Showing: 1 - 3 of 3 RESULTS
dungeons and dragons duygusal karakter analizi komedi modül the plot thickens Whispers; A Cabal

Gemini, “Slo-mo”

Gemini
“Slo-mo”

Timeline:

Inshala, Aager’i hayret verici hayal dünyasında gezdirmiş, ancak hiddeti ta oradan hissedilen Lady’nin kükremelerini daha fazla duymazlıktan gelememişler ve gerçek dünyaya geri dönmüşlerdir.

Uyandıklarında, ikisini de eritecek bakışlarıyla Lady karşılar.. İkisi de yaptıkları büyüyü ve etkilerinden bahsetmek istemez ve paylarına düşecek cezaya razı olmaya hazırlanırlar.

Bütün bunlar olurken, Aager ister istemez yanında duran içli, narin ve neredeyse bir çocuğun saflığına sahip kıza nasıl kendi iç dünyasını göstereceğini düşünür zira dile getirmese de, kızın buna kati bir şekilde hakkı olduğunu bilir..

 

Bu hikaye, Gemini, “Epilogue”‘dan kısa bir süre sonra yer alır.

 

 

Büyük bir hışımla iner Lady, yerde baygın bir şekilde buldukları Aager ve Inshala’nın tepesine. Grubun neredeyse tamamı buradadır ve herkes hayret içerisinde yerde yatan, en olası dışı gibi görünen çifte bakmaktadır.

“NE HALT YEDİNİZ SİZ!”, diye gürlerken Lady, gözlerinden sanki ateş saçmaktadır.

Yerde, kendinden geçmiş Aager, baygın haliyle Inshala’ya uzanmış, bir eliyle onun bir elini tutmuş, diğerini de onun yüzüne yastık yapmış ve bu şekilde Inshala’nın aynası gibidir zira kızın bir eli Aager’in avucundadır. Diğer elini ise önünde, kendinden geçmiş bir şekilde yatan ürkütücü adamın başının altına koymuş, onun yüzünü sert, soğuk zeminden korumaktadır..

Aager ayılır.

..ama nerede olduğunu hatırlamaz.

Bir avucunda hissettiği sıcaklık dışında beş duyusu aşırı yüklenmeden dolayı sersemlemiş gibidir ve hayal meyal, boğuk bir sesin bağırdığını duyar.

Gerçekte bu ses kendi sesidir..

‘Udoorin devrildi! Babasına ne diyeceğim şimdi ben?!’, diye hayıflanır içinden. ‘O çocuğu severdim.. ‘Ve Lorna.. O dik kafalı kız bundan kendisini sorumlu tutacak.. O çocuk benim sorumluluğumdaydı.. Babası onu bana emanet etmişti..’

‘Moira.. Kıpırdamıyor.. Ellerini göğe açmış, öylece dua eder gibi duruyor!’, diye fısıldar hayret içerisinde.

‘Sersem cüce.. Bu basit bir matematik işi.. Bi ateş topunun etki alanını hesaplamak ne kadar zor olabilir?’, diye mırıldanır asabice.

‘Bütün küçük arkadaşların gibi seni de gömeceğim, Venom!’, diye tıslar.

‘Lady.. Lady’yi kurtarmalıyım. Sonra da izci kıza yetişmem gerek. O kızın kılıçla dövüştüğünü hiç görmedim. Lanet yaratık onu öldürecek!..’

‘Size lider olmak için onu bıçaklamadım.. Sizin gibi onun köpeği olmak istemediğim için onu öldürdüm..!’

‘Geber, seni adi piç kurusu papaz! Gideceğin yerde yalnız olmayacaksın!’

‘Salaklar.. Beni harcamak için korsanları mı alet ettiniz? Korsanlar kimseye alet olmaz!’

‘Yandı! Hepsi yandı.. Hepsinin çığlıklarını duyabiliyorum! Kı.. kız kardeşim..  Hayır, hayır, hayır, hayır..!’

‘Lady.. Nefes.. NEFES ALMIYOR!

 

Aager’in zihninde bir şimşek çakar..

 

Etrafında her şey boğuk seslerden, anlaşılmaz bakışlardan ve ağır çekim hareketlerden oluşuyormuş gibidir..

..Fırıl fırıl dönen başını yavaşça omzuna doğru döndürür ve neden dolduğunu anlayamadığı gözleriyle uyuşuk bir şekilde omzundan kolunu takip eder. Kolu bitince gözleri bileğine kayar, sonra da yerdeki eline ve elinin içinde duran küçük, sıcacık bir başka ele gider. Büyük bir zihinsel çabayla o sıcacık elin sahibine bakar ve onu yerde kıpırdamadan, öylece yattığını görür..

..ve bir anda zihninde büyük bir uğultuyla ikinci bir şimşek daha çakar. Panik içerisinde Aager kızın yanına sıçrarken keskin bir çığlık atar.

“..NE ..NEFES ALMIYOR!”

Kızı yerden kaldırır ve sımsıkı kucaklarken “Hayır.. Hayır.. Hayır..!”, diye kırık bir sesle kendisini tekrarlayıp durur.

 

“Sanırım kendinde değil, Lady’im”, der yumuşak bir ses, boğuk bir şekilde.

“Udoorin. Çocuğun arkasına geç ve sana söylediğimde onu yavaşça kızdan ayır..”, diye kati bir sesle talimat verir Lady ama ister istemez gözleri, az evvel Aager’in kendisini kurtarmak için söylediği ve yaşadığı panikten ötürü dolmuştur.

“Umm.. Bu akıllıca mı? Aager’in ne kadar hızlı cop çektiğini çok iyi bilirim. Ve üzerinde cop yok, bıçakları var. Bana öğrettiği ilk kural: ‘muhatabına asla cop mesafesinden daha yakında durmayacaksın.'”, diye gönüllü olmamaya çalışır Udoorin. Sonra kendi kendisine hayretle mırıldanır. “Aager’in beni bu kadar sevdiğini hiç düşünmezdim.. Bunca yıl bana yaptıklarını, içsel bir keyif aldığından ya da sadece pislik olsun diye yaptığını sanmıştım.”

Lady, Udoorin’i umursamaz. “Laila.. Sende Udoorin’in yanına geç. Söylediğimde asılıp onu geri çekin. Ben, Lorna ve Merisoul da kızı çekeceğiz..”

“Tek başıma olsam daha rahat yaparım abla.”, der Laila. O güne kadar kendisi Efendi Aager için pek de iyi şeyler düşünmemiş olsa da, Orken baskınında onun kendisini kurtarmak için göstermiş olduğu ve kendisinin farkına bile varmadığı ölümcül çabadan etkilenmiştir. Ve ancak aradan geçen yıllar sonra, Efendi Aager’in kendisi için söylediği ‘Bu Serenity Home kasabasının güvenliği açısından büyük bir kayıp olurdu.’ ifadesinin sadece kuru bir laf değil, gerçeği ve çok daha fazlasını içerdiğine ayılmıştır.

“Tartışma benimle şimdi. Al Udoorin’i, git söylediğim yere.”, der Lady kızgın bir şekilde.

“Bu saçmalık. Çoluk çocuğun eline büyü verirseniz, olacağı budur.”, diye burnunu çeker Anglenna soğuk bir şekilde.

Lady bir anlığına gözlerini kapatır ve sakinleşmek istiyormuş gibi içinden yavaşça ona kadar sayar ama bunun pek de bir faydası olmaz..

“Ben ne yapayım?”, diye sorar Gnine.

“Sen olduğun yerde dur. Kıpırdama. Karışma. Konuşma!”, diye emreder Lady.

“Niye yaa?”, diye alınmış bir sesle sorar Gnine.

“Gnine Tinkerdome. Aager senin hakkında ne düşünür?”, diye sabırlı bir tonla sorar Lady.

“Pek de iyi şeyler değil..”, diye itiraf eder Gnine.

“Aager’e yaklaşırsan, sence ne yapar?”, diye daha da büyük bir sabırla sorar Lady.

“Aaa.. Mesaj alınmıştır.”, der Gnine ve geri çekilir.

Laila istemsizce ‘fırk’lar.

✱ ✱ ✱

Aager, derin bir kuyuya atlar gibi, ucunu göremediği karanlığa dalar..

İlk durağı sisli, sessiz bir ormandır. Göreceli bir ‘az evvel’ burada olmuş olmasına rağmen yine de etrafına hayret ve hayranlıkla bakar.

Uzaktan baykuş ve çekirge seslerine küçük bir akarsuyun ve vıraklayan kurbağaların seslerinin eşlik edişini duyar.

Etrafında o imkansız, turuncu-altın renkleriyle parıldıyarak süzülen bitkileri görür ve bir şeye ayılır; bitkilerin gerçekte parıldamadığını, her birinin belkide onlarca ateş böceğine ev sahipliği yaptığını fark eder..

Aager hayret içerisinde başını sallar zira bağlandığı kızın zihninde oluşturduğu dünyasının herhangi bir şekilde bir ilizyon olmadığını, içinde gerçek hayatları barındırıp muhafaza ettiğini anlamıştır.

“Inshala..”, diye fısıldar. Aager neden fısıldadığını bilemez ama içinden bir şeyler, sesli konuşarak buranın huzurunu bozmaması gerektiğini söylemiş gibidir.

Adı ağzından çıktığı anda orman bir anlığına susar ve ateş böcekli bitkiler oldukları yerde dururlar..

..ve sonra orman tekrar hayata gelir.

“O burada değil..”

Aager duyduğu şeyi duyup duymadığından emin olamaz zira ses dışardan mı, içinden mi gelmiş olduğunu çıkaramaz..

“Nerede o?”, diye fısıltıyla sorar.

“O burada değil..”, diye yineler ses.

