Showing: 1 - 4 of 4 RESULTS
dungeons and dragons modül savaş The Great Arashkan the plot thickens Whispers; A Cabal

The Stab In The Back

The Stab In The Back

Timeline:

Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne (Lorna) Feymist ve Udoorin Shieldheart, Üç Köpek Lanetini Arashkan şehrine salmak için, elf konsolosluğu, High Spires’dan ayrılırlar. Bu esnada Darly ‘Darlius’ Dor ve Lilly Venom ise, ARIS (Arashkan İstihbarat Servisi) ajanı Largo Summersong ile beraber, Arashkan Birinci Lordu Kaladin’in kalan muhtemel son varisi olan sekiz yaşındaki yeğeni Korodin’in, kuşatma ve saldırı altındaki Arashkan Birinci Lordunun büyük sarayından kurtarmak için yola koyulurlar..

..pek az kişinin bildiği gizli bir geçitten.

 

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen..
(Part Three)
“Three Dog Curse..”
‘dan
kısa bir süre sonra yer alır.

 

 

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Lilly Venom gönüllü muhafızların ve elf’lerin arasından bir hayalet gibi süzülür ve koca Orken’in arkasında belirir. Yere devirdiği muhafızı elindeki dev, tırtıllı baltasıyla ayırmak üzere olan yaratığın sırtına sıçrar ve hançerlerinden birisini soğancığına, diğerini ise kafatasının tam arkasına saplar. Koca Orken, bir anda felç olmuş bir şekilde elinden baltasını düşürür ve öylece durduğu yerde çakılır kalır.

Kız bekleme yapmaz. Geriden gelen diğer Orken’lerin arasına pervane gibi dönerek dalar ve bir an bile yerinde durmaksızın birisinin kolunu zehirli hançerleriyle çizer, bir başkasının yanağını, üçüncüsünün baldırını ve dördüncüsünün adem elmasını açar. Kız dönerken uzun, koyu kahve deri pardösüsü, ve giydiği elbisesinin etekleri yelpaze gibi saçılır ve kendisini hayretle seyredenlere; “İşte. Ölüm meleğini gördüm. Bu o!”, dedirtir.

Darly Dor ise kızın çizdiklerini, kısa kılıcıyla aksi istikametten kesmeye başlar ve Orken’ler böğürerek bir o yana, bir bu yana ellerindeki kılıç ve baltaları savururlar ama bir türlü tutturamazlar.

Ajan Largo ise ikiliyi sadece kısa bir anlığına seyreder, sonra, “Onlara dokunmalarına izin vermeyin. Devirin hepsini!”, diye emreder.

Gönüllü muhafız ve elf’ler, kendi silahlarını doğrulturlar ve karmaşaya dalarlar.

 

İki dakika içerisinde, hedeflerine doğru giderken karşılarında peyda olan bir düzine Orken ölmüştür.

 

“Bunu bir daha yapmamanızı tercih ederim, Lilly hanım.”, der Ajan Largo ciddi bir ifadeyle.

Lilly Venom, olgun bir yakışıklılığa sahip ajana bakar..

..tek kaşı kalkmış bir şekilde.

“Neden? Yapmamış olsaydım, sanıyorum bir çok adamınız ölmüş olurdu. Yoksa siz şu ‘kızlar arkada durmalı’, diye düşünen tiplerden misiniz?”

“Hayır. Ben kızların arkada ve güvende durmaları gerektiğini ‘dileyen’, eski kafalı tiplerdenim, ama bunun konumuzla bir alakası yok. Adamlarım ve elf’lerin hayatları benim için önemli. Ancak onlar ‘gönüllü’ oldular ve işlerini yapmalarına müsaade etmelisiniz.”, diye sakince cevap verir Largo.

“Daha hedefimize varmadan yarısını kaybetmiş olurduk o zaman.”, der Lilly Venom.

“Bunun farkında olmadığımı mı düşünüyorsunuz? Bu yüzden buna ‘gönüllü’ deniyor.”

“Aynı şeyleri züppemsi’ye de söylediniz mi?”, diye kaşları çatılı bir şekilde sorar kız.

Largo omuzlarını silker.

“İkimiz de onun tam olarak ne kadar disiplinsiz ve sorumsuz olduğunu biliyoruz, Lilly hanım. Dahası, o benim sorumluluğumda değil, babasının sorumluluğunda. Babasına, oğlunun hayatından sorumlu olamayacağımı söyledim. Ben sadece buradaki gönüllü muhafızlarımdan, elf’lerden.. ve sizden sorumluyum.”

Lilly Venom hayretle Ajan Largo’ya bakar.

“Benden sorumlu olduğunuzu da nereden çıkardığınızı sorabilir miyim?”, diye sorar kız.

“Buradaki herkesin bir ‘sahibi’ var, Lilly hanım.. Sahipsiz bir siz varsınız. Ben asla bir centilmen olmakla suçlanmadım, ama sorumlu olduklarıma sahip çıkmamak, kötü huylarım arasında da asla yer almadı.”, der sessizce Largo.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

Sonra adamın yüzündeki keskin ifadeyi görünce gerçekten şaşırır.

“Siz ciddisiniz!”, diye ünler.

“Sizde ne zaman lakayt birisi olduğum izlenimini uyandırdığımı merak ettim doğrusu. Ve benimle saçma sapan, hararetli bir tartışmaya girmeden önce, fikrimi değiştiremeyeceğinizi de eklemek isterim.”, der adam aynı sessiz ve sakin sesiyle.

Lilly’nin kaşları çatılır.

“Benim ne olduğumu biliyorsun..”, der neden sonra.

“Tabii ki. Drashan’dan ayrılmadan önce yaptıklarının belirgin bir kısmı, ayrıldıktan sonra işlediğin cinayetleri ve iş olarak almış olmana rağmen son anda pas geçtiğin kontratlar da dahil olmak üzere..”

“Ve bunlara rağmen—”, diye hayretle sorar Lilly.

“—Hanım efendi. Etrafınıza bir bakın. Sizin ne gördüğünüzü bilmiyorum ama benim gördüğüm sadece bir şey var, o da ‘oyunun bittiği’.. Bununla beraber, Endless Watch Lordu Trimdel Kandara suikastı için daracık bir havalandırma deliğinde sabırla 80 saat beklemiş olmanız hayret vericiydi.”

“84..”, der Lilly Venom sessizce.

“Efendim?”

“84 saat bekledim doğru an için. Uyumadan ve kıpırdamadan..”

Largo gülümser.

“Dediğim gibi.. Hayret verici..”

“Asıl beni takdir etmeniz hayret verici, Ajan Largo. Ve ben sadece basit bir kiralık katilim.. Bir kesici.. Gözünüzde büyütülecek bir yanım yok.”, der ekşi bir suratla kız.

“Aaa.. Hayır, Lilly hanım. ‘Basit’ kiralık katiller 84 saat tek bir kontrat için aç, susuz, uyumadan ve kıpırdamadan, sizin omuz genişliğinizden bile daha dar, taş bir delikte beklemeyi göze almazlardı. Hiç birisinin bunu düşünemeyecekleri ise apayrı bir konu. Kesici olmanıza gelirsek.. Kimse bir ‘ajan’ olarak doğmaz, Lilly hanım. Ve inanın sizden çok daha fazla ‘kesmişliğim’ olduğunu söyleyebilirim ve bunlar arasında kimlerin olduğunu bilmek bile istemezsiniz.. Adıma bir kontrat olmayışının tek sebebi ise, bir ARİS memuru olmam.”, der Largo ve sonra da sessizce ekler. “Ve küçük Korodin hala hayatta ise, onu bulup saraydan çıkartabilecek tek kişi de sizsiniz..”

Lilly Venom adamı, Ajan Largo’yu sessiz bir an süzer.

“Ve..”, diye ekler Largo. “Ben kişinin yaptığı işe baktığım kadar, yaptığı işin kalitesine.. ve yapanın ahlakına bakarım. Beni yanlış anlamayın, Lilly hanım. Sizi gözümde büyütmüyorum ve siz de kesinlikle bir azize değilsiniz. Ama kendinizce bir ahlak ve onur anlayışınız var. Yoksa Serenity Home Baş Tapınak Muhafızı Demos Lightshand için aldığınız kontratı yerine getirmiş olurdunuz.”

Kız kaşlarını çatar.

“Yaşlı adam öttü demek. Bana bunu yapmayacağını söylemişti..”, der dişlerini gıcırdatarak.

“Hayır, Lilly hanım, Demos ‘ötmedi’.. Ama vefatına yakın, kimlere ne borcu varsa hepsini imtina ile ödemeyi de ihmal etmedi. Sanıyorum kendisini size karşı borçlu hissetmiş olmalı ki bu konuda sadece Serenity Home şerifine, onun vasıtasıyla da bana bir mektup gönderdi.. Şayet bir gün yakalanır ve idam edilmeniz söz konusu olursa, tapınağı ve yetimleri için yapmış olduğunuz ‘büyük bir hizmet’ dolayısıyla sizin affedilmenizi isteyen bir mektup..”

Lilly Venom tamamen şaşkına dönmüş bir şekilde bakar Ajan Largo’ya. En sonunda hafif boğuk bir sesle mırıldanır.

“Demek Demos öldü.. İyi bir adamdı.. Onu öldürmek için tapınağına sızdığımda, iki gün alışkanlıklarını öğrenmek için takip ettim kendisini.. Yetimlerin ve ziyaretçilerin kendisine gösterdiği sevgi ve saygıdan anlamıştım.. Gerçek sevgi ve saygı.. Gece uyurken yanına geldiğimde bana ne dedi biliyor musun?”, diye kendi kendisine soruyormuş gibi konuşur kız.

“Hayır. Ama bilmek isterim.”, der Largo.

“‘Beni öldürmeye mi geldin, kızım? Güzel.. Demek ki bir şeyleri doğru yapmışım..’ —bana söylediği şey buydu. Bomboş odasında, yamuk bir yatakta uzandığı yerden. Ve gülümsüyordu.. Ben adamın kaçık olduğunu sandım. Daha sonra anladım ki bir şeyleri eksik olan ben mişim..”

“Büyük insanları anlamak zordur, Lilly hanım. Ve Demos Lightshand de büyük bir insandı. Şimdi.. Bahsettiğiniz şu gizli tünelin yeri tam olarak neresidir?”

Lilly Venom, karmaşık duygular içerisinde muallak bir el hareketiyle yanmış Heaven Park istikametini gösterir.

Ajan Largo, gönüllü muhafız ve elf’lere başıyla işaret eder ve toplu bir şekilde yola koyulurlar.

 

Arashkan, Lilly Venom için hiç beklemediği kadar çetrefilli tecrübeler sunmuştur. Ve şehir ölmüş olmasına rağmen hala sunmaya da devam etmektedir. Arenada yaşadıkları, azılı düşmanı olarak bildiği Aager Fogstep’in gerçekte ağabeyi olduğunu öğrenmesi, bit kadar canı var gibi görünen Inshala adındaki kızın onunla arkadaş.. daha doğrusu onun küçük kız kardeşi olabilmek için gösterdiği insan üstü çabası, Gar Thalot’un isyanının bir parçası olarak surlardaki mangonelleri, bilmeyerek de olsa yok etmeleri, Orken ordusunun ani ve beklenmedik saldırısı, surlardan kaçışları, High Spires’a sığınması ve en nihayetinde de Birinci Lord Kaladin’in hayatta olduğunu umdukları sekiz yaşındaki küçük yeğeni ve Arashkan tahtının son varisini bulup kurtarmak için çıktıkları bu ölümcül yolculuğu düşünür Lilly Venom ve farkında olmadan kendisinin yepyeni bir farkındalık seviyesine ulaştığına ayılır zira eskiden olduğu gibi artık pek az şey ‘aldığın kontratı yerine getir, paranı tahsil et’ kadar kolay ve basittir..

 

Darly kızın omzuna hafifçe dokunur ve kız etrafına baktığında, ağır dumanla kaplı kömür olmuş Heaven Parkına varmış olduklarını görür. Lilly sanki bir şeyleri hatırlamaya çalışıyormuş, yada konum belirlemesi yapıyormuş gibi etrafını inceler ve aradığını bulur; yangından kararmış, köşeli bir dikili taş..

“Bu taraftan.”, der ve herkesi taşın olduğu yere getirir.

“Bunu devirmemiz lazım..”, diye taşı gösterir.

Muhafızlar ve elf’ler on yarda boyundaki, dikili taşa bakarlar.

Largo taşa yaklaşır ve yoklar ama taşın yükü ağır olduğunu görünce ister istemez kıza bakar.

“Her şehirde rüşvet almayı seven memurlar vardır, Ajan Largo.”, der Lilly Venom gülümseyerek. “Ve bu taş dikilirken, ilgili bazı memurlar neden basit bir anıt taşı için rüşvet yediklerini merak bile etmediler..”

Kız anıtın dibine gelir ve elleriyle zemininde bir şeyler arıyormuş gibi yoklar. Neden sonra yüzü hafif aydınlanır ve Ajan Largo’ya başıyla yaşlaşmasını işaret eder. Largo geldiğinde kız bulduğu şeyi gösterir ona.

Taşın dibinde, toprağa gömülmüş, bir yumruğun rahatça içine sığabileceği, demirden dökülmüş bir halka vardır.

“Nedir bu?”, diye sorar Largo.

“Bu bir zemin pimi. Bunun gibi üç tane daha var. Her biri bir kenarında. Hepsi aynı anda çekildiğinde, dikili taşı yerinde tutan çelik kelepçe gevşer ve taş devrilir.. Ama sadece üçünü çekerseniz, taş sadece bir yana meyleder ve orda durur. Bir kaç kişi, taşı tekrar yerine yerleştirir ve pimleri tekrar soktuklarında, taş yine eskisi gibi sapa sağlam durur. Orijinal anıt taşı devrilmesin diye en az bir yarda daha derine gömülmüş olması gerekiyordu.”, diye parlayan gözlerle açıklar Lilly.

“Akıllıca.. Ve potansiyel kullanımı itibariyle de ölümcül..”, der Largo düşünceli bir şekilde. “Başlayalım o zaman.”

Lilly, Largo ve muhafızlardan bir tanesi, toprağın altına gömülüp gizlenmiş iki halkayı daha bulurlar ve üçü aynı anda kendi demir halkasını çeker..

Anıt taşı bir an kıpırdamadan öylece durur, sonra ağır bir devinimle yan yatmaya başlar.

“Bence biraz uzaklaşsak iyi olur.”, diye keskin bir şekilde tıslar Lilly. “Bu taş ve kelepçeler çok uzun bir zamandır burada duruyorlar.”

Kızın uyarısı bir kehanetmiş gibi taş ivmesini alır, büyük bir çatırtıyla yarılır ve son altı yardası bir anda yere düşüp parçalanır. Geri kalanı ise rahatsız edici bir açıyla öylece durur.

“İşte burası.”, der Lilly ve dikili taşın altında belirmiş karanlık ve daracık bir tünelin ağzını gösterir, ardından keskin hançerlerinden birini çıkartır ve manalı bir şekilde bıçağın sivri ucuna dokunur.

“Evet.. İlk hanginiz, ‘Önden bayanlar’, diyecek?”

✱ ✱ ✱

Nefes alamıyorum..”, diye inler biri arkadan ve fevkalade ağır bir şekilde sürünerek ilerleyen herkes durur bir anda. Darly arkasına bakmaya çalışır ama dar toprak tünel buna pek de imkan vermez. Onun arkasından gelen Lilly ise içinden küfreder. “Lanet olsun, dar ve kapalı yerlerde bulunamayacaklar gelmesin diye özellikle uyarmıştım!”, diye tıslar haşince.

“B.. bırakın beni ve devam edin.. Kumanda Lilly hanımda!”, der aynı ses zorlukla.

Lilly bir anda basık ortamdaki sesin sahibini tanır. “Ajan Largo?”

“Size.. devam edin, dedim. Veliahttı bulun ve çıkarın saraydan. Ben.. geri çıkmaya çalışacağım..”, der kesik seslerle Largo.

“Aptal adam.”, diye burnundan solur Lilly Venom ve beklenmedik bir kıvraklıkla olduğu yerde, bir yay gibi kıvrılır ve tam aksi istikamete dönüverir. Sonra arkasından sürünerek gelen adamın üstünden zorlanarak da olsa geçer ve bu geçişi bir kaç defa daha tekrarlar. En sonunda ise Ajan Largo ile burun buruna gelir ancak adam sadece nefesi kesilmiş bir şekilde kendinden geçmiş değil, hiç nefes almıyordur!

“Lanet olsun..”, diye tekrar tıslar Lilly ve sürünerek adama daha da yaklaşır. Sonra adamı çenesinden kavrayıp nefes borusunu doğrultur..

..ve suni teneffüs yapmaya başlar.

Lilly dar, toprak tünelde ne kadar nefsini adamla paylaşır tam olarak kestiremez ancak kendisi de havasızlıktan başı dönmeye başlar. Buna rağmen inatla devam eder. En sonda Largo’dan derin bir inleme sesi duyulur ve kendi kendine nefes almaya başlar.

Gözlerini açtığında kesici kızla burun buruna olduğunu fark eder ve utanmış bir şekilde mızmızlanır.

“Bundan daha utanç verici sadece bir şey düşünebiliyorum..”

