“Teşekkür ederim, Snare.”, der Aager ciddi bir şekilde, sonra kucağına bırakılan küçük şeye bakar.

‘Küçük şey’ ise uyanmış, çatık kaşlarla ona bakmaktadır.

“Onu kandırdın!”, der Inshala hışımla Aager’in zihninde.

“Ona doğruyu söyledim. Eylül sonundayız ve havalar artık soğudu. Gece dışarıda uyumamalısın.”, diye cevabını gönderir Aager.

“Sana çok kızgınım Aager Fogstep. Hem de çok!”

“Biliyorum. Bu yüzden buradayım. Özrümü kabul edersin umuduyla geldim..”

“Özrünü tabii ki kabul edeceğim çünkü seninim. Ama hala kızgınım!”

Aager ister istemez gülümser.

“Peki. Bana ne kadar kızgın kalmayı düşünüyorsun? On dakika daha yeterli olur mu?”

“Çok kısa!”

“Yirmi?”

“Çok kısa!”

“Hmm.. Otuz?”

“Hala çok kısa..”

“Sıkı pazarlıkçısınız küçük hanım. Benim de korumam gereken bir şöhretim var ama. Lilly’ye göre ‘meşhur’muşum.. Lütfen bunu da hesaba katınız.. Otuz iki dakika.. son teklifim!”

Küçük kız alt dudağını pörtletir.

“Aaa.. birisi hileye başvurmaya karar verdi demek..”

“Bu hile değil, Aager Fogstep!”

“Öyle olsun bakalım küçük hanım. Otuz dört dakika..”

“Dudak pörtletmemin ederi sadece iki dakika mı?”

“Dudak pörtletmeniz paha biçilmez küçük hanım. Ama ben sizin sessizliğinize daha fazla katlanabileceğimi sanmıyorum, o kadar..”

“Yaaa.. şimdi de sen hile yapıyorsun ama ki!”

“Otuz dört dakika o zaman. Şimdi başladı..”

“Ama ben hazır değildim!”

“O zaman şarkı söyle. Uzun zamandır hiçbir şey mırıldanmıyorsun. Belki kızgınlığın daha çabuk biter.”

“Şarkı mı? Ben şarkı söylemem ki.. Sesim hiç güzel değil!”

“Bu konuda size katılamayacağım genç bayan.. Şölen gecesi dans ederken mırıldandığın bir şey vardı..”

“O.. o mu? O hoşuna mı gitti?”

“Inshala.. Hayatımda duyduğum en güzel şeydi o..”

Kız tekrar alt dudağını pörtletir.

Aager kart, nasırlı bir parmağı ile nazikçe kızın pörtlettiği alt dudağına dokunur..

..ve dokunmasıyla kızın zihninden kendisine yıldırım çarpması gibi bir his sıçrar ve Aager’in gözleri kararır.

“Ne..?”, diye afallar Aager.

ÇOK ÖZÜR DİLERİM! ÇOK ÖZÜR DİLERİM! ÇOK ÖZÜR DİLERİM!“, diye panic içerisinde inler kız.

“Ne oldu öyle?!”, diye hayret eder Aager ve kendisine gelir.

“Bu bazen engel olamadığım bir şey.. Çok özür dilerim ki! Sen.. Sana yakın olduğumda içimdeki fırtına ko.. kontrolümden çıkıyor bazen..”

“Nasıl..?”, diye hayretle sorar Aager.

“Ben.. ben bir insan değilim, Aager Fogstep.. Yarım, başka bi şey..”, der kız boynuzlarını işaret ederek. “O mırıldandığım şeyi sakinleşmek için söylüyorum..”

“Çok üzgünüm. Ve çok özür dilerim. Seni korkutmak istememiştim.”, diye anca duyulur, küçük bir sesle konuşur kız. “Ama sen yanımdayken çok zorlanıyorum. Olmadığın zaman ise oturup ağlayasım geliyor. Lütfen beni istemeye devam et!”

 

Aager, içinde bir şeylerin burkulduğunu hisseder.

Zira hiçbir şart altında bu küçük, sıskası çıkmış, saf, güzel, muhteşem kız, ‘lütfen beni istemeye devam et’, dedirtilmeyi hak etmez.

“Lütfen sen beni istemeye devam et, Inshala Frostmane Fogstep!”, der sessizce. “Bu aramızdaki sessiz vaat olsun.”

 

 

Aager uyandığında sabah olmuştur.

Aager cıvıl cıvıl öten kuşların sesine uyanır..

Hangi ara uyuya kaldığını hatırlayamaz ama kendisini Heaven Parkında, yerde uzanmış, başını da sıska dizlerinin üstüne almış, muhtemelen ağlamaktan şişmiş gözlerle saatlerce başında durmuş, takati bitince de olduğu yerde, kendisine doğru kapaklanmış kızın ters yüz olmuş, uyuyan yüzüyle burun buruna bulur..

..ve hatırlar.

“Ben tam bir aptalım ve başıma ne geldiyse bundan geldi hep!”, diye söylenir, zira kıza söylediği en son şeyden dolayı kızın attığı mutlu çığlık, kendi zihninin her bir köşesinde sekerek yankılanmış ve kendisini alaşağı etmiştir.

Utanç içerisindeki kız da dizlerini onun başına yastık etmiş, saatlerce yaptığı şeyden dolayı utanç içerisinde ağlamış, sonra ipi kopmuş bir kukla gibi oturduğu yerde öne doğru, Aager’in üstüne kapaklanıvermişti..

Evet. Kız sadece saf, güzel ve muhteşem değildir. Aynı zamanda da katışıksızdır.

 

Aager sessiz ve hecesiz bir hareketle, bir anda kızla yer değiştirir ama onun başını dizlerine yaslamakla yetinmez.

Kızın tamamını kendisine yaslar, yumru olmuş küçük ayaklarını avuçlarının içine alır ve bir yandan bu ‘déjà vu’ların tekrarını dilerken, bir yandan da hicvederek mırıldanır;

“Ah şu ölümlüler ne kadar ahmak varlıklar..!”

 

 


“Ah şu ölümlüler ne kadar ahmak varlıklar..!” — William Shakespeare’in “A Midsummer Night’s Dream” oyunundan; “oh Lord what fools these mortals be!”

 

 

 
 
arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi role play serenity the plot thickens

Lilly Venom: İş Teklifi

Lilly Venom: İş Teklifi

Timeline:

Lilly Venom için dünya üç gün önce tamamen değişmiştir.

Ortada ya ciddi bir yalanlı dolambaçlı bir ‘oyun’ oynamaktadır, ya da gerçekten işler göründüğü kadar saçma salaktır ve kendisi, yıllarca öldürmek için aradığı adamın kız kardeşidir.

 

Bu hikaye, “Birthright (18+)” ın ikinci yarısından bir gün sonra yer alır..

 

Lilly Venom gecenin derin karanlığında gözlerini açar. Devamlı ölüm tehlikesiyle burun buruna yaşadığı hayatı onda derin, içsel bazı sezilerin gelişmesine sebep olmuştur. Genç, keskin hatlı kızın bu sezileri o kadar derinlemesine işlemiştir ki, onun için bu artık içgüdü haline gelmiştir.

Battaniyesinin altında elleri yavaşça hareket eder. Biri yastığının altında, diğeri ise yattığı iğreti yatakla duvar arasına sakladığı bıçaklara gider ve onları göğüslerine doğru çeker. Sonra ağır, hecesiz bir hareketle pencerenin diğer yanına süzülür ve bekler. Bu şekilde hem pencere, hem de bulunduğu odanın kapısını aynı anda görebilmektedir..

 

..ancak sesini duymadığı, sadece iç güdülerinin onu uyandırdığı saldırı bir türlü gelmez.

 

‘Demek işini biliyorsun..”, diye geçirir içinden Lilly Venom. ‘Benim seni fark ettiğimi anladın ve durum değerlendirmesi yapmaya karar verdin.. ama gerçekte sadece iki seçeneğin var; ya hemen içeri dalıp şansını deneyeceksin, yada kendi sabrını benimkisiyle sınayacaksın. Hangimiz önce sıkılırsak..’

Lilly Venom gülümser ve keskin hatlı yüzü bir anda beklenmedik bir güzelliğe ulaşır. ‘Ama benim sabrımdan önce senin zamanın tükenecek çünkü ben burada rekorumu sınayabilirim; 84 saat. Bu rekorum Endless Watch Lordu Trimdel Kandara’nın hayatına mal olmuştu. Senin ise güneşin doğması kadar vaktin var. Damda dolaşan o kanatlı iblis yada sevgili ağabeyim seni daha önce bulmazsa tabii..’, diye geçirir içinden..

 

..ve beklediği ‘çıt’ sesi gelir.

 

Lilly Venom’un omuzları, kolları, omurgası ve uzun, ince bacakları gerilir. Bıçaklarını ise, ancak elleri nefes alacak kadar sıkar..

 

..ama ‘çıt’ın devamı gelmez ve beklediği gibi dışarıdaki her kimse yine içeri dalmaz!

 

Lilly Venom hafif terlemeye başalar.

‘Lanet olsun’, diye harlar içinden. ‘Ne istiyorsun? Beni öldüreceksen gel dene. Bir kızı tavlamanın daha kolay yolları olduğundan eminim..’

 

Ve bir anda Lilly olaya ayılır.

Bıçaklarını daha ‘rahat’ bir pozisyona indirir ve seslenir.

“Çık dışarı! Derdin beni kesmek ise bunu bu gece yapamayacaksın ve bunu sen de biliyorsun..”, diye burnundan solur.

Dışarıdan kısa bir sessizlik gelir.

“Teknik olarak ben zaten dışarıdayım. Bundan daha fazla dışarı çıkamam!”, der hafif sırıtıyormuş izlenimi veren, yakışıklı bir ses. “Bununla beraber, sizden kusuruma bakmamanızı rica ediyorum, Lilly hanım. Ama kesicilerle hırsızlar arasında yerleşik bir protokol yok. Benim varlığımdan emin oluncaya kadar beklemeyi tercih ettim.”

“Kapıyı tıklatmayı denemelisin. Bu genelde işe yarıyor.”, diye tersler Lilly.

“Onun eğlencesi nerede ki? Sen ve ben.. Bizler kapı çalmayız..”, der aynı sırıtışla pencerenin dışından gelen ses.

“Ne istiyorsun?”, diye şimdiden bıkmış bir sesle sorar kız. Son günlerde yaşadıkları ve öğrendikleri, ondan sosyal sabır namına pek az şey bırakmıştır ve canı sıkılmış bi salakla gecesini öldürmek gibi bir niyeti de yoktur..

 

Dışarıdan gelen ses sonra biraz alınmış gibi tekrar konuşur.

 

“Öyle olsun bakalım.”, der ve karalar içinde bir kol pencereden içeri uzanır. Kolun ucundaki elde uzun, ince bir hançer belirir ama daha fazla girmez. El yavaşça açılır ve hançer doğal ağırlığı ile ahşap yere saplanır.

“Bu ne?”, diye gerilir Lilly.

“Bu.. biz hırsızlar arasında ‘barış içinde geldim’ anlamına gelir. Bir hançerimizi yere bırakır, diğer hançerimizi ise kendimize saklarız. Diğer hırsızda aynını yapar. Bu şekilde iki hırsızda hem niyetini, hem de kazanma şansını yarı yarıya indirmiş olur. Bir nevi iyi niyet göstergesi olarak. Ama siz bir kesicisiniz ve bu da oldukça müstesna bir durum zira bugüne kadar karşılaştığım hiçbir kesiciyi hayatta bırakmadım.”, der kolun sahibi ciddi bir ‘neşe’yle.

“Benden bıçaklarımdan birisini terk etmemi bekliyorsan, bence dışarıda uzun bir gece geçireceksin..”, diye hırlar Lilly.

“Hiç gereği yok.”, der dışarıdaki ses. “Bu, onurlu hırsızlar arasındaki bir iyi niyet göstergesidir. Kesiciler onur nedir bilmezler, onu tanımazlar ve bu onlar için düşmanlarındaki bir zayıflıktır sadece..”

“Bana ahlak dersi vermek için yanlış mesleği seçmişsin..”, diye horlar Lilly dışardaki sesin sahibini.

“Aaa.. Hayır, Lilly hanım.. Ben ahlak dersi verecek kadar edepli biri değilim. Ama onuru gördüğüm yerde de tanırım. Bir kesicide ‘onur’ varsa, zaten o bir kesici değil, bir asker olur. Aklı da varsa, ‘hırsız’ olur. Ama buraya sizinle kesiciler ve sayısız kusurları üzerine uzun, felsefi bir konuşma yapmak için gelmedim. İçeri giriyorum. Lütfen beni bıçaklamayın. Bunu yaparsanız ben de sizi bıçaklamak zorunda kalırım ve bu da sizin ahmak ağabeyini biraz üzerdi sanırım!”, diye sakin bir sesle hicveder sesin sahibi.

✱ ✱ ✱

Karalar içinde bir adam, dansöz kadar kıvrak bir hareketle yanlamasına pencereden içeri süzülür ve içeri girer girmez bir adım sola ve geriye, Lilly Venom’u görecek şekilde, kılıç mesafesinde durur. Ya bilinçli ya da hasbelkader, içeri giren yabancı kesici kızı pencere ile duvar arasında kıstırmış olarak durur ve Lilly Venom farkında olmadan kendisini bulduğu bu durumdan hiç hoşlanmaz zira birden kaçacak yeri kalmamıştır.

Adam bir süre sırtını duvara yaslamış kızı sessizce süzer. Sonra ağır hareketlerle ellerini önüne, boş avuçları görünür şekilde açar ve ağır adımlarla sağına doğru çekilir. Bu şekilde bilinçli olarak Lilly için bir ‘kaçış’ yeri açmış olur ve Lilly köşedeki yerinden ayrılınca kendisi de ellerini tekrar indirir.

“Biraz dramdan hoşlanıyoruz galiba?”, diye hırlar çatık kaşlarla Lilly.

“Dram hayatın özüdür, Lilly hanım.”, der adam ama sanki maskesinin altından sırıtıyor gibidir.

“Karalar biraz abartı olmuş. Dramdan da hiç hoşlanmam. Gırtlağı kesilmiş olmasına rağmen bir türlü ölmeyi reddeden müşteri gibidir; tepinir, döner, kıvranır, etrafı batırır ama bir türlü ölmez. En sonunda onu defalarca bıçaklamaz zorunda kalırsın ve senin de üstün başın batmış olur..!”, diye tiksintiyle konuşur.

“Iyk!.. Bu biraz mide bulandırıcı oldu. Başına gelmiş biri gibi söylediniz..”, der adam.

“Tahmin edebileceğinden fazla..”, diye imalı bir tehditte bulunur Lilly.

“Açıkçası, Lilly Venom, ben oturup biraz muhabbet ederiz diye umuyordum ama görüyorum ki siz tahmin ettiğimden daha pragmatik biriymişsiniz. Bu bakımdan ağabeyinizle benzerliğiniz gerçekten hayret verici.”, der adam ciddi bir sesle.

 

Karanlıkta Lilly Venom’un gözleri kısılır.

“Maskeyi de, kapüşonu da çıkarabilirsin Darly Dor!”, diye küçümseyen bir sesle hırlar..

“Tüh!”, diye ‘fırk’lar Darly Dor ve başından kapüşonunu, yüzünden de maskesini söker. “Zevksiz bir denemeydi zaten.”

“Ağabeyinizin standartlarını tartışmak istemem ama biraz düşük olduğunu söylemeliyim. O küçük kızın buna nasıl katlandığını düşünemiyorum bile..”

“Neden kurtardın onu arenada o zaman? Ben ikisini de halletmek üzereydim. Bu şekilde kendi avından da olmuş oldun.”, diye tiksintiyle bakar kız önünde duran adama.

“Boyun borcu..”, diye açıklamaya çalışır Darly kısaca, ama nedense bu yeterli gelmez. “..ve minnet. Ve kendim dahi anlamasam da, sanırım o kızın bir şekilde önemli olduğunu düşündüğüm için.. Hayatımda sevdiğim sadece iki kadın oldu. Biri annem, diğeri ise.. başka biri. Kutsal gördüğüm ise sadece prenses idi. Ama o kız.. Daha doğmamış on binlerce çocuk, o kızın Temalsar’da yaptıklarından dolayı ölmeyecekler.. Böylesi saf ve temiz kalpli biri daha uzun yıllar yaşamalı diye düşündüm.”