Aager sisli ormandan ayrılır ama bir şey aklına takılır. Daha sonra, belki Inshala’yı bulduktan sonra düşünmesi gereken bir şeydir bu; Aager o sesi bir yerden duymuştur ve bu ses aradığı kızın sesi değildir.. Bu ses daha dolgun ve.. Aager tam isim koyamaz.. İmakar ve.. Şuh?

..ve ard arda, Inshala’nın onu götürdüğü yerlere gider ama kızı hiçbir yerde bulamaz. Öyleki, onu gizli kuytusunda bile arar.

Kızı kuytuda da bulamaz ama Aager’in keskin algısı, daha buraya önceki gelişi ile şimdiki arasındaki nüansı yakalar.

Orada, açık mavi ve beyaz haleyle parıldayan muhteşem ağacın hemen yanında, küçücük, yepyeni bir fidan belirmiştir!

Kız, “Burası benim özüm.. ve sırrım. Bu ağaç artık ikimizi de besleyecek..”, dediğinde, bunu öylesine söylememiş, hiç vakit kaybetmeden Aager’in ağacını, kendisininkinin hemen yanına dikmiştir..

Aager bunu anladığında, içindeki panik daha da artmış ve kızın olabileceği muhtemel yerleri zihninden geçirirken aklına gelir.. ve olduğu yerden hızla ayrılır.

Göreceli bir imkansızlıkla, denizin bir bıçakla kesilmişcesine kıyıya yaslandığı sahile konar ve..

“Balina.. Bilge balina..!”, diye bağırır.

Belki başka bir zamanda, başka bir yerde böyle bir şey Aager’in ağzından asla çıkmazdı zira bir balığa “Bilge balina..” diye bağırması bir yana, bir balıkla konuşması saçma ve mantıksızdır. Ne var ki burada her şey ve hiçbir şey saçmadır ve mantıkla tartılması da haksızlıktır..

Önünde camdan bir duvar gibi denizde balıklar süzülerek dolanırlar ama büyük, dev balinadan eser yoktur.

“Shala.. Balina Shala.. Ben Aager.. Inshala’nın..”, der ve durur. Sonra kararlı bir sesle devam eder.

“Shala.. Ben Aager.. Inshala’nın koruyucusu ve kalkanıyım.. Onu bulamıyorum. Benimle bilgeliğini paylaş. Inshala nerede?”, diye haykırır.

Önünde duran deniz, büyük bir homurtuyla çalkalanır. Homurtuya tiz ıslıklar eşlik eder ve önce devasa bir silüet, sonrada koca balinanın kendisi belirir.

“Inshala yok.. Onu bulmama yardım et!”, diye korkuyla fısıldar Aager.

Balina, neredeyse bir at arabası büyüklüğündeki gözleriyle Aager’i süzer.

Neden sonra, dev kürekleri andıran yüzgeçlerini yukarı aşağı sallar.

“Se.. Senin mi içinde?!”, diye korkuyla sorar Aager.

Koca balina aynı hareketi tekrarlar sonra tek yüzgecini Aager’e doğru işaret eder..

Genç adam olduğu yere çöker.

“Be.. Benim içimde..!”

✱ ✱ ✱

Hazır mısınız?”, diye tıslar Lady, Aager ve Inshala’nın etrafında toplanmış gruba.

“Evet.”, diye fısıldar Laila, heyecanlı bir sesle.

“Evet.. Hayır.. Bunu gerçekten yapmasak.”, diye Udoorin’de fısıldar ama gür sesi fısıltısını biraz anlamsız kılar.

Lady’nin yüzü kararır. Tam Udoorin’e korkak olmaması gerektiğiyle ilgili bir şeyler söyleyecekken, gözü Lorna’ya kayar ve kendi dilini ısırmayı tercih eder.

“Ya bakın..”, der Udoorin. “Bugüne kadar bu adamın bilinçsiz bir şey yaptığını görmedim. Bırakalım kendi halinde.. Kız da nefes alıyor. Bi şekilde ayılırlar illaki.”

“Ne olduğunu bilmiyoruz Udoorin. Ve belli ki çocuğun aklı yerinde değil. Onları öylece bırakamayız..”, diye burnundan solur Lady.

“Kime ne zararı var?”, diye inat eder Udoorin.

“Inshala’ya..”, diye cevap verir Lady.

“Hayır!”, der Udoorin kati bir sesle. “Buradaki herkesten daha iyi tanıyorum Aager’i. Benim.. Lor.. ummm.. Lady Lorna’ya zarar verme ihtimalim neyse, Aager’in de Inshala’ya zarar verme ihtimali o kadardır.. Hatta daha da az çünkü Aager’in kendi üzerindeki hakimiyeti benden çok daha iyi.. Nihayetinde beni o eğitti —en azından bunun için çok uğraştı.”

“Ürkütücü bir şekilde haklı olabilir Lady.”, der Merisoul birden. “Belli ki bir büyü yapılmış burada —muhtemelen Inshala’nın yaptığı bir büyü bu ama ne olduğunu tam olarak kestiremiyorum. Sadece, sezgilerim bana bu büyünün tarif edilemez, muazzam derecede büyük öğeleri olduğunu söylüyor. Beklentisiz bir özveri, umarsız bir fedakarlık, saf bir içtenlik, katışıksız bir sevgi ve..”, der succubi melezi ve bir anda gözleri dolar.

“..ve ne?”, diye sorar Lady.

Neden sonra haşin bir şekilde burnunu çeker Merisoul ve devam eder.

“..ve ölümcül bir bağlılık!“, diye boğuk bir sesle fısıldar.

“Şu işe bakın yaa.. Hayatım boyunca aradım böylesi kutsal şeyleri, kız daha çocuk yaşında ve çoktan bulmuş! Ağlamak istiyorum. Kimse bunlardan bir tanesini.. sadece birini bile teklif etmedi bana. Karşılıksız hiçbir şey vermedi ve bu iki salak bunları birbirlerinde bulmuşlar!”, der Merisoul, fena halde alınmış ve bozulmuş bir sesle.

“Lorna, kızım?”, diye Lorna’nın fikrini sorar Lady.

“Korkarım bu noktada benim vereceğim hiçbir cevap tarafsız olmayacaktır Lady’im.. Üzgünüm..”, der Lorna utanarak.

“Peki, o zaman taraflı düşüncen nedir?”, diye bastırır Lady,

“Udoorin haklı!”, deyiverir pat diye kız, yüzü pembeleşmiş bir şekilde.

“Tabii, yaa..”, diye mırıldanır Lady.

Udoorin sırıtır.

“Kimse benim fikrimi sormayacak mı?”, diye sorar Gnine yan taraftan.

“Var mı bir fikrin peki?”, diye patlamaya ramak kalmış bir şekilde sorar Lady ona.

Laila, Gnine’ı uyarmak ister gibi başını sallar ona ama Gnine bunu görmez.

“Yok.. Ama bu bi prensip meselesi..”, der Gnine.

“Büyünün özünü anlamayanlara, büyü soruyorsunuz..”, diye neredeyse horlayan bir sesle araya girer Anglenna..

Lady patlar!

✱ ✱ ✱

Aager kendisini, unutmayı çok istediği geçmişinde ve asla hatırlatılmak istemediği anılarının arasında bulur. Kendisini hangi anısında olduğunu kestiremez zira ortam karanlıktır.

Arkasından bir yerden ayak sesleri duyar ve kenara, kuytu bir yere siner. Kalabalık bir grup, saklandığı yerin yanından koşarak geçer ama Aager, yanından geçen adamların hareketlerinde bir gariplik sezer; önünden geçen adamlar, nedense olmaları gerektiğinden daha yavaş gibidir. Ortalıkta koşturan hırsızlar, yetiştikleri bir evin duvarlarını, kertenkelemsi hareketlerle tırmanırlar ve ağır, uzun sıçrayışlarla damdan dama atlamaya başkarlar. Koşanların hepsinin sanki belirli bir hedefi vardır zira en son bir dama yetiştiklerinde, orada hazırda devam eden kanlı bıçaklı bir kavga gerçekleşmektedir ve yeni gelen hırsızlar, anlaşıldığı üzere, bir baskının ikinci dalgasıdır ve karşılarına çıkan, karalar içindeki diğerlerini —kesicileri— amansız bir şekilde doğramaya başlarlar.

Aralarından bir tanesi özellikle acımasızca, önüne çıkan bütün kesicilere elindeki bıçakları yıldırım hızıyla sokup çıkarmaktadır. Ardında yarım düzine ceset bırakan bu hırsız, gözüne kestirdiği, örümcek gibi sıska, uzun kolları ve bacakları olan bir kesiciye ulaşmaya çalışmaktadır.

Adam gerçekte seri, ancak burada bir yılan balığını andıran hareketlerle üç kişiyi daha biçer ve örümceğin tepesine iner. Örümcek, beklenmedik bir geri sıçrayışla kendisini kurtarır ve sırıtarak hırsızların ortasına belinden çıkardığı bir şişeyi fırlatır..

Adamı kurtaran şey, örümceğe yetişmek için gösterdiği çabadır zira fırlatılan şişe arkadaki hırsızların ortasında yere çarptığı anda patlar ve hırsızların neredeyse tamamı anında can verir. Patlamanın olduğu çatı, acı bir gıcırtıyla çöker ve geride kalıp kurtulduğunu sanan hırsızlar oluşan delikten aşağı çığlıklar atarak düşerler..

Adamın gözü kararır. Elindeki hançeri döndürür ve sanatsı bir devinimle fırlatır.

Hançer, aralarındaki kısacık mesafede sadece iki buçuk defa döner ve rahatsız edici bir satır sesiyle örümceğin karnına saplanır.