Lilly gülümser.

“Nedir o?”

“High Lady Anglenna’nın bunu yapmış olması!”

Lilly’nin gülümsemesi kaybolur.

“O kadına gizli bir hayranlığınız olduğunu bilmiyordum, Ajan Largo. Beni şaşırtmayı başardınız.”

“Aaa.. Hayır. Açık yada gizli, kendileri için olumlu hiçbir şey düşünmüyorum. Prenses hazretleri, benim ona şans tanımam hususunda şahsen ricada bulunmuş olmasına rağmen ve ne kadar denersem deneyim, olmuyor bir türlü.”

“Madem kapalı ortamlara karşı bir sorunun vardı neden geldin?”, diye azarlar kız adamı.

“Kapalı ortamlara karşı herhangi bir sorunum yok, Lilly hanım. Ama olsaydı bile yine de gelirdim..”

“Neden? Aptal mısın sen?”

“Hiç şüphesiz. Ama anlamalısınız ki, kendim yapmayacağım bir şeyi de başkalarından istemem. Hele o iş için gönüllü istemişsem. Sanıyorum sabah High Spires girişinde gerçekleşen arbede de aldığım yaradan dolayı biraz fazla kan kaybetmişim. Bununla beraber itiraf etmeliyim ki harika bir nefesiniz var. İşimiz acil olmasaydı, inanın uyandıktan sonra hala baygın numarası yapardım.”, der Ajan Largo ama bunu da ciddi bir ifadeyle dile getirir.

“Erkekler..”, diye burnundan solur kız. “Hepiniz domuzsunuz!”

Asabîce önceki yaptığı kıvrak hareketi tekrarlar ve daracık tünelde döner, sonra da arkasına bakmadan sürünmeye başlar..

..ama yüzünde gülümseme tekrar oluşmuştur —ki bu da ilginçtir zira Lilly Venom oldukça somurtkan bir kızdır. Kendisini tanıyanlar onun alay dışında kahkaha attığını yada sırıttığını görmemiştir. Sadece, ve çok nadiren gülümsediğine müşahede etmişlerdir.

✱ ✱ ✱

Tünelden en son Largo çıkar. Adam üstünü başını temizlemekle vakit harcamaz, tünelin açıldığı karanlık, rutubetli ve hafif küf kokulu mahzeni inceler. Mahzen oldukça küçüktür ve ne amaçla kullanıldığı da belli değildir. Belki bir zamanlar, çok eskiden, kolay bozulmayacak yiyeceklerin saklandığı bir kiler olarak değerlendirilmiştir ama artık boştur ve kullanılmamaktadır.

“Lilly Hanım?”, diye sorar Largo.

Lilly omuzlarını silker.

“Daha önce buraya hiç gelmedim, Ajan Largo. Unuttunuz mu? Akıllı bir kesici asla iki tür kontratı almaz; halk tarafından sevilen ve sayılan biri.. ve krallar.. Bu iki çizgi arasında kalan herkes ise mubahtır!”

Largo hafif kaşlarını çatar.

“Öyle olsun bakalım.. Efendi Darlius ve Lilly hanım, sizler bu konuda en tecrübeli olanlarsınız ve otuz yarda önden gideceksiniz. Herhangi bir sorun çıkarsa bize bildirecek ve en arkaya geçeceksiniz. Anlaşıldı mı?”

Darly omuz silker ve ileri doğru yürümeye başlar. Lilly ise kısa bir anlığına itiraz edecek gibi olur ancak bundan vaz geçer ve o da önden yürümeye başlar.

“Senden hoşlanıyor..”, der Darly sessizce yürürken.

“Kes sesini, Darlius!”, diye hararetle tıslar Lilly.

“Aaaa.. Demek sen de ondan hoşlanıyorsun.”, diye sırıtır yakışıklı half-elf. “Senin iki katından daha yaşlı olduğunun farkındasın, değil mi?”

“O da bir half-elf. Bu da onu ‘otuzlarında’ yapıyor. Dahası, sana ne!”, diye hışmeder kız.

“Bana ‘hiç bi şey’, sevgili Lilly. Adam yakışıklı, olgun, ciddi, disiplinli ve plansız iş yapmayı sevmiyor. Ama sanıyorum seni cezbeden en belirgin yanı, onun bir ‘amacının’ olması.”, diye analitik bir ifadeyle sıralar genç hırsız.

Lilly cevap vermez.

Birincisi, yılışık adam haklıdır.

İkincisi ise, ‘yeterince cevap vermezsem belki bıkar ve susar’, umududur..

Ancak yılışık adam ne bıkar, ne de susar!

Ve iki saat boyunca kızın sabrını sınar.

Sustuğunda ise bunun sebebi söyleyeceklerinin bitmiş olmasından değil, yakınlardan bir yerlerden çatışma seslerinin duyulmasındandır.

Lilly arkasına bakmadan bir elini havaya kaldırır ve yumruk yapar. Kısa bir süre sonra da Ajan Largo sessizce yanlarında belirir.

“Sanırım yüzeye yaklaştık.”, der Largo. “Bundan sonra daha temkinli olmamız gerekecek zira karşılaştığımız herkes bize düşman muamelesi yapacak. Şayet saray muhafızlarıyla karşılaşırsanız, ‘Elmanın yarısı nerede?’, diye sorun. Size, ‘Asıl kurdun yarısı nerede?’ diye cevap verirlerse, bu yaklaşmanıza izin verecekler anlamına gelir.”

Darly ‘fırk’lar.

Lilly ise sadece, ‘Tam hoşuma gitmeye başlamıştın ki bir anda ve tamamen düşüverdin gözümden!’, der gibi alık alık bakar adama.

“Ne?”, diye hafif utanmış bir ifadeyle sorar Largo. “Şifre ve karşıt-şifreleri ben hazırlanıyorum. Canları sıkılmış ve yapacak başka işleri olmayan, bir oda dolusu linuxçu ajan yumurtluyor bunları..”

Kız rezil olmuş adama gözlerini yuvarlar ve Darly ile tekrar önden ilerlemeye başlar.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye seslenir Darly, karşılaştıkları ilk barikatın arkasındaki askerlere.

Darly Dor, Lilly Venom, Ajan Largo, gönüllü muhafızlar ve elf’lerden oluşan grup, barikata ulaşıncaya kadar dört ayrı yerde Orken’lerle çatışmışlar ve ilk kayıplarını vermişlerdi. İlk üç çatışmada iki muhafız ve bir elf hayatını vermiş, ancak sonuncusunda Orken’leri leş gibi kan kokan, mebus bir Orken şaman desteklemişti ve çatışma bittiğinde geriye sadece üç muhafız, yedi tane de elf kalmıştı. Ajan Largo ise habis şamanın tam ortalarına bıraktığı ‘Ateş İnmesi’ büyüsünden dolayı mı tütmektedir yoksa hiddetten mi belli değildir. Kaybettiği gönüllü adamlarına sinirden delirecekmiş gibi bakmış ve harlayan gözlerle yola devam etmelerini emretmişti.

 

“Uhhmm.. Asıl kurdun yarısı nerede?”, diye cevap gelmişti uzun bir sessizlikten sonra.

“Yaklaşıyoruz. Ateş açmayın!”, diye seslenir Darly ve açıkça görünecek şekilde barikata doğru yaklaşır. Onun hemen arkasından Largo ve Lilly, onlarında arkasından hayatta kalan diğer gönüllüler gelir.

“Kimsiniz ve ne istiyorsunuz? Burası tekin bir yer değil, farkındaysanız.”, der barikatın arkasından bir ses.

“Burasının tekin olmadığını biliyorum, seni ahmak!”, diye hırlar Largo. Barikatı açacak mısınız, yoksa onun da, sizin de üstümüzden mi geçmemiz gerekiyor?”

Barikatta yine bir sessizlik oluşur. Neden sonra ıkınma sesleriyle barikat azıcık aralanır ve Ajan Largo, diğerleriyle birlikte içeri girerler. Barikatın arkasında iki düzine kadar saray muhafızı mevcuttur ve temkinli ifadelerle yeni gelenleri süzerler.

“Ben Kıdemli Ajan Largo, ARİS. Bunlarda meslektaşlarım ve gönüllüler. Komutanımız nerede? Bana durum raporu verin.”, diye emreder Largo.

“Komutan Kenny öldü, efendim. Ölmeden önce bize her ne olursa olsun bu noktayı korumanızı emretmişti. Durum bu.”, diye özetler askerlerden biri.

“Prens Korodin.. Nerede olduğunu biliyor musunuz?”, diye sorar Largo.

Asker omuzlarını silker.

“Emin değilim, efendim. Bizler bu noktayı günlerdir koruyoruz. Kimse vardiya değişimi için gelmedi. Yaralılarımız öldüler ve erzaklarımız da bitmek üzere. Orken’ler günde bir kaç defa bu noktayı yokluyorlar.. Rastgele zamanda. Bu yüzden dinlenme şansımız da fazla olmadı.”, der muhafız bitkin ve umutsuz bir sesle. “Genç prensimiz hala hayatta olduğunu umuyoruz. Şayet öyle ise, onu Birinci Lord Kaladin’in odasında götürmüşlerdir çünkü—”

“—Savunma protokolü bu ve orası en iyi müdafaa edilebilir nokta.”, diye bitirir Ajan Largo. “Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederim, asker. Yolumuz üzerinde bulabilirsek sizin yer ve durumunuzu ilgili birilerine bildireceğiz.”

“Şehrin.. tamamen düştüğüne dair rivayetler var. Bu doğru mu? Bir umut var mı, efendim?”, diye sorar asker.

“Umut her zaman vardır, asker.”, diye cevap verir Largo düz bir ifadeyle. “Bu noktayı korumaya devam edin zira geri döndüğümüzde bu barikatın güvenli ve ayakta duruyor olmasına ihtiyacımız olacak.”

✱ ✱ ✱

Neden onlara doğruyu söylemedin?”, diye sorar Lilly Venom sessizce, barikatı ve saray muhafızlarını geride bıraktıklarında.

Largo hemen cevap vermez. Mebus Orken şamanının tepelerine bıraktığı ‘Ateş İnmesi’nden sonra olağan dışı bir sessizliğe bürünmüştür.

‘Hayır.’, diye düşünür Lilly. ‘Ateş İnmesi’nden sonra değil, adamlarını kaybettikten sonra.’

Açıkçası, hayatı boyunca tek başına ve yalnız çalışmış.. ve yaşamış olan kesici kız başkalarının hayatlarını pek önemsememiş, kayıplarının ağırlığını hissetmesi de kolay kavrayabileceği bir şey değildir. Özellikle de bütün ‘başkalarının’ potansiyel birer hedef yada onu öldürmek isteyebilecek kanun adamı yada kelle avcısı olabileceklerini düşündüğünde.

“Onların doğrulara ihtiyacı yok, Lilly hanım. Onların ihtiyacı olan şey ‘umut’. Bu şehir.. ve bu saraydaki herkes ölecek. Onların hayatta kalmalarını çok isterdim ama buna yetecek ne gücümüz, ne de zamanımız var.. Bu da onlara sadece iki seçenek bırakıyor. Ya onursuzca kaçarak ölecekler, ya da onurlarıyla savaşarak. Bu bizim için küçük bir avuntu belki. Ama onlar için değil zira onlar için bu hayatta yapacakları son şey olacak; onurlarıyla ve savaşarak ölmek. Bir askerden daha fazlasını isteyemezsin.”

“Seni üzen nedir peki?”, diye sorar Lilly Venom.

“Onların hayatlarını en yüksek fiyata vermelerini sağlamak.. Bu da benim görevim, Lilly hanım. Ve biz, ARİS olarak başarısız olduk. Düşmanın oralarda bir yerlerde olduğunu biliyorduk, ama delilimiz yoktu. Hasmımız ne kadar delil var idiyse, biz onları bulamadan yok etmeyi başardı —ki bu bile başlı başına bizim için bir delil teşkil etmeliydi. Ama kodamanlar bunu da kabul etmediler ve Arashkan ordusunun şehre getirilmesine izin vermediler. Ve sonuç itibariyle de Arashkan düştü, ordusu da buradan iki gün mesafede, kendi karargahında ablukada sıkışıp kaldı.. Otuz küsur bin asker gün be gün eritilerek öldürülecekler.. boşu boşuna.”, diye acı ve nefretle söylenir Largo.

“Ajan Largo..”, diye sessizce yaklaşır Darly Dor önden. Genç, yakışıklı hırsız olağan durmaya çalışmaktadır ancak yüzünde kasılmış bir ifade vardır ve iki eli de silahlarının kabzasındadır.

“İleride oldukça ciddi çatışmalar olmuş. Duvarlar yıkılmış ve yanmış. Her yerde kan ve cesetler var. Lilly ve ben önden gidip güvenli bir geçiş ararsak daha iyi olur gibime geliyor. Siz burada sessizce bekleyin. Bir saate kadar geri dönmez isek bilin ki ifşa olunduk ve sizlerde ne yapmak istiyorsanız yaparsınız artık.”

Largo kaşlarını çatar ve genç hırsıza bakar. Sonra benzer bir ifadeyle sorumsuz hırsızı kesen Lilly Venom’u süzer.

“Neler oluyor, Efendi Darlius?”, diye sorar.

Darly bir omzunu silker.

“Çok fazla kan ve ceset var. Karşılıklı sağlam büyüler atmışlar gibi.. Kan.. hele bu kadarı, benim olayım değil. Ve bir parçası olmak gibi bir niyetim de yok. Sizler çok gürültülü yürüyorsunuz. Hepimiz topluca gidersek cesetlere yenilerini eklemiş oluruz.. Lilly? Geliyor musun?”

Lilly Venom, Largo’ya beklemelerini söyleyen bir el hareketi yapar ve Darly’nin peşinden gider. İkisiyle grup arası yeterince açıldığında ise durur ve kendi elleri de bıçaklarının kabzasında olduğu halde genç hırsıza döner.

“Neler oluyor, Darlius? Ceset gördüğünde midesi kalkacak naif tiplerden değilsin.”

“Aaa.. Ben gerçekten naif bir ‘tip’im..”, diye zorlama bir sırıtışla cevap verir Darly. “Ama haklısın, sevgili Lilly, ceset gördüğümde midenin kalkacağı kadar değil.”

Lilly Venom derin, esef dolu bir nefes verir. Bu.. yılışık şey, yaptığı işte çok iyi olduğu bellidir. Ancak bir türlü susmaması ve lafı uzatıp durması, kendisi gibi pragmatik bir Drashan kızı için çekilmez bir huydur.. ve ona karşı hiç olmazsa asgari seviyede bir saygı duymasını da imkansız hale getirmektedir. Kız, ağabeyi Aager’in bu adama neden bu kadar uyuz olduğunu bir anda çok daha iyi anlayıverir, zira o da lafın uzatılmasından hiç haz etmez. Lilly Venom için laf uzun olacaksa, ya kullanılan her ifade özlü ve farklı bir bilgi içermelidir, yada sonunda mutlaka biri kanamalıdır!

Genç hırsız ilgili mesajı almış gibi, bir anda ciddileşir.

“Sanırım ‘paranı’ kazanma vaktin geldi, sevgili Lilly..”

✱ ✱ ✱

Ne düşünüyorsun?”, diye sorar yakışıklı adam sessizce, ve bir yandan yıkılmış duvarın arkasında kendisi gibi sinmiş, yumuşak çizmelerine kadar dökülen koyu kahve deri pardösülü kıza, bir yandan da duvarın öbür yanında, neredeyse dört yüz yarda ilerde, kara cübbeler içerisindeki bir adamla tartışan, kızı kadar boylu kadına bakar; High Lady Angrellen Sunsear’e..

Darly “Darlius” Dor, kendisini bile şaşırtacak bir sükunete sahiptir nedense. Halbuki yıllardır görmeyi.. Hayır. Öldürmeyi beklediği kadın, iyi bir okçu mesafesindedir.

 

Genç hırsız ister istemez geçirir aklından.

“Laila Wolvesbane’in burada olmasını ne kadar isterdim şimdi..”

 

“Sence mümkün mü? Yoksa bekleyelim mi?”, diye devam eder Philius Silveroak ve Rimel Auburn’un oğlu, yanındaki kızdan herhangi bir cevap alamayınca.

“Sana hiç çok konuştuğunu söyleyen oldu mu, Darlius?”, diye sessiz bir tiksintiyle sorar Lilly Venom.

“Müteaddit defa…”, der Darly Dor sırıtarak.

“Bunu söyleyenlerin seni övmek için söylemediklerinin farkındasın, değil mi?”, diye ekşi bir suratla tıslar Venom.

“Etrafımdakilerin hakkımda söyledikleri yada düşündüklerine göre davranmış olsaydım, sanıyorum bulunduğum yerde olmazdım, sevgili Lilly.”, der Darly çok hafif alınmış bir sesle.

“Bulunduğun yer..”, diye burnundan solur Lilly Venom. “..yıkılmış, harabeye dönmüş ve yanan bir şehir!”

“Doğru. Ama ve en nihayetinde ben, yaşadığım şeylerin sadece bir kümülatif sonucuyum.. Aslına bakılırsa sen de öylesin, sevgili—”

“—Bana ‘sevgili’ diye hitap etmemeni tercih ederim, Darlius. Bu sana tek uyarım olacak.”, der Lilly Venom, yakışıklı half-elf’in lafını keserek.. “Ben senin yada bir başkasının ‘sevgilisi’ değilim.”

