Showing: 1 - 10 of 44 RESULTS

A Bard’s Tale XIV
“a Bit of a Bite” III

Timeline:

Bu hikaye, Brom Bumblebrim adındaki, Bowling Hill’de yaşayan kendi ırkının diğer bütün üyeleri gibi ‘normal’ ve hayatını olabildiğince keyifli ve tembel geçiren bir hobbit’in, beklenmedik bir şekilde ne idüğü belirsiz bir şey tarafından ısırılmasıyla başlar.

Genç hobbit’i her ne ısırdı ise, o günden sonra Brom bir türlü yerinde duramaz ve en sonunda, gecenin alakasız bir yarısında, eski arkadaşı ve aile dostu olan Gamwise Samgee’ye evini ve gülleri emanet ettiğine dair bir not bırakarak yollara koyulur. Uzun bir gece boyunca nereye gittiğini bilmeksizin, öylece, istikametsiz bir şekilde yürür durur..

 

Bu hikaye,
A Bard’s Tale XIV, “a Bit of a Bite” II ‘nin
devamıdır..

 

 

04.05.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Mayıs başı.
Tinker Hills..

 

Sen iyi misin, evlat? Biraz hırpalanmış gibi bir halin var..”, der yaşlı gnome han sahibi Brom’a.

“Biraz hırpalanmış bir haldeyim zaten.”, diye cevap verir Brom acıklı bir sesle ve yaşlı gnome hancının getirdiği sıcak, etli çorba kabını sımsıkı tutmuş ve sesli höpürtülerle yutkunurken.

 

Brom Bumblebrim, Croaking Mire bataklığından kurtulduktan sonra, korku ve panik içerisinde bataklığın hemen kuzeyindeki ormanlığa kaçmış ve günlerce bir o yana, bir bu yana koşuşturmuş, yorulup takati bittiğinde ise bulduğu bir ağaç kovuğu, devrilmiş, içi boş bir ağaç kütüğü yada çalıların yoğun olduğu yerlere sürünerek girmiş ve pestili çıkmış bir şekilde uyumuştu —uyuyabildiği gecelerde..

Bataklığın buz gibi soğuk, çamurlu, bulanık sularında karşılaştığı ‘kız’ ve akabinde konuştuğu ‘Muhafız’dan sonra zavallı hobbit’in bütün dengeleri altüst olmuş gibidir. Bu ‘küçük’ gibi görünen olay, Brom’a kati olarak bir şeyi öğretir;

Yaşadığı dünyada pek az şey göründüğü gibidir ve her an, her yerden beklenmedik bir şeyler çıkıp onu öldürebilir..

Zavallı hobbit, bir anda panik ataklarla tikleyip ve titreyerek ormanda kendisini kaybeder.

Gündüzleri sessizce sinerek ve evinden ayrıldığı günden beri yanında taşımasına rağmen hiç kullanmadığı, babasının eski kılıcı ve amcasının antika denebilecek gürzünü sırt çantasında çıkartır ve hayatında ilk defa elinde silahlarıyla dolaşır.

Brom, Croaking Mire bataklığından kurtulmasından sonraki günlerde tam olarak ne yaptığını, yada o günleri nasıl geçirdiğini asla tam olarak hatırlayamaz. Yıllar sonra bile, o günleri hatırlamak için de herhangi bir çaba göstermez. O günlere dair isteksizce hatırladığı az şey, her mantarın yenilemeyeceği ve nasıl pişirirse pişirilsin, sıçanların tatlarının iğrenç olduğudur!

 

“Nereden geliyorsun böyle, delikanlı? Buralara hobbit’ler pek uğramaz.”, diye sorar yaşlı hancı.

“Ben uğradığımdan dolayı pek mutluyum, hancı efendi. İnanın bu şey, aylardır yediğim en güzel yemek.”, diye etli çorbayı şapırdatarak kasesinden içmeye devam eder Brom.

Hancı ‘fırk’lar.

“Evlat. Benim yemeklerimi beğendiysen, ya başına çok kötü bir şeyler gelmiş olmalı, yada gerçekten hayatından bıkmış olmalısın.”, diye gülerek cevap verir yaşlı gnome.

“Her ikisi de, hancı efendi.. Her ikisi de.”, diye acıklı bir sesle söylenir Brom.

“İstersen birkaç gün kalabilirsin. Bakla, bezelye, enginar ve kabak için hasat zamanı. Bu yüzden gündüzleri hanım boş oluyor. Çiftçiler ancak akşam saatleri uğruyorlar. Bakladan ne kadar nefret ettiğimi bilemezsin ve burada gururla o şeyden yetiştiren ahmaklar var.”, der gnome hancı yüzünü buruşturarak.

“Evet, bakla yemesi de, pişirmesi de zor bir sebze. Aç kalmakla bakla arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak istemem doğrusu.”, diye cevap verir Brom ve kendisi de yüzünü buruşturur.

Hancı buna kahkahayla güler.

“Ne işle uğraşırsın, delikanlı? Konuşmalarına bakılırsa kitap okumuşluğun var gibi.”, diye sorar hancı.

“Brom. Adım Brom Bumblebrim, efendim ve ben bir ozanım.”, der genç hobbit ve bir anda, aylardır Lir’ine dokunmamış olduğuna ayılır.

“Bir ozan!”, diye ünler yaşlı gnome. “Bu harika. Bak ne diyeceğim. Neden sen burada birkaç gün kalmıyorsun? Akşam olduğunda bu hanı şenlendirirsen, yemek ve yatak benden. Canın sıkıldığı zaman tekrar kendine eziyet etmeye geri dönersin.”

“Kabul!”, der Brom ve içinden, olur olmaz zamanlarda onu ısıran şeye lanet eder ve birazcık olsun yakasından düşmesini diler.

“Anlaştık o zaman, Efendi Brom. Tanıştığıma memnun oldum. Bende Kimbletyne.. Kimbletyne Tinkerdome. Buralarda herkes bana Kimble amca der.”

“Ama ben size Efendi Kimbletyne, diye hitap edeceğim.”, der Brom ve sırıtır.

Yaşlı gnome, Kimbletyne Tinkerdome, genç hobbit’e takdir eden bir ifadeyle bakar.

“Şimdi. Sizden üç şey rica edeceğim. Öncelikle, bu akşamki gösterime başlamadan önce bütün müşterilerinizi kaçırtmamı istemiyorsanız, sıcak bir banyo, su ısınırken, bu harika yemeğinizden bir kase daha, ve uyuyabileceğim sessiz bir de oda. Biraz dinlendikten sonra Lir’imi bir gözden geçirmem ve performansım için hazırlanmam lazım.”

“Tabii, tabii, genç efendi. Hemen bir kase daha getiriyorum ama korkarım sizin kalibrenizdeki bir şahsiyeti tatmin edecek taş küvetimiz yok. Sadece yıkanma fıçılarımız var. Yukarıdaki odalardan istediğinizi alabilirsiniz.”, der hancı mutlu bir şekilde.

“Fıçı olur, Efendi Kimbletyne.”, der Brom anında. ‘Fıçı da olur, küçük kum kovası da.. Gökler adına, bardak bile olur!”, diye geçirir içinden.

 

. . .

 

Brom odalardan hiç birini istemez. Onun yerine, uyurken de, akşamları söyleyeceği şarkılar için hazırlanırken de rahatsız edilmeyeceği tek yeri tercih eder; tavan arasını!

Hancı Kimbletyne’in onun için hazırladığı, içi sıcak suyla dolu fıçı, Brom’un düşündüğü gibi gnome boyunda bir fıçı değildir. Daha doğrusu boy olarak gnome’lara uygundur —ki bu da Brom’un işine gelir, eni ise.. aynı anda en az beş cüceyi içine alabilecek genişliktedir. Belli ki gnome’lar suda oynamayı seven bir ırktır ve bu bakımdan kuzenleri olan dwarf’lardan ciddi bir şekilde ayrılırlar.

“Evladım, sen yıkanırken ben de bunları yıkayıp getireyim.”, der yaşlı, tiz bir ses ve Brom neredeyse ‘bi kaşık suda boğulur’!

Başını sudan çıkardığında, yaşlı bir gnome teyzenin, elbiselerini almış, klinik bir ifadeyle onları incelediğini görür.

“Uhhmm..”, diye afallar Brom.

“Seni ürküttüm mü? Kusuruma bakma, evladım.”, der yaşlı kadın tiz sesiyle.

“Sorun değil, teyzeciğim.”, diye cevap verir Brom nazikçe.

“Sen nerelerde dolaştın, evladım. Çamurda mı yattın? Bu elbiselerin hali ne? Ben hobbit’leri daha temiz sanırdım.”

“Özür dilerim teyzeciğim çamurda yatmadım ama çamura düştüm..”, diye cevap verir Brom.

“Nereye gittiğine dikkat et evladım. Çamur düşmek için iyi bir yer değil!”, der yaşlı gnome teyze.

“Haklısınız teyzeciğim. Size zahmet olmasın, ben de yıkardım.”, diye utanarak cevap verir genç hobbit.

“Eyvahlar olsun!”, diye ünler teyze. “Hanımıza bir ozan gelecek ve elbiselerini kendisi yıkayacak.. Duyulmuş şey değil!”, diye dizlerini döver gibi söylenir ve elbiseleri aldığı gibi gider.

 

Brom teyzenin bu tepkisine hayret eder. Evet, bir ozan olarak Bowling Hills’de de saygı görmüşlüğü olmuştur ama bunun daha çok rahmetli anne ve babasının tanınmış ve hürmet edilen şahıslar olmalarından kaynaklandığını düşünmüştür daha çok. Teyzeden —ve geri dönüp baktığında da— hancının kendisinden gördüğü ‘hürmete’ bakılırsa, ozanların dünyadaki yeri oldukça saygındır. Biraz izcilerin, gittikleri her yerde gördükleri saygı gibi.. Sadece biraz daha ‘kültür’ içerikli.

Brom o gece iyi bir performans göstermek için elinden geleni yapmaya karar verir.

Genç ozan, sıcak suyla dolu fıçının içinde, fıçının hemen yanına bırakılmış iri sabun kalıbı ve sert keçe ile neredeyse bir saat oyalanır. İşi bitip sudan çıktığında, su soğumuş ve rengi de kahverenginin pek de hoş olmayan bir tonuna bürünmüştür.

Brom hızlıca kendisini havluya sararken utanç içerisinde karamış suya bakar ve huysuzca söylenir.

“Bu hep senin suçun!”

 

. . .

 

Brom, sessiz bir beklentiyle kendisini süzen, bir han dolusu bakla çiftçisine bakar ve tırsar! Evet, Bowling Hills’de daha önce bir iki defa gnome görmüşlüğü olmuştur ama şu anda en az otuz, kırk tane, ellerinde dolu maşrapalarla bekleyen huysuz görünümlü gnome ona bakmaktadır.

‘Hay shit!’, diye geçirir içinden. ‘Beklenti olayını biraz abartmış gibisiniz, sanki.’

 

Brom yıkandıktan sonra odasına, (tavan arasına) çekilmiş ve yaşlı hancının büyük bir nezaket göstererek süpürdüğü, havalandırdığı ve çarşaf, yorgan ve battaniyesiyle serdiği koca yer yatağına yüzü koyun kaplanmış ve akşama kadar uyumuştu.

Genç hobbit’i, tavan arasına çıkan merdivenin başında durmuş, elinde derin çukur tabak dolusu yemek ve soğuk elma şırasıyla ‘psst’layarak küçük bir gnome uyandırmıştı.

Brom uyandıktan sonra, yatağının yanına bırakılmış yıkama kabında ellerini ve yüzünü yıkamış, sonra da küçük gnomu’un getirdiği yemek ve şıraya dalmıştı. Yemeğin tamamını temizledikten sonra, hiç vakit kaybetmeden aylardır sırt çantasında duran Lir’ini çıkarmış, zavallı antikayı utanarak bir güzel temizlemiş sonrada tellerini akort etmeye başlamıştı.

Genç ozan Lir’iyle uğraşırken, küçük gnome onu baştan sona kadar sessiz bir ilgiyle seyretmiş, sonra kalkıp yanına oturmuş ve hobbit’i daha yakından incelemeye başlamıştı.

Küçük gnome gerçekte şirin bir çocuktur ancak bu şekilde Brom’un neredeyse burnunun içine kadar girmesi, genç ozanı biraz irkitir ama yine de çocuğa sesini çıkarmaz.

Brom, Lir’in akorlarını son bir defa daha kontrol eder, sonra o gece söylemeyi planladığı şarkılarını seri bir şekilde zihninden geçirir ve peşinde küçük gnome ile aşağı iner..

 

..’Hay shit!’, diye geçirir içinden Brom. ‘Beklenti olayını biraz abartmış gibisiniz, sanki.. Kimbletyne amca naaptın sen? Bütün Tinker Hills’i mi davet ettin buraya?’

 

“Merhabalar..”, diye açılışını yapar Brom.

“…”

“Bu güzel bahar akşamında nasılız?”

“…”

“Uhhmm.. Keyifler yerindedir umarım?”

“…”

“Peeeki.. Sanırım şarkılarım için sabırsızlanıyorsunuz..”

“…”

“Öhöm! O zaman sizleri daha fazla bekletmeyelim..”

Brom iyice tırsmış bir şekilde hanı dolduran gnome’lara bakar ve bir anda terlemeye başlar. Temkinli bir şekilde tekrar boğazını temizler, Lir’ini alır ve bir yandan çalar, bir yandan da söyler..

 

Ozanların canı yanmaz
Hiçbir şey hissetmiyorum, ne zaman öğreneceğim
Acıyı sindirmeyi

Parti olduğunda çağırdıkları benim
Çağırmak için kapıma dayanırlar, tokmağını kırıncaya kadar döverler
Sevgiyi hissediyorum, sevgiyi hissediyorum

Bir, ki, üç, çak
Bir, ki, üç, çak
Bir, ki, üç, çak

Sızıncaya kadar çalalım, oynayalım

Avizeden sallanacağım, avizeden
Sanki yarın yokmuş gibi çalacağım
Sanki hiç yokmuşçasına bir kuş gibi gece boyunca öteceğim, dökülen göz yaşlarım kururken hissedin
Avizeden sallanacağım, avizeden

Canımı dişime taktım, hayata tutunuyorum
Gecelerimi doldurun sabaha kadar çünkü bu gece zor tutunuyorum
Yardım edin…

 

Brom bu şarkısını en son Bowling Hills’de, Greener Kasabasındaki handa söylemişti ve o zamanki seyircileri çıldırmış bir şekilde “Tekrar! Tekrar!”, diye ıslık eşliğinde bağırmışlardı.

Şu anki tepki ise..

 

“…”

“…”

Evlat, senin ciddi sorunların var..

“…”

 

Brom fena halde bozulmuş olmasına rağmen bunu gizlemeyi başarır. Brom kendi duygularını gizlemeyi iyi bilen bir hobbit’dir..

Lir’ini tekrar kaldırır, “Evet.. o küçük performansımızla ısındığımıza göre artık başlayabiliriz..”, der ve tam kendi kasabasında pek sevilen bir başka şarkıya geçecekken karşısında hobbit’ler gibi hayatlarını tembelce bir mutluluk içerisinde geçiren bir kalabalık değil, bir han dolusu bakla çiftçisi olduğuna ayılır ve sebebini tam olarak kestiremese de, içsel bir içgüdü ile taktik değiştir..

 

Seni bana getirsin diye bir şarkı yazdım ki
Beni sana götürsün diye bir şarkı yazdım ki
Bunu bu akşam saatinde çiçeklerine söyledim ki
Gülümse de yanına geleyim..

Olduğun yerde canın sıkılmasın ki
Diye, söyledim sana bu şarkıyı ki
Ben hala buradayım ve seni düşünüyorum ki
Üzülme de yanına geleyim..

Benim adımı sen koydun ki
Çağrıldığım da gelebileyim ki
Mutlu olasın diye bu şarkıyı sana yazdım ki
Hadi beni çağır da yanına geleyim—

 

Brom’un daha önce hiçbir seyirciye sergilemediği, rahmetli annesi dışında da kimseye söylemediği bu şarkı bir tepki alır. Bu tepki istediği yada beklediği tepki değildir, ama yine de bir tepkidir işte..

Tavan arasındaki odasından indiğinden beri sessizce bekleyen gnome’lar, benzer bir sessizlik içerisinde ellerindeki maşrapaları kaldırırlar ve iri yudumlarla kafalarına dikerler!

Yaşlı Hancı Kimbletyne Tinkerdome, elbiselerini yıkamak için gelen yaşlı teyze ve küçük gnome çocuk, ellerinde dolu maşrapalı tepsilerle masaları gezerler ve boşları dolularla değiştirirler! 

‘Nasıl yaa?!’, diye hayretle gnome’ları seyreder Brom.

Brom bunu takip eden iki saat boyunca, kötü kafiyeli ama yazarken içten duygularla yazdığı bütün şarkıları sırasıyla söyler ve o şarkılarını söylerken yeni maşrapalar, yemekler, meyveler ve tatlılar gelir, boşlar gider.

Boğazı kurumuş bir şekilde ayağa kalktığında bütün gnome’lar da ayağa kalkar, son maşrapalarını ona doğru kaldırırlar, sonra onları da kafalarına dikerler..

..ve sessizce handan ayrılırlar!

 

. . .

 

Günaydın, Efendi Brom”, diye yüzünde mutlu bir ifadeyle karşılar Brom’u yaşlı gnome hancı. “Dün akşamki performansınız harikaydı. Mesleğinizin hakkını verdiniz..”

“Teşekkür ederim, Efendi Kimbletyne.”, diye nazikçe cevap verir genç ozan ve boş handa, pencerenin yanındaki bir masaya ilişir.

Yaşlı Kimbletyne Tinkerdome, elindeki uzun saplı süpürgesiyle ortalığı süpürürken, bir yandan da sırıtarak genç ozanı süzmektedir.

Genç Brom ise dışarıdaki bakla ve kabak tarlalarını, ve aklı hala karışmış bir şekilde tarlalarda çalışan çiftçi gnome’ları seyreder.

Brom dışarıyı seyrederken, “Buyur, evladım. Dün geceden sonra acıkmışsındır.”, diye tiz, titrek bir ses duyar hemen yanından ve genç ozan yaşlı gnome teyzenin, elinde bir tepsi içerisinde beyaz peynir, kaşar, çam balı, kabak reçeli, tavada sucuklu yumurta, fırından yeni çıkmış bir somun taze ekmek ve kremalı çilek turtasıyla durduğunu görür. Brom ister istemez yine irkilir. Teyze yaşına rağmen yine dibine kadar sessizce sokulmuştur!

“Uhhmm..”, diye biraz afallar, biraz da utanır. “Zahmet etmeseydiniz, teyzeciğim.”

“Zahmet, kıymetin göstergesidir, evladım.”, diye dişlek bir sırıtışla cevap verir yaşlı gnome teyze. “Dün gece söylediğin, annenle ilgili şarkını, bu gece de söyleyecek misin?”

“Uhhhmm.. İsterseniz, tabii ki söylerim.”, der Brom ama genç ozanın içine bir kurt düşer. Yani.. Evet, o şarkı içten yazılmış bir şarkıdır ama hiçbir şekilde ‘müşteri’ amaçlı yazılmamıştır ve kötü kafiyeler ve zorlama anlamlarla doludur. Brom, şarkının ‘eğlenceli’ ve ‘mutlu’ temposuna rağmen herhangi bir seyirciyi coşturabileceğini düşünemez. Zaten şarkının mutlu temposu da gerçekte Brom’un, acısını örtbas etmek ve kendi kendisiyle alay etmesi amacıyla düşünülmüştür.

“Çok isterim, evladım. Çok hoşumuza gitti.”, diye gözleri dolmuş bir şekilde cevap verir yaşlı teyze, sonra yavaşça, kırış kırış olmuş, titrek elleriyle genç hobbit’i yanaklarında tutar, kısa bir anlığına gözlerinin içine bakar, eğilir ve Brom’u başından öper, sonra da dönüp tekrar muftağına gider.

Brom tamamen tırsmış ve kafası karışmış bir şekilde yaşlı teyzenin gidişini seyreder.

“Nooldu şimdi yaa?”, diye kendi kendisine sorar afallamış bir şekilde.

Yaşlı Hancı Kimbletyne, elinde bir fincan, bir de kupa dolusu sıcak çayla gelir. Sırıtarak fincanı Brom’un önüne koyar, kupadan da kendi çayını hüpletir.

“Ten Ton Wressa’nın kusuruna bakmayın, Efendi Brom. Bazen böyle içlenebiliyor.”

“Bakmam, efendim.”, der Brom ve bir tepsi dolusu kahvaltılığa hiç utanmadan dalar. Bir sonraki yirmi dakika boyunca muhteşem köy peynirlerini, kaşarları, balı, reçeli, sıcak ekmeği sucuklu yumurtaya bandıra bandıra yer ve fincanı keyifle yudumlar. Tepsiyi boşattığında, evinden ayrıldığından beri ilk defa kendisini bir hobbit gibi hisseder.

Yaşlı hancı kalkar, bir tepsiyle geri gelir, boş tabakları toplar, turtayı Brom’un önüne bırakır ve gider. Tekrar döndüğünde, yüzünde mutlu bir ifade, elinde tazelenmiş fincan vardır.

“Bu.. hayret verici..”, der hancı gnome sırıtarak. “En son ne zaman Wressa’nın yemeklerinin bu kadar seri bir şekilde silinip süpürüldüğünü hatırlamıyorum bile!”

“Rahat bırak çocuğu, Kimbletyne. Beni oraya getirtme!”, diye yaşlı gnome teyzenin tiz sesi duyulur mutfaktan.

Kimbletyne tekrar sırıtır.

“Uhhmm.. Teyze..?”, diye temkinli bir şekilde sorar Brom.

“..Kendisi ablam olur ve bu hanın da, gördüğün bu toprakların da gerçek sahibi o dur.”, der yaşlı gnome mutlu bir ifadeyle.

“Teyze beni ilginç bir şekilde sevmişe benziyor, Efendi Kimbletyne. Genelde insanlar küçük ırklara biraz kuşkuyla bakarlar.”

“Sorunun cevabı, kendi içerisinde saklı, Ozan Efendi.”, der Kimbletyne ve daha da sırıtır.

“Uhhmm.. Nasıl yani?”, diye sorar Brom, aklı iyice karışmış bir şekilde.

Yaşlı Kimbletyne Tinkerdome içten bir kahkaha atar.

“..Biz ‘insan’ değiliz..”

Brom kendi salaklığına ayılır ve istemsizce ‘fırk’lar.

Çayından bir yudum daha alır ve işte o anda, daha önce gördüğü, ama uyanamadığı bazı küçük şeylere daha ayılır genç Brom ve bunu tetikleyen şey de yudumladığı çay fincanının ta kendisidir.

Fincanın üzerinde, ne olduklarının anlaşılması zor, ancak imtina ile hazırlanmış ve muhtemelen bir zamanlar çok ince, zarif, altın ve pembe renkleri kullanılarak çizilmiş çiçek desenlerinin olduğu bir fincandır ve bunların kümülatif olarak bir araya gelmesi ona bir şeyi açıkça söyleyiverir;

 

Fincan eskidir..

Fincan çok eskidir.

Yüzlerce yıl, eskidir!..

 

..ve her ne kadar kendisi, göreceli bir şekilde saygın bir ozan olsa da, olağan bir sabah kahvaltısında böylesi paha biçilemez bir antikayı hakketmediğini de kati olarak bilir.

Dahası, fincan onun önüne spesifik bir amaç için konulmuştur. Hobbit kültürlerinde fincanların ‘yadigar’ anlamda önemini bilecek kadar onları tanıyan, yada bu konuda bilgisi olan birisi tarafından..

Brom, kendisini sessizce izleyen yaşlı gnome hancıyı, varlığını hissettirmeden yanına sokulan teyzeyi ve önceki akşam sergilediği performansı ürkütücü bir sessizlik içerisinde seyreden diğer gnome’ları düşünür ve dış dünyaya dair bildiği kıt tarih kırıntılarını bir araya gelir..

“Haklıydın, Wressa..”, der yaşlı gnome sırıtarak. “Sanırım çözdü.”

Yüzünde mutlu bir ifadeyle, yine Brom’un yanında peyda oluverir yaşlı teyze.

“İlk gördüğümde akıllı olduğunu biliyordum. Akıllı.. ve farklı..”, der Wressa teyze tiz, titrek sesiyle.

“Siz.. sizler Tinker gnome’ları değilsiniz..”, diye ağzından kaçırıverir Brom. “Sizler Silent Hills gnome’larısınız.. Sizler Sessiz Gnome’lardansınız!”

Yaşlı teyze, elinin bir hareketiyle kardeşini oturduğu tabureden kovalar ve onun yerine oturur. Hancı Kimbletyne yan masadan kendisi için bir tabure kapar ve ablasının yanına çömer.

“Evet, evladım. Bizler Sessiz Gnome’larız.”

“Ama.. bu nasıl olabilir ki? Rivayetlere göre Silent Hills’e o garip sis çöktükten sonra bütün Sessiz Gnome’larını da oraya hapsettiği, sonrasında da hepsinin neslinin tükendiği yönünde.”, diye hayretle konuşur Brom.

 

“Sevgili annem, Seressa Ton Wraiven..”, diye başlar yaşlı teyze. “Annesinden —benim anneannemden— aldığı bazı talimatlar çerçevesinde, böyle bir şeyin başımıza gelebileceğine dair uyarılarda bulunmuştu ve bizler için gizli kaçış yolları hazırlattı. Buna rağmen çoğumuz yine de o mebus sisin içinde takılıp kaldı.. Ama bazılarımız kaçmayı başardı ve güneye, Endless Watch ve oradan da Standalone Fortress’i geçip büyük Sulking Woods ormanlarına yerleşmek için yola çıktık.

Burada olanlar, o gruptan gizlice ayrılanlar, onların çocukları ve torunlarıdır.. Bizler buraya yerleştik çünkü plan buydu. Herkes, hepimizin güneye kaçtığını sanması gerekiyordu ve öyle de sandılar. O mel’un sisi başımıza indiren düşman, onların peşine Orken denen, kıyım için özel yetiştirilmiş yaratıklarını gönderdi ve en sonunda da onları yolda yakaladılar ve hepsini öldürdüler. Bu, o kaçanların bilinçli olarak yaptığı büyük bir fedakarlıktı ama Silent Hills neslinin devamı için yine de bunu yaptılar. Düşman onları öldürdükten sonra, Silent Hills’in neslini kuruttuğunu düşündü ve bu da, sebepleri olmasa da, sonuçları olarak rivayet halinde bütün krallığa yayıldı.

Bizler.. Bu köyde gördüklerin, Silent Hills’den kalma son halkız.”

 

Brom duydukları karşısında daha da hayrete düşer.

“Ama.. ben bile sizi bulabildiysem, başkaları da sizi bulabilir!”, diye ünler.

“Aaaa.. İşte bu yüzden sana ‘farklısın’, dedim. Çünkü bu köy, özel koruma büyüleriyle çevrili ve kimse buraya elini kolunu sallaya sallaya giremez. Deneyen çok oldu, ama muhafazalara takıldılar ve akılları karışmış, neden burada olduklarını da unutmuş bir şekilde de geri gittiler. Ama sen.. Sen bir anda burada peyda oluverdin.”, der yaşlı teyze gnome.

“İnanın bende buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum. Günlerdir, kendimi kaybetmiş ve korkmuş bir şekilde buranın doğusundaki ormanlarda dolanıyordum.”, diye açıklamaya çalışır Brom ve zihninde, onu olur olmaz zamanlarda ısıran ne idüğü belirsiz şeye tekme atar!

“Hmmm..”, diye düşünceli bir şekilde masanın üstüne koyduğu yaşlı ellerine bakar Wressa teyze. “..O zaman vakit yaklaştı..”

“Vakit yaklaştı..”, diye onaylar aynı düşünceli, ama ağzı açık bir ‘hayranlıkla’ karışık hayretle mırıldanır yaşlı Kimbletyne. “Ve en sonunda..”

Yaşlı Ten Ton Wressa teyzenin gözleri dolar.

Kardeşi ona sarılır ve kendisi de mutlu göz yaşlarıyla fısıldar.

“Evet abla.. en sonunda..”

“Torunlarımdan birisi hakkı olan tahtına oturacak.. en sonunda..”, diye ağlamaya başlar teyze. “Biz göremeyeceğiz ama Silent Hills’in tekrar sesi duyulacak. Halkım tekrar bu dünyada özgürce yürüyebilecek. Tekrar..”

“Tekrar, abla.. Tekrar..”, diye onaylar Kimbletyne sessiz bir hayranlıkla.

“Uhhmm.. Anneanneniz olacakları nasıl tahmin etmiş olabilir ki?”, diye kendisi de hayret içerisinde sorar Brom.

“Anneannem.. çok özel bir kadındı..”, diye cevap verir Wressa teyze. “O.. o Silent Hills’in gelmiş geçmiş en büyük kraliçesiydi!”

Brom, tepesinden kaynar suların boşaldığını hisseder.

“Ne? Nasıl? Yani siz? Kral soyundan mı—?”, diye kekeler.

“Evet, Efendi Brom. Ama bunu hiçbir yerde söyleyemezsin, ve hiçbir zaman da tekrarlayamazsın..”, der yaşlı Wressa teyze.

“Tekrarlamam. Ama neden bana söylediniz ki? Ben yanlışlıkla buraya yolu düşmüş, önemsiz bir hobbit’im!”, diye itiraz eder genç Brom.

“Hayır, Efendi Brom. Sen yanlışlıkla buraya gelmedin. Çünkü yanlışlıkla buraya giremezdin. Neden ve nasıl olduğunu bilmiyorum, ama senin buraya girmene izin verildi. Ve bizim sana yemek dışında vereceğimiz bir sırrımız var.”

“Bilmek istediğimden emin değilim, efendim. Bu iş şimdiden benim için biraz fazla çetrefilli.”, diye somurtur Brom.

Kimbletyne Tinkerdome kıkırdar.

“Sana bir şiir vereceğiz. Bunu, Silent Hills’den kaçarken sislerin içindeki bir şeylerin fısıldadığını duymuştuk. Ama bununla ne yapacağımızı asla bilemedik. Sonra sen geldin ve gece uyurken biri bana rüyamda bunu sana vermem gerektiğini söyledi. Senin de bunu bir başkasına vermen gerektiğini, vereceğin kişiyi gördüğünde tanımayacağını, ama bileceğini söyledi..”, der yaşlı teyze.

“İşte şimdi gerçekten çetrefilli oldu!”, der Brom mutsuz bir şekilde. “Niye ben yaa? Önemli birisi bile değilim. Aslına bakılırsa, bu son bir kaç ay içerisinde öğrendiğim bir şey varsa, o da hiç kimse olmadığımdı!”

“Kendine inancın biraz daha fazla olmalı, genç Brom Bumblebrim.”, der yaşlı Wressa teyze. “Bu köye ‘hiç kimseler’ giremez..”

“Öyle olsun, teyzeciğim. Sizi kırmayacağım ve isteğinizi yerine getirmek için elimden geleni yapacağım çünkü ben bir hobbit’im ve ‘evimi’ ne kadar sevdiğimi biliyorum ve hiç kimse evinden mahrum edilmemeli.”, der Brom ciddi bir sesle.

“Evet. Edilmemeli, genç Brom. Umuyorum sen de bir gün evine tekrar dönebilirsin. Ama senin geleceğinde yapman gereken daha bir çok büyük işlerin olduğunu seziyorum.”

“Böyle bir şey sezmemiş olmanızı tercih ederdim, efendim.”, diye somurtarak cevap verir Brom.

Hancı Kimbletyne tekrar kıkırdayarak güler.

“Anneanneniz.. O kimdi? Böylesi büyük ve ön görülü bir Silent Hills kraliçesinden bahsedildiğini hiç duymadım.”, diye sorar Brom.

“O ise.. veremeyeceğimiz bir sır, genç Brom.”, der Wressa teyze nazikçe. “Bu konuda bütün Silent Gnome’larının vermiş olduğu bir kan yemini var. Varlığından haberdar olmuş olmanız bile bir ayrıcalık.”

 

. . .

 

Brom, o geceki performansına hazırlanmak için odasına döndüğünde kendisine verilen muallak şiiri düşünür ancak şiirin neresinden tutarsa, tuttuğu yer elinde kalır. Belli ki şiir, ilgili şahısların eline geçtiğinde anlam kazanacaktır ve o kişi de kendisi değildir. Brom bundan dolayı dürüstçe bir şekilde mutlu olur zira kendisi bela peşinde koşacak kadar ahmak değildir ve tek istediği evine, güllerine, şarkılarına, mutlu yemeklerine ve tembel hayatına geri dönüp o şekilde de yaşlanmaktır.

 

into the hills
silent and hollow
chase the path
and through the fog
find the door
knock
more
and hallow
blood for blood
soul for soul
and
life for life
trade and be king
freely given
and
ascend

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

27.06.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Haziran sonu ve Temmuz başı.
Miasmire..

 

Brom Bumblebrim, neredeyse iki ay Tinker Hills’de yaşayan bu garip, sessiz gnome’lara takılır ve her gece onlara, dünyanın geri kalanının ‘fiyakalı’ olduğunu düşündüğü şarkılarından değil, çok daha sade, cafcafsız, sanat amaçlı olmayan, içinde daha çok ‘özlem’ barındıran hem hüzünlü, hem de mutlu bir çok şarkı söyler. Ve önüne konan bütün yemekleri de yer! 

Sessiz Gnome’larla geçirdiği süre içerisinde onlardan bazı şeylerde öğrenir. Söz gelimi, bakla çiftçilerinin neredeyse hiçbirisinin gerçekte çiftçi olmadığını, çoğunun Silent Hills’den kaçanların çocukları ve torunları olduğunu, dolayısıyla silah kullanımı, istihkam, kimya, hendek ve siper savaşları konularında da eğitimli oldukları hayretle öğrenir.

Aynı süre içerisinde yaşlı Hancı Kimbletyne Tinkerdome ile uzun yürüyüşlere çıkar ve bu yürüyüşlerde hem Sessiz Gnome’lar, hem de Silent Hills hakkında bir çok unutulmuş bilgileri edinir.

Sessiz Gnome’ların saklı kasabasına geldiği günün akşamı karşılaştığı küçük gnome ise onu nereye giderse takip eder, yaptığı her şeyi ilgiyle izler ve..

..taklit etmeye başlar!

 

Brom dışarıda dolaştığı bir gün, gnome çocuk ile ondan bile daha küçük, pabuç kadar boylu, pembe, daha çok pofuduk bir pamuk şekeri bulutunu andıran tüleri saçlı bir kız gnome arasında geçen bir konuşmaya kulak misafiri olur;

 

“Bugün ne oluyoruz?”, diye sorar küçük, şirin kız.

“Bugün..”, der küçük gnome, “..Ozan olacağız!”

“Umm.. Bir; Ozan ne? İki; Neden?!”, diye sorar minik kız.

“Sevgili Terrah Doodlebellz, ozanlık, gelmiş geçmiş en saygın mesleklerden birisidir. Öyleki, nereye gidersen git, seni prensler gibi karşılarlar, ne söylersen söyle, kanunmuş gibi dinlerler, Lir’inle ne çalarsan çal, sanat olduğunu sanırlar ve seni yerlerine çakılmış gibi dinlerler..”, diye grant bir şekilde sırıtarak açıklar küçük gnome..

“Bana daha çok kaybolmuş da yanlışlıkla gelmiş, laf hokkabazı gibi geldi.”, der cıvıldayan sincap gibi sesiyle Terrah Doodlebellz.

 

Brom kaşlarını çatar, “Laf hokkabazıymış!”, diye burnundan soluyarak ‘hıf’lar ve oradan uzaklaşır.

 

Yaşlı Ten Ton Wressa teyze ise inatla her sabah, her öğlen ve her akşam bir tepsi dolusu enfes yiyeceklerinden getirir Brom’a. Kadıncağız, bir halkın son prensesi gibi değil, basit bir hancı aşçısı gibi ona hizmet ederek genç hobbit’in, evinden ayrılmasından sonra kaybettiği bütün kilolarını geri almasını sağlar.

Yaşlı teyze, sadece bir sabah Brom’a servis etmez.

 

Silent Hills’in son prensesi Ten Ton Wressa 7589 yılının Haziran ayının 27. gecesinde sessizce gözlerini dünyaya kapatır.

 

Ertesi gün bütün Silent Gnome’lar cenaze için toplanırlar ve garip, ürkütücü bir sessizlik içerisinde yaşlı prensesi defnederler.