Örümcekten acı, tok bir kız çığlığı gelir ve gerisin geriye, aşağıdaki dar sokağa düşer ve gecenin karanlığında kaybolur.

 

“Bu anım böyle değildi!”, der Aager durduğu damın tepesinde..

“Hançerimi atmamıştım. Attığında öldürme ihtimali çok düşük olan ve sonuçta seni silahsız bırakacak bir şey hiçbir zaman bana mantıklı gelmemiştir.. Onu kızın kalbine saplamaya çalışmıştım ama o son anda, olduğu böcek gibi geri sıçradı ve dengesini kaybedip aşağı düştü ve düşerken hançer onun göğüs boşluğuna isabet etmişti.. Buna rağmen, aşağı düşmeden önce yine de beni omzumdan çizmeyi başarmıştı..!”, der kafası biraz karışmış bir şekilde.

Aager uzun bir süre, Drashan’daki bu damın tepesinde durur ve geceyi seyreder. Neden sonra arkasını döner ve kendisini bir başka ‘an’da bulur..

 

“Al bu pastırmaları, senin olsun.”, der hayal meyal hatırladığı bir ses, önünde duran çocuğa.

“Neden veriyorsun bunları bana?”, diye diklenir çocuk, önünde duran genç kıza.

“Çünkü açsın ve yemeğe ihtiyacın var..”, der genç kız üstü başı paçavra olmuş, gözleri ve yanakları çökmüş çocuğa.

“Ne istiyorsun karşılığında?”, diye kuşkuyla sorar çocuk ve yetişkinlerde bile görülmeyecek bir nefis iradesiyle pastırmalara dokunmaz.

“İyiliğini.. iyiliğini istiyorum.”, der genç kız boğuk bir sesle.

“Ben de ondan yok. Burada kimsede ondan yok!”, der çocuk inkarcı bir ifadeyle.

“Artık var. Bu pastırmalar senin. Parasını verip aldım onları ve senden karşılığında hiçbir şey istemiyorum. İşte buna iyilik derler. Bir gün sende bir başkasına yap bunu ve ona da bir başkasına yapmasını söyle.. Bunu yeterince defa tekrarlarsanız, belki bu şekilde Drashan’a iyilik gelmiş olur!”, der genç kız gözleri dolmuş bir şekilde.

Çocuk uzun bir süre önündeki genç, güzel, komik saçlı kıza bakar ve gözlerini kısar. Bu kızı sanki bir yerde görmüş gibidir.. Yada birgün görecektir! İmtina ile uzanır ve pastırma dolusu paketi alır.

“Te.. Teşekkür ederim..”

 

“Hayır.. böyle bir anım hiç olmadı!”, der Aager. “Kimse bana pastırma vermedi. Onları çalmıştım!”

 

Küçük, tek göz bir evin kapısının önünde, alımlı ama yorgun, orta yaşlarında bir kadın yere çömelmiş, önünde duran, biri kız diğeri erkek iki küçük çocuğa, ancak bir annenin çocuklarına verebileceği bir sıcaklık ve sevgiyle sarılmaktadır. Çocuklar da annelerine, ancak bir çocuğun annesinde bulabileceği bir sevgi ve sıcaklıkla karşılık vermektedir.

“Kriss Liiiiii..”, diye bir başka kadının bezgin sesi duyulur dışarıdan. “Hadi kııııız.. Daha fazla gecikirsek çürükler bile toplanmış olacak!”

“Geliyorum abla..”, diye dışarı seslenir genç kadın. Sonra çocuklarından ayrılır ve ayağa kalkmadan önce kızının yüzüne bakar.

“Ağabeyinin sözünü dinle, tamam mı benim cız bız perim..”, der küçük kıza.

“Dinleyim anne ki..”, diye eksik ön dişlerin oluşturabileceği peltek ve bir o kadar da şirin bir şekilde cevap verir küçük kız.

“Kız kardeşin sana emanet, benim koruyucu meleğim.”, der önünde ciddi bir şekilde duran küçük oğlana.

“Ben meyek diilim. Ben iplişim.. Buyda meyek yok anne..”, diye cevap verir küçük çocuk kaşları çatık bir şekilde.

Her haliyle yorulmuş kadın, iki küçük dünyasına tekrar sarılır, “Dışarı çıkmayın, kapıyı da kimseye açmayın”, diye tembihler..

..ve pazardan çürükleri toplamak için yaşı geçmiş komşusuyla gider.

 

“Bu, annemi ve kız kardeşimi en son görüşüm oldu..”, der Aager boğuk bir sesle.. “Hayret aşkına, annemin adının Kriss Li olduğunu bile unutmuşum. Ama bu anımı neden gösterdin bana? Bu.. Bu tıpkı hatırladığım gibi..”

“Çünkü içinde sevgi, kız kardeşin ve en önemlisi; annen var..”

 

Gecenin karanlığı, büyük bir patlamayla aydınlanır.

Çevre sokak ve mahallelerden herkes koşarak gelmiş ve dehşet içerisinde, yeşil alevlerle yanan evlere bakmaktadır. Kalabalık, uzun bir sıra oluşturmuş, elden ele kovalar taşıyarak ateşi söndürmeye çalışır ama bunun pek az etkisi olur..

Bir anda gökyüzü gürler ve çılgınca bir yıldırım çakar.

Açık gecenin karanlığı, yuvarlanarak gelen devasa bulutlarla daha da kararır ve ard arda şimşek çakmaya başlar.

Yangına olabilecek en yakın damlardan birinde duran genç adamın yüzü bir anda umutla aydınlanır.

Şimşek birkaç defa daha çakar ve yağmur yağmaya başlar.. Damlalar önce teker teker düşer ama git gide artar. Ve çok kısa bir süre içerisinde göz gözü görmez bir şekilde yağar yağmur.. Öyle ki Drashan’ın dar ve pis sokaklarını yıkar ve temizler..

..ama yangın sönmez.

Damda duran adam acınası bir hıçkırıkla olduğu yere çöker..

 

“O gece yağmur yağmadı. Ama belli ki yağsaydı bu sonucu değiştirmezdi.. O yangında normal olmayan bir şey olduğunu şimdi daha açık görebiliyorum. Serenity Home yangını da aynı yeşil ateşle yanmıştı. Ve suyla söndürülememişti.. Buna ayılmış olmam dışında neden yağmur yağdı bu anımda peki?”, diye sorar Aager.

“Çünkü elinden gerçekten hiç bir şey gelmezdi ve kız kardeşine olanlar senin suçun değildi.. Bunu anlamalısın.

Aager sesin nereden geldiğini algılayamaz ama istemsizce arkasını döner..

 

..ve genç, tanıdık bir adamın, sokakta karşılaştığı pis, sümüklü bir çocuğa elindeki ekmeğin yarısını kırıp verdiğini görür!

 

“Böyle bir anım da olmadı. Drashan da kimse bir başkasına ekmeğini kırıp vermez!”, der Aager, kendisinden, geçmişinden ve doğduğu yerden tiksinerek.

 

Genç adam, kalın iplerle ellerinden ve ayaklarından bağlı olduğu işkence rafında, acı içerisinde kıvranmaktadır ama inatla çığlık atmaz..

Bir kırbaç şaklar ve gencin sırtındaki en az üç düzine kanlı yarığın arasında bir yenisi daha açılır.

Gencin arkasındaki adamdan çirkef bir kahkaha gelir. “Sesin çıkıncaya kadar..”, der haince ve elindeki kırbacı kem bir uğultuyla tekrar savurur..

..ve bir öncekinin yanında, yeni, derin, kanlı bir yarık daha açılır.

Küçük, yumuşak ve sıcacık bir el, genç adamın acıyla kasılmış yüzüne dokunur.

Küçük, yumuşak ve sıcacık bir el daha adamın acıyla kasılmış yüzünü tutar.

 

“Bana bak.. gözlerime yoğunlaş.. diğerlerinde olduğu gibi bu acını senden alamam.. Burada yaşadığın acı o kadar çok ki.. ama artık onu tüm kavurucu hışmıyla hatırlamana da gerek yok, sevgili Aager Fogstep. O acıyı ben de bilirim. Bu yüzden onu senden alamam.. Ama hafifletebilirim.. Sadece bana bak..”

“Gözlerime bak, Aager Fogstep!”

“Sadece bana bak..”

“Sadece..”

“..bana!”

 

“Bu anımın böyle bitmesini çok isterdim.. ama neden?”, diye sorar Aager, boğuk bir sesle.

 

“Çünkü geçmişe dönüp baktığında, birkaç tane güzel anın olmalı. Anılarını senden almayı çok istedim. Ama bizi biz yapan yaşadıklarımız ve tercihlerimizdir.. ve biz artık ‘olduk’.. Tekrar ve devamlı aynı acıları çekmen, aynı anıları yaşaman bana acı veriyor. Herkesin bir ‘nefese’ ihtiyacı var. Sana ancak bunu verebilirim, sevgili Aager Fogstep.”

 

“Bu da yeterli, Inshala Frostmane..”

✱ ✱ ✱

Inshala gözlerini açar.

Beklediği gibi başı sert ve soğuk zeminde değildir.. Kokusu tanıdık gelen birinin omzundadır. Başını sadece hafifçe döndürmesi, Aager Fogstep ile yüz yüze gelmesi için yeterli olmuştur. Kızın fırtına grisi gözleri, adamın kara gözlerinde bir süre kitlenir, sonra ikisi de, aralarında gizli bir konuşma geçmiş de bir anlaşmaya varmışlar gibi başlarını sallarlar.

Aager oturduğu yerden yavaşça kalkar ve beraberinde kızı da nazikçe kaldırır..

“Eveeet..”, der fırtına öncesi fokurdayan bir ses. “Aramıza tekrar katılmış olmanız pek de sevindirici..!”