“Bugün biraz sinirli gibisin. High Spires’da seni güldürmeyi başarmıştım halbuki. Şehir ilk saldırıya uğradığında ve sizler surlardan kaçarken, benim gelip seni bulmamdan ötürü de için rahatlamış gibi bir halin vardı.. Ne değişti?”

“Beni bulduğunda sevinmiştim çünkü müteşekkirdim. Buna hakaret ederek karşılık vermemi beklemiyordun herhalde. Babanın evinde gülmemin sebebi ise, senin komik olman değil, kendini düşürdüğün ahmak durumdan dolayı idi.”, der Lilly Venom asabice.

“Bu iki durum da, neyin değiştiğini anlatmıyor bana.”, der Darly, önündeki kara cübbeli adamla tartışmaya devam eden High Lady Angrellen’i süzerken. “Ben aramızda profesyonelce bir samimiyetin olmasını tercih ederim.”

“Ben ölülerle samimiyet kurmam.”, diye keskin bir sesle cevap verir kiralık katil kız.

“Evet. Bir gün öleceğim. Muhtemelen yakın bir tarihte. Bunu anneme de, babama da söyledim. Yapmayı düşündüğüm şeyle beraber.. Ama şu anda hala hayattayım.”

“Sen ölümünü kendi kafanda tasarlamış bir ahmaksın. Ve buna da kitlemmişsin. Seninle samimiyet kurmakta herhangi akıllıca bir yan görmüyorum. Bu sadece yapacağımız işi zorlaştıracaktır.”, der Lilly Venom.

Darly Dor bir omzunu silker.

“Hmmpph.. O açıdan bakıldığında, haklısın.. sanırım.. Kara cübbeli adamı tanıyorum. Şahsen yada ismen değil ama daha önce gördüm onu.. bi sefer.”

“Yüzü görünmüyor.”, der Lilly Venom hafif kaşlarını çatarak.

“Dediğim gibi. Daha önce bir defa gördüm kendisini. O zaman da yüzünü görmemiştim. Ama cübbesinden tanıdım adamı. Benimle beraber, çaldığımız bir şeyin teslimatı için bekliyorduk ve teslimatı almaya bu cübbeli gelmişti. Bir anda aramızda peyda oldu ve diğer ikisini yıldırımlarla yakıp kömüre çevirdi —ki buna çok da üzülmedim açıkçası. İkisi de aptaldı ve ikisi de birer kesiciydi..”

“Sen neden hala hayattasın, peki?”, diye sorar kız, cübbeli adama kendisi de dikkatlice bakarak.

Darly tekrar bir omzunu silker.

“Ben sıranın bana gelmesinde bir fayda görmedim ve kaçtım.”

Lilly Venom ‘hıh’lar.

“Burası uygun değil. Çok istediğini biliyorum. Ama şimdi şansımızı denersek, bu sadece başarısızlığımız için kötü bir bahane olmuş olur, o kadar. Ve açıkçası, ne seni, nede Lady Angrellen’i, kendimi ahmakça bir şekilde feda edecek kadar sevmiyorum.”, der Lilly Venom, taş gibi bir ifadeyle.

“Alındım.”, der Darly yine sırıtarak. “Ama onun burada ne işi olduğunu merak etmiyor değilim. Şirret kızına, Prensese ve o şapşal Udoorin’in söylediklerine bakılırsa, onu en son Bari Na-ammen sarayında, Ri Grandaleren ile çatışırken görmüşler. O burada olduğuna göre, sanırım çatışmayı kimin kazandığı da belli olmuş oldu. Grandaleren’i pek sevmezdim. Ama Prensesimin babasıydı. Sevgili Alor’Nadien ne bunu duyduğunda yıkılacak.”

“Seni anlamakta zorluk çekiyorum.”, der Lilly Venom. “Sen umarsız, sorumsuz ve yılışık herifin tekisin. Ama iş prensese gelince o çiroz şeye hayranlık üstü bir saygı gösteriyorsun. Hakkını vermeliyim. Kız gerçekten güzel, zarif, alımlı, ağırbaşlı, zevkli, içten ve türünün nadir örneklerinden biri. Ama beni şaşırtan, senin ona gösterdiğin saygı, onun görünür güzelliği dışındaki her şey.”

 

Gerçekte Lilly, neredeyse hiç tanımadığı prensese, küçük Inshala dolayısıyla olmuş olsa da, onun giyinmesi için seçip gönderttiği elbiseden dolayı teşekkür etmesi gerektiğini düşünür. En nihayetinde, hayatında asla yapmadığı bir şeyi yapmış ve pardösüsü gibi koyu kahve deri pantolonu yerine, şu anda bile o elbise vardır üstünde..

Lilly, abisi Aager gibi pratik ve pragmatik biridir. Evet, belki daha huysuz —çok daha huysuz— bir mizaca sahiptir ama elbise, ayakkabı, saç ve tırnak bakımı ve makyaj gibi kızsal lükslere de hayatında yer vermemiştir.

Prense Lorna’nın gönderdiği bu elbiseye kadar.

Elbise rahattır. Fevkalade hafiftir. Etekli olmasına rağmen yan yırtmaçları dolayısıyla hareken kabiliyeti kısıtlamamaktadır, kir göstermediği gibi, gerçekte kir de tutmaması gibi hayret verici bir özelliği de mevcuttur ve korsesi de.. her şeyin yerli yerinde durmasını sağladığı gibi, zariftir işte!

Tıpkı elbisenin tamamı gibi..

 

Darly kendisine sorulan soruya bir süre cevap vermez ve cübbeli adama kızmaya başladığı açıkça görünen High Lady Angrellen’i kesmeye devam eder. Neden sonra kısık bir sesle cevap verir.

“Prenses Alor’Nadien ne Feymist.. Benim kulvarımın çok, ama çok dışında bir hanımefendi. Onun görünüşünün, zarafetinin, inceliğinin, anlayışının ve samimiyetinin hastasıyım. Ama bunlar sadece benim, ve benim gibi kendisini tanıma şerefine nail olmuş herkesin hissettiği şeyler. Bunlar, o salak Udoorin’in ne kadar şanslı olduğunun asla farkında olamayacağı şeyler.. O hödüğü kıskanabileceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama Prenses aynı zamanda High Woods’un seçilmiş ‘kalbi’..”

“Seçilmiş nesi?”, diye hayretle sorar Lilly Venom.

“Seçilmiş ‘kalbi’.. Yanlış anlamamaya çalış Lilly ama bu mefhum, insanların anlayabileceği bir şey değil. Bu.. kadim bir his.. Sanıyorum bende elf kanı olmuş olmasaydı, bende algılayamazdım.”, diye açıklamaya çalışır Darly.

“Hala hiçbir şey anlamış değilim.”, diye başını sallar kız.

“Dediğim gibi. Yanlış anlamamaya çalış ama sen bunu anlayamazsın. Abin, Aager.. O da anlamamıştı. Sadece kategorik olarak ‘Bilinmeyen, ama var olan bir şey.’, diye kafasında tanımlamış olabileceğini düşünebiliyorum.. Onu biraz olsun tanıdıysam, sanırım öyle yapmıştır. Grupta sadece İzci Onbaşı Laila’nın hissedebilmiş olabileceğini düşünüyorum bunu —tıpkı benim gibi. Ve.. ironik bir şekilde de, Anglenna. Ama o bunun ne olduğunu TAM olarak anladı çünkü kendisi hem bir high elf, hem de High Woods’da doğup büyüme birisi..”

“Bu.. o sırık boylu kız hakkında kötü olmayan söylediğin ilk ve tek şey.”, diye not eder Lilly.

Darly omzunu tekrar silker.

“Beni yanlış anlama, Lilly. O kadından ne kadar nefret ettiğimi sana tarif bile edemem. Ama kendisine saygı gösterebileceğim kadar değişmeyi de başardı. Belki bir gün ondan nefret etmeye dahi bilebilirim.. O güne kadar yaşarsam..”

Lilly’den “Huh!”, diye bir ses çıkar ve bu haliyle abisine ne denli benzerlik gösterdiği hayret vericidir.

“Gidelim. Ajan Largo nereye kaybolduğumuzu merak ederse gelir ve Angrellen’i görür.. ve ahmakça bir kahramanlığa kalkışmaya kalkar.”

“Kalkışsın. Bu bizim lehimize işlemiş olmaz mı?”, diye sorar Darly.

Lilly Venom, bir salağa bakar gibi genç hırsıza bakar.

“Senin gerçekten ne kadar aptal olabileceğine bir türlü karar veremiyorum Darlius.”, der burnundan soluyarak.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Darly.

“Anglenna şu anda o kara cübbeli adamla tartışıyor. Ama ortak bir düşmana karşı birleşmeseler bile, en azından aynı istikamete doğru hiç de hoşumuza gitmeyecek büyüler yapacaklardır. BİZİM İSTİKAMETİMİZE DOĞRU!.. Ama farz edelim ki bir yanlışlık oldu ve Largo o şirret kadını alt etmeyi başardı. Bunun sonucunda ya onu esir alıp sorgulamak, sonrasında da bir savaş suçlusu olarak günü geldiğinde adalet karşısına çıkarmak için bir yerlere tıkacaktır —ki o kadını zapt edebilecek bir hapishanenin olduğunu düşünemiyorum bile— yada onu öldürecektir. İlki olması halinde, senin ona dokunmanı bırak, yanına bile yaklaşmana izin vermeyecektir. Diğer ihtimalde de sen intikamını alamamış olacaksın, ben de ‘paramı’..”

Darly “Darlius” Dor kaşlarını çatar ve nefretle yüzü kararır.

Hayır..

Para onun için önemini kaybedeli çok uzun bir zaman olmuştur. Hayatında önemini kaybetmemiş olan iki şey vardır sadece ve biri çoktan ölmüştür. Diğeri ise ‘intikamdır’..

Genç, yakışıklı hırsız yanan gözlerle yanında sinmiş duran kıza, Lilly Venom’un cesur bir kalemle çizilmişçesine keskin hatlı yüzüne bakar.

Sonra sessizce hırlar.

“Gidelim..”

✱ ✱ ✱

Orken’ler ve büyücüler..”, diye rapor verir Darly Dor geri döndüklerinde. “Çok Orken ve çok büyücü.. Oradan fark edilmeden geçme ihtimalimiz yok. Dahası, sanıyorum yeni bir saldırı için hazırlanıyorlar. Tahminim, Orken’leri önden sürecekler, büyücülerde arkadan ateş toplarıyla saldıracaklar. Aralarında Orken şamanlardan da var..”

Largo, bir yandan genç hırsızın raporunu dinlerken bir yandan da sessiz kalmayı tercih eden Lilly Venom’u süzer. Ajan, yılların verdiği keskin algılara ve kişi ve mizaç analiz kapasitesine sahiptir ve bu kapasitesi ona Darly Dor’un ‘çok konuştuğunda’ bir şeyleri ört bas etmek için bunu yaptığını, Lilly Venom’un ise susmayı tercih ettiğinde, söylemek istemediği şeyleri, söylemek zorunda kalmak istemediğini ona ‘söylemektedir’ —ve bu ona ilginç gelir. İlginç gelen kısmı Darly Dor değildir. Kızın, yalan söylemekten hoşlanmayışı da değildir. Yalan söyleme işini, ona, Largo’ya karşı yapmak istemeyişidir..

‘Benim saklayacak bir şeyim olsa, ben bana yalan söylerdim.. Yada lafı bu sorumsuz çocuğun yaptığı gibi dikkatleri başka bir şeye çekmeye çalışırdım.’, diye geçirir içinden.

“Özel diplomat koridorlarını kullanalım o zaman. Pek nadiren kullanılırlar, dolayısıyla düşman o koridorlardan haberdar olmaya bilir.. Bu taraftan..”, der sesli bir şekilde ve grubu başka bir istikamete yönlendirir. Yaklaşık yarım saat süren sessiz ve temkinli bir ilerlemeden sonra Largo yarı yırtılmış, yarı yanmış bir duvar halısını kenara çeker ve duvar taşlarından birisini sert bir şekilde iter ve halının arkasında dar bir geçit belirir.

“Efendi Darlius. Siz önden gidin. Ben ve Lilly hanım arkadan geleceğiz ve kapıyı kapatacağız. Bir şeyle karşılaşmanız halinde geri gelin ve bizi bilgilendirin lütfen. Babanız, Efendi Philius’a cesedinizi götürmek istemiyorum. Eminim bu onun kalbini kırardı.”

Darly ‘fırk’lar ve sessizce önden gider, kısa bir süre sonra da gözden kaybolur.

“Onu başından savmak için bu kadar ince çaba göstermenize gerek yok, Ajan Largo.. Nezaketle, ‘Git başımdan.’, derseniz de eminim hiç alınmadan gider. Kendileri biraz yüzsüz biridir.”, diye söylenir Lilly Venom.

“Ona olmasa da, babasına saygım var, Lilly hanım. Ve hayatta öğrendiğim bir şey varsa, o da gerçekte kimsenin tamamen umarsız olmadıklarıdır. Özellikle de kendilerine yapılan saygısızlıklara karşı. Bunlar azar azar birikir ve beklenmedik zamanlarda da patlar. Şu an, kişisel krizler için uygun biz an değil.”

“Bu yüzden mi bana devamlı Lilly ‘hanım’ demekte ısrar ediyorsunuz?”, diye kırık bir ifadeyle gülümser Lilly Venom.

“Aklı başında kimse size saygısızlık etmez, Lilly hanım.”, diye cevap verir Ajan Largo. “Ama gerçek sebebim bu değil.”

“Nedir gerçek sebebiniz?”, diye sorar kız.

“Bunu burada açıklamamayı tercih ederim. Bununla beraber, duruşunuz, ciddiyetiniz, benim gibi lakaytlığa ve sorumsuzluğa gösterdiğiniz…”

“..Tiksinti?”

“..tiksinti ve lafı dolamadan ifadelendirmeniz.. bende belirgin bir hayranlık uyandırmadı değil.”, der samimi bir ciddiyetle Largo, sonra da ekler; “Kapasiteniz olmasına rağmen de yalan söylemek istemeyişiniz..”

Lilly Venom kaşlarını çatar.

“En önemlisini, en sona saklamanız da benim dikkatimden kaçmış değil, Ajan Largo.”, diye hafif kızmış bir şekilde söylenir kız.

“Aaa.. bu en önemlisi değildi. Ama dediğim gibi. Bunu burada, şimdi konuşmamayı tercih ederim.”, der Largo sakince.

“Darly Dor kendisinin ‘yem’ olması koşuluyla, beni bir kontrat için kiraladı. Merak ettiğiniz şey bu ise söyleyebilirim. Bu kadar zorlanmanıza gerek yok. Kendince lafı dolamasının sebebi ise, kontratta adı geçen şahsı, ‘kontrol’ etmek için gittiğimiz yerde, ve Orken’lerin ortasında, bir başkasıyla tartışırken gördük. Kendisine kontratın gerçekleşebilmesi için yer, ortam ve zamanın uygun olmadığını söyledim, çünkü kontrattaki kişi söz konusu olduğunda Darly doğru düşünemiyor. Aptal gibi ikimizi de öldürtecekti.”, diye didaktik bir şekilde anlatır Lilly Venom.

“Bunları neden bana söylüyorsun?”, diye sorar adam.

Lilly bir omzunu silker ve ona gülümser.

“Çünkü kontrat çoktan geride kaldı ve siz de artık geri gidip ona bir şey yapamazsınız.. Öldürmeye kalkmak, tevkif etmeye çalışmak, kahramanca hayatınızı vermek, gibi..”

Kaşlarını çatma sırası Largo’ya geçmiş gibidir.

“Neden böyle bir şey yapayım ki? Buraya gelme sebebimiz fevkalade önemli. Yan eğlencelere vakit ayıramayacak kadar önemli..”

“Kontratımın, High Woods ve Bari Na-ammen High Lady’si, Angrellen Sunsear için olduğunu bilseniz dahi mi?”, diye cevap verir Lilly Venom, daha da gülümseyerek.

 

Largo olduğu yerde durur..

..ve kısılmış, haşin gözlerle kıza bakar.

 

“Bu.. bu bilgiyi benden saklamaya hakkınız yoktu, Lilly hanım.”, diye hararetle fısıldar.

“Bu bilgiyi sizinle o zaman paylaşmış olsaydım, tam olarak ne yapardınız? Onu şahsen öldürmeye çalışmanız, tevkif etmeye kalkmanız.. yada kahramanca ölmeniz dışında..”, diye sorar Lilly Venom ama gülümsemesi gitmiş, yerini, en az kendisine yöneltilen kadar haşin ifadeye bırakır.

“Bu kararı vermek size düşmezdi.”, diye hırlar Largo.

Kız sessizce adama bakar.

“Size herhangi bir şey söyleme zorunluğum yok, Ajan Largo. Siz bir kanun adamısınız.. teknik olarak. Ben ise kanun dışı bir kızım. Hangi hesabınızda size ve sizin ‘kurallarınıza’ ayak uydurmam gerektiği sonucuna vardınız? Burada bulunmam bile sadece bir nezaket meselesi. Size gizli tüneli tarif edip, High Spires’da sıcak çayımı yudumlayıp, kremalı çilek pastamdan yiyor olabilirdim. Konsolosluğu terk edecekleri için mutfağı ve kilerlerinde ne varsa hepsini mültecilere açtılar. İnanın, elf yapımı bir kremalı çilekli pasta gibisi yoktur.”