Brom o akşam handa toplanan gnome’lara hiçbir şey çalmaz. Elinde Lir’i, katatonik bir hayal kırıklığı içerisinde öylece taburesinde oturur.

Vakit geldiğinde, handaki bütün gnome’lar dolu maşrapalarını tekrar ona doğru kaldırırlar, sonra kafalarına dikerler..

Yaşlı Ten Ton Wressa’nın vefatıyla Brom da ayrılma vaktinin geldiğini düşünür zira buraya ‘getirilme’ sebebini de çözmüş gibidir.

Brom, gelecekte onu nelerin beklediğini bilemez. Ama evinden ayrıldığından beri ilk defa, an itibariyle sebebini bilemese de, kati olarak ortada bir sebebin olduğuna ayılır. Buraya, Silent Hills’in son prensesine yetişmesi de sebeplerden bir tanesidir.

Ablasının vefatını olabildiğince vakur bir şekilde karşılamaya çalışan yaşlı Kimbletyne Tinkerdome, artık gitmesi gerektiğini söylemeye gelen Brom’a itiraz etmez. Yaşına rağmen genç hobbit’in elini, kendi güçlü elleriyle sıkar ve genç ozana koca bir bohça dolusu erzak verir. Yaşlı hancı Brom’a, içinde bir kaç adet, kelek büyüklüğünde toplara benzeyen bir şeylerin olduğu ikinci bohça daha uzatır.

“Bunlar Bakla Bombasıdır.”, der Hancı Kimbletyne. “Temkinli kullanmanı sağlık veririm. Kaçman gereken durumlarda, şu gördüğün mandalı çekip bombayı at.. Tercihen düşmanlarına doğru. Onları öldürmez ama sana kaçacak kadar zaman kazandırır. Her ne yaparsan yap, çıkacak kokuyu soluma ve rüzgarı karşına alarak atma!”

“Umm.. Bu bana biraz tehlikeli gibi geldi, Efendi Kimbletyne.”, diye tırsmış bir şekilde bohçanın içindeki ‘toplara’ bakar.

“Tehlikeliler zaten. Burada keyif olsun diye bakla yetiştirmiyoruz. Hiçbirimiz baklayı sevmeyiz. Sadece ithal ederiz.. ve bunun gibi Bakla Bombası imalatında kullanırız.”, diye acı bir şekilde sırıtır Kimbletyne.

“Teşekkür ederim, Kimbletyne amca. Bana hakketiğimden çok daha iyi davrandınız. Sizleri hep iyilikle anacağım.”, der Brom.

“Hayır, evlat. Ben sana teşekkür ederim. Hepimiz adına. Özellikle de Wressa için.. Sayende mutlu.. ve onurlu bir şekilde gitti.. Bir prensesin böylesi bir yerde unutulmuş olmasını engellemiş oldunuz. Bunca yıldır onu hiç bu son bir aydır gördüğüm kadar mutlu ve hayat dolu görmedim. Ablamın şarkı söyleyebildiğini bile unutmuşum. Sen bize sadece ablamı geri getirmedin, genç Brom. Sen bize onurumuzu, umudumuzu, geleceğimizi ve prensesimizi geri getirdin. Bundan daha alicenap bir şey düşünemiyorum.”, der yaşlı Tinkerdome ve kendi evladına sarılır gibi hobbit’e sarırlır.

“Elveda, Kimble amca.”, der Brom üzgün bir sesle.

“Elveda, Efendi Brom., diye karşılık verir Kimbletyne Tinkerdome, sonra döner ve hana doğru seslenir.

“Gnine.. Evladım gel, bak. Efendi Brom gidiyor. Ona ‘güle güle’ de..”

 

. . .

 

Brom, kendisine verilen sayılı Bakla Bombalarından ilkini, Tinker Hills’den ayrılmasından kısa bir süre içerisinde kullanır. Sessiz Gnome’ların köyüne gelirken çılgınca bir panik içerisinde bir oraya, bir buraya koşturmasını, gnome’ların sakin köyünde, ve özellikle de Wressa teyze”nin yemekleri sayesinde üstünden atmış gibidir ve oldukça düzgün bir yol takip ederek Silent Hills’in hemen kuzeyindeki Miasmire bataklığına girer.

Miasmire, daha önce saplanıp kaldığı Croaking Mire bataklığı gibi değildir. Evet bu bataklık çok daha ‘ıslak’tır ama bu da biraz normaldir. Nede olsa tam ortasından Endless Sea denizine bağlanan bir akarsu geçmektedir. Ve burada zemin çok daha derin, kaygan ve sivri sinekli olsa da, Croaking Mire bataklığındaki gibi ne bir sis, ne uçuşan hayalet ve hortaklar, ne de kendisine ‘kurtarması için’ adıyla yalvaran ürkütücü yaratıklar vardır.

Bu, hiçbir şekilde yolculuğunun kolay olduğu anlamına gelmez. Öyle olmuş olsaydı Bakla Bombasını kullanmak zorunda kalmış olmazdı!

Miasmire bataklığının ortasından salınarak sürünen bulanık akarsuyu geçtiğinde, Brom’un daha önce hiç görmediği, neredeyse 15 adım boyunda, tamamen bataklık bitki ve sebzelerinden oluşan bir yaratık, muazzam bir devinimle çamurlu, bulanık sulardan yükselmiş ve küçük hobbit’e saldırmıştı.

Brom bir anda kendisine saldıran dehşet karşısında hiç düşünmemişti.

Kimbletyne amcanın verdiği bohçalardan birisine elini sokmuş, içinden kelek büyüklüğündeki toplardan birini çıkarmış, tepesindeki mandalı sökmüş ve kocaman ağzını açmış onu tek lokmada yutmaya gelen yaratığın hazır açtığı delikten içeri fırlatmış..

..sonra da sonuçlarını görmek için bile beklemeden arkasını döndüğü gibi kaçmıştı!

Brom arkasından ‘Vump!’, diye boğuk bir ses duymuş, bunu ise yaratıktan gelen acı ‘vıyaklama’ çığlıkları takip etmişti.

Brom, Miasmire’dan çıkıncaya kadar koşmuş, ancak Gulls Perch denilen yerin güney sınırına vardığında durmuştu.

Genç hobbit, evinden ayrıldığından beri değişen pek az şey olmuştur. Söz gelimi, hala farkındasız bir şekilde ellerini kollarını sallaya sallaya dolanır, ve karşılaştığı yaratıklardan anında kaçar ve saklanır.

Ancak bazı şeyler de değişmiştir. Mesela, o ilk gecesinde olduğu gibi erzakını hemen tüketmez ve olabildiğince günlere yaymaya çalışır. Eski tembel haline nispeten çok daha dayanıklıdır ve artık kendisini bulduğu ilk ağaç kovuğuna, devrilmiş bir ağaç kütüğüne yada sürünerek girdiği yoğun bir çalılığa sinerek uyumaz.

Kendisine, küçük de olsa bir kamp ateşi yakar, sıcak yemek pişirir, amcasının antika gürzünü, uyurken yastık olarak kullandığı sırt çantasının altına saklar, kılıcını da ince bir kayışla bileğine bağlayıp öyle uyur.

Birileri bütün bunlara bakıp gülebilir. Biraz daha nezaket göstermek isteyenler için ise bu küçük değişimler ‘bebek adımları’ olarak yorumlanabilir. Ancak Brom için bu değişimler gerçekten büyüktür ve onu bekleyen geleceğe hazırlayan zorlukların ilk meyveleridir..

 

 

Brom Bumblebrim’in hayret verici maceraları
A Bard’s Tale XIV “a Bit of a Bite” IV ile
devam edecek..

 


 

 

 
 

The Fog, The Path And The Door.
Knock, More And Ascend..

Timeline:

The Orken Horde have arrived on the doorsteps of Serenity Home. Many have gathered to defend the ‘serenity’ of this once peaceful and quiet town but it is doubtful they will be enough.

The remains of the once glorious Arashkan, the beautiful Bari Na-ammen, and the mystical Vodgar cities are all that stand between the annihilation of humanity. The numbers, however, say otherwise.

It is clear, Serenity Home needs her allies;
known, unknown, and forgotten..

And fast!

 

The heroes scatter all around the kingdom to find those allies. Some go to other cities, some to their own people to get help.

And some go where they shouldn’t..

Gnine Tinkerdome, Laila Wolvesbane, and Merisoul Xyrotwu travel to Silent Hills and quietly enter the Demon Fog to find a way to pass the slithering fog and enter the Silent Halls. The only clue they have is the strange riddle that Nadine Graciousward gave them.

 

into the hills
silent and hollow
chase the path
and through the fog
find the door
knock
more
and hallow
blood for blood
soul for soul
and
life for life
trade and be king
freely given
and
ascend

 

This story takes place a few short weeks after
Eski Efendim, Sahibim
ve Çok Daha Fazlası..

 

 

Are you sure this is the way?”, asked the gnome with a tight voice as the heavy fog settled around them once more, hiding the hills, the trees, the bushes, and finally, the earth itself.

“I have no idea, Master Gnine..”, replied the girl with the honey-brown hair, the crowning horns, and the raven-black wings, smartly.

 

There was a sullen silence..

..followed by a snort from the silent half-elf ranger girl, Laila.

 

The gnome, Gnine, turned around and scowled at Laila, then at the otherworldly beautiful girl, Merisoul, and scowled at her as well.

“This is no time for levity, Miss Mersoul.”, he said through clenched teeth.

“I don’t do levity, Master Gnine. This, you should know by now. Sweet Laila knows that I don’t, don’t you love?”, replied Merisoul brightly.

Laila coughed.

“I am not getting involved in this.”, she said and coughed again.

Merisoul shrugged and added, “And you really don’t have to ‘miss’ me all the time, you know. I will admit it is endearing, but methinks this is not quite the right time.”

 

Gnine ignored her wish and her remark. He scowled at her, some more..

..and at Laila as well, just so she wouldn’t feel left out.

 

“You said you knew the way!”, he nearly flared.

“No. I said I could find the way, given enough time..”, she corrected.

“We don’t have time.”, Gnine growled.

“Perhaps you should have decided to become a king a bit sooner, then, no?”, she smiled down at him.

“I didn’t know I had a kingdom, nor the fact that I could become her king!”, said Gnine in an exasperated tone.

“Well. There you have it then. Neither of us were sufficiently prepared and none of us knew we had to come here. This is where we admit we were caught with our pants down, I suppose, except I don’t’ have any pants and never owned one; always thought them to be a bit constricting and refraining for my taste, really..”, she said happily.

“Merisoul. PLEASE!”, said Gnine.

Laila snickered.

“‘Please’, always helps.”, Mersoul replied a bit seriously. “However, the fact remains; much like you, my dear Gnine Tinkerdome, I never came this way before either. I said I could find the way in, which is possibly true. All things considered, I am likely the only ‘friendly’ demon you are ever going to find, to get you in and through the Demon Fog.”

 

Gnine loved Merisoul.

She was pretty.

She was oddly fun.

She had an uncanny memory for events, conversations, and strange trivia.

She gave a ‘novel’ meaning to many unimportant or seemingly insignificant things.

And she was delicately accurate in whatever she did, be it blasting —or smoldering her enemies, or helping a friend..

..or even deceiving the said friend.

She would walk through fire to save what she thought was worth saving.. literally..

But she did have her exasperating moments, as well, and pushing her never helped..

Not in the long run, nor in the overall scheme of things.

 

Hence, Gnine Tinkerdome took a deep breath, slowly let go of his steam, and asked the raven winged half-succubi;

“How shall we proceed, then?”

“Smart move..”, complimented Laila.

Merisoul Xyrotwu smiled at her, then looked down at the gnome.

“I am sorry Master Gnine. I truly am. I really am not going out of my way to make things harder for you. Some things just are as hard as they are.. Period.

When the curse of the Demon Fog was laid upon these hills and your ancestors, Mortal counterparts had to be used so the curse would ‘stick’, per se. Otherwise, it would have dissipated a long, long time ago.

It is through those ‘willing’ Mortals the fog persists and said Mortals were not going to put something that could be thus easily cracked, now were they.”, Merisoul tried to explain.

“So, in other words.. what, exactly?”, asked Gnine.

“She means, we are screwed..”, inserted the ranger girl, in a low, noncommittal tone.

“Not quite.”, disagreed Merisoul.

“How so?”, asked Gnine.

“The Mortals who helped anchor the curse on this, ‘mortal’ end, used hard-to-decipher words to make it impossible for the anchor —the curse itself— to be broken. I suppose using a long array of random numbers, some sixteen or thirty digits would have sufficed and made it truly impossible to crack, but we are talking about Mortals who are, forever, subject to hubris, hence they put conditional rhymes and riddles. And you can always find the answer to a riddle.. provided you do it in the correct, sequential order.”

“Why?”, the gnome asked as a lump settled deep down his stomach for he felt a mind-numbing, and possibly a logic-murdering explanation coming his way.

“Because, my dear Master Gnine, it is the nature of hubris, which is the culmination of arrogance, pride, and vanity, to want to be noticed, much like serial killers leave calling cards behind. They want to be admired on how clever they are and how they have managed to elude capture for as long as they have.”, she replied happily.

 

Gnine stared at the girl with a sick expression, because that made ‘solving’ the riddle near impossible.

Laila chewed at a finger as she stared into the sticky fog and seemed like she wanted to be anywhere else but here.

 

“Do not despair, Master Gnine.”, Merisoul smiled at the gnome. “The riddle says;

 

into the hills
silent and hollow
chase the path
and through the fog
find the door
knock
more
and hallow

 

And here we are, in the hills, which are silent and empty. And we have thus followed the path into the fog.”

Laila rolled her eyes and silently ‘ho boy’ed at the half-succubi girl’s monumental misuse of logic.

“And the door?”, asked Gnine, looking around. “I see no door..”

“Well. If you had, that would have been too easy, and for just about anyone to find. I am thinking, the door is not a door, but a frame of mind. You of all people should know, Master Gnine, what appears, may not be. And what may not be, may be..” Merisoul said and looked at the gnome with expectation and anticipation..

 

..And it dawned in Gnine’s mind and he gave a sharp hiss..

 

“The bloody door is almost a metaphor. Very nearly an illusion.. It is the ‘unexpected’. It is right here; anywhere and everywhere!”

“Very astute, Master Gnine. I suspect you will make an excellent king someday.. What you have defined is, in fact, the very core of all power evil thrives upon; all its promise.. is an illusion!”

 

“Eh?”, baffled Laila.

Gnine, on the other hand, stared at the half-succubi girl with stunned admiration as true comprehension slowly dawned in his eyes.

 

“All those months ago..”, he gasped. “..back at that bloody demon pit, right after we killed Themalsar.. You tried to warn me.. Ow. My. Gosh! You tried to warn me and I never understood you were trying to tell me all along!”

“It’s alright, my dear Master Gnine. That self-same irony was lost upon myself, for I had descended into the same ruins for nothing other than to find power. And power I found. Just not the one I had considered, nor the kind I would have ever wanted, seeing as who and what I am.. Yet, here I am, working for one master, against a former master who will find me in the end, and suffer me pain like never felt, nor seen before.”

 

Gnine looked up at the otherworldly young woman, stepped up to her, and hugged her.

 

“Then we shall drill a hole into his Hell and come rescue you, my dear Merisoul.. Bet Udoorin would love that kind of carnage. Me, I prefer nuking from afar.. We shall bring his own walls down around him and make him suffer as he has made you suffer.”

Merisoul looked down at the gnome with surprise and astonishment.

 

“But.. Why?”, she asked.

 

“Because, my dear Soul, as inconvenient as we Mortals are, we are also headstrong, mule-headed, you might even say.. What’s more, WE LOVE and WE PROTECT OUR FRIENDS..“, he finished fiercely.

“What he said.”, added the ranger girl stoically and put a hand on the half-succubi’s shoulder.

 

Mersoul Xyrotwu rocked where she stood, as two ‘Mortals’, one little gnome, and one pretty ranger girl declared her, so blatantly, and honestly, a ‘friend’..

 

“Then I shall make it so, that you get your home, your people, your kingdom, and your destiny back, Master Gnine.”, she whispered, drew a step back, and knocked on the fog!

 

Knock.

Knock. Knock.

Knock.

Knock. Knock. Knock.

Knock.

 

KNOCK!..

 

..and the fog parted, revealing a dark, broken tunnel..

..and there were shadows in the tunnel..

..many shadows..

..and they moved..

..closer..

..and closer..

 

Gnine tensed.

Laila instantly cocked an arrow and drew her bow.

But the otherworldly beautiful half-succubi did not tense nor prepare.

“There’s no need, love.”, she said to the ranger corporal!

And then she smiled.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Hello, mirima..”, she whispered.

“Hello, doll..”, replied a soft, husky voice..

 

..and the leading shadow formed into a ravishingly pretty girl with short, tanned hair, one amber-brown, the other pale green eye, and long, elegant antler-like horns.

 

“Took you long enough.”, said the ravishing girl with the antler horns.

“Took a while to convince my friends and get here..”, replied Merisoul.

 

The ravishing girl looked down at the ogling gnome and at the stunned ranger-girl and smirked.

 

“You seem short on friends, or is he just short?”, she said with an amused voice.

“Friends come by quality, mirima, not by quantity.. and he is the right height for his kind. The others are busy elsewhere.”, explained Mersioul.

“And this? Pretty isn’t she..”, she smiled.

Laila fidgeted uncomfortably while Merisoul looked past her, and into the dark tunnel.

“What are they doing here?”, she asked a bit surprised.

“The Mortal anchors set the conditions, doll.”, replied the girl with the antlers.

 

find the door
knock
more
and hallow
blood for blood
soul for soul
and
life for life
trade and be king
freely given
and
ascend

 

“You knocked and I opened The Door, but you needed more.. and these..”, she said, pointing at the many shadows in the tunnel, “..are the ‘more’. They all knew you. All I did was tell them about what you had done, and they all decided they wanted to trade their blood, their life, and what soul they had, and given freely, to ascend..”

 

Merisoul stared at her and perhaps for the first time, a thunderstruck expression cast on her face..

 

“Sweetheart..”, she began, but the antler-girl butt in.

“..Told them it wouldn’t be so much fun as it would be painful, and that they would actually have to get real jobs and work for their ascension, yet here they all are.

You always did say Auntie Irine wasn’t treating her trainees right.

Perhaps she should have indeed employed and nursed us better, rather than having us suffer the extremes of her ‘education program’.. nor indulged herself upon us, the way she did..

But then, if she could have, she wouldn’t have been the bloody demon bitch that she was and none of us would have had to endure this mess in the first place as we would never have been.

Now. Are you going to introduce us or what?”

 

Merisoul sighed.

“Thank you.”, she said softly.

 

“No, doll, thank you. For the first time, we are free, and for the first time, we will have our will to our own. We will have real lives and should we wish, real mates; true loves, and lovers.. We will burn, not in flesh, but in our hearts.. And worthy pains they will be; that of birth, of life, and of death.. And perchance, understand what was bereft of our birthright; COMPASSION..”

 

“Sweetheart.. He will never forgive me. He CAN’T. This, I know. And this, I have accepted. But he will never let you be, either. One by one, he will hunt you all down.”, said Merisoul with tears in her eyes.

“Then we shall look upon it as a down payment for our ascension!”, replied the antler-girl, and harshly.

 

Once more, Merisoul signed.

 

Then she looked down at the befuddled gnome and the creeped out ranger-girl standing next to him and said, “Mirima, these are two of my friends, who have also claimed me as their friend; Master Gnine Tinkerdome and Ranger Corporal Laila Wolvesbane. Master Gnine, Corporal Laila, this my BFF, Lanna Temez.. “

“..Also known as Perigren Ostlanna Temez. Nice to meet you two, I think.”, Lanna said with her soft, husky voice.

“Umm.. You are welcome?”, replied Gnine. “Nice to meet you too, I hope.”

Laila could only nod.

 

Perigren Ostlanna Temez smiled at the abashed gnome and the somewhat dumbstruck ranger-girl for a moment, then, just like that, she was all business, once again.

 

“Alright, you lot!.. Form a line, give your oaths before The First among the Lost to Rise, the King of these halls, and the Witness; She-Who-Stands-Between and go.. Hence you shall be bound only by your own oath and be free to fight for your ascension.”, she said and looked down, once more at Gnine.

Then, without warning, she slashed open her right palm, using her bare fingers..

She squeezed, and upon her bloody fist, she solemnly oathed;

 

“This blood, I, who has been known as Perigren Ostlanna Temez for the whole of my life, do freely give. I, Perigren Ostlanna Temez, who shall go forth with my brothers and sisters to fight, side by side with, and for Mortals, to pit my life, and against the odds, in hopes to redeem my soul, be free and ascend..”

 

Gnine Tinkerdome just stared at the antler-girl.

Laila had thought she’d prepared herself for ‘wierd’ when she’d decided to come here with Gnine and Merisoul but this had just gone off her charts.

 

“Where will you all go?”, asked Merisoul curiously?

Lanna Temez smiled at Merisoul.. smirked, really.

“To the one that burned you!. The young throw-away bantam, Thomas..” she said. “I arranged to ask him and he said he would keep us all hidden and safe, in his temple, of all places, until the fighting started. He thought we’d make excellent teams for surgical strikes against enemy HQs, though I am not quite sure what that really means!”

“You.. you spoke with Thomas? Thomas Dimwood?”, blurted Laila.

“Not in person, pretty girl.. Not yet, anyway. But I suspect I shall. I just must meet the boy who burned our Merisoul.”, she said happily.

Merisoul sighed.

 

And then a tall, young, pretty young man with pale hair and impressive, curving horns stepped up, gorged open his palm, squeezed it into a bloody fist, and spoke with a cool, rusty voice.

“This blood, I, who has been known as Hal Mali Volent Pierce for the whole of my life, do freely give. I, Hal Mali Volent Pierce, who shall go forth with my brothers and sisters to fight, side by side with, and for Mortals, to pit my life, and against the odds, in hopes to redeem my soul, be free and ascend.. Hi Soul!”

“Hey, Hal.. Thank you.”, Merisoul said.

“No, girl, thank you.”, smiled Hal..

..and walked off, and disappeared in the fog.

Laila stared after the handsome creature with a thunderstruck expression.

“I thought all you succubi were girls.”, she mumbled.

 

“Ow, no, sweet Laila.”, smiled Merisoul with a glassy expression. “We were made to sow discord among Mortals..

 

All Mortals..

 

I think, deep down, you also know; of the two genders, which is the stronger and the truly dangerous one.

 

Should you ever want to destroy a people, you need not kill their men, devastate their lands, nor slaughter their animals, but merely degrade, deprave, degenerate, immoralize, and corrupt their women..

 

And we are not succubi, which is a word used to describe our heritage. The females of our real counterparts are called ‘Succubus’ and the males are called an ‘Incubus’..

 

My mother.. she was a beautiful mortal woman. She got caught in a cult led by an Incubus, who was my father.”

 

“I.. I am sorry. I didn’t mean to..”, faltered Laila.

“It’s alright, love. Not your fault. I loved my mother because I remember her whispering warm words to me when I was born. She died two days later. She is probably the only one that I have known to have loved me unconditionally and uncritically. Perhaps I shall find my father, one day, and discuss what he did to her.. at length.”

“I’d be happy to come along.”, Laila offered. “I myself love a good, long discussion with bow charts and pointy, directional arrows.”

 

 

“I apologize for the inconvenience, Master Gnine.. “, said Lanna Temez seriously. “But the oaths to ascension must be observed and properly.”

“It’s perfectly alright, my dear.”, replied Gnine with a spooked and amazed voice as he watched the long line of the prettiest, most beautiful and striking, very young women, and the very nearly as pretty, beautiful and devilishly handsome young boys come filing out of the dark tunnel.

 

“This blood, I, who has been known as Mathilda Ravish Demure for the whole of my life, do freely give. I, Mathilda Ravish Demure, who shall go forth with my brothers and sisters to fight, side by side with, and for Mortals, to pit my life, and against the odds, in hopes to redeem my soul, be free and ascend.. Hey, you!”

“Hey, Demure. I am sorry about Blenda. She was truly a loss.”

“I am sorry too. She never did learn to keep her trap shut though. A girl should always know when to shut up and when to mouth off, particularly where Demogorgon is concerned.”, replied Mathilda with a shrug and walked off into the fog..

 

“This blood, I, who has been known as Constance Alure Smithen for the whole of my life, do freely give. I, Constance Alure Smithen, who shall go forth with my brothers and sisters to fight, side by side with, and for Mortals, to pit my life, and against the odds, in hopes to redeem my soul, be free and ascend..”, said another, rather alluring, soft-eyed creature with flowing, silky black hair, and long, beautiful horns, followed by a particularly bewitching girl with glowing red hair, mesmerizing eyes, pretty little horns and distinctly curving figure wearing expressly fashionable.. almost see-throughs..

“What she said..”, she blurted..

“Demelze..”, the antler-girl said with a reproving tone. “..you know that won’t work. A binding must have your full name, your intentions, and your dedication in it, put to words, and properly.”

“She’s right, dear.”, confirmed Merisoul. “You must start this with the correct perspective and reasons.. Doing what we have just done, then losing it all on a technicality would be a sorrow way to go.”

“You can’t even give us a definitive outcome for this lasting and binding excursion but you want me to be definitive in my application?”, she whined.

“Mortals never get any ‘definitive’ in anything they do, sweet Demelze. Why should we?”, asked Lanna Temez. “Which is sort of the point..”

“I don’t understand..”, said Demelze with a deflated pout.

“Neither do I. But I do know exactly what’s waiting for us back there, and so do you.”, replied Temez as she pointed back at the dark tunnel.

Demelze sighed, nailed the skin of her palm open, and said;

“This blood, I, who has been known as Cee Lingerith Demelze for the whole of my life, do freely give. I, Cee Lingerith Demelze, who shall go forth with my brothers and sisters to fight, side by side with, and for Mortals, to pit my life, and against the odds, in hopes to redeem my soul, be free and ascend..”

..and she skimped into the fog as well.

“That one’s going to be trouble.”, said Temez, staring after the Cee ‘Lingerith’ Demelze.

“Yes..”, agreed Merisoul. “..can you but imagine me in those skimpy things?”

“Did. Any number of times..”, smirked Lanna, and barked a silvery laugh.

Laila let out a blushed snort.

“Mirima..”, said Merisoul reproachfully.

“Yes, yes, I know. You’d look spectacular in them, though.”

“Perhaps. But then, so would you. So would any girl, Mortal and not. Which, sort of ruins the whole thing for me; to get appreciated for only my appearance in a particularly revealing bit of cloth that has nothing to do with my mind, my heart, my feelings, my wants, my ideals, nor my desires. It turns me from a living, breathing, thinking being, into a specific object with a specific use.. Which is what we were back there to begin with..”, she said and nodded at the tunnel.

“Fun, though.”, Lanna smiled.

“Fun, and demeaning.. When I want to capture a man, it must be a permanent arrangement, and without the use of my heritage. It must be because he wants me as a person who has the free will to say ‘no’ at any given time.”, replied Merisoul.

“You never say, ‘no’, doll..”

“Yes, I do.. I just prefer not to.. I like to arrange things in a way that I do not have to say ‘no’ because I don’t like seeing sad faces around me and ‘no’ makes people unhappy. Hence, I balance my integrity with their conformity.”

“That’s a lot of work..”, said the antler-girl thoughtfully.

“Saying ‘no’ outright is easy. It requires little to no effort but a tint of courage. ‘No’, also is a heart and deal-breaker. Once it’s out, it is always out there. Why break something when it can be avoided by giving just a bit more effort on my part. We give so much more effort to the truly insignificant and the inconsequential to attain equally pointless ends. Why should it become an issue when I take the time and effort in trying not to break a heart? I find those who don’t or just can’t be bothered, corrosively sad and destitute.

Don’t get me wrong, sweetheart. My rates aren’t really all that high. I only crave mutual wanting that isn’t limited to certain interactions.. That, I can take from any man.. The mutual wanting I desire is that of the heart.. And for that to happen, I must first understand the heart. I think that is a reasonable rate, don’t you think?”

“Then.. how will I know if I have that mutual wanting?”, Lanna Temez asked and the shadow of an unfathomable fear cast on her beautiful face.

“Do not fret, sweetheart. You already have it.”

“How? How do you know?”

“Because you still hurt, dear.. Years have gone and you still simmer and still burn!”

 

Gnine Tinkerdome watched the long line of Half-Borns coming out of the tunnel, a count of perhaps over two hundred of them, listened to their bloody oaths and stared after them as they walked into the fog and disappeared in it, with awed fascination.

But he was so much more enthralled by the point of view upon which his friend, Merisoul Xyrotwu, based her whole life and perspective upon.

It was eerie, uncanny, delicate, dedicated, extreme and..

..by the Heavens, it had bloody worked!

 

Then the final half-succubi came; a boy that seemed no more than six or eight, dragging what appeared to be a stuffed imp, of all things. He was holding the hand of an older Half-Born girl with sharp features; sharp red lips, high cheekbones, a bold nose, a sharp, pointy chin, sharp amber-like eyes, and even sharper horns and a slim, curling tail.

She looked down at the boy then at Temez, Merisoul, and Gnine with a vicious scowl.

“I wasn’t going to leave him behind.. They beat him a few too many times and he’s not been right ever since. I suspect he is on their list for termination. No Mortal would want a disagreeable little slut with a creepy tail like me, anyway. I shall find me a home and look after him. Somewhere far and remote. He will never be right, but I will bloody make sure he always has ample food to eat, me to play tickle-tackle-toes and be stupidly happy!”

Merisoul stepped up and hugged the vicious girl.

“And that ‘kindness’ shall be your redemption, then, my beautiful Berete Hamna Vir.. I shall miss you..”

“No, you won’t!”, snorted Berete.

“I might..”, smiled Merisoul.

“Good ‘nuf for me..”, replied the vicious girl. Then she looked down at the little boy and softly spoke to him. “Say, ‘goodbye’ to your kin Merisoul and Temez, Dar Derune.”

“I don’t like the word, ‘kin’. It means ‘hate’ in one of the many Mortal tongues. I shall prefer ‘hug’. It means the same in every language, and everywhere..”, murmured the little boy vaguely, and hugged Merisoul.

“Goodbye, Merisoul.”, he whispered into her tummy..

“Goodbye, my little luv.”, said Merisoul softly. “I shall miss you.”

“I shall miss you too. You were always nice to me even though you had no reason to be. It.. it always felt like you had an angel in you.. I shall always remember, and cherish that..”, he mumbled.

Then he turned to Lanna and stared at her with big, solemn eyes.

“I want to hug you too, Temez. But I do not know if I should because you were always my favorite. I do not want you to misunderstand.”, he said with a barely audible voice.

Temez bent down to the boy, and enclosed him whole, in her arms.

“I shall bloody understand as I please, my beautiful little field..”

“Goodbye to you too, then, mirima Temez. Too bad I am broken and can’t be fixed.”

“Goodbye, Dar Derune. You were all of our favorite and we are all broken!”, sniffled Lanna. “We shall see each other again, one day. If not then, surely it will be beyond Oblivion.”

“Oblivion..”, mused the boy. “..isn’t as far as it sounds, really. I could wait!”

Then the vicious girl and the little boy gave their oaths as well and were soon gone into the fog.

 

“Well. That’s it, then.”, said Lanna Temez.

“That’s it, then..”, agreed Merisoul quietly.

 

Perigren Ostlanna Temez reached up hugged Merisoul.

 

“I shall miss you, Arezme Ara Serraphyn, my Best Fiend Friend, my sister, and my merry soul..”, she said..

 

..and she sobbed.

 

“And I shall dearly miss you as well, mirima Lanna Temez, my Best Fiend Friend, my sister, and my free soul..”, whispered Merisoul back, and for a long, long moment, she held her, and fiercely.

Then they parted..

 

Lanna Temez looked down at Gnine.

“We have cleared what we could, on our way here. Until you find yours, whatever else you face down there, is an enemy. This wasn’t the best we could do, it was merely the only thing we could do.. Through them, you must go to reach your people, and claim your hills, your halls, your throne, your heritage, your kingdom, and your destiny, Master Gnine Tinkerdome. I bid you and yours, a farewell..”

Gnine gave a solemn nod at her.

“Thank you, Lanna Temez. You shall be remembered.”

“No! My kind was a mistake that must never be remembered..”, she said harshly.

“If my friend Merisoul here is any indication of your kind, then you are but the best mistake ever to have happened.. Hence, you shall never be forgotten.”, replied Gnine.

Lanna gave Gnine a queasy stare.. Then she smiled.

“Mortals can indeed be inconvenient at times..”, she said with the same smile.

“Yes. Yes, they can, indeed..”, agreed Merisoul.

“Thank you for being my Merisoul’s friend, pretty Laila. Your kind —rangers, have always been a bane for my kind; always the first to face evil, and always the last thing we see.. You have no idea how important it is to have you as her friend. Now, I truly know she is not alone.”, Temez said seriously to Laila.

“She is welcome. And so are you.”, Laila replied. “For I know what it is to be alone.”

 

Perigren Ostlanna Temez, now only mirima Lanna Temez, gave Merisoul one last look, but no last words..

Slowly she turned..

..and walked into the Demon Fog, after her brothers and sisters.

 

 

It would seem, the great ‘Project Discord’, Aunt Irine had hatched many, many years ago had inadvertently backfired and quite horribly so, once she was, perhaps unwittingly, taken out of the equation.

The fruits of her centuries-old work to create a very special and uniquely dedicated Hell Legion to sow dissension among Mortals had just walked off.. to fight against her own master.

And Kardax’Trakxa “The Face” now had a genuine reason to hate her and her progeny..

 

 

into the hills
silent and hollow, we have ventured
chased the path
and through the fog
found the door
knocked
more
and hallowed the grounds
with our blood
freely gave our souls
and
our lives
and returned the king
and fight, we shall
to earn our ascension..

 

 

..whispered Merisoul, and with Gnine Tinkerdome leading the way and Laila Wolvesbane following closely, they entered the dark, musty tunnel starting down into the still and muted vaults of Silent Hills, to give back her voice.

 

 


 

 

 
 

Lie By Omission..

Timeline:

There is no good time for a Lie.

Only good timing!

 

A FEW WEEKS AGO, ON THE ROAD TO ARASHKAN,
SOMEWHERE BETWEEN SIM TOWN AND MISTY FOREST
NEAR THE GREAT ARASHKAN LAKE.

I feel sick!”, came the groaning voice of a girl from the shuddering wagon. She was an innocently beautiful girl, with a diminutive, sad face, long, honey-brown hair, raven-black wings, and dark, crowning horns. She lay in a fetal position under a rough, scratchy woolen blanket as she moaned dramatically.

“You were sick yesterday. And the day before that. And the one just about before that as well.”, came the voice of the broad-shouldered she-dwarf in heavy armor, and heartlessly. She was already tethering at the end of her patience; she had been trying to compose a prayer —a feat that was quite a challenge, the way the wagon shook and rumbled like a drunken Mox!

“But she is ill..”, said the third person in the wagon; this one, a pretty and skinny girl, and she spoke with a small, scared voice.

She wasn’t lean, nor slender.

Just skinny.

One would think she had been saved from a concentration camp merely a day or two ago.

“And I do believe she totally deserved it.”, scowled the she-dwarf.

“But.. Sister Lady.. Please..”, pleaded the skinny girl.

“Should have kept her hands off my boy. Did she? Nooo..”, the dwarf, ‘Lady’, growled at the skinny girl, Inshala.

“She didn’t know..”, whined the girl.

“What she said; I didn’t’ know!”, came the voice of the girl from under the blanket.

“And that makes it alright, I suppose?”, scowled the she-dwarf, even more.

“Perhaps you should pin a note on your ‘boys’, ‘I AM THE TEMPLE PROPERTY! – HANDS OFF!‘ Or better, yet; ‘OFF LIMITS‘.”, replied the girl in a miserable voice and without a trace of sarcasm. “I promise, I would never have touched him.”

The underlying twisted logic in that was not lost on ‘Lady’, the she-dwarf. Had the ‘boy’ not been a temple guardian, he would have been dead —’used’, and then devoured by the half-succubi girl lying sick under the blanket.

Lady sighed.

There was no arguing with Merisoul. She was what she was; a half-born, a scion of succubi, and devouring the souls of their victims were in their nature. True, the girl had managed to curb her appetites rather admirably since the day they had met, but Thomas —the young temple guard, had almost fallen for the beauty of the succubi.

To be fair, the half-born was not sick because Thomas had been a temple guardian, but because the boy had long fallen for another beauty; the stubborn, pugnacious, aggressive, and troublesome girl, Bremorel Songsteel..

..and the succubi, as seductive as they were, would get branded and sick or poisoned should they ever try to touch, let alone devour a soul who was truly in love.