Aager olduğu yerde kalır..

Inshala’nın ağzından hiç beklenmedik, en olası dışı, cılız bir ses kaçar.

“Shit!”

 


Slo-mo: Slow Motion/Ağır Çekim

dungeons and dragons duygusal karakter analizi

Gemini, “Epilogue”

Gemini
“Epilogue”

Timeline:

Inshala ve Aager, Sim Town’da kaldıkları hana geri döndüklerinde, Mab’in Inshala’ya verdiği Gemini büyüsünü daha fazla geciktirmeden yapmaya karar verirler.

Inshala, Aager’in kendisine uzattığı eli tutar ve büyüyü yapar.. ve bir anda ikisi de birbirinin iç dünyası, duyguları, düşünceleri, acıları ve geçmişleriyle çarpılır.. Hazırlıksız yakalanan çift, yaşadıkları şokun etkisiyle kendilerinden geçer ve yığılıp kalırlar.

Uzun bir süre kaotik, anlaşılmaz ve birbirinden ayrıştırılamaz duygu ve düşüncelerin içinde acıyla kıvranırlar.

En sonunda kurtuluşu Inshala, Aager’i aldığı gibi onu kendi hayalinde kurduğu dünyasına getirmekte bulur..

 

Bu hikaye, Gemini‘nin devamı mahiyetindedir.

 

 

 

Büyük bir hışımla iner Lady, yerde baygın bir şekilde buldukları Aager ve Inshala’nın tepesine. Grubun neredeyse tamamı buradadır ve herkes hayret içerisinde yerde yatan, en olası dışı gibi görünen çifte bakmaktadır.

“NE HALT YEDİNİZ SİZ!”, diye gürlerken Lady, gözlerinden sanki ateş saçmaktadır.

Yerde, kendinden geçmiş Aager, baygın haliyle Inshala’ya uzanmış, bir eliyle onun bir elini tutmuş, diğerini de onun yüzüne yastık yapmış ve bu şekilde Inshala’nın aynası gibidir zira kızın bir eli Aager’in avucundadır. Diğer elini ise önünde, kendinden geçmiş bir şekilde yatan ürkütücü adamın başının altına koymuş, onun yüzünü sert, soğuk zeminden korumaktadır..

 

 

 

“Sen anlat..”

..der imkansız bir mekanın,
hayret verici muhteşemliğinde bir ses.

“Lady kızınca beni korkutuyor..”

 

“Umm. Ben ne anlatacağımı bile bilmiyorum.
Sen anlatırsan en azından sana bir şey yapmaz!”

..diye cevap gelir aynı mekanın
uçuşan güzelliğinde.

“Nedir burası? Bu.. Burası muhteşem bir yer..!”

..diye sorar aynı ses hayret ve huşu içinde.

 

“Burası.. Benim!”

..der ilk duyulan ses.

“Burası benim.. cinnetim!”

 

 

Lady’nin gürlemesi o kadar büyük bir hiddet içermektedir ki, dünyevi farkındalığı deler ve iki sesi birbirine bağlayan muallak, muhteşem ve hayret verici yere kadar ulaşır..

“YA MANYAK MISINIZ SİZ YAA?!”

 

 

“Süslerine ne oldu?”

. . .

Genç adam, bağlandığı kızın daha küçücükken kurmaya başladığı hayal dünyasında, az evvel yaşadıkları acı dolu şokun geride bıraktığı rehavetle, sonsuz bir okyanus da sırt üstü süzülür gibi salınarak yüzmüş ve gördüğü rengarenk gökyüzünü saatlerce seyretmişti.

Kayan bir yıldızı kuyruğundan yakalayıp bir ufuktan diğerine onunla beraber kaymış, mor, eflatun ve turuncu ağaçların üzerinden, ışıl ışıl parıldayan altın renkli kelebeklerin arasından, garip, soluk pembe ve çivit mavisi kuşların kendisini alıp götürmesini, sanki üçüncü bir kişinin gözünden seyrediyormuş gibi hayret ve hayranlık içerisinde izlemiş ve en sonunda, çocukken bile hissetmediği bir heyecanla kahkahalar atarak, olmayan bir rüzgarda, deli gibi savrulan saçlarıyla muhteşem bir tablo çizmiş kızın yanına konmuştu.

Hala hissettiği hayret ve hayranlıkla, önünde tedirgin bir şekilde duran kıza gülümser ama onda bir değişiklik —daha doğrusu— bir eksiklik fark eder ve neden sonra ayılır..

“Süslerine ne oldu? Neden süslerin yok?!”, diye hafif paniklemiş bir sesle sorar kıza.

“Onlar süs değil. Benim ucubeliğimin kanıtı.. ve onlardan kurtulabildiğim tek yer burası. Burada onlarsız, kendimi normal biri gibi hissedebiliyorum.”, der kız sessizce.

“Onlar senin tacın. Ve benim için onlar kaşların, gözlerin, burnun, dudakların ve saçların kadar değerli.. Seni sen yapan her şeyin bir parçası. Seni özel yapan da bunların bütünü.. ve tamamı.. Bunu anlamalısın.. Hiçbir ‘normal’, böylesi bir güzelliği hayal edemez..”, der genç adam, eliyle etrafını göstererek. “Lütfen.. Süslerini dışarıdayken de benden saklama, buradayken de.. “

Kız, farkındasız bir şekilde önünde süzülen adama bakar.

“Seni anlamıyorum. Nesi hoşuna gidiyor onların?”, diye inler kız.

“Aynı soruyu, daha haklı olarak, kendim için ben de sana sormayı çok istedim. Ama sormadım. Senin yapmış olduğun tercihleri sorgulamayı doğru bulmadım çünkü.. Saygı gösterdim ve kabullendim. Aynı soruyu sormama sırası sende..”, der adam kendisine hayretle bakan kıza.

“Belki bir gün, zamanı gelince anlatırım..”, diye ekler. Sonra kıza gülümser. “Hadi gel. Bana cinnetini gezdir.. Doyamadım.. Burası gerçekten muhteşem!”, diye sırıtır ve elini uzatır ona.

Kızın saçları arasında yavaşça boynuzları belirir. Yüzü hafif kızarmış bir şekilde adamın elini tutar.

 

Esmeyen bir rüzgarda saçları, boynuzları arasında çılgınca savrulurken kız yavaşça havalanır. Utanarak kendisi de adama gülümser. Belli ki sevgi, sandığından çok daha karmaşık bir şeydir. İnanç gibi.. Ya da bir türlü ne olduğunu kavrayamadığı ‘sosyal şeysi’ gibi.. Anlaşılmaz değil, sadece anlaşılması gereken bir şey değildir. Veya ‘anlama’, sevginin varlığı için gerekli bir ön koşul değildir, o kadar.

Ya vardır, ya da yoktur.

Gerekli görünen tek ön koşul ise, elini tuttuğu ürkütücü adamın dediği gibi, ‘kabuldür’.

 

Inshala, Aager’i alır ve onu, daha küçücük bir kız olduğu zamanlardan itibaren, ormanda yalnız geçirdiği gecelerde kurduğu hayalindeki dünyasında gezdirir..

✱ ✱ ✱

Inshala, Aager’i garip, sisli bir ormana getirir. Etraflarında, imkansız, ışıklı bitkiler havada salınarak süzülmektedir. Uzaklardan bir yerden baykuş ve çekirge seslerine, mutlu bir şekilde akan bir çayırın ve kurbağaların vıraklama sesleri eşlik etmektedir..

“Burasını, bir sefer kovalandığımda ve bir ağacın kovuğunda saklanmak zorunda kaldığım bir anda yapmıştım. Dört gün o kovukta gizlenmiştim ve geceleri uçuşan ateş böceklerine, beni ışıklarıyla ele vermemelerini rica ettiğimde, hepsi ateşlerini söndürmüştü.. Ateş böcekleri sadece bir kaç gün yaşar. Buna rağmen bana yardım etmişlerdi.. Fedakarlığı o zaman öğrendim ve bu ormanı, beni korumak için kendilerini feda eden o ateş böceklerinin anısına yaptım.. Şimdi ise kendimi yalnız hissettiğimde geliyorum buraya.. Mab bana, ben buradayken gelmişti. Uzun bir süre burada sessizce oturmuştuk. Sonra bana iş teklifinde bulundu!”, diye anlatır Inshala.

Aager, bu yerin nedenli sessiz, sakin ve huzurlu oluşuna ister istemez hayret eder.

 

Kız, Aager’i uçsuz bucaksız bir denizin kıyısına getirir. Ufukta şafak sökmektedir. Kızıl – altın şafak güneşi yükselirken denizden köpükler saçarak, kocaman, kanatlı gibi görünen, upuzun ince kuyruklu garip balıklar sıçrar ve havada zarif, ağır daireler çizerek tekrar denize dalarlar.

“Bir keresinde Rituel Forest’ın en doğusuna, Endless Sea kıyısına kadar gitmiştim. Orada denizin ufkunda gün doğumunu ve uçan dev manta balıklarını görmüştüm. Çok hoşuma gitmişti. Mutlu bir anımdı. Mutlu olmak istediğimde buraya geliyorum.. Geri döndüğümde Efendim bana çok kızmıştı. Nereye gideceğimi ona söylemeyi unutmuşum.. Zavallı adamcağız günlerce aramış beni ..”, diye hüzünlü bir şekilde gülümser kız.

 

“Sonra bu takıldı peşime.”, der Inshala, Aager’le kondukları sahilin bir başka yerinde. Aager, denizin sahile vurduğu noktanın pasta dilimi gibi, bir bıçakla kesilmişcesine öylece durduğunu, kendi tarafında çalkalanmasına rağmen onların tarafına geçmediğini görür. Genç adam hayret içerisinde denizin bu noktada belki de iki yüz yarda kadar yükseldiğini ve içinde yüzen balıkları görür. Neden sonra boğuk homurdanmalara eşlik eden tiz ıslıklar duyar ve denizin içinde muazzam bir şekil belirir. Aager daha önce bir balina görmemiştir ve ister istemez biraz irkilir.