Ajan Largo burnundan solur.

“Neden şimdi söyledin bunu peki?”, diye sorar kıza.

Kız yine bir omzunu silker.

“Orken orduları tarafından yok edilmiş Bari Na-ammen’in bir high lady’sinin burada, sizin şehrinize saldırmış aynı orduların ortasında ve sizin birinci lordunuzun sarayında görüldüğü bilgisinin sizin ilginizi çekeceğini düşündüğüm için, olabilir mi? Yada belki bir başka sebepten dolayı?”

“Hangi başka sebepten dolayı?”

“O kadarını da sizin düşünmenizi tercih ederim, Ajan Largo.. Doğru sonuca varamayacak kadar aptal olmadığınızı umuyorum. Lütfen bana o kadar aptal olmadığınızı söyleyin..”, diye tekrar gülümseyerek cevap verir Lilly Venom, ve adımlarını hızlandırarak gönüllü muhafızların arasından geçer, ve kısa bir zaman sonra, o da gözden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Elmanın yarısı nerede?”, diye keskin bir sesle tıslar Ajan Largo, kalın, oyma çift kapının arkasına. Çift kapı, üzerindeki muhteşem bir zarafetle işlenmiş çiçekler, yapraklar, dikenli sarmaşıklar ve ‘uçuşan’ orman perileriyle kaplıdır ve elf el işçiliğinin de nadir örneklerinden birisini sergilemektedir. Pek azının bildiği bir şey ise, gerçekte kapı sadece elf işçiliği barındırmamaktadır. Kapı, plaka halinde içine yerleştirilmiş mitral çeliği ile de desteklenmiştir. Ajan Largo bu kapıyı içeridekilerin rızası olmadan kırabileceklerini düşünmez.

“Elmanın yarısını ben yedim, hain!”, diye boğuk, alaylı, ve umutsuz bir ses gelir kapının ardından.

“Lanet olsun.”, diye mırıldanır Largo.

Yan taraftan Darly ‘fırk’lar.

Lilly Venom ise kaşlarını çatmakla yetinir.

“Ben Kıdemli ARİS Ajanı Largo. Arashkan Kimlik Numaram: 767-513-8814! Prens Korodin’i güvenliğe, şehirden çıkarmaya geldik. Açın şu kapıyı.”, diye burnundan soluyarak seslenir içeriye.

“Benim numaram da; 777-İYİ-VAKİT-İÇİN-ARAYIN!”, der içerden gelen boğuk ses.

Darly gülmeye başlar.

Lilly Venom ‘fırk’lar.

“Harika!”, diye ellerini hayaya kaldırır Largo, sinirden çatlamak üzere.

“Hiç olmazsa saray soytarısını bulmuş olduk!”, diye mırıldanır Lilly gülümseyerek.

“Largo amca?”, diye tiz bir ses gelir içeriden.

“Korodin? Sen misin?”, diye bir anda omzundan büyük bir yük kalkmış gibi sırıtır Largo.

“Evet, Largo amca. Neler oluyor? Şehir saldırı altındaymış. Kaladin amcam, Haradith abi ile Ariles ve Ylara ablalarım neredeler? Kimse bana bir şey söylemiyor. Beni amcama ait olan bu odaya getirdiler ve kapıyı barikatladılar.”

“Sana her şeyi anlatacağım genç Korodin. Şimdi. Yanındaki saray muhafızlarına kapıyı açmalarını emredersen buradan gidebiliriz.”, der Largo, sonra da fena bozulmuş bir şekilde fısıldar. “Lanet olsun. Kimse çocuğa amcasının ve kuzenlerinin öldürüldüklerini söylememiş..”

İçeriden bazı boğuk konuşmalar duyulur. Ancak sonunda kapının ardından ağır bir şeylerin çekildiğine dair gürültüler gelir ve kapı açılır.

“Hanginiz Largo?”, der yaşlı bir ses ve bir zamanlar belki uzun boylu ve açık kahve saçlı, şimdiyse sıska, bükülmüş ve saçları aklaşmış, sesi kadar kendisi de yaşlı bir kadın peyda olur.

“Largo benim, Lady Ferrara.”, der Ajan Largo sakince.

“Beni tanıyorsun.”, der yaşlı kadın.

“Evet, efendim. Ancak yüz yüze hiç tanıştırılmadık. Geçmişte iki defa sizin gizli korumalığınız görevinde bulundum. Bundan sekil yıl önce Büyük Arashkan Şenliklerinde ve ondan önce de Arashkan Arenası protestosuna katıldığınızda —yaklaşık otuz yıl önce..”, diye açıklar nazikçe Largo.

Yaşlı kadın önünde duran adamı uzun bir süre süzer, sonra da yanındakileri tetkik eder.

“Prensi nereye götüreceksiniz?”, diye sorar Lady Ferrara.

“Kendilerini önce sarayın en altına, unutulmuş bir kilere, oradan gizli bir tünel vasıtasıyla Heaven Parkının, Büyük Arashkan Kütüphanesi tarafına, oradan da şehirde güvenli kalan tek yere, High Spires’a götüreceğiz. İskelede gemiler hazırda bekliyor. Prensi High Spires elf’leriyle birlikte o gemilere bindireceğiz ve şehirden ayrılacağız. Nihai hedefimizi söylememeyi tercih ederim, efendim.. Şimdilik.”, diye sakil bir şekilde anlatır Largo.

“Korodin seni tanıdığını söylüyor.”, der yaşlı kadın.

“Evet. Birinci Lordu bir kaç defa şahsen ziyaret etmişliğim oldu. O ziyaretler esnasında kendileriyle tanışma fırsatını yakaladım. Beraber oturup ‘Gezgin Ozan Blom Bundlebim Hobim ve Hayret Verici Maceraları’nı okumuştuk.. Bir seferinde de Lordum Kaladin, okçular turnuvasını seyretmesi için onu bana emanet etmişti. Beraber güzel zaman geçirmiştik.”, der Largo çok hafif gülümseyerek.

“Öyle olsun bakalım.”, der yaşlı kadın. Sonra arkasını dönmeden içeri seslenir. “Prensi getirin. Soralım bakalım beyefendiyi tanıyor muymuş?”

‘Prens’, sevinçle kapıdan fırlar ve Largo’ya sarılır.

Yaşlı kadın kaşlarını çatar, ama gülümsemesine de mani olamaz.

“Sanırım bu sorumuzun cevabını vermiş oluyor. Ne zaman gideceksiniz, Efendi Largo?”, diye sorar yaşlı kadın, küçük prense sarılmış adama.

“Hemen. Orken’ler yeni bir saldırı için toplandılar. Ve bu sefer büyücülerini de getirdiler.”, der Largo ciddi bir sesle.

“O zaman prens sana emanet, Efendi Largo. Onu hayatınla koru.”, diye emreder Lady Ferrara.

“Siz gelmeyecek misiniz, Lady’im?”, diye hayretle sorar Ajan Largo, yaşlı kadına bakarak. Yaşlı kadına, ve odada sessizce bekleyen bir düzine kadar taş suratlı saray muhafızına bakarak..

“Hayır. Saraya gelmelerinin tek bir sebebi var, o da kök, dal ve budak.. ailenin tamamını ortadan kaldırmak için, zira başsız bir halkın geleceği de olmaz, gideceği yeri de.. Size vakit kazandırmak için bizler tekrar kapıyı barikatlayacağız ve içeri girdiklerinde de onlarla sonuna kadar çarpışacağız.”, der yaşlı kadın sakince.

Largo kadına hayretle bakar.

“Burası benim evim, Efendi Largo. Evimi bir avuç çapulcuya bırakmak gibi bir niyetim yok. Ve bir hanımefendi evinin sadakatini temsil eder.”, diye ışıl ışıl gözlerle cevap verir yaşlı kadın.

“Prens Korodin.”, der çocuğa bakarak.

Küçük Korodin yaşlı kadına döner ve kadın çocuğa sarılır.

“Largo amcanla gitmen gerekiyor. O ne derse hemen yerine getir, sesini çıkarma ve ağlama. Ama büyüyünce, ve zamanı gelince tekrar bize geri dön, çünkü bu şehir senin.. Beni anlıyor musun?”, diye yaşlı gözlerle sarılır küçük prense.

Korodin hayret verici bir sükunetle bir iki defa burnunu çeker ve o da yaşlı kadına sarılır.

“Gidin. Şimdi..”, diye emreder Lady Ferrara..

 

..sonra arkasını döner, içeri girer ve oymalı kapıyı arkasından kapatır..

..ve kapının arkasına ağır bir şeylerin yığılma sesleri tekrar duyulur.

✱ ✱ ✱

Tekrar geldiniz! Ve bu sefer yanınızda Prens Korodin de var!”, diye ünler hayretle ilk barikatta karşılaştıkları saray muhafızı. 

“Prensi güvenli bir yere götürüyoruz. Sizin de burada durmanız için bir sebep kalmadı, asker. Adamlarınızı toplayın. Bizimle geliyorsunuz..”, der Ajan Largo.

Bunu duyan saray muhafızları birbirlerine bakarlar..

..ama yerlerinden kıpırdamazlar.

“Ne bekliyorsunuz?”, diye hafif burnundan solur Largo.

“Sanırım gelmeyecekler, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Bunlar bağlılık yenimi etmiş askerler, sanırım.”

“Hayır, hanımefendi.”, der kendileriyle konuşan asker. “Ama bu bina sadece bir saray değil. Bu bina, bu şehri, halkını, kültürünü, hayatını ve onurunu temsil eden son kale. Ve bizlerde bu sarayı koruyan son askerleriz. Sadece ve en sonunda bizler de öldüğümüzde bu şehir gerçekten ölmüş olacak.”

Asker saygıyla küçük Korodin’in önünde bir dizinin üstüne çöker ve ona gülümser.

“Bizleri unutmayın, Prensim. Ve bir gün geri gelip şehrinize tekrar sahip çıkın.”

“Büyüyünce geri geleceğim, efendim. Söz..”, diye mutsuz bir ifadeyle cevap verir küçük Prens Korodin.

Yukarılardan bir yerden büyük bir patlama sesi duyulur ve saray muhafızları sesin geldiği yere dikkat kesilirler.

“Kıdemli Ajan Largo. Prensimiz ve onurumuz size emanet. Şimdi gidin.. ve çabuk olun..”, der asker ve kısa bir emirle barikat tekrar aralanır.

“Adın ne senin, asker?”, diye seslenir küçük Prens.

“İsimsiz..”, der asker, gülerek. “Bizler bu şehir için ölen isimsiz askerleriz.. Elveda Prensim..”

✱ ✱ ✱

En sonunda.”, diye mırıldanır Ajan Largo ve hafif tepinerek çıkar toprak tünelden. Sonra tünele geri uzanır ve küçük Prens Korodin’in elinden tuttuğu gibi tünelden çıkartır. Başta biraz korkmuş olsa da, etrafındaki herkesin ıkınarak sürünmesine nispeten kendisi çömelerek yürüyebiliyor olması küçük prensin eğlenmesine sebep olmuştu. Tünele ilk girdiklerinde göreceli bir şekilde sabah saatlerde olmuş olmasına rağmen, şimdi ise gece çökmüştür. Buna rağmen şehrin bir çok farklı noktasından hala patlama ve çatışma sesleri ve acı dolu çığlıklar duyulmaktadır.

“Evet.”, der bir ses karanlıktan ve yanmış Heaven Parkının kömür olmuş ağaçları arasından. “En sonunda.. Bir ARİS ajanı olarak ‘acele’, ‘ivedilik’ ve ‘dakik’ ifadelerinden bu kadar uzak olmanız biraz utanç verici.. Ama zaten ARİS olarak başarılı olmuş olsaydınız, bu hale hiç düşmüş olmazdınız..”

Largo olduğu yerde durur ve genç prensi arkasına alır.

“Prens..”, der aynı ses. “..onu rica edeyim.. Hepinizin ölmesi gerek miyor. Aslına bakılırsa gerekiyor, ama ayak işleriyle ben ilgilenmiyorum.”

“High Lady Angrellen Sunsear.. Yanlış şehirdesiniz sanki..”, der Largo burnundan soluyarak.

“Ahahaaa.. Bana daha ziyade ‘yanmış şehirdeyim’, gibi geldi.”, der sesin sahibi ve kömür olmuş ağaçların arkasından, uzun, örülmüş, bembeyaz saçları, yay gibi kaşları, olağanüstü güzelliği ve ürkütücü zarafetiyle High Lady Angrellen Sunsear belirir. 

“Yanmış kendi şehrin.. kendi ülken yetmedi sanırım. Komşularına ihanet etmeyi, bir davranış bozukluğu olarak kabul edemesem de, yine de anlarım zira sizden daha azını beklemezdim asla. Ama kendi halkınıza nasıl ihanet ettiniz? Sizin yüzünüzden üç gün içerisinde on binlerce elf hayatından oldu.”

“Bu ne şimdi? ‘Son boss’ konuşması mı yapacağız? Peki. Yapalım bakalım.. Muhataplarımın cahilce ölmelerindense, aptallıklarının ne denli büyük olduğunu bilerek ölmelerini hep tercih etmişimdir.”, der High Lady Angrellen gülümseyerek.

“Hayır Angrellen. Sen bir ‘boss’ değilsin. Asla da olmadın. Sen sadece ve her zaman ikinci, her zaman bir başkasının ‘kulu’ oldun..”, diye sırıtarak cevap verir Largo ve yanında gönüllü muhafız ve elf’lerden geriye kalanlar da tünelden çıkmaya başlarlar.

Muhafızlar Angrellen’i görürler ama tanımazlar. Elf’ler ise Ri Grandaleren’in ablasını anında tanırlar ve bir anda yüzlerinde korku belirir.

Ve onların arkasından da Lilly Venom çıkar tünelden.

“Beni kızdırmaya mı çalışıyorsun, Ajan Largo? Buna gerçekten gerek yok. Zira sana kızmamış olsam bile öldürmekten keyif alırdım. Ama senin canın benim değil. ARİS’e katıldığından beri kaç tane düşman edinmiş olduğunu tahmin bile edemezsin. Şimdi.. Çocuğu verecek misin, yoksa hepinizin cesetleri arasından mı toplam gerekiyor onu?”, der High Lady gülümseyerek.

“Sırf merakımdan sormak isterim. Bu gece bizi burada nasıl buldun?”

“Zavallı Lady Ferrara.. Ölürken çok acı çekti. Ama ruhunu çekip aldığımda benden saklayabileceği pek de bir sırrı kalmamış oldu. Bu tünele gelince. Bunun kazılması için yıllar önce Arashkan kesicilerine kimin sponsorluk yaptığını sanıyorsunuz?”, der Angrellen gülerek.

“Kendi halkına değdi mi? Sana ne vaad ettiler, Angrellen? Hangi ödül, sonsuza kadar bir hain olmaya değer?”, diye hırlar Largo.

“Tam da üstüne bastın, genç adam.. SONSUZA KADAR! —bana vaad edilen şey buydu. Ve bir kaç bin ölümlünün hayatı buna değer.”, diye cevap verir Angrellen aynı gülümsemesiyle.

“Hiçbir şey sonsuz değildir, Angrellen.. Senden önce aynı şeye sahip olabileceğini düşünen kaç bin ahmağı ağırladı bu dünya, herhangi bir fikrin var mı?”, diye neredeyse bağırır Largo.

“Evet. Var genç adam.. Senden çok daha iyi bir fikrim var. Ama sanıyorum bu konuşma kendi kökünü kazıdı gibime geliyor. Ben seninle yada adamlarınla ilgilenmiyorum. Bana çocuğu getirmem söylendi, ben de tam olarak bunu yapacağım..”, der High Lady, sonra da sırıtarak ekler. “Ama canlı olup olmaması hususunda kati bir talimat verilmedi..”

“Canın cehenneme, Cadı! Neyin varsa görelim!”, diye hırlar Largo asice.

“‘Neyim varsa görelim..’ Peki o zaman.. Görelim bakalım.. Lilly!”

Ve Largo bir anda irkilir.

Zira ensesinde keskin bir hançerin ucunu hisseder.

“Prensi ben alayım, Ajan Largo.”, diye fısıldar Lilly Venom. “Ve lütfen. Ani hareketlere yada son dakika kahramanlıklarına da kalkışmayalım. Sizden hoşlandım.. Lütfen bu durumu bozacak bir şey yapmayın.”

Ve Lilly Venom, hayretle kalakalmış Largo’nun elini tuttuğu küçük prensi alır..

..ve onunla beraber High Lady Angrellen’e doğru yürümeye başlar.

✱ ✱ ✱

Seni takdir etmemek elde değil, sevgili Lilly..”, diye kedi gibi mırıldanır Angrellen. “Etrafındaki herkesi bir Lir gibi oynadın. Bu iş bittiğinde benimle gelmek istemediğinden emin misin? Seni tahmin edemeyeceğin kadar zengin yapabilirim..”