Funny how that went; beauty always seemed to cause trouble, and eventually, burn —someone!

And boys always seemed to go for the wrong girls..

Yes.

Lady loved Bremorel like she were her own, like all those she had taken under her wings, but the girl was trouble.. and troubled. She had been so, ever since her parents had been killed by a band of marauding orcs and brought to the town orphanage.

In time, it was possible she would have recovered as time healed many things by way of clouding old memories..

..had the girl not actually witnessed the butchery, and she had been only four at the time.

Lady decided she should perhaps be a tad more lenient to those under said wings.

“Are you getting worse?”, she asked finally.

“What I am getting, is a smell and it is going to make me retch!”, said the girl and with a sudden motion, she picked herself up and leaned over the side of the wagon and..

..retched!

For a long moment, she stared at the sick as the wagon moved on.

“I puked.”, she said clinically. “That was mildly revolting, considering I am not even actually, sick! Not physically anyway. You would think a fiend like myself wouldn’t even have a soul, to be spiritually ill.. Shows how much all the great Heavens and their saints know!”

The skinny girl reached up to her with the itchy blanket and put it around her shoulders, shredded a piece of her own thread-bare skirt, and wiped the sick off her face.

“Why don’t you lie down and get some sleep.”, she said and drew her back into the wagon.

“Can’t. The smell..”, she moaned.

“Smell? What smell? I don’t smell anything?”, the skinny girl said.

“It’s coming from ahead. I think someone needs a bath.. and thoroughly!”

“Ummm.. who?”, asked Inshala tentatively.

“That Udoorin boy..”

Inshala stuffed her head under the blanket..

..and snorted.

..and she kept on snorting!

The gnome driving the wagon also snorted. But unlike the skinny girl, Inshala, who was trying to keep it down so she wouldn’t be heard —because she was a polite young girl, the gnome, Gnine, on the other hand, barked out with glee.

“Ow, this is just too good not to repeat.. Repeatedly!”, he said, kicking his feet into the air.

“You repeat that, and I will hurt you, boy..”, came the growling voice of Lady. “..repeatedly!”

Gnine cackled some more.

“Would you like me to tell him? I totally can.”, the gnome said with mirth.

“How altruistic of you.”, said Lady and very much wanted something heavy in her hand.

“The ladies shouldn’t be burdened with this. It would break the boy’s heart! Can you imagine his face if someone told him he stank, right in front of Princess Lorna?”, smirked Gnine.

“By all means, do that, Master Gnine.”, said Merisoul from inside the wagon. “I am sure he will enjoy dismantling you. Not that there is much of you to dismantle.”

“Oh no, my pretty Soul. He will do nothing as long as the princess is anywhere in sight. He can’t!“, the gnome said evilly.

“But.. don’t you share a tent with him?”, asked Inshala innocently.

“Well.. as inconvenient as that might be, it might still be worth it.”, replied Gnine a bit dubiously, now.

“Or not.”, added Merisoul.

“You will do no such thing, midget!”, flared Lady. “I will inform the boy and he can take a bath in the lake. We will make an early camp.”

 

A FEW HOURS LATER..

“Hey, you.”, said Merisoul, as she approached Lorna while holding a large ‘puking tub’ in her arms.

“Hello, Merisoul. How are you today? Are you feeling any better?”, asked Princess Alor’Nadien ne politely, turning to look at her.

Merisoul looked down at her ‘tub’, then at Lorna.

“It’s only half full, so I suppose I am a bit better.”, she said, as she swayed.

“Please sit.”, she said and turned back to look at something in the distance.

“You can’t see him from here, you know.”, Merisoul said with a straight face.

Princess Alor’Nadien ne blushed.

“What? No. I was not trying to peak. That would be very inappropriate. And unkind to Sir Dorin.”, said Lorna, her face still bright red.

“A bit early to ‘Sir’ him, don’t you think?”, and there wasn’t a trace of amusement in her voice.

“I.. we refer to one another so. I would rather he called me Alor’Na or just Lorna. But he insists on living the habit of ‘ladying’ me, hence I reply in kind. He is a good man.”, Lorna said, still blushing.

“He is also alone..”, inserted Merisoul.

“Alone?”, Lorna asked, a bit confused.

“Yes. A young, healthy male, and not bad to look at, out of his armor, taking a bath, in a lake, and alone. I imagine any number of young, Arashkan country girls are having a great time ogling at him.”, Merisoul replied.

Lorna’s face changed..

..from a bright, blush red to a dark, furry red!

“That is.. that is just rude!”, she fumed.

“I agree. Totally rude.. but fun. Probably. Unless someone takes steps. Once one of them musters enough courage though, it’s over; she will jump into the lake for the boy, followed by her numerous competitors.”, the Merisoul mused. “They say the Dryadkin entrap by their charm, but nothing beats an Arashkan country girl to a young, husky, and healthy male specimen such as your Udoorin!”

“They had better not!”, flared the princess in a rather uncharacteristic way.

“I mean, I wouldn’t mind going there myself —to make sure he stays safe, I mean, but I am in a vulnerable state at the moment and young human males are a tad too scrumptious to pass. Ranger Corporal Laila could too, I suppose, but she and young Udoorin are like brother and sister, so that would be a bit awkward. The gnome would end up getting water-logged, then beached because he would enrage young Udoorin. Inshala is out of the question; she belongs to that not-so-nice Aager and Lady just shouldn’t be staring at a naked man while he bathes.. Now that’s just wrong. That leaves you. Unless you want to risk him.”

“I..”, stammered Lorna, returning back to a blush.

“I mean, all the fights and bloodletting we have been through all these months and losing him now to some country strumpets sounds like such a poor trade, and a waste to me.”, the succubi half-born added.

“But I am on watch duty.”, struggled the princess.

“I can cover for you.”, offered Merisoul. “And trust me when I say, no one wants to be anywhere near my ‘puke tub’. It’s toxic!”

“I won’t be intruding upon him, will I?”, asked Lorna hesitantly.

“Intrude away, darling, I am sure he won’t mind. Not that there is anything he could do about it; he is naked, in a lake, and alone, after all, probably about to be ambushed by any number of sunny, buxom, country girls..”

Princess Alor’Nadien ne took off at a run!

Aager Fogstep walked up to Merisoul as he stared after the princess, running towards the lake.

“What’s gotten into her?”, he murmured.

“She is off to watch duty.”, replied Merisoul.

 

This event triggers the story: A Bard’s Tale X, Dorin’s Day

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

SEVERAL MONTHS AGO, DEEP DOWN
IN DUNGEONS, UNDER THE RUINS OF THEMALSAR.

Aager Fogstep did not like dealing with people. Not at a personal level. He preferred to orchestrate things in such a way that others did the interacting and the conversing. When things came to his attention on a personal level, it usually meant someone was about to be deleted.

Hence he smoothed over to the two ranger cousins and growled at them in his low, implicating voice.

“You two better talk with that girl.”

The two ranger cousins, Laila Wolvesbane and Bremorel Songsteel stared at one another and the younger of the two, ‘Bree’ made a face which she took no trouble hiding from the sinister-looking man in his dark clothes.

There was, apparently, some dislike between the two cousin-ranger-girls and Aager.

Laila never showed him any animosity. Not openly. Perhaps being half of an elf called her to be more subtle. Hence she preferred a passive-aggressive stance. Bree, on the other hand, did not bother with such subtleties and showed her displeasure as she did everything else; openly and savagely..

“What girl?”, asked Bremorel bluntly.

If Aager was taken aback by the girl’s attitude, he didn’t show.

Because he didn’t care.

Aager Fogstep had had his empathy washed out of his system by the time he was five.. back at Drashan.

“That strange girl.”, he said in his quiet, growling voice.

“That doesn’t narrow anything down. You could easily be referring to—”, she began.

“—You?”, finished Aager, causing her to scowl, and her cousin, Laila, to snort. “But no. You are odd enough without talking to yourself. I was referring to that.. little Inshala girl.”

Bremorel fumed furiously at the man standing before her.

“If you want to be taken seriously, and shown the respect you deserve, you must display it to others, and freely, young Morel Songsteel.”, he said.

Apparently, not caring did not equivalate to ‘accepting’ open displays of disrespect nor insolence, for Aager Fogstep.

Laila put a hand on her cousin’s shoulder, then she turned to Aager, and said, “What are we going to talk to her about? She isn’t exactly chatty, you know. Other than sneaking up to us and mumbling a few words, then taking off again, she hasn’t spoken to us at all.”

“My point, exactly. She has some.. issues. Serious issues that must be addressed.”

“Why don’t you talk to her then?”, inserted Bremorel spitefully.

“Don’t be asinine. That girl avoids me like the plague.”, snapped Aager.

“Can’t imagine why!”, she sneered.

“Bree.. Please.”, said Laila reprovingly.

Aager, however, gazed at the young woman for a long, silent moment with dead eyes.

Then he spoke;

 

“There is nothing to imagine, young Morel. I wasn’t given this job because of my people skills. I was given it to make sure the said people were safe enough to do all the stupid things they do. I do not defy nor deny my shortcomings. I am a heartless murderer with enough corpses to rope all the way back to Drashan.. I have no past worth remembering, nor a future worth living.. When I kill, I feel nothing. No shame, no remorse. Much like I see no reason for joy when I breathe.. Yet, I show courtesy because those that don’t, are cut first. I see little practical merit for ‘life’, yet do my best to keep those around me safe and alive.. What awaits me in my future, is nothings short of a noose..

 

So tell me, young Morel..

 

What’s your excuse for being insufferable?”, he snarled savagely.

 

Bremorel’s face flushed.

Laila sighed.

“What do you want us to tell her? What kind of issues does she have?”, she asked.

“I wouldn’t know. I could safely say, she needs.. friends. Talk to her. Be her friend.”

Laila cocked an eyebrow at the man in dark clothes.

Even Bremorel was astonished.

Aager Fogstep; the soulless, friendless, exempt-of-all-human-emotions man, was asking them to befriend someone!

“You want us? To be friends? With that girl?”, she asked incredulously.

“Yes.”, he growled. “From what I heard, you two became friends quite after you met. You should know, how.”

“Yea.”, spat Bremorel in a voice that reeked with sarcasm. “Have Udoorin insult my cousin again and we’ll take Inshala with us to beat him! Should make us and her, all cuddly!”

“Ow. Do you like that girl?”, came a soft voice from somewhere above them, and Merisoul Xyrotwu landed right next to them!

Aager Fogstep just stared at the half-succubi.

“No.”, he snarled.

“I don’t believe you!”, she said happily.

“And I don’t really care what you believe.”, he very nearly spat.

“You do know that I can read your feelings, right?..”, she began.

“Neither my thoughts nor my feelings are any of your business.”, Aager growled.

“..And they are all a jumble. A confused mess. Mangled in disarray!”, she finished.

“By all means, repeat the same thing using synonyms.”, he said in an infuriated voice.

“Actually, they all mean different things.”, Merisoul said in an explanatory way. “True. They are, at times, used interchangeably, but in reality, there are nuances. In your case, they all apply independently.

Aager decided this was just about the best time for an acceptably decent retreat and still keep some of his dignity intact. The silly, intrusive girl with the raven wings was a heaven for garbage trivia, making arguing with her, a pointless, but infuriating exercise..

She was exactly the kind of person he avoided at all costs.

The only ‘good’ thing about his birthplace, Drashan, was people like this girl would never last. They would, sooner than later, irritate someone —anyone— and be cut and make everyone else happy.

Other than pirates, murderers, thieves, cutthroats, scoundrels, and whores, it was likely Drashan had the highest concentration of pragmatic and practical people then any other place!

He looked at the ranger cousins one last time.

“She needs friends. Desperately, and soon. Not me..“, he growled and left.

 

This event triggers the stories:
Sen iyi biri değilsin!
and Day One.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A FEW MONTHS AGO, INSIDE AND NEAR THE
ENTRANCE OF THE RUINS OF THEMALSAR.

Tell me, little fiend, have you any last words before you face your doom?”, said the beautiful Archangel of Wrath, Priceptine, as he gazed down upon the broken body of the pretty girl with the long, honey-brown hair, sagging raven-wings, diminutive face, sad, soulful eyes, and the crowning horns. She lay there bruised and bleeding, but still clutching to the dented locket that had been the Archangel’s jail for some eight hundred years.

“To which doom, are you referring to, if I may ask? The one where some Mortals threw me into a pit when I was but two and kept me in there until I was ten?

Or the doom where an incubus had his way with my mother, who died two days after giving birth to me?

Or the doom where I was forced to endure Hell for years? I hope not. Hell is a bore..

Or perhaps you are referring to the doom where the Angel whom I set free, gets to beat me out of ‘gratitude’?”, replied the barely alive young girl.

Apparently, this was not the answer Priceptine, the Archangel of Wrath was expecting. From a demon, something declarative like “I will see you in Hell!”, was more fitting.

“You did not free me out of the goodness of your heart.”, he snarled.

“How could I? I didn’t even know what was in the locket. Had I known the Archangel of Wrath would be my collocutor, I would never have opened it.”, she said, and without a trace of shame.

“So. You admit your intentions?”, he scowled.

“What is there to hide? No one sane would release a being, knowing he will beat you to pulp the moment he’s out. That would be insane!”

Priceptine glared down at the little fiend girl. She was either very smart, cunning, and devious.. or just stupid.

“I think an apology is in order here.”, sniffed the girl.

AN APOLOGY?“, snarled Priceptine.

“Of course. Something to compensate for the smiting, the lack of gratitude and rewards.. I did set you free. And I am a bit appalled about the lack of base courtesy, as well..”

“You did not release me intentionally, nor with good intentions.”, he grinded his teeth.

“As a matter of fact, I did open the locket with the intention of releasing its prisoner in hopes of being rewarded. That sounds like a perfectly good intention to me.. And any fiend or demon would have complied with those terms. But I suppose such rules of courtesy do not apply to Angels.. Or Mortals! I find the similarity arbitrary and quite disturbing.”, she said.

One must candidly admire the cool in the girl’s attitude; there she was, lying in the rubble, with one arm broken, any number of ribs shattered, at least one lung punctured, and bleeding from multiple wounds and still had the audacity to mouth off and make demands.. from The Archangel of Wrath himself!

“You are a brazen one, aren’t you?”, mused the Archangel.

“There are only brasiers and blazes where I come from. Just more of the same, where I am about to go.”, she replied.

“There will be no rewards. I can’t be rewarding fiends, no matter how smart they think they are. Would set off a very wrong presidency.”, he said.

“Yea. An Angel showing gratitude to a helpless girl who saved him from nearly a millennia of entrapment, as opposed to beating the crap out of her. What could possibly be misunderstood, there?”

“Make your last words, fiend. I tire of your mouth.”, Priceptine said in a weary tone.

“Just out of curiosity, are you going to beat me onto death? Because that is exactly what you have done, thus far; beat me. And in the most literal sense; using your fists.. Much like drunken Mortals beat their wives.. Where is your mighty weapon? I’d rather you run me through with it and get it over with. Beating is a little degrading.. Or perhaps you’d prefer murder by strangulation; less effort there, and not as messy as the other options. You will just have to watch as the light of life fades from my eyes!”

The Archangel of Wrath fumed and glared down at the pretty fiend.

“Right. Last words it is, then.”, the broken, bruised, and bleeding girl said.

“A BARGAIN!”

Priceptine scowled.

Then smiled.

So, the devious little fiend wanted to play games, did she?

“A bargain it is. What is your name, little fiend? I shall need it to seal the deal. Can’t have you getting bored nor sidetracked, now can we?”

“Merisoul Xyrotwu.”, replied the little demon girl promptly.

“Happy Soul Zero Two.. An interesting name for a fiend. I see your soul, little girl and there is no ‘happy’ in it.. Only the desire and cravings for ‘happy’, bound by your inner lust.”, he murmured thoughtfully. Then he smiled and his face became even more beautiful. “But that is not your real name, little fiend, is it?”

“How would you know?”, asked the little demon.

“You gave it too soon and too quick! A demon’s name is the most precious thing they have. You truly must be new in Hell!”, he smiled even more.

“Well, bugger.”, grudged Merisoul Xyrotwu.

“So, little fiend.. What shall it be? Your name and a bargain, or no name and Oblivion?”

The little demon, Merisoul sighed.

“My name is;

 

AREZME XIRISO NU LEI KAREXY ROTXIN GWUE
NIMONORA LUNADORA GWHISHAVA XALISHA
ERRA LILU ALURA NIM DARELLE FEL ESSA WIXEN
BWANDA AD ARA LYNN SELENE BELLA XENARA
DWENDELIEN DE VIENE YLARA X LAKUNA ELLE ISLA
SERRAPHYN EDET VIELLA XILLESSE DEMI

 

..and it shall never be repeated to another. And for the record, I am not a fiend. I am more along the lines of a demon. A half-born succubi, to be more precise. The differences are minor, from an Angelic point of view, I suppose, but they are there, from a cumulative end.”

Priceptine, The Archangel of Wrath stared at the little fiend.. demon.. succubi-whatsit, for a long moment.

“Your name.. It is a bit ostentatious, don’t you think? Your mother must have been an ambitious woman.”, he said finally.

“I wouldn’t know. She died, remember? But she hated demons and their cults. She gave me that name so I would never be controlled nor ever be used by any demon as she had been.”, she replied and there was something eternal, sadness and loss, in her voice. Perhaps the only time she had shown any genuine emotion since their meeting.

“The bargain, my Lord.”, she said, to skim over her broken heart and what leaked out, whenever she was reminded of her mother.

“The bargain..”, agreed the Archangel.

“You shall defy all your former ties and bonds. You shall enter my service and be ‘good’. You shall never devour the soul of another mortal, and should you try, you shall be smitten by my very hand. You shall spend your days, saving the lives of others, tooth and nail.

You shall commit yourself onto the path of danger to save others, but never with the deliberate intention to end your own life. You shall serve me so long as you live, and until you make true and honest mortal friends. You shall do everything in your power to make them better and you shall do this without ever using your succubi heritage.

Do you, <INSERT THE VERY LONG, VERY OSTENTATIOUS NAME HERE>, accept these terms?”. Priceptine said with a very harsh, demanding voice.

Merisoul Xyrotwu stared at the Archangel.

“Alright. As Mortals say, ‘You have shown me the stick. It’s time for the carrot.’

The Archangel gave her a humorless smile.

“There are no carrots, Miss Fiend. Only the stick!”

Merisoul’s eyes teared.

For these demands were very, very harsh demands. They would effectively close every door from her past, and not really open any new ones. Such a bargain would seal her own doom in the hands of her ‘former’ Master, and in a horrible way, should she ever be found.

And should she refuse these harsh demands, however, this Angel would end her. But at least it would be quick, and ‘mercifully’ painless. She knew Angels did not do the torture thing.

She opened her small, cherry-red mouth in defiance.

“I accept.”

 

This event triggers many stories and:
A Demon’s Plan (Part One)
A Demon’s Plan (Part Two)
A Demon’s Plan (Part Three) – Release the Horde!
A Demon’s Plan (Part Four) – All End.
and The Best Of Bargains, in particular.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A FEW DAYS AGO, BEHIND AN INN,
IN THE SLUMS OF ARASHKAN CITY.

She’s right you know. You should tell her..”

The man in dark clothes tensed, then cursed with recognition.

“Shit!”

“A bit obscene, but essentially accurate..”, replied the soft, beautiful voice.

And out of the darkness, an angelic girl glided down and gently settled in front of the seething man..

She had flowing, honey-brown hair, baby pink skin, black, raven-like wings, a small, pouting mouth, and a pair of dark, possibly black or dark purple horns that appeared more like an elegant crown. She wore a dark, strapless dress that looked as if it were trimmed with soft, black feathers. Her slender feet, however, were naked, yet unstained as though dirt shied from them..

“I doubt this is any of your concern, Merisoul Xyrotwu..”, gnarled the man.

“..don’t you have a Darly you should be concerned with?”, the man continued with contempt, though it wasn’t clear to whom his distaste was directed at; the beautiful girl, or this, Darly person..

“My poor Darly..”, said the girl sadly. “..He has attached himself to a fairy dream where there are no faeries. He has idealized the woman he once loved so much, her death has beset him on a path he can not abandon.. And no other woman can match such blind and purified ideal, I am afraid. But we are not here to talk about my beautiful Darly are we? Now tell me, when have I ever given you a reason for you to hold me in such contempt, Aager Fogstep?

I am not some cuisine you can eat the parts you favor and discard the parts you find distasteful. I find it quite unjust that you would thank me when it suits you, but try and banish me when it doesn’t..”

The face of the man, Aager Fogstep, turned ugly. He bit into the words as he snarled at the girl. “And when have I ever given you the impression that I was a ‘just’ person?!”

The majestic creature paused for a moment and gazed sadly upon the boiling man before her.

And then, the beautiful girl stepped directly in front of the man, reached up to him with one, small hand, and touched his face as if to caress him..

..and the moment she did, wisps of smoke started from her. The feathers on her black, raven wings curled, her hair danced as if hit by a vertical gust and her dress sagged..

 

Love!..

..she cried in pain.

 

I feel the love you have for her..

 

It Burns..

 

And the hate you feel for yourself..

 

It Pains!

 

She.. she is so much stronger and resilient than you think, Aager Fogstep!

 

Do not deny yourself, your love, nor your pain from her, for she has not..

And just like that, the girl caught fire!

The man in dark clothes just stood there, shocked and petrified as the girl in blazing fire crumbled into the ground..

YOU FOOL! YOU DAMNED FOOL!.. WHAT HAVE YOU DONE!“, cried the man with fear and panic.

“I am damned.. and a fool.. But I have made my choice.. Now go..”, a shriek in terrible agony came from the figure, ablaze and crumbled. “Go to her, please.. for she needs your love now more than ever.. Do not make my sacrifice go in vain!”

But the man in dark clothes did not go.

He raised his hands into the night sky as if in prayer.. and called..

“Inshala. My dearest. Merisoul needs you in a most desperate way. She is dying!”

And out of the night, something tiny darted up to the man and landed next to him. It was a small, baby owl..

The owl spun in on itself and suddenly turned into the sweetest looking little girl..

She had very long, soft hair that swept down to her knees, two beautiful, curving horns, deep, forlorn eyes, a small, cherry red mouth, and slightly elfish looking ears. She was also dangerously skinny.

The little girl summoned gallons and gallons of water that came gushing out of the cobblestones and drowned the blazing girl’s fire.

Then she raised one hand in a graceful arc and tiny little sparkling golden motes rained down upon the severely burned girl and the burnt crisps started falling off her, displaying fresh, baby pink, tender skin under them..

And then she turned around to face the man in dark clothes as he stared at the little, skinny girl like she was his last breath on earth.

And the little girl returned that gaze like she had only one more breath left to take, and she wanted him to have it!

Then came Merisoul’s shrieks of total loss;

CURSE YOU! DOUBLE CURSE YOU, AAGER FOGSTEP! I WAS OUT! I WAS ALMOST OUT AND YOU RUINED EVERYTHING!

 

This event triggers the story: Lilly Venom: “İş Teklifi”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

SEVERAL MONTHS AGO,
DURING THE LATE HOURS OF CELEBRATION AT SERENITY HOME
UPON THE RETURN OF THE HEROES FROM THE RUINS OF THEMALSAR.

Well, hello there, scrumptious!”, smiled the beautiful girl, Merisoul, at the young man, holding his dislocated shoulder. “I could fix that shoulder for you, and make you feel happy, elated, and very, very exhilarated, all in one package.”

The young man ogled at the ‘otherworldly’ beautiful girl.

He was very nearly tempted to call her an Angel because nothing worldly could possibly be THIS pretty. But he was a polite young man. And as beautiful as this young woman was, he was already fixated on another, even though that other had rebuffed and rebuked him this very evening, sending him off in total defeat and dejection.

“Thank you ma’am.”, he said. “But this suffering of mine is merely part of the learning process.”

“Owww.. Polite and honest.”, observed the angelic Merisoul Xyrotwu, happily.

“As everyone should be.”, replied the young man earnestly.

“Very true. I totally agree. As a matter of fact, I want to keep agreeing with you. Privately!”, she said, blasting the young man’s mind with the full-blown power of her succubi heritage.

“I..”, the young man stammered. “That sounds.. wro—”

“—Right, doesn’t it? Come now. This night should end with some happiness, don’t you think? Everyone is celebrating. Why should you fall short? Why should you be denied of some fun?”, said the beautiful girl and started to respite with excitement and her modest, nubile breasts heaved.

Slowly, carefully, she took a silent but deliberate step towards the boy and reach up to his, not-quite-adult face..

..and something flickered!

It happened so fast, that no one quite saw the long, single streak of lightning that came down the night sky..

..and landed on the slender, otherworldly beautiful young woman, smashing her into the cobblestones of the town.

With the rubble and dust settled, the young man stared in baffled amazement at the nearly charred girl, lying face down and clutching her ‘palm’ of all places and squirming in pain.

“Are you.. are you alright, ma’am?”, he asked, a bit foolishly.

The charred girl waved one hand in a, ‘move along, nothing to see here’, sort of way.

“Perhaps I should call Lady Magella. I heard about a very pretty young woman to have joined their party during her sojourn into the malignant ruins of Themalsar. You must be her.”, he said.

“No, no.. Please don’t call her.”, mumbled the girl. “I believe I have had enough help from your town’s temple for one evening.”

“Well, if you are sure. I should get going anyway. And put some ice on my shoulder. This night has been a hopeless loss for me. I thought she felt something, back there, when she agreed to dance with me and when she was staring at me in the eyes when D.D. Dexter and her cousin were singing. All these years of self-training and she still knocked me around like I was a little boy!”

“You should probably get yourself someone a bit sane, young Thomas.”, groaned Merisoul.

“You know my name?”, asked the young man.

“I know many names. And yours just happens to be one of them. Your dream girl is mad as a hatter and it is very unlikely that will change.”, the burnt girl said, still clutching her one palm.

“Change? She is perfect. I wouldn’t want her to change. I am calm for the both of us. She is all fire. Both are needed in a.. uhhh.. relation..”, his voice trailed off with embarrassment.

“She is broken, boy. You can’t fix her and she is too scared to even try.”

“I do not need to fix her. That is not my place. I can only show her what she could be, or have, or want. She is smart. I am sure she will eventually submit to her own.”, the young man said with patient confidence. “In the end, though, I have but one heart and it’s all hers. It’s always been hers. She can have it, break it, burn it, or destroy it.. It’s up to her.”, he said quietly.

“Anyway. Good night ma’am..”, he added, and with a forlorn expression, he turned around and left, walking in the general direction of the town temple.

“One down. One to go.. There must be an easier way to do this.”, she moaned in pain, staring at the peculiar ‘brand’, still eating at her palm.

“You know, I could cut you right here, and now, and no one would even know about it, you unwholesome little skank!”, hissed a harsh voice, from somewhere above her.

Merisoul could barely pick her head up to see the fuming Bremorel Songsteel, her eyes blazing with some crazy fire, as she held her great, cold blade in her hand.

This had been a painful evening but Merisoul Xyrotwu knew, she just knew, it wouldn’t end there, yet..

“You did not just beat that young, lovely bantam. You humiliated him by physically assaulting him and slamming him into the ground. You did not just break him. You destroyed him. You sent him off refused and dejected. And the moment you did that, he became ‘fair game’!”, the crispy girl in the smoking hole groaned.

“I rebuffed him because he thought he could get familiar with me just because he picked me up to a dance. All these years and he still hasn’t learned, I am not an easy catch.”, fumed the young woman, brandishing her great sword for emphasis.

“Yea..”, agreed Merisoul. “It must be very important for everyone to know you are not an easy catch. What are you? Twelve?”

Bremorel glared down at the burnt girl.

“You know, there is a special kind of hole for girls like you, in Hell.”

“What? Girls can’t have their own opinions?”, Bremorel snapped.

“Mortals don’t get to have opinions in Hell. And girls have rather limited use there. I do not think you want me to spell it out for you as to what those ‘uses’ may be. Suffice to say, cooking, cleaning, dusting, sewing, sweeping, and changing the diapers of imps, lemures, and dretches for eternity is not fun!

But don’t fret. I was done with your boy, the moment I touched him.”, Merisoul said, and in agony, she opened her branded palm and showed it to the fuming girl.

Bremorel stared at the little ‘skanks’ palm in amazement. It seemed like a stylized ‘rose’, and it was still orange-red as it simmered and glowed.

“What the hell is this?”, she flared.

“This.. is the Mark of Love. Or a Fool’s Brand, depending on your point of view. Whenever one of my kind touches a Mortal who is truly in love, we get ‘marked’ —’branded’. If we are lucky, it’s just the mark. If not, we get sick and poisoned for days.. Weeks, sometimes..

The boy is in love and thoroughly, you are an idiot and vastly, and I am the fool who paid the price, and heavily..”, she said in a voice like she wanted to cry.

For a long moment, Bromorel Songsteel glared at the simmering brand, and at the crisped girl in the smoking hole.

“You deserved it.”, she said finally, and quite heartlessly.

“Apparently, but not satisfactorily.”, moaned the girl in the hole, and with dreaded anticipation.

“I WARNED YOU!”

The terrible voice of the Archangel of Wrath boomed in her head.

“No, no.. I am thoroughly ashamed—”, she squeaked in a panicked voice.. to no avail..

..and the smiting Fist of Wrath came down from the Heavens— 

“Well, bugger!”, groaned the crispy Merisoul..

—and smashed the succubi-whatsit, fifteen feet deeper into the ground.

 

This event triggers the stories:
Düş Kapanı,
Evim yok..
and Önemli olan..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A MONTH OR SO AGO,
LATE ONE EVENING, ON THE ROAD TO
THE GREAT ARASHKAN CITY.

I am sorry Master Aager.”, Merisoul said, holding up her ‘puking pot’. “I have not been well of late and it is likely I will be doing a lot of unladylike, retching noises all night long. I am afraid you will have to park dear little Inshala somewhere else this evening. Possible near the campfire. And keep her company as well, in case she wakes up and finds herself to be alone. She does that a lot, you know, wake up and find herself alone.”

Aager Fogstep stared steadily at the beautiful, half-born succubi girl, then at her empty puking pot, then back at the girl, as he held the sleeping Inshala in his arms. He was amazed at how the hybrid hadn’t even flinched nor blushed in the slightest at the glaringly blatant lie she had just told.

“You don’t have to try so hard, Merisoul.”, he said, in his low, growling voice.

“Hence, I did not. You are a smart man.. for a Mortal, and would have suspected me of something, however I did my presentation.”, she replied, and with a straight face.

“Why bother at all, then?”, Aager asked.

“One must follow the motions. It is polite, if nothing else, Master Aager.”, she sniffed as if stating the obvious. “I wouldn’t want you to think less of me by giving you the wrong impression, after all.”

“Which would be?”, asked Aagar.

“That, I didn’t think you were worth any effort..”, she smiled.

“I appreciate the courtesy. But you are missing the point.”, he said.

“Ow?”

“Why bother.. AT ALL?”

“Ahh.. Habit, I suppose. A bad one, yes, but we all have our little vices we like to indulge, now and then.”, she replied.

“No.”, Aager said quietly.

“No?”, asked Merisoul, a bit confused.

“No..”, repeated Aager. “That’s not it. Not the main reason, anyway.”

 

“What could I possibly want of you, Master Aager?

 

The thing you most admire, treasure, and care..

 

The thing that you most desire, hunger, and love..

 

The thing that perpetually astonishes and astounds you..

 

And the only thing that has ever given any meaning and joy to your desolate heart..

 

..is already in your hands, and literally.

 

From her, I have never made any demands but sought a bit of love and friendship, which she has given without command, freely and without reservation. Sad, really..”, she said softly.

 

“Sad?”

“Sad.. that nons have ever given her any, yet she gives it to others so earnestly, even though she does not truly understand what it is, nor just how precious what she gives is..

Only gives.. I am not sure if that makes hers just the more precious, or foolish. It hurts me to look at her.”, she mused.

Aager looked down at the little girl in his arms and inadvertently smiled because she was dreaming and probably visiting something she liked in that dream because her face was calm, peaceful, and adorned with a smile of her own. He was still amazed that of all people, this little, scared girl would find peace in a dreadful man such as himself. He certainly would never have..

He looked up at the other girl, still holding her puking pot.

“You are good, Miss Merisoul. One obvious reason followed by another, not quite so blatant tailored specifically for me.. Very good, indeed, but no..”, he said..

Merisoul squinted at Aager and bit her lower lip.

“You are.. Afraid!”, he said quietly.

“And you are rude, Master Aager.”, she said, as she pouted and crossed her arms. “You don’t have to be like that all the time, you know. All the trouble and effort I put into the planning and application and you demolished it just because you could. Not a quality a girl would find admirable. Sometimes, it’s better to be bested by a well-planned conversation —or seduction.. It is the polite thing to do.”

“Perhaps. Too late to rewind now.”, Aager replied, trying to suppress a stifle. Then he scowled a bit. “The fact remains. What is it you are afraid of? You hide it well, but not from someone who knows that look.”

“You don’t know what you are asking of me?”, hissed Merisoul.

“No, I don’t, because you haven’t told me yet.”, said Aager, calmly. “Personally, I think you are quite mad. But what I think is irrelevant in this matter. Only that you are ‘ours’, and that my Inshala loves you. I am sure there are any number of others in this odd group that would be willing to share your burden. It is possible this will not help you, but it will make things a lot more bearable for you. At least you won’t have to retch all night to make us think you are still sick.”

Slowly, he turned around and left the tent, to sit out the night next to the campfire with the skinny little girl sleeping in his arms.

Merisoul Xyrotwu lowered her crossed arms, tossed the puking pot aside, and smiled.

“Saw through all but the real reason, Master Aager.”, she whispered. “But as smart, cunning, and devious as you are, at the end of the day, you are only a Mortal.”

“The main reason was always the joy in your arms. Love her, and cherish her. For she is one of a kind..”

 

This event triggers the stories:
Gemini,
Gemini, “Epilogue”,
and Gemini, “Slo-mo”
which in turn trigger the events in
Nefret Dökümü,
Ben, MAB,
Farstep,
and 1:33:017 – Elveda, Felishia..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A WEEK AGO,
EARLY ONE EVENING, RIGHT OUTSIDE AN INN
IN THE SLUMS OF THE GREAT ARASHKAN CITY.

Merisoul Xyrotwu watched the huge man in filthy looking clothes swaying drunkenly, from the roof she was perched, as he staggered down the street towards the inn they were stationed. She stared down at the man with a puzzled expression on her small, otherworldly beautiful, yet ‘sad’ face.

“What is he doing, I wonder?”, she mused quietly.

“He thinks he is incognito. ‘Undercover’..”, snorted the young, handsome man, lying on his side, next to the pretty girl.

And the light of comprehension shown on her face, making it appear even more angelic.

“Aaah.. Well, you can’t blame him for trying, Darly. He just isn’t cut for that line of work.”, she smiled.

“Actually, you can cut him in two, and neither half would be any good for that line of work.”, said the young Darly, with a vindictive voice. “He has ‘LAWMAN’ written all over him.”

“Perhaps. That isn’t really anything so bad, though, is it? I am sure the fact that he is the son of a renowned sheriff had some effect on the princess’s choice. Being the sheriff of Serenity Home is nothing to sneeze at. It is a highly regarded position, you know. It does not return much of what you Mortals call ‘money’, but it does garner a lot of respect. At least that is the conclusion I have come to, after extended observation of the relative Mortal social titles.”, said Merisoul happily.

Darly snorted but did not dispute the pretty girl.

Her observations had indeed had a certain accuracy to them. He had barely heard of Serenity Home before his.. uninformed venture into that town some months ago. Later, much later, he had learned that the original founders of the town had all been old, but very much renown and powerful men and woman themselves, who had settled there, some five hundred years ago, sort of as a peaceful retire, and in time, the town had grown slowly but steadily. It had had the potential to become a city nearly three centuries ago but had never bothered. The denizens of Serenity Home did not want a city to live in.

Just, serenity..

“Why do you think Master Aager put him up to this job, then?”, she wondered. “It is obvious, our dear Udoorin will never make a good.. spy..”

“Because he thinks he is smarter than everyone else..”, sneered Darly.

“Don’t do that, Darlius.”, said the girl, absently.

“Don’t do what?”, asked Darly.

“Sneer. It isn’t something that looks good on your beautiful face.”, she said, still absently, as if she was thinking on another matter.

Darly shut up.

“But your observations about that dreadful man are quite accurate, even without the sneer.”, she said..

..and hopped down the three-story roof!

Slowly, she glided down, her raven wings spread, and with her honey-brown hair lashing, her slender arms open, and her dark purple-black, strapless dress fluttering, she looked magnificent.