“Adı ‘Shala’..”, diye tanıtır kız koca balinayı. “Bana çok yaşlı olduğunu ve sahile vurmak üzere olduğunu söyledi. Çok üzüldüm. Benimle gelmesini rica ettim kendisinden. Bu şekilde bilgeliğinin kaybolup gitmeyeceğini söyledim ona. O gün bu gündür benimle beraber..”, der kız ve yüzünde mutlu bir ifade belirir.

Aager kızın anlattığı şeydeki imkansızlık karşısında sersemler!

Kız uzanıp eli denizin içine sokar ve belki de yüz elli adım boyundaki devasa balina, ağır hareketlerle ona doğru eğilir.

Inshala muhteşem yaratığın burnuna dokunur!

✱ ✱ ✱

Inshala, Aager’i birçok yere götürür ve ona birçok imkansız manzara gösterir. Bazıları puslu ormanlarda, bazıları karanlık mağaralarda, bazıları ise yemyeşil tepelerde, bazıları ise kırık beyaz, büyük gümbürtülerle çatırdayan, ürkütücü buzullardadır.. Neden sonra onu mor, yeşil ve derin mavi renklerle boyanmış, loş ve serin bir kuytuya getirir..

“Bu da benim hayat ağacım.. Anılarımın, duygularımın, ruhumun, hayallerimin, dileklerimin, şarkılarımın, büyülerimin ve benliğimin kaynağı.. Buraya daha önce kimseyi getirmedim. Burası benim özüm.. ve sırrım. Bu ağaç artık ikimizi de besleyecek.. Bu ağaç burada durduğu sürece, ben hayattayım demektir.”, der ve ağaca sevgiyle bakar..

 

“Hadi gel.. Sanırım geri çağırılıyoruz. Daha göstermek istediğim o kadar çok şey var ki.. Ama dönmeden önce sana bir şeyi mutlaka yaşatmalıyım..”, der Inshala çocuksu bir heyecanla.

“..ve Lady abladan azar yiyeceksek bunu tamamen hak etmeliyiz!”, diye ekler muzırca ve Aager’i bir başka muhteşem yere götürür.

✱ ✱ ✱

Kız onu bulutların üstüne, yüksek dağların ancak doruklarının göründüğü bir yere getirir. Şafak ışığında kızılımsı bir haleye bürünmüş bulutlar, dağların eteklerinde toplanmış ve muallak siluetler oluşturmuş, bu şekilde hem ürkütücü, hem de göz yaşartıcı bir huşu hissi uyandırmaktadır.

Aager bulutların üstünde, sürü halinde daha önce görmediği kanca burunlu, uzun bacaklı, daha da uzun boyunlu ve devasa kanatlı yüzlerce pembe renkli kuşun uçtuğunu görür.

“Bunlar flamingo.. Biraz leyleklere benzerler ama onlar gibi laklak etmezler. Daha ağırbaşlı ve asildirler. Biliyorsun, leylekler çok uzun mesafelere göç edebilirler. Bunun için de çok, ama çok yükseklere çıkmaları gerekiyor. Ancak leyleklerin aksine flamingolar çok nadir göç eder. Bugüne kadar sadece bir kere gördüm onların göç ettiklerini. Rituel Forest’da flamingo yok..”, diye birazcık hayıflanır ama bu kızın yüzünde açıkça görünen heyecandan hiçbir şey eksiltmez.

“Tutun bir tanesine.. Biz de onlarla yükseleceğiz..”, der aynı heyecanla. Kız o kadar heyecanlıdır ki, artık topuklarının üstünde zıplamaktadır.

“Umm.. nereye gidiyoruz?”, diye sorar Aager merakla.

Inshala, belki de ilk defa Aager’e gözleri parıldayan yaramaz bir çocuğun muzırluğu ile sırıtır..

Sana karga dalışını göstereceğim!


“Burası.. Benim!” — “This place.. is me!”

dungeons and dragons duygusal karakter analizi komedi modül role play the plot thickens Whispers; A Cabal

Gemini

Gemini

Timeline:

Sim Town. Büyük Arashkan Şehrinden önceki son durak. Kahramanlar, yolda yaşadıkları zorluklardan sonra Sim Town’a ulaşmayı başarır. Ellerindeki fazlalıkları satıp, ihtiyaç duydukları başka şeyleri almak için fırsatları olur ve biriktirdikleri paraları harcama zamanı geldiğinde bazen ne yapacaklarını bilemezler.

Bu hikaye, geçen kısa konuşmaları ve farkında olmadan yaşanan başka olayları anlatır.

 

 

İki taş binanın arasındaki loş ve daha çok bir koridoru andıran dar sokakta durmuş, rahat pozisyonda kollarını birbirine bağlamış, yaslandığı duvardan gelip geçenleri seyreden adamın gözleri kısılır..

“İlginç..”, diye mırıldanır kendi kendine.

Kalabalığın ortasından, belli ki kalabalıklara çok da alışkın olmayan ve karma ırklardan oluşan bir grup geçmektedir. Grup, atlarından inmiş, bineklerini yanlarında yürütmektedir.

Önden giden genç alımlı kız hayatının çoğunu vahşi doğa ile iç içe geçirdiği bellidir zira farkında olmadan sağına soluna bakıp, arada bir havayı koklayışından bu açıkça görülmektedir. Bir şehir ya da kasabada herkes sağına soluna bakınabilir ama kimse havayı koklamaz!

Onun hemen ardından gelen iri adam, ayaklı bir cephanelik gibidir. Şayet bu adam bir tüccar için mal taşımıyorsa, kesinlikle bir savaşçıdır ve bariz bir şekilde kavga aramaktadır.

Savaşçının yanında, onun ancak omuzuna yetişebilen, zarif kıyafetler içerisine, rahat ama tedbirli adımlarla yürüyen bir kız mevcuttur. Loşta duran adam, başına çektiği kukuleta ve göz hizasından itibaren yüzünü kalın bir peçeyle örtmüş olmasından dolayı kızın yüzünü göremez ama kızın yürürken sergilediği doğal zarafet, onun gözünden kaçmaz.

İkilinin arkasından, bulunduğu yerde ancak koşulların zorunluluğu dolayısıyla orada olduğu izlenimini veren bir başka kadın yürümektedir. Kadın, önünden giden iri adamdan bile uzun boyludur ancak kasılmış yürüyüşünden, ince yapısından, kendi peçesinin ardından görünen, hafif çekik yeşil gözleri ve kukuletasından kurtulmuş platin sarı saçlarından, bu kadının bir high elf olduğunu anlamak çok da zor değildir.. ve büyük ihtimalle de kendisi High Woods soylularındandır.

Onun arkasından, kaşları çatılı yürüyen, zırhlı bir dişi dwarf ve esen hafif rüzgarda salınan bal rengi saçlarıyla yüzünde uyurgezer bir ifadeyle yürüyen, hem uhrevi, hemde aynı zaman da çocuksu bir güzelliğe sahip bir kız mevcuttur.

Bu ikilinin ardından gelen çift ise birbirine ancak siyah – beyaz kadar zıt olabilirlerdi; adam karalara bürünmüş, bir kedi gibi temkinli ama bir kaplan kadar emin adımlarla yürümektedir. Loşta duran adam içinden küfreder zira karalar içindeki adamın bir kesici olduğundan emindir. Kesicinin koluna sımsıkı yapışmış sıska kızın boyunun, yapıştığı adamın sadece çenesine kadar yetişiyor olması, kızın bulunduğu ortamdan açıkça korktuğunu vurgulamaktadır. Kalabalığın içinde yürümüyor olsalar, kız muhtemelen gözlerini sımsıkı kapatır ve taşlaşmış bir şekilde olduğu yerde kala kalırdı..

..ve hepsinin arkasından gelen, iğreti bir şekilde sallanan at arabasının süren, ince kesim sakallı, yaşı ilerlemiş bir gnome..

Loşdaki adam bir anda yaslandığı duvardan irkilerek doğrulur. Kesiciye savurduğu küfrü aratacak, ardarda bir dizi hakaret sıralayarak engin belagat kapasitesi sergiler. Yarı heyecan, yarı panik içerisinde, az önce önünde durduğu karanlık, dar sokakta kaybolur..

✱ ✱ ✱

Aager, temkinli ve kesici bakışlarıyla etrafını seyrederken, bir yandan koluna tutunmuş kıza kimsenin çarpmaması için, farkındasız bir dans ile onu yönlendirmektedir. Arkadan gelen Gnine’ın, büründüğü amcası Efendi Tinkerdome kılığı ile etrafa ‘merhaba’lar saçarak arabasını sürmesini fena halde iç gıcıklayıcı bulsa da buna sesini çıkarmaz —en azından şimdilik.

Arashkan’a varmadan önce, Sim Town’da en az bir gece geçirecekleri için, kalabilecekleri makul bir han ararken birçok tüccarın önünden geçmişler ve kasabanın biraz daha zengin bölgesine yaklaşırken Aager’in gözüne duvarda asılı, üzerlerinde WANTED ibaresi taşıyan bir dizi poster ilişir ve krallıkta kelle avcısı sistemi olduğunu hatırlar. Aager, Drashan’dan gelmiştir ve orada ‘wanted posteri’ hiç görmemiştir; Drashan’da herkes wanted’dır!

Keskin bakışlarını posterlerin üzerinden geçirirken, istemsizce gözleri birine takılır ve Aager, çok kısa bir anlığına irkilir..