“Bunu düşüneceğim, Hanımefendi. Ama önce kapatmam gereken bir kaç başka hesabım daha var.” der Lilly Venom donuk bir ifadeyle.

“Nasıl?”, diye hayretle tanıdığını sandığı kıza bakar Largo. “Neden? Seni Efendi Philius tutmuştu..”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“En başta Philius’un beni High Lady Angrellen ve kızı Anglenna’yı öldürmem için tutması fikrini —oldukça dolaylı yollardan— Angrellen hanımefendinin ta kendisi önermişti ona ve Philius, olduğu ahmak gibi, bunu fark etmediği gibi, asla da bu gerçeğe ayılamadı. Efendi Philius kendi çapında iyi bir idareci olabilir, ancak ‘büyüklerin’ oyunu için fazla toy. Kendisi beni kiraladığını sanıyordu. Halbuki Angrellen hanımefendi, onun beni kiralaması için çoktan beni kiralamıştı bile. Bu şekilde onun yanına kadar rahatça sokulabildim. Asıl hedef ise önce Prenses Alor’Nadien ne idi. Ondan sonra da sırada Philius’un kendisi ve eşi vardı. Ancak arenada prensesi öldüremedim çünkü karşımıza beklenmedik bir yaratık çıkardılar ve işler bir anda karışıverdi.. Şunu anlamalısın Largo. Ben kimseye ihanet etmedim. Sadece kiralandığım kontratı yerine getiriyorum, o kadar.”

“Bir kontratı yapıyor olman, seni ihanetinden paklamayacak, kesici.. Daha önce sadece kiralık bir katil olarak çok da fazla umursanmıyordun. Prens Korodin’e karşı yaptığın bu eylemle her zaman, ve her yerde aranıyor olacaksın.. Bunu bilmen gerekiyor!”, diye hiddetten kıpkırmızı olmuş bir suratla tıslar Ajan Largo.

Lilly Venom ise buna da omuz silker.

“Bugüne kadar beni bulamadınız. Bugünden sonra da bir daha görmeyeceksiniz —ki bir iki güne Arashkan da zaten kalmamış olacak..”

“HAİN!”, diye küfreder Largo ve belinden hançerini çektiği gibi kıza fırlatır!

Ama kız, bir dansöz gibi kendi merkezinde, trençkotu ve eteklerini yelpaze gibi saçarak döner..

..ve küçük prensi kaptığı gibi kaçar!

 

Hançer ise High Lady Angrellen’in karnını kıl payı ıskalar.. ve bacağını çizerek arkasındaki ağaca saplanır.

High Lady Angrellen’in gözleri bir anda kararır ve gördüğü herkese —ama herkese saldırır.

İki elinden de uğursuz, turuncu-kızıl yıldırımlar sıçrar ve daha ilk hamlesinde önce Ajan Largo yere yığılır, ardından gönüllü üç muhafız ve elf’lerden de dördü, göğüslerinde koca birer delikle, gıklarını bile çıkarmadan yere yıkılırlar. Kalan son üç elf ise kılıçlarını çekerler ve “BARİ NA-AMMEN!”, diye çığlayarak High Lady’nin üstüne atlarlar.

‘Cadı’ya kılıcıyla vuran ilk elf bir anda acıyla kıvranır ve tamamen donmuş bir şekilde olduğu yerde devrilir. İkincisi ise isabet ettirir ancak kadını sadece kolundan sıyırır. Anglenna anında karşılık verir; lavlı bir ateş, kadının elinden sıçrar ve elf acı bir çığlık atarak yarı kömür olmuş halde can verir. Kalan son elf ise tamamen ıskalar ve bu şekilde de kendi kaderini belirlemiş olur.

High Lady Angrellen tekrar ellerini kaldırır..

..ve bir an olduğu yerde tökezler.

Kadının suratında hayret ifadesi belirir ve ağzından bir oluk kan boşalır ve..

“FELİSHİA FREMİER’İ HATIRLA!”, diye bir tıslama duyar arkasında.

Angrellen arkasını döndüğünde, karşısında elinde kanlı bir hançerle durmuş, daha önce hiç karşılaşmadığı, genç bir half-elf bulur.

“Sen de kimsin, çocuk?”, diye hırlar High Lady.

Genç half-elf ona sadece sırıtır.

“Ben, ‘fili öldüren mızrağım’..”

“Hayır, çocuk. Sen sadece ölüsün!”, der yanan gözlerle Angrellen ve beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek uzanır..

..ve genç half-elf’e dokunur.

 

Darly “Darlius” Dor..

..yüzünde hayret ifadesiyle kaybolur!

✱ ✱ ✱

Cadı.. nerede?”, diye acıyla inler Ajan Largo.

Uzun, ince parmaklar, adamın yüzünü tutmaya devam eder. Largo gözlerini açtığında, Lilly Venom’la burun buruna olduğuna ayılır. “Her uyandığımda seninle böyle mi karşılaşacağım?”, diye hafif ekşi bir suratla doğrulmaya çalışır, ama acıyla tekrar yanmış, kuru toprağa çöker.. “Yanlış anlama.. Nefesin hakkında söylediklerimde tamamen samimiydim, ama bu durumun bir alışkanlık haline gelmesi biraz garip olurdu..”

“Benim de kaç defa sizi ‘öperek’ uyandırmam gerekiyor, Ajan Largo? Halbuki bir kerecik olsun beni yemeğe bile çıkarmadınız. Pek de centilmence sayılmaz..”, diye cevap verir Lilly Venom hafif kırık bir gülümsemeyle.

“Söz.. bu işten sağ salim kurtulursak, sizi bulabildiğim en lüks lokantaya götüreceğim.”, der Largo inleyerek.

“Bu sözünüzü size hatırlatacağım. Bununla beraber, lüks olması gerekmiyor, Ajan Largo. Sessiz, sakin, mum ışığında.. ve loş olması yeterli olur gibime geliyor.”, diye vurgular kız.

“Lütfen hatırlatın. Ama sizin için biraz fazla yaşlı değil miyim?”

Lilly Venom bir omzunu silker.

“Bu konuda benim bir şey söyleme hakkım yok mu? Bunu mu ima etmeye çalışıyorsunuz, Ajan Largo?”, diye tehlikeli bir şekilde gülümser Lilly.

“Var tabi ki. Sadece hatırlatmak istedim.”

“Ben genç ve yakışıklı bir delikanlı aramıyorum, Ajan Largo.. Onlar hiçbir zaman ilgimi çekmediler. Benim aradığım, olgun, aklı başında, lafı uzatmayan, zeki ve mütemadiyen kendisini ispatlama ihtiyacı duymayan birisi. Ve bu vasıflar asla toplu olarak genç erkeklerde olmuyor ne yazık ki.”, diye sakin olmaya çalışan bir sesle cevap verir kız.

“Benim yakışıklı olmadığımı mı ima ediyorsun?”, diye alınmış bir sesle sorar Ajan Largo.

Kız hemen önünde yatan adama bön bön bakar.

“Bütün sıraladıklarım arasından çıkarabildiğiniz tek şey bu mu? Lütfen bana bu kadar aptal olmadığınızı söyleyin, Ajan Largo..”

Largo gülmeye çalışır ama bu sadece daha çok acı çekmesine sebep olur.

“Prens?”, diye sorar en sonunda.

“Burada ve kusmakla meşgul.”, der Lilly Venom ve başıyla adamın göremediği bir yere işaret eder.

“Prens neden kusuyor?”, diye sorar Largo yattığı yerden.

Lilly Venom tekrar bir omzunu silker.

“Onu kaçırabilmem için bir iki yudum ‘Gaz İksiri’ içirmek zorunda kaldım. O iksiri Arenada, Anglenna’yı öldürdükten sonra kaçış stratejimin bir parçası olarak kendime saklıyordum. Nasip küçük prenseymiş. Ama korkarım bu onun midesiyle pek de iyi geçinmedi.”, diye açıklar kız.

“Muhteşem Gökler adına! Sekiz yaşındaki bir çocuğa, hem de prensimize bir ‘Gaz İksiri’ mi içirdin?”, diye inler Largo.

“Gaz iksirlerinin kimseyi öldürdüğü duyulmuş bir vakıa değil, Ajan Largo. Sadece nadir hallerde mide bulantısı ve kusmaya sebep olabiliyor.. bu durumda olduğu gibi..”, der Lilly Venom didaktik bir ifadeyle.

“Cadı? O nerede?”

“Kaçtı. High Lady Angrellen fevkalade tehlikeli ve ölümcül bir büyücüdür. Ancak çok zorunlu kalmadığı sürece her zaman kaçmayı tercih eder.. Hırslı ve kindar olduğu kadar özde korkak bir kişiliğe sahiptir.. bu durumda olduğu gibi.. Angrellen bir çatışmaya girmeden önce her zaman elinde hazır en az bir kaçış planıyla gelir. Ve onun kaçışına engel olamadığınız sürece de onu yenemezsiniz.”, diye cevap verir kız aynı ses tonuyla.

“Senin için söylediğim şeylerden dolayı özür dilerim, Lilly hanım, ama sanırım gerekliydi.”, der Largo.

Lilly Venom’un tek kaşı kalkar.

“Huh.”, diye ünler. “Kimse benden özür dilemez, Ajan Largo..”

“Largo. Sadece Largo yeterli. Her defasında ‘Ajan’, demenize gerek yok.”, der Largo.

“Aaaa.. Hayır, Ajan Largo. Söz verdiğiniz yemeğe kadar Ajan olarak kalacaksınız.”, diye muzırca gülümser Lilly Venom. “Yemekten ve muhabbetinizden hoşlanırsam, düşünürüz.”

Ajan Largo gözlerini kapatır ve inler.

“Sadece üçümüz mü kaldık?”, diye sessizce sorar neden sonra.

“Sadece üçümüz ve gönüllü elf’lerden bir tanesi kaldık..”, diye kısmen onaylar Lilly Venom benzer bir sessizlikle.

“Darlius?”

“Bilmiyorum. Angrellen ona bir büyü yaptı ve ikisi de bir anda kayboluverdiler.. Aynı yere mi gittiler yoksa farklı yerlere mi bilmiyorum ve hangisinin daha kötü olabileceğini ise düşünmek bile istemiyorum..”

“Shit!”, diye küfreder Largo.

“Çok ayıp, Ajan Largo. Ama isabetli.”

“Babasına ne diyeceğim ben şimdi?”, diye inler Largo.

“İki doğrudan birisini; öcünü almak ve onurunu geri kazanmak için cesurca savaştığını.. yada her zamanki gibi fevri, sorumsuz, plansız ve düşüncesizce davrandığını.. Onunla bir anlaşma yapmıştık. Anlaşmaya göre o ‘yem’ olacaktı ben de ‘asıl’.. Ama o plana uymadı ve bunun sonucunda da sadece yem oldu..”, der Lilly Venom sessiz bir hiddetle.

Ajan Largo gözlerini açar ve yanı başında eğilmiş, kendisini seyreden kıza sessizce fısıldar.

“Angrellen seni ve ona olan ihanetini asla affetmeyecektir.”

Lilly yine bir omzunu silker.

“O kaltağın benden önce halletmesi gereken çok daha önemli işleri var. Dahası, bu işte benim hiç bir ihanetim olmadı bile. Her ne kadar o öyle düşünse de. O, Philius’un beni kiralaması için beni kiralarken, gerçekte senin beni ondan bile önce kiralayarak aynı numarayı ona çekmiş olman oldukça zekice idi.”

“Bunun için bana değil, rahmetli Efendi Demos Lightshand’e teşekkür etmelisin. O mektubu yazmamış olsaydı, bu geceki sonuç çok daha farklı olurdu.”

“Belki.. Gitmeye hazır mısın? Burada daha fazla oyalanmamız pek de akıllıca olmaz ve sanıyorum genç prensin de çıkartacak bir şeyi kalmadı.”

Largo biraz daha inler ve tekrar doğrultmaya kalkar. Lilly Venom adamın koluna girer ve ona yardım eder.

“Sen gerçekten hayret verici birsin Lilly. Bilmiyorum bunu daha önce sana söyleyen oldu mu?”, diye sessizce koluna girmiş kızın gözlerine bakarak itiraf eder Ajan Largo.

Lilly Venom, yüzünde garip bir ifadeyle koluna girdiği adamın mavi gözlerini, hafif bronzlaşmış yüzünü, kalın, altın sarısı kaşlarını ve ince kesim sakal ve bıyıklarını seyreder.

“Ferra. Benim adım Ferra Ferrea, Ajan Largo..”

 

 

 

“Benim, Dexter adında öldüğümü sanan, senden büyük bir oğlum var..”

“Huh!.. Benim de, beni öldürmek isteyen bir abim var!”

“…”


arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi modül role play savaş serenity serenity home the plot thickens Whispers; A Cabal

The Malediction of ‘Rellen..
(Part Two)
“Ülkem Arashkan..”

The Malediction of ‘Rellen..
(Part Two)
“Ülkem Arashkan..”

Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne ve Orken orduları karşısında krallığın birçok yerine dağılıp yardım ve müttefik bulmaya çalışacaklardır.

Bu küçük gruplardan bir diğeri de
Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne Feymist
ve Udoorin Shieldheart’dır..

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen.. (Part One)
“All Out!”
dan
sonra yer alır..

 

High Lady Agnlenna Sunsear! Sizi burada görmek gerçekten pek şaşırtıcı. Bir grup ‘insanın’ hayatını kurtarmak için kendinizi tehlikeye atıyor oluşunuz bir yana, burada, bu yanan şehirde hala bulunduğunuzu görmek ayrıca hayret verici. Sizi Bari Na-ammen’de, kendi şehrinizi müdafaa ederken bile düşünemiyorum..”, der on-on iki kişi kalmış küçük muhafız birliğinden biri.

Anglenna sesi tanır ve yüzü buz gibi bir ifadeye bürünür..

..buz gibi ve bıkkın.

“Bir bu eksikti..”, diye sessiz bir hışımla burnundan solur.

Muhafızlar tedirgin bir şekilde bir birlerine, aralarında kendisine ‘bir bu eksikti’ diye hitap edilen adama, ve az evvel —ve muhtemelen sonları olacak iki Orken mangasından birisini vahşi bir kıyımla doğrayan iri adam ve ince, ‘zarif’ kıza, diğerini ise harlayan bir ateş halkasında kül eden, uzun boylu, platin-sarısı saçlı high elf kadına bakarlar.. ve ivedilikle kenara çekilirler.

“Abla?”, diye meraklı bir ifadeyle sorar Lorna.

“Abla.. Size ‘abla’ diye hitap edip samimi saygı ve gerçek sevgi gösterebilecek sadece bir kişi düşünebiliyorum, ‘saygıdeğer’ High Lady Anglenna.. O da Prenses Alor’Nadien ne’dir.”, der sesin sahibi ve muhafızların açtığı aralıktan, hafif dalgalı altın saçlı, derin mavi gözleri, biçimli geometrik hatları ve kalın kaşları ile muhtemelen pek çok kadının kalbini kırmış bir adam öne çıkar.

Anglenna ise öne çıkan bu yakışıklı, yakıcı ve çarpıcı adamı şuracıkta kül etsem da uzun, anlamsız, vakit kaybı ve bıktırıcı bir konuşmayı, hiç başlamadan bitirsem mi acaba, der gibi süzer.

Ancak, “Efendi Largo..”, diye tekrar burnundan solumayı tercih eder.

“Haş Teyze?”, diye bu sefer de Udoorin sorar. “Kimdir bu adam?”

Anglenna’nın kendisine ‘Efendi Largo’ diye hitap ettiği adam, ‘Haş Teyze’ ifadesini duyunca yüzü mutlu bir şekil alır ve ‘fırk’lar.

“‘Haş Teyze’.. Bunun sizi ne denli çileden çıkardığını ancak tahmin edebiliyorum, Anglenna.. Görmek için para bile verirdim ve eminim her kuruşuna da değerdi.”, der Largo sırıtarak.

Udoorin ellerindeki baltaları daha sıkı kavrar ve çok hafif bir şekilde Anglenna ve Lorna’ya doğru meyleder ve onun bu hareketi, Largo denen adamın gözünden kaçmaz.

“Buna gerek olduğunu sanmıyorum, Efendi Udoorin. Yada size ‘Prens’ Udoorin diye mi hitap etmeliyim?”, diye bu sefer de genç adama sırıtır.

Udoorin’in bir kaşı kalkar.

“Prens olduğumun farkında değildim..”, der sessiz bir tehditle.

“Prenses Alor’Nadien ne’nin müstakbel nişanlısının, nihai olarak bir prens olacağı sonucuna varmak çok da zor bir çıkarım değil, genç Udoorin Shieldheart.. Baban nasıl? Sağlığı yerindedir, umarım..”, diye sakin bir üslupla konuşur Largo.

“Kimsin sen?”, diye sessizce gürler Udoorin.

“Bu adam..”, der Anglenna, “..Ajan Largo. Kendisi ARİS’ten.”

“Aaa.. Bu ayrıntıyı sizinle paylaştığımı hiç hatırlamıyorum saygıdeğer hanımefendi.”, der Largo alınmış bir sesle.

Anglenna adama uzun bir an bakar.