Like something out of a fantastic dream.

Slowly but surely, she landed next to the huge man, Udoorin, who only flinched slightly.

“Umm.. Hello Lady Merisoul.”, he said politely.

“That is so sweet. The way you are always so polite to me.”, she said with genuine elation.

“Well. It is polite to be polite.. to ladies..”, he coughed uncomfortably.

“You do know I am not really a Lady, right?”, Merisoul said.

“I must disagree. You have everything that makes a woman, a Lady; elegance, refinement, care, loyalty, and a beautifully honest heart.”, replied the young man.

“Wow.. And the things people say about you.. However, I think your definition of  ‘a Lady’ might be a little overcrowded, but that’s not my point. Ladies do not bear horns, nor sprout wings.”, she pointed out.

“Some do have ‘crowns’ and some are just angelic!”, Udoorin said honestly.

“That.. is the nicest thing, anyone has ever said to me, young Udoorin.”, said Merisoul and she had a strange, astounded expression on her face. “No wonder she likes you.”

“I.. what?”, blushed the young man.

“Though she feels neglected.”, she said quietly.

“Neglected?”, Udoorin said, and there appeared fear in his eyes.

“Yes.. Your venture into the slums for information about that Gar Thalot is admirable, considering the late hours you put into it. But Princes Alor’Nadien ne is not a girl you can ever neglect.”, she said.

“I.. this is sort of a private matter, Lady Merisoul.”, he blushed, some more.

“Yes. But I share a room with her and I tire the way she ‘sighs’ every other breath, though understandable, considering she has been stuck in that none-too-clean room for days. I think you should go and get cleaned up, and take her out.”, she offered.

“It is a bit late for a walk and the slums aren’t exactly scenic.”, frowned Udoorin.

“I was thinking more along the lines of Heaven Park, then the slums, Sir Udoorin. The area is heavily patrolled due to that, Gar Thalot you seek, so it should be safe.

It is a beautiful night, dear Udoorin, and the princess could use some much-needed attention and care, wouldn’t you agree? I hear the park itself is quite charming at nights, with many paths, ponds, benches, and fresh air.”, she said brightly.

“You.. you really think she would like that?”, asked the young man, with an embarrassed tone.

“Like? No, boy.. She would love it. She is part-elf from High Woods, after all. She does not show it, for your benefit, but I am sure she misses the woods. Inshala goes there all the time. Sleeps there sometimes too. Oh, and remember not to take your axes with you.. They would totally ruin the mood. Take your father’s sword instead..”, replied.

“Oww..”, young Udoorin said, with a ‘dawning’ voice. “Well, I should probably hurry along then. Need to get cleaned up. The stink of the last inn will require quite a bit of scrubbing to wash off..”

“Don’t dawdle, Sir Udoorin. She tends to sleep early when she has nothing to do..”

Young Udoorin thanked the ‘angelic’ girl with the ‘crown’ and politely excused himself and took off, with a haste that would have rivaled any decent charge!

 

This event triggers the story:
Geleceğin Adımları

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A FEW MONTHS AGO ONE EVENING,
IN THE BEAUTIFUL GROVE
WHERE THE RUINS OF THEMALSAR ONCE WAS.

LADY!” screamed Aager in panic and there were so much pain, loss, devastation, and desperation in that scream. A scream that cut right through the peaceful night and echoed in the grove. A pain that begged for help.. and for life!

“Make way!”, Lady Magella’s gruff voice was heard outside the tent and the she-dwarf parted the flaps and pushed her way inside, followed closely by the young paladin girl, Moira Hooman. The tent was only so big, hence the others could wait outside with sick worry for they knew, Aager never screamed. Not even when he had been cursed horribly by Themalsar himself, just a few days ago, and had very nearly died. Laila and Bremorel’s heads pushed through the flaps as Gnine, Lorna, Merisoul, and Udoorin waited outside.

“She.. she just stopped..”, shrieked the man in dark clothes as he held the little, skinny girl, Inshala, in his arms. “She just stopped breathing.. SHE IS NOT BREATHING!

Lady knelt down next to him and felt for the skinny girl’s pulse.

“Help her.. PLEASE.. WHATEVER THE PRICE, I SHALL PAY!“, he cried desperately.

“I don’t charge to save my children, boy. You should know that by now.”, scowled Lady, but there were tears in her eyes. “She has no pulse. Foolish girl.. She gave her all to burry that mad dog’s temple into the ground and raise this grove. And now she has nothing left. Her heart gave out.”

“Ow my Dear Heavens!”, the stricken voice of Lorna was heard from outside.

“Lady, can’t you do something?”, asked Liala with a horrified expression.

“Anything?”, asked Bremorel reflecting her cousin’s voice.

“The power of your faith will heal her, My Lady.”, said Moira with a nearly broken voice.

Lady did not say anything.

She closed her eyes, silently murmured a prayer, and repeated it over and over, and slowly reached out to the skinny little girl and released her prayer..

..and nothing happened.

Her shoulders slumped.

For she had expected this.

“She is still not breathing..”, said Aager in a scared whisper. “Why? Why will you not fix her, Lady? Is it because of some wrong I did you?”

“I.. I can not heal her, boy.. She is not wounded!”, said Lady as quiet tears rolled down her eyes. “I am so sorry.”

Aager just stared at Lady and there was nothing..

..absolutely nothing in those eyes.

Whatever he had ever felt, or may have felt, ever in his life, was just..

..gone!

“No.”, said Moira from behind Lady. “Inshala is a fighter. She does not give up. She never gives up. All she needs is some help.”

The young, comly paladin woman raised both hands into the air in plea and whispered.

“Dear Heavens. Hear my voice. This little girl gave everything she had to remove a vile and evil woe that plagued these lands for centuries. SAVE HER. I BEG OF YOU! SHE DESERVES LIFE AND LOVE. SHE DESERVES A FAMILY. A FATHER AND MOTHER. SHE DESERVES SISTERS AND AUNTS AND UNCLES AND GRANDS.. SAVE HER, AND I GIVE MY MOST SOLEMN OATH, THAT I SHALL GIVE HER THE REST!

And the tent suddenly was awash with bright, golden light.

Moira laid her hands on the skinny girl and gave her everything she had; her sincerity, her love, and her tears..

..yet the skinny girl still did not move, nor did she breathe.

“No.. Nooo..”, wept Moira as she crumbed on her knees.

And outside, Gnine looked thunderstruck.

Udoorin’s face was drawn and tears ran shamelessly down his eyes as he held the princess crying openly into his embrace.

Laila and Bremorel just stared at the unmoving form of the skinny little Inshala, pale, and gone, yet seemingly sleeping in Aager’s arms.

“Why?”, asked Aager silently. “Why give her to me, then take her back so soon? Why blame her for my sins?”

And there were little words to describe his silent wrath.

“Don’t.”, a voice whispered.

“I believe I must.”, said Merisoul back and there was no voice in her reply..

..only the shape of the reply echoed in her mind.

“You owe these Mortals nothing.”, said the voice.

“Owe?”, she asked. “Who shall pay, if no one is willing?”

“Doesn’t have to be you.”, said the voice, with the slightest trace of a plea.

“Didn’t have to be her. Yet that little girl did. And now she is dead. And should I do nothing when I can do something, her death shall be on my head.”

“Why, though?”, asked the voice.

 

“Because she was so afraid of me, yet she was the first to accept and adopt me, and in the face of death, did she do so.. And like me, she understands so little of love, yet unlike me, she has a chance to find it. I shall make sure she attains that potential.

 

“But.. but you will die! Don’t do this..”, the voice now begged.

“It is an acceptable risk. I am young and healthy. There’s a chance I can be brought back. She has none.”, Merisoul whispered back.

“He will not accept this. You know that right? Your bargain was that you commit yourself in the path of danger to save others, but never with the deliberate intention of taking your own life!”, pleaded the voice desperately.

“I do not intend to deliberately take my own life. I intend to deliberately trade it with her death, for a heart must beat to love..”, said Merisoul..

 

..and stepped into the tent.

 

This event triggers the events and the emotional breakdowns and rises of Aager and Inshala in the story:
Day One” (from days four to nine)..
and leads to “Hiçbiri..”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

A FEW MINUTES AGO,
ON TOP OF THE WESTERN BATTLEMENTS
OF THE GREAT ARASHKAN CITY.

After weeks in this city, I forgot how much I missed the outdoors and the woods.”, murmured Laila Wolvesbane, as she toyed with the handle of her beautifully carved elven longbow. “It is so quiet up here. One could see the stars so clearly.”

“I suppose so.”, Merisoul said. “A bit on the boring side though. Don’t you think?”

“Boring is good. I like boring.”, said Liala sternly, as she carefully scanned the walls. “We do not want any excitement tonight. If we get caught, this will leave a black mark on my record that will never come off. Collaborating with a known rebellion and helping incite his revolt! Would go excellent in my CV; Laila Wolvesbane: helps thieves, cut-throats, thugs, and insurgents! I would have trouble finding a job at a sanitary dig post!”

“I doubt.”, said Merisoul. “You are smart, observant, can see relevant details no one else can, always cool-headed even under pressure, can shoot threads though needles from 600 yards, and boldly pretty. Love your bangs, by the way.. No.. No one will put you to a sanitary dig post if it is what I think it is.”

Laila was startled a bit.

True, that she had never really chatted with this peculiar, or perhaps ‘quaint’ girl and that was the politest way she could readily define her.. as opposed to weird, off, creepy, odd, mad, and happily insane!

What had startled her was, the girl, Merisoul sounded.. well.. down to earth!

Something very much unlike her usual self.

“Mind I ask you something?”, Merisoul asked, further surprising Laila.

Merisoul never asked if she could ask.

She just said things.

Whatever that crossed her mind.

“I suppose..”, replied Laila, carefully.

“Who is D.D. Dexter?”..

..aaaand she was back to weird, creepy, off, and odd, again.

How in the blazes did she even know about D.D. Dexter, let alone relate him to her?

“I am guessing you already know, who he is.”, Laila said.

“I do.”, she replied. “But more importantly, do you?”

Laila cocked an eyebrow at the pretty girl with the angelic face, crowning horns, and raven wings.

“Saw him trice.”, said the succubi half-born, quietly.

“The first time was just before the celebrations and the dancing began, back at your Serenity Home, arguing with his friend, Thomas, so he would divert your cousin Bremorel. I am guessing his plan was to get you alone, so he could brave up to ask you for a dance. The plan worked, more or less, though young Thomas was arguing with your D.D. Dexter more for show, really.. I could practically see how he yearned for your cousin. Yearned and feared her. He was actually trembling when he went up to her. It was so adorable. I am guessing he would have slopped into a puddle and oozed all the way back to his temple in dejected embarrassment had she said, no. To be fair, he did ooze all the way back to his temple in dejected embarrassment at the end, even though she’d said, yes, the way she man-handled the poor boy.

The second time was when the two of you were singing together at the festivities and I must say, you two have beautiful voices and they blend very well. ‘Seamlessly’, I believe the word is.. His, slightly raspy and masculine, yours, contralto, as the Mortals call it.

And the last time, when we were leaving the town, two days later. He was hiding in the bushes, watching you go. He looked.. sad. ‘Forlorn’, to be more precise.”

Laila was a private sort of girl and D.D. Dexter was not someone she wanted to share with anyone. Certainly not as a ‘pass-time’ topic.

“I still don’t hear any significant question in any of that.”, she said, seeking verbal room to maneuver herself and the odd girl away from the current conversation, and the potentials it carried.

“Ahh.. My bad.”, said Merisoul Xyrotwu. “Though my question is a rather simple one, really.”

“Ow?”, asked Laila, not quite sure she wanted to hear it.

“What’s the holdup?”

 

This event triggers the story:
“The Marshal and The Bard”
(a work for the distant future..)

 

 


 

 

 
 

Eski Efendim, Sahibim
ve Çok Daha Fazlası..

Timeline:

Acı, beraberinde tecrübeyi de getirir.

Tecrübe ile bilgi, bilgiden de bilgelik doğar..

Bazen —nadiren— bilgelik beklenmedik bir ‘sezgiyi’ doğurur. Bu sezgi, insanları olmasa da, insanın doğasını, dünyayı değil, dünyanın doğasını, evreni değil, ama evrenin doğasını anlamamızı sağlar.

Bazen de, çektiğimiz acıların bedeli kabilinde bizlere bir isim sunar..

 

Bu hikaye,
“Annen için üzgünüm..” ‘ün
devamıdır..

 

 

KARDAX’ TRAKXA..

..diye, içinde korku barındıran bir fısıltı duyulur ve herkes Merisoul’a bakar. Kız, durduğu yerde neredeyse titriyor gibidir. Hissettiği korku o kadar açık bir şekilde görülmektedir ki, her an saldırıya uğrayacakmış gibi tetikte ve hazır bir şekilde durmaktadır.

“Angrellen.. Gizli anlaşmalar yaptığı efendisinin adı..”, diye soluk bir ifadeyle fısıldar succubi melezi.

“Karda—”, diye Nadine ismi ağzına almaya başlayınca, MerisoulHAYIR!“, diye tıslar ona. “SAKIN O İSMİ TEKRARLAMAYIN. DUYUP GELEBİLİR!..

“Nerden bili—?.. Nasıl—?!”, diye afallayarak sorar Lady.

“O BENİM ESKİ EFENDİM, SAHİBİM VE ÇOK DAHA FAZLASI İDİ..!”

..der Merisoul, daha da korkmuş bir fısıltıyla.

Kızın korkusu, onu tanıyan herkesi rahatsız eder zira bu garip, kanatlı, uhrevi bir güzelliği barındıran varlığın korku mefhumundan bile haberdar olduğu görülmemiştir bugüne kadar.

Kız korkulu ifadesiyle Aager’e bakar.

“İstediğim koşullar altında olmadı.. ama paylaştım işte. Ve bunun yükümü nasıl hafifleteceğini hala düşünemiyorum.”, diye hayıflanır.

Sonra da Anglenna’ya döner.

 

“Gerçekte annen sen doğmadan çok, ama çok uzun yıllar önce kayıp bir vakıa idi zira ve tıpkı ‘Ad Ara’da olduğu gibi ‘O’ günübirlik plan yapmaz. Annenle anlaşması en az kardeşiyle olan husumeti kadar eski idi. Ve babanın şüpheli ölümü de gerçekte o kadar şüpheli bir ölüm değildi. Babanı, Selvius Brightleaf’i annen eski efendim ile yaptığı anlaşmanın zorunlu bir parçası olarak, Malocchio adında mel’un bir entropy büyüsü ile kurban etti. Biliyorum çünkü ‘O’ anlaşmalarını her zaman ya kanla ya da canla mühürler. Ancak bu şekilde kendisiyle anlaşma yapanların bağlılığını, sadakatini ve andını sınamış ve mühürlemiş olur..

Bunu yaparak farkında olmadan iki elf arasındaki en kutsal ve en mahrem olan bir andı da bozmuş oldu; eşini, sevgisini ve kardeşi Grandaleren’in çocukluk arkadaşı olan Selvius’u ‘efendisine’ kurban etti. Farkında olmadığı bir başka şey ise, bütün Bari Na-ammen’deki en yetenekli generalini de ortadan kaldırmış oldu..

Selvius bugün hayatta olmuş olsaydı, Grandaleren’i de, eşi Angrellen’i de umursamaz, ikisinin de askerlerine el koyardı ve dağınık elf ordularını toplayıp ülkesini etkili bir şekilde müdafaa ederdi. Evet, muhtemelen High Woods yine yanar ve Bari Na-ammen de yine yıkılmış olurdu, ama ülkesi elflere kalmış olurdu..”, diye sessizce konuşur Merisoul.

 

“Bu.. bu mümkün değil. Annemin birçok hatası oldu ama böylesi haince bir ihanet.. imkansız! Sırf ben Rise olmam için mi?”, diye diretir Anglenna.

Merisoul, herkesin kendisine hayretle bakışını farketmemiş gibi bir süre sessizce Anglenna’ya bakar. Sanki içinden, ne kadarını ifşa etsem acaba, diye bir karasızlık ya da iç çekişme yaşamaktadır. Neden sonra küçük omuzlarını silker ve yüzündeki tereddüt yerini kararlı bir ifadeye bırakır; ‘sevdikleri’ arasında bu asık suratlı, kendini beğenmiş, kibirli elf’i de katar zira o, kendisine ‘dost’ diyen bir başka ölümlünün kuzeni ve ablasıdır!

 

“Annen güç sevdalısı bir kadındı. Ve bu konuda aşırıya gitti. Babası, enRi Lienierre Moonlight, senin ve kuzenin Alor’Nadien ne’nin dedesi ve Lady Nadine’nin hiç görmediği kayın pederi, ondaki bu hırsı gördü ve tedirgin oldu. Kendisinden sonra onun Rise olması halinde onun güce olan bu açlığını, komşularına saldırarak ve onları istila ederek gidermeye çalışağını anladı.

 

enRise Lienierre biliyordu ki, bunun olması ve ilk durak olarak kaçınılmaz bir şekilde annenin Arashkan’a saldırması halinde, Krallıktaki tüm dengeleri bozacak ve bu da Bari Na-ammen’in sonu olacaktı zira Angrellen’in Arashkan’a saldırması ile Vodgar mistikleri, Palantine milisleri, Koruxan şövalyeleri ve Durkahan paladinleri High Woods’a gelecek ve büyük bir hışımla Bari Na-ammen’i yerle bir edeceklerdi. Bu da kaçınılmaz olarak, kuzeydeki Tranquil Elfleri ile Heavens Hand’deki insanlarla aralarındaki kutsal anlaşmaların bozulmasına ve savaşa sebep olacaktı. Durkahan paladinleri de onlara yardım edemeyeceklerdi çünkü Bari Na-ammen’e olanlardan dolayı onlara da Solace elfleri saldıracaktı çünkü elf’ler bir aptallığa toplu bir aptallıkla karşılık vermeyi pek seven bir ırktır!..

 

Bunun mutlak sonucunda da Heavens Hand, Tranquil, Dwarwick, Korduba’s Watch, Durkahan, Vodgar, Arashkan, Bari Na-ammen, Solace ve arada ne kadar köy ve kasaba varsa yok olacak, Demon Wall düşecek ve Lanetli Gullem ve efendisinin önünde durabilecek kimse kalmayacaktı. İblisler, onları durduracak güç kalmadığı için, önce Kutsal Celestial Dağını istila edecek, sonra da tüm kıtaya yayılabileceklerdi. Eldar’lardan bilinen ve hayatta kalan olmadığı için de, Kadim Ejderleri uyandırabilecek kimse de olmayacak ve daha önceki başarısız teşebbüslerinin aksine bu sefer, bu dünya iblislerin eline geçecekti..

 

enRi Lienierre, Krallıktaki dengeleri yakinen bilen ve anlayan, bilge bir Ri idi. Ne yazık ki kızı Angrellen için, sadece hayatındaki yaptığı tercihlere bakarak bile aynı şey söylenemez.. Bu yüzden onun yerine sırası olmamasına rağmen tahtını ikinci çocuğu olan Grandaleren’e bıraktı ve bu tercihinin Grandaleren’in sözde ‘başarıları’ ile hiçbir ilgisi yoktu. Temelde bu onun için sadece, ‘kötü’ ile ‘beceriksiz’ arasında yapılmış bir tercih idi.. Themalsar bir konuda haklıydı; o tahtı hak eden ve içini gerçekten doldurabilecek sadece bir kişi vardı, o da kardeşlerden en küçüğü, rahmetli teyzen Silendenien’di.

 

Bazen düşünüyorum da, Themalsar’ın varlığının tek sebebi, onu öldürmek için miydi, diye, zira bu tam ‘O’nun yapacağı tarzda bir şey. Themalsar’a onu öldürterek, gerçekte Bari Na-ammeni de öldürmüş oldu.

 

‘Sırf senin Rise olman’, annenin kardeşi Grandaleren’e karşı yaptığı plan idi.. Ama bu ‘O’nun planı değildi. Onun planı ise Bari Na-ammen’i ve elf’leri yok etmekti.. Ve bunu da başardı..”

 

 

..diye bitirir Merisoul.

 

Mağaraya ağır ve kötürüm bir sessizlik çöker ve uzun bir süre duyulan tek şey, yanan ateşin çıtırtılarıdır. Kaskatı kesilmiş Anglenna ise, yüzünde oluşmuş dehşet ifadesiyle sadece önünde duran yarı iblise bakmaktadır.

 

“Hikayenin devamı ise malum.”, der ve tekrar omuzlarını silker Merisoul. “Grandaleren Ri oldu ve güç sevdalısı ablası büyük bir kin ve husumetle neredeyse bin yıl onunla, dolayısıyla da Bari Na-ammem’le uğraşmış oldu ve bu süre zarfında da farkında olmadan Bari Na-ammen’i de eritip bitirdiler.

Yazık. Eski efendim benim peşime düştüğünde, ona karşı sizin elflerinizi sürmeyi düşünmedim değil. Ama görüyorum ki bu seçenek de artık benim için kapandı.”, diye hayıflanır güzel succubi melezi.

 

Kısılmış gözleri ve sıkılmış dişleri arasından, zorlukla zaptedebildiği duygularının oynaştığı solgun yüzü gerilir ve kısık bir sesle sorar Anglenna.

“Nereden biliyorsun bunları?”

Succubi melezi bir süre ona bakar ve sonra, ancak duyulur bir sesle cevap verir.

“KARDAX GÜNLÜKLERİ..”

Ardından, high elf’e yaklaşır.. ve ona marifetlerinden bir tanesini daha sergiler; Anglenna’ya, annesinin sesiyle konuşur;

“‘HAYIR! GİDEMEZSİN! SEN RİSE OLACAKSIN.. OLMALISIN! YÜZYILLAR ÖNCE, SEN DAHA DOĞMADAN BU BANA VAADEDİLDİ..! — biz saraydan kaçarken kullandığı ifade buydu.”, der hüzünlü bir şekilde. Sonra ani bir hareketle belinden çektiği bıçağı ile kendi avucunu yarar ve fışkıran kıpkırmızı kanı yumruğu ile sıkıp Anglenna’nın gözlerinin içine bakar.

“Bu kan.. ve sana verdiğim üzerine yemin ederim ki doğruyu söylüyorum.. Benden şüphe ediyorsan, kanımın gerisi de sana aittir. Buradakiler şahit; kararına kendi rızamla boyun eyeceğim”, der kati bir sesle ve kanlı bıçağı aldığı gibi Anglenna’nın eline tutuşturur. Sonra eli de, bıçağı da, kaldırdığı çenesinin altına, incecik boğazına dayar. Ardından kendi ellerini yana salar, gözlerini kapatır ve elf’lerin yüksek lehçesinde fısıldar.

 

“Canım ve kanım senin elinde, Selvius kızı Anglenna Brightleaf..”

 

Anglenna ise kıpırdamadan öylece durur. Neden sonra omuzları titremeye başlar. Önünde duran yarı iblisin boğazına dayanan kanlı bıçağı yere düşürür. İnatla yumruklarını, dişlerini ve gözlerini sıksa da, yaşlarına yine de hakim olamaz.

High Lady Anglenna, hıçkırıklarla ağlamaya başlar.

Nadine ve cazibesi*, ayağa kalkarlar ve biri yeğenine, diğeri ise kuzenine ve ablasına sarılırken, Merisoul Xyrotwu’nun yüzünde büyük bir hayal kırıklığı ifadesi belirir.

 

“Yapmayın, Haş Teyze. Olur böyle şeyler!”, diye bir laf kaçar Udoorin’in ağzından..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Ne yapacaksın şimdi, anne?”, diye üzgün bir şekilde sorar Lorna annesine.

LailaAager’le mağaranın dışında kendilerini gizlemiş nöbet tutmaktadır. Mağaranın içindekiler ise kendi iç dünyasının sessizliğine çekilmiştir.

Inshala, Merisoul’un elini sararken bir yandan da neden böyle şeyler yaparak mütemadiyen kendisini kesip doğradığı ile ilgili onu fısıltılarla azarlamaktadır.

Nadine gözlerini mağarada olanların üzerinde gezdirir..

Lady kaşlarını çatmış, burnundan soluyarak bir yandan kendisine Merisoul diye hitap edilen yarı iblise, bir yandan da eski dostlarından sağ kalan tek kişi, Nimbletyne Tinkerdome’un yeğeni Gnine’ın, bir köşede tekrar ortaya çıkardığı piposunu tüttürüşünü seyretmektedir.

Sevgili Alorna’sına deli gibi vurulmuş olan iri genç Udoorin ise az ileride, taşıdığı bir sürü silahlarını, önüne serdiği bir battaniyenin üzerine yaymış, elinde yağlı bir paçavra beziyle ve çocuksu bir hevesle ‘oyuncaklarını’ temizlemektedir.

Yeğeni Angrellen ise kendi köşesine çekilmiş, yüzünde belli etmemeye çalıştığı bir kahır ifadesiyle oturmaktadır.

Merisoul ile işi biten Inshala’nın Nadine hala bu küçük, sıskası çıkmış kızın ‘la Fey’ olduğuna inanamaz— yerinden kalkıp büyük bir evhamla ellerini yıkayışını seyreder. Sonra kız yavaş, tedirgin adımlarla Anglenna’nın yanına sokulur. Küçük kız yüzü kızarmış, utangaç bir ifadeyle ona fısıldar.

“Elbiselerini yanlış giymişsin abla..”, der ve Anglenna’nın, yolda, kaçışları esnasında sökülüp yırtılmış eteğinin kenarını, küçük bir büyü ile tamir eder. Nadine’nin haberi yoktur ama gerçekte bu, Inshala’nın Anglenna ile ilk konuşmasıdır. Sonra da kendisine hayretle bakan yeğenine, içtenlikle ve sımsıkı sarılır.

“Gerçek kaybı, ve bununla gelen acıyı hissettin. Artık bizdensin abla. Şimdi.. Saçlarının bu hali ne böyle? Bir High Lady’ye hiç yakışmıyor.”, diye ciddi bir ifadeyle söylenir Inshala.

“Bari Na-ammen artık yok ve ben de bir High Lady değilim.”, der Anglenna, dolu gözlerle.

“Bizi biz yapan, başkalarının bize taktıkları ya da yakıştırdıkları isimler ve sıfatlar değildir, abla. Bizleri sevenlerin bizi nasıl gördükleridir önemli olan. Bunu.. Bunu bana Aager Fogstep öğretti. Hadi gel.. Sen bana kendini anlat, bende saçlarını öreyim..!”

Nadine gülümser.

Evet. Bu küçük, sıskası çıkmış kız, ‘la Fey’dir.

Sonra aklına o ürkütücü kesici gelir; Aager Fogstep.

Hayır, diye düşünür. Onun gerektiğinde kestiğinden emindir ama o bir kesici değildir zira onun, ‘la Fey’ ile arasındaki bağı fark etmiştir. ‘la Fey’in o adama mutlak anlamda güvendiğini görmek çok da zor değildir. Anlaması zor ve ürkütücü olan ise, bunun gerçekten doğru oluşudur!

Nadine son olarak hiç tanışmadığı Silendenien’in meşhur yayını taşıyan alımlı yarı elf, Laila’yı düşünür. Kız, şu anda bile Aager ile beraber dışarıda bir yerde saklanmış, mağaranın girişini, dolayısıyla da grubu korumaktadır.. Tıpkı bir izci gibi, diye gülümser Nadine.

Belli ki Silendenien’in yayı, Bari Na-ammen elflerinin sandığı gibi ırkına ya da niceliğine değil, niteliğine göre efendisini seçmektedir —ki bu da izci Laila için söylenebilecek her şeyi söylemiş oluyordu.

 

“Çılgın, deli, kaçık, hayret verici ve.. OLAĞANÜSTÜ dostların var. Onları koru ve onların da seni korumasına izin ver. Artık ben bir Rise değilim, ama sen hala bir prensessin, güzelim..”, diye nazikçe kızına hatırlatır Nadine.

“Ben hiçbir zaman bir prenses değildim, anne.”, der yumuşak sesiyle Lorna.

“Hayır, bebeğim. Sen her zaman bir prensestin. Gün gelecek ve kader sana doğum hakkını geri verecek. O zamana kadar kendini, kimliğini ve onurunu korumalısın zira bunu kullanmak isteyecek mebus kişiler olacak.”, diye bilgeliğini kızıyla paylaşır Nadine.

“Bizimle gelebilirsin..”, diye önerir Lorna.

“Korkarım bu benim için pek de mümkün değil. Göründüğümden çok daha yaşlıyım. Ama yapacak bir şeyler bulabilirim sanırım. Önce High Woods ve Bari Na-Ammen’den kurtulan olmuşsa, onları bulup Vodgar ve Durkahan şehirlerine yönlendirmem lazım.”, der Nadine hüzünlü bir şekilde.

“Sen de mi Durkahan’a gideceksin? Eminim şehir senin gibi tanınmış bir sorceress’i hoş karşılayacaktır.”, der Lorna.

“Bu.. bu mümkün değil..”, diye cevap verir annesi.

“Neden?”

“Delia.. ve onun anısı.. Bu.. bu benim için yüzleşebileceğimden fazla..”, diye kaybolmuş bir sesle yanıtlar Nadine.

“Bir şeye ihtiyacın olacak mı peki? Saraydan elin boş ayrılmak zorunda kaldın, anne.”, diye üzgün bir şekilde sorar Lorna.

“Beni merak etme, bebeğim.”, der Nadine ve, “Krallığın, daha tahsil etmediğim 500,000 altın borcu var bana.”, diye buruk bir şekilde gülümser.

Hayret içerisinde annesine bakar Lorna. “Nasıl?”

“Arcanton!..”, der kadın sessizce. “Ne kadar ilginç değil mi? Onunla mücadele ederken, her an ölümle burun buruna idim, ama kendimi çok daha hayatta hissediyordum. O zamanlar her şey çok daha basitti. Renkler daha canlı, sevgiler daha ateşli, şarkılar daha güzel, yediğimiz kuru kamp yemekleri bile daha lezzetliydi. Otuz yıl sonra, renkler soldu, sevgiler öldü, şarkılar sustu ve yemeklerin de tadı kaçtı.. Hayattan keyif aldığım her şeyimi yitirdim.

Arcanton’un küçük, altı yaşlarında bir yeğeni vardı.. O sefil büyücüyle işimiz bittiğinde, zindanlara kapatılmış olarak bulmuştuk onu. Minik, pabuç kadar bir şeydi.

Onu en son gördüğümde, yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. Hangi ahmak, küçük bir kızı, hem de kendi öz yeğenini öyle bir yere getirir ki? Onu oradan çıkardığımı hatırlıyorum. Kucağımda öylece oturmuş, saatlerce bana küçük bir kedi yavrusu gibi sarılıp ağlamıştı.. O gün bana çok şeyi öğretti; amcasının o küçük, masum çocuğa yaptıklarından dolayı gerçek, katışıksız nefreti, Delia’nı gidişinden dolayı mutlak, içi doldurulamaz kaybı, o küçük kızdan dolayı ise şefkati ve merhameti ve.. ve bir anne olmak istediğimi o zaman anladım. Halbuki o güne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. Kızı ailesinin yanına, bir mektupla gönderdim. O kızın büyüyüp, amcasının günahlarını telafi etmesi için Melshieve Akademisine gönderilip eğitilmesini, ve tüm masraflarını da karşılayacağımı yazmıştım. Ne oldu ona acaba, diye hep merak etmişimdir.”

“Beni neden göndermediniz?”, diye sorar istemsizce Lorna.

“Baban..”, diye iç çeker kadın. “Her nedense Akademiye karşı kişisel bir tavrı vardı. Ama işin aslı, bu konuda ben de ona karşı istediğim performansı göstermedim. Sen doğduğun andan itibaren, bir anda her şeyim değişti. Dünyaya, olaylara ve hayata bakışım.. Bir anda bütün ‘ben’lerim gitti ve geriye sadece ‘sen’lerim kaldı. O anda anladım ki hayatım asla bir daha aynı olmayacak ve gerçekte de onun ne kadar boş ve sığ bir olduğuna ayıldım. O gün bir şeye daha uyanmış oldum; o güne kadar ne denli rastgele ve günübirlik yaşamış olduğum. O gün ilk defa hayatımda mutlak bir amacım, hedefim ve istikametim olmuş oldu..”

Nadine dolu, içten gözlerle kızına bakar ve gülümser.

 

Ana kız uzun bir süre sessizce, birbirlerine sarılı olarak otururlar.

 

“Onunla tanıştım.”, der Lorna, neden sonra. “Arcanton’un küçük yeğeniyle.”

“Nasıl?”, diye sorar Nadine hayretle. “Ne zaman?”

“Nasıl olduğunu hiçbir zaman tam olarak öğrenemedim. Buraya gelmeden önceydi. Arashkan’da. Gecenin bir yarısı..”, der ve yüzü kızarır, “Dorin ile kaldığımız hana geri dönüyorduk ve o beni bekliyordu. Sokağın ortasında. Bana seslendi, kendisini tanıttı ve bana senin, onun için yaptıklarını anlattı. Ve onu amcasının zindanlarından kurtardığın için asla sana teşekkür etme fırsatı bulamadığından dolayı ne kadar üzgün olduğunu söylememi istedi. Ve.. ve sana, kendisine gösterdiğin sevgi ve şefkatten ötürü teşekkür etmemi istedi, sonra da geldiği gibi gecenin karanlığında kayboldu.”

Nadine Graciousward’un gözleri dolar.

“Küçük, sevgili Arcantonic Palecog.. Onun hala hayatta olduğunu bilmek o kadar mutlu bir haber ki.. Keşke.. keşke Delia’da bundan haberdar olsaydı. Bu onu o kadar mutlu ederdi ki..”

“Hayatımda gördüğüm en sevimli ve en şirin şeydi, anne. Ona sarıldığımda cebime koyup götürmeyi o kadar çok istedim ki.”, diye gülümser Prenses.

“Alor’Naaa..”, diye nazikçe azarlar Nadine kızını. “O bir oyuncak bebek değil..”

“Özür dilerim anne. Ama o kadar minik, o kadar şirin ve güzeldi ki. Ve ona sarıldığımda sıcacık kokuyordu.”, diye utanmış bir ifadeyle gülümser kızı.

 

“Artık hazırsın o zaman..”, der Nadine, yarı mutlu, yarı ciddi bir sesle.

 

“Hazır?”, diye sorar Lorna.

Nadine hiçbir şey söylemez. Sadece sessizce kızına, sonrada, yavaşça, kızına talip olan gence bakar.

Lorna’nın yüzü kırmızıdan, pembenin muhteşem bir tonuna bürünür.

 

Neden sonra kızı, “Ne yapacaksın peki?”, diye sessizce tekrar sorar.

“Hiçbir fikrim yok! Kendimi otuz yıl önce, Delia’dan ayrıldığımdaki gibi hissediyorum. Ne bir evim, ne de bir ailem var artık..”, der kadın asil bir hüzünle.

“Serenity Home!”, der gür bir ses. “Sizi orada, tam olarak nasıl karşılanmak istiyorsanız, o şekilde karşılayacaklardır.”, diye ciddi bir şekilde konuşur Udoorin. Genç adam, yüzünde klinik bir ifadeyle elinde tuttuğu koca baltalarından birini incelemektedir.

Sonra tatmin olmuş bir şekilde baltayı indirir ve başını kaldırıp sevdiği kızın annesine bakar. “Yeni bir başlangıç için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Ve eminim sizin gibi zarafetiyle bilinen bir hanımefendi orada fark yaratacaktır. Serenity kızları size bayılacak!”

Udoorin’in bu beklenmedik önerisi Lorna’nın çok hoşuna gider. Ama onu gerçekte etkileyen şey, Udoorin’in söylediği şeyi ifade ediş şeklidir.

Udoorin, kızın annesini, tanınmış bir sorceress oluşundan, muazzam büyü gücünden ya da bir Rise olmuş olmasından dolayı elinde barındırdığı politik konumundan değil, Bari Na-ammen öncesi genç kızlığına ait kimliğinden ve zarafetinden vurmuştur..

Lorna, bu kaba saba görünümlü gencin kendisini bir daha şaşırtışından dolayı hafif pembeleşmiş, bir o kadar da mutlu bir ifadeyle bakar ona. Sonra annesine döner.

“Bu harika bir fikir, anne. Ve eminim Efendi Nimbletyne Tinkerdome da seni çok özlemiştir.”

“Serenity Home..”, diye tadına bakar Nadine.

 

 


enRise: eski (former) Rise.

Nadine ve cazibesi: Alor’Nadien ne (Nadine’nin Cazibesi, Lorna), Nadine ve kızı.