 

Lilly Venom uzun bir süre sessizce önünde duran yakışıklı genci süzer ve geçen son birkaç günde ‘o küçük’ kızla arasında geçen konuşmaları değerlendirir..

..ve hiçbir sonuca varamaz.

Sanki kız kendisinin tam olarak bilmediği bir dilde konuşmuş, çok önemli ve çok elzem şeyler söylemişti ona ama nedense Lilly söylenenleri duymuş, ancak duyduğu şeylerin tekabülü olan içeriklerden mahrum olduğundan dolayı anlamamıştı..

 

“O kız.. Onda bir şeyler eksik..”, der Lilly en sonunda.

“Evet..”, der Darly. “..ve ben bunun ne olduğunu tam olarak biliyorum. Şayet bıçaklarınızı indirirseniz, size de söylerim. Bu birçok şeyi anlamanızı sağlayacaktır.

“Hah!..”, diye horlayan bir sesle ünler Lilly. “..O kadar kolay bir av değilim ben, Darly Dor.”

Darly omuzlarını silker.

“Siz ‘av’ değilsiniz..”, der genç adam sessizce.

 

Lilly Venom kaşlarını çatar, gözlerini kısar ve dudaklarını büzüştürür. Ama içinde bulunduğu durum itibariyle bıçaklarını gergin ve hazırda tutmasının da bir anlamı olmadığını görür.

Kızın kaşları, gözleri ve dudakları gevşer ve bu şekilde keskin güzelliği bir daha ortaya çıkar.

 

“Peki..”, der kız. “Söyle bakalım. Ama bu salakça bir espri ise, bu konuşma burada biter.”

“Hiçbir zaman güldürmeyecek esprilerle uğraşmamışımdır. Kadınlar aptal erkeklerden hoşlanmazlar ve onlara ‘salakça espri’ yapmak, gerçekte kadınlara nasıl baktığınızın bir göstergesidir. Ve kadınlar bunu da anlar.. Ama asıl sizin bilmek istediğiniz şeyin cevabı ise bu değil.”, der Darly düşünceli bir şekilde.

“O kızdaki eksik olan şey; ÖNYARGI!”

Lilly Venom, Darly’ye hayretle bakar ve tam buna bir şeyler söyleyecekken, genç adam araya girer.

“Daha açık ifade etmem gerekirse; TOPLUMSAL ÖNYARGI..”

Lilly durur ve tekrar kaşlarını çatar.

“Aranızda neler geçti bilmiyorum. Ama şimdi bir de bunların hepsini, mutlak anlamda  ‘TOPLUMSAL ÖNYARGISI‘ olmayan birisinin söylemiş olduğu gözüyle bakın. Birden her şey yerine oturacaktır..”, der Darly gizleyemediği bir hayranlıkla. “..ve o küçük, sıskası çıkmış kıza ‘saf’ ve ‘temiz’ derken ne anlatmaya çalıştığımı da çok daha iyi anlayacaksın. Aynı şekilde sanırım Aager gibi bi herge— her nasıl oluyor da böylesi ürkütücü bir bağlılık hissedebiliyor.. Açıkçası ben de bunu anlayamıyorum çünkü ben o adama karşı önyargılıyım!

Ben o kızın Themalsar öncesi halini de biliyorum ve asla onu benden daha küçük diye düşünmezdim. Evet, davranışlarında o zaman da bi gariplik vardı. Ama olgun ve dolgun bir kadının davranışları gibi görünüyordu. Onun hepi topu on altı yaşında küçük bir kız olduğunu öğrendiğimde, bir çok şey de yerine oturmuş oldu. Bunu söylerken de beni yanlış anlamayın. Onun saflığının yaşıyla bir alakası yok. Yaşı sadece bahanesi.. en azından bizler gibi saflığımızı çoktan kaybetmiş ‘yetişkinler’ için..”

 

Lilly Venom daha da uzun bir süre sessizce son birkaç günü değerlendirir ama gardını indirmez, gözlerini de önünde duran adamdan ayırmaz.

 

“Sizi düşüncelerinizden alıkoymak istemem..”, der Darly neden sonra, “..ancak bu gece buraya gelmemin sebebi o küçük kız değil.”

Lilly Venom tekrar önündeki yakışıklı gence odaklanır ama beklemeyi tercih eder.

“Bu gece size bir iş teklifinde bulunmak için geldim.”, der Darly sakince.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

“İş teklifi mi? Ciddi olamazsın..”

Sessizce bekleme sırası sanki Darly’ye geçmiştir. Genç hırsız sesini çıkarmadan önünde, ‘hazır ol’ ile ‘rahat’ arasında duran kıza bakar.

“Benim ne iş yaptığımı biliyorsun değil mi?”

Darly sessiz kalmaya devam eder.

“Sen ciddisin..”, der Lilly Venom en sonunda.

“Kesicilerden ne kadar nefret ettiğimi düşünürseniz, evet.”, der Darly, haşin bir sesle fısıldayarak.

 

Kız tekrar sessizliğe bürünür zira bu işin içinde bir bit yeniği olduğunu hisseder.

 

“Felishia Fremier kim?”, diye aniden ve beklenmedik bir şekilde sorar Lilly Venom.

Darly çok kısa bir an tökezler ama Lilly bunu fark eder.

“Onun kim olduğunun senin açından bir önemi yok.”, der kısık bir sesle.

“Sana katılmıyorum. Konu itibariyle beni tamamen ilgilendiriyor gibime geliyor. Arenada seni öldürmek üzereyken gözü dolmuş bir şekilde onun adını anıyordun!”, der Lilly ve işi çirkefliğe vurur.

“Sizde de ‘annem..’ diye ağlıyordunuz bayılmadan önce ama ben bunun lafını etmediğim gibi yüzünüze de vurmadım hiç.”, der Darly, yüzünde çirkin bir ifadeyle.

 

Lilly Venom tökezler bu sefer.

 

“Annem öldü. Yıllar önce..”, diye hırlar.

“Felishia Fremier’de..”, der Darly kısaca.

“Öyle olsun bakalım Darly Dor. Hedef kim ve bunun için ne vermeyi düşünüyorsun?”

 

Darly söyler.

 

“Sen.. Sen aklını mı kaçırdın?”, diye hayretle genç adama bakar Lilly Venom.

“..Çok uzun yıllar önce!”, der genç hırsız.

“Bu fevkalade zor ve tehlikeli bir hedef.. Ne vereceksin karşılığında?”

“Aager Fogstep’le ödeşme fırsatı!”

 

Lilly Venom fal taşı gibi açılmış gözlerle bakar gence.

 

“Koşullar değişti. Onu.. Onu istesem de öldüremem artık.”, der Lilly Venom sessizce.

Darly Dor, bir kaşı kalkmış bir şekilde kesici kıza bakar.

“Öldürmek mi? Gökler adına siz kesicilere ne içiriyorlar böyle? ‘ÖDEŞMEK‘, dedim, ‘ÖLDÜRMEK’ değil!”

“Neyi ödeşeceğim onunla?”, diye kızarmış bir yüzle hırlar Lilly Venom.

“Sizi arenada terk edebilirdi. Sizi kendisi öldürebilirdi. Sizi çıkarıp şerife teslim edebilirdi. Sizi Kelle Avcıları Ofisine bırakıp 15,000 altını tahsil edebilirdi. Hayret aşkına, siz hayatta onun sevdiği, sevebildiği tek şeye, o küçük kıza saldırdınız ve onu öldürmeye çalıştınız.. Ben olsam sizi bulabildiğim en derin çukura diri diri gömerdim ve bunu da önce kollarınızı ve bacaklarınızı kırdıktan sonra yapardım!”

 

Lilly Venom’un yüzü çirkinleşir.

 

“Neyseki sayemde kıza bir şey olmadı. Bu da açık bir şekilde bana borçlu olduğunuz anlamına geliyor.”, diye sırıtır Darly.

✱ ✱ ✱

Mantığındaki boşlukları tartışmayacağım bile Darly Dor!”, diye hırlar Lilly Venom. “Ama bu iş tek kişilik bir iş değil.”

“Biliyorum. En azından bir ‘yem’e ihtiyacın olacak.”, diye onaylar Darly.

“Var mı elinde, sonu kati bir ölümle biteceğini bilen bir salak?”, horlar Lilly.

“Var bi tane.”, der genç hırsız.

“Kimmiş bu salak?”

“Kim olduğunun bir önemi var mı.?”, diye sorar sakince.

“Var tabii. Son anda cayıp işi batırmayacağını nereden bileceğim?”, diye bir ahmağa laf anlatmaya çalışan birisinin sonu gelmiş sabrı ile konuşur kız.

“Kendisini yakinen tanıyorum. Caymayacaktır.”, der Darly aynı sükunetle.

KİM?”, diye şiddetle tıslar Lilly artık!

Darly omuzlarını silker.

“Ben..”

 

Lilly Venom’un hiddeti bir anda şok olmuş bir hayrete dönüşür ve ağzı açık kalmış bir şekilde genç adama bakar.

 

“Ödeme noktasında, bu ‘işi’ yapman halinde bana olan ‘borcunuzu’ tam olarak kapanmış olarak kabul edeceğim. Kendi güvenliğiniz için ise, bunu da size vereceğim. Bu şekilde sizin peşinizden gelme ihtimalleri de pek olmayacak.”, der ve kıza oldukça uzun olduğu anlaşılan, ikinci hamur bir papirüs rulosu uzatır.

Kız temkinli bir şekilde ruloyu alır ve hafif pencereye dönerek bağını çözer. Oda karanlıktır ancak Arashkan zengin bir şehirdir ve sık aralıklarla dizilmiş sokak lambalarıyla aydınlatılmıştır.

Lilly Venom’un ruloyu baştan sona kadar okuması yine de uzun sürer. Bitirdiğinde onu tekrar rulo halinde sarar ve geri Darly’ye uzatır.

“Bu, taşıyanı için ölüm fermanından başka bir şey değil.”, der kız kati bir sesle.

“Çok doğru. Ama sadece bir ahmak için.. Siz bana bir ahmaktan çok daha zeki biri gibi geldiniz. Yoksa bana yanıldığımı mı söylüyorsunuz, Lilly hanım?”, diye sırıtır Darly önündeki kıza..

..ve ruloyu geri almaz.

“Bu.. Bu sulu, ıslak ve yapışkan tavırların gerçekten kızlar üzerinde işe yarıyor mu?”, diye tiksintiyle bakar kız Darly’ye.

“Tahmin edemeyeceğiniz kadar..”, diye omuzlarını silker Darly. “..Eee? İşi alacak mısınız?”

 

Lilly son bir defa daha bu genç, yakışıklı hırsızı süzer.

“Sen gördüğüm en büyük ahmaksın!”, diye samimi bir şekilde ifade eder aklından geçenleri Lilly. “..Bu işi yaparım. Ama bana kabul edebileceğim, dürüstçe bir sebep ver.”

“Sizin için neyin kabul edilebilir olduğunu bilmiyorum. Ama dürüstçe bir sebep sunabilirim. Bu işi benimle yapmanızı istiyorum çünkü kısa bir süre önce biri bana piyonlarla uğraşan bir ‘maşa’ değil, en azından fili öldüren bir ‘mızrak’ olmamı söyledi..”, der Darly sessizce ve kıza cebinden çıkardığı, parmak uzunluğunda beyaz bir tebeşir uzatır.

“Kabul etmeniz halinde, pencerenizin altındaki pervaza bir çizik atın. Kabul etmezseniz, tebeşir sizde kalabilir ve bana olan borcunuzu ödeyebilmeniz için, size için de uygun olan başka bir şey düşünürüz.”

“Ne..? Bu kadar mı? Tehdit filan yok mu?”, diye kuşkuyla bakar Lilly, önündeki adama.

“Neyin tehditini yapacağım? Bana olan borcunuz, bir ‘onur’ borcu. Bu kelimeyi anlamıyorsanız, hiçbir tehditin faydası olmayacaktır. Şayet anlıyorsanız, tehdite gerek kalmayacaktır.. Ve ben bayanları tehdit etmem. Ayıptır!”, der Darly ve geldiği gibi pencereye yönelir. Bir elini dışarı salar ve seri bir hareketle çıktığı pencereden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Ne dedi?”, diye sorar damda bekleyen kişi.

“Bi şey demedi.”, der Darly sakince.

“Ne yani. Meşhur Darly Dor bir kızı etkileyemedi mi yoksa?”, diye sorar diğer kişi.

“Bu işi ‘Meşhur’ Darly Dor olarak yapmak niyetinde değilim. Ve işin öç kısmı bana ait olsa da, bunu kendim için olduğu kadar ‘onun’ için de yapıyorum.”, diye sessizce cevap verir Darly.

Diğer kişi tam olarak hayretle olmasa da, biraz şaşırmış olarak bakar Darly’ye.

“Bu işi ‘onun’ için yapmıyorsun Dary..”, der diğer kişi. “..O öldü. Onun için artık hiçbir şey yapamazsın.”

“O zaman buna ölümcül adalet de diyebiliriz. Fark etmez. Biz ölümlülere özel bir şey bu. Bu da anlaman gereken değil, kabul etmen gereken şeyler arasında.. Bu olmazsa, her sevdiği öldürülenin sevmesi için de, adalet araması için de bir sebebi kalmaz. Sevenin elinden sevilenin alınmasının mutlaka bir faturası olmalı ki, bunu bir daha yapmayı düşünen kişi, yapmadan önce biraz düşünsün diye..”, der Darly.

“Buna gerçekten inanıyor musun Darly Dor?”, diye sorar diğer kişi merakla.

“Evet. Yada hayır. Dediğim gibi, neye inandığımın benim için bile hiçbir anlamı yok. Aslına bakılırsa, bir anlam yüklemeye çalışmamın da bir gereğini hissetmiyorum. Ben sadece sorumlunun, bunun faturasını en pahalı bir şekilde ödemesini istiyorum, o kadar. Bu hayatta gördüğü ve bildiği en son şey, bu olmalı. Bunun için o kıza ihtiyacım var. Onu arenada gördüm. Bu işi o yapabilir.”, diye inanmış bir fısıltıyla konuşur Darly.

“Ama kabul edeceğini düşünüyorum..”, diye devam eder genç hırsız. “..Arenada olanlardan dolayı ‘bana borçlu’ olduğu fikri sana aitti ve paha biçilmezdi!”

 

Diğer kişi bir süre sessizce damda oturmuş, geceyi seyreden adama bakar.

 

“Arkanda bırakacaklarını pek düşünmüyorsun sanırım.”, der en sonunda.

“Arkamda annem dışında kimseyi bırakmıyorum. Onu da son bir defa görmek için uğrayacağım zamanı gelince.”

“Görüyorum ki seni düşünenleri göremeyecek hale gelmişsin.”, diye üzgün bir şekilde söylenir diğer kişi.

“Özür dilerim. Seni üzmek istememiştim. Ama sana karşı her zaman dürüst olmaya çalıştım. Ben.. ben kırılmış bir adamım. Bunu biliyorum ve bu konuda yapabileceğim hiçbir şey de yok. Benim geleceğim, onun öcünü almakla sınırlı ve bundan daha ilerisi yok. Sana da herhangi bir vaatte bulunmadım çünkü bu doğru olmazdı.”

“Son anda dürüst olmaya mı karar verdin Darly Dor?”, diye sorar diğer kişi.

Darly omuzlarını silker ve damın üzerinde uzanır.

“Sadece önemli olduklarını düşündüklerime.. Ama bunun dışında sana benden istediğini veremem.. Dediğim gibi.. ben saplantılı, kırık bir adamım..”, der Darly.

“İstesem seni şuracıkta benim yapabilirim..”, der diğeri.

“Biliyorum ve neden yapmadığını merak etmiyor değilim.. Ama yapmamanı isterdim. En azından bu iş bitinceye kadar. Sonra, ben hala hayattaysam, bana ne yapmayı düşünüyorsan yap. Geride bir şey bırakma yeter, Soul!”


arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi role play serenity

Wrath of Magella

Wrath of Magella

Timeline:

Lilly Venom’un bazı gerçeklere ayılma zamanı gelmiştir.