“Silah kaçakçısı?.. SİLAH KAÇAKÇISI?! Kendini bana bir silah kaçakçısı olarak tanıttığında buna gerçekten inanacağımı düşünecek kadar aptal olamazsın, Ajan Largo.”, diye gözlerini kısmış bir şekilde adamı süzer.

“Kişi umut edebilir, öyle değil mi?”, diye sırıtır Largo.

“Umut, sadece senin gibi ahmaklar içindir.”, diye tiksintisini hiç saklamadan ifade eder high elf kadın.

“Buna alındım.”, der Largo. “Nevarki, Arashkan’ın bu halini göz önünde bulundurursak, bir ahmak olduğum, sanıyorum isabetli bir tespit. Şimdi.. İsterseniz Orken manga ve timlerinin cirit attığı burada değil, daha makul ve tercihen kapalı bir yerde konuşalım isterseniz..”

“Ya istemezsek?”, diye kaşları çatılı bir şekilde hırlar Udoorin ve Anglenna’nın önüne geçer. “Bizim yapacak işlerimiz var ve gereksiz konuşmalarla harcayacak vaktimiz yok.”

Anglenna’nın iki kaşı da kalkar ve arkasında durduğu genç adamın kendisini sahiplenişi hayretle seyreder.

“Yapacak ‘işiniz’.. her ne ise bunu yardım olmaksızın yapma ihtimaliniz nedir, genç Udoorin. Siz bu adamları kurtardınız. Bundan dolayı müteşekkirim. Vakitli gelişiniz olmasaydı, muhtemelen hepsi şu anda ölmüş olurdu. Bizden size bir zarar gelmez. Ancak şehirden ivedilikle ayrılmanızdan sonra, sayınız azalmış olarak tekrar geri dönmüş olmanız, merak uyandırmıyor değil.”, der Largo. Sonra da, “Hele buradaki saygıdeğer Anglenna hanımefendiyle geri dönmüş olmanız.. bazı soruları da beraberinde getiriyor..”

Anglenna sesini çıkarmaz..

..ve Lorna’ya küçük bir bakış atar.

Largo’nun gözünden bu da kaçmaz ve ‘enteresan’ bulduğu bir cihaza, yada ‘zamazingo’ya bakar gibi, tek kaşı kalkmış bir şekilde Anglenna’ya bakar.

“İlginiz ve koşullar altındaki misafirperverliğinizden ötürü müteşekkiriz, Efendi Largo. Sizden tek dileğim, işimizin çok uzun sürmemesi, zira vakit hususunda kaçınılmaz bazı kısıtlamamız var.”, der Lorna samimi bir üslupla.

“Leydim. Anlayışınız ve zarafetiniz, hakkınızdaki söylentileri fakir bırakıyor. Eşsiz güzelliğiniz ise kelimelere sığmaz. Lütfen, bu taraftan..”, der Largo ve nazikçe onları ve muhafızlarla birlikte seri adımlarla yanan şehrin doğu yakasına doğru yönlendirir.

Giderlerken toz ve dumandan zorlukla seçilen, Arashkan şehrinin merkezindeki koca sarayı görürler.

Görebildikleri kısmı itibariyle sarayın duvarlarında ciddi hasar ve yarıklar mevcuttur ve kulelerinden bazıları da kapkara duman eşliğinde harlanarak yanmaktadır.

“Birinci Lord, Princeps Kaladin?”, diye sorar Lorna yüzünde samimi merak ve korkuyla.

“Kendisinden haber alamadık ancak öldürüldüğüne dair dedikodular var. Sizinle karşılaşmadan önce bizler saraya sızmaya çalışıyorduk ancak Orken’ler bölgeyi fena halde sarmış durumdalar ve içeriden gelen çatışma sesleri ve patlamalara bakılırsa, mücadele hala devam ediyor. Princeps Kaladin’in kendisi olmasa da, en azından ve hayatta kalan küçük yeğenini kurtarmayı umut ediyorduk.”, diye ciddi bir ifadeyle cevap verir Largo.

“Princeps Kaladin’in oğlu ve kızlarına ne oldu?”, diye solgun bir ifadeyle sorar prenses.

“Oğlu, babası Kaladin’den önce, saldırının başladığı gece öldürüldü. Kızları ise zehirlenerek öldürüldüler.. Gar Thalot’un kendisi tarafından. Bu da Arashkan tahtına varis olabilecek sadece iki isim bıraktı bize..”, der Largo ve gizleyemediği bir hiddetle Anglenna’ya bakar. “Biri pek hürmetkar, sevgi dolu bir hanımefendi olan Felisia Fremeir adındaki yeğeni ve Korodin adındaki diğer yeğeni.. Ne yazık ki Leydi Felishia Fremeir, bir kaç yıl önce evinde öldürülmüş olarak bulundu. Dolayısıyla Korodin tek varis ve kendisi daha sekiz yaşında..”

“Çok üzgünüm Efendi Largo. Princeps Kaladin’i şahsen tanımasamda, babam kendisi hakkında her zaman iyi şeyler söylerdi. Oğlu Haradith ile bir sefer karşılaşmışlığım oldu. Saygımı cezbeden, zeki ve umut vadeden bir gençti. Kendisi, kız kardeşleri Ariles ve Ylara ile beni, High Spires’a geçen gelişimde ziyaret etmişlerdi. Genç ve toy bir prensese, bu alicenap davranışlarıyla büyük nezaket göstermişlerdi.”, der Lorna esefle.

Largo sesini çıkarmaz.

Uzun ve sessiz bir yürüyüşten sonra Largo, yanındaki şehir muhafızlarıyla durur.

“High Spires?”, diye hayretle sorar Anglenna.

“Evet. An itibariyle şehirde en güvenli yer burası. High Spires’ın efendisi Philius’un burada bildiğimiz, üç bine yakın askeri var. İki bin dokuz yüz doksan sekiz, kesin konuşmak gerekirse. Kanunen kendisine izin verilen asker sayısı bu. Ancak içeride bunun en az iki katı askeri olduğunu biliyorum. Princeps Kaladin bu konuda sesini çıkarmamayı tercih etmişti, çünkü Ri Grandaleren’e, dolayısıyla da Philius’a güvendi. Dahası, High Spires büyülü korumalarla çevrili.”, diye cevap verir Largo mekanik bir şekilde.

“Efendi Largo..”, der Anglenna, çekimser bir sesle. “Ben..”

“Sizin High Spires’dan, Philius’un kararı üzerine men edildiğinizi biliyoruz, saygıdeğer Anglenna.. Nevarki koşullar değişmiş durumda ve Philius’un, eşi ve halkıyla Arashkan’dan sağ salim çıkarabilmesi için bizimle iş birliği yapması gerekliydi ve kendisi bu konuda onurlu bir şekilde de sözünü tuttu. Buraya kaçak olarak sızdırdığı asker ve okçuların büyük bir kısmı şu anda şehrin kuzeyindeki muhafız birliği kampına yardım için gönderdi. Oradaki sekiz bine yakın muhafızı ve o bölgede hayatta kalmış halkın rıhtıma kaçabilmeleri için bir güvenlik koridoru oluşturmayı umut ediyor.”, diye açıklar Largo, sonra dişlerini gıcırdatarak ekler, “İçiniz rahat etsin, hanımefendi. Hayatta sizin için en önemli şeye herhangi bir zarar gelmemesi için elimizden geleni yapacağız..”

“Hayatta benim için neyin en önemli olduğunu bildiğinizi pek sanmıyorum, Efendi Largo.”, diye serin bir şekilde cevap verir Anglenna.

“Aaaa.. sizi tanıyan herkes, hayatta sizin için en önemli şeyin ne olduğunu bilir, hanımefendi.”, der Largo ve high elf kadına nahoş bir şekilde sırıtır.

“Neymiş, bildiğinizi sandığınız şey?”, diye tek kaşı kalkmış bir şekilde sorar Anglenna.

Largo bir omzunu silker.

“Kendiniz, hanımefendi. Kendiniz..”, diye cevap verir.

“Bu da beni gerçekte ne kadar az tanıdığınızı gösteriyor, Efendi Largo..”, diye soğuk bir sesle hışmeder Anglenna.

Largo tekrar omzunu silker.

“Sizi ne kadar tanımış olmamın artık bir önemi yok, hanımefendi, ve açıkçası umrumda da değil. Arashkan varken bu önemliydi ve eğlenceliydi.. Ama Arashkan artık yok ve oyun da bitti.!”

 

✱ ✱ ✱

 

Udoorin hiçbir tereddüt göstermez.

Dev balatasını kaptığı gibi fırlatır ve balta ölümcül bir ark çizer..

..ve elf muhafızın göğsünü, omurgasına  kadar açar..

Anglenna ise ondan sadece iki saniye kadar gecikir ve bir şeye uyanmış gibi aksi istikamete döner..

..ve silik yeşil gözlerinde vahşi bir kıvılcım çakar.

Kendi tarafından saldıran diğer elf hedefine iki adım kala birden çıra gibi alev alır, elindeki uzun, eğimli kılıcı düşürür ve kulak çınlatan bir çığlıkla yere yıkılır. Elf, bir dakika boyunca ağzından, gözlerinden, burnundan ve kulaklarından ateş kusar ve söndüğünde yerde sadece sıcaktan kuruyup çatırdamış kara kemikler ve bir yığın halinde kül kalmıştır!

Largo eşliğinde Prenses Lorna, Udoorin ve Anglenna, High Spires’ın girişine vardıklarında onları üç bine yakın tam teşkilatlı high elf asker karşılamış ve anında prenseslerini tanımışlardı.

Üç bine yakın elf asker, bir anda dizlerinin üstüne çökmüş ve sessiz bir saygı ile selama geçmişlerdi.

İlk ayağa kalkan, neredeyse bir ay önce karşılaştıkları manga komutanı Hariadin’den başkası değildi.

Hariadin, Prensesini saygıyla selamlamış ve kısa, keskin bir emirle askerleri, High Spires’a açılan bir ‘koridor’ oluşturmuşlardı.

Prenses, Udoorin, Anglenna, Largo ve şehir muhafızları High Spires’a girerken saldırı gerçekleşmişti..

Birliğinin içinden üç elf bir anda Prenses Lorna’ya saldırmıştı!

Sonuncusunu ise Largo, geçmiş yaşından beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek elfin kılıcını, kolunu boydan boya yarması pahasına saptırır ve muhatabının adem elmasına yumruğunu indirir..

Elf yerinde bir and tökezler, sonra nefesi kesilmiş bir şekilde yere devrilir.

HAYIR!“, diye kati bir sesle emreder Largo ve suikastçıya inmekte olan kılıçlar bir anda dururlar.

“Canlı.. Onu canlı istiyorum!”, der ajan, sıkılmış dişleri arasından.

“Manga komutanı Hariadin! Elflerinizin neden kutsal prensinizi hedef aldığını bana açıklamak ister misiniz?”, diye kapkara bir suratla hırlar Udoorin.

Kaşla göz arasında gerçekleşen saldırı ve karşıt saldırı karşısında bir an dona kalan Hariadin, olayın gerçek tekabülüne uyanıverir.

“Hanımım..”, diye zorlukla hiddetine hakim olur bir sesle konuşur. “Olanlardan dolayı sizden şahsen özür dilerim. Bu.. bu kabul edilemez bir durum.. Bu askerleri yıllardır tanıyorum. Üçü de fevkalade çalışkan, aklı başında, bu güne kadar hiçbir taşkınlıkları olmayan, emir komuta zincirine sadık adamlardı!”

“—Ve annemin de köstebekleriydiler..”, diye sessiz bir nefretle ekler Anglenna. “Prenses Alor’Nadien ne.. Sizin ivedilikle ana binaya girmeniz gerekiyor. Annemin verdiği son emri hatırlıyorsunuz, değil mi?”

Bütün olup bitenleri hayret ve sonrasını da kahrolmuş bir ifadeyle seyreden Lorna sesini çıkarmadan, bir elini Udoorin’in koluna yaslar ve High Spires’a girerler.

Onları şehir muhafızları, acı ve kan kaybından zorlukla ayakta duran Largo’nun diğer koluna girip destek olan Anglenna takip eder.

“Bu benim için biraz utanç verici bir durum.”, diye inler Efendi Largo.

“Neden? Eminim sarhoş halini taşıyan ilk kadın ben değilim.”, diye soğuk bir ifadeyle tıslar Anglenna.

“Sorun da orda. Ben hayatta asla sarhoş olmadım.”, der Largo sıkılmış dişleri arasından.

“Sorun nedir o zaman?”, diye sorar Anglenna, ama bir yandan da soluk gözleriyle etrafı süzer.

“Utanç verici olan, sizin beni taşıyor olmanız..”, der adam mutsuz bir ifadeyle.

“Kes sesini Largo. Bilmelisin ki senden hiç hoşlanmıyorum. Ve her Arashkan’a geldiğimde peşime köpeklerini takmandan da hiç hoşlanmamıştım.”, diye hışmeder elf kadın.

“O ‘köpekler’ sadece sadakatlerinin gereğini yapıyorlardı. Tıpkı senin gibi. Aradaki farkı açıklamama gerek var mı?”, der Largo sessizce ama sesinde pek az kin vardır artık.

Anglenna susar.

Belli ki bilinçli bir şekilde yaptığı seçim, dolayısıyla da seçtiği ‘taraf’, o kadar kolay kabul görmeyecektir.

Açıkçası high elf asilzade bunu beklemiyor değildi, zira Anglenna Sunsear pratik, zeki ve hayata dair pek az hayalperest düşleri olan bir kızdır. Babası Selvius Brightleaf’in ani ve beklenmedik ölümü, ona bütün ‘mutlu’, ‘güzel’ ve ‘umut’ içeren düşünceleride yok etmişti ve annesi Angrellen’de bunun böyle kalması için elinden geleni ardına koymamıştı.

Yinede.. etrafındakilerin kendisine gösterdikleri kuşku, itibarsızlık ve neredeyse açık nefret, kızın canını yakıyordu.

Ve işin en ironik yanı ise, halen annesinin kuklası olduğu zamanlar da dahil, her zaman kendisine güvenen.. hayır, güvenmeyi seçen.. ve seven tek kişi, annesinin bütün husumetinin odağı olan kişinin kendisiydi;

 

Prenses Alor’Nadien ne..

 

..ve onun yanından ayrılmayan, daha bir ay öncesine kadar ‘aptal’ ve ‘hödük’ olarak gördüğü genç Udoorin.. Dorin.. Rin.. denen çocuktu!

‘Tencere-Kapak!’, diye mırıldanır Anglenna. ‘İkisi de ya kaçık, ya aptal, ya saf yada enayi..’

Sonra platin sarısı kaşları çatılır.

Hayır..

Kaçık? Belki.. Biraz.. Muhtemelen..

Özellikle de ikisinin mütemadiyen, ‘kol kola’ ve ürkütücü bir cesaretle en önden düşmanlarının arasına dalmaları göz önünde bulundurulduğunda..

Ama aptal, saf yada enayi değil.

Dürüst ve.. samimi..

..ve Anglenna birden High Woods’un neden bir yarı elfi ‘kalbi’ olarak seçtiğine ‘gerçekten’ anlayıverir..

..ve zincirleme kaza gibi Anglenna bir şeye daha ayılır..

High Woods’un, Prenses Alor’Nadien ne’yi ‘kalbi’ olarak seçmesiyle prensesin de Udoorin denen çocuğu ‘kalbi’ olarak seçmesinin altında yatan sebepler gerçekte aynıdır!

“İnanılır gibi değil!”, diye ünler Anglenna acı bir hayretle. “Bunca zamandır hep gözümün önündeydi ve ben göremedim bile..”

“Efendim?”, diye sorar Largo.

“Hiç hayatınızda, gözünüzün önünde olup da fark edemediğiniz muhteşem bir şey oldu mu, Efendi Largo?”, diye sorar Anglenna.

“Evet..”, der Largo kayıp bir ifadeyle.

“Ülkem Arashkan!”

 


 

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens

Beleşe

Beleşe

Timeline:

Grup, High Spires’a varmış ve Gnine Tinkerdome’un Arashkan arenasından kurtarılması için Efendi Philius ile görüşmelere başlamıştır. Görüşmelerle beraber Darly’nin de onbeş yıllık geçmişi de onu yakalamıştır..

Bu hikayede geçen olaylar
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – II” ile
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – III – Finalé”
hikayelerinin geçtiği saatlerde ve aynı gece yer alır..

 

 

Manga komutanı eşliğinde Darly, hemen arkasında Laila ve Lady, onların arkasında High Lady Anglenna ve Lorna, ve en arkadan da Udoorin, Merisoul, Inshala ve Aager, incelik ve zarafetle inşa edilmiş kubbeli elf binasını geçer ve ortadaki en büyük, uzun parmakları andıran minarelerle çevrili büyük binaya gelirler.

Komutan, “Buradan efendim.”, der nazikçe ve grubu binanın, bir başka muhafız mangasıyla korunan geniş, işlemeli kapısından içeri alır.