Malocchio: İtalyanca ‘Kem Göz’. Oyun terminolojisi açısından mel’un, yıkıcı ve neredeyse her zaman ölümcül olan, yasak bir büyü. Yapılması çok güç, ancak yapılabildiğinde, yapılış şekline ve yapanın niyetinin ‘içtenliğine’ bağlı olarak büyünün sonuçları, hedefin kalp krizi geçirmiş gibi olduğu yerde yığılıp kalması ile göğüs kafesinin tamamını dışa doğru parçalayacak şekilde kalbin patlaması arasında değişkenlik gösterebilir.

 

 

 
 

Annen için üzgünüm..

Timeline:

Lorna’nın annesi Nadine, grubu Bari Na-Ammen sarayının gizli geçitlerini kullanarak kaçırmıştır. Grup, saatler süren koşturmadan sonra, High Woods dışındaki bazı tepelerde saklanmış, şimdi ise high elf’lerin öz vatanı olan bu kadim ormanın yanışını seyretmektedir.

 

Bu hikaye, “Sana Themalsar’ı getirdim, baba..” dan
birkaç saat sonra, aynı günün batımında yer alır.

 

 

Duralım artık. Öyle görünüyor ki Rise olmak beni formdan düşürmüş”, diye acı bir şekilde gülümseyerek söylenir NadineUdoorin, kadın rahat oturabilsin diye kendi pelerinini çıkarıp yere serince, Lorna ona bakışlarıyla teşekkür eder.

Nadine, kızının yanından ayrılmayan iri gence uzun bir süre bakar. “Eveeet. Demek kızıma niyetlisin.”, diye ciddi bir sesle konuşur.

Udoorin bir anda olduğu yerde durur.

“O bana tahammül etmeye devam ettiği sürece..”, diye mırıldanır.

Udoorin’in babası, sert biri olmuş olsa da, gerçekte oğluna çok düşkün bir adamdır. Ne var ki Udoorin genç yaşta annesini kaybetmiş olmasından dolayı bazı yanları eksik kalmış gibidir. Özellikle bayanlara nasıl hitap etmesi gerektiği konusunda. Daha doğrusu onların yanındayken biraz daha rahat olmasını.. Sadece iki erkeğin yaşadığı bir evde Udoorin, bir annenin şefkat dolu eğitici elinden mahrum kalmıştır. Bu yüzden, ne zaman bir bayanla konuşsa, bunu ıkına sıkına yapmış, tercihler arasında hiç konuşmamak varsa, bu yolu seçmiştir. Belli ki Udoorin, bu konuda biraz yabanidir.

“Şanslı bir adamsın. Alor’Na’nın inadı kadar anlayışı da vardır.”, diye gülümser Nadine.

“Anneee..”, diye kızarmış bir yüzle söylenir Lorna.

“Seninle bu konuda sonra konuşacağız kızım. Şu anda annen meşgul..”, der ve Udoorin’in gözlerinin içine bakmaya devam eder.

“Şu anda bunun sırası mı, anne?”, diye hayıflanır Lorna. “High Woods saldırı altında ve Orkenler herkesi öldürüyor.”

“High Woods saldırı altında ve Orkenler herkesi öldürüyor ve bizim bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok güzelim. Hayıflanıp dizlerimi dövmek isterdim ama, baban daha biz tanıştığımızda kayıp bir vakıa idi. Ablasıyla olan çekişmesinde ne yazık ki sen de, ben de, Anglenna’da sadece birer dipnot olduk, o kadar.”, der acımasız derecede pratik bir yaklaşımla.

“Şimdi.. konumuza geri dönelim.”, der ve Udoorin’e döner. “Bilesin ki genç adam, Alor’Na’mı senden daha güzel ve zeki nice asilzadeler istedi de vermedim..”

“Lorna ikimize yetecek kadar güzel. Ve toplam zekamız burada ki herkesinkinden daha fazla.”, diye sessiz ama kararlı bir şekilde cevap verir.

Nadine’nin iki kaşı da havaya kalkar. Bir süre daha önünde zorlanan genci süzer ve “Aferim sana.”, diye ona gülümser. “Sade, dürüst, hiç düşünmeden verilmiş içten bir cevap. Kızımı sevdiğini görmek çok da zor değil. Ama onu kendinle bir bütün olarak görüyor olman.. bu gerçekten çok.. ay inanılır gibi değil.. doğru kelimeyi bulamıyorum bile. Belki de kendi evliliğimde hiç görmediğim içindir..”

Yaşına rağmen hala genç bir kızın güzelliğini barındıran enRise* bir an sessizleşir. Sonra delici bakışlarını yine Udoorin’e yöneltir. “Kızımın yanında olacaksın hep, değil mi? Bugün babasını kaybetti. Ama gerçekte onu hiç tanımadı. Kendisi içine kapanık, aşırı sessiz ve fevkalade inatçı bir kızdır. Buna rağmen her zaman onu koruyup kollayacak mısın?”

Udoorin, nadiren göstermeyi tercih ettiği sosyal cesaretini sergiler. Uzanır ve nazikçe Lorna’nın elini tutar, onu yanına çeker ve hiç sektirmeden “Evet.”, der kısaca.

“Sevdim bu çocuğu.”, der Nadine ikisine de gülümseyerek.

“O bir çocuk değil, anne..”, diye mırıldanır Lorna.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Lady, bir yandan daha ‘kim’ ve ‘niyet’ meselesine cevap bulamadığı Nadine’yi dinlerken, bir yandan da arkalarında bıraktıkları yanan ormanı ve ormandan gelen çatışma seslerine göz kulak olur.

Arada bir gelen harlı patlamalar, elflerin ortaya koydukları direnişin imzasını taşımaktadır. Küçük oyuncak askerlerı andıran dağınık elf grupları, üzerlerine çullanan iri Orken sürülerini vur-kaç taktikleriyle yavaşlatmaya çalışırken, arkalarındaki çocuk ve yaşlıların kaçmaları için onlara zaman kazandırmaya çalışmaktadırlar. Elfler için birçok şey söylenebilir, ama şu anda görünen manzara karşısında cesaretlerine hayran kalmamak mümkün değildir. Kadın, erkek – hiçbir fark gözetmeksizin, ormandaki bütün elfler o anda birer savaşçıdır ve hiçbiri çığlık atmaz, korku içerisinde kaçışmaz; okları, kılıçları, teberleri, glavyeleri ve büyüleriyle hepsi Orken sürülerinin üzerine bir şeylerle saldırmaktadır.

Tek sorun, bu yeterli değildir, o kadar!

“Zavallılar.”, diye söylenir Lady. Elflere karşı özel bir husumeti olmasa da, özel bir sevgisi de yoktur. Ama kimse Orken’lerin elinde parçalanmayı hak etmez, diye düşünür.

“Zavallı ahmaklar!”, diye düzeltir bir ses arkasından.

Lady dönüp baktığında, Nadine’nin hemen arkasından ormanda olup biteni seyrettiğini görür.

“Otuz yılımı verdim onları kabuklarından çıkarmak için. Direttiler ve çıkmadılar. Şimdi de ölüyorlar.”, diye garip bir şekilde konuşur Nadine. Sesinde sadece hüzün değil, mutlak kayıp ve emsalsiz bir hiddet vardır sanki.

“Laila.”, diye seslenir Lady. “Udoorin’i al ve uygun, saklı bir kamp yeri bul.”

“Kendi başıma daha hızlı bulurum, abla.”, der Laila.

“Tartışma benimle şimdi. Al Udoorin’i ve git. Kimse tek başına bir yere gitmeyecek artık. Hareket halinde Aager ve Inshala, Lorna ve Udoorin, Gnine ve Merisoul, Lenna ve Laila. Ben de Rise Nadine Hanımefendiye eşlik ediyor olacağım. Durduğumuzda ise, Merisoul ve Inshala, Laila ve Aager, Lorna ve Lenna, Udoorin ve Gnine. Rise hanım da benimle olacak. “, diye kati bir sesle konuşur. Lady’nin gruplamada yaptığı tercihlere bir kaç yüz ekşitmesi gelse de, asıl eşleştirme pek az kimsenin gözünden kaçar ve bu Aager’in takdirini cezbeder. Annesi için dile getirilmemiş imalardan dolayı Lorna rahatsız olur ama şimdilik sesini çıkarmamayı tercih eder..

Sonra Nadine’ye bakar ve “Hanımefendi. Konuşmamız gereken şeyler var.”, der.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Yanan High Woods’a yukarıdan bakan tepelerin derinliklerinde Laila, belki bir zamanlar bir ayıya ait olabilecek, boş bir mağara bulur. Alışmışlığın verdiği serilikle izci kız, Udoorin ve Aager mağarayı temizler ve ortasında bir ateş yakarlar. Daha sonra Udoorin iri taşlar tedarik ederken Laila’da topladığı çalı çırpı ile mağaranın ağzını olabildiğince kapatıp gizlerler.

Bu esnada Inshala ve Merisoul battaniyeleri sererken, Lady de yanlarında taşıdıkları çuvallardan çıkardığı patates, soğan ve havuçları kesip-doğrayıp beraberlerinde getirdikleri küçük tencerenin içine atmaya başlar. Herkes olağan bir pratiklikle, kimse bir diğerinin ayağına basmayacak şekilde işlerini yapar ve enRise Nadine, Lorna ve Anglenna’ya sadece kenardan olanları seyretme işi düşer.

“Neden siz de yardım etmiyorsunuz?”, diye sorar Nadine kızı ve yeğenine.

“Bana bakmayın. Onları zehirlemek istemediğime daha yeni yeni inanıyorlar.”, der Anglenna.

“Bana yaptırmıyorlar. Prenses olduğumu bilmiyorlarken bile yaptırmıyorlardı. Bir sefer yemek yapayım dedim, sanırım pek beğenmediler çünkü bir daha istemekten imtina ettiler.”, diye hayıflanır Lorna.

Anglenna kenardan ‘fırk’lar.

“Ne? Gerçekten o kadar mı kötüydü?”, diye sorar Lorna.

“Lorna.. Senden nefret ettiğim günlerde, beni iyi hissettiren tek şey, yapıp da etrafındakilere zorla yedirdiğin yemeklerindi!”, diye gülmemek için zorlanır Anglenna.

“O kadar mı kötüydü?”, der Lorna, açıkça alınmış bir şekilde.

“Hayır. Hala o kadar kötü.. Udoorin’e acıyorum açıkçası. Resmen aç kalacak çocuk! Onun seni asla bırakmayacağına, çocuğun tabağını doldurdukça gıkını çıkarmadan yiyişinden anladım. Ama yerken ki yüz ifadesi paha biçilmezdi..”, diye mutlu bir sesle cevap verir Anglenna ama mutluluğunun zorlama olduğu görülmektedir. Belli ki Anglenna hala annesini düşünmektedir.

“Korkarım bu benim hatam.”, der enRise Nadine. “Sen küçükken eğitimin için sana o kadar yüklendik ki, en temel şeyleri ihmal ettik.”

“Yemek hazır. Herkes elini yüzünü yıkayıp gelsin. GNINE TINKERDOME! SÖNDÜR O PİS ŞEYİ HEMEN!.. O çubuğu burada yakarsan aldığım gibi kırarım onu..!”, diye parlar Lady.


Gnine Ninehundredandnintynine
Tinkerdome’un piposu

“Bir büyücü ile piposu arasına girilmez. Bunu bilmiyor musun, kadın?!”, diye homurdanır Gnine.

EFENDİM?“, diyen Lady’nin darağacı gibi sesini duyunca, “Yok bişi..”, diye cılız bir cevap verir ve hemen piposunu boşaltıp iç cebine saklar.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Eveeet. Sanırım herkes doydu ve biraz olsun dinlendi. Ve bazı şeyleri konuşma zamanı geldi..”, diyerek hiç uzatmadan, dolambaçlı yollara başvurmadan konuya girer Lady. “Bize olmasa da, en azından kızınıza bir açıklama borçlusunuz. Biz Lorna ile hiç beklenmedik koşullar altında tanıştık. Kendileri fevkalade hanımefendi bir kız olması bir yana, hepimizin sevdiği ve değer verdiği birisi. Ağırbaşlılığı ve dinginliği ile devamlı etrafına umut ve basiret yaydı. İçine kapanık ve çekingen olmasına rağmen bunu bize bir yük olarak taşıtmadı. Ama ben içten ağlayan biri gördüğümde bunu anlayacak kadar uzun yaşadım. Geçmiş günlerde ve özellikle de Bari Na-ammen sarayında gördüklerimden sonra, bunun sorumlusu olarak sadece iki kişi düşünebiliyorum ve yalnız bir taneniz buradasınız.”

 

Söylediklerini sakince söyler gözükmesine rağmen, kendisini tanıyanlar Lady’nin gerçekte çok kızgın olduğunun farkındadırlar. Lady, beraberinde olanları çocukları olarak gören biridir ve çocukları söz konusu olduğunda asla şaka yapmaz. Onu kızdıran şey de aslında budur; Lorna’nın annesi ve babasından gördüğü sorumsuz ve basiretsiz muamele..

 

“Benim için her şey otuz yıl kadar önce başladı. Şu işe bakın. Ben bile, sanki Bari Na-ammen’den önce yokmuşum gibi konuşuyorum.. Ondan önce Arcanton’u yenmiş ve def etmiş, görülmüş en güzel sorceress, zarafet abidesi Nadine Graciousward olarak tanınıyordum. Bunca yıl ve gördüklerimden sonra, bu sıfatlar o kadar anlamsız ve çocukça geliyor ki..”, diye acıyla eskiyi yad eder Nadine. Bir süre zihnini toparlamaya çalışıyormuş gibi durur, sonra devam eder.

“O zamanlar ben de bir grup maceraperestle beraber, o iblis senin, bu zindan benim, dolaşıp kötüleri yok edip yanlışları düzeltiyorduk.. Ben ve birkaç dost.”

Nadine’nin burnunun ucu kızarır ve gözleri dolar.

“Bu yüzden Delia, Lord Paladin Delia Karakash, öldürüldüğünde bunun anlamı benim için çok daha.. farklı oldu. O, ben, birkaç arkadaş ve senin amcan..”, der Gnine’a bakarak. “..evet. Senin amcan, Nimbletyne TİNKERDOME! Nerede bir sorun olmak üzereyse, altından bir Tinkerdome çıkıyor mutlaka.”, der hüzünlü bir şekilde gülümseyerek.

“Amcam hiç maceralara gitmedi ki? Nereden tanıyorsunuz onu? Bu imkansız bir şey!”, diye hayret eder Gnine.

“Aaaa.. en sevdiği yeğeninden bile sır saklayacak biri ancak Nimbletyne olabilirdi. Ama her grubun bir hırsıza ihtiyacı vardır!”

Udoorin mağarayı sarsacak bir kahkaha atar. “Biliyordum! Biliyordum onda bir şeylerin kitabına uymadığını! Nerede bir sorun çıksa, onu köşelerde bir yerde görürdük.. Babam buna bayılacak!”, der mutlu bir şekilde.

 

Laila ve Lady de hayretle Gnine’a bakarlar. Ama işin gerçek içeriğini Aager anlar; bunca yıl Serenity Home istihbaratıyla uğraşan kendisine bile çaktırmayacak kadar geçmişini ve ne olduğunu saklayabilen yaşlı hırsıza saygı duyar.

Dahası, Gnine’ın Sim Town ve Arashkan’da amcası kılığında dolaşması dolayısıyla başına gelenler bir anda anlam kazanıverir!

 

“Tabii, bu yıllar önceydi. Yaptığı en son iş, kendisi için bile biraz fazla çetrefilli idi ve bacağını sakatladı. Buna rağmen devam etmek niyetindeydi ama kardeşinin, ailesiyle beraber Tinker Hills’de bir göçükte öldüklerini duyunca onun için bütün eğlencenin tadı kaçmış oldu. Kahrolmuş bir şekilde, kardeşi ve ailesinden hayatta kalan tek kişi olan yeğenini bulmak için bizden ayrıldı. Daha sonra duyduk ki, onu bulmuş ve onunla beraber pek de tanınmadığı, Serenity Home denen bir kasabaya yerleşmiş.”, diye yılları derleyen bir ifadeyle anlatır Nadine.

“Delia ve ben.. biz o zamanlar çok yakındık ve.. bir birimize çok.. bağlıydık. Bana öyle bakma kızım. Bunlar babanla tanışmamızdan çok önce olan şeyler. Ama birden Arcanton belası hortlayıverdi. Kimse o kaçık büyücüye bulaşmak istemiyordu. Ahmak, iblis kapısı açmanın bir yolunu bulmuştu ve ivedilikle durdurulması gerekiyordu. Onunla yüzleştik ve yendik. Ne var ki, Delia onu şehir mahkemesine teslim edip suçlarının cezasını çekmesini istiyordu. Gerçekte ise, Arcanton hapiste tutulabilecek biri değildi. Halen onu zapt edebilecek bir hapis olduğunu sanmıyorum. Delia ile tartıştık ve Arcanton bundan istifade kaçmaya çalıştı. Üç arkadaşımı kaybettim o gün. İkisini kaçmaya çalışan Arcanton öldürdü, Delia’yı ise Arcanton’u ben cehenneme ‘def’ edince kaybettim. Ayrıldık ve bir daha görüşmedik. Çok istedim.. Bilemezsiniz ne kadar çok istediğimi.. ama kendimde o cesareti bulamadım. Ben babanla tanışıp evlendiğimde aradan yıllar geçmiş oldu.

Sonra Delia, Karcass belasını öldürdü ve Durkahan Kalesi ve Şehrinin Lord Paladin’i oldu. Halbuki masa başı işi, onun en korkulu kabusuydu..”, der Nadine, hüzünlü bir gülümsemeyle. “Yıllar sonra duydum ki evlenmiş ve bir kızı olmuş.. ve Delia’nın kızıyla benim kızım, Nimbletyne Tinkerdome’un yeğeniyle beraber, rahmetli teyzen Silendenien’in meşhur yayını taşıyan bir izci, bir Drashan kaçaklısı, bir kasaba şerifinin sınanmamış oğlu, bir iblis, Argail Smitefast’in torunu ve ‘la Fey’ adında küçük bir kız, kocamın —muhteşem Grandaleren ve ordularının— beceremediğini başarmışlar; Themalsar’ı yok etmişler. Bu.. o kadar ironik bir şey ki..”, der ve yüzünü elleriyle kapatır.

“İyi misin, anne?”, diye annesinin yanına gelir Lorna.

“İyiyim güzelim. Sadece anılarım.. o kadar yorgunlar ki..”, der Nadine ellerinin arasından.

“Yollarımız Delia ile ayrılınca, ben bir serseri gibi, başıboş bir şekilde yalnız takılmaya başladım. Kendimi o kadar yalnız ve boş hissediyordum ki.. İşte o sıralar High Woods Ri’si Grandaleren’in daveti geldi. Açıkçası ben gitmek istemedim ve belki vazgeçer umuduyla uzun bir süre ertelemeye çalıştım ama baban ısrarlıydı. Ben de en sonunda kabul ettim. Baban istediğinde ikna etmesini iyi bilen biriydi.

Kendisine daveti için teşekkür edip, beraber bir akşam yemeğinden sonra ayrılacaktım.. Niyetim buydu. Ama işler çok farklı gelişti. Başta her şey çok güzeldi. Ama her zaman içimden ‘Neden?’, diye sordum. Bütün meziyetlerime ve cazibeme rağmen, neden bir high elf Ri’si bir insanla evlensin ki, diye sormadım değil. Otuz yıl sonra sebebini öğrenmiş oldum, sanırım..”, der ve sessizce ağlar.

Lorna annesine sarılır.

Merisoul, arkada oturduğu yerden kalkar ve ikisinin yanına gelir. Beklenmedik zamanlarda, beklenmedik davranışlarından birini daha sergiler; bulundukları mağaranın imkan verdiği sınırlı alanında kanatlarını açar ve önünde duran anne ve kızını kanatlarıyla sararak onları kucaklar.

Merisoul, kendisini hayretle seyredenleri umursamaz ama Lady’ye bakar ve “Doğruyu söylüyor. Ve duyguları da en az kızının ki kadar samimi!”, der.

“Teşekkür ederim Merisoul. Senden bunu istediğim için özür dilerim.”, der Lady, içi biraz olsun rahatlamış bir şekilde.

Lorna annesinden ayrılır ve yüzünde tam bir şok ifadesiyle Merisoul ve Lady’ye bakar. “Bizi.. Bizi kandırdınız..”, der, tam bir hayal kırıklığıyla.

Lady öne çıkar ve Merisoul’u sahiplenir.

“Hayır, sevgili Lorna. Seni asla aldatmadık, kandırmadık ve senden hiçbir zaman da kuşku duymadık. Ama Arashkan da olanlardan sonra, kimseye güvenmemiz için bir sebebimiz yoktu. Ve anneni sen tanısan da, biz tanımıyoruz. Dahası, seni baban itelemiş olabilir. Ama annen de buna göz yumdu. Ona güvenmemiz için herhangi bir sebep bulamadım açıkçası. Aklıma, Merisoul’un eşsiz kabiliyetlerinden biri geldi; ‘duygu okuma’.. Anneni okudu ve duygularını tasdik etti.”, diye açıklar.

Lorna ne diyeceğini bilemez gibi öylece durur. “Seni dostum sanmıştım..”, der Merisoul’a yarı ağlamaklı bir sesle.

“Dost..”

..der Merisoul ve durur. Succubi melezi, sanki ilk defa yediği bir şeyin tadını değerlendiriyor gibidir.

Neden sonra yukarı bakar ve “Bir ölümlü beni ‘dost’ kabul etti. Bu sayılıyor, değil mi?”, der, gizemli bir şekilde.

Lady ise iş gereksiz yere çığırından çıkmaması için atılır. “Sevgili Lorna. Lütfen. Bu sana karşı yapılmış bir şey değil. Aslına bakılırsa annene bile karşı yapılmış bir şey değil. Güvenceye ihtiyacımız vardı, onu da bulduk. Akledip Arashkan’da bunu değerlendirmiş olsaydık, belki olaylar çok daha farklı gelişirdi, öyle değil mi?”

“Onlar haklı kızım.”, der Nadine, burnunu çekerek. “Ancak kurnazlığınıza hayran kaldım, Lady. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi..”, diye de takdirini saklamaz.

“Sadede gelmek gerekirse..” diye devam eder kadın. “..babanla evlendim ve bir anda kendimi saray entrikaları ve ablasıyla arasındaki bin yıllık husumetin içinde buluverdim. Ve zamanla onun herkesi ikna ettiği gibi bir sorceress değil, bir warlock olduğunu öğrendim.”

İMKANSIZ! Annem benim ve sizin gibi bir sorceress idi!”, diye ünler Anglenna.

“Üzgünüm sevgili Anglenna, ama bu doğru değil.. Belki çok, çok eskiden, yüz yıllar önce öyle idi, ama ben onunla tanıştığımda artık bir sorceress değildi. Sanırım bunu Grandaleren de biliyordu.”, der Nadine ve kızına dönerek “Bu yüzden ikimizde sen bir warlock olunca o kadar tepki gösterdik. Ne yazık ki, birbirimizin bildiğini bilmiyorduk, dolayısıyla tepkilerimiz makul bir seviyede olmadı. Sen, birbirinden bağımsız ama aynı istikamette, iki aşırı tepkiyle bir anda muhatap oluverdin. Baban, ablasından dolayı, ben ise teyzenin seni etkilemiş olabileceğinden korktuğum için.. Babanla da oturup doğru düzgün pek bir şey konuşmadığımız için, ikimiz de gerçekte neler olup bittiğini asla öğrenemedik. Zaten sen gittikten sonra da hiç konuşmadık.”, der enRise.

“..ve her şeyin senin açından patlak vermesinin altında yatan sebep ise, teyzendi. Hiç farketmeden ailemizi mahvetti. Kadının Bari Na-ammen’e yanlışlıkla verdiği zarar, bilinçli olarak gösterdiği çabalardan daha büyük oldu.”, diye ekler. Sonra Anglenna’ya bakar.

“Annen için çok üzgünüm, sevgili yeğenim.”, der içtenlikle. “Angrellen zeki bir kadındı. Yapabileceği onca iyiliğe rağmen, sırf kardeşine duyduğu, bitmek tükenmek bilmeyen husumetinden dolayı, yapmamayı tercih etti. Aynı sebepten dolayı da yanlış varlıklarla gizli anlaşmalar yaptı ve ahmak kocamla farkında olmadan, Bari Na-ammen’i yok ettiler.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Nadine’nin son sözleriyle mağaraya opresif bir sessizlik çöker..

Merisoul Xyrotwu gözlerini kısmış, bir yandan, yaşına rağmen güzelliğinden ve zarafetinden pek az şey kaybetmiş olan kadına, bir yandan da sessizce Anglenna’yı süzmektedir. Kimsenin fark etmediği, kızın gözleri gerçekte bir iç çatışmayı saklamaktadır. Neden sonra, yapması gerektiği şeyin kaçınılmaz ve nihai noktasına varmışcasına, melezin küçük omuzları çöker, kaşları ağlamaklı bir şekilde bükülür ve alt dudağını pörtletir, zira kimsenin bilmediği gerçek; Xyrotwu’nun, içinde bulundukları mağarayı paylaştığı ölümlülerle beraberliği ve onlarla yaptıkları bir şekilde hasıraltı edilebilirken, bundan sonra ağzından çıkacaklar, onun kaderini de, tarafını da, küçük bir kızken Ad Ara adındaki bir meleğin ona bahşettiği ‘son nefesi’ ile sadece içsel bir şekilde hissettiği, ama hiç bir zaman tam olarak anlayamadığı ‘sevgi’ denen şeyi kimlere vermeyi seçeceğini de mühürlemiş olacaktı.

İşin şaşırtıcı yanı kendisini, paylaştığı mağaradakilere hiçbir şekilde borçlu hissetmemesiydi..

Merisoul bu konuda istemsizce duraklar zira az evvelki tespiti tam olarak doğru değildir..

Lady.. Lady bir Tapınak Koruyucusu idi ve kendisi gibi bir iblis tohumunu aforoz edip cehenneme geri gönderebilecekken bunu yapmamıştı. Dahası, bir tapınak muhafızı olarak bunu yapması gerekirken yine de yapmamıştı.

Gnine.. O bücür güç istediğinde ona ‘adını’ vermişti —en azından bir kısmını. Ama o bücür bunu değerlendirip kendi çıkarı için kullanmamıştı. Halbuki ona verdiği kısmi isimle bile cüce, Merisoul üzerinde güç iddia edebilirdi.

Hiç bir zaman kendisini istekli bir şekilde muhatap almamış olan izci kız Laila bile, onun gerçekte ne olduğunu bilmese de, hiç şüphesiz bazı kuşkuları vardı mutlaka ve bu konuda ondan beklediği gibi sırtına saplanması gereken oku, bir türlü yayından fırlatmamıştı.

Lorna ise kendisine sevgi ve saygı dışında bir şey göstermemişti. Yetmiyormuş gibi bir de kendisini bir ‘dost’ kabul etmişti..

Inshala.. Sevgili küçük Inshala.. Etrafında olup bitenlerin çoğunu anlamasa da, kendisinden korksa da, umarsızca, kör bir cesaretle onu —bir iblisi— korumuş ve bunun acısını çekmişti..

Şapşal Udoorin bile.. Önüne çıkan her şeyi olabilecek en küçük parçalarına indirgeyen Udoorin bile ona her zaman nezaket göstermişti.

Ve o pis adam.. Aager! Evet, kendince Merisoul’a bir sınır çizmiş ve sevgili Inshala’sını sahiplenmişti ama, sevgi bu değil miydi zaten; bir şekilde karşılıklı sahiplenme? Dahası, onu anlamak için de çaba göstermişti. Evet, belki bunu ‘Serenity Home güvenliği’ için yapmıştı, ama Merisoul bunun kötü bir bahane olduğunu anlayabilecek kadar o adamı okuyabilmişti. Özellikle Inshala’dan sonra, adamın iç dünyası tamamen değişmişti. Ama en nihayetinde adam, çözemediği bu succubi melezine ‘güvenmeyi’ seçmişti..

 

Hayır.

Merisoul paylaştığı mağaradakilere hiçbir şey borçlu değil, değildi..

Onlara ÇOK ŞEY borçluydu..

 

Acaba..

Acaba Ad Ara, bunların hepsini hesaplamıştı da Merisoul’un efendisinden öcünü bu şekilde mi alacaktı?

HAYIR!, diye düşünür Xyrotwu.

O ‘nefesi’ hissetmişti ve kendisi gibi hislere ve hislerin nüanslarına ayık bir yaratık için bu gözden kaçabilecek bir ayrıntı değildi.

O nefesin içinde sadece katışıksız, karşılıksız, koşulsuz, engin ve sonsuz bir ‘sevgi’ vardı.

O nefesin içinde Ad Ara’nın bin altı yüz yıl çektiği acılardan, gördüğü eziyetlerden kendisinde muhafaza etmeyi başardığı tek şey vardı.

O nefesin içinde asla unutmadı, unutamadığı ve unutmayacağı, zihinsel sarayının derinliklerinde, annesinin portresinin arkasında gizlediği kasanın içinde sakladığı ve ‘Arşiv No. ARZME-0000001olarak muhafaza ettiği ‘SIFIR BİR’ vardı.

 

O nefesin içinde Ad Ara’nın kendisi vardı..

 

‘Sıfır İki’ kararını verir ve bu şekilde kendi cinayetini de işlemiş olur.

Mağaranın içinde, küçük, yılmış, sonu feci bir ölümle biteceğinden kati olarak emin olan bir ‘veda’ sesi fısıldar;

 

KARDAX’ TRAKXA..

 

 

 

 


 

enRise: eski (former) Rise.

 

 

 
 

Sana Themalsar’ı Getirdim, Baba..

Timeline:

High Woods’daki saklı high elf şehine varılmış ve Alor’Nadien ne (Lorna), babası ve Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren Feymist’in yüzleşme zamanı gelmiştir.

Taht salonu tıka basa high elf soylularıyla doludur ve herkes, kendisini Lorna olarak dünyaya tanıtarak özünü reddeden prensesin açıklamalarını dinlemek için merakla bekleşmektedirler.

Bekleyenler arasında, yüzünde pek de gizleyemediği bir zafer ifadesiyle, Anglenna’nın annesi High Lady Angrellen de bulunmaktadır..

Bu hikaye, Arashkan şehrinde olan olaylar ve şehrin yok edilmesinden sonra yer alır.

 

 

Muhteşem taht salonunun ikiz kapıları açılır, altın işlemeli mor renkler içerisinde altı muhafız içeri girer ve ardından Bari Na-ammen Ri’si Grandaleren ve Rise’si Nadine içeri girerler.

Eşinin elini nazikçe tutmuş olan Ri, ağır, gösterişli adımlarla tahtına yaklaşır, eşini kendi tahtının yanındaki tahta yönlendirir, sonra da kendisininkine kurulur.

Ri Grandaleren Feymist, yaşına rağmen güzelliğinden pek az ödün vermiş bir elftir ama fiziksel görünümü, artık anlamsızlaşmış gibidir. Gözlerinde bıkkınlık ve usanç dışında, sanki derinliklerinde melun bir ateş yanmaktadır. Oturduğu tahtında etrafındakileri hiç umursamadan kıyafetleriyle ilgilenir; altın ve beyazlardan oluşan kraliyet cübbesini düzeltir, bir eliyle neredeyse beyazmış gibi görünen uzun, sarı saçlarını arkaya atar, tacını düzeltir, parmaklarındaki yüzüklerle oyalanır, bir şey düşünüyormuş gibi poz verir ve temelde önünde duranlara bakmadan ve onların varlığını umursamadan bu şekilde birkaç dakika geçirir. En sonunda yanında oturan Rise hafifçe boğazını temizleyerek onun uyarır.

Yanında oturan Rise Nadine Graciousward Feymist, tarifi zor bir kadındır. Muhteşem görünümü, sadece alımlı yüzü yada dolgun fiziğiyle sınırlı değildir. Bu kadının güzelliği ayrıntılarda daha belirgindir. Kadın sadece güzel değil, aynı zamanda fevkalade çarpıcı ve etkileyici yüz hatlarına sahiptir. Nevarki Nadine’yi ‘büyüleyici’ yapan gerçekte bunlar değil, hareketlerindeki ekonomik zarafettir. Nadine Graciousward, bir insan olmasına rağmen, her nasılsa yanındaki elften çok daha asil ve konumunun sahibi gibi tahtında oturmaktadır. Kocası üstü başıyla uğraşırken, o ise önünde duranların ayrıntılarını çoktan görmüş ve aralarındaki hikayeleri okumuş gibidir.

Nadine önce kızına bakar ve ister istemez gözleri dolar. Kızı, aylar öncesine kıyasla daha da incelmiş ve erimiş gibidir ama ondan geriye kalan, artık bebek yağlarından kurtulmuş, daha kararlı, muhtemelen çok daha inatçı, çelik bakışlı biridir. Sevgili Lorna’sı oldum olası ciddi bir kız olmuştur. Ne var ki şu anda önünde duran kız, baktığı şeyleri değil, daha da ötesini gören bir ifadeyle babasının, onunla ilk tanıştığı anki kopyası gibidir.

Lorna güzelliğini annesi olduğu kadar babasından da almıştır. Göz rengi, çok hafif çilli burdu ve küçük ağzı annesininki gibidir. Çok uzaklara bakan ifadesi ise babasını andırırken, sevgisi, samimiyeti, tutkusu, şefkati, içine kapanık olmasına rağmen etrafına yaydığı umut ve dinginliği, doğal zarafeti ve içsel cazibesi ise tamamen kendisindendir.. Nadine içini çeker. Küçük bebeği büyümüş ve daha küçücük bir kızken vadettiği güzelliğine ulaşmıştır. İç çekişi, bugünkü karşılaşma her nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, onu artık burada tutamayacağını anlamasındandır..

Onun hemen arkasındaki, aralarında ancak belirgin bir anlayış ortaklığının müsaade edebileceği bir yakınlıkta duran, kızına yapılabilecek en ufak hakarete, muazzam bir farkla ve olabilecek en kanlı şekilde cevap vermek için sadece bahane arayan iri gence bakar. Genç adam elf standartlarına göre pek de yakışıklı değildir ve bu Nadine’yi biraz şaşırtır. Kızına bu çocuk göz kulak oluyorsa, demek ki Alor’Na’sı onda yüzeysel ve geçici bir çekim değil, başka meziyetler bulmuş olmalıydı. Nadine, gencin çok kısa bir anlığına kızına attığı bakışı görür ve aradaki bağları kurar. Gencin kıza anlık bakışında bile yüzünün kızarmasından, çocuğun içine düşmüş olduğu vehametini ve kızı karşısında tam anlamıyla kayıp bir vakıa olduğunu görür ve içinden mutlu bir şekilde geçirir, ‘Belki de Alor’Na’m benden şanslı çıkar. Arkanı yaslayabileceğin ve güvenebileceğin birisini bulmuş olmana ne kadar sevindiğimi bilemezsin bebeğim. Ne yazık ki bunların ikisi de bana verilmedi.. ama görüyorum ki sen bulmuşsun. Bulduğun şeyi tut ve ona sımsıkı sarıl!

Rise grubun diğer üyelerini de gözden geçirir. Nadine, Anglenna’yı yakinen tanır.. Kızın zeki olduğunu, daha ilk tanıştıklarında fark etmiştir. Ne var ki annesinin kızın üzerindeki etkisi katidir. ‘Anasının küçük, süslü papağanı‘, diye geçirir içinden üzülerek, zira elindeki muazzam potansiyele rağmen, o güne kadar Angrellen ne dediyse, Anglenna da onları tekrarlaması dışında kendisine özel hiçbir varlık göstermemiştir.. ‘Belki annesinin gölgesinden ayrılmış olması ona yaramıştır.‘, diye umut eder.

Nadine, Anglenna’nın annesi Angrellen’den korkmaz. Geçmiş otuz yılda onunla sayısız defa yüzleşmiş ve her defasında da üstesinden gelmiştir. Yaptıkları en son atışmada, ‘Sanırdım ki senin gibi bin beşyüz yıl yaşamış biri, biraz daha akıllı olurdu.. Görüyorum ki yaşın sana beraberinde bilgeliği de getirmemiş!‘, demiş ve suratı kıpkırmızı kesilmiş kadını başından savmıştı. Bu olay, o kadınla en son konuşması olmuştu. Angrellen konusunda kendisini tedirgin eden tek şey, kadının uslanmaz ve usanmaz kini ve inadınır..