Aager Fogstep, uzun yıllar aradığı, ancak bir yangında feci bir şekilde can verdiğini sandığı kız kardeşini grubun diğer üyeleri ile tanıştırmaya karar verir.

Herkes tedirgin ve temkinlidir zira Aager’in kendisi gibi, kız kardeşi de Drashan doğumludur ve fevkalade tehlikelidir.

Gnine ağzından kaçırdığı kadarıyla da ‘hafif kaçık’tır!

Aager tanışma faslının çok da mutlu gerçekleşeceğini düşünmese de, asgari medeni koşullar altında geçeceği umudunu taşımaktadır.

 

Kız kardeşine karşı gazap, hiç beklemediği birisinden gelecektir.

 

Bu hikaye, “Ondan işte..” den birkaç gün önce başlar..

 

 

DÖRT GÜN ÖNCE..

Lady Magella gördüğü rüyanın etkisiyle uyanır. Lady, gördüğü rüyanın etkisiyle dağlanmış gibi uyanır.. Kırılmış gibi hissettiği ruhu, kerpiç gibi olmuş yüzüne yansımıştır. Titreyen elleriyle yüzünü ovalayıp ayılmaya, kendine gelmeye çalışır ancak bunun herhangi bir etkisi olmaz. Ruhunun en derinliklerine kadar işlemiş olan rüyada kendisini ve hayatının en önemli anlarını yaşadığı sevgililerini düşünür; beraber ekmek kırıp kanadığı gençleri.. Evet, bu gençler Lady Magella’nın hayatında bildiği tek sevgilileridir.. Bu gençler onun hayatıdır ve çocuklarıdır. Bu gençler onun tapınağıdır ve gördüğü rüya ile gerçekte tapınağının da yıkılışına şahit olmuştur.

“Inshala.. Küçük bebeğim.. Nasıl kıydım sana..”, diye kasılmış, zapt edemediği bir hıçkırık kaçar boğazından ve karanlık odada zorlukla seçebildiği, yerde kedi yavrusu gibi kıvrılmış bir şekilde uyumakta olan küçük kıza yönelir.

Küçük kız uyurken bir topak olmuş ve bu haliyle bütün güzelliğini.. ve saflığını sergiliyor gibidir. Yüzü uyanıkken varamadığı bir huzura ulaşmış, derin, hafif zorlanarak aldığı nefesi, darmadağınık bir şekilde etrafa saçılmış uzun, ipeksi saçları, tiril tiril olmuş battaniyesinden dışarı kurtulup soğuktan yumru haline getirdiği minik ayakları ve sıskası çıkmış vücudunun acınası kıvrımlarıyla daha çok bir toplama kampından yeni kurtarılmış bir mülteciyi andırmaktadır —ki kızın gerçekte halide budur; bu dünyada doğuştan bir mülteci..

Gördüğü bu manzara Lady’nin sadece daha kötü hissetmesine sebep olur. Yavaşça eğilir, kızı yerden kaldırıp kucağına alır ve bu onun için hiç de zor olmaz zira küçük kızın yükü anca içi pamukla doldurulmuş oyuncak bir bebek kadar ya vardır, ya yoktur..

 

..ve buna ayılması, Lady’nin kırılmasına sebep olan son nokta olur.

✱ ✱ ✱

Öylece duruyor. Saatlerdir ona sımsıkı sarılmış, öylece duruyor.”, diye boğuk bir sesle açıklamaya çalışır Lorna. Genç, güzel kız üstüne doğru düzgün bir şeyler alamadan, Laila ile bu ürkütücü manzarayı seyretmektedir.

Kızın üstünde sadece kalçalarına kadar inen, kenarları dantelli silik eflatun bir kombinezon vardır. Laila’nın da üstünde uzun gömleği dışında bir şey yoktur.. Ve o da tırsmış bir ifadeyle hemen ilerisindeki manzarayı seyretmektedir.

Aralarında makul görünen sadece High Lady Anglenna’dır. Elf kadın sanki hiç kıpırdamadan ayakta uyumuştur zira kıyafetleri her zamanki ‘mükemmel’ haliyle üstündedir. ‘Belki’ uyumuş olabileceğine dair tek ip ucu saçlarıdır..

Anglenna’nın her daim bakımlı ve görünmez hizmetçileri tarafından imtina ile örülmüş topuzu eksiktir. Kadının platin sarısı saçları hafif dağınık bir şekilde yüzünü çerçevelemiş, oradan da omuzlarına ve sırtına dökülmüştür. Kadının her zamanki kibirli, küçümseyen ifadesi de yüzünden eksiktir.

High Lady Anglenna’nın yüzü olağan dışı bir şekilde gerilmiş, gözleri çökmüş ve dudakları ise rengini tamamen kaybetmiş, olanları herkesin üstünden seyretmektedir.

Bu haliyle, daha önce kendisinde görülmemiş bir sıcaklığa, içtenliğe ve güzelliğe ulaşmıştır.

Bir başka ayrıntı da, High Lady Anglenna, Lorna’nın hemen arkasındadır ve iki eli de, her an onu geri çekecekmiş gibi kuzeninin omuzlarındadır..

 

Aager Fogstep bütün bu ayrıntıları fark eder ve özlü bir sonuca varır; bu gece burada görünenin dışında, görünmeyen başka bir şeyler daha olmuştur.

 

Udoorin odaya girer. Beraberinde getirdiği battaniyelerden birisini, “Afedersin Haş Teyze.”, diyerek onun yanından Lorna’nın omuzlarını ve gerisini örter..

Sonra ikinci bir battaniyeyi ‘Haş Teyze’nin omuzlarına yerleştirir.

Anglenna hayret ve şaşkınlıkla bu iri, kaba görünümlü çocuğa bakar.. ve ona gülümser..

 

High Lady Anglenna.. Gülümser!

 

Belli ki bu gecenin getirdiği tek garip ve ürkütücü şey, bu ölü saatte herkesin uyanmasına sebep olan şey değildir..

 

“Teşekkür ederim delikanlı. Çok naziksin..”, der Anglenna.

“Umm.. Bi şey değil..”, diye yüzü kızarır Udoorin’in, sonra Laila’ya ‘pıst’lar ve kalan son battaniyeyi ona doğru atar!

Laila hiç sektirmeden battaniyeyi yakalar ama gözleri kısılır. “Demek öyle..”, diye burnundan solur. “..mesaj alınmıştır ‘delikanlı’!”

“Ne?”, diye şaşırmış bir şekilde ona bakar Udoorin.

“Nesini sana daha sonra gösteririm ben..”, diye tıslar Laila.

“Neler oluyor?”, diye Gnine girer odaya. Saçı başı darmadağınık olmuş cüce belli ki yanlış bir açıyla uyumuştur çünkü suratının bir yanında zemin desenleri mevcuttur. Sonra o da loş odanın diğer ucundaki manzarayı görür be hayretle bakakalır.

“Lady?”, diye fısıldar ve bir anda beş ayrı kişinin “Şşşşt!”iyle muhatap olur.

‘Şşşşt’lemeyen bir tek Lorna olmuştur çünkü Lorna kimseyi öylece susturan biri değildir.

✱ ✱ ✱

Ne zaman oldu bu?”, diye fısıldar Aager.

“Ağlama seslerine ayıldım.”, der Anglenna. “Trans halindeydim ve hıçkırıkları duyunca kuzenimi uyandırdım. O da izciyi uyandırdı..”

 

Aager, nüansları yakalamak konusunda her zaman iyi olmuştu. Nevarki yakaladığı bu küçük ayrıntıların ne anlama gelebileceğine ayılmak ise ayrı bir bilgelik seviyesi gerektirir. Aager’de eksik olan bu bilgelik değil, doğru sonuca varabilmesi için gerekli bilgi eksikliğidir..

An itibariyle fark ettiği ‘nüans’, bu kibirli kadının ilk defa Prenses Lorna için ‘kuzenim’ ifadesini kullanmış oluşudur. Yakaladığı diğer bir nüans ise bu kadının Laila’dan bahsederken de ilk defa yüzünde ve sesinde oluşan o kindar vurgunun eksikliğidir.

Evet, kadın Laila’ya adıyla hitap etmemişti ama ondan ‘izci’ diye bahsetmesi, bir sebepten dolayı kadının sadece Lorna’ya karşı değil, Laila’ya karşı tutumunda da muazzam bir bakış açısı değişikliğinin gerçekleşmiş olduğunun göstergesiydi..

Aager bu bulgularını umursamazlık etmez. Sadece anlık olarak bir kenara koyar.

“Darly nerde?”, diye sorar sessizce.

“Bilmem?”, diye cevap verir Udoorin. “Bir iki saat önce birden irkilerek uyandı. Onun ani hareketine de ben uyandım. Tek gördüğüm, garip sesler çıkartarak kendisini camdan dışarı atığıydı.. Sonra damdan ağlama sesleri geldi..”

“Gidip kontrol et salak naapıyor diye..”, der Aager.

“Gerek yok..”, diye omuzlarını silker iri genç. “..Merisoul yanında. Onun damda ne yaptığını, yada hangi ara oraya çıktığını ise bilmiyorum.”

“Huh..”, diye bir ses çıkartır Aager. Sonra uzun bir süre burada olma sebebini izler.

 

Ve yavaşça herkesin ilgi odağı olan kişiye yaklaşır..

✱ ✱ ✱

Hepsi benim suçum.. Lorna’nin ölmesi.. O hanım hanım kız ilk defa benim Udoorin’ime hayat getirdi.. İlk defa çocuğuma bir hedef verdi.. ve ben onun ölmesine göz yumdum.. Ve benim küçük bebeğim. Daha ilk karşılaşmamızda onun bana teslim edilmiş bir yetim olduğunu bilmeme rağmen ona göz kulak olamadım. Deli kız atalarımızın yaşamasına göz yumduğu bir şerri temizlemek için bedenini verdi. Ardında bu küçük cesedini bırakacak fedakarlığı yaptı. Ama ben onu başkarına terk ettim.. Sonra da kendi ellerimle öldürdüm onu..”, diye anca duyulur bir fısıltıyla inler Lady.

 

Lady Magella..

Her zaman vakarlı duruşu, bükülmez inancı ve koruyucu, şefkat dolu, iyileştirici eliyle herkesi hayatta tutmayı başarmış bu dağ kadar sabit dwarf kızdan bir gecede eser kalmamış gibidir, kucağındaki sımsıkı sarıldığı küçük kızla bir ileri, bir geri sallanır ve kırık fokurtularla ağlar..

 

“Beceriksiz!”, der bir ses Magella’ya.

“Hep arkada. Hep pısırık. Hep ezik!”

“O kızı sen öldürdün. Ve bunu sadece pısırıklığın ve beceriksizliğinle yapmadın. Onu bu atıl ve uyuşuk duruşunla öldürdün.”

“O küçük kızın bile senden daha sağlam bir omurgası vardı. O, şerri temizlemiş olmakla yetinmedi. O, şerrin Themalsar’da tekrar iltihaplanmasına kati olarak son verdi. O, kesilmiş bir kolu senin yapmaya çalıştığın gibi yara bandıyla kapatmadı. Onu aldı.. VE ONU DAĞLADI!

“En başta gerekli önlemleri; ciğerlerindeki nefesinle, bileğinin gücüyle, çelik gürzünün ağırlığı ile ezmiş olsaydın, bunların hepsi önlenmiş olabilirdi.”

“Sen gerçekten dwarfların yüz karasısın.”

“İnancın da, temsil ettiğin ‘hayat’ da, mumu bitmiş bir fitil kadar sönük!”

“Sen, ‘sonuçları’ teselli edip avutmakla yetinen, ve bununla da kendini kandıran bir ahmaksın..”

“Hayatın gerçeklerinden kopmuş, isimsiz bir sarhoştan farkın kalmamış acınası bir ahmak!”

“Sonuçları teselli etmek yaşlı, eli tutmayan kadınların işidir.. GERÇEK ADALETİ ARAYANLARIN DEĞİL!”

“Kendine sorman gereken şey, buna nasıl göz yumduğun değil, NEDEN GÖZ YUMDUĞUN!”

“Gerçek Lady, BENİM BİLDİĞİM LADY, böyle bir şeye asla müsaade etmezdi. Ben onu hatırlıyorum.. Yıllar önce onun, küçük kız kardeşine musallat olan o adama neler yaptığını.. Çok iyi hatırlıyorum çünkü bu bizim en mutlu anlarımızdan biriydi.. Benim bildiğim Lady, TEK HAMLEDE O ŞEREFSİZİN NESLİNİ KURUTMUŞTU!”

“Şu haline bak.. Hayatımda senin kadar acınası bir şey görmedin..”

“Sen bitmişsin..”

“Sen artık sadece ilgilenilmesi gereken bir ‘SONUÇSUN!'”

✱ ✱ ✱

Abla?”, diye hafif korkmuş bir ifadeyle Lady’ye bakar Inshala.

Arenada yaşadıkları, özellikle sonunda çağırdığı dev ağaç ‘Snare’, belli ki kızın zaten sıskası çıkmış bedenini, görünenden çok daha fazla yormuştur. Kız gündüzleri olabildiğince neşeli ve enerji dolu görünmeye çalışsa da, gece başını yere koyduğu anda kendinden tamamen geçmesi, onun gerçek halini göstermekteydi.

Küçük kız uyandığında kendisini mengene gibi tutmuş kolların arasında bulmuş, önce ne olduğunu anlamamış, daha bi kıvrılıp tekrar uyumuştu!

 

Inshala hayatında hiç sıcak bir kucakta uyumamıştı..

 

Sonra, çok daha sonra, biraz daha kendine geldiğinde, sıcak kucağın sandığı kişiye değil, bir başkasına ait olduğuna ayılmıştı çünkü sandığı kişi kendisini hiç bu kadar sıkarak tutmamıştı. ‘O’ kendisine hep, her an kırılacakmış gibi sarılan biriydi..

Tamam, kendisi de eski mukavemetinin olmadığının açık bir şekilde farkındaydı ama, ‘dokunsa kırılacak’ kadar da acınası değildi yani..

Inshala defalarca bunu ‘ona’ söylemiş olsa da, bunun onda pek az etkisi olmuştu.

Kız gözleri açtığında kendisini Lady’nin kucağında bulmuştu..

..ve bu onu biraz korkutmuştu.

“Ne yaptım bu defa acaba?”, diye geçirmişti içinden zira hatırladığı son şey, ‘Aş Teyze’ dışında odadaki herkese; Lorna ablası, Laila ablası ve Lady ablasına sarılmış, sarılırken hepsine teker teker, ‘Seni seviyorum abla’, demiş, sonra da bi köşede sızıp kalmıştı.. O kadar!

Hatırladığı en son şey buydu işte..

Merisoul ablasına da sarılmak istemişti çünkü ellerini onun kanatlarındaki tüylerin arasında gezdirmeye bayılıyordu. Ama arenadan beri o gecelerini damda geçirmeyi tercih ediyor gibiydi.

 

“Ne oldu abla?”, diye yineler küçük kız.

 

Gerçekte Inshala, ablası Lady’den korkmaz. Çünkü o korkmasını gerektirecek biri değildir. Sadece bazen, çok nadiren, arada bir, bir şeylere kızdığında biraz ürkütücü olabilmekteydi. Lady abla sadece bir sefer kendisine azar çekmişti bugüne kadar ama o zaman da Aager yanında olduğu için ikisi de azarı paylaşmışlardı..

Lady abla genelde ya Gnine abiye, ya Udoorin abiye, ya da Laila ablaya azar çeken biriydi.

Gnine’a, içtiği o dumanlı çubuktan yada o imkansız ve hayret verici fikirlerinden dolayı, Udoorin abiye ondan yapmasını istediği, ancak bazı konularda Udoorin abisinin fazla temkinli oluşundan, ve Laila ablaya ise, her şeye itiraz edişinden dolayı..

Lady abla Merisoul ablaya da azar çekmeye kalmıştı.. Bİ SEFER..

Nevarki succubi melezinin verdiği cevaplar, daha da kötüsü, ortaya koyduğu sebepler o kadar uçuk, kaçık ve mantık ötesi olmuştur ki, o olaydan sonra Lady abla mevzu Merisoul ablası olunca ona, varlığından haberdar olunan ancak hiç bahsedilmeyen akraba muamelesi yapmaya karar vermiş gibiydi..