Darly, belli etmemeye çalıştığı bir utanç, High Lady Anglenna, kibir ve küçümseme, Lorna ise hafif kederle karışık, içsel bir mutlulukla etraflarına bakarken, diğerleri o veya bu şekilde, hayranlıkla etraflarına bakınarak yürürler zira bu onların ilk defa gerçek bir elf yapısının içine girmeleridir; binanın içi, gün batımı güneşi gibi, aynı renk ve aydınlıktadır. Neredeyse tamamı işlemeli ve sanki içine altın dövülmüş gibi doğru açılarda muhteşem bir şekilde parıldayan duvarları, dokunsan yıkılacakmış izlenimi verecek kadar ince, uzun, oyma sütunları, canlı bir ormanın alınıp kubbenin içine gömülmüş hissi veren yüksek, yeşil yaprak desenli tavanları ve pürüzsüz, hafif ıslak buzdan yapılmış sanısı uyandıran mermer zemini ile sanki kapıdan girmeleriyle Arashkan’ı ve ‘insanlığı’ geride bırakmışlar ve yepyeni bir hayal alemine geçiş yapmışlardır..

 

..ve işin gerçekte hayret uyandıran kısmı ise burasının, Bari Na-ammen’in sadece küçük, kötü bir kopyası olmasıdır!

 

Komutan herkesi geniş, oval merdivenlerden çıkartıp, havadar bir çalışma odasına getirir, “Efendi Philius gelişinizden haberdar edildi. Birazdan hizmetliler sizi rahat ettirmek için gelecekler. Yardımcı olabileceğim herhangi bir başka konu olursa, lütfen beni çağırtmaktan çekinmeyin, efendim.”, der ve kapıya doğru yönelir.

“Manga komutanı Hariadin!”, diye seslenir, Darly.

Komutan olduğu yerde durur.

“Göstermiş olduğunuz ilgi ve alakadan dolayı size teşekkür etmeme izin verin. Yıllar önce kılıç kullanmasını bana siz öğretmiştiniz..”, der Darly.

Manga komutanı döner ve Darly’ye, tamamen ifadesiz bir yüzle bakar.

“Efendi Darlius. Bu oldukça uzun bir zaman önceydi ve siz o zaman daha küçücük bir çocuktunuz. Sizin için hepimizin büyük umutları vardı. Sonra birden ortadan kayboldunuz ve sizin hakkınızda sadece hoş olmayan rivayetler duyduk. Annenizi ne kadar üzdüğünüzü bilemezsiniz. Siz onun her şeyiydiniz ve gidişinizle gerçekte onun da hayatını söndürmüş oldunuz.. Dolayısıyla sizinle geçmişi yad etmek istemezsem, kusuruma bakmazsınız diye umuyorum. Şimdi, sizin için yapabileceğim başka bir şey yoksa, benim yerime ve mangama geri dönmem gerekiyor, efendim.”, der soğuk ve saygılı bir şekilde komutan, ve odayı terk eder..

Komutan Haraidin’in gitmesiyle oda tam bir sessizliğe bürünür.

Uzun bir süre kimseden çıt çıkmaz.

Neden sonra, en az komutan Haraidin kadar soğuk bir ses duyulur;

“Görüyorum ki, Philius’un sırları en az kendisi kadar küçük, acınası ve ahmakçaymış!”, der High Lady Anglenna!

Darly Dor’un gözleri alev alırcasına parlar. Ağır hareketlerle bir eli arkasındaki, kemerinin altında sakladığı ince, uzun hançerine gider. “Öyle görünüyor ki ‘yakın tarih’, sandığımdan daha da yakınmış.”, diye ürkütücü bir sesle tıslar..

..ama mengene gibi bir el, onu hançer kolundan tutar ve Darly için ‘yakın tarih’, fırsatını kaçırır ve bir başka güne ertelenir.

Udoorin sımsıkı tuttuğu Darly’nin bileğini bırakmaz. Yavaşça ona doğru eğilir ve kısık bir gürlemeyle, “Haş Teyze her zaman güzel şeyler söylemeyebiliyor. Ama o prensesin kuzeni ve ablası. Lütfen Lorna’yı üzme.”, der. Udoorin’in sesinde hiçbir hiddet ya da tehdit yoktur. Düz, sade, anlaşılır bir şekilde söylemek istediği şeyi muhatabına söylemiş, ondan sonra Darly’nin kolunu bırakmıştır.

“O yılanın neler yaptığını biliyor musun sen?”, diye hırlar Darly, Udoorin’e..

“Hayır. Ama senin neler yaptığını biliyorum..”, der aynı sakin üslubuyla.

Aager derin bir nefes alır, zira Darly, Anglenna’yı gördüğünden beri dengesini tamamen kaybetmiş, patlamaya hazır barut fıçısı gibidir. Ve Udoorin’i de takdir eder, zira Darly, şu anki ruh haliyle hiçbir şekilde kendisini —Aager’i— umursamazken, aynı tavrı Udoorin’e karşı gösterememiştir..

Arashkan’a geldiklerinden beri Aager nedense kendisini, tekerlekleri dağılıp kopmak üzere olan, yokuş aşağı serbest kalmış bir arabanın içinde gibi hissetmektedir. Yetmiyormuş gibi arabanın içinde Anglenna, Gnine ve Darly’de mevuttur. Bir yandan Anglenna arabanın kendisini akılsız bir keyifle yakarken, Gnine ise elindeki patlayıcı şişelerle hokkabazlık yapmaktadır. İkisi yetmiyormuş gibi Darly’de avazı çıktığı kadar, ‘DAHA HIZLI, DAHA HIZLI!‘, diye çığlık atmaktadır!

✱ ✱ ✱

Aaaa! Efendi Darlius.. Bizleri bu saatte rahatsız ederek evimizi şenlendirdiniz.. Varlığınızı neye borçluyuz, diye sormak isterdim ama, içimden gelmiyor!”, der kapı açıldığında içeri giren, uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip bir high elf.

“Bana hiçbir şey borçlu değilsin Philius. Borçlu olduğun kişi annem!”, diye cevap verir Darly haşin bir kinle.

“Annenin adını almaya layık değilsin sen, sefil çocuk..”, diye neredeyse aynı kinle harlar gelen elf.

“Annemi anmak için senin iznine ihtiyacım yok, seni adi herif! Söylesene, anneme yaptıklarını ona hiç itiraf ettin mi? Onun affını hiç diledin mi ki bana onun adını men etmeye cüret ediyorsun?”, diye kıpkırmızı, çatallanmış bir suratla neredeyse tükürür gibi tıslar Darly.

 

“Efendi Philius..”, diye soğuk, küçümseyen bir ses araya girer.

 

High Lady Anglenna peçesini indirir ve uzun boyunun bütün avantajıyla gelen elf’e yukardan bakar.

Gelen elf —Efendi Philius— tökezler ve bir anda çekilen yüzüyle Anglenna’ya bakar.

“..Görüyorum ki bizden bazı küçük sırlarınızı saklamışsınız. Kim bilebilirdi ki, High Spires’ın efendisi, eli yüksek Philius’un sokaklarda hırsızlık yapan bir piçi varmış! Eminim annem, High Lady Angrellen, bunu duyunca pek mutlu olacaktır!”, diye devam eder Anglenna aynı soğuk, küçümseyen sesiyle.

ABLA.. LÜTFEN!.. BU SÖYLEDİĞİN GÜZEL BİR ŞEY DEĞİLDİ..!

..diye bir ses çınlar salonda!

Lorna, hiç beklenmedik, daha önce hiç duyulmamış, sert bir sesle çıkışmıştır.

 

Bunu söylemesiyle birlikte bir anda Anglenna’nın yüz ifadesi değişir..

 

..Darly’nin de yüzü değişir..

 

..Efendi Philius’un da yüzü değişir!

 

“Ha.. Hanımefendi?!”, diye kekeler Philius.

“Efendi Philius.. Ani çıkışımla haddimi aştım, bundan dolayı affınıza sığınıyorum..”, der Lorna pembeleşmiş bir yüzle.

Philius kendisini yere atarcasına, Riserin Alor’Nadien ne Feymist’in önünde eğilir ve, “Hanımım. Affınıza ben sığınırım. Sizin varlığınızdan haberdar edilmemiştim.”, diye kekeler.

“Bizler burada değiliz, Efendi Philius. Sizden küçük bir ricada bulunmak için geldik, sonra yine gideceğiz. Varlığımızla sizi rahatsız etmekten sakınırız. Lütfen, rahat olunuz ki rahat konuşalım..”, der Lorna yumuşak, samimi sesiyle.

Balyoz yemiş bir ifadeyle Efendi Philius ayağa kalkar.

“Anlıyorum Hanımım. Ama sizlere bir şeyler ikram etmeme müsaade ediniz.. Lütfen..”

“Eviniz, kalkanımızdır, Efendi Philius. Hazırlıklarla çok vakit harcamayacaksanız, tabii ki sizin konuğunuz olmayı dileriz. Ne var ki vaktimiz biraz sınırlı..”, der Lorna, ve Aager’e dönerek, “Efendi Aager. Lütfen durumumuzun gerekliliklerini Efendi Philius’a özlü bir şekilde anlatabilirseniz, eminim kendileri de bize benzer bir ivediyle karşılık verecektir.”

✱ ✱ ✱

Aager, fazla ayrıntıya girmeden, Arashkan’a gelme sebeplerini ve bu esnada arkadaşlarından birisinin kaçırılışını ve muhtemelen de şehir arenasının altındaki zindanlarda tutulduğunu Efendi Philius’a anlatırken, gecenin geç saatleri olmasına rağmen hizmetliler hayret verici bir beceriyle harika bir masa hazırlarlar. İçeri giren hizmetçilerden biri, yemeğin hazır olduğunu belirtmesi üzerine, Efendi Philius herkesi büyük, muhteşem şölen salonuna alır.

Herkes masaya oturmuştur ama Udoorin dışında gerçekte pek azı yemeklere dokunur..

Udoorin, ‘her şeyden biraz’ mantığı ile, her şeyden hepsini yer!

Laila’a yemekleri tatmayı çok ister ve neredeyse High Spires’dan ayrılıncaya kadar da gözlerini masadan ayıramaz çünkü elf yemeklerinin ne kadar hafif, besleyici ve nevi şahsına münhasır tatları olduğunu bilir. Buna rağmen, Gnine’ın deyimiyle ‘bu bir prensip meselesi’ der kendi kendine ve elf’lerin yemeklerine dokunmaz.. Lanet olsun!

Lorna nezaketin gerektirdiği kadarını yerken, kuzeni ve ablası Anglenna ise yanında taşlaşmış gibi kıpırdamadan, oturduğu yerde durur. Merisoul bir iki bişey dener ve burnunu kıvırarak yemeklerdeki et eksikliğinden ve genel olarak elf pintiği ile ilgili bir şeyler söylenerek masadan kalkıp pencerelerden birinin pervazına konar.

Lorna’nınkine benzer bir nezaketle, tek kaşı kalkık bir şekilde Lady’de yiyebildiğini yer. Inshala ise muazzam bir kuşkuyla yemekleri parmaklarıyla dürter, hareket etmediklerinden emin olunca gıdımından tatlarına bakar, aralarından hoşuna giden olunca parlayan gözlerle hepsini ağzına tıkıştırırken, sevmediklerini ise buruşuk bir ifadeyle kendisinden olabildiğince uzağa iteler!

Darly ise, sanki babasının malını çalıyormuş gibi, kimseye çaktırmadan o tabaktan bir şey, bu tabaktan başka bir şey aşırıp durur.

 

Neden sonra Efendi Philius, ‘gerekli bilgileri toplamak için’ Aager’den müsaade ister ve yanlarından ayrılır.

Philius odadan çıkar çıkmaz Darly, “Şerefsiz hergele..”, diye ardından küfreder ve yemeklere dalar!

 

Philius’un gidişinden sonra Aager masaya ve Inshala’nın yanına yaklaşır.

“Bakıyorum, kremalı çilekleri bulmuşsun.”, der, yüzünde diğerlerine hala biraz ürkücü gelen bir sırıtışla.

Inshala olduğu yerde dona kalır.

“Nereden bildin ki?”, diye afallar biraz, yüzü kıpkırmızı olmuş bir şekilde.

Aager masaya uzanır, üst üste itina ile dizilmiş işlemeli mendillerden bir tanesini alır ve kızın küçük dudaklarını, burnunun ucunu, tek kaşını ve her nasılsa bulaştırmayı becerdiği bir kulağının kenarındaki kremaları siler..

“Sana yine hiç bırakmadım..”, diye utanarak itiraf eder kız.

“Afiyet olsun..”

✱ ✱ ✱

Aradan yaklaşık bir saat geçer ve Efendi Philius, elinde bir deste evrakla geri döner.

Aager’e formalite icabı başıyla kısa bir selam verir, sonra Lorna’nın önünde saygı ile durur.

“Hanımım. Aradığınız kişi gerçekten Arashkan arenasının altındaki zindanlarda tutuluyor. Ne var ki onu oradan güç kullanmadan çıkarma imkanımız yok. First Lord Princeps Kaladin’in bile oraya sözü geçmez, zira içerik ve amaç farklılığı olsa da, arenanın kendisi de özerk bir bölgedir. Arenanın yüz yıllar önceki ilk sahiplerinin, o zaman ki First Lord’a yaptıkları bir hizmet dolayısıyla aldıkları bir özerklik bu.. Ve korkarım, benim elimde orayı basacak kadar adamım yok. Kimse de o zindanların ne tür yaratıkları barındırdığını bilmiyor. Üzgünüm Lady’im.”, der ve başı eğik bir şekilde prensesinin önünde bekler.

“Beceriksiz..”, diye yan taraftan Anglenna’nın tısladığı duyulur. “Annem her zaman ahmaklarla iş yapmanın zorluğu konusunda beni uyarmıştı. Görüyorum ki haklıymış..”

Suratında müthiş bir sabır ifadesi beliren Efendi Philius, gözlerini kapatır ve sanki birden ona kadar sayıyormuş gibi öylece durur..

Ya da on bine!

Neden sonra gözlerini açar ve prensesine, “Hanımım..”, der prensese içten bir saygı ile. Sonra yüzünde beklenmedik bir kararlılık ifadesi belirir, “..bunu görmek zorunda kaldığınız için sizden özür dilerim..”, der ve High Lady Anglenna’ya döner.

“High Lady Anglenna.. Size ve annenize kapım artık kapanmış durumdadır. Ne sizi, ne de annenizi bu evde ya da High Spires’da görmek istemiyorum. Adamlarıma kati emirler verilmiş durumda. Yarın akşam, gün batımı itibariyle High Spires sınırları dahilinde görülmeniz halinde, ‘Vur Emri’ ile size yaklaşılacaktır.. Şahsınıza!“, diye saklayamadığı, kindar bir sesle konuşur. Saklayamadığı bir başka şey de sesindeki heyecanla karışık korkudur..

Anglenna yıldırım çarpmış gibi olduğu yerde kalır.

“Görüyorum ki, küçük prensesimiz karşısında olmayan cesaretinizi bulmuşsunuz.. Efendi Philius..”, diye burnundan soluyarak harlar Anglenna.

“Annem, sizin hakkınızdaki belgeleri Ri’ye sunduğunda, korkarım High Spires’ın yeni bir efendisi olacak!”

“Hayır Lady’im, öyle olmayacak zira şahsım hakkında Ri’mize sunabileceğiniz her ne belge varsa, onlar —ve daha fazlası— çoktan kendisine sunuldu, ve prensesimiz sayesinde itiraflarım ve günahlarım Ri Grandaleren tarafından şahsen affedildi..”, der Philius, Anglenna’ya sırıtarak.

Anglenna, belki de hayatında bir ilki yaşar.

Toplum içerisinde afallar ve öylece kalakalır..

“Sana tane tane anlatayım ki anlayasınız.. Bundan birkaç yıl önce, Prenses Alor’Nadien ne buraya bazı denetlemeler için gelmişti..

Hatırlıyor olmalısın zira ona sen eşlik etmiştin ve eminim bunu kendilerine karşı hissettiğin engin sevginden dolayı da yapmamıştın! Bir hafta gibi kısacık bir sürede prenses burada olup biten her şeyi çözdü. Çözdü ve benimle özelde konuştu. Kendisi bunları düzeltebilmem için bana senin ve annenin asla vermeyeceği fırsatlar sundu. İşin benim açımdan en acı yanı neydi biliyor musun? Beni bir kere bile tehdit etmedi. Beni uyarmadı, beni bükmeye çalışmadı. Beni.. günahlarımdan dolayı horlamadı..

BENDEN RİCA ETTİ! BUNU ANLAYABİLİYOR MUSUN?!

BARİ NA-AMMEN RİSERİN’İ, BENİM GİBİ BASİT, GÜNAHKAR BİR İDARECİDEN RİCADA BULUNDU!..“, diye acıyla haykırır Philius..

 

..ve şatafatlı şölen salonunda, High Spires efendisinin kahır dolu sesi yankılar.

 

Prenses Alor’Nadien ne yavaşça ayağa kalkar ve bir elini nazikçe Efendi Philius’un omzuna koyar.

“Efendi Philius, lütfen.. O benim kuzenim ve ablam.. Benim yaşadığım zorluklar, onun yaşadıkları karşısında bahsedilmeye bile değmez.. O benim kuzenim ve ablam, ve benim burada bir yerim varsa, onun da olmalı..”, der yumuşak, samimi ve içten sesiyle.

Philius hayret ve hayranlıkla prensese döner.