Gözleri dişi dwarf’a takılır. Dwarf’ın yüzünde, hiçbir saçmalığa tahammül etmeyeceğine dair kati bir ifade vardır. Nadine dwarfları sever, zira çoğunluğu ya ak, yada karadır. Edindiği bilgilere göre bu dwarf, meşhur Serenity Home kasabasının yetkin tapınak koruyucusu, Lady Magella olmalıdır. Bu da onu ‘iyi’lerden yapıyor olmalıydı. Dwarf’ın etrafına yaydığı güven ve hayal meyal hissedilir kutsal nitelik bile kızının doğru kişilerde arkadaşlık bulduğu iç rahatlığını verir.

Rise Nadine, izci kızı ve yanında duran gnome’u süzer. İzci kılık kıyafeti konusunda belli ki umarsızdır, ama oldukça alımlı, cüretkar bir güzelliğe sahiptir ve bulunduğu yere rağmen, kimliğini bir kalkan gibi bürünmüş, etrafındakilere kafa tutarcasına bakmaktadır. Nadine iç çeker ve ‘Elflerden dilin mi yandı güzel kız? Dert etme, benim de yandı!‘, diye hicveder içinden. Nadine açısından işin sevindirici yanı, bu güzel, alımlı izci, kızı gibi bir yarı elftir. Rise bundan dolayı mutlu olur. Kızının, kendisi gibi yarı elflerle karşılaşmış ve onlarla arkadaşlık etmiş olduğunu görmesi içini rahatlatmıştır. Kızının sessiz ve içine kapanık oluşunun en büyük sebebinin, etrafında kendisiyle özdeşleşebileceği dengi elflerin olmayışı olduğundan her zaman rahatsız olmuş, bu yüzden onunla olabildiğince zaman geçirmiştir.

Ve bir gnome. Tabii ya.. Ortada bir sorun varsa, bir gnome nasıl eksik olabilirdi ki?‘, diye buruk bir gülümsemeyle geçirir içinden. Gnome, bütün Bari Na-ammen sarayının ihtişamını tek bakışla içine çekmiş, kullanılabilir en küçük parçalarına ayırmış, teker teker incelemiş, elde ettiği analiz sonuçlarını, muhtemel kimyasal tetkikleriyle birleştirip tahminleriyle kıyaslamış ve aradaki farkı pek de ilgi çekici bulmamış bir mucidin burun kıvıran ifadesiyle etrafına bakmaktadır. Dahası, avucunu kaşıyıp durmasından, aklından yapmayı düşündüğü ve muhtemelen de sadece kendisinin komik bulacağı, abuk sabuk bir şeylerin geçtiği kesindir, çünkü yanında duran izci kız devamlı onu dürtüp durmaktadır!

Onların arkasında, omuzlarının üstünden görünen, kuzguni kanatlı bir yaratık —bir kız— durmaktadır. Kız, Nadine’ninkine bile kafa tutacak bir güzelliğine sahiptir. Nadine’nin kuşku götürmez, dünyevi güzelliğine, kızı Alor’Na’sının şeffaf, büyüleyici cazibesine, izci kızın kafa tutan, yırtıcı çekimine, yeğeni Anglenna’nın ise ‘ulaşılamaz buzullar’ı andıran soğuk, mesafeli ve keskin güzelliğine karşın, bu kızın güzelliği uhrevidir. Kız etrafına saf gözlerle bakınmaktadır ve arkadaşlarının kaçınılmaz tedirginliğinden tamamen beri bir şekilde durmaktadır.

Eyvahlar olsun!‘, diye hayıflanır içinden Rise. ‘Saraya bir iblis mi getirdin kızım? Baban bundan hiç hoşlanmayacak..

Nadine, iblisin arkasındaki son iki kişiyi süzer. Biri karalar içerisinde, etrafında olan herkesi —ama herkesi; geçtikleri koridorlar ve salondaki muhafızları, danışmanları, diğer asilleri, yukarıda, balkonda gizlenmiş okçuları ve kalın, kadife duvar perdelerinin arkasında yer alan ek muhafızları, ortalıkta dolaşan hizmetçileri ve yardımcıları da dahil, HERKESİ— sayılarını, silahlarını, potansiyel saldırma sıralarını, kapasitelerini ve gözlerindeki niyeti acımasız bir ekonomiyle süzmektedir. Belli ki bu adam politikanın kendisiyle değil, oluşturabileceği potansiyel sonuçlarıyla ve bunlara karşı alabileceği önlemlerle ilgilenmektedir. Karalar içindeki adamın kurduğu plan her ne ise, ardında olabildiğince çok ceset bırakacak bir plan olduğu kesindir!  ‘..Ve paralı kesiciler mi?, diye geçirir içinden. Ama sonra, çok kısa bir anlığına adamla göz göze gelir ve adamın başını anca fark edilir bir şekilde, ‘hayır’ anlamında salladığını görür. ‘Demek paralı kesici değilsin. Nesin peki?‘, diye merak eder.

Adam, çok hafif yana kayar..

Nadine’nin gözleri, onun arkasına saklanmış ve önünde duran adamın koluna yapışmış küçük, sıskası çıkmış kıza takılır.

 

Bu kız..

Nadine bu kızla daha önce karşılaşmamıştır ancak rüzgarlar tıpkı bu kızın tarifine uyan birinin adını fısıldamıştır ona.. la.. la fey.. LA FEY!

Bu küçücük kız Inshala ‘la Fey’ Frostmane olmalıydı!

 

Ah Alor’Na’m.. la Fey senin dostun ise, başka dosta ne gerek var! O kızın adını ve yaptıklarını rüzgarlar ve yağmurlar, ağaçlar ve çiçekler, kurtlar ve geyikler, kartallar ve kargalar, dinlemesini bilen herkese taşıdılar..

Nadine Graciousward, bir anda geleceği görür gibi olur ve korkar.

Kızının, böylesi bir grubun parçası olmasının bir rastlantı değil, kaderin müdahalesi olabileceği konusunda kati bir inanış oluşur içinde. Ve inatla kızına bakmaktansa üstü başıyla ilgilenen kocasını dürter..

 

 

Ri Grandaleren Feymist, yavaşça başını kaldırır ve uzun bir süre sessizce önünde duranlara bakar. Durgun gözleri, grubun her üyesini teker teker inceler ve en sonunda kızına bakar ama bir şey söylemez. Rahatsız edecek kadar uzun bir süre kızını inceler ve neden sonra bıkkın, yorulmuş ve kızgın bir ifadeyle konuşur;

“Saraydan kaçtın Alor’Nadien ne. Bu sana ne getirdi? Hepimizi bu şekilde teşhir etmeye değer miydi? Bu rezilliğe gerek var mıydı? Yetmiyormuş gibi, benliğini ve aslını reddedip kendine başka bir isimle çağırarak bizleri utandırman gerekli miydi?”

Babası konuşmaya başlayınca, Lorna başını yere eğmiştir. Anca duyulur, yumuşak sesiyle ona cevap verir;

“Ortada bir rezillik varsa bunun mümessili ben değilim, baba. Ben yolumu seçtim ama yolunu seçen herhangi bir elf’e gösterilen tahammül ve saygı bana gösterilmedi. Bunu yaparak farkında olmadan beni elflerinden daha az görmüş olmadın mı, baba? Onların sahip oldukları haklara da sahip olmadığımın vurgusunu yapmış olmadın mı?

Hoşnutsuzluğunu genele ilan ederek, bir baba ile kızı arasındaki kalması gereken bir meseleyi, bu olayda hiçbir aidiyeti olmayanların, kendilerini buna dahil etme yüzünü ve cesaretini onlara vermiş olmadın mı?

Bunu yaptığın anda bir çatışmanın kaçınılmaz olacağını bilmene rağmen, yine de yaptın.. Bu çatışmanın hiç gerçekleşmemesini istediğim için ayrıldım.. Elflerine verdiğin hakları benden esirgediğin için ayrıldım, baba. Ve beni elflerinden gayrı gördükten sonra artık sadece annem için Alor’Nadien ne (Nadine’nin Cazibesi) olarak kalabilirdim ama halkına Rise olamazdım. Bunu sen kendi elinle yaptın, baba..

Geri geldiğimde seni ve annemi bir daha görmek ve aramızda sevgi ve saygının hala var olduğu bilmeye ihtiyacım olduğu için ve bir barış olmasını umduğum için geldim.. Buraya Arashkan halkını neden yalnız bıraktığınızı sormaya geldim. Onlar saldırı altındayken, neden güvenli bir mesafeden seyretmeyi tercih ettiğinizi sormaya geldim. Ve neden kıyımdan kaçan Arashkan mültecilerini hudutlarından def ettiğinizin hesabını sormaya geldim, baba.. Ama görüyorum ki, buraya gelişim sadece seni son bir defa görmüş olmak içinmiş.. Zira komşuları öldürülürken buna sessiz kalan bir Ri’nin kızı olamam. Ve ben Alor’Nadien ne olamayacaksam, burada bana bir yer yok, baba..”

Alor’Nadien ne Feymist’in sesi bütün salonda çınlar ve Bari Na-ammen’in ve High Woods elflerinin son prensesi, kahır dolu bir cesaretle deklere eder;

“Veliahtlık hakkımı sevgili ablam ve kuzenim, High Lady Anglenna’ya bırakıyorum!”

Salon bir anda derin iç çekişler ve hayret nidaları ile çalkalanır. Bir anda herkes konuşmaya başlar ve ortalık karışır. Rise Nadine’nin yüzünde şok ve hayret ifadesi belirirken, Grandaleren’in yüzü ise tamamen kararır.

Neden sonra Grandaleren bir elini kaldırır ve salon sessizleşir. Tamamen bıkkın, tükenmiş ve kayıp bir ifadeyle;

“Buna değdi mi peki? Güttüğün yol seni halkından etti. Buna karşılık ne kazandırdı?”

Lorna başı eğik bir şekilde “Onlar her zaman benim halkımdı. Onları elimden sen aldın, baba.. Nevarki Arashkan halkını def ettiğinde, burada asla bir yerimin olamayacağını da bana söylemiş oldun. Ben bir elfim, baba. Ama ben aynı zamanda bir insanım. Ve öyle görünüyor ki senin ülkende insanlara yer yok!”, der fısıltı gibi bir sesle.

Ve geldiklerinden beri ilk defa Lorna eğik başını kaldırır ve doğrulur. Kızın gözleri sanki içten bir ateşle yanmaktadır. Babasına bakar ve sesi bütün taht salonunda yankılanır;

“Ne kazandırdığına gelince; buradaki bütün elflere tanınan özgür irade hakkım ve bana saygı duyan sevgili dostlarım dışında hiçbir şey..

Ama sana ve halkına elim boş gelmedim..

Sana onurunu getirdim..

Sana Themalsar’ı getirdim, baba..”

Lorna sağ elini pençe yapar ve Thelmasar’ın ruhunu cesedinden kopardığı zaman yaptığı hareketi yineler ve yerden kapkara, kötürüm bir duman eşliğinde bir şey yükselir. Salondaki elf muhafızlar bir anda silahlarını çekip atılacakmış gibi ileri doğru meylederler ancak derin, kaynayan, vahşi bir ses taht salonunun pencerelerini titretecek şekilde gürler;

“KİM PRENSESE DOKUNURSA ÖLÜR!”

Udoorin, iki elinde de dev baltaları olduğu halde, önünde duran kızı kuşatmış, yüzünde, az önce söylediği şeyi yapacağına dair hiçbir kuşku bırakmayan bir ifadeyle durmaktadır!

Salon sessizliğe bürünür.

Neden sonra çok derinlerden gelen ölü, metalik bir kıkırdama duyulur.

 

 

Aaaaaa… Grandaleren.. uzun zaman oldu.”, der, Lorna’nın çağırdığı kirli dumanın içinden peyda olan Themalsar’ın lanetli ruhu.

“Bakıyorum halkına Ri olmuşsun. Merak ediyorum, bunu hangi sayısız başarısızlığından dolayı sana verdiler? Hangi ahmak senin gibi beceriksiz bir komutanı, göçmüş babana Ri olarak önerdi?”

Yerinde taş kesilmiş Grandaleren, ‘hayalet görmüş’ gibidir! Neden sonra dili çözülür ve kati bir sesle ona cevap verir;

“Ben seninle savaştım ve seni yok ettim!”

“Hayır yaşlı adam.. Ne olacağını bildiğin halde yine de ölüme gönderdiğin elflerin benimle savaştılar. Sen ise babanın sana verdiği şeref muhafızlarının arkasından, askerlerinin katledilişlerini seyrettin.. ve duvar süslerimi kırmanız dışında da gerçekte hiçbir şey başaramadın. Küçük kız kardeşin bile senden daha erkekti. O ve lanet izcilerinin yaptıkları baskınlar olmasaydı, savaş sürdüğü kadar sürmez ve sen, küçük ittifakınla beraber daha ilk yıl yok edilmiş olurdunuz. En sonunda o dişi elfi pusuya düşürüp öldürdüğümde hepinizin etrafı sarılmış olarak avucumun içine, tam istediğim yere düşmüş oldunuz. Son anda Durkahan paladinleri yardımınıza yetişmemiş ve kuşatmamı yarmamış olsalardı, tarihi sen değil ben yazmış olacaktım..”

“Yalan söylüyorsun, melun ruh!”, diye haykırır Grandaleren!

“Ben artık bir ruh bile değilim. Senin yapamadığın işi, horladığın bu küçük kız yaptı. Ve senin gibi işi eline yüzüne bulaştırıp yarım bırakmadı. Asla bir daha çağrılamayacak şekilde ruhumu lanetleyerek bedenimden kopardı. Ben artık yokum. Kati ve tamamen.. ve senin aksine, yalanlara da ihtiyacım kalmadı. Yalanlar hayatta olanlar içindir. Benim gibilere bir ederi yok! Sen o tahtı asla haketmedin. Arkandan şimdi bile sırıtan korkak ablan da. Aranızda Rise olmayı hak eden iki kişiden birini ben öldürdüm.. Bu şekilde sekiz yüz yıl beklemiş olsam da, elflerden öcünü almış oldum zira sizler dünyadan elini ayağını çekmiş, kendi ihtişamınızla kör olmuş ve durağanlaşıp çürümeye yüz tutmuş bir halksınız.”, der Themalsar ve sonra kin dolu bir sesle ekler;

“Merak ediyorum, hangimiz gerçekte ölü.. sen mi, yoksa ben mi? Nihai yıkım geldiğinde en azından ben, sevdiklerimin gözlerim önünde kesilmelerini seyretmek zorunda kalmayacağım!”

“Senin asla sevdiğin birisi olmadı, şer tohumu!”, diye hırlar Grandaleren. Themalsar konuştukça elfin donuk gözleri yanmaya başlamıştır. Kaskatı kesilmiş bir şekilde tahtına yapışmış, önünde duran lanete büyük bir kinle bakmaktadır.

“Tıpkı senin gibi.. Tahtı ablana bırakmamak için bir insanla evlenip çabucak büyüyen bir yarı elf yapmadın mı? Gerçekte o tahtı hak eden küçük kız kardeşini ben öldürdüm. Sen ise kendi öz kızının doğum hakkını, zayıflığın, beceriksizliğin ve kibrinle yok ettin. Yüzyıllar önce bana katılman karşılığında babanın tahtını sana vaad ettiğimde, onurun yada babana olan sevginden değil, kibrinden dolayı beni reddetmiştin. Ama görüyorum ki hiç hak etmediğin bir şöhretle o tahta oturmuşsun. Aradan sekiz yüz yıl geçti ve bana öldürttüğün elflerin hala eski sayılarına kavuşamamış..”, der manyakça kıkırdayarak. “Bu da senin çok uzun olan başarısızlıklarının sadece en sonuncusu olacak çünkü artık ölümün yaklaştı yaşlı bunak!.. Ve ardında gururla bırakabileceğin ne bir başarın, ne bir eserin, ne de bir veliahtın var. Ülken ve halkın, seninle son bulacak.”

Themalsar’ın kirli, mel’un ruhu yerden daha da yükselir ve Grandaleren’e küçümser bir tiksintiyle bakar ve ona muazzam, iç titreten bir horlayışla hitap eder;

“İblis efendilerim alınır diye, senin kadar başarısız bir elfi kurban olarak bile kullanmazdım tapınağımda—”

Büyük salon, beklenmedik, kulak çatlatan bir ışıkla aydınlanır ve ardından yer sarsıcı bir gök gürlemesiyle sarsılır ve salondaki bütün pencereler, bir anda dışa doğru patlar! Herkes parlak ışığın etkisiyle kısa bir süreliğine kör olur. Neden sonra görebildiklerinde, Themalsar’ın az önce durduğu yerde derin bir yarık oluşmuş ve yarık kekremsi bir kokuyla tütmektedir.

“Geber, kahrolası papaz!”, diye Grandaleren’in boğuk hırıltısı duyulur..

..ve salon kati bir sessizliğe bürünür!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Sessizliği çınlayan bir ses bozar. Tahtlardan birinden elf işlemeli bir halka, parlak mermer zeminde yuvarlanarak salonu yarılar ve iç gıcıklayıcı bir şekilde olduğu yerde uzun bir süre döner ve en sonunda durur.. Bu halka Rise Nadine’nin tacıdır. Nadine ayağa kalmış buz gibi bir ifadeyle etrafındakileri süzer ve bakışları etrafındakilerin içine korku salar. Gözlerini gezdirdiği bütün elfler başlarını öne eğip, dizlerinin üstüne çökerler.

“Yıllar önce buraya ilk davet edildiğimde bana bunun kötü bir fikir olduğu söylenmişti. Ama ben, elfler ve insanların barış içerisinde ve ortak yönetim altında yaşayabileceğine inanmıştım. Aradan geçen otuz yılda bunun olamayacağı bana sayısız defa gösterilmiş olmasına rağmen ben yine de inat ettim. Her gün arkamdan söylenenleri duymazdan, yapılanları ise görmezden geldim. Ama kızımı sizin kibrinize yedirmeyeceğim.”, diye Nadine’nin kati sesi bütün salonda yankılanır. Sesi soğuk ve mesafelidir, ama gözlerinde dış görünüşünden hiç beklenmeyecek, vahşi bir ateş yanmaktadır.

Rise Nadine eşine, Grandaleren’e döner ve ona ancak, hayatını adadığı ama hepsinin bir yalan olduğunu anlayan bir kadının yüzünde oluşabilecek bir ifadeyle bakar.

“Politik evliliklerde sevgi olmaz. Sadece çıkar ilişkisi vardır. Ama ben politik bir çıkar için seninle evlenmedim zira şahsım dışında kimseyi temsil ederek gelmedim. Buraya senin kişisel davetlin olarak geldim ve ısrarın üzerine evlendim. Sana bir kadının verebileceği bütün sevgiyi ve saygıyı verdim. Sana bir kadının erkeğine verebileceği en mükemmel çocuğu bahşettim. Ve sen onu köpeklerine yem etmeye kalktın. Ya bu saçmalığa hemen, şimdi bir son verir ve bir Ri gibi davranırsın, yada ben bir Ri ile değil, basiretsiz bir ahmakla evlendiğim gerçeğiyle buradan kızımla ayrılırım, zira burada kızımın hakkı olan bir geleceği yoksa, benim durmam için de bir sebebim yok demektir.”

“Ama her ne olursa olsun, kızıma kötü niyetle bakan yada ona el kaldırmaya çalışan olursa, onu kendi ellerimle ait oldukları cehenneme ‘def’ edeceğim. VE ŞUNU İYİ BİLESİNİZ Kİ BEN ‘DEF’ ETTİĞİMDE GERİ DÖNÜŞ, İKİNCİ BİR ŞANS YADA KODESTEN ÇIKIŞ KARTI OLMAZ. BUNU OTUZ BEŞ YIL ÖNCE ARCANTON ÇOK ACI BİR ŞEKİLDE ÖĞRENDİ. İTİRAZI OLAN VE BENİ SINAMAK İSTEYEN VARSA, ŞİMDİ, ŞU ANDA ÖNE ÇIKSIN..!“, diye Nadine’nin, içi ölüm ve daha beteriyle dolu hırlaması duyulur.

 

High Lady Angrellen öne çıkar..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Yeter, anne!”, diye bir ses çınlar salonda ve High Lady Angrellen olduğu yerde kalır.

Yüzünde hiçbir tereddüt olmaksızın Anglenna, herkesin kendisini görebileceği bir şekilde öne çıkar.

“Taht bana ait değil zira varis ben değilim. Hiçbir zaman olmadım. Prenses Alor’Nadien ne, o tahtın tek ve gerçek varisi. Bunu, hayatımı defalarca kurtarmadan önce biliyordum. Ama kendime itiraf edemedim. O artık benim hasmım değil. O benim arkadaşım. O benim kız kardeşim ve onun hakkını yedirmeyeceğim, anne! Bari Na-ammen, senin ve amcamın gizli çekişmesinden yeterince zarar gördü. Bunu dünyada olup bitenlere baktığımda gördüm. Bütün işaretler orada ama biz iç çekişmelerimize o kadar gömülmüşüz ki, bu gerçeğe tamamen kör olmuşuz. Ama artık bunun bitmesi lazım. Themalsar’ın bahsettiği nihai yıkım yaklaşıyor. Orken sürüleri, efendileriyle geliyorlar. Bütün büyük şehirlerde önce birlik ve beraberliği fesat ve çıkar çatışmaları ile bozup sonra da yıkımlarını getiriyorlar. Bunu gözlerimle gördüm. Bu yüzden artık durmalısın anne. Çünkü ben senin anlamsız mücadelenin bir parçası olmayacağım. Düşman geldiğinde, tahtda kimin oturduğuna bakmayacak. Seni de herkesle beraber kesecekler..”

Anglenna annesinin gözlerinin içine bakar ve çok büyük bir umutla beklediği anlayışı da, ayılışı da göremez. Omuzları çöker ve dönüp Lorna’ya, “Gel kardeşim. Gidelim. Burada sadece inatla geçmişlerine ve kibirlerine tutunmuş ölüler var. Bize, gelen felaketle savaşacak taze insanlar lazım ve onlardan burada yok!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

HAYIR! GİDEMEZSİN! SEN RİSE OLACAKSIN.. OLMALISIN! YÜZYILLAR ÖNCE, SEN DAHA DOĞMADAN BU BANA VAADEDİLDİ..!“, diye bir feryat kopar salonda ve herkes mutlak bir umutsuzlukla dile gelmiş bu sözlerin sahibine döner..

.. High Lady Angrellen, belkide sekiz yüzyıl filizlenmesini beklediği umutlarının parmakları arasından kayarak yok oluşunun verdiği panikle ağzından kaçırdığı sözler karşısında taş kesilmiş bir şekilde öylece durur..

Nadine, ayağa kalkar ve salonu terk eder. Güzelliği ve zarafetiyle nam yapmış kadın tacını geride bırakır ama kızını değil. Onu elinden tuttuğu gibi taht salonunun yan kapılarından birine yönlendirirken, diğerlerine de acil bir fısıltıyla “Gelin güzellerim, burası artık güvenli değil..”, diyerek kendisini takip etmelerini söyler. Anglenna’nın tereddütünü görünce, “Gel yeğenim. İnan bana, birazdan olacakları görmene gerek yok.”, der ve diğer eliyle onu da kolundan tutar ve salondan çıkarır.

Annesi Nadine eşliğinde Lorna, Udoorin ve Anglenna, Lady, Laila, Gnine, Merisoul, Aager ve “Nooldu yaa?!”, diye yüzünde şaşkın bir ifade olan Inshala hızla koşarken, Grandaleren’in “En sonunda kendini ele verdin, seni huysuz cadı..”, diye haykırdığı duyulur.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Gelin güzellerim, burası artık güvenli değil..”, diyerek Nadine, peşine taktığı kızını, yeğenini ve yoldaşlarını, sarayın gizli tünellerinden geçirirken karşılaştıkları elf muhafızlarına, arkalarında bıraktıkları taht salonunu işaret ederek “Hainler.. Hainler taht salonunda.. Hainleri yakalayın!”, diye emirler yağdırır ama ‘hainler’ derken kocasından mı, yoksa High Lady Angrellen’den mi, yoksa her ikisinden mi bahsediyor anlaşılmaz.

“Geldiğinizi ilk duyduğumda o kadar sevinmiştim ki.. Korkarım, sizler adına vermeyi düşündüğüm şöleni ertelememiz gerekecek zira burası artık güvenli değil.”, der nefes nefese kalmış bir şekilde.

Rise’nin sözlerini tasdik edercesine, arkalarında büyük bir patlama olur ve her yer sarsılır.

Taht salonu yıldırımlar, ateş yağmurları ve mebus büyülerle sallanırken, her iki tarafın askerlerine ait kılıç şakırtılarına ölenlerin boğuk çığlıkları karşır..

Yan odalardan birine sızdıklarında bir anda Nadine, Lorna ve grubun etrafında elliye yakın elf muhafızı belirir ve her şey durur.

Gruptaki herkes bir anda gerilirken Udoorin’in yüzü kararır ve sessizce sevdiği kızın arkasına geçip devasa baltalarını kaldırır.

Muhafızların başı Rise’ye yaklaşır ve önünde, tek dizi üstüne düşer.

“Hanımım..”, der boğuk bir sesle. “Aramıza katıldığınızdan beri bizim için yaptıklarınızı bazılarımız gördü. Ri’mize baş kaldıramazdık ama prensesimize yapılanlara da göz yummadık. Prensesimiz, Bari Na-ammen’in sükuneti için hakkı olan tahtından vazgeçişini ve ayrılışını gördük.. Hiçbir ırkın tarihinde görülmemiş bu fedakarlıktan sonra, burada bulunanlar ve dışarıda hazırda bekleyen bine yakın muhafız, aramızda ona gizli bir sadakat yemini ettik; geri geldiği gün, her ne olursa olsun onun önünde, yanında ve arkasında olacağımıza dair. Öyle görünüyor ki andımızın sınanma zamanı geldi. Sayımız fazla değil, ama buradaki her elf’in canı sizindir.. Bir gün bize geri döneceğinize ve Bari Na-ammen’i tekrar yükselteceğinize dair inancımızdan dolayı bizler önden gideceğiz ve sizin için yolu açacağız zira High Lady Angrellen’in kişisel muhafızları her yerdeler ve prensesimizi gördükleri yerde öldürme emri aldılar. Onları aştığımızda ise önümüze Orken sürüleri çıkacak çünkü buraya bir soykırım için geldiler ve şehir sarılmış durumda.”, der muhafızların başı. Sonra derin bir nefes alır, başını kaldırır ve Rise’sine bakar.. Alor’Nadien ne’ye.

“Bugün Bari Na-ammen’in son günü. Bugün, bu güzel ülke dünyaya veda ederken lütfen bizi iyilikle anın.”, diye çekilmiş bir ifadeyle Lorna’ya yalvarır.

Gözleri dolmuş olan Lorna’nın yüzünde en az önündeki muhafız kadar çekilmiş bir ifade mevcuttur. Prenses, yumuşak, boğuk ama kararlı bir sesle konuşur.

“Adın ne senin asker? Seni ve sadıklarımı anıp hatırlaya bilmem için bana isimlerinizi söyleyin.”, der.

Muhafızların başı, yavaşça elini göğüs zırhlığının içine sokar ve düzgünce katlanıp mühürlenmiş kalın bir papirüs çıkartır.

“Sadıklarınızın hepsi burada, hanımım.”, der ve ayağa kalkar. Kısa, kesin bir emir verir ve muhafızlar yek vücut haykırır.

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

Sonra hepsi kılıçlarını çeker ve dönüp seri adımlarla prensesleri için yolu açmaya başlarlar..

Çok uzaklardan, ormanın derinliklerinden, tanıdık, iç ürpertici savaş borularının vahşi ulumaları duyulur..

Tıpkı Arashkan da olduğu gibi, efendileriyle beraber Orken sürüleri gelmiştir!

..ve onlarla beraber Themalsar’ın kehaneti gerçekleşir; neredeyse bin yıllık durağanlığın getirdiği uyuşukluk, ihtişam körlüğü ve entrika, meyvesini vermiştir.

Bari Na-ammen için hesap günü, nihai yıkım ile gelmiştir..

 

 


Ri: High Elf’lerin krallarına verdikleri ünvan.

Rise: High Elf’lerin kraliçelerine verdikleri ünvan. Okunuşu; Ri-Se şeklinde, iki heceli bir kelimedir.

Hikayenin sonunda muhafızlar;

“RİSE ALOR’NADİEN NE..!”

..diye haykırırken karma bir kullanımda bulunmuşlardır: Prenseslerini, ‘kraliçe’ anlamında ‘Ri-Se’ ve tek heceli kullanımıyla ‘ayağa kalkmak, doğrulmak, yükselmek’ olan ‘RISE‘.

‘KRALİÇE ALOR’NADİEN NE..!

ve

YÜKSEL ALOR’NADİEN NE..!‘, olarak.

 

 

 
 

After Her..

Timeline:

This is a recollection of certain events taking place from around the Themalsar War to centuries later and ending somewhere amongst the ruined lands of Demon Plains and Arcanton Mordenon’s faulty demon gate..

This is a story on how the letter-scroll Prince Gordigon gave to Arcantonic Palecog traveled through time and space to end up back in the hands of the little gnomic girl after she lost it during their hurried flight from the war zone of Themalsar.

It is also, however, a projection of the story
Left Behind (18+)

 

 

Brom Bumblebrim gets bit, again, by whatever it is that keeps biting him on occasion as he brushes by the Tinker-guy on his way out of the Great Arashkan Library. And on an impulse, he burglarizes him, unwittingly taking back the letter-scroll that Tonic had lost, some 800 years ago, just past Ogre’s Foot during their first prophecy.

Stories:
Birthright (18+) – first part,
Quiet In The Library

 

As to how the scroll comes by the gnome, Gnine Tinkerdome is an adventure all by itself;

About a week after its loss, the scroll is first discovered by one of the scores of scouts belonging to the Durkahan Paladins and the Koruxan Knights heading towards the battle against Themalsar. The document is handed over to the Keeper of Durkahan Archives who is killed, some two weeks later, along with hundreds of other military personnel during their final push against the Themalsar’s forces when goblin sappers strapped with fused bombs charge out of their hidden trenches and into the ranks of the Durkahan Paladins and Koruxan Knights..

 

When the war finally ends, the paladins, the knights, the elves, and the dwarves refuse to loot the bloody, stinking, corpse infested battlefield. They collect their dead and wounded, and head home, leaving the Arashkan Military to deal with the mess.

The not-so-happy Arashkan Army loots everything they can find and take them back to their own city, inadvertently raising the economical level and power of the city by tenfold while all documents and writs found are sent to The Great Arashkan Library to be sifted and eliminated; a long and tedious process that unwittingly forms the foundations of ARIS, Arashkan Intelligence Service.

Some of the writs and documents are forwarded to the department of history, and some are handed over to the military, while others are sealed and archived in the royal palace vaults.

 

Many centuries later, a disreputable and quite a drunkard professor is excommunicated from the University of Arashkan for selling antique books and documents in the black-market, also finds himself on the wrong side of the law for forgery and falsifying official documents.

Afraid of being locked in jail or worse, he seeks sanctuary among the Thieves Guild of the same city. The thieves ‘hire’ him to work for them in their ‘information department’, for a small fee to prove his loyalty; the professor is to bring his whole batch of pilfered antique books and documents.

Story: Birthright (18+) – second part

 

Unfortunately, the conflict between the thieves guild and the cutters known as Them Friggin Bastards escalate and turn into a bloody, open street warfare after the seemingly unexpected murder of a high standing aristocrat, a Lady Felisia Fremeir, over some stolen ‘royal gifts’. The professor, along with his marketable antiques are ‘shelved’ and put on hold, and shortly after, are totally forgotten when the professor’s liver finally gives in and he dies of over abuse of alcohol.

Story: Neye bulaştın, Felishia? (18+)

 

A few years later, a young half-elf thief named Darly ‘Darlius’ Dor searching for a means to avenge his unspoken lover, the Lady Felisia Fremeir brings his ‘friends’; Aager Fogstep, Laila Wolvesbane, Inshala Frostmane, Merisoul Xyrtowu, and Gnine Tinkerdome to the ‘information department’ of the thieves guild to ‘help’ them in their search to find the whereabouts of the highly wanted and elusive rebellion, Gar Thalot.

During their hours-long excavation among thousands and thousands of documents and bits and pieces of parchments with various information on the city, the city denizens and officials alike, the keen ranger corporal Laila Wolvesbane stumbles on a very old letter-scroll. To the great surprise of everyone in the group, the letter is written by a Prince Gordigon Tinkerdome some 800 years ago to his father, King Drine Tinkerdome of Silent Hills. The letter-scroll is handed over to Gnine Tinkerdome, also a member of the same company.

Story: Birthright (18+) – second part

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Historically, when the Demon Fog settles over Silent Hills, some few colonies of gnomes do manage to escape the disaster. The majority of these gnomes travel far south and west, never to be heard of again as they are hunted down and slain by some very large, orc-like creatures, possibly the first-ever sighting of the Greater Orken. Some few, though, secretly settle at Tinker Hills to form their own small and ‘silent’ community. Nearly three hundred years later, a highly intelligent, and dangerously proactive young gnome is born into this community; Gnine Tinkerdome.

 

Burning with curiosity about his possible heritage, and with the help of his bond, Whimsi Lola, the gnome, Gnine, starts to secretly break into The Great Arashkan Library in hopes of finding more information in the restricted, official archives, where he meets a rather unscrupulous hobbit named Brom Bumblebrim, who, upon a familiar sting, burglarizes the gnome and inadvertently retrieves the letter-scroll and returns it to Tonic..

Story: Quiet In The Library

 

This, seemingly minor ‘hiccup’, would constitute the basis of the obsession in the little gnomic girl, Tonic, and inadvertently trigger the events that would lead to the story; Left Behind (18+), some 180 years in the future, pushing and urging her to find a way to open an Astral Gate where time and space get distorted, to get back to her one and only love; Prince Gordigon Tinkerdome..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

In an unprecedented irony, Tonic follows her uncle, Arcanton Mordenon’s researches on ‘gates’ , and after decades of trials and errors, she finally constructs her own functional gate. Not a gate leading to the Abyss to summon demons, however, but something ultimately more destructive; an Astral Gate.. A plane of pseudo-existence where time, space, and matter are torn apart, shredded, and corroded down to their base moments, units and elements..

 

What becomes of Arcantonic Palecog after she steps through the Astral Gate to get to her prince is never quite clear. Rumors assume her to have been, inevitably torn apart in the Astral Void, as she sought, for relative centuries, to find a counter exit point to reach the moment she met her desire. But rare historical records found after the lifting of the Demon Fog in Silent Hills’ long-forgotten and crumbled vaults, however, mention one of their greatest kings to be a King Gordigon Tinkerdome son of King Drine Tinkerdome son of King Knine Tinkerdome and speak of his fiery little queen.. The identity of the said queen, however, is never discovered as it seems to have been diligently never recorded!..

Interestingly, the name of King Gordigon’s firstborn is recognized in The Silent Archives; a beautiful little gnomic girl named Seressa Ton Wraiven!

Story: Left Behind (18+)

 

Having fulfilled its prophetic purpose, the letter-scroll thus finds its way back, like the song, ‘Time’,

 

‘..Linking places, spaces, events, and relations by the simple expedience of relating the past to the future..’

 

to its true owner; Arcantonic Palecog!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

As for her pair, Seressa Wraiven slowly deteriorates into the madness of hopeless despair at the loss of her pair and is rumored to have last been seen roaming mindlessly, like the broken ghost of her former self around the devastated and rotting lands north of Durkahan City and Kahan Mountains, among the ruins of Demon Plains, ferally seeking a way to get passed the endless sea of undead and fiends, streaming out of Arcanton’s faulty demon gate.. and enter it, in hopes of finding a way, through the Abyss, to her pair or to just end it all..

Story: Post Left Behind (18+)

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Late one night, many hundreds of leagues away, a certain hobbit gets bit, perhaps one final time as he dons his lorica, his sword, his cap, and his cloak.

 

“There really was no need, my friend..”, Brom Bumblebrim mumbled quietly.

“I had already made up my mind.”

 

He hauls his backpack, grabs a simple, nondescript walking stick, and picks up his antique lyre, gives a final, mournful look at the empty depths of his home..

..and leaves.

 

Once more, he drops a note to his, now quite a bit older friend, Gamwise Samgee. Unlike the note he scrabbled nearly two centuries ago, this one would be a bit longer;

 

My dear Gamwise Samgee,

 

Due to quite expected reasons, I will be leaving and I am afraid there will be no coming back this time. You will find the deed for my home and everything I own, all listed and cataloged, in the small chest, in the study; my garden, my lands, my roses, my phloxes, my cherries, my books, my songs, my mother’s tea cups.. have all been transferred to your name and properly notarized. I would greatly appreciate that the aforementioned lands and properties stay in your family and never be sold and the roses, the phloxes, and the cherries are allowed to remain.