..biraz Inshala’nın akrabaları gibi; hiç bahsedilmeyen.. Ama zaten onun hiç akrabası yoktu ki!

 

“Sen.. sen iyi misin, abla? Böyle de çok sıcacık oluyormuş. Üstümü yine açtım sanırım. Ayaklarım buz gibi olmuş..”, diye hafif tırsmış bir şekilde söylenir küçük kız.

Lady’den bir ses gelmeyince, Inshala devam eder.

“Söz bir yere gitmeyeceğim. Beklenmedik bir şeyler yapmamak için de elimden geleni yapacağım. İnan ki.. Hatta istersen yapmadan önce yapacaklarımı sana söyleye de bilirim. Örneğin bugün sabahtan akşama kadar yan odada olacağım. Misafirimizin durumu nedir, ona bakacağım..”

Lady’den hala bir ses çıkmayınca, kız gözlerini kapatır ve uyuma taklidi yapar.

 

“A.. Ager Fogstep.. İmdat?”, diye yankılanır kızın sesi Aager’in zihninde.

“Ummm..”, diye karşılık verir Aager.

“Ne.. Neler oluyor? Lady ablamın nesi var? Yanlış bi şeyler mi yedi acaba? Yoksa ben mi farkında olmadan bi şeyler yaptım?”, diye dertlenir biraz küçük kız.

“Sanmıyorum..”, diye cevap verir Aager düşünceli bir şekilde. “..hepimiz aynı şeyi yedik. Sana ‘kaç kurtar canını’, diyesim geliyor!”

“AAGER FOGSTEP!”, diye ünler Inshala.

“İnan bilmiyorum sorunun ne olduğunu. Tamam, arenadan sonra biraz fazla durağanladı Lady ama.. hepimiz biraz yorulmuştuk.”, der Aager kaşlarını hafif çatarak.

“Benim için sorun değil aslında..”, diye teskin eder Inshala. “Gürzünün sapı biraz batıyor sırtıma ama onun dışında burası sıcacık. Lady ablanın bu kadar sıcak olduğunu ve beni kucağına alacağını daha önce bilseydim kendim isterdim ondan ki!”

Aager istemsizce ‘fırk’lar.

“Hatırlıyor musun? Sizin Serenity Home’a dönüşünüzde bir şölen verilmişti de sende o akşam yanıma gelmiştin.. Sonra beraber dans etmiştik ve ben farkında olmadan uykuya dalmıştım.. Ertesi sabah uyandığımda ne kadar utanmıştım bilemezsin.. Yer yarılsa da içine girsem, diye düşünmüştüm. Kim ayakta dans ederken uyuya dalar ki?, diye kızın utanmış düşüncelerini duyar Aager.

“Sanıyorum, ‘yer yarılsa da içine girsen’ kısmını zaten o ay gerçekleştirmiştin. Ayda birden fazla ‘yer yarılma – içine girme’ olayı kabul etmiyoruz, Inshala hanım!, der Aager yarı şaka, ama diğer yarısı ise hiç de şaka olmayan, sessiz bir seziyle.

Inshala düşüncesizce söylediği bu laftan dolayı kendisine kızar..

“Ö.. Özür dilerim. Öyle demek istememiştim. Seni üzdüm..”, diye fısıldar Aager’in zihninde.

“Biliyorum..”, diye cevap verir Aager. “..ben özür dilerim. Şölen gecesinden bahsediyordun..”

“E.. evet.. Uyandığımda senin arkamda olduğunu fark etmiştim. Sırtımı kendine yaslamış, pelerinini bana sarmıştın.. Ve bütün gece hiç uyumamıştın..”, diye fısıldar küçük kız.

“Evet.. Bana yaslanmış olmandan dolayı ne kadar büyük bir keyif almış olduğumu anlatamam. Kollarımın arasındaydın, sırtını bana vermiştin ve o kadar sıcaktın ki.. Ve uyurken o kadar huzurlu görünüyordun ki, bütün gece seni seyretmekten kendimi alamamıştım. Bunu itiraf etmek için pek de doğru bir zaman sayılmaz ama, o gece boyunca büyülenmiş gibi saçlarını kokladım. Ve benim için o gecenin tek hayal kırıklığı gün doğumuydu.. İnsanlar genelde benden hoş olmayan şeyler yapmamı ister ve bu konuda bana güvenirler. Ama asla bana sırtlarını dönmezler ve asla bana yaslanmazlar.”, der Aager sakince.

“Neyse ki ben insan değilim!”, der kız mutlu bir şekilde!

“…”

“Ama o gece için bir dileğim daha olsaydı ne olurdu biliyor musun, Aager Fogstep?”

“Ne olurdu?”

“Senin de uyumuş olman.”, der kız anca hissedilir bir hayıflanmayla..

Aager’in zihni kızın bu ‘dileği’ karşısında tıkanır ve biraz yutkunur zira bu küçük, sıskası çıkmış kızın her hali, bildiği hiç bir norm’a, hiç bir alışkanlığa ve hiç bir ‘bildiğine’ uymadığı gibi kendisini en çok etkileyen özelliklerinden biri, onun öylece söylediği, basit gibi görünen ifadelerinin, nasıl olup da bir çok anlam içerebildiği olmuştu..

Aager kızın bu ‘dileği’ hakkında an itibariyle herhangi bir yorum yapmamayı tercih eder.

‘Zihinsel boğazı’ temizler ve devam eder.

“..Diğer dileğin neydi?”

“Diğer dileğim oldu zaten ki.. Benim.. benim saçlarımı çözüp gerçek halimi görmen.. ve yine de bunun senin için sorun olmamasıydı!”, der Inshala, içinde çocukça bir mutluğu gizleyen bir seziyle..

✱ ✱ ✱

Lady’nin gözleri odaklanır.

Ve başını önüne eğdiğinde, kollarında sımsıkı tuttuğu kızı fark eder.

Inshala ona bakar ve gülümser.

“Bize geri döndün mü abla?”

“Daha değil..”, diye kurumuş bir ses kaçar Lady’nin boğazından.

Sonra yavaşça, kucağında Inshala olduğu halde ayağa kalkar.

Udoorin’den büyük bir rahatlama sesi duyulur.

“Oh.. Geldi kendisine çok şükür..”

“Bir daha kimse senin canını yakmayacak.”, der Lady, kararlı, ve daha önce kendisinden duyulmamış bir sesle.

“Hayır.. Hayır kendisine hiç bir şekilde gelmedi..”, diye tıslar Aager, kısılmış gözlerini Lady’ye dikmiş bir şekilde.

“Merak etme abla. Kimse benim canımı yakmadı ki.”, diye içsel bir seziyle Lady ablasını teskin etmeye çalışır küçük kız.

“Bir daha kimse benim çocuklarıma dokunamayacak..”, der aynı kararlı hırlamayla ve Inshala’yı bırakır.

Herkesin hayret bakışlarını fark etmemiş gibi, ağır adımlarla kapıya yönelir Lady.

“Kimse benim tapınağıma girip talan edemeyecek..”

“EDENLERİ CİĞERLERİMDEKİ NEFESİMLE, KOLUMUN GÜCÜYLE VE ÇELİĞİMİN AĞIRLIĞIYLA EZECEĞİM!”

..diye vahşi bir gürleme kopar Lady’den!

..ve kendisinden beklenmeyen bir hışımla kapıya doğru atılır.

 

Aager en sonunda ayılır ve..

MAB..! NE YAPTIN SEN?!

..diye küfreder içinden!

 

Lady Magella kapıyı menteşelerinden sökerek yolar.

Vahşi bir intikamla yan odanın kapısını kırar ve ağır, çelik gürzü elinde olduğu halde içeri dalar..

KİMSE! KİMSE BENİM ÇOCUKLARIMA BİR DAHA EL SÜRMEYECEK!“, diye çığlar..

..ve hanı inleten bir gazapla, arenanın sonunda başına yediği darbeden dolayı hala kendisine pek gelememiş olan..

..Lilly Venom’un üzerine çığ gibi çöker!

✱ ✱ ✱

Udoorin!“, diye bağırır Aager ve Lady’nin arkasından odaya dalar.

“Nooluyo yaa?”, diye şaşkına dönmüş Udoorin, Aager’in peşinden gelir ama gerçekten ne olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktur.

Aager yapması gereken, dahası, yapması gereken kişiden ötürü yapmak zorunda bırakıldığı şey, kendisinden nefret etmesine yeterli olur, ama yine de yapar.

Var gücüyle Lady’nin üstüne atlar ve onu yere devirmeye çalışır, zira dwarf, elindeki koca gürzüyle iğreti yatakta uyuyan kıza ulaşması halinde, oyunun bitmesi anlamına geleceğini anlar.

 

Ve anladığı bir şey daha varsa, Lilly Venom’u birisi öldürecekse, bu kendisi dışında kimse olmayacaktır.

 

Ancak Lady Magella onu şaşırtır.

Lady Magella peşinden koşan herkesi şaşırtır..

Kendisinden hiç beklenmedik bir çeviklikle döner..

..ve kıyamet gibi bir uğultuyla gürzünü Aager’in karın boşluğuna indirir!

 

“KİMSE! HİÇ KİMSE!”

 

..diye hırıltılı bir çığlık çıkar Magella’nın buruşmuş yüzünden.

Aager ne olduğunu anlamaz.

Kendisini koridorun dışında, duvara yapışmış bulur.

Karnına isabet eden gürzün ağırlığını fena halde boşluğunda hisseder.

Aager’in gözleri kararır.. ve öylece kalır.

Geldikleri odadan Inshala’nın çığlığı duyulur ve küçük kız başını iki eli arasına almış bir şekilde o da yere yığılır.

“Aager.. Aager kör oldum! Hiç bi şey göremiyorum.. Ve başım çatlıyor!”, diye inler kızın korku dolu sesi Aager’in zihninde..

Karanlığın içinden Aager kendi sesini duyar.

“Udoorin. İndir onu yere.. İndir onu yere!”

“Ne? Benim Lady’ye dokunmamı, ve onu yere sermemi mi istiyorsun? Sen aklını mı kaçı—”, diye hayretle ünler Udoorin.

“İNDİR ONU YERE UDOORIN SHIELDHEART!”, diye dağlanmış bir sesle bağırır Aager.

Odanın içinde, Lady’nin arkasında karanlık, kapı gibi bir delik açılık ve içinden Gnine fırlar. Elinin bir hareketiyle anca görünür dev bir ‘EL’ belirir ve Lady’nin önünü keser!

 

“HİÇ KİMSE!”

 

..diye çığlar Lady ve olduğu yerden kaybolur!

..ve dev ‘el’in öbür yanında, Gnine’ın dibinde belirir.

Hiçbir tepki veremeden Gnine’a elinin tersiyle çarpar.

Gnine’ın ayakları yerden kesilir ve pencerenin yanındaki duvara yapışır.

 

Bir ok, Lady’nin bacakları arasından vınlayar geçer ve yere saplanır. Saplanmasıyla birlikte okun kendisinden her bir yana kalın, dikenli sarmaşıklar yayılır.

Ve Lady’yi kıskıvrak yakalar.

 

“Kİ.. KİMSE!”

 

..diye gıcırdayan bir sesle sarmaşıklardan kurtulmaya çalışır Lady.

“Bu onu fazla tutmaz!”, diye bağırır Laila ve elindeki yaya bir ok daha yerleştirir.

“Inshala.. bana gel.. sesime gel..”, diye inler Aager.

Küçük kız sürünerek odadan çıkar ve Aager’in yanına gelir.

“Ne yapabilirsin? Ben de bir şey göremiyorum.. Gürzüyle vururken bi büyü yaptı.”, der, zorlukla nefes alırken.

“Sen.. sen iyi misin?”, diye acıyla büzüşmüş yününü karalar içindeki adamın göğsüne gömer.

“Ben önemli değilim şu an. Lilly.. Lilly’yi öldürmeye çalışıyor. Ne yapabilirsin?”, diye yineler.

“O.. onu durdurmak için bir büyüm var ama işler mi bilmiyorum. Lady’nin zihni çok güçlü. Diğer büyülerim ise çok ‘büyük’ büyüler. Yaparsam bu hanın yerinde kalacağını sanmıyorum..”, diye hayıflanır küçük kız.

“Yap. O büyünü yap o zaman.”, der acil bir sesle.

“Göremiyorum!”, diye neredeyse mızmızlanır Inshala.

“Laila. Inshala’ya yardım et. Onun Lady’ye işaret etmesini sağla!”, diye bağırır Aager.

“Neden ben?”, diye söylenir Laila.

“ÇÜNKÜ SANA EMREDİYORUM!”, diye yine bağırır Aager.

“Tamam yaa!”, der Laila ve Inshala’nın çöp gibi konunu tutar ve onu Lady’ye doğru döndürür.

 

“KİM.. SE!.. HİÇ.. KİMSE!”, diye inler Lady yerinde.

 

“İşe yaramadı..”, diye ağlamaklı bir sesle söylenir Inshala. “Lady ablanın zihni çok güçlü ki..”

“Lorna—”, diye başlar Aager ama buna gerek kalmaz.

Peşinde kuzeni Anglenna ile Lorna Feymist kapıda belirir.

Kızın üzerinde Udoorin’in ona verdiği battaniye olduğu halde elinin bir hareketiyle Lady’nin bulunduğu odaya mutlak bir karanlık çöker.

“Efendi Gnine. Hala ayıksanız, sizden ricam, iki adım solunuza kaymanız. Bu şekilde daha güvende olursunuz.”, der sakince Lorna. “Efendi Aager. Sizde sevgili Inshala’mızı alıp kapıda ihtiyaç duyulması halinde sevgili Udoorin için yer açarsanız, sanıyorum ikinize de daha fazla zarar gelmesini engellemiş oluruz. Sevgili Dorin. Lütfen sizde benim yanımda durun. Bize yada Lilly hanıma doğru hareket etmesi durumda size güveneceğim.”

“Tabii ki.”, der Udoorin, ciddi ve gizleyemediği bir hayranlıkla.

“Abla..”, der en sonunda ve kenara çekilir. “..sıra sende. Odanın ortasında. Çok hafif sağında.. biraz daha.. evet. Tam orası..”

High Lady Anglenna seri, zarif el hareketleriyle büyüsünü salar.

“Bir daha..”, der Lorna aynı sükunetle.

Anglenna yaptığı büyünün bir kopyasını daha bırakır.

“Oldu.”, der Lorna ve oda tekrar aydınlanır. “Bu bize biraz zaman kazandıracaktır.”

 

Aydınlanan odada Lady Magella yoktur!

 

Prenses, sakin adımlarla Gnine’ın yanına gelir ve zarif bir hareketle onun önüne çömelir. “Efendi Gnine. İyi misiniz?”, diye sorar.

“Siz sorduğunuz için iyiyim Leydi Lorna. Zarafetinizle yine aklımı çeldiniz..”, der Gnine sırıtarak. “..Nevarki aynı şeyi bizim Lady için söyleyemeyeceğim. En son ne zaman bu kadar ağır bir tokat yediğimi hatırlamıyorum bile.. Ama düşünürsek, bu kadar ağır bir tokat yedikten sonra HERHANGİ bir şey hatırlıyor olmam bile hayret verici olurdu.”

Prenses Lorna ona gülümser. Sonra yavaşça ayağa kalkar, döner ve pencereyi açar.

“Lady Merisoul. Size ihtiyacımız var.”, diye, sanki hemen yanındaki biriyle muhabbet ediyormuş gibi aynı sakin sesiyle konuşur.

Aradan çok kıza bir süre geçer ve Merisoul pencereden içeri süzülür. Odaya ve odadakilere bakar.

“Nooldu size böyle? Dostlar arasında kavga olmaz. Bunu bilmiyor musunuz?”, diye söylenir.

“Ama dostlar arasında yanlış anlaşılmalar olabilir..”, der Lorna. “..ve sanıyorum şu anda olan da bu.”

“Benden ne istiyorsunuz? Kavga ettiyseniz aranızı bulabilirim ama sana dokunamam..”, der ve hemen önünde duran Lorna’yı gösterir.

“Ona da dokunamam.. “, der ve Udoorin’e işaret eder.