“Ricanız, emrinizdir hanımım. Ancak buraya bir high elf soylusu olarak değil, vasıfsız ve ünvansız bir orman elfi olarak gelebilir.. Annesi konusundaki kararım ise kesindir zira bu karar, babanız tarafından şahsen verildi.”, der High Spires’ın efendisi, ama acıyla buruşmuş yüzündeki gözleri olağan dışı bir şekilde parlamaktadır.

“Arkadaşınız için bir seçenek var. Ama bunu sunmadan önce Efendi Darlius ile bir mevzuyu özelde konuşmam ve teyit etmem gerekiyor..”, der ve şölen salonunun yan odalarından birine yönelir, kapısını açar, arkasına bakmadan, “Darlius..”, der ve oğlunu beklemeden salondan ayrılır.

✱ ✱ ✱

Bu.. beklenmedikti, Philus. Senin gibi korkak ve basiretsiz birinden hiç beklemezdim..”, der Darly sessizce babasına.

Philius, önünde duran, belki bir zamanlar hayatında en çok sevdiği iki kişiden biri olan gence bakar.

“Bana baba demek seni bu kadar mı utandırıyor, Darlius?”, der Philius ve sanki elf’in gerçek yaşı yüzüne yansır.

“Bu konuşma on beş yıl çok geç ve artık sana baba demem için bir sebebim yok, Philius.”, diye nahoş bir şekilde cevap verir Darly. “Prenses olmasaydı, bu konuşma bile hiç gerçekleşmeyecekti..”

“Prenses..”, der Philius, sesinde saklayamadığı bir hayranlıkla, “..sen onu nereden tanıyorsun?”

“Themalsar..”, diye omuzlarını silker Darly. “Giriştiğim bir iş, tahminimden daha çetrefilli çıktı ve ben kendimi o harabelerde buldum.. O sefil yerde karşılaştım kendisiyle. Hiç tanımadığı bir salağın hayatı için çarpışmıştı.. O zaman kimliğini gizli tutmayı tercih etmişti ve ben onun gerçekte kim olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen, Vodgar yada Palantine asilzadelerinden biridir diye düşünmüştüm ve yanlarından ayrıldım. Uzun lafın kısası, daha sonra öğrendim ki Anglenna dışındakilerle birlikte, babasının sekiz yüz elli yıl önce ortadan bir türlü kaldıramadığı Themalsar’ın kendisini öldürmüşler ve hiç tanımamasına rağmen müdafaa ettiği salak da benmişim..”, diye ekler.

Philius, düşünceli bir şekilde oğlunun söylediklerini değerlendir.

“Bugün Anglenna’ya söylediklerim.. Annesi bunları yanıma bırakmayacaktır.”, diye acı bir sesle fısıldar Philius.

Darly yine omuzlarını silker.

“O salak, prenses karşısında ne yapabilir ki? Merak etme Philius.. Eminim kimse sana dokunamayacaktır. Yerin ve günahların güvende!”

“Belli ki sokaklar senin bakış açını köreltmiş, Darlius. O kadın asla önden ya da arkadan saldırmaz. O her zaman yandan vurur. Bana bir şey yapamayabilir, ancak bu annen için geçerli değil! O kadın Rise Nadine’den dolayı insanlardan, prensesten dolayı da yarı elflerden nefret eder..”, diye aynı kısık sesle konuşur High Spires’ın efendisi.

Darly’nin yüzü çirkinleşir.

“Bi denesin bakalım!”, der ahmakça bir dobralıkla.

“Dobraca.. ve ahmakça..”, der Philius. “Senin anlamadığın şey, o denemez, yapar ve bu olduğunda da artık görülecek bir şey kalmamıştır. Hayır. Benim niyetim bu deneme teşebbüsünün asla gerçekleşmemesidir. BENİ ANLIYOR MUSUN?“, diye imalı ve vurgulu bir şekilde konuşur, ve susar.

Darly, babasına uzun bir süre sessizce bakar.

“Bugüne kadar para karşılığı kimseyi öldürmedim. Ama şunu bilesin baba.. Seni de, onu da BELEŞE kesebilirim!”

“O zaman anlaştık.”, der Philius.

“Annen için, kalabileceği kayıt dışı bir yeri yıllar önce ‘her ihtimale karşı’ hazırlamıştım. Bizimle işin bittiğinde, güvendiğim pek az kişiden biri olan komutan Hariadin ve seçme birkaç adamım onu alıp saklayacaklar.. Bunun dışında senden tek ricam, yıllar önce benden çaldığın belgeyi Araskan Günlüğünün sahibi Brogard As’praza’ya, yayınlanması için teslim etmen.. Brogard iyi biridir, ancak fazla temkinlidir. Onu ikna etmen gerekecek..

Ondan sonra sen de artık benden ve günahlarımdan özgür kalmış olacaksın..

..Oğlum..!”


Riserin: High Elf’lerde ‘prenses’..

arashkan şehri dungeons and dragons duygusal groups modül role play serenity The Great Arashkan the plot thickens

Darlius

Darlius

Timeline:

Gruba belirsiz bir süreliğine tekrar katılan Darly Dor, kaçırılan Gnine’ın bulunması için onlara yardım etmeye karar verir. Bunun için onları Arashkan’daki high elf’lerin özerk bölgesi olan High Elf Spires’a ve buranın efendisi olan Efendi Philius denen biriyle görüşme ayarlamaya çalışır..

Bu hikayede geçen olaylar
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – II” ile aynı gece gerçekleşir.

 

 

Büyük Arashkan Şehri, şatafatlı yüksek duvarlarla çevrili, zengin, bakımlı, yüzlerce yıl halkının güvenliğini muhafaza edebilmiş, muhteşem bir şehirdir. Barındırdığı kalabalık nüfusa rağmen temiz, güzel parkları, çeşmeleri, tarihi eserleri, çeşitleri bol pazarları, eğitim, diplomasi, hukuk ve dini temsil eden birçok okul, saray, tapınak ve gösterişli resmi binaları, müzeleri ve toplumun her kesimine hitap edebilecek hanları olan bir şehirdir ve gecenin bir yarısında bu şehrin karanlık, boş sokaklarında yürüyen küçük grup için bu imajı keyifle verecek kadar da kendisine güvenen, gururlu bir şehirdir..

Darly Dor, sessiz, isteksiz adımlarla grubun önünde giderken etrafına ancak içgüdüsel bir temkinle dikkatini verirken gerçekte aklı bambaşka bir yerdedir..

Darly Dor, hayatında annesi dışında belki de sadece bir kişiye karşı hissettiği kadar karmaşık, samimi ve içten duyguları bir anda bir başkası için daha hissetmiştir. Bu, Darly Dor gibi biri için durup düşünülecek bir andır zira bu kişi, aylar önce Themalsar harabelerinde karşılaştığı ilk iki kişiden birisidir. Dahası, dört yüz kiloluk koca, hançer dişli bir kaplanın ağzında parçalanmasını engellemek için, hiç tanımadığı birisini müdafaa etmiş ve onun için çarpışmıştı.

Ta o zamanlar onun muhtemelen bir asilzade olduğunu düşünmüş, ancak genelde asilzadelere baktığı gibi bu kıza bakamamıştı. Hayatında karşılaştığı birçok kıza yaptığı gibi onu tavlamaya da çalışmamıştı.. Bu kız, her nasılsa asilzadeliğin ‘asil’ kısmını almış, gerisini arkasında bırakmış biriydi.. Genç hırsızı vuran da bu olmuştu; bu asil hanımefendinin gerçekte bir prenses olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti zira bir prensesin öyle sefil bir harabede ne işi olabilirdi ki?

Büyük bir huşu ile önünde eğildiği kız, herhangi bir prenses de değildi.

Bu, High Woods’un kalbi, muhteşem Bari Na-ammen’in mücevheri ve kendisiyle tanışma fırsatına ve şerefine nail olmuş bütün elf’lerin gözbebeği, Prenses Alor’Nadien ne’den başkası değildi..

Darly Dor handa konuşurlarken bunu fark ettiğinde yerinden fırlamış, herkesin hayret bakışlarını umursamadan ve hiç utanmadan prensesin.. hayır; prensesinin önünde eğilmiş, “Prensesim. Size yapılan haksızlığın farkındayız. Babanızın halkına asla veremediği bir şeyi, varlığınızla siz halkınız için temsil ediyorsunuz; geleceğe dair umut! Ben iyi biri sayılmam, ama tüm benliğimle hizmetinizdeyim ve hizmetçinizim!”, demişti..

Darly Dor, mesleki hayatında arada bir başına geldiği gibi kendisini faka basmış bulduğu olmuştu; haftalarca beraber olduğu kişilerden birinin bir asilzade olduğunu biliyor olması, bu güzel asilzadenin kendisine ‘Lorna’ diye hitap edilmesini istemesine de bir türlü ayılmamış olduğu gibi..

Lorna.. Alor’Nadien ne!

Darly Dor kendi kafasına iri bir odunla vurası gelir. Bu kadar büyük bir şeyin gözünden kaçmış olması, kendisi gibi mesleğinde ilerlemiş biri için tam anlamıyla bir utanç kaynağıdır. O zaman prensesinin kimliğine ayılmış olsaydı, Darly asla kaçmaz, onun yanından da asla ayrılmazdı!

Gün gelir de prenses ile ahmak babası arasında bir taht kavgası olması halinde, Darly Dor kimin tarafında olacağını kati olarak seçmiştir ve bu tercihinin kızın güzelliği, içtenliği, samimiyeti, zarafeti ya da doğal, her hücresinde, her kemiğinde taşıdığı asaleti ile de hiçbir ilgisi yoktur.

Bu seçimi tamamen Grandarelen ile ablası High Lady Angrellen’in, High Woods’un tepesinde oluşturdukları, neredeyse bin yıllık kara bulutlarla, ve prensesin bu iki salağa karşın getirdiği ‘umut’ ile alakalıdır..

Darly başını sallar ve Prenses Alor’Nadien ne’yi, zihnindeki ‘EN ÖNEMLİ‘ler rafına itina ile kaldırır çünkü prensesinin gerçek kimliğine ayılmasıyla beraber, grupta daha önce olmayan, uzun boylu, platin saçlı, gergin suratlı diğer kişinin kimliği de ifşa olmuştur ve prenses ona ‘kuzenim ve ablam’ olarak hitap etmektedir!

Bu kişi, High Lady Anglenna’dır.

 

“Sen.. Sen Anglenna’sın!”, dediğini hatırlar Darly.

Hitap ettiği kadın kendisine, eteğine sıçramış bir çamur lekesine bakar gibi bakmış ve “Bu senin için sadece High Lady..”, demişti.

Darly Dor istifini hiç bozmadan, kadının yüzünü hafızasına kazıyacak şekilde, uzun bir süre süzmüş, sonra soğuk bir ifadeyle “Anglenna!..”, demiş ve bilinçli bir saygısızlıkla ona arkasını dönmüş, bir daha da onu muhatap almamıştı..

Darly, kendisini ‘High Lady’ sanan bu sürüngenle, pek yakın bir tarihte bir defa daha muhatap olacak ve ona sadece üç kelime söyleyecektir. Hiçbir şey olmasa, bu sefil yılanın prensesinin yanında durmasına engel olacaktır.

✱ ✱ ✱

Aager’in zihninde bir ses çınlar!

O.. O BİRİSİNİ ÖLDÜRMEYİ DÜŞÜNÜYOR!, diye Inshala’nın çığlığı, katışıksız bir panikle Aager’in beyninde yankılanır. Aager istemsizce tökezler ve neredeyse yüzükoyun kapaklanır. Bağlandığı kızla yaptığı daha önceki iletişimler, sakin, heyecanlı, utangaç, meraklı, üzgün, huzurlu, olağanüstü ya da mutlu bir şeylerin mırıltılı şarkısı gibi gelmiştir ona. Aager özellikle onun mırıltılı şarkılarını sevmiştir çünkü bu küçük, sıskası çıkmış kızın gerçekten saf, muhteşem ve göklere uzanan bir şarkı sesi vardır.

Aager sadece kendisini bu çığlığa hazırlamamıştır!

 

“Ö.. özür dilerim!”, diye kızın, yerin dibine geçmiş küçük sesi gelir.. “Bi.. birden heyecanlandım.

Aager boğazını temizler.

Hiç bozuntuya vermeden, “Sorun değil, güzelim. Daha yeniyiz bu işte. Zamanla her şey yerine oturacaktır.”, diye düşüncelerini gönderir kıza sakince.

Inshala Frostmane, kıpkırmızı olmuş bir şekilde yere bakarak yürümesine devam eder.

“Heeey!”, der Aager kızın zihninde. “Sorun değil, gerçekten.. Şimdi, kim kimi öldürmeyi düşünüyor?”

“Darly abi!”, diye kızın minik sesi gelir.

“Lanet olsun!..”, diye içinden küfreder Aager ama bu düşüncesini kıza göndermez.

“..nedir bu adamın derdi böyle?”, diye Inshala’ya doğru düşünür.

“Ördek dudak.. sanırım onu öldürmeyi düşünüyor!”

Aager istemsizce ‘fırk’lar zira kızın ‘ördek dudak’ yakıştırması, sesi gibi saf..

..ve paha biçilmezdir!

 

“Şu grupta benden daha çok nefret edilen bir başkasının olması ne kadar güzel bir duygu, anlatamam sana.”, diye kendi içinden sırıtır Aager acımasızca.

“AAGER FOGSTEP!”, diye Aager’in zihninde ünler Inshala birden.

Aager karanlıkta sırıtır. Gerçekte bu tür konuşmalar, onun hayatında asla yapmadığı bir şeydir. Ne var ki bunu, bu kızla yaptığında ona eğlenceli gelmeye başlamıştır. Kız sanki Aager’e, çalınmış yirmi dört yılını geri vermek için çırpınmaktadır ve bunu da tamamen farkındasız, içgüdüsel bir dürtüyle yapmaktadır.

Aager hayatında olmasını hiç beklemediği bir şeyi daha anlamaya başlamıştır; Aager bu kızla..

 

..mutludur!

 

“Neden böyle düşünüyorsun?”, diye asıl meseleye geri döner. “Demek istediğim, bu izlenimin sende oluşmasına sebep olan nedir?

“Bakışları..”, der kısık bir sesle Inshala.

“Bakışları?”

“Evet, bakışları.. Themalsar’da benim ona attığım bakışlar bunlar. Ve o, ördek dudaklıya o bakışlarla bakıyor!”

Aager yine küfreder..

✱ ✱ ✱

Yapmayı düşündüğün her ne ise, yapma!”, diye tıslar Aager.

Gitmekte oldukları High Spires’a varmalarına fazla bir mesafe kalmamıştır. Arashkan’daki high elf’lerin yüksek, zarif ve şatafatlı kuleleri ve kubbeli binaları, yıldızların ve sokak lambalarının altında hayal meyal, silüetimsi şekiller olarak belirmişlerdir. Aager, kaybedecek daha fazla vakitleri olmadığını düşünerek sessizce Darly’nin yanına sokulmuş ve kulağına fısıldamıştı.

Darly, herhangi bir alınma ya da ‘neden bahsediyorsun?’ ifadesi göstermeksizin, “Felishia Fremier’in kim olduğunu bilir misin, kesici..?”, diye horlar Aager’i.

Aager, kendisine bir ‘kesici’ denmesinden alındıysa da bunu herhangi bir şekilde yüzüne ya da duruşuna yansıtmaz. “Hayır, bilmiyorum.”, der sakince.

Darly Dor’un yüzü çirkinleşir.

KAPA ÇENENİ O ZAMAN, SENİ SALAK İNSAN BOZUNTUSU VE KENDİ İŞİNE BAK!“, diye tükürür yere, adımlarını hızlandırır ve High Spires’ın girişinde bekleyen çelik zırhlar içerisindeki high elf muhafız mangasına yaklaşır.

 

FELISHIA FREMIER’İ HATIRLA..

..diye kendi kendine mırıldanan Darly, muhafızların on beş adım yakınına gelince durur.

Uzun boylu, keskin, geometrik yüzlü bir muhafız da öne çıkar ve temkinli adımlarla gruba ve Darly’ye yaklaşır.

Darly muhafızın apoletlerine bakar ve, “Manga komutanı..”, diye başını ona doğru hafif bir açıyla eğerek selamlar.

Genç hırsız, elleri açık ve görünür bir şekilde komutanın önüne, iki kılıç mesafesine kadar gelir, sonra açık ellerini yavaşça, çaprazlamasına göğsüne bağlar ve elf’lere özgü selamı da verir.

Manga komutanı, önünde duran bu genç kimdir çıkaramaz ama sanki onu hayal meyal bir yerlerden hatırlıyor gibidir.

“Genç efendi için ne yapabiliriz acaba?”, diye sorar.

“High Spires Efendisi Philius’a, kendisinin birkaç yıl önce kaybettiği çok önemli bir belge ve bazı hediyelerle ilgili görüşmek istediğimi iletir misiniz, komutan?!”

Manga komutanı, bir kaşı kalmış bir şekilde önünde duran genci, ve grubun diğer üyelerini süzer.

Neden sonra gence başıyla o da selam verir.

“Kimin geldiğini sorabilir miyim, efendim?”, diye sorar önünde duran gence temkinli bir nezaketle.

Darli Dor bir an durur. Sonra derin, isteksiz bir nefes alır ve kendisini manga komutanına tanıtır.

“Oğlu Darlius..”