 

I have but two boons to ask of you; a package containing various odds and end, and a staff I had been trying to mend and repair for the past few years.. You will find them both hidden behind the seed sacks, down in the cellar. The package and the staff are to be taken to a certain house at Salt Woods. You will find the exact location marked on the map I left with the package. I am afraid you will personally have to make this trip as you are the only one I can trust for this delivery. You will have to approach the site from the north side and use a password to safely enter as the boundaries of the house is heavily warded.

 

 

For my second boon;

 

Live, my friend.

 

Live and be happy.

 

 

Well, that’s it, then..

 

I must now part with the acceptance of a curse to find what I should have taken when I had the chance. The time for me to shed my cowardice, my ignominy, and my disgrace has arrived.

 

I shall take up the mantle of my love and my passion, and wear it, even though I do not deserve it. I go to redeem my self of a sin I did by abandoning my heart for reason.

 

I leave to seek a lost soul and to right a wrong. A wrong I let happen one hundred and eighty years ago..

 

Farewell, my dear friend.

 

Yours truly,
Knight Laureate Brom Bumblebrim.

 

 

P.S. Be particularly gentle with the staff, if you would, please. I had meant to finish it before this journey, but I am afraid, my time is up.

 

When people come to call and ask about my grandfather’s rusty old sword collection, they will want to know if they are magic. Never answer that question. Always smirk —silently. The way I did. It will drive them crazy, but the legend must go on!

 

The password for the wards is;

 

“The Wonder In Pinks”..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

For many days and deep into the nights, he traveled north, skirting The Savage Plains and Endless Watch. He passed Tinker Hills, then Silent Hills, and decided to skim by Serenity City, rather than stay. He didn’t want this venture to turn into a parade. And just when he’d passed Gulls Perch, there she was..

Standing at the side of the road was a particularly grim-looking tundra elf barbarian bearing deep, frostbite scars, whirling dark blue storm tattoos, long, snow braids, and wearing the mark of a Riserin —the sign of the Princess of Ironfrost.

“You decided then..”, she said gruffly.

The hobbit nodded mutely.

“Took you bloody long enough.”, she scowled.

“Didn’t want you to come.”, he said quietly.

“Didn’t care what you wanted!”, she said bluntly. “You don’t get to make choices for others, Brom. Made her choice for her that one time, and look where it got you. Where it got her!

“We both paid the price.”, he replied inaudibly.

“Seems like only she paid any price.. ALL THE PRICE!“, the barbarian girl glowered. “You know, you are a lucky little hobbit, and my friend, because I so want to beat you into the ground, right here, right now!”

“Yea..”, replied the hobbit morosely. “..lucky me.”

“When you made her choice, you abandoned her, Brom. You made us abandon her. Do you think she would be the way she ended up, had you been with her?”, she said mercilessly.

“There really isn’t anything that you can say, that I haven’t already said to myself, Cora.”, Brom replied quietly.

“That is possible. But I shall give it my best!”, she bit savagely.

 

 

A few days later, when they were passing Misty Forest, they came out of the filmy haze like a pair of wraiths and joined them; a cold, sinister-looking man in dark, patchy clothes, holding the hand of a very pretty, ‘still needs some filling’ little girl with sad, forlorn eyes, strawberry lips, long, silky hair, and beautiful, curving horns. The man silently nodded at them and they start walking in the same direction.

“Dear, dear Brom.”, said the skinny girl, with misty eyes. “The heart wins when the mind submits. He wanted to beat you. But I said please, don’t. He asked me why he shouldn’t and I reminded him how I had to sneak up to him all those times and whispered into his ear, just to get his attention, the first time we met, and he barely took notice of me..”

“I noticed you. Four years before we ever met. You had my attention. Grilled those two, mule-headed ranger girls, Laila and Morel, for hours, but they refused to give me anything about you.. When we met, you were just too young..”, the sinister-looking man, Aager, growled. “I didn’t want to make choices for you. Nor take away your options..”

 

“Yet, by doing that, did you not do just that? Take away my choices?”

 

..she replied, but there was no rancor, nor rebuff in her voice. Inshala turned to Brom and spoke with a conversational, matter of fact voice.

 

“I had decided I wanted him. He knew I wanted him. He knew he wanted me. Yet he decided it was better for me to wait. He wanted me to stay as a baby, not a girl. And wait we did..” Then softly she added. “And lost years.. Years I wanted him.. Nothing is as sweet as the moment you want something.. One can live with regrets, but never with lost opportunities.

 

I carry no regrets. But I do miss the lost opportunities.”

 

“Told him pretty much the same things, all those years ago.. just more bluntly.”, inserted Cora. “But our hobbit here is a bit thick in the skull!”

 

They passed the ruins of Arashkan and decided not to stop at High Woods, even though Inshala very much wanted to.

They traveled further west, resupplied at Vodgar, and followed the road passed Dark Forest.

They took a boat across Kahan Lake and beached at the dying shores of Demon Plains..

Carefully they traveled towards the dreary lands and there, at the very edge of the Demon Plains, they beheld the slight figure of another tired and desolate soul.

 

The beautiful heart of High Woods silently rose and told them that she has thus passed her legacy and her heritage to others and that she would accompany them in their sojourn to help find a friend and perhaps, find her twin sister as well.

With a steely determination, she would join them, and perchance her own Dorin..

“Is this what he would have wanted, my Queen?”, asked Brom sadly.

 

“I am queen, no longer, dear Brom. I shed my burdens ere I came. Nons shall take pride over my death, nor carry my burden as a trophy.”

 

..replied Alor’Nadien ne with her soft, brushing voice.

 

“You will always be my Queen and hold the throne of my heart.”, said the hobbit sincerely.

 

“Methinks your heart’s throne already has her queen, dear Brom, but my King is not here and by his stone, my grief is no longer bearable.

 

I have been offered many prospects since then; other kings and princes, merchants, and royalty. They never understood; I have never wanted to be queen. Yet I chose to be one for he was there to bear its burden with me. Much like he chose to be king, for that was the only way we would be allowed to be together. And by his hollow seat, day and night, year after year, for a century and more, I sat, appearing like the person I no longer am; strong, alive, and willing.

 

I no longer hold the strength nor the will to carry on. And I see no point to stay any longer, my friend. Where he is, he awaits. Where I go, will be there.”

 

“The fight. Who will—”, asked Brom, words failing him now.

“If the fight has come down to a tired, broken soul such as I, then surely we are lost already. New hands with vigor must pick up that mantle now, and bear its burdens. Not these tired hands.”, she replied solemnly.

“What of High Woods, my Queen?”

 

“My youngest granddaughter, Alor’Derune, the Allure of Dorin, has been chosen and the mantle passed. I shall miss the heart and the breath of my forest. The spirit of High Woods promised I would cherish and prosper. So I have. From the ashes of my forest, I have lived to see my kingdom reborn, and by my King’s love, my children and their children strive. But everything must come to a close. We thought we saved so many but lost so much more. We gave our all, and more until we had none..

 

I relish my moments in this life. And I cherried my beloved friends. But like my King, most are gone, now. This life no longer offers me favors, nor passions. Thus I yearn for the other and for over a century now, I have counted my days. I have kept him waiting because he asked this one boon of me; that I live and be happy.

 

I have lived, but he did not know, he had bereft me of all happiness when he left. Nay. I think I have kept my promise. It is time he honors his and accepts me.”

 

Brom quietly nodded. That was all he could do. When a person talked in a language one could understand, but not relate, one knew, they were on two, very different levels of perception; the Queen of High Woods, Alor’Nadien ne Feymist Shieldheart was already gone. What stood here, was nothing but her shade.

 

Yes.

They had given their all.

And more.

But such was the required sacrifice of the few, select mortals to save their world from annihilation.

 

“It’s a bit late to start. We have lost the noon sun. Will make them stronger as the hour’s pass. Might as well make camp early, and start at first light.”, Brom said.

“Did I ever tell you how much I hate ghosts, wraiths, and zombies? Ow, and demons.. Especially the ones with the long, barbed tentacles..”, he added with a voice that was barely audible.

“Yea.”, replied Cora said from somewhere behind him. “They always go for the little, fat ones!”

Brom snorted.

He squinted at the distant lands, dead and rotting. He took a deep breath and faced his preening destiny.

For a long, long moment, Brom thought of the very tall, very dark girl that had ruined him for everyone else..

He remembered the time when she had whispered into his mind. The time when he and Cora had thought they were going up against a terrible demon, all those years ago, on Ice Wolf Horde’s request. It had also been the time they had first met.. Thinking back, she could have whispered at Cora, yet she had opted to whisper to him.

He remembered the way she had flopped and klutzed, face down into the snow, displaying all her curvy glory in pinks.. After nearly two hundred years, he could still remember that image, and so vividly..

He remembered when she had gone up against Cora in defense of her pair, Tonic, at Mount Dreadmaw, and had so dearly paid the price.

And he remembered the way she had blushed so furiously and had been so embarrassed that time when he had caught her with Tonic’s foot in her mouth.

“This isn’t what it looks like!”, she had blurted in unveiled panic, with Tonic’s foot still in her mouth. “I am not eating her!”

Brom wondered why she had feared that he would think her eating Tonic.

Had she done something silly as she often did, in her past, and someone had said something stupid to her? What kind of a demented idiot would be so cruel, he wondered.

 

And suddenly he knew he needn’t seek the cruel idiot far away.

That cruel idiot was right here.

 

Then, just like that, he started to shake.

And silently, Brom Bumblebrim wept..

..he wept while staring at the dead lands where ‘The Wonder in Pinks’ was off, somewhere, not even sure if she were alive. Her beautiful mind gone, as she crept and crawled in the filth of the rotating land towards the demon gate.

 

“I will not offer comfort by saying it isn’t your fault. Because as sure as it is, it is mine as well, Brom Bumblebrim. When you chose to do what you did, I chose to stand by you. Many things could have been different if I had ignored you and just picked you up and threw you at her! Knowing her, she would have caught you, and kept you.. along with her dignity and sanity..

You are not the first to think less of themselves and feel unworthy, Brom. And Seressa was a great soul..”, Cora said.

“She always was. And like the coward I am, I turned away from her, thinking she deserved better, deserved more.. Never bothered to ask her what she wanted. Just like all the other animals out there who never bothered to ask her what she felt.. I sinned her, Cora..”, Brom shuddered as he wept. “I burned her when I abandoned her.. I did her wrong and now, I dragged you into this.. I deserve everything you want to do to me.”

“Well, when you say it like that, makes me wonder just what kind of a girl you think I am. Shall I fetch my whip? Would you rather pole lashing or have me do it while you are stretched on a rack!”, she said mildly. “As for the dragging, I doubt you could drag me anywhere even if you tried.. That’s what friends are for; being dragged without being told. It was my choice to be your friend, Brom, and so was accepting you as mine. You were there when I was down. You let me lean on you. Yes, I never cried on your shoulder, but I did know that your shoulder was always available should I ever needed it.. Now I am here for you to lean back. Doesn’t mean I am not pissed off at you. This one, though, I am doing for her.”, she said.

She looked down at the shuddering hobbit, removed her heavy fur cloak, and settled it over him.

“Go on. Get some sleep. I will cover the first watch with that Aager-guy. He is worse than I am. I didn’t use to talk because I was so ‘can’t be bothered’ and ‘cool’. He doesn’t even care about cool. The only one I have ever seen him smile is his wispy little wife. Wonder if I should ask him just how old he is.. and why! Pain to get him to talk.. And creepy as hell, the way those two just ogle at one another like newly eloped teens, without ever saying a single word.”

“Tomorrow is going to be one, long day..”, sniffed Brom.

“Yes.”, agreed Cora. “Tomorrow, we enter Demon Plains and retrieve a friend. Two, if we are lucky.”

Then she looked at the shade of the Queen of High Woods, Alor’Nadien ne, lost in her own sorrows; loved ones and friends..

“But I mean to leave no one behind. A girl of her stature and grace needs a proper stone and a decent shrine. Not a ditch in the ground..”

 

 


The twin sister referred to here, is the recorded kinship of Arcantonic Palecog as a Feymist, on the day Alor’Nadien ne is born, by Nadine Graciousward. Both of their names are entered into the royal archives of Bari Na-ammen on the same day, making them, ‘technically’, sisters and twins..

 

The staff Brom refers to, is the Staff of Blooms that belonged to Seressa Wraiven since shortly after her graduation from the Academy of Melshieve.

During the story, Left Behind (18+), Seressa breaks the staff in wroth and despair, never wanting to see the beautiful, pink cherry blooms that it would sprout. During one of his visits to check in on her, Brom finds the broken pieces of the staff and takes them, in the hopes that he could fix it, and return it to Wraiven, proving to her that the broken can be made whole again and that nothing is beyond repair.

 

 

And that is the summed up story behind the mystery of how in the blazes did that letter even get here.. Good luck discerning any sense out of that paradoxical loop! This is where an unforeseen variable is introduced into a perfectly linear equation, turning it into an infinite loop, causing it to either freeze or crash your processor.

 


 

 

 
 

Aklımdan Geçenler

Timeline:

Gar Thalot’un saklandığı yer tespit edilmiştir; Arashkan Şehrinin en büyük tapınağı olan Tempest Tapınağı!

İsyancı bir kaçağın, Tempest tapınağı gibi güçlü bir tapınakta ne işi olduğu, onun böylesi popüler bir mekanda nasıl saklanabildiği hala bilinmeyenler arasında. Serenity Grubu, aradıkları cevapları bulmak için, gecenin bir yarısında girdikleri tapınakta, Gar Thalot’dan önce, başka şeylerde bulacaklardır.

Bu hikaye,
What do you see in the mirror? ‘den
bir gün sonra yer alır.

 

 

Bu hiç hoşuma gitmedi.”, diye homurdanır Udoorin.

“Benimde hiç hoşuma gitmedi.”, diye onaylar Lorna hemen yanında.

“Geceleri ilk defa baskın amaçlı sokaklarda arkadaşlarınla dolanışın değil bu, Udoorin.”, diye Aager’in sessiz fısıltısı duyulur. “Sorun nedir?”

“Buna inanamıyorum. Aradan bunca yıl geçti ve bunu şimdi mi yüzüme vurmak istiyorsun?”, diye arkasına bakmadan haşince bir şekilde cevap verir Udoorin.

“Bir zaman aşımı söz konusu olduğunun farkında değildim, genç Udoorin.”, diye gelir Aager’in cevabı karanlıktan.

 

Grup, arenada yaşadıkları o ölümcül haftadan sonra, sessiz ve sakin bir kaç gün geçirmesi beklenirken, üst üste yaşadıkları olaylar zincirinden dolayı genel olarak biraz yorgundur. Darly Dor vasıtasıyla, Serenity Home yangının sorumluları hakkında bilgi edinebilecekleri muhtemel tek kişinin Gar Thalot adındaki, özgürlükçü ve isyancı bir kanun kaçağını bulmaları gerektiğini öğrenmişler ve ARİSArashkan İstihbarat Servisi’nin bile bulamadığı bu adamın yerini tespit etmek için aramalara başlamışlardı.

Bu esnada, Aager’in yıllar önce bir yangında öldüğü sanılan kız kardeşi, Lilly Venom ile arasındaki kötürüm ilişkiyi seyretmişler, arenada öldürmeye çalıştığı Inshala’nın bu hırçın kızla arkadaş olmak için elinden gelen ürkütücü çabalara anlam vermeye çalışmışlar ve Lady Magella’nın, kendisinden hiç beklenmeyecek bir hışımla bu hırçın kızı öldürmeye çalışmasına engel olmuşlardı.

Belli ki arenada bir şeyler olmuştu zira oradan ayrılmalarından sonra, Lady Magella, Darly Dor ve High Lady Anglenna’da ciddi bazı karakter değişimleri gözlemlemişlerdi.

Ancak değişim, bu üç kişi ile sınırlı kalmamıştı. Aradaki nüansları, grupta kendisini en iyi tanıyan Udoorin fark etmişti; Aager’deki değişimler.

Udoorin, Aager’deki değişimlerin sebeplerinin tamamını bilmese de, bunların birincil kaynağı olarak Inshala’yı görmüş, ancak arenadan sonra Aager olağan dışı bir şekilde değişmişti. Gruptaki diğerlerinin, en azından Serenity Home’dan gelenlerin, bu farklılıkları görememelerine ise biraz şaşırmıştı zira Aager zaten daha önce de kötürüm ve ölümcül biriyken, artık hem çok daha ölümcül bir havası vardı.. hem de değil!

Genç Udoorin’in bu ikilemi çözmek için kafasını az kaşımamıştı.

Aager, şu Gar Thalot denen özgürlükçü kaçığı aradıkları iki hafta boyunca devamlı içsel bir yorgunluk içerisindeydi sanki. Yorgunluk, bıkkınlık, yada yılgınlık —ki bunların üçü de tanıdığı Aager Fogstep’e hiç uymuyordu. Acaba Inshala ile aralarında bir şey mi olmuştu.

Olmuştu sanki, evet, çünkü artık ikisininde birbirleriyle konuştuğunu görmüyordu.

Beraber oldukları zamanlar ise, ya yan yana oturmuş, öylece durduklarını görmüş, ya da birbirlerine alık aklık baktıklarını.. tek kelime bile etmeden.

Udoorin, içten bir şekilde aralarının bozulmamış olmasını diler, zira hayatı boyunca sosyal anlamda tamamen yalnız olduğunu bildiği Aager’in başına gelebilecek en güzel şey olmuştu o sıskası çıkmış küçük, içli ve şirin kız.

Gerçekte genç Udoorin’in, Aager’e alışması, ve ona olan biraz da utanç verici düşkünlüğü, yıllar alan bir süreç sonunda gerçekleşmişti ve bu ürkütücü, karanlık adamın, kafasına vura vura verdiği eğitimlerin meyvesini bizzat kendisi gördüğünde önemini anlamıştı.

Ve ona, ‘kargalar işeyesice baş belası’ olarak bakmayı bırakmış, o güne kadar hayatında gördüğü ‘en yalnız adam’ gözüyle bakmaya başlamıştı.. Taki Ritüel Frorest’da Inshala ile karşılaşıncaya kadar.

O zamanlar kötürüm, asabi, huysuz, evhamlı, gözü dönmüş kız, günlerce, haftalarca, gözlerini ondan ayırmaksızın Aager’le uğraşmıştı.

Aager’deki ilk ‘yılgınlık’ belirtileri de o zamanlar başlamıştı işte ve Udoorin bunu fark eden tek kişi olmuştu..

Belli ki genç adam, herkesin sandığı gibi sadece iri, kaslı ve aptal bir savaşçı değildi.

Şayet onun öyle olduğunu düşünen var idiyse, Udoorin herkesin kendisi hakkındaki bu yanıltıcı dış görünümünü başarıyla sergilediği anlamına geliyordu.

Onun bu ‘aptal’ görünümünü aşıp, gerçek Udoorin’i bulan ilk ve tek kişi de Lorna olmuştu. Kız, onunla daha ilk karşılaşmalarında müşahade ettiği bir şey, genç adamın kesinlikle sergilemeye gayret ettiği gibi aptal olmadığına inandırmıştı.

Girdikleri Themalsar harabelerinden, neredeyse iki hafta sonra çıktıklarında, kendisi ile Lorna’nın iletişimi gibi, Aager ile Inshala’nın da etkileşimi tamamen değişmişti.

Nevarki Aager’in ile Inshala arasındaki sevginin, deyim yerindeyse ‘doğumu’, fevkalade zorlu ve sancılı geçmişti.

Genç adam, geçtikleri son bir kaç ayın tüm ayrıntılarını hatırlar —ki ayrıntıları görme ve hatırlama da Aager’in ona öğrettiği bir beceriydi.

Udoorin daha geçen hafta kızın gelip herkese, “Sevgi nedir?”, diye sorduğunu hatırlar.

Herkes bir şekilde, ve kendince anlatmıştı sevginin ne olduğunu kıza.

Merisoul hanım, kendisi gibi muallak bir cevap vermişti Inshala’ya;

“Sevgi; dört ölçek şeker, bir ölçek tuz, beş ölçek de acıdır..”

..gibi bi şey söylemişti.

Udoorin, Merisoul’a gerekli bütün saygıyı gösterse de, onda bir gariplik olduğunu da biliyordu. Gruptaki herkesin hayatını o veya bir şekilde kurtarmış olması ise işin en garip yanıydı. Hatta bir sefer, Inshala, Themalsar harabelerini tamamen yerin dibine geçirdiğinde ve Aager iyileşmesi için ona bakarken, kızın kalbi durmuştu ve ne Lady Magella’nın, ne de kutsal bir şövalye olan Lady Moira’nın yaptıkları hiçbir büyü işe yaramamıştı.. Merisoul gelmiş, atan kalbinin gücünü Inshala’ya aktarmıştı —kendisininkini durdurma pahasına!

Udoorin, bu gün bile korkuyla hatırlıyordu Merisoul’un ‘cesedini’ Inshala’nın yanından çıkardıklarında..

Ve hayatında asla bir daha yapmak zorunda kalmak istemediği bir şeyi yapmıştı; Laila kıza suni teneffüs verirken, kendisi de kalbini tekrar çalıştırmak için kızın neredeyse kaburgalarını kırmıştı!

Ayıldığında Lady ne kadar fena kızmıştı ama Merisoul’a o zaman..

Merisoul ise, tamamen bitmiş, fısıltı gibi gelen sesiyle Lady’ye verdiği cevap ise mantık ötesiydi;

“Ben sevgiyi anlayamıyorum. Ama anlamak üzere olan birisini kurtarmaya değmez miydi?”

 

Evet. Merisoul hanım kesinlikle garip bir varlıktı.

 

Udoorin, Inshala’nın odaya geldiği an’a geri döndüğünde, orada bulunan Laila araya girmiş ve, “Eve geri döndüğümüzde Thomas’a sor. O salak, saplantılı sevgi nedir çok iyi bilir! Yapıştı Bree’ye, yıllardır ayrılmadı peşinden!”

Bunu söylemesiyle Lady bir anda parlamış ve Thomas’ı müdafa etmeye çalışmıştı. Bremorel’in onu baştan çıkardığını söyleyince işler iyice karışmıştı. Laila haşin bir kahkaha atmış, “Serenity Tapınak Muhafızlarının bu kadar çabuk baştan çıkarılabildiklerini bilseydim, bende bir kaçını ceplerdim!”, demiş ve işler tamamen zıvanadan çıkmıştı.

Sonra Lorna’sına gelip sormuştu Inshala;

“Alor’Na abla. Sen bir çok şeyi anlıyorsun. Duyguların inceliklerini ve sırlarını biliyorsun. Sevgi nedir?”

Lorna ise Udoorin’e kaçamak bir bakış atmış, ve olduğu muhteşem, ince, düşünceli hanımefendi gibi küçük Inshala’ya sessizce “Böyle bir şey.”, demişti..

Udoorin o bakışı görmüştü.

Bunu Lorna’ya itiraf etmemişti onu utandırmamak için ama o bakış, ona evlilik teklifi edebilmesi için gereken bütün cesareti vermişti..

Alor’Nadien ne.. Lorna.. Muhteşem bir bayandı!

Sorun, küçük Inshala bir konuda biraz kendisine benziyordu. Evet, Udoorin’den farklı olarak, kızın kendince haklı sebepleri vardı; ömrünün tamamını, yaşlı bir adam dışına yalnız geçirmiş, insanlarla olan tek etkileşimi, yakalanıp taşlanmamak için onlardan kaçmak olmuştu, dolayısıyla sosyal bazı şeyleri anlamakta zorlanıyordu. Udoorin’e göre, kızın bazı şeyleri anlayabilmesi için, açık bir şekilde gösterilmeliydi. Mecazi yada birden çok anlam içerebilecek ifadelerle değil. İşte bu noktada Udoorin, kendisini Inshala ile aynı kapta görüyordu, zira Lorna’sı ile konuşurken bu denli zorlanmasının sebebi biraz da bundan kaynaklanmıştı; her ikisi de iş duygulara anlam vermeye gelince tıkanıp kalıyorlardı!

Bu yüzden, kendisinden tam olarak korkmasa da, kesinlikle çekindiğini bildiği küçük kıza yaklaşmış, önünde, dizlerinin üzerine çökmüş, ve “Hepimizin, senin için hissettiği şey.”, demişti gür sesiyle ve kıza sarılmıştı.

O esnada Aager’in odada bulunmaması büyük bir şans idi.. Ya da belki de değil.. Aager bu sıralar biraz garip davranıyordu ve kim bilir, belki de küçük Inshala’sına sarıldığı için onu kesmeye de bilirdi!

Küçük kız ise önce korkmuş, sonra da “En sonunda! Birisi bana anlatabildi.. Sen en akıllılarısın Udoorin abi.”, demiş ve o da Udoorin’e sarılmıştı.

Udoorin, utanmış bir şekilde yüzü kızarmış, öylece kalakalmışken Lorna’sı mutlu bir ifadeyle arkasından gelip o da sarılmıştı ona.

Genç adam, Lorna’nın neden ona sarıldığını tam olarak anlayamamış olsa da, belli ki doğru bir şey yapmıştı. Ve daha önce hiç bilmediği ilginç bir şeyi de öğrenmişti; kişinin, sevdiği bir kıza sarılmasından daha muhteşem bir şey varsa, bu da o kızın gelip sana arkadan sarılıp seni sahiplenmesiydi.

 

“Hoşuna gitmeyen kısmı nedir? Serenity baskınının cevaplarını bulabileceğimiz kişi burada.. Aramızda en çok senin bu cevapları bilmek isteyebileceğini düşünürdüm, Udoorin.”, der Aager’in sesi arkadan.

“Bilmiyorum. Bi tapınağa hırsız gibi girmek.. bana ters geliyor..”, der Udoorin. “Sözüm meclisten dışarı!”, diye de ekler hemen.

“Teknik olarak Themalsar’da bir tapınak idi.”, diye Merisoul’un sesi duyulur.

“Themalsar kaçığın tekiydi. Kötüydü. Bir çok insanı öldürdü ve bir çoğunun da ölümüne sebep oldu.”, diye sert bir şekilde cevap verir genç adam.

“Onunla aramdaki farkı göremiyorum. Saydıklarının hepsini ben de yaptım. Sanıyorum ki çoğunuz kaçık olduğum konusunda da hem fikirsiniz.”, der Merisoul sakin bir sesle.

“Sen kaçık değilsin Merisoul hanım. Hiçbir zaman da olduğunu düşünmedim.”, der Udoorin, hafif kaşlarını çatarak.

“Neyim, peki?”

“Farklısın. Bu kaçık olduğun anlamına gelmez. Aslına bakılırsa hepimiz farklıyız.. O veya bi şekilde. Farklı olmayanların hepsi yataklarında uyuyorlar şu anda.. Ayrıca bu tapınak, bir Tempest Tapınağı. Krallıktaki en popüler, en çok müridi olan ve en güçlü tapınaklardan biri ve bütün şehirlerde varlığı olan bir tapınak.. Rahmetli Demos amca ne derdi şimdi bize acaba?”, diye söylenir Udoorin.

“Kötü, kötüdür, Udoorin. Gar Thalot’un, Tempest’ın arkasında saklanmış olması ayrıca bir kötülük. Uzatma da aç şu kapıyı.”, diye hırlayan bir ses gelir Lady’den.

“Sana nooluyo böyle?”, diye homurdanır genç adam.

“Efendim?!”, der Lady sert bir şekilde.

“Yok bi şey..”, der Udoorin sessizce ve uzanıp koca çift kapılardan birisine asılır.

Tapınağın kapısı, beklenmedik bir sükûnetle açılır ve içeriden bir gök gürültüsü duyulur..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Nedir bu?”, diye hayretle sorar Udoorin.

Genç adam, hemen yanında Lorna olduğu halde içeri girmiş, hemen arkasından Aager ve Inshala, onların arkasından Merisoul ve Gnine, en arkadan da Anglenna ve onun yanında da hoşnutsuz bir Laila gelmektedir.

Grup içeri girince Lady cesur adımlarla tek başına olacak şekilde en öne geçmiş ve kararlı bir suratla devasa tapınağın karanlığını taramaktadır.

Tempest Tapınağı gerçekten büyüktür; enlemesine iki yüz adım, boylamasına ise neredeyse üç yüz adım uzunluğundadır. Tapınağın ortası, halkın, ziyaretçilerin ve müritlerin oturabileceği sıra sıra onlarca banklar mevcuttur. Bankların sağında ve solunda, yan yana dizili, üçer yarda genişliğinde ve tapınağın yüksek karanlığında kaybolan onlarca sütun dikilidir. Tapınağın iç duvarları boyunca, belirli aralıklarda muhtelif azizleri ve tapınak muhafızlarını tasvir eden heykeller sıralıdır. Son derece düzenli, temiz ve içi işlemeler ve taş oymalarıyla süslenmiş bu tapınak, ziyaretçileri etkilemek konusunda hiç zorluk yaşamadığı bellidir. Görünenler etkilemiyorsa, karanlıkta kaybolan tavana bakıldığında görünen manzara yeterli olacaktır zira gerçekte bir tavan görünmemektedir.

Koyu gri ile mor karışımı yağmur bulutlarının oynaştığı tavan, yer yer şimşeklere şahit olmaktadır. Her şimşekle, derin homurtular duyulur.

 

“Etkileyici..”, diye fısıldar Lorna.

“Hmm.. Bir gün kendi evim olduğunda, tavanımın böyle olmasını isterdim.”, diye hayranlıkla bakar Udoorin yukarı.

“Pahalı zevklerin varmış, Udoorin!”, diye kıkırdar Gnine arkadan. “Bulutları halledebilirim sanırım ama yıldırımlar pahalıya gelir.”

“Sana yaptırmak aklımın ucundan bile geçmedi, Gnine.. Eminim Nimbletyne amcadan rica edersem, bana daha uyguna yapar.”, diye sırıtır Udoorin.

“Sen fazla akıllı olmaya başladın.”, diye söylenir ekşi bir suratla Gnine.

Lorna gülümser.

“Susun artık! Dır dır dır.. İki haftada bakıyorum bütün disiplini su koy vermişsiniz. Sizi hizaya sokma zamanı geldi!”, diye tersler hepsini Lady çatılı kaşlarla.

Inshala, Aager’e bakar.

“Sen Lady ablaya ne olduğunu biliyorsun.”, der sessizce Aager’in zihninde.

“Emin değilim. Sadece tahminlerim var.”, diye geri gönderir Aager cevabını.

“Bana söylemeyeceksin.”, der kız, alt dudağını pörtleterek.

“Bu benim sırrım değil, bebeğim. Lady’ye çok şey borçluyuz. Bu yüzden şimdilik tahminlerimi dile getirmek istemiyorum.”, der aynı duyulmaz sesle Aager.

“Evet, haklısın. Burada herkes bana çok yardım etti ve anlayış gösterdi. Çok düşüncelisin, sevgilim Aager Fogstep.”, diye karşılık verir mutlu bir sesle Inshala.

“Ummm.. Sevgilim?”, der Aager biraz kızararak.

“Udoorin abinin, Alor’Na ablaya böyle dediğini duydum. Aslında yalnızlardı ve benim duymamam gerekiyordu ama oradaydım ve ortaya çıkıp onları mahcup etmek yada muhabbetlerini bozmak istemedim. Neyse ki sadece iki saat kadar konuştular. Gittiklerinde bacaklarım öyle uyuşmuş ki, ayağa kalkamadım.”, diye utanmış bir şekilde itiraf eder küçük kız. “Bu.. doğru ise.. Yani Udoorin abi, Alor’Na ablanın sevgilimi, Alor’Na abla da Udoorin abinin sevgilimi ise, bu seni benim sevgilimi yapıyor ki. Beni de senin sevgilimi yapıyor!”

Aager, kızın bu sonuca varmak için değerlendirdiği mutlu mantığa hayretle gülümser.

“Sanırım öyle yapıyor, sevgilim Inshala.”

 

“Eveet..”, der Gnine arkadan. “..başlamadan önce bir şeyi denemenin zamanı geldi sanırım.”

Ve bir büyü yapmaya başlar.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Gnine, büyüsünü bitirdiğinde, bir eliyle herkesi işaret eder, ancak Aager ve Inshala’ya gelince iki kaşı da kalkar ve ikisine de hayretle bakar, zira büyüsü ikisini de bir şekilde etkilememiştir.

“Ne.. Nooldu şimdi?”, diye afallar Udoorin.

“Sakin ol, Udoorin. Hepimizin arasında sihirli bir bağ oluşturdum. Zihninden geçenleri hepimize konuşmadan duyurabilirsin.”, diye açıklar Gnine muzaffer bir eda ile.

“Ne yani, düşündüklerimi herkes duyabilecek mi?”, der Udoorin hayretle.

“Bu hiç iyi değil. Lorna’nın ne kadar güzel gözleri olduğunu—”

“Ne?!”, diye ünler Gnine.

“Efendim?”, der hayretle Lorna.

“Udoorin?”, diye hırlar Lady.

“Aa aaaaa!”, diye ‘fırk’lar Merisoul.

“Bu çok hoş. Lütfen devamını da alalım, Dorin!”, diye sırıtır Laila arkadan.

“Bu.. utanç verici bir durum!”, diye yüzünü bir eliyle kapatır Anglenna.

“Ne? Neler oluyor?”, diye merakla sorar Inshala.

Aager ise tek kaşı kalkmış etrafındakilere bakar.

“—düşündüğümü herkesin bilmesi gerekmiyor. Ve kaşları! O kadar mükemmeller ki..”

“U.. Udoorin..”, diye cıkız bir şekilde seslenir Lorna, kıpkırmızı olmuş bir yüzle.

“Buyur Lady Lorna.”, der Udoorin.

“Acaba bundan sonra kendisine Alor’Nadien ne diye mi hitap etsem? O kadar güzel bir isim ki.. Şarkı sözü gibi..”

Laila kahkahayı basar.

“Benim taraftan bir şeyler yaklaşıyor!”, diye uyarır Aager bir anda.

“Bu.. Bu taraftan da geliyorlar..”, der Inshala’da hemen ardından.

“Babası.. Ya babası reddederse beni. Benden dolayı da kızını tamamen itelerse ne olacak? Onu bırakmak istemiyorum çünkü çok seviyorum. Ama ona böylesi bir haksızlığı yapmaya hakkım var mı?”

“İki taneler.. Hayır dört.. Dört taneler!”, diye uyarır Aager.

“Sanırım bu tarafta da dört tane var.”, diye Inshala’nın tedirgin sesi duyulur. “Çok.. kocamanlar!”

“Bu taraf benim.”, der Lorna sakince ve kendilerine yaklaşan dört, devasa, taştan oyulmuş heykellerin yolunu kesmek için öne çıkkar.

“Bu taraf da benim”, diye gürler Udoorin.

“Lütfen.. Lütfen kendine dikkat et sevgili Lorna. Sana bir şey olursa ben biterim!”

“Duyduklarıma inanamıyorum!”, diye kıkırdar Laila arkadan, yayını ve oklarını hazırlarken.

“İşine odaklan!”, diye haykırır Lady, genç adama ve yaklaşan taş heykellerden birisine dalar.

“Niye ki? Odaklanmıyor gibi mi görünüyorum?”, der Udoorin’de sakin bir şekilde ve ellerindeki iki dev baltalarla gelen heykelleri parçalamaya başlar.

“Ya ona bir şey olursa? Evet, nişanlandık ama daha doğru dürüst bir defa bile onu karşıma alıp, kendisini ne kadar sevdiğimi söyleyemedim bile.. Bunu ona söylemeden ölmek istemem. Ama söylersem ve ölürsem, kızın hayatını mahvetmiş olmam mı?”

“Lanet olasıca cüce!”, diye hırlar Lady, elindeki gürzü bir sağa, bir sola savururken. “Kapat şu zımbırtıyı!”

“Ben bunu aldım, sen yandan yaklaş istersen Aager..”, der Udoorin ve hemen önündeki heykelin bir kolunu, kafasının tepesini, dalağının olması gereken yerden koca bir parçayı baltalarıyla koparır.

“Sakin, Udoorin. Sakin ve sistematik.”, der Aager yanından ve heykelin arkasına geçer.

“Lady Nadine.. Onun hakkında hep iyi şeyler duydum. Acaba güzel kızının benim gibi bir ahmakla evlenmesine razı olur mu? Yoksa beni bencil biri olarak mı görür. Kızına talip olmam bencillik ise, dünyadaki en bencil adam benim o zaman.”