“Ona ise dokunmayı bırak, yakşabileceğimi bile hiç sanmıyorum. Pis adam gözlerimin içine baka baka bana sınır çizdi!”, der ve odanın dışında, yerde oturan Aager’i gösterir.

“Buna.. buna da dokunamıyor olmam lazım..”, der ve Inshala’ya işaret eder. “..ama, her nedense normal kurallar onun için geçerli değil. Belki de gerçekten beni söylediği kadar sevdiği içindir.. Biraz hayret verici bir durum.. Canımı yakar ama çok istersen, buradaki herkesi birbirine sevgili yapabilirim!”

“Aaa.. Hayır, Leydi Merisoul. Sizden öyle dramatik bir şey istemeyeceğim..”, der Lorna ve dönüp, onca arbedenin içinde uyumaya devam etmiş olan kıza başıyla işaret ederek “..Lilly hanım. Onu alıp birkaç saatliğine saklamanızı isteyeceğim. Korkarım güvenli olup olmadığına göre ne zaman geri dönebileceğinize siz karar vermek zorunda kalacaksınız.”

Merisoul burnunu çekip ‘hıf’lar.

“Can sıkıcı, bebek bakıcısı işi..”, diye hayıflanır. “..Bari yanıma birini verin. Muhabbet edecek birim olsun. Biz yokken uyanırsa, bu kaçığın benimle konuşmak isteyeceğini hiç sanmıyorum ve küçüklüğümde yeterince hakaret işittim..”

“Tabii..”, der Lorna gülümseyerek.

Merisoul başını pencereden dışarı sarkıtır.

“DARLY.. DARLİİİİİ!”, diye seslenir.

‘Darliiii’, örümcek gibi damdan aşağı tırmanır ve pencereden içeri girer.

Tek bakışta odadaki herkesi, bulundukları durumu ve hallerini algılar.

“Buyur Soul..”, der sakince ve damda Merisoul ile ne yaptığı hakkında hiçbir şey söylemez. Ama yüzündeki ifadeye bakılırsa, bu sanıldığı şey değildir. Darly pencerenin hemen yanında duran Lorna’yı görünce yüzü olduğundan daha da çekilir ve başını önüne eğer.

 

Darly, Lorna’ya bakmaz.

Darly, Lorna’ya bakamaz..

 

Ama Merisoul’un ‘tavan’da açtığı gizli boyuta Lilly Venom’u taşımadan önce, prensesine döner ve kahır dolu bir sesle “Siz.. Sizden özür dilerim.. Bütün benliğim, varlığım ve kalbimle, sizden özür dilerim, hanımım.”, der.

Ve kendisine hayretle bakan kızın cevabını beklemeden Lilly Venom’u omuzlar ve onu Merisoul’un açtığı gizli boyuta taşır.

Üçünün de içine girmesiyle gizli boyut kapanır ve kaybolur.

 

“Vakit dolmak üzere..”, diye özlü bir hatırlatmada bulunur Anglenna.

“Sanırım hepimizin de odalarımıza çekilme vakti geldi..”, diye onaylar Lorna.

“Eee..? Lady’yi ne yapacağız?”, diye sorar Laila, Gnine’ı yerden kaldırırken.

“İnanın bilmiyorum..”, der Lorna. “..Ama şu anda daha fazla üstüne gitmemizin bir faydasını da göremiyorum.”

“Korkarım Lady’nin sorunu kendi içinde..”, der Anglenna fısıltılı bir sesle. “..Gördüğü bir şey onu çok derinden etkilemiş olmalı.”

“Bizim bilmediğimiz bir şey mi biliyorsun?”, der Laila haşin bir sesle.

Bir an.. çok kısa bir an, Anglenna’nın gözleri parlar ve önündeki bu çapulcu insan müsvette—

Anglenna gözlerini kapatır ve derin bir nefes alır.

“İzci Onbaşı Laila. Bu sadece bir öngörü, o kadar. Kuzenim haklı. Onu cebren alaşağı etmeyi düşünmüyorsanız, kendi haline bırakmanız en doğru olanı. Dahası, Lady Magella bu odaya çok kati bir amaç için girmişti. Prensesin planı da, uygulaması da kusursuzdu. Zira Lady’nin artık bu odada bir amacı kalmadı. Hedefi olmayan bir ok, ancak uçabildiği kadar gider, sonra atıl bir şekilde yere düşer. Sizin kadar marifetli olmasam da, bütün Bari Na-ammen elfleri ok atmasını öğrenirler.”, der ve çekilmiş yüzünde garip, biraz da ürkütücü bir gülümseme belirir.

 

“Huh!”, diye hayretle inler Aager.


Oyun terminolojisi ile, son sahne:

  • Aager Fogstep, Lady Magella’yı Grapple etmeye çalışır ama Lady save eder.
  • Gözü dönmüş Lady Magella ona gürzünü savurur (birinci saldırı), Aager Evade etmeye çalışır ve Inshala ile bağlı olduğundan dolayı sadece kısmi hasar alır ama Lady’nin kullandığı Blinding Smite etkisinden kurtulamaz ve geçici olarak Blind/Kör olur. Aager’in aldığı hasar ve körlük, bağlı olduğu Inshala’da aynı kısmi hasar ‘zihinsel’ olarak yansır ve o da geçici olarak Kör olur.
  • Gnine Tinkerdome, Dimension Door açarak Lilly Venom’un yanına gelir ve Arcane Hand ile Lady’nin önünü bloke etmeye çalışır ancak Lady (bir şekilde) Misty Step yapar (bonus action) ve Gnine’ın çağırdığı dev elin öbür yanına sıçar ve ona Thunderous Smite geçirip (ikinci saldırı) onu duvara yapıştırır (teknik olarak bu gürzüyle yaptığı bir saldırıydı ama ben olayı biraz yumuşatıp, ‘elinin tersiyle’ diye değiştirerek Gnine’ın kafasını kırmaktansa, biraz gurunu kırmayı tercih ettim. Ayrıca 300 ft. çapındaki bütün pencereleri de kırmak istemedim).
  • Laila Wolvesbane, Lady’nin kendisini vurmaktansa, oku hemen onun ayaklarının dibine atar. Oku saplanmasıyla beraber Ensnaring Strike devreye girer ve geçici de olsa Lady’yi yakalayıp olduğu yere mimler.
  • Inshala Frostmane Hold Person yapar Lady’ye ama kendisinin de tahmin ettiği gibi, Lady Wisdom Save Check de başarılır olur ve büyü etkisiz kalır.
  • Lorna Feymist’in de Hold Person büyüsü vardır ama o da Inshala gibi düşünür ve hiç onunla uğraşmaz bile. Onun yerine herhangi bir save gerektirmeyen, alan etkili Darkness büyüsü atar ve bu şekilde oda ve koridordaki herkes bir anda kör olur. Ancak bir warlock özelliği dolayısıyla kendisi kör karanlıkta bile görebildiği için herkesi yönlendirir (bunu bir sefer daha, Arashkan yolu üzerinde gerçekleşen Orken baskınında da yapmıştı).
  • Anglenna Sunsear Banish etmeye çalışır ancak Lady Charisma Save Check de 27 roll eder ve başarılı olur.. Anglenna bir sorceress olması dolayısıyla Meta Magic özelliğini kullanır ve Twin Spell’ini devreye sokar. Bu şekilde Banish büyüsünü ikinci kere cast eder. Bu seferli Charisma Save Check de Lady ne yazık ki 11 roll eder ve fail olmuş bir şekilde 1 dakikalığına Banish edilir.
  • Lorna, Merisoul Xyrotwu’dan Lilly’yi alıp gitmesini isteyince, Merisoul basit bir Rope Trick büyüsü yapar, Lilly ve Darly Dor ile birlikte gizli ‘bölmeye’ kaçarlar.

Bu da yazdığım en uzun combat sahnesi olmuş oldu. Combat’in tamamı gerçekte bir, bir buçuk turn sürdü sanırım. (Udoorin’in ‘done guard’ yaptığını da hesaba katarsak), herkes bir şeyler yapmış oldu. Lady round da iki saldırı (1 action) ve Misty Step ile bonus action hakkını kullanmış oldu. Burada sadece Gnine’a karizma olsun diye işin içine Dimension Door ekledim (çıktıkları odadan, saldırının olduğu odaya). Bir de Laila’nın Lady’yi gerçekte vurmak istemeyeceğini düşünerek, ona ikinci okunu attırmadım.

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi role play serenity The Great Arashkan the plot thickens

1:33:017 – Elveda, Felishia..

1:33:017
Elveda, Felishia..

Timeline:

NONE!

 

Bu hikaye, herhangi bir şekilde, herhangi bir resmi zaman çizelgesi içerisinde gerçekleşmediği için, bilinen, standart tarih kronolojisinde yer almıyor.

Tahmin edilen tek şey bu hikayenin “Farstep” ‘den ‘hemen sonra’, ‘esnasında’ ve ‘öncesinde’ yer aldığıdır..

 

 

Aager Fogstep, sislerin arasında kaybolan Mab’in davetkar, imalı, şuh sesini son bir defa duyar..

 

“Annenin adını hatırlıyor musun, Kış Askeri?”

Aager, bilinçsiz ve farkındasız bir sesle, Gemini ile ilk bağlandıklarında ve sadece Inshala’sının saf, yumuşak ve sıcacık dokunuşları sayesinde hatırlayabildiği ismi söyler;

“Kriss Li..”

✱ ✱ ✱

1:33:017TOK!.. CLANK!.. BIZZZT.. DİNG!

TOK.. TİK.. TOK.. TİK..

 

1:32:56

TOK

Ben ölmek isterken, günlerce bana baktın. Halbuki sana hiçbir vaatte bulunmamıştım bile. Şimdi o vaadin zamanı geldi, zira yaşamak için sebebim yokken bana, beni bir sebep olarak gösterdin.”

TİK

1:30 – “Bunu kabul edersem, ona.. Mab’e bir lütuf borçlu olacağım ve sen de benim bütün korkularımın acısını yüklenmek zorunda kalacaksın.. korkularımın, deliliğimin ve cinnetimin!”

TOK

1:28 – “ÜÇ ŞEYİM YOK! SADECE BİR ŞEYİM.. BİR HAYALİM VARDI VE O DA ELİMDEN ALINDI!”

TİK

1:27 – “Yaraların.. Bi çok yaraların var. Bunları bizimleyken almadın. Alsaydın bilirdim!”

TOK

1:24 – “Sanırım dans etmek istemiştin..”

TİK

1:20 – “Ben acı çekebilirim ki! Acı çekme konusunda çok iyiyimdir..”

TOK

1:16 – “Ö.. özür dilerim. Ben aptal kızın tekiyim.. Bu sosyal şeysinin kurallarını anlayamıyorum. İnsanların bölgelerini nasıl işaretlediğini de bilmiyorum!”

TİK

1:10 – “Kimin iyi olmadığını senin kadar sık söyleyen biri için, tutturma oranın oldukça düşük. Bugüne kadar isabet ettirebildiğin tek kişi benim!”

TOK

1:06 – “Gördün değil mi? Evet, gördün.. Artık benim nasıl bir yaratık olduğumu biliyorsun! Sana iyi birisi olmadığımı söylemiştim.. “

TİK

1:02 – “Ama neden? O iyiliğin ne olduğunu bile bilmeyen bir iblis!”

TOK

0:58 – “Daha değil.”

TİK

0:56 – “Sen.. iyi biri.. misin?!”

TOK

0:52 – “Hepsi senindi..”

TİK

0:50 – “Sana hiç bırakmadım..”

TOK

0:46“BU SADECE İŞLEDİĞİN CÜRMÜN CEZASI OLACAK..”

TİK

0:44“VE ŞUNU BİLESİN Kİ, BU BİR İNTİKAM OLMAYACAK.”

TOK

0:43“BUNU HER ZERRENDE SANA HİSSETTİRECEĞİM.”

TİK

0:36“VE SEN ONU ÖLDÜRDÜN!”

TOK

0:32 – “O bizim göz bebeğimizdi..”

TİK

0:30 – “O sadece bir salağın sevgisi değildi..”

TOK

0:27 – “Sana, onun bizim için kıymetini anlatmaya çalıştım.”

TİK

0:24 – “Seni BEN hayatta tuttum! Bugün buradasın çünkü bunun olmasını BEN sağladım. Bunu asla unutma..

TOK

0:22 – “Ona karşı saygı göstermen gerektiği konusunda seni uyarmıştım.”

TİK

0:20 – “Bırak beni sefil bücür!”

TOK

0:15 – “Benim adım ‘Lilly’s Venom’..”

TİK

0:13Inshala..

TOK

0:11 – “Sen benim ağabeyimi öldürdün!”

TİK

0:09 – “..Sen de bundan sonra, benim sana emanet ettiğim bu acıyla yaşayacaksın.”

TOK

0:08 – “Buna ‘ACI‘ derler, Aager Fogstep!”

TİK

0:07Güzel.. Dorin.. ablam sana.. emanet. Onu.. onu kurtar. Ve.. Darly.. bu onun suçu değildi.. Lütfen..

TOK

0:05Çün.. çünkü sen benim.. ablamsın..

TİK

0:03Alor’Nadien ne.. Güzelim.. bebeğim.. neden? Hedef bendim, sen değil! Beni vurması gerekiyordu.. Neden..? Neden girdin araya?

TOK

0:01“HAYIR!.. HAYIR.. NEDEN YAPTIN BUNU? NEDEN?”

TİK

0:00ACI!

TOK.. TOK.. TOK..

TOK

TİK!

 

TİK

TİK

TİK.. BIZZZT.. DİNG!

 

TİK..

 

0:01

Lady’nin bütün çabalarına rağmen ortalık cesetlerle doludur..

..ölenlerin ve öldürülenlerin bir ‘kısmı’ yoktur.

..ölenlerin ve öldürülenlerin bir kısmımın ise tamamı yoktur!

 

TOK

 

0:08

Aager tekrar yaratığın tepesine çıkmaya çalışır.

Yaratık ya göründüğünden çok daha zekidir, ya da fevkalade kurnaz bir içgüdüye ve tepki mekanizmasına sahiptir; Aager zorlukla saplayabildiği hançerleriyle yaratığa yine tırmanmaya çalışır ama dev kertenkele, huylanmış gibi irkilir ve bütün vücudu titrer.. ve Aager’i tekrar üstünden atar!

 

TİK

 

0:16

Anglenna, tükenmek üzere olduğunun farkına varmış bir şekilde, “Bence herkes aynı anda, aynı noktayı yakmalı. Bu şekilde büyüler bir birini desteklemiş olur.. Küçük kız, onu yerinde tutabilecek bir büyün var mı?”

Inshala, kendisine küçük kız denmesinden hiçte hoşnut olmaz. Dahası, ördek dudaklı bu kadınla daha hiç konuşmamıştır ve o kendisinden “küçük kız” diye bahsedip durmaktadır. ‘Doğa da hayvanlar bile birbirleriyle daha saygılı konuşurlar!’, diye geçirir içinden ve Anglenna’ya cevap vermez. Sadece omuzlarını silker.

 

TOK

 

0:22

“Yardım et, lütfen. Onu yerinde tutabilecek bir büyün var mı?”, diye bezgin ve yaralı bir ses duyar zihninde.

“Bana ‘küçük kız’ demesinden hoşlanmıyorum! Yaşımın gerektirdiği olgunluğa ulaştığımı düşünüyorum.. Aramızda en olgun duran Laila ablanın boyuna ulaştım nerdeyse.. Sıska olmam ise benim suçum değil!”, diye Inshala’nın alınmış sesini duyar Aager zihnine.

“Biliyorum, biliyorum, bebeğim, inan boyum yetişse bi tane patlatasım geliyor kafasına ama yaratık hareket ettiği sürece bir şey yapamıyoruz.”, der Inshala’ya doğru.

“Büyülerimin çoğu bitti. Neredeyse tamamını size ve hiç tanımadığım kişilere kullandım..”

 

TİK

 

0:36

Gel, Snare!, der Inshala ve ellerini tekrar havaya kaldırır.

Arenanın zemini sarsılmaya başlar..

Gel, Snare.., diye bir daha çağırır küçük kız.

Koca bir toprak parçası yerden fırlar.

Gel, Snare, bana gel.., der son bir defa daha ve birden toprak tamamen parçalanır ve içinden bir..