“Nooldu?”, diye bir fısıltı gelir hemen yanından.

Aager istifini bozmamaya çalışır. “Yok bir şey. Sadece burası benim hoşuma gidebileceğinden daha kalabalık. İnsan böyle bir yere gelince, Serenity Home’un kıymetini daha iyi anlıyor.”

“Sana bir şey olmasına izin vermem.”, der aynı fısıltı.

Aager durur.

Başını, koluna kenetlenmiş kıza çevirir.

Kız başını adamın koluna gömmüş, etrafına bile bakamazken, yine de bu sözü söylemiş olması, Aager’in zihninde bir şimşek gibi çakar.. Hayret içerisinde başını sallar ve yürümeye devam eder.

✱ ✱ ✱

Grup, ellerinde kalan fazla malzemeleri, silahları, zırhları ve yolda buldukları mücevher ve değerli taşları ellerinden çıkarmak ve aylar önce öldürdükleri Oger Prinsh Cabot’un kellesini ‘bozdurmak’ için Gnine, Laila ve Udoorin’i gönderirken, geri kalanlar buldukları temiz bir hana yerleşirler.

Döndüklerinde Gnine, elinde tuttuğu kalın bir parşömeni, kendisine yeni bir oyuncak alınmış çocuk heyecanı ile bir köşeye çekilmiş okuyup incelemektedir.

Laila ise somurtmuş, ok fiyatlarının ne kadar yüksek olduğu ile ilgili homurdanmaktadır.

Lady, satılan ve bozdurulan eşya, mücevherat ve kelleden elde edilen paraları bölüştürüp herkese dağıtır, sonra da “Eveeet. Laila’ya yeni büyülü oklar alınması gerek ve bunu onun üstüne yıkmayı pek de adilce görmüyorum zira oklar kalıcı değiller ve onları bizi korumak için harcıyor.. Herkes 450’şer altın çıkarsa, bir sadak dolusu iki parıltılı ok alabiliriz.”

Anglenna dışında herkes, gıkını çıkarmadan dağıtılan paraların kendilerine düşen payından, Laila’ya birazını verir. Anglenna kendisini olaya dahil etmez. Inshala ise Lorna’nın yanında, onunla fısıltılı bir şekilde hızlıca bir şeyler konuşmaktadır. Neden sonra Lorna, Inshala’ya gülümser, cana yakın bir şekilde ona sarılır ve ona bir kese uzatır.

Inshala, çekingen bir şekilde Laila’ya yanaşır.

“Abla bunu da al. Bir sadak sana yetmez ki..”, der mahcup olmuş bir şekilde ve Laila’ya, Lorna’dan ödünç aldığı paraya, kendi payına düşen paranın tamamını katarak uzatır.

Laila hayret içerisinde Inshala’ya bakar, ona gülümserken “Ay.. Canım benim yaaa.”, der duygulanmış bir şekilde ve ona sarılır.

Mutlu bir şekilde Laila, iki sadak büyülü oklarını almak için handan ayrılır. Aager’de uzun zamandır aradığı bir şey için çıkacakken, Inshala ona yaklaşır.

“Beni de götür..”, diye fısıldar. “Bunu bizim için alacağız. Beni de götür.”

“İstediğin yere gelebilirsin. Bunun için izin almana gerek yok.”, der Aager.

“İzin istemiyorum. Beni de götürmeni istiyorum.”, diye konuşur Inshala kısık sesle.

✱ ✱ ✱

Tam size göre.”, der yaşını biraz geçmiş tacir, Aager ve Inshala’ya, masaya koyduğu iki taşı göstererek. Taşlar koyu yeşil ve doğal desenlere sahip olmalarına rağmen, hayattaymış ve nefes alıyormuş gibidirler.

Aager taşlara sadece kapasiteleri dolayısıyla ederleri gözüyle bakarken, Inshala ise onlara eriyerek bakar. Pırıl pırıl parlayan gözlerle taşlara dokunmamak için ciddi bir sınav verirken, çocuksu bir heyecanla “Çok şirinler..”, diyebilir ancak.

Tacir, iki zıt insana bakar ve gülümser. “Bunlar kaliteli ürünler ve marifetlerini değerlendirirken, mesafe sınırları olmadığını da hatırlatmak isterim. Günlük kullanımları sınırlı olsa da mesafe sorunu olmayışlarından dolayı fiyatları hiç düşmüyor. Ama küçük kızımızı pek sevdim. Bu yüzden sizlere iki şey daha sunmak isterim.”, der ve dönüp arkasındaki raflardan küçük, eski ve yıpranmış bir sandık alır. Sandığı taşların olduğu masaya yerleştirir ve açar.

Tacir bir süre sandığın içindekileri değerlendirir, sonra içinden iki parşömen çıkartıp onları da masaya, taşların yanına koyar.

“Gerçekte bunları bugüne kadar satmayı hiç düşünmemiştim. Ancak görüyorum ki güzel kızımız bunları değerlendirebilir. Bu..”, der ve oldukça eski, yıpranmış olan parşömenlerden bir tanesine işaret eder, “..Spell Berries büyüsü. Diğeri ise Bestow diye bir büyü. İkisini de standart büyü kitaplarında bulamazsınız. Bunları para karşılığı çoğaltıp satmayacağınıza söz verirseniz, taşlarla beraber 3800 altına size bırakabilirim..”

Adam, Aager’in kararsız halini görünce, “Şimdi almanıza gerek yok. Gidip üzerinde biraz düşünün.”, diye ekler.

“Teşekkür ederiz Efendi Tacir. Size mutlaka geri döneceğiz.”, der Aager ve Inshala ile birlikte hana geri dönerler.

✱ ✱ ✱

Sim Town en sonunda sessizliğe bürünmüştür.

Serenity Home’un aksine bu kasaba, güneş battıktan çok sonra işi bırakmış, ama bu sefer de eğlentiye gitmiştir. Hanlar ve salonlar, gecenin ölü saatlerine kadar müşteriler, çalgıcılar, dansözler ve gösterilerle çalkalanmaya devam etmiş, gün doğumuna ancak birkaç saat kala takati tamamen bitmişçesine birden bire sessizliğe bürünmüştür.

 

. . .

 

“Aager..”

..diye bir fısıltı duyulur. Sesin sahibi bir süre bekler ancak herhangi bir tepki alamayınca bu sefer,

“AAGER..!”

..diye tıslar sabırsızlıkla.

Kapı açılır ve arkasında Aager belirir. Daha tam olarak giyinme fırsatı bulamamış olmasından dolayı adamın deri zırhı üstünde yoktur. Genelde olduğu gibi başı ve yüzü de örtülü değildir. Saçları biraz dağınık, gömleğini de ilikleme fırsatı olmamıştır.

Kapının önünde duran kız bir an dona kalır zira bu adamı hiç bu şekilde görmemiştir. Ne diyeceğini bilemez ve yüzü kızarmış bir şekilde öylece alık alık bakar Aager’e.

Aager kırık bir gülümsemeyle bakar kıza. “Sanırım bir şey söylemek için gelmiştin. Bu saatte, fısıldayarak beni çağırışından, bunu başkalarıyla paylaşmak istemediğini anlıyorum. Belki bir yürüyüşe çıkmak istersin?”, diye kendisi de kısık sesle konuşarak kıza olası bir çıkış yolu gösterir.

“Yaraların..”, diye tökezler Inshala. “Bi çok yaraların var. Bunları bizimleyken almadın. Alsaydın bilirdim!”, der dehşet içerisinde.

“Hayır. Bunlar Serenity Home öncesinden kalma. Bir aptalı, üstündeki yaralarından anlayabilirsin.”, der Aager, acı bir şekilde gülümseyerek.

“O zaman.. o zaman beraber aptal olalım..!”, der Inshala.

✱ ✱ ✱

Aager ve Inshala, Sim Town’dan sessizce ayrılır.

Uzun bir süre sükunet içerisinde gecenin derinliğinde yürürler ve High Woods’un belki de en dış doğu hudutlarına ulaşırlar zira ancak bu ormana özgü elf çamlarına rastlarlar.

Inshala yorulmuş gibi durur. Sadece yürümüş olmalarına rağmen, kız nefes nefese kalmıştır. Nefesini biraz geri alabildiğinde, kendi etrafında bir daire çizerek kısa, şarkı gibi bir şey mırıldanır, sonra eğilip odun toplamaya başlayınca Aager onun elinden odunları alır ve onu sırtından çıkarıp yere serdiği pelerininin üzerine nazikçe oturtur. “Ben toplarım”, der kıza fısıltıyla ve doğrulup sabaha yetecek kadar kırık dal ve eğlencesine, bir kaç tane de çam kozalağı getirir.

Kız hafif bir el hareketi yapar ve Aager’in toplayıp taşlarla çevrelediği dallar bir anda yanmaya başlar.

“Demek burası High Woods ve meşhur Bari Na-ammen de bu ormanda bir yerlerde.. Güzel yer. Lorna ve sarı kafa buradan demek..”, diye beklenmedik bir şekilde konuşmaya başlar Aager.

.. ve bu kısa cümlesiyle manzara konusunu tamamlamış olduğunu düşünür, hava durumunu es geçer ve alakasız bir başka konuya sıçrar.

“Bence alalım..”

Kızın konuşmak istediği şey her ne ise, kendisi bir konuya girerse, sözün eninde sonunda o noktaya varacağını düşünür.

“Eminim borç alabiliriz birilerinden.”

Inshala sessizce ateşe bakar ve ateşin içinde kendisini kaybetmiş gibidir.

“Udoorin. Onu ikna etmek çok da zor olmayacaktır. Şayet geçmişin acısını bir anda çıkarmak istemezse tabii..”, diye devam eder Aager.