..ağaç yükselir.

Ve doğrulur.

 

TOK

 

Yaratıktan ilk defa bir can havli haykırışı duyulur, ve tüm gücüyle canını yakan şeyden uzaklaşmaya çalışır.

Ağacın kolları gerilir ve sürüngenin muazzam gücüne karşı koymaya çalışır.

Azılı yaratık çekiştirmeye ve çığlık atmaya devam eder ve dallardan çatırtı sesleri gelmeye başlar.

Seril, Snare.. seril, güzelim.. Sen doğanın köküsün. Sen, varsın!, diye fısıldar ağaca doğru Inshala.

..ve ağaç bir an titrer, sonra yine doğrulur. Yer tekrar sarsılır ve birden ağacın etrafında kalın kökler belirir.

 

TİK

 

Kökler salınır ve her yöne serilir..

..ve ağaç, muazzam yaratığı durdurur!

 

TOK

 

0:56

Aager haykırır;

“ŞİMDİ!..”

 

TİK

 

0:58

Vahşi bir heyecanla Laila da haykırır ve yayını gerer;

“ŞİMDİ.. ŞİMDİ..!”

 

TOK

 

0:59

Udoorin de manyamış bir mutlulukla haykırır;

“ŞİMDİ..!”

 

TİK

 

1:01

Dev sürüngenin diğer yanından, Lorna’nın beklenmedik, heyecan dolu çığlığı duyulur;

“ŞİMDİ..”

 

TOK

 

1:02

Muzaffer bir çığlıkla Gnine’da haykırır;

“ŞİMDİ, ATEŞ TOPU ŞİMDİ!”

 

TİK

 

1:03

Yüzünde şaşkın bir ifadeyle Gnine’ın arkasında duran Inshala da haykırır;

“Şimdi..?”

 

TOK

 

1:04

Lady, Gnine ve Inshala’nın arkasından Anglenna, yüzünde soğuk, donuk bir ifadeyle tıslar;

“şimdi..”

 

TİK

 

1:06

Daha da geriden biri “Felishia Fremier’i hatırla..”, diye geçirir içinden ve sessizce fısıldar;

“ŞİMDİ.”

..ve babasıyla yaptığı anlaşmanın ilk kısmını yerine getirir..

 

TOK

 

1:07

Etrafa saçılmış, parçalanmış, kanlı cesetlerin atlından, kimsenin fark etmediği biri daha fısıldar;

“EVET, AAGER.. ŞİMDİ..”

 

TİK

 

1:11

Darly Dor, daha on iki yaşındayken sokağa atıldığı gün onu bulup yetiştirmeye başlayan Yaşlı Sansar’dan öğrendiği marifetlerini sergiler ve kimse onun sessiz hışmını görmez..

Darly’nin, hedefine arkasından yaklaştığını görebilecek tek kişi ise göreceli bir güvenlikte, devasa yaratığın öbür yanında dumanlı teberini savurması gereken Prenses Lorna’dır ama o da her nedense tamamen aksi yöne bakmaktadır..

Yumuşak tabanlı çizmeleri, arena’nın pis, kanlı toprağına sanki hiç değmiyormuş gibi ses çıkarmaz.

Genç hırsız, herkesin dikkatinin yere yığılmış devasa sürüngene çevrildiği anı beklemiş ve tahmin ettiği gibi Anglenna yılanı, herkesin en arkasında, olduğu korkak gibi, olabilecek en güvenli yerde o kibirli edasıyla durmuş, pahalı elbiseleriyle poz vermektedir.

Darly ona, bir High Lady olmanın sokaklardaki ederini çok ‘keskin’ bir şekilde öğretecektir.

Anglenna’dan sonra sıra babasına gelmiş olacak ve ancak onunla da işi bittiğinde, Felishia Fremier’e verdiği sözü tutmuş olacaktır..

 

TOK

 

1:14

İki bacağı da diz kapaklarından aşağısı eksik, içini yere boşaltmış kanlı ceset, anca fark edilir bir şekilde kenara kayar ve altından, cesur bir kalemden çıkmış yüz hatlarına sahip Lilly Venom peyda olur..

Gözlerini kısarak dev sürüngenin sırtına çıkmayı başarmış Aager Fogstep’i gözler.

Hedefi, tahmin ettiğinden de uyanıktır zira bütün savaş boyunca adamın arkasını kolladığını gözlemlemiştir.

Kız, olağanüstü, büyüleyici bir zarafetle hedefine doğru süzülür.

Yıllar önce, kendi kendisine verdiği ‘Kan Yemini’ni tutmaya kararlı bir ifadeyle, dikkatlerin yıkılan devasa canavara verildiği anda, herkesin kör açısından sokulur hedefine..

 

TİK

 

1:18

Udoorin, deli narası atarak yaratığın ayaktayken ulaşamadığı yerlerine ellerindeki dev baltalarla kesip parçalarken, bir yandan da gözü dönmüşcesine, ve kendisini görenleri ürperten kahkahalar atmaktadır.

 

TOK

 

1:20

Laila, kıymetli yayını omuzlamış, “Oklar pahalı.. oklar pahalı..”, diye kendi kendine telkin eder ve iki uzun kılıcını da belinden çeker ve yaratığa doğru koşmaya başlar.

Sanki az ileride manyamış Udoorin’in kahkahaları bulaşıcıdır ve Laila’nın da yüzünde çılgın bir sırıtış belirir ve yaratığın karnını bir ucundan diğerine yararken kendisi de manyamış bir kahkaha atar;

“Ahahahaaa.. Kız haklıymış. Bu gerçekten bir ‘sürüngen’!”

 

TİK

 

1:24

Gnine kimsenin yakında olmadığından emin olur ve yaratığın, mancınık boyundaki kafasının tamamını içine alacak şekilde büyüsünü yapar.

Dev sürüngenin kafası, muazzam bir ateş topunun içinde kaybolur.

Ateş topu ivmesini ve harını kaybettiğinde geride bir gözü akmış, başının bir yanı neredeyse tamamen kömürleşmiş bir şekilde, uzun, acı dolu bir inlemeyle yaratık olduğu yerde yığılır kalır..

 

TOK

 

1:26

Udoorin’in çıldırmış kahkahaları, Lorna’nın bir şeye ayılmasına sebep olur;

Aylar önce, ilk karşılaşmalarında Udoorin yine aynı manyamış kahkaha ve gürlemesiyle Darly ve Merisoul ile bulundukları odaya dalmıştı..

Lorna’nın uyandığı şey, sevdiği bu gencin bu manyamış halinin, kendi kendisinden hiç beklemediği, asla tahmin edemeyeceği, hayatı boyunca varlığından bile haberdar olmadığı içsel bir şeylerin tetiklenmesine sebep oluşudur.

Lorna’nın yüzü kıpkırmızı kesilir..

‘O benim sakin, hanımefendi halime, ben ise onun çılgınlığına mı vuruldum?’, diye geçirir içinden..

Sonra beklenmedik bir şekilde omuzlarını silker.

“Herkesin, derin manaları olan felsefi bir aşkı olması gerekmiyor..”, der ve “Ayrıca çok güzel gözleri var!”, diye de tasdik eder.

Elindeki koca glavyesini savururken, “Konuştuğum zaman dinliyor, konuştuğu zaman dinletiyor. Bana karşı her zaman dürüst. Bugüne kadar prenses oluşuma bakmadan, bütün kötü huylarıma rağmen yine de beni karşılık beklentisi olmaksızın seven tek kişi..”, diye kendince önemli bulduğu noktalara değinir.

‘..Ve toplam zekamız da buradaki herkesinkini geçer!’, diye de ekler içinden alakasız bir şekilde ve kızarmış yüzünde tatlı bir gülümseme belirir.

Elindeki uzun, dumanlı glavyesini bir sağa, bir sola, ritmik bir şekilde daha da azimle savururken gözüne, ablası Anglenna’nın olduğu yerdeki bir şey takılır..

..ama tam o anda, Lorna için ortamdaki bütün sesler kesilir ve arkasından, sanki sessiz bir mağara gölüne düşen bir su damlasının yankılanan sesini duyar.. ve ardından, daha küçük bir kızken sadece bir defa duyduğu High Woods’un ona seslenişini işitir..

Alor’Nadien ne.
Ben Quarlani Ath Tel’Ora ve seni kalbim olarak seçtim..
Senden gelecek nesiller bu ormanda büyüyecek.
Ve onlarla beraber bu orman da salınacak ve serpilecek..

Lorna hayretle karışık bir mutlulukla sesin geldiği yöne döner..

..ve ablası Anglenna’nın arkasında gördüğünü sandığı Darly’yi kaçırır.

 

TİK

 

1:28

Darly, belindeki kemerinin altında sakladığı ince, uzun hançerini çeker.

Ne kadar ironiktir ki Felishia’sını öldüren kesiciyi de bu hançerle öldürmüştür.

Aynı hançerle şimdi asıl kesiciyi öldürecektir..

 

Yılana sekiz adım kalmıştır ve artık geri dönüş yoktur..

Yedi..

Altı..

Beş..

İki..

 

Darly, sanki Arashkan’ın pis lağımlarında olduğu zamanlarda duyduğu gibi, sağ tarafından bir damla suyun, karanlık, boklu tünellerde yankılanan sesini duyar gibi olur.. ve beklenmedik bir şekilde Felishia’nın ona saf, derin, kontralto sesiyle konuştuğunu duyar..

Darling..
Neden yüzüme bakmıyorsun artık?
Seni üzecek bir şey mi yaptım?

Genç, yakışıklı hırsız kontrolsüz ve kahrolmuş gözlerle sesin sahibini arar.

 

Ve tam orada..

..birisinin müthiş bir ivmeyle Inshala’nın arkasına atladığını görür.

Darly tereddüt etmez.

Hiç sektirmeden rotasını kırar—

 

TOK

 

1:30

Lilly Venom son anda belinden hançerini çeker, zarif, sessiz bir hareketle, bir hayvanı adam eden kızın sırtına doğru atılır..

—ve diğer kesiciye dalar!

Lilly Venom ne olduğunu ancak son anda fark eder; elindeki lanetli hançer, hemen önünde duran, sıskası çıkmış sırtı kendisine dönük farkındasız kızın dağılmış saçlarını okşar..

..sonra kendisine saldıran adamla birlikte yere yuvarlanır. Darly kesiciyi iki bileğinden de yakalar ve yerde onunla boğuşmaya başlarlar..

 

TİK

 

1:31

Her nasılsa Venom kendisini üstte bulur.

Hedefini elinden çalan bu adama karşı muazzam bir kinle bakar ve bir teselli ödülü olarak onu kesmeye karar verir..

 

TOK

 

Aager Fogstep, dev sürüngenin ensenine çıkmış, yaratığın atar damarlarının olduğunu düşündüğü yerleri kesmektedir.

Hiçbir anlam veremediği, sanki dirseğini yanlış bir açıyla bir masanın köşesine çarpmış gibi irkilir ve olduğu yerden doğrulur.

 

“Şimdi..”

 

Aager’in zihninde bir şimşek çakar ve her şey bir anda yerli yerine oturur!

 

TİK

 

Darly Dor, yapmış olduğu şeyin ona tam olarak neye mal olduğunu o anda anlar zira kaçırdığı fırsat asla ve bir daha eline geçmeyecektir; Anglenna elinden kurtulmuştur!

Sonra, var gücüyle elindeki mel’un dökümlü bıçağı yüzüne sokmaya çalışan kesiciye bakar ve sonunun geldiğini anlar.

‘Eh, bir gün olacaktı illa ki..’, diye geçirir içinden.

 

TOK

 

1:32:56

Aager haykırır;

“Kriss Li..!”

 

TİK

 

1:33:017

Darly Dor..

..kendisini öldüren kıza gülümser.

Ardından..

“Elveda, Felishia..”, diye fısıldar.

 

TOK..BIZZZT.. DİNG!

 

TİK.. TİK.. TİK.. TİK.. TİK.. TİK.. TİK.. TİK..

✱ ✱ ✱

Lilly Venom olduğu yerde irkilir ve duyduğu isim karşısında dona kalır.

Başına isabet eden şeyi fark etmez bile.

Lilly Venom için dünya gitgide artan bir açıyla yan yatarken, o kendisini küçük, tek gözlü, köhne bir evde, ağabeyinin onu zorlukla çıkardığı iğreti sandalyenin üstünde bulur!

 

“Kıpıydama. Geycem şimdi!”, der ağabeyi ona, her zamanki çatık kaşlı, ciddi ve koruyucu sesiyle.

Lilly’s Venom, sandalyesinde usluca oturur, ağabeyine güneş gibi bir gülümseme atar ve “Piki”, der.

Çocuk, Lilly’s Venom’un düşmeyeceğinden emin olduktan sonra, diğer sandalyeyi itiştire çekiştire kız kardeşininkinin yanına sürükler. Sonra ıhlaya poflaya kendisini çektiği sandalyeye çıkartır ve mutlu bir şekilde “Oydu işte!”, der ve annelerinin onlar için masada bıraktığı soğumuş tasın içindeki un, patates ve suyla yapılmış fakir yiyeceği tahta kaşıkla alır, önce bir kaşık kız kardeşine verir, sonra da kendisi bir kaşık alır.

Bu şekilde tası yarılayınca çocuk “Tamam. Doyduk!”, der kati bir sesle. Kendisinden bir yaş küçük olan Lilly’s Venom’un yüzü buruşur. “Ben doymadım ama ki!”, der mutsuz bir şekilde.

Çocuk son derece ciddi bir ifadeyle, “Annem ne zaman geliy bimiom. Geyinisini soyna yeyiz. O zaman daha çok doyayız!”, diye kız kardeşini ikna eder..

 

(Hikaye: A Bard’s Tale VIII, “Aager”)

 

“Annem.. “, diye boğuk bir fısıltı kaçar kızın ağzından..

 

Lilly’s Venom kendisinden geçmiş bir şekilde yere yığıldığında, kayık gözlerinden yanaklarına ve acı dudaklarına gözyaşları saçılır..

 

Merisoul Xyrotwu, elindeki son derece pahalı, bulunması ise çok daha zor olan büyülü sopayı böylesi bir ‘ahmak odunu’ olarak değerlendirmiş olduğundan dolayı biraz utanmış bir şekilde yerdeki kıza bakar.

“Kahrolasıca kaçık şey.. Bir grupta bir deli yeter ve bizimkinde dokuz deli fazlası var zaten!”, diye burnundan solur.

“Ayrıca o çocuk bana ait. Onun güzel yüzünü çizmemiş olsan senin için iyi olur.”

 

Aager kayarak yanlarına yetişir ve farkındasız, kontrolsüz, katışıksız, dağlanmış, fokurdayan, cinnetin eşiğinde ve çırılçıplak bir duygu seli içerisinde Inshala’sına sarılır.

Sel, hayret içerisinde ve kafası karmakarışık olan kızın tüm setlerini olduğu gibi darmadağın eder..

Kendisine sımsıkı sarılan adamdan aldığı dev duygu dalgalarından başı fırıl fırıl dönen Inshala’dan dehşetle karışık küçük, salt, mutlu bir çığlık kaçar ve içindeki, her zaman tetikte bekleyen kendi duygu fırtınası bir anda kontrolden çıkar ve pikler ve kendisini, sarhoş olmuş bir şekilde Aager’e, erimek istermişçesine bırakır..

..tamamen!

 

Koca arenanın ortasında, etrafı parçalanmış ve yenmiş cesetlerle çevrili kadim sürüngenin ölüsünün yanında Aager, ayakları yerden kesilmiş bir Inshala’ya sarılmış, öylece durmaktadırlar..

 

Neden sonra Inshala, çocukça bir coşkuyla ağlayan Aager’in ıslak yüzünü küçük, sıcacık avuçlarının içine alır ve onun gözlerini seyreder.

“Bir şey oldu..”, der Inshala.

“Çok şey oldu.”, diye kırık bir sesle fısıldar Aager.

“Nooldu?”, diye onu fırtına grisi gözleriyle süzer.

“Sonra.. Sen gitme yeter!”, diye zorlukla yutkunur Aager.

“Ben buradayım ki. Bir yere gitmiyorum. Beraber aptal olmaya söz vermiştik..”, diye geri fısıldar Inshala kendisini teslim ettiği adama.

Aager Fogstep, Inshala’nın yüzüne baktığında gördüğü tek şey, onun gözlerindeki vahşi fırtınanın fokurdayışıdır..

“Bu ilişkide aptal olan sadece ben varım, sevgili Inshala.. ve bundan dolayı tahmin edemeyeceğin kadar da mutluyum.”, der Aager.

Yandan Merisoul’un alt dudağını pörtleterek, “Şu işe bak yaa.. Yıllarca ne olduğunu anlamaya çalıştım ve bu iki salak sevgiyi bulmuşlar bile!”, diye söylendiğini duyulur.

Aager, Inshala’yı bırakmaz.

Çok uzun bir süre hayretle onun yüzünde oynaşan ifadeler silsilesini, aralanmış küçük, çilek rengi dudaklarından nefesini ve onun gözlerindeki, hapsedildiği kafesten kudurmuşcasına kurtulmaya çalışan vahşi fırtınayı seyreder Aager.

Ne çıldırmış arena seyircilerinin haykırışlarını duyarlar, ne de etraflarında toplanmış diğerlerini fark ederler.

Lady, yüzünde mutlu bir ifadeyle, Laila hafif çatılı kaşlarıyla, Udoorin hayretle, Lorna sevinçle, Gnine sırıtarak, Anglenna ise tek kaşı kalkmış bir şekilde kahkahalarla ağlaşan iki gence bakmaktadır.

Ama o an, ikisi için de sadece diğeri vardır..

 

“Ben de seni..”, diye fısıldar dolu gözlerle Inshala, sadece onun, ve sadece zihninde duyduğu bir şeye.

 

Grup, Lady’nin kısa bir emri ile iki genci baş başa bırakır ve arenada hayatta kalmış yaralılarla ilgilenmek için dağılır.

Aager uzun bir süre daha kızı bırakmaz. Yüzünü, utancından sarıldığı adama gömmüş olan Inshala’yı sımsıkı tutar halde Merisoul’a döner ve başıyla yerde yatan kesiciyi işaret ederek, “Teşekkür ederim. Onu öldürebilirdin. Ama bunu yapmadın.. Teşekkür ederim.. “, der ve baygın kıza, onu ilk defa görüyormuş gibi bakar.

Merisoul makul bir şekilde bu teşekkürü alır ve yan cebine koyar ama bununla tatmin olmaz.

“Kim bu kaçık ve neden senden bu kadar nefret ediyor?”

“Nefreti uzun ve çetrefilli bir hikaye. Kim olduğuna gelince..”, der Aager sessizce.

“O.. Sanırım o benim küçük kız kardeşim..”

✱ ✱ ✱

Aradan saatler geçmiştir..

Büyük acılar sonunda Gnine’ı arenanın zindanlarından kurtarmışlar, yorgun ve bitkin bir şekilde, yeni yaralar ve yeni tecrübelerle, daha bilge olmasa da, kendilerini ve birbirlerini daha iyi tanımış olarak o sefil yeri geride bırakmışlardır.

Şehrin öbür ucundaki kaldıkları hana, tuttukları büyük, kapalı bir araba ile giderken herkes son bir haftayı tekrar yaşıyormuş gibidir.

Gnine, Lilly Venom’un olası kimliği hakkında ki tahminleri dışında, cehennemde geçirdiği bir haftayı büyük bir heyecanla non-stop konuşarak anlatmış, sonra birden ipleri kesilmiş kukla gibi yorgunluktan kıvrılmış, başını en eski arkadaşı olan Laila’nın bir bacağına yaslamış ve mutlu bir şekilde kendinden geçmiştir.

Laila ona, ‘Ne yapacağım ben seninle? Bir gün de başını belaya sokmadan geçirebilecek misin acaba..?’, der gibi bir ifadeyle bakar.

Lorna, da uyumaktadır. Küçük, zarif elleri, Udoorin’in kocaman avuçlarında kaybolmuş, başını iri gencin omzuna yaslamış, yüzünde hafif bir tebessümle kendinden geçmiştir.

Lady, Anglenna ile konuşurken Darly, arenada geçirdikleri son dakikalardan itibaren yüzünde beliren ‘hayalet görmüş’ ifadesiyle, araladığı arabanın kalın perdesinden sessizce dışarıyı seyretmektedir. Yanında oturmuş olan Merisoul ise ilginç bulduğu bir kitaba dalmış gibi sessizce onu seyreder.

Neden sonra Darly’ye nazikçe uzanır ve ona fısıldar;

“Öç.. Ben aldım.. Hepsinden.. Tamamen hak etmişlerdi ama yine de bu hiç bir işime yaramadı.. ve beni tamir etmedi!”, der sessizce.

Sonra küçük omuzlarını silker.

“Ama illaki öldüreceksen, piyonlarla uğraşan bir maşa olma. En azından fili öldüren mızrak ol..”, der garip bir ifadeyle.

Darly ona bakmaz. Yüzünde beliren arzu, kayıp, kahır ve özlem ifadelerini gizlemeyi tercih eder; başını pencereden ayırıp bacaklarını kendisine çeker ve yüzünü dizlerinin ve kollarının arasına gömer.

Aager ise, koluna tutunmuş Inshala olduğu halde hala baygın olan Lilly’s Venom’u kucağına almış,  kaldıkları hana varıncaya kadar da onu bırakmamıştı..

Kendisine merakla bakanlara hiç bir açıklama yapmaksızın, Inshala ile beraber onu yedek odaya kadar taşır ve arkasından odanın kapısını kapatır..

Kapı kapanırken Aager, Merisoul ile diğerleri arasındaki fısıldaşmaları duyar;

Udoorin: “Kız kim? Bana bir yerden tanıdık geldi ama, hatırlıyorsam ne olayım.. Aager de ‘OFF‘ moda geçti. Ağzını bıçak açmıyor.”

Merisoul: “Çetrefilli ve dramatik bir aile hikayesi; kız onun kardeşiymiş ve o daha küçükken biri onun annesini öldürünce Efendi Aager de kızı öldürmeye kalkmış.. Defalarca! Sanırım o zamanlar biraz beceriksizmiş..”

Laila: “Oha!”

 

Nezih [Aager]: “Fesüphanallaaaaah!”

Mustafa [DM]: “Ahahahahahaaaa!” – diye güler.. ve kaçar!


Quarlani Ath Tel’Ora: kadim elf lehçesinde ‘Ormanın Ruhu’. Bazen, çok nadiren, toprak, üstünde yaşayanları seçer. Ormanın Ruhu, söz konusu bir toprakta, zamanla oluşan, anlaşılması oldukça zor, muallak anlamda bir çeşit ‘ruh’. Bu ruhlar, kendilerine yakın hissettiklerini düşündükleri birisini seçerler. Quarlani Ath Tel’Ora, High Woods’un ruhudur ve bin yıl önce, Selendenien’i (Angrellen ve Grandarelen’in küçük kız kardeşleri) ‘kalbi’ olarak seçmişti. Ne var ki Selendenien, Themalsar savaşında öldürülmüş olduğu için, High Woods orada yaşayan high elf’lere küsmüş ve onlarla yüz yıllarca konuşmamıştır. Ta ki, bundan 22 yıl önce, Lorna daha 6 yaşındayken onunla sessizce konuşuncaya kadar..

 

Lilly’s Venom: Kriss Li – Kriss Lilly.. Lilly’s Venom (Lilly’nin Zehri). Annesi ve ağabeyinden alınmasından sonra yaşadığı ciddi duygusal travma ve huy değişimi ile ortaya çıkan asabiyeti, hışmı ve acı dili, ilerleyen yaşlarında ise, kesicilere katılmasıyla birlikte, kullanmaya başladığı olağandışı, ölümcül zehirleri dolayısıyla Drashan’da bu isimle nam yaptı.. Ağabeyi Aager Fogstep gibi, Lilly Venom’un da gerçek ismi unutulmuş durumda.

 

Mab, Inshala ve Lorna’yı (dolayısıyla Anglenna, Aager ve potansiyel olarak Darly ve Lilly Venom’u) kurtarmak için iki damla su, Lorna’nın anılarından High Wood’un sesini, Darly’nin anılarından ise Felishia’nın ölümünden sonra genç hırsıza söylemiş olduğunu sandığı sesini canlandırır.

Not: Mab, Lorna’nın hayatı için gerçekte HighWoods’un sesini canlandırmaz. (Burada, ‘büyük varlıklar’ arasında Arcane Copyright© türünden bazı durumlar söz konusu; aklı başında hiç kimse, bir ormanın ruhu kadar büyük ve kadim bir varlığın sesini ondan izinsiz kullanmaz). Lorna ile konuşan, Ormanın kendisidir. Ama bunu ona yaptırtabilmek için Mab, önce Quarlani Ath Tel’Ora (Ormanın Ruhu) ile zorunlu bir anlaşma yapmak durumunda kalır. Bu anlaşmanın ayrıntıları nedir bilinmez ama Mab, hiçbir şey karşılığında bir şey vermediği gibi, alan da biri değildir.

 

Kışın Hanımı olayların gidişatını büyük, kocaman büyülerle değil, son derece basit ama fevkalade ince düşünülmüş ve muhteşem bir zamanlama uygulamasıyla değiştirir.. Ve işin hamallığını da başkasına (Darly’ye) yaptırır.

Olayların bir önceki 1 dk. 32 sn. de gerçekleşen versiyonundan ise sadece Aager haberdardır. Aager’in gerçekte olanları kimseye anlatmak gibi bir niyeti de yoktur, nevarki bu konuda Mab onunla aynı fikirde değildir..

Arenadan ayrılmalarından sonraki gece, Mab üç kişiye diğer versiyonu, son derece canlı bir şekilde rüyalarında gösterir;

Anglenna; Lorna’nın fedakarlığını, sevgisini ve değer bilirliğini anlaması, ve annesinin kuklası olmaktan çıkıp ‘tarafını’ doğru seçmesi için.

Darly; ahmaklığının ve fevriliğinin nelere mal olduğunun farkına varması için..

ve..

Lady; tamamen farkında olmadan yapmış olsa da, lanetli bıçağın yarasını iyileştirerek gerçekte Inshala’yı (ve Aager’i) öldürdüğü gerçeğine ayılması için.. Bu Mab’in kişisel olarak yapmayı tercih ettiği tek acımasızca denebilecek davranışı olur zira onun gözünde Inshala çok kıymetlidir ve cehalet de bir bahane değildir..

 

Mab, Lilly Venom’u daha farklı cezalandırır. Ona rüyayı göstermez, ama günlerce ve ard arda ona aynı kabusu yaşatır; Lilly, kabuslarında kendisini kimin yaktığını göremez, ama yanarken etinin kavrularak kemiklerinden ayrıştığını, ve o anda hissettiği dipsiz, kahredici acıyı çok canlı bir şekilde, defalarca yaşar.

Kendi çığlıkları arasında da hep aynı, hiddet dolu korkunç sesi duyacaktır; 

“BU SADECE İŞLEDİĞİN CÜRMÜN CEZASI OLACAK..”

 

Mab, kati dürüstlüğü, her zaman verdiği sözleri tutması, sahibesi olduğu kışın kendisi gibi soğukluğu, güzelliği, satın alınamaz ve acımasız bir adalet anlayışı olması gibi bir çok vasıfları olan biridir, ancak şefkatiyle bilinen biri değildir. Inshala ‘la Fey’e olan ilgisi de sadece kızın Themalsar’da yaptıklarıyla sınırlı değil, onun geçmişi ve doğumuyla da ilgilidir; LAMENTING FEYNOX..

(bunun için ayrıca bkz. Hikaye: A Bard’s Tale IX, “Bane”)

 

Son olarak, Lorna’nın, ölürken kırık bir şekilde söylediği cümleler;

“Güzel.. Dorin.. ablam sana.. emanet. Onu.. onu kurtar. Ve.. Darly.. bu onun suçu değildi.. Lütfen..”

Lorna, (a) Udoorin’den ‘ablasını’ kurtarmasını rica ederken, onu Darly’den kurtarmasını değil, annesinden(Angrellen’den) kurtarmasını istiyordu. (b) ‘bu onun suçu değildi’, derken, hem Udoorin’e, kendisine olanların Darly’nin suçu olmadığını, hemde Darly’ye, öldürmek istediği Anglenna’nın, gerçekte “Anglenna’nın” suçu olmadığı, Darly gibi, high elf kızın da sadece içine doğduğu koşulların yarattığı birisi olduğunu anlatmaya çalışıyordu..

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal karakter analizi role play The Great Arashkan the plot thickens

Ben, MAB

Ben, MAB

Timeline:

“Söz.”

Hepimizin günlük hayatımızda verdiği basit, asılda ise akit mahiyetinde kelimeler.

Ne var ki bu akitler nadiren gerçek anlamda sınanırlar. Sınandıkları an, bizim gerçek kimliğimizi, karakterimizi, andımızı, istikametimizi ve..

..duruşumuzu ortaya koyarlar.

Aager Fogstep, geçmiş günahlarını göz önünde tuttuğunda olabileceğini hiç düşünmediği bir şeyle karşılaşmıştır; Inshala ‘la Fey’ Frostmane şeklinde vücut bulmuş bir sevgi!

Bulduğu sevgi ona usulca, sabırla ve korkuyla yaklaşmış, ama en sonunda onu yakalamıştır.

Aager, kendisinden bile hiç beklemediği bir şekilde bağlanır bu sevgiye. Ama içten içe bilir ki bir gün geçmiş günahları onu yakalayacak ve yakasından tutup, onu sevigisiyle sınayacaktır.

 

O gün gelir..

 

Bu hikaye “Nefret Dökümü..” ‘nün hemen sonunda yer alır..

 

 

ACI!

Aager hissettiği şeyi açıklayacak bir başka şey bulamaz. Beynine saplanmış, saf, katışıksız, dağlayıcı, kör edici bir acı.

 

Aager kendisini, beklediği gibi bir karanlıkta değil, bembeyaz bir boşlukta bulur.

Ne sağında, ne solunda, ne de önünde, arkasında, altında ya da üstünde, beyaz dışında bir şey yoktur.

Sonsuza kadar uzanan, boş, beyaz, çıldırtıcı bir acı!

 

Ve acının içinden birisinin hayal meyal, sanki yan bir odadanmış gibi gelen, boğuk haykırışını duyar.. Acı dolu haykırışını..

Darly.

Evet, ses Darly denen birisine aittir ama ortada bir sorun vardır.

“HAYIR!.. HAYIR.. NEDEN YAPTIN BUNU? NEDEN?”, diye haykırır Darly.

Zihninin, olaylara pragmatik, duygusuz ve uzaktan bakan yanı umarsızca omuzlarını silker çünkü Darly salağın tekidir ve her ne yaptıysa o yüzden yapmıştır..

Sorun; Darly kimdir?

 

Aager, Darly’nin kim olduğunu hatırlayamaz..

 

Aager, nerede olduğunu da hatırlayamaz. Hatırladığı ve bildiği tek şey acıdır..

 

ÇOK.

FAZLA.

ACI..!

 

Aklının alamayacağı kadar çok acı!

 

“Alor’Nadien ne.. Güzelim.. bebeğim.. neden? Hedef bendim, sen değil! Beni vurması gerekiyordu..Neden..? Neden girdin araya?”, diye bir kadının inlemesini duyar ama onun kim olduğunu ise hiç hatırlayamaz. Tek bildiği, bu kadından bu sözlerin çıkmış olmasının..

..hayret verici olmasıdır..

 

Lorna?, diye geçirir içinden Aager. Nooldu? Nesi var kızın? Ud.. Ud—bişey, birisini fena kesecek.. diye geçirir içinden.

Ud’un gerisi de vardı, diye düşünür ama onu da bir türlü hatırlayamaz..

“Çün.. çünkü sen benim.. ablamsın..”, diye kanlı, fokurdayan bir sesle Lorna’nın cılız sesi yankılanır.

 

Aager’in pragmatik yanı, başını incelemekte olduğu listeden kaldırır zira hışımla ve çıldırmışcasına birileri —onlarca birileri— deli gibi kapısını dövmektedir. Kimdir bu saygısızca beni rahatsız eden, der gibi kapıya uzanır..