“Ya da Lady. Eminim önce bana ‘Bunu akıllı bir şeylerde kullanacaksın değil mi?!’, diye imalı uyarılarda bulunacaktır. Merisoul’dan da isteyebiliriz. Onun parayla ilgilendiğini düşünemiyorum. Ama bizimle pazarlık yapmaya kalkar. Ona borçlanmak istediğimi hiç sanmıyorum. Karşılığında bizden neler isteyebileceğini bilmek bile istemiyorum. Sen ne düşünüyorsun?”, diye sorar Aager ama cevabını beklemeden devam eder. “Bence uyurken, sarı kafadan aşırabiliriz.”, Anglenna’yı kastederek. “Sonra geri yerine koyarız. Eminim ruhu bile duymaz.”

 

Aager farkındadır.

Hayatında asla, AMA ASLA yapmadığı bir şeyi yapmaktadır; gevezelik!

Beklediği gibi bunu utanç verici bulur.

Ama ilginç bir şekilde yanında Inshala olunca, bu ona hafiften eğlendirici de gelmektedir.

Aslına bakılırsa yanında Inshala olduğunda kendisini olduğunu hissettiği yaşta değil, gerçekte olduğu, yirmi dört yaşındaki genç gibi hissetmektedir ve bu kendisi için biraz kafa karıştırıcı olmakla beraber yepyeni ve..

..mutlu bir tecrübedir..

 

Yanında sessizce oturmuş ateşi seyreden kız dayanamaz ve istemsizce ‘fırk’lar.

Aager gülümser, zira kız korkudan ve korku beklentisinden dolayı günlerdir hiç gülmemiş ve git gide kötürüm bir hale dönüşmektedir.

“Mab’i bilir misin?”, diye sorar Inshala, Aager’e bir anda.

Aager kaşlarını çatar. Bu ismi sanki bir yerlerden duymuş gibidir. Ya da duymuş olması gerektiğini düşünür..

Sessiz kalma sırası kendisine geçmiş gibi, susar ve kızın açılmasını bekler.

Uzun bir süre sadece ateşin ve içinde patırdayan kozalakların neşeli sesleri duyulur.

Neden sonra Inshala tekrar konuşur ama sesini alçaltmıştır. “Mab. Havanın ve Karanlığın Kraliçesi, Kışın Hanımefendisi ve.. Themalsar’ın günahlarını o topraklardan temizlemek için pazarlık yaptığım kişi.. Güç karşılığında ‘En sevdiğim üç şeyden ikisi’.”, der Inshala, sesi daha da kısılmış bir şekilde.

“Çok iyi biri değil gibi sanki.”, der Aager sessizce.

Aager kendisine böyle bir teklifle gelinse ne yapar bilemez zira onun için ortada ‘en sevdiği üç şey’ yoktur.. Sadece iki şey düşünebilir; biri yıllar önce kaybettiği kız kardeşi, diğeri ise yanındadır ve birisi onu pazarlık konusu yapmaya kalkması halinde, kan dökülüp dökülmeyeceği değil, ne kadar kan döküleceği söz konusudur sadece.

Aager’in, dökülecek kanın olabildiğince çok olmasından hiçbir ödün vermek gibi bir niyeti de yoktur.

“Değil zaten..”, der Inshala ama sonra bunu biraz düzeltir. “Aslında Mab, iyi veya kötü ile tarif edilebilecek biri değil. Kışın kendisi gibi. İyi de değil, ama gerçekte kötü de değil.. Gerekli..”

“Ondan bahsetmenin bir sebebi olmalı.”, der Aager.

“Bu gece rüyama geldi. Kedimi ve ayımı, pazarlığın bir parçası olarak verdiğimde, olduğum druid halkasını da bırakmak zorunda kaldım.. ve hep merak ettiğim Rüya Halkasını seçtim kendime. Rüya aleminde dolaşabiliyorum bazen. Mab’le de ilk karşılaşmam orada olmuştu.”

“Mab sana geldiyse, senden bir şey istiyor olmalı..”, der Aager temkin ederek.

“Bana.. bana bir büyü verebileceğini söyledi. Dünyada pek az kişinin bildiği, çoğunun da unuttuğu bir büyü.. Bize yarayabilecek bir büyü bu. Taşlara pek gerek duydurtmayacak bir büyü. Efendi Tacir’in gösterdiği papirüsleri yine de alalım ama onları çok farklı şekillerde de değerlendirebiliriz.”, der Inshala.

“Mab’i doğru anladıysam, karşılıksız iyilik yapan biri gibi gelmedi bana. Ne istedi senden?”, diye tedirgin olmuş bir şekilde sorar Aager zira kızın kendisinden daha fazla feda edebileceği bir şeyi kaldığını düşünemez, düşünmek de istemez. Kızın başka bir şeyini feda etmesini de istemez.

“Lütuf. Büyü karşılığında benden bir lütuf istedi ama bu lütfun ne olduğunu söylemedi.”, der Inshala kaşlarını hafif çatarak.

“Peki, vereceği büyü nedir tam olarak?”

 

Bize bir Gemini büyüsü verecek. Yapıldığında, iki kişinin düşüncelerini birbirine bağlar bu büyü. Bu şekilde, birbirimizle devamlı konuşabileceğiz. Birimize faydalı bir büyü yapıldığında, bundan diğeri de yararlanabilecek. Birimizin tattığını, diğeri de tadacak. Birimizin aldığı kokuyu, diğeri de duyabilecek.. ve.. birimizin hissettiğini, diğeri de hissedecek.”, diye açıklar Inshala sessizce. Sonra başını eğer ve oturduğu yerde küçük bir topak haline gelir.

Bunu kabul edersem, ona.. Mab’e bir lütuf borçlu olacağım ve sen de benim bütün korkularımın acısını yüklenmek zorunda kalacaksın.. korkularımın, deliliğimin ve cinnetimin!”, der kız anca duyulur bir sesle.

Bunu kabul edersem ve gün gelir ben düşersem, sen de düşeceksin.. Sen düşersen de ben düşeceğim. Ben.. ben buna razıyım zira kimsenin istemediği birisini istemiş birisi öldüğünde, geride kalmak için bir sebep göremiyorum!”

 

Aager yutkunur.. ve gözleri dolar.

Aager en son ne zaman gözlerinin dolduğunu hatırlamaz. Hayatının en düşük noktalarında bile bunu yaşamamıştır.

“In.. Inshala.. lütfen. Böyle.. böyle düşünmemelisin..”, der zorlukla tutunduğu sükunetiyle.

Inshala, topak olduğu yerden sessizce, ama kararlı bir sesle konuşur..

 

Seni, senin geçmişin ve tercihlerin yaptı. Beni de benim geçmişim ve tercihlerim yaptı. Hayatım boyunca, görüldüğüm yerde taşlandım ve kovalandım. Üzerime köpekler salındı. Yakalandığımda dövüldüm ve yolundum.. Buna rağmen, bunu yapanlara hışmetmedim. Onları avlamadım. Yapabilecekken, yine de tepelerine yıldırımlarımı indirmedim. Ama yoruldum ve artık bunlara gösterebilecek takatim de kalmadı.

Hayatımda sevildiğimi bana hissettiren tek kişi efendimdi. Sonra sizlerle karşılaştım. Beni sevdiniz. Bana saygı gösterdiniz. Ama en önemlisi, bana anlayış ve müsamaha gösterdiniz.. Bundan dolayı Lady’ye, Laila’ya, Lorna’ya, Moira’ya, Merisoul’a, hatta Bremorel, Gnine ve Udoorin’e müteşekkirim..

Ama bana güzel olduğumu hissettiren, bir ucube olmadığımı düşündüren tek kişi sen oldun, Aager Fogstep.

Ben ölmek isterken, günlerce bana baktın. Halbuki sana hiçbir vaatte bulunmamıştım bile. Şimdi o vaadin zamanı geldi, zira yaşamak için sebebim yokken bana, beni bir sebep olarak gösterdin.

 

Aager yine yutkunur. Gerçekte ne diyeceğini bilemez. Bildiği ve hissettiği tek şey, yanında topak halinde oturmuş bu kızın, hayatında belki de asla sahip olamayacağı kadar derin bir bilgeliğe, öz veriye ve farkındasız bir sevgiye sahip olduğudur.

“Sen..”, der hayret içerisinde Aager. “Sen.. muhteşemsin, Inshala.. ve insanlık seni hak etmiyor.. Ve seninleyken aptal olmak beni mutlu ediyor!”

Inshala, başını kaldırır ve yanında oturan ürkütücü adama bakar. Fırtına grisi gözlerinde, yanan kamp ateşi oynaşmaktadır. Ama oynaşan tek ateş bu değildir sanki. Kız, alt dudağını ısırır ve Aager’e fısıldar. “Benimle, benim cinnetimi paylaşmak ister misin?, diye sorar ona.

“Seninle, her cinneti paylaşırım.. Tek.. tek korkum, senin, benim cinnetimde kaybolduğunu görmek.. Ben.. ben o kadar da iyi bir insan değilim. Geçmişimde çok kötü şeyler yaptım.. ve gelecekte de muhtemelen çok kötü şeyler yapmam gerekecek..”, diye fısıldar kendisine bakan fırtınaya.

“Ben de o kadar iyi bir insan değilim.. Ben.. ben bir insan bile değilim..!”

Aager son bir defa daha yutkunur, gözlerini sımsıkı kapatır ve sıktığı gözlerinin kenarlarından sızan yaşları elinin tersiyle silmek için uzanır ama başka, kendisininkinden çok daha küçük, yumuşak ve sıcacık bir el ondan önce davranır.

Inshala sessizce Aager’in gözyaşlarını siler..

“Beraber aptal olalım..”, der Inshala.

“Beraber aptal olalım.”, diye onaylar Aager.