 

“Güzel.. Dorin.. ablam sana.. emanet. Onu.. onu kurtar. Ve.. Darly.. bu onun suçu değildi.. Lütfen..”, der kanlı, kırık bir fısıltı, sonra, yüzünde mutlu bir ifade varmış gibi sessizce solup kaybolur..

Lanet olsun, diye geçer bir şekilde Aager’in zihninden. Yokmu şu kızı iyileştirebilecek kimse? Ona bir şey olursa bu Ud’u bitirir.. kırar..

Lady? Soul? Inshala..?

 

“Buna ‘ACI‘ derler, Aager Fogstep!”, diye hafif hırıltılı, tok bir ses duyar Aager kulağının dibinde..

 

“Benden aldığın bir şeye karşılık, ben de senden çok sevdiğin bir şeyi aldım.. Artık ödeştik. Ben, bana bıraktığın acıyla yaşamak zorunda kaldım. Sen de bundan sonra, benim sana emanet ettiğim bu acıyla yaşayacaksın..”

“Kah.. Kahrolasıca Lilly.. Venom..”, diye, zorlukla dişlerinin arasından hırlar Aager.

“Ben.. senden.. kimseyi almadım.. Kesiciler dışında.. kimseyi de öldür.. medim!”, diye acıyla kıvranır Aager ve en sonunda acısının kaynağını anlar..

 

Aager’in pragmatik yanı kapıyı açar..

..ve hayatında hiç hissetmediği bir acıyı da içeri almış olur.. Aager’in düşünebilen son kalesi de, harlayan, dağlayan bir acıyla istila olur ve yıkılır. Bu acı, Aager’in pragmatik ruhunu kırar ve parçalar çünkü..

 

..hissettiği acı sadece zihnindedir ve olması gereken, onun için EN önemli olan bir bağ da orada yoktur.

 

“Sen..”, diye, muazzam bir kinle hırlar Lilly Venom.

“..benim ağabeyimi öldürdün!”

“Inshala..”, diye inler Aager sıkılmış dişleri arasından.

 

“..ve benim adım ‘Lilly Venom’ değil, seni adi piç kurusu.”

 

Aager var gücüyle Inshala’nın özüne, onun hayat ağacına ulaşmaya çalışır ama uçsuz bucaksız beyazı bir türlü aşamaz..

 

“Benim adım ‘Lilly’s Venom’..

Bu sözlerle Venom’un varlığı, uçsuz bucaksız beyazlıkta kaybolur..

 

Aager bu beyaz boşlukta, acı içerisinde ne kadar kıvrandığını bilemez. Hayal meyal, Ud denen adamın acı dolu haykırışlarını dinler..

 

Bırak beni sefil bücür!

 

Ud’un yankılanan, boğuk, içler acısı çığlıklarına karışmış diğer kadının kırık, ağlama sesini duyar.

 

Ona karşı saygı göstermen gerektiği konusunda seni uyarmıştım.

 

LADY! ABLA!.. ABLA, Bİ ŞEYLER YAP!“, diye bir başkasının daha haykırışlarını duyar gibi olur.. Laila.. Evet, Laila adında biridir bu..

 

Seni BEN hayatta tuttum!
Bugün buradasın çünkü bunun olmasını BEN sağladım.

Bunu asla unutma bücür..

 

Aager içinde, kendisinden de bir şeylerin kırıldığını hisseder zira Aager artık eski, acımasız Aager değildir ve Inshala’sının farkındasız sevgisi, engin merhameti, duygu yüklü, ürkek ve tamamen kendisine özgü, sıcak, yumuşak, saf dokunuşundan sonra o adama tekrar dönmek, tekrar o adam olmak gibi bir isteği de yoktur..

 

Bu doğru..

Ama hiç sormadın, acaba hayatta kalmak gibi bir derdim var mı, diye.

Uzun bir hafta geçirdik aynı karanlıkta.

Sana nelerin benim için önemli olduğunu anlatmaya çalıştım.

Sana, onun bizim için kıymetini anlatmaya çalıştım.

O sadece bir salağın sevgisi değildi..

O bizim göz bebeğimizdi..

 

Ve daha da uzaktan, çınlayan ayak seslerinin kendisine yaklaştığını duyar.

 

VE SEN ONU ÖLDÜRDÜN!

LANET OLSUN!

SENİ O KADAR UYARMIŞTIM!

SENİ UYARMIŞTIM..

ŞİMDİ SANA BUNUN BEDELİNİ ÖDETECEĞİM.
SANA BİR BÜYÜCÜNÜN GAZABINI GÖSTERECEĞİM..
BUNU HER ZERRENDE SANA HİSSETTİRECEĞİM.
VE ŞUNU BİLESİN Kİ, BU BİR İNTİKAM OLMAYACAK.

BU SADECE İŞLEDİĞİN CÜRMÜN CEZASI OLACAK..

 

Aager, boğuk bir harlama, ve ardından, ancak diri diri yakılan birisinden çıkabilecek, hırıltılı ve tok sesi olan bir kadının çığlıklarını duyar gibi olur.

 

Ayak sesleri yanına kadar gelir ve, “O ölüyor..“, der bir kadının, davetkar, imalı, şuh sesi..

Aager zorlukla başını sesin geldiği yöne çevirir.

Beyaz dünya, sismiş gibi aralanır ve içinden neredeyse saçları ve kaşları kadar beyaz teni, derin, dipsiz gözleri olan bir kadın belirir..

Kadının başında, rengarenk buzlardan kesilmiş zarif bir taç, dolgun, kusursuz ve son derece davetkar vücudundan, bir akarsu gibi süzülen elbisesi dökülmektedir ve bu haliyle sanki dokunulmazlığın zirvesi gibidir..

“Merhaba, kendisini Aager Fogstep olarak tanıtmayı seçen insanoğlu!”, der kadın, aynı soğuk, imakar ve şuh sesiyle.

Aager bu kadını daha önce hiç görmemiştir. Ama bu sesi daha önce bir.. hayır, iki kere duymuştur.

 

“O ölüyor, seyredilen.. ve hayatı bir defa daha senin elinde.. Onu kurtarmak ister misin?”

— Sana hiç bırakmadım..

“Lady.. neden iyileştirmiyor.. onu?”, diye kasılmış bir sesle sorar Aager.

— Hepsi senindi..

“Tapınak Muhafızınız, Durken Lostbeard ve Argail Smitefast’den olma, Margaret Madish ve Gellator Bluntaxe kızı Lady Magella öldürdü Inshala’nı.. Ve bunun farkına varmışlığı ile küçük Inshala’ya sarılmış, olduğu yerde cinnetin eşiğinde duruyor.”

— Burası çok uzun bir süredir ölü. Fazla uzun..

“Avcı, avını lanetli bir bıçakla vurdu. Ardında bıraktığı yara iyileştirildiğinde, aynısının katıyla tekrar vuran bir lanet taşıyordu o bıçak. Mebus ölümlülerin ve iblis tohumlarının elinden çıkma, mel’un bir silahla.. Yüzyıllar önce kaybolmuştu ve hepimiz bundan dolayı memnunduk. Öyle görünüyor ki, avcı onu bulmuş ve tekrar gün yüzüne çıkarmış.”

— Sen.. iyi biri.. misin?!

“O ölüyor, insanoğlu. ONU KURTARMAK İSTİYOR MUSUN?”, diye ısrarlı bir sesle tekrarlar kadın.

— Daha değil.

“Evet.. Ne.. ne gerekiyorsa.. yaparım..”, diye acıyla cevap verir Aager.

— Ama neden? O iyiliğin ne olduğunu bile bilmeyen bir iblis!

“Bu halinle ne yapabilirsin ki?”, diye sorar kadın.

Belli ki biliyor ve sadece bunun farkında değil. Ya da sadece kaçık – ki bu da onu bu grupta hiç de özel biri yapmıyor.

“Ne gerekiyorsa..”, diye tekrarlar acıdan gözlerini sıkmış bir şekilde..

— Gördün değil mi? Evet, gördün.. Artık benim nasıl bir yaratık olduğumu biliyorsun! Sana iyi birisi olmadığımı söylemiştim.. 

“Öyle olsun bakalım insanoğlu. Ama ben insafsız değilim. Senden veremeyeceğin bir şey istemeyeceğim..”, der kadın.

— Kimin iyi olmadığını senin kadar sık söyleyen biri için, tutturma oranın oldukça düşük. Bugüne kadar isabet ettirebildiğin tek kişi benim!

“Ne.. gerekiyorsa..”, diye sıkılmış gözlerinden yaşlar süzülürken tekrar eder Aager. “Ne gere.. kiyorsa.. Kurtar.. kurtar onu.. Kur.. tar Inshala’mı!”

— Ö.. özür dilerim. Ben aptal kızın tekiyim.. Bu sosyal şeysinin kurallarını anlayamıyorum. İnsanların bölgelerini nasıl işaretlediğini de bilmiyorum!

Kadın önünde acıyla kıvranan adamı uzun bir süre sessizce süzer.

— Bu.. bu da bizi aynı bölgeyi paylaşan aynı sürünün bir parçası yapıyor sanırım.

Neden sonra sesinde hafif bir hayret ve beklenmedik bir boğuklukla konuşur;

— Ben acı çekebilirim ki! Acı çekme konusunda çok iyiyimdir..

“İnsanoğlunun çirkefliğini kadar sevgisi de hayret verici. Öyle olsun, Aager Fogstep olarak kendisini tanıtan adam; Inshala’nı kurtarmak istiyorsan, bana EN SEVDİĞİN ÜÇ ŞEYDEN İKİSİNİ ver.., diye hükmeder ve muhteşem kadının sağında dev, kumsal sarısı, hançer dişli, tarih öncesi bir kaplan, diğer yanında ise kaplandan bile daha büyük, bembeyaz bir tundra ayısı belirir..

— Benim ne olduğumu gördün..

..ve nedense ikisi de Aager’e acıyla karışık, ‘HAYIR..‘, der gibi bakmaktadır.

— Daha değil..

Aager acı içerisinde kıvranırken, en sevdiği üç şeyi düşünmeye çalışır ancak aklına sadece rahmetli annesi ve kız kardeşi.. ve Inshala’sı dışında bir şey gelmez..

— Sanırım dans etmek istemiştin..

“Ve korkarım hayatını onunkisi karşılığında kabul edemeyeceğim zira kendi hayatın, en çok sevdiğin şeyler arasında yer almıyor..”, diye ekler kadın.

— Yaraların.. Bi çok yaraların var. Bunları bizimleyken almadın. Alsaydın bilirdim!

“Aslına bakılırsa..”, diye düşünceli ve kendisinin dahi anlam veremediği, anlayamadığı bir şeyi ifade ediyormuş gibi konuşur, “..kendi hayatın, sevdiğin şeyler arasında hiç yer almıyor!”

— Hayır. Bunlar Serenity Home öncesinden kalma. Bir aptalı, üstündeki yaralarından anlayabilirsin.

Kaynayan duyguları, düşünceleri, anıları, unutmak istediği geçmişi, çabaladığı geleceği, ait olmak istediği sevgisi fokurdar..

— O zaman beraber aptal olalım!

..ve taşar. Aager, uçsuz bucaksız beyazlığın ortasında, kayıp dolu bir acıyla çığlık atar!

— Bana bak.. gözlerime yoğunlaş.. diğerlerinde olduğu gibi bu acını senden alamam.. Burada yaşadığın acı o kadar çok ki.. Ama hafifletebilirim.. Sadece bana bak.. Gözlerime bak..

“ÜÇ ŞEYİM YOK! SADECE BİR ŞEYİM.. BİR HAYALİM VARDI VE O DA ELİMDEN ALINDI!”

— Bizi biz yapan yaşadıklarımız ve tercihlerimizdir.. ve biz artık ‘olduk’.. Herkesin bir ‘nefese’ ihtiyacı var. Sana ancak bunu verebilirim, sevgili Aager Fogstep..

Genç, ürkütücü hırsız, kudurmuşcasına yerde çırpınır.

— Bunu kabul edersem, ona.. Mab’e bir lütuf borçlu olacağım ve sen de benim bütün korkularımın acısını yüklenmek zorunda kalacaksın.. korkularımın, deliliğimin ve cinnetimin!

Acı içerisinde bir şeylere tutunmaya çalışır Aager. Herhangi bir şeye.. Ne olursa olsun!

— Ben ölmek isterken, günlerce bana baktın. Halbuki sana hiçbir vaatte bulunmamıştım bile. Şimdi o vaadin zamanı geldi, zira yaşamak için sebebim yokken bana, beni bir sebep olarak gösterdin.

Ve Aager tekrar Drashan’dadır. O sefil şehrin damlarında çöreklenmiş, acı ve kahır içerisinde cehennem ateşiyle yanan evleri ve evlerle beraber kız kardeşini de bir daha görme ihtimalinin yok oluşunu izliyormuş gibidir..

— Bunu kabul edersem ve gün gelir ben düşersem, sen de düşeceksin.. Sen düşersen de ben düşeceğim. Ben.. ben buna razıyım zira kimsenin istemediği, ama herkesin buğzettiği bir yaratığa insan gibi davrandın ve onu.. ve onu ancak bir ölümlünün sevebileceği gibi sevdin.

“Kim.. KİMSİN SEN?“, diye son bir çabayla haykırır Aager.

— Ve senin ölmen halinde, geride kalmak için bir sebep göremiyorum!

“BEN, MAB.”


Seyredilen: Bu ifade “Rüya” hikayesinde, Mab’in, Inshala’dan istediği ‘En sevdiği üç şeyden iki tanesi’nden biriydi ve aylar önce, Ritüel Forest’daki ilk karşılaştıkları günden itibaren Inshala’nın gizlice ‘seyrettiği’ kişiyi kastediyordu.

‘That, Which You Watch’ or
‘That, Which Is Watched’ — reference relative to the point of view or perspective.

 

Darly Dor, çok sevdiği Felishia Fremier’in ölümünden sorumlu tuttuğu Anglenna Sunsear’a arkadan saldırır. Bulunduğu açıdan bunu gören Lorna, bir Feymist olmanın ne demek olduğunu tekrar ortaya koyar ve ‘Sis Geçidi’ (Misty Step) marifetiyle, tam Darly hançerini saplayacakken, kuzeniyle genç hırsızın arasına girer.

Lorna’nın hesaplayamadığı, Darly’nin Anglenna’ya olan nefretinin niceliğidir ve hançerin darbesi ölümcül olur, zira Darly o darbeye her şeyini vermiştir.

 

Lilly Venom ise hiçbir zaman Aager’in peşine takılıp onu öldürmeye çalışmak gibi bir niyeti olmamıştır zira geçmiş mücadelelerinde, Aager ondan daha iyi olduğunu defalarca ispatlama fırsatına sahip olmuştur. Lilly, öldüremeyeceğini bildiği adamın peşinden gitmektense, öldürmesi halinde ona çok daha fazla acı vereceğini düşündüğü bir başkasına pusu kurar; Inshala Frostmane..

..Ve bu konuda da başarılı olur. Ama gerçek kurnazlığı, kullandığı lanetli hançerdedir ve Lilly bunu tam olarak planlayarak gerçekleştirmiştir; Lilly Venom, Inshala’yı ‘ölümün eşiğine’ getirecek şekilde yaralar, ama gerçekte onu (ve dolayısıyla da Aager’i) öldüren, Inshala’yı iyileştirmeye çalışan Lady Magella olur zira hançerin laneti budur. Hançerin bıraktığı yaranın iyileştirilmesi halinde, iyileştirmesi gerekenin katıyla can alan bir lanettir bu.

Bu şekilde Lilly Venom en sonunda Aager’den öcünü almış olur ve bunu olabilecek en haince yöntemi kullanarak yapar ve kaçar.

Ancak her şeyi yukarıdan seyreden Whimsi Lola olaya şahit olur ve anında efendisi Gnine Tinkerdome’u uyarır. Olaya ve cürme ayılan Gnine, kaçmaya çalışan Lilly Venom’u büyüleriyle kıskıvrak yakalar.

 

Gnine, Lilly Venom’a sadece kızmaz.

Onu akıl almaz bir hışım ve muazzam bir kinle yakar!

DİRİ DİRİ..

 

Çünkü onun gözünde Inshala marifetsiz bir saflığın, katışıksız bir sevginin ve mutlak fedakarlığın sembolüdür, ve Lilly Venom onun canına kıymıştır.