✱ ✱ ✱

Inshala sessiz bir şekilde Aager’in yanında yürümektedir. Gün doğmaya yakındır ve ikisi de uzun geri dönüşü bitirmiş, Sim Town’un boş, loş ve sessiz sokaklarında benzer bir sessizlik içerisinde hana doğru yürümektedirler.

Bir önceki gün önünden geçtikleri WANTED posterlerinin asılı olduğu yere gelince Aager durur.

Aager durunca, Inshala’da hiç adım sektirmeden onun yanında durur. Yumuşak sesiyle “Bunlardan bir tanesini tanıdın..”, der.

Aager içinden gülümser. Bu kızla gerçek anlamda tanışması üzerine geçen kısacık sürede kendisini birçok açıdan ne kadar iyi tanıdığına hayret eder.

Sanki onun aklını okumuş gibi, “Özür dilerim. Böyle pat diye söylememeliydim. Bremorel abla bunu ‘hafif kaçık’ bulsa da, seni uzun zaman izledim.”, der Inshala sessizce ve mahcup olmuş bir şekilde.

“Bremorel herkese ‘hafif kaçık’ gözüyle bakar. Sen, sensin ve tarif edilemezsin.”, der Aager yanında duran kıza. Sonra tekrar posterlere döner. “Aslında üçünü tanıdım. İkisiyle de karşılaştım.”

 

“Bara’baras Kördog.”, der Aager ve derin bir nefes alırken en baştaki postere işaret eder. “Drashan.. benim geldiğim yer.. Bundan sorulur. O sefil ada ve korsanlarının başı budur.. Bara’baras Kördog..  Acımasız, korkunç bir adamdır.. ve beni uyandırdığında üstümde gördüğün yaralardan da o sorumludur.”

Inshala sessizce Aager’in koluna girer. “Belki işimiz bitince onu görmeye gitmeliyiz.. Ve sana yaptıklarının hesabını sormalıyız.”, diye fısıldar ama sesinde beklenmedik bir hışım ve hırıltı vardır.

Aager o hırıltıyı çok iyi hatırlar. Başını sallar ve Kördog’a acıklı bir ifadeyle bakar.

 

“Gar Thalot.. Bunu bilmiyorum. 35,000 altın.. Birilerini fena kızdırmış olmalı.. Arashkan’da görülmüş en son. Toplumsal huzursuzluk ve ayaklanmaya sebep olmaktan aranıyormuş.. Böylesi yüksek bir ödül konmuş başına ve kimseyi öldürmemiş. Kimseden de bir şey çalmamış.. İlginç..”, diye mırıldanır Aager.

 

“Arcanton Mordanon. Ölmüş ama afişi hala asılı. Belli ki çok insanın nefretini toplamış. Bunu da ancak bir gnome becerebilirdi.. Bunu alıp Gnine’a vermeliyiz bence. Sanırım mesajı anlayacaktır.”, der Aager. Sonra “Tam olarak ne yaptığını hatırlamıyorum. İblislerle alakalı bazı deneyler yapmıştı galiba.. En sonunda, yanlış hatırlamıyorsam Nadine bişey adındaki bi sorceress onu yok etmişti..”, diye ekler düşünceli bir şekilde.

Inshala bir anda heyecanlanır ve keskin bir fısıltıyla ünler, “GRACIOUSWARD.. NADINE GRACIOUSWARD.. LORNA’NIN ANNESİ BU! ALOR’NADIEN NE.. Bu yüzden adı bu. ‘Nadine’nin Cazibesi’.. Wow..!”

Aager’in de iki kaşı bir anda kalkar. Bu bilgiyi kendisi de hayal meyal hatırlar, ancak bu kadar canlı ve etraflarındaki dünya ile etkileşimli bir şekilde hatırlatılması onu da etkilemiştir.

Aager bir elini ağzına götürür ve manalı bir şekilde öksürür. “Lorna’yı, annesi Nadine Graciousward’dan isteyeceğini anladığında Udoorin’in yüzünü görmemiz lazım.”, diye sırıtır.

Bunu duyan Inshala’da kıkırdar.

 

“Kaptan Ermenos Cur”, der Aager, bir diğer posteri göstererek. “Gerçek adı ‘Cur’ değildi ve Endless Watch filosunun tanınmış kaptanlarındandı. Drashan korsanlarıyla yaptıkları bir deniz savaşında, kazanmak üzere olmalarına rağmen kendi filosunu arkadan vurdu ve bir hain olarak taraf değiştirince ona bu adı verdiler; Cur, Sokak Köpeği! Acımasız, şerefsiz ve hain.. Tam Drashan’lık bir köpek.”

 

Aager son posteri gösterir. “Bu.. bunun nece olduğunu bilmiyorum ama 150,000 altın.. Birileri resmin üstünü karalamış.. KANLA! Biraz dramatik olmuş sanki..”, diye mırıldanır.

Düşünceli bir şekilde “Bu elfçe değil. Dwarfça da değil. Orkça gibi de gelmedi bana ama onların alfabeleri dwarfça’ya biraz benziyor. Dwarfça’dan alıntı olduğunu düşünürsek.”, diye alt dudağını kaşır Aager.

Inshala ise büyülenmiş gibi bu postere bakar. Neden sonra “Bunda tanıdık bir şey var.”, der. “Ne olduğunu bilemiyorum ama içimde içsel bir çekim hissediyorum..”

Bunu duyan Aager biraz huzursuz olur ve afiş olayını kapatıp hana dönme zamanının geldiğini düşünür. Yanında duran bu kızın daha fazla incinmesini görmeye hiç niyeti yoktur. Nazikçe ona “Hadi gidelim..”, der.

Hana doğru döner ve yola koyulur ama kızın onu takip etmediğini fark edince dönüp arkasına bakar ve kızın olduğu yerde, iki yumruğunu beline koymuş kendisine manalı bir şekilde baktığını görür.

“Bir tanesini atladın!”, der Inshala ona kati bir sesle.

Aager içinden haşin bir küfür savurur. Atladığı posteri, kızın fark etmeyeceğini çok ummuş olması, bunu gerçek kılmamıştır. Ağır adımlarla kızın yanına gelir.

 

“Özür dilerim.”, der Aager kıza samimi bir şekilde. “Onu atlamadım. Sadece hatırlamak istemedim, o kadar.”, diye söylenir.

“O.. onu seviyor muydun?”, der Inshala minik bir sesle.

Aager kıza hayretle bakar. ‘BU’ aklına hiç gelmemiştir!

“Aaaaa.. hayır, Inshala..”, der ve geçmişini anar bir an. “Themalsar’dan önce, beni öldürmeye en çok yaklaşan tek kişi buydu!”, der neden sonra.

“Yaaa..”, diye alt dudağını pörtletir Inshala.

“Evet. Drashan’nın sefil sokaklarında —ve damlarında, onunla çok defa karşılaşmışlığım oldu. O zamanlar ben Hırsızlar Loncasındaydım. O ise Kesicilerden di.. İki lonca arasında bitmek bilmeyen bir husumet vardı ve o da dahil birçok kesiciyi öldürdüm. Ama o ölmemekte diretti.. ve belli ki hala hayatta.”, der Aager.

“O.. onu sevmedin yani..”, diye içli bir şekilde sorar Inshala.

Aager ‘hıh’lar. “Onun ölüme karşı gösterdiği dirence saygı göstermedim değil. Ama aramızda ortak bir ‘birimizi öldürme’ isteğimiz dışında bir iletişim olmadı. “Ben onu defalarca bıçakladım, o da beni bir defa çizmeyi başardı —ki bu da yetti. Bir hafta ölümle cedelleştim.”, der acı bir şekilde.

Inshala bir anda mutlu olmuşçasına Aager’in eski yaralar, kesikler ve nasırlarla kaplı elini tutar.

“Belki bir gün onunla da karşılaşır ve sana yaptıklarının hesabını sorarız!”

✱ ✱ ✱

Büyük bir hışımla iner Lady, yerde baygın bir şekilde buldukları Aager ve Inshala’nın tepesine. Grubun neredeyse tamamı buradadır ve herkes hayret içerisinde yerde yatan, en olası dışı gibi görünen çifte bakmaktadır.

NE HALT YEDİNİZ SİZ!“, diye gürlerken Lady, gözlerinden sanki ateş saçmaktadır.

Yerde, kendinden geçmiş Aager, baygın haliyle Inshala’ya uzanmış, bir eliyle onun bir elini tutmuş, diğerini de onun yüzüne yastık yapmış ve bu şekilde Inshala’nın aynası gibidir zira kızın bir eli Aager’in avucundadır. Diğer elini ise önünde, kendinden geçmiş bir şekilde yatan ürkütücü adamın başının altına koymuş, onun yüzünü sert, soğuk zeminden korumaktadır..

 

 

“Sen anlat..”

..der imkansız bir mekanın,
hayret verici muhteşemliğinde bir ses.

“Lady kızınca beni korkutuyor..”

 

“Umm. Ben ne anlatacağımı bile bilmiyorum.
Sen anlatırsan en azından sana bir şey yapmaz!”

..diye cevap gelir aynı mekanın
uçuşan güzelliğinde.

“Nedir burası? Bu.. Burası muhteşem bir yer..!”

..diye sorar aynı ses hayret ve huşu içinde.

 

“Burası.. Benim!”

..der ilk duyulan ses.

“Burası benim.. cinnetim!”

 

Lady’nin gürlemesi o kadar büyük bir hiddet içermektedir ki, dünyevi farkındalığı deler ve iki sesi birbirine bağlayan muallak, muhteşem ve hayret verici yere kadar ulaşır..

YA MANYAK MISINIZ SİZ YAA?!


“Burası.. Benim!” — “This place.. is me!”