Bir yanda Lorna, Inshala, Merisoul ve Laila, diğer yanda ise Lady, Udoorin, Aager ve Anglenna, taş heykellerle mücadele ederken, Gnine ise tek başına yaklaşan heykellerden birisini, görünmez, dev, büyülü bir yumrukla harcamaktadır.

“Bir gün öleceksem, onun dudaklarına dokunduktan sonra ölmek isterim. Ama ardımdan ağlamasın. Hayatında yeterince hüzün var zaten!”

“Gnine! Kapat şunu!”, diye çığlar Lady.

“Mandalı basılı tutuyor. Kapatamıyorum!”, diye panik içerisine bağırır Gnine.

“Onu o kadar seviyorum ki.. Ama bunu ona söyleyecek cesareti bulamıyorum bir türlü. Ya utandırırsam onu? Off olm yaa.. Git söyle işte. Kişi hoşlanmadıklarına, onlardan hoşlanmadıklarını söyleyebiliyor ama neden sevdiklerine onları sevdiğini söyleyemiyor ki?”

“Drezilya dizisi gibi bu yaa!”, diye gülmeye başlar Laila ve oklarıyla Lorna’yı sıkıştırmaya çalışan heykellerden birisinin kafasını parçalar. “Umarım en heyecanlı yerinde bitmez!”

“Başlık parası isterlerse ne yapacağım? Lorna paha biçilmez ki.. Ne verirsem eksik kalmış olmaz mı?”

“Derin düşünceler.”, diye mırıldanır Merisoul.

Anglenna elinde oluşturduğu, ip gibi uzun ve ince ateş büyüsünü Aager’in üzerinden gönderir ve heykellerden biri kararmış bir şekilde parçalanarak yere yıkılır.

“Umuyorum ki bu çarpışma bittiğinde sevgili kuzenimi yerin dibinden çıkarabiliriz.”, diye mırıldanır.

“Acaba şu karma karışık sakallarımı kessem mi? Belki hoşuna gitmiyordur. Kim böyle sakaldan hoşlanır ki?”

HAYIR!”, diye bir haykırış duyulur Lorna’nın tarafından. “SAKIN HA!”

Prenses, daha da kızarmış bir yüzle, elindeki neredeyse üç yardalık glavye ile heykellerin arasında dans eder gibi süzülür.

“Sen bittin, bücür!”, diye harlar Lady ve gürzüyle heykellerden birisinin daha kolunu parçalar.

“Off yaa.. Şu kavga bitsin, git, sarıl ona.. Ya da sarılmadan. Evet sarılmadan.. Herkesin ortasında olmaz. Ayıp denen bi şey var. Onun gibi zarif bir hanımefendi utandırılmamalı.”

“Gökler adına. Biri şu cücenin başına sert bir cisimle vurup bayıltabilir mi? Büyü o zaman bozulacaktır.”, der Anglenna biraz kızmış bir şekilde.

“Ama mutlaka gidip söyle. En azından elini tut, gözlerinin içine bak ve ona, ne kadar güzel olduğunu söyle..”

“Hayır yaaa!”, diye daha da panikler Gnine. “Bu benim suçum değil!”

“Ve.. ve onu ne kadar sevdiğini söyle..”

“Hayır yaaa!”, diye bağırır Laila, ve iki ok daha salar. “En heyecanlı yere geldik!”

“Beni şaşırıyordunuz, İzci Onbaşı Laila—”, diye kızmış bir şekilde söylenir Anglenna.

“Ama hoş karşılar mı? Ya bana ‘yeri mi şimdi?’, derse..”

“—Ve bunun ne kadar umurumda olmadığını tahmin bile edemezsin!”, diye harlar Laila.

“Peki o zaman. Başka bir zaman söylerim. Kimsenin olmadığı bir zaman. Bu kadar bekledim. Aager’den öğrendiğim bir şey varsa o da sabır..”

“Off yaa..”, diye neredeyse inler Laila. “..ne kadar salaksın sen olm yaa!”

“Bu bitti..”, diye haykırır Gnine, hemen önünde parçalanmış heykeli göstererek. “Ve sanırım kapatabildim büyüyü. İnanılır gibi değil. Kendi büyümü hacklemek zorunda kaldım!”, diye de ekler, batık bir ifadeyle.

“Bence genç Udoorin’de bitti!”, diye mırıldanır Merisoul ve kendi tarafında kalan son heykeli, Lorna’nın hışımla parçalara ayırışını seyreder..

“Bu da sonuncusuydu.”, der Udoorin sırıtarak. “Biraz sert vuruyorlar ve oldukça dayanıklılar ama konsantre saldırılara karşı pek de etkili değiller.”

“Neler oluyor sevgilim Aager Fogstep? Herkes bir şeyden bahsediyordu ama ben hiçbir şey anlamadım.”, der Inshala biraz bozulmuş bir şekilde.

“Emin değilim, güzelim. Ben de ne olduğunu bilmiyorum.”, diye itiraf eder Aager.

Elinde koyu, dumanlı, ölümcül glavyesi olduğu halde, kendisinden beklenmedik bir hışımla yaklaşır yanlarına Lorna..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Sevgili Dorin..”, diye kati bir sesle konuşur Prenses, ve birden ortam sessizleşir.

Kızın kaşları çatılı, kiraz kırmızısı dudakları büzüşmüş ve çim yeşili gözleri, aynı renkte, içsel bir ateşle yanıyor gibidir.

“..bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?”

Udoorin bir an yerinde dona kalır zira Lorna’sının bir şeye fena halde kızmış olduğunu açıkça görmektedir, ki bu onun için oldukça yeni bir tecrübedir.

Lorna’sı her zaman, her koşul altında sükûnetini koruyabilen bir hanımefendidir.

“Evet. Çok şey var.”, der Udoorin, bir anda.

“Canı gönülden sizi dinliyorum, sevgili Dorin.”, der aynı kızgın ifadeyle, Prenses.

“Bunu sana söyleyemedim hiç, çünkü seni utandırmaktan korktum. Senin için hissettiklerimi tarif edemem, zira o kadar kelime bilmiyorum. Ama seni seviyorum.”, der Udoorin fevkalade ciddi bir şekilde.

“Ve.. Sana sarılmak istiyorum!”

“Ben buradayım, sevgili Dorin..”, der Prenses ve yanan gözleri daha da harlanır. “..ve bekliyorum!”

 

Tempest Tapınağındaki koyu gri ve mor bulutlar kabarır.

Bir anda, ve ardarda yıldırımlar çakar.

Gökler hışımla homurdanır..

 

Udoorin, Prensesin çim yeşili gözlerinin içinde yanan ateşe bakar.. ve onun kiraz kırmızısı dudaklarına dokunur.

Ama parmaklarıyla değil..

 

 


 

 

 
 

Quiet In The Library

Timeline:

Arcantonic and Brom slip silently into the night to do somethings that might very well break the prophecy they were sent for.

Adamant that she must do what she set out to do, Brom has little choice but to help accompany the ‘cute little demon’ of a gnomic girl.

 

This story takes place on the same night as
“Benim gitmem lazım.”
The Returning of Shal -ah Galad
Geleceğin Adımları
“Not Yets” and POV’s (18+)
and right after
Between The Blinds.

 

 

THAT. WAS. AWSOOOOOME!“, Tonic half shrieked, half cackled with manic fervent and triumphant hysteria. “I can’t believe she held me.. No!.. She hugged me! The Riverin of High Woods, The Princess of Bari Na-ammen, the daughter of Ri Grandaleren and Rise Nadine Graciousward.. THE FUTURE QUEEN OF THE HIGH ELVES, Alor’Nadien ne Feymist herself, my twin sister by adoption, no less, and she hugged me! Oww my Gosh, she smelled so nice.. So warm.. And you know what? I think I will go visit her again, once this is all over. Just for more of that!”

“Girl.. She offered you the throne of Bari Na-Ammen, literally, and all you can think of is her hugs? I’ll be the first one to admit, she is a beauty, par to Wraiven, but really, now.. Your priorities are a tad eschewed.”, Brom said with a bemused tone.

“Look here, you little hobbit!”, she said pointing a tiny finger at him. “This here is the hair of a Princess. And not just any princes, but that of Alor’Nadien ne, herself! And not just a snippet, either. She gave me a whooooole strand!”

 

Her tiny finger, the one she was pointing at Brom, was nearly all black! Because her fingers were so small, and the Princess truly had had very long hair, flowing nearly all the way down to her feet. She had enlaced the hair around and around her finger until it had all but covered it.

And now, the little gnomic girl was skipping and hopping like she was the proud owner of one of the rarest wonders in the kingdom..

..which, she was!

 

“You are such a dork, Tonic.”, Brom smiled. “..And a fangirl!”

 

The two had left the huge Dorin guy and the beautiful, graceful, and pretty princess behind and were heading to their next, and hopefully, last stop for the evening; to the Great Arashkan Library.

Why was every officious building in the city named ‘Great’, Brom had wondered.

The Great Arashkan Courthouse, The Great Arashkan Library, The Great Arashkan Arena, The Great Spires, The Great First Lord Princeps Palace.. It wasn’t like there was another city just over the hill with a courthouse, a library, an arena, some spires nor another first lord that one would confuse, now, was there?

Or perhaps there were some ‘baby’ Arashkan courthouses, libraries, arenas, spires, and first lord palaces and hence, the ‘great’ ones had real and practical significance.

Brom couldn’t imagine a conversation where some stranger would ask; “Excuse me, mate, where’s the First Lord’s Palace?”, and get a reply, “Which one? I mean, we have so many!”.

Brom suspected, that conversation would devolve into something like;

“The ‘great’ one..”

“Yea, okay, but which one? We have a lot of ‘great’ first lords in Arashkan. You’ll have to be a bit more specific, mate!”

“How many First Lord’s do you have, in this city?”

“19,876 by the last count. We had a new First Lord spawn just the other day!”

 

Apparently, Brom’s live-imagination was at play again!

 

But there was, however, some truth in his creative perception. All these ‘greats’ didn’t make the city anymore endearing.. Only pompous! No one, it seemed, was near-honestly humble like hobbits in this world. Hobbits lived in nice, quiet, rolling hills. They didn’t build giant monuments, nor put awesome statues to impress others. Seemed a little like too much work for no gain at all. Hobbits made their homes in the hills and.. well.. they lived in them.. Happily too!

The near-honestly was because hobbits were just unenthusiastically lazy to be bothered by such frivolities!

Elves, humans, gnomes, dwarves.. none of them ever seemed satisfied with what they already had. Always they would thrive for more..

..and still, be unhappy.

Just how stupid was that?

 

“Brom.”, Tonic said sternly. “I know what she offered. Think of my history. I know what power is. I lived with my uncle for years. And I know what power can do to you. My uncle.. He had power. Lots and lots of it. Even his demons feared him and it really is hard to instill fear in a demon. And look what it brought him. Banishment to the depths of hell he is never coming back from. It is possible he is still alive. And burning perpetually there.. And Heavens willing, he should burn for more, and then some.”

“I.. can’t say I admire his disposition. But why? Why did Nadine banish him and not just kill him and be done with? Death seems kinda more permanent, don’t you think?”, asked Brom a bit taken aback by the little gnomic girl’s savage tone.

“No. Death is not always thus permanent. Not for guys like my uncle..”, she replied, her tone much more subdued now than just a moment before.

“Ow? How do you mean?”

“My uncle, Arcanton.. He made many deals with many beings.. Outsiders.. Creatures that do not belong to our plane of existence. Planes where time and space get distorted. You literally can’t kill those creatures, Brom. You can only banish them from your own reality and hope some fool will not summon them back.. At least not in your lifetime!”, Tonic said quietly.

“Hmm.. So Arcanton made deals with things out of our plane of existence. But so did Wraiven, come to think of it, did she not? I mean, The Raven Queen doesn’t exactly belong to our plane of existence either, you know.”, Brom said carefully.

“Seressa did not make deals with the Raven Queen, Brom. Not in the sense that my uncle did. My pairs soul is her own. And belongs only to her. I doubt under any circumstance would she give up her soul to anyone.. or anything! Seressa is bonded with the Raven Queen via a pact. She does her bidding in return for her queen sharing a part of her power and knowledge with her. It is sort of a mutually beneficial agreement between two parties. She can, if she wanted, dissolve that bond. Yes, she will lose the Raven Queen’s favor and the power she imparts to her, but the fact remains; she can end the bond..”, Tonic tried to explain.

“So she can.. But I still don’t see the difference.”, said Brom as he squinted into the night.

“The difference is, unless you got more balls than brains, you literally can’t break the deals you make with Outsiders. Once the deal is done, your soul is on the market! It’s ‘Going.. Going.. Going.. Gone!’“, she said seriously.

“Well, that sucks.. I suppose. I like it that Seressa is free. I like her free. And she should always be free. Social rhetorics do her enough injustice and chain her as it is. She doesn’t need any more constraints.”, Brom said quietly.

 

The two walked on for some time in companionable silence. As it turned out, they ended up going the longest possible way around, taking the streets between the Officers District and Heaven Park, behind the Archery Military Camp, and by the Lights Temple. For some reason, the First Lords Palace and the streets surrounding it seemed to be teaming with burly, scowling patrols and neither Brom nor Tonic needed any complications or altercations with the city’s law enforcement’s that late, that night.

 

“Don’t.”, Brom said finally.

“Don’t what?”, asked Tonic, a bit surprised.

“Don’t ask the question you have been meaning to ask all night, Miss Tonic.”, he said with a destitute voice.

“Actually, I wasn’t going to ask anything.. And you really don’t need to ‘Miss’ me you know. Every time you say ‘Miss Tonic’, it sounds like ‘I miss Tonic!’ in my head, and that’s just weird.. and creepy!”, she said.

“Well, now. That is weird.. And creepy..”, mused Brom, but it seemed his mind was elsewhere.

“I did wonder though..”, Tonic began.

“And that.. is what I meant when I said, ‘don’t’!”, Brom frowned.

“You know. It isn’t fair you get to do all these psychoanalysis on me and then fend me off when I want to ask you some personal questions.”, she sniffed.

“I am not the one with the accumulated issues, Miss— Tonic.”, replied Brom, but there was no heat nor beration in his voice.

“So only people with decent backgrounds get to analyze others, then?”, asked Tonic mildly.

“No.. There just isn’t anything there to analyze.”, Brom replied allusively.

“Ahh.. I see.. So it’s perfectly alright if I did ask you a few personal questions, then?”, said Tonic with a victorious smirk.

“What? No.. How did you even get to that conclusion, girl?”, replied the hobbit feeling exasperated.

“Using awesome logic!”, smirked Tonic again.

“Using logic..”, snorted Brom. “You are not going to let this go, are you, girl?”

“Nope.”, replied Tonic happily. “So.. What do you see in Seressa?”

“Thought I already told you that. Just this evening. At least twice.”, frowned Brom.

“Yes, and no. Your description of her was a bit.. too intimate and heartfelt.. One could argue it’d make an excellent book cover, let’s say.”, said Tonic tentatively.

“I don’t know what kind of books you are into, girl, but I would suggest you read something that has actual literature in them.”, Brom scowled now.

“So you don’t like her, then?”, she blurted.

“Now why wouldn’t I like her? I mean, what is there not to like?”, replied Brom honestly.

“So you do like her..”

“Ow. My. Gosh, girl. You are going to push this in your direction whatever I say!”, exclaimed Brom, waving his hands.

“I just want you to give me an honest, and straight answer. Is that too much to ask? I mean, we are friends, right?”, persisted the gnomic girl.

“Just because we are friends, that doesn’t mean we share everything..”, said Brom exasperated.

“But you said, ‘We suffer. We mourn. We sing and we celebrate.. We do. And what we do, we share!‘. Your words, not mine.”

 

Brom ‘hoo boy’ed.

The little demon was persistent.. and she stuck on him..

..like a tick!

 

“That is possibly the worst misuse of a friendly conversation, Miss Tonic!”, Brom said angrily. “But I will tell you, just to get you off my back!”

“Yeshh!”, Tonic fisted her hand into the air. “Victory!”

 

“When I see your pair.. No.. When I see Wraiven, I sometimes wish I was a taller man. And better looking, perhaps. ‘Cooler’, so to speak. Maybe a bit more muscular.. You know, the type girls like to ogle at.

 

I love everything about her and she sees me only as something that she can, perhaps, cute into her coin purse. Not that I would mind being pursed by her, but that will still not make her see me in the light that I would rather have her see me.. If that makes any kind of sense to you.

 

We are so impossibly different, yet she makes me simply not care. Which is the core of the problem. She doesn’t see me that way, period. I mean, what am I to her, really, but a bushy little hobbit?”, said Brom then fell silent. This night had offered him many wonders. Just not the ones he would have wished for.

 

Tonic stared at the back of the hobbit as they once more fell silent.

She had been surprised by this unscrupulous hobbit a few too many times this evening. But this last bit gave her a whole new insight about him because he hadn’t been staring at her pair for the simple visual pleasure of having ogled at a very beautiful, proportionately curvy, comely buxom, life inducingly vibrant, deservingly exhilarating, darkly mysterious, and honestly alluring figure, counter-underlined by some macho male animal instinct, but for something more. Something that was intimate. Something that had real depth.

Tonic suddenly felt angry and jealous.

For all her pretense otherwise, she didn’t feel like sharing her pair with anyone, even though she had taken her pair a bit too much for granted.

Then she felt shame.

The hobbit —No! Not the hobbit.. ‘Brom’, had done nothing but give his best to help a cranky, cantankerous, contrary, grumpy and surly little girl his all, and not just that evening, but carefully, every day, ever since they had met. And for some reason, Tonic didn’t think he’d done any of it to gain favor with her pair, by proxy. For all his seeming indifference towards everything, lack of base enthusiasm, exasperation level of sloth, and blatantly unscrupulous attitudes, he was smart, cunning, always seemed to show unsolicited kindness, and he was loyal, educated, and well-spoken, even though he hadn’t been to an academy such as Melshieve and thus far, he’d more than pulled his weight in fights.

Much better than she had!

Hells bells, he’d also played that lyre like a siren! She remembered all the times she’d thought he was just staring at her pair’s butt, while he had persistently claimed he was composing a song.. in his mind!

And he had been telling the truth all along.

‘The Endless White’.

The tune he had played, back at the inn that very evening was something that was simply ‘mad’..

..and Tonic had loved it!

And now she didn’t want to share her pair with him?

Like her pair was hers to give or not..

Just how arrogant was that?

 

“Yes.”, inner Tonic said. “You really are selfish, you know.”

“Whose side are you anyway?”, blazed Tonic but her heart hadn’t really been in it. She’d flared more out of ‘muscle reflex’ than true intent.

“Does it matter? It was you, who wanted to try ‘this way for some..’, wasn’t it? Now you want to quit? I wasn’t aware it would be this short. Must have missed the memo. Had I known you’d be this fickle, I wouldn’t have fought against it so hard, knowing you’d come around on the morrow..”, inner Tonic said, and she didn’t even bother with the sarcasm.

Tonic shut up.

From the inside!

 

No. The hobbit was not just ogling at a very beautiful, proportionately curvy, comely buxom, life inducingly vibrant, deservingly exhilarating, darkly mysterious, and honestly alluring figure.

Brom was staring at the heart of all that and desolately knew, he could never have it.

The ogling was just his way of fooling those around him..

..and himself.

 

“You could tell her.”, she braved mutely.

 

“To what end? There’s nothing neither of us can do about it, particularly if she doesn’t see me that way. If I tell her, all I will get is either the basic ‘You are my friend’, talk or the infamous ‘But I love you like a brother’, talk, which I would rather forgo and Heavens forbid, will never happen. However Seressa sees me, I never want her to love me like a ‘brother’..”, replied Brom, and not without a good dose of bitter disgust.

 

“So you are going to do nothing?”, asked Tonic incredulously.

 

“I never claimed to be a brave man, Tonic. As a matter of fact, I did say I was a coward, this very evening, I might add. Being refused by someone as awesome as Wraiven is not something I ever want to experience. I’d rather just ogle and make sure she sees me doing it.”, he said quietly.

 

“Make sure she sees you? Why? That doesn’t make sense.”, said Tonic befuddled.

“I don’t like sneak-peaking at her. Feels wrong. Feels like cheating.. Feels immoral —and yes, I am fully aware of the monumentally depraved irony there. That doesn’t change the way I feel, though.”, said Brom, frowning a bit.

 

“But.. but you are suffering and she doesn’t even know!”, bewailed Tonic.

“What’s got you so riled. It’s my problem. I’d rather look at that beautiful and wonderful, and beautifully wonderful girl with the impossible dream of a ‘chance’, than never to be able to look at her again when I get refused or be declared as ‘loved like a brother’!”, said Brom, gruffly.

Tonic ran up to Brom and stopped right in front of him and looked him in the eyes.

“That’s.. That’s just wrong, Brom.. and sad..”, she said with brimming eyes.

“Well. I am a sad sort of man. I got a problem, and I am using the cowardly way out. Nobody is feeling bad and no one is getting hurt..”, he said flatly.

“Accept you.”, she said quietly.

“Yea, well. There you have it. Chew on that psychoanalysis if you will, Miss Tonic.”, said Brom, brushed past the gnomic girl and with determined steps, started towards The Great Arashkan Library..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Tell me again.”, said Brom with a mute, stoic voice. “What do I say to this Tinker-guy, again? And how in the blazes am I even going to get up to that window anyway? It must be at least fifty-five feet up there. Probably more, since this is a library. They would require higher ceilings to store all the books.”

 

Brom didn’t feel well. He had never wanted to divulge his feelings about the very tall, very dark girl to anyone. And certainly not to Tonic. Not because he thought she couldn’t keep the knowledge to herself, but perhaps, and because, he thought, she would keep it to herself.

“Damit.”, he thought. “Why now? Why tonight, of all nights?”

Had it been the tune he’d played to the audience that evening?

The one he’d named a tad grandly as; The Endless White.

He knew he should have named it just The White... or even White... but white was just too generic.

Or perhaps it was the song he’d sang after that; Time.

In all honesty, Brom Bumblebrim knew, he just knew, it wasn’t him, who’d written that song. Unlike any other song he had written, this one had ‘come’ to him.. and in the most literal sense possible. Word by word, the song had written itself in his mind and heart during his two-year sojourn from Bowling Hills, all the way to Shakehands.. Which is when he’d met Cora. But tonight had been the first time he had actually put it on display, so to speak. And now, the song was out..

..and out of its ‘time’, Brom thought with a sardonic inner snort.

Or perhaps it was because of having met an angelic being.. or seen that dark, very sinister-looking man he’d ended up feeling ‘distaste’ at best, then getting all his emotions totally eroded when he saw the same, sinister man looking at the sweet little skinny girl the way he had. And the look she had given him had been emotionally ruinous all by itself for Brom.

He was a bard, damit, and love was the bread and butter for all bards.. But the thing between those two.. he found he couldn’t define it..

..because he could not comprehend it.

It had been so.. nubile in its beauty..

So primevally intense.

There had been no decorum to it. Only base, raw, savage, and somehow, awe-inspiringly tender and desperately lonely longing in the look the two, very unlikely man and girl, were giving one another.

And they were giving it in a sense that was singularly unique! It made other people’s love seem like they were merely and briefly lending their hearts to others, while those two had already and literally given theirs.

So much so that what beat in one, was actually the heart of the other..

 

What man, woman —or bard— could truly comprehend that?

 

The intermixed irony that was put under the broad beam of a bright spotlight was not lost on Brom at all;

One, inhumane human, and one, infinitely humane, inhuman!

It was likely that very destitution the two had, that’d sparked the fire that had previously been a mere and happy little kindle..

..into searing pain.

 

“Damit!”

 

Tonic gave Brom an even look.

Whether she surmised what was really going through the hobbit’s mind, she kept it to herself.

For now, at least.

Which was a grace, all by itself.

 

“I have seen you climb walls before, Brom. That cloak of yours will more than suffice. If you want, though, I can give you a potion that will make you climb pretty much any surface. Another for you to pass through any gap, or to safely float down. I can send a rope all the way up there.. The window is in range.”, she listed methodically. “I suppose, if you want, I can bring out Mechaber. He can give you a fifteen feet head-start sort of a jump. But I haven’t really had the opportunity to field test that. And I can’t promise a quiet landing. Likely, it will bring a lot of patrols upon us. I am guessing you’d rather avoid that.”

“I am guessing, you would rather avoid that!”, scowled Brom.

“Yes. Yes, I would.. Very much.. The technology behind Mechaber is not out yet, and I would rather it didn’t. Not yet, and not until it’s perfected and certainly not until I install the self-destruct unit in it.”, she said seriously.

“The self— what?”, asked Brom incredulously.

“Self-destruct unit.. You didn’t think I would artifice something as dangerous and deadly as Mechaber and then hand it over to the irresponsible humankind, or have it stolen, now did you? I designed it. I must make sure it never falls into wrong hands..”, Tonic said like she was paraphrasing from a blood-signed doctrine!

“Ooookay.. Good, we got that cleared, then.”, Brom said.

“Mechaber is serious business, Brom. Nothing to joke about. The fact that you have seen it, let alone know about it is a sign of how much Seressa trusts you because if it were up to me, you’d have never seen, nor heard mention of it.. Well.. not for some time, anyway.”

“Ooookay.. Good to know where we stand too, then.”, Brom said with the same tone.

Tonic scowled.

“Look, just because you like someone, doesn’t mean you hand over the nuclear launch codes to them, alright!”, she said with an exasperated voice.

“The what lunch codes?”

“Never mind.”, said Tonic. “Read it in some silly futuristic sci-fi book.”

“Psychic-what? What are you talking about, girl? Just what the hell kind of books are you reading?”, Brom asked.

“Look, the story begins when a pretty Erossian spy falls in love with a mad and delusional Camerican nuclear scientist—”, the gnomic girl promptly began..

“Tonic!.. It’s late. I am tired and in all sorts of ways.. Let’s just get this over with, shall we? I am sure Cora and your pair have noticed we have been too quiet by now and gone to your room to check and see as to why! I think the story about some mad psychic-whatsit can wait, don’t you?”

“Right..”, said Tonic and blushed a bit. “Just tell him what I told you. Don’t loiter. Don’t chit chat. Get in. Tell him. Get out. And..”

Brom cocked one eyebrow.

“And?”

“..And, thank you. I made you do things tonight you would rather not have done.. At least not with me, nor for me.. So.. Thank you..”, she said with a small voice.

“You are welcome, Miss Tonic. And no, I wouldn’t have done any of this, not tonight, not ever, but not because of you. I just wouldn’t have done them because I would rather have taken a light snack, cleaned and tuned my lyre, and then went to sleep. Thanks to you, it is unlikely I will find any light snacks nor find the time to neither clean nor tune my lyre. And because it’s nearly the end of the night, I will not be getting any sleep either..”, Brom said.

Tonic frowned.. and felt a bit.. hurt..

“But I did do all the things I would rather have not, and I am now a better man for it.. All because of you.. So.. Thank you!”, he added with a smile.

Tonic’s eyes teared.

“Go.. Now.. Or I shall call you an ass and totally ruin the moment, Brom Bumblebrim!”, she sniffled.

 

Brom smirked, turned around, pulled his magic cloak around him..

..and started climbing up the side of The Great Arashkan Library like some odd lizard or possibly, an arachnid!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Who is there?”, a slightly tenoric male voice whispered harshly in the darkness.

“It is I, The Ghost of Silent Hills Past, Present, and Future!”, spoke Brom, with a hoarse, hollow voice as he produced a very high, very eerie, screaming tune from his lyre.

 

The poor antic instrument wept at her misuse.

 

Brom had found the ‘Tinker-guy’ with relative ease. The gnome was taller than Tonic but while the gnomic girl was proportionally slim, this gnome, the possible great, great, great-something grandson of Prince Gordigon was a bit on the stocky side. Though he looked quite young and robust and had keen, intelligent, and pursuing eyes.

Brom had thought of a dozen different ways of approaching the gnome, including stepping up to him and saying, “Hallo there, matie. Got somin te tell yer! Go there them Silent ‘ills an’ grab what’s there fer yer self and be quik ’bout tit! And while at tit, quit mawnin’ ’bout things ‘cuz non wuz yer falt! But I’d suggis yer watch yer arse cuz sum fellers wantsit!”

And now he was gnawing his knuckles, hiding a few rows, behind and above him, stuck on the ceiling!

 

“Whot?”, the gnome, Tinker-guy, said in a baffled and spooked voice.. And one of his hands formed claws as a huge ball of fire appeared in it!

 

“Ow crap!”, thought Brom. “A trigger happy fireballer!.. We are in a bloody library, damit! Who uses a fire hall in a library? That is a universal reason for contempt, almost akin to speaking aloud in a theater! Doesn’t he know there’s a special kind of hell for people like that? And this idiot is the heir to Silent Hills?”

He produced his own Wand of Ice, just in case the fool actually did fire his ball and he had to put out the fires!

 

And just then, they heard a monotonous, matronly voice echo.

 

“QUIET IN THE LIBRARY, OR YOU WILL BE FINED! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

 

“What the..”, said the gnome, Tinker-guy.

Brom snickered. Ow, this was going to be fun!

“It is I, The Ghost of Silent Hills Past, Present, and Future!”, he repeated, with the same hoarse, hollow voice.

“QUIET IN THE LIBRARY, 50 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“And I have come to give you tidings from the beyond, young Tinker-guy!”, hallowed Brom.

The gnome, Tinker-guy, cocked an eyebrow, his face puzzled.

“QUIET IN THE LIBRARY, 100 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“What the hell?”, the Tinker-guy said.

“QUIET IN THE LIBRARY, 150 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Brom snickered, some more. If Tonic caught him doing this, she’d have his hide, and then some!

“You shall go to Silent Hills.. There you will find your kin..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 200 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You must reclaim your heritage..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 250 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Ow. My. Gosh!”, exclaimed the Tinker-guy. “Can you please stop?!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 300 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“No. I can’t!”, moaned Brom.

“QUIET IN THE LIBRARY, 350 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“For I..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 400 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..am the Ghost of Silent..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 450 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..Hills, Past..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 500 CREDITS! YOU ARE NOW BARRED FROM THE LIBRARY FOR A WEEK. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..Present and Future!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 550 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop!”, cried the gnome!

“QUIET IN THE LIBRARY, 600 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“And you shall do my bidding..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 650 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop. Just stop!”, shrieked the Tinker-guy in desperation.

“QUIET IN THE LIBRARY, 700 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“No. I can’t..”, repeated Brom, his eyes shut, his face flushed and he had started doing strange, snorting, bubbling noises.

“QUIET IN THE LIBRARY, 750 CREDITS! YOU ARE NOW BARRED FROM THE LIBRARY FOR A MONTH. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You shall go to Silent Hills, and into the Demon Fog to reclaim your birthright..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 800 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“You must also know, young Tinker-guy..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 850 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Stop! You are going to get me permanently..”, cried the gnome.

“QUIET IN THE LIBRARY, 900 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Brom could hardly breathe by now.

“..what befell you in the past..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 950 CREDITS! PLEASE BE ADVISED; YOU ARE NOW APPROACHING CONDEMN LIMIT. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“..was not of your doing!”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1000 CREDITS! YOU ARE NOW BANNED FROM THE GREAT ARASHKAN LIBRARY. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Whot?”, exclaimed the gnome and there appeared a haunted expression on his face. A face that bespoke of shame, self-loathing, relief, pain lived, and pain endured..

“QUIET IN THE LIBRARY, 1100 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Those who put your heritage into desolation sent their minions to slay ye and yer line..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1200 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

The gnome’s face paled. He tried to speak, but words utterly failed him.

“..to ensure, none would ever bring ‘voice’ to Silent Hills..”

And now, Brom wasn’t snickering anymore.

“QUIET IN THE LIBRARY, 1300 CREDITS! PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Hence an evil plan they hatched.. A heinous plan.. And they brought down your home and buried you, and yours..”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1400 CREDITS! PLEASE PLEASE BE ADVISED; YOU ARE NOW APPROACHING CIVIL RIGHTS LIMIT. STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

Tears appeared in the Tinkey-guy’s eyes and ran down shamelessly.

“My mother? My father? My brothers and sisters by the dozen? Terrah Doodlebellz? All my friends? My neighbors? —They all died because of me?”

“QUIET IN THE LIBRARY, 1500 CREDITS! THE CIVIC GUARDS ARE ON THEIR WAY. PLEASE STOP BY THE CASHIER FOR THE PAYMENT AND WAIT FOR DETENTION! THANK YOU AND HAVE A NICE DAY.”

“Nay, young Tinkerdome. They all died because someone slew them. They all died to kill your line. Make their sacrifice worth the world, young Tinkerdome..

Reclaim your Heritage.

 

Reclaim your Hills.

 

Reclaim your Kingdom.

 

Reclaim your Throne.

 

Reclaim your Destiny.

 

Reclaim your People.

 

And be a King!

 

 

And with a job well done, Brom Bumblebrim silently climbed down the ceiling.

Quite as a mouse, he brushed past the devastated Prince Gnine Tinkerdome, the great, great, great-something grandson of Prince Gordigon, got out the window, and skimmed down the walls of The Great Arashkan Library..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

WHAT DID YOU DO?!“, nearly shrieked Tonic in panic as she grabbed the hobbit and started running back the way they came. “The place is suddenly crawling with civic law enforcement!”

They ran past the Lights Temple, along the Archery Military Camp, and cut through the street between Heaven Park and Officers District.

“I said, just talk to him, say the things, and get out!”, spluttered the gnomic girl.

“Which is pretty much what I did, girl!”, panted Brom, his face flushed and he truly felt tired, both physically and emotionally. And he was scratching the upper end of one leg, near the buttock, just where he couldn’t see.

“What is the matter with you?”, Tonic asked, her eyes wild now.

“I got bit.. Again!..”, spat Brom, and mumbled to himself, “This is the last time I fall for a cute face!”, as they heard someone shout “HALT!“, from behind them.

“Whot?”

“Never.. mind.. Not a story.. for now..”, Brom said with a harsh scowl.

RUN, THEN!“, hissed Tonic.WE CAN’T GET CAUGHT DAMIT! OW. MY. GOSH!

Aaaand the gnomic girl was about to get hit with a full-blown panic now!

Something neither of them needed at that very moment.

“Calm.. down.. girl!”, said Brom harshly, as he huffed, and puffed.

 

The marching footsteps were getting closer.

HALT! HALT I SAY! HALT IN THE NAME OF THE FIRST LORD!“, repeated the same voice from behind, but much closer now, than before.

 

“Can.. you.. disappear?”, Tonic gasped as she ran next to Brom.

“Umm.. Yes.. But only myself!”, breathed Brom heavily.

“Ok, then.. Go.. Shoo! Vanish! Scram!”, she said.

“NO! Not.. leaving you.. Not happening..!”, Brom breathed.

“I can.. take care of.. myself.. damit!”, snarled Tonic.

“Together.. or not.. happening.. I.. never want to.. face a Wraiven.. with you.. missing!”, he gasped.

“Damit!”, she said, produced two vials with green, vaporish something in them, and a tightly packed clay sphere out of her artificer’s satchel. “Here, drink this in ten!”, she said and handed one of the vials to Brom, as she tossed the clay sphere behind her.

“You know, disintegrating civic guards is not a good idea, Tonic..”, Brom said lightly.

There was a stunning bang, and the civic guards on their heels dropped to their knees and slumbered face down.

“Neat..”, admired Brom.

“Won’t keep them down for long. Now shut up and drink! The effects of this potion should last about an hour, possibly more. I am usually generous —or heavy-handed— with ingredients, depending on your point of view.. Meet you at the inn.”, she said and topped her own vial.. and suddenly, Tonic fell apart!

“I like you, Brom Bumblebrim.”, she said in a warbling, escaping, gaseous, and fading voice. “If you are so bent on martyring alone, I shall abide by your wishes. But you shouldn’t decide for Wraiven without bothering to ask her. That truly is cowardly. And not really any different than all the other animals out there who only see the pinks and never wonder what’s in it.. I made that mistake and it cost me—”

Whatever it had cost Arcantonic, she couldn’t say.

Her form drifted away in a hazy wisp of smoke!

 

Brom scowled after the now gone gnomic girl.

“Inserting a last word right before the disappearing act.. Cheap, Miss Tonic. Very cheap! Well, I am warning you now, girl, there’s a whole slew of pain coming your way..”, he said darkly and drank his own vial..

 

It was the strangest sensation he had ever felt.

It was like his whole body was flying apart into tiny, dust-sized bits! He felt the hair on his bushy head rise on their ends, accept he had no hair left either. Every part of him just.. puffed into smoke, and he got carried off with the slightest wind.

Now all he had to do was somehow steer himself in the general direction of the inn, preferably away from the scores of civic guards.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Had a good evening, did you?” asked Cora as she stood in the hallway up the stairs to their rooms in the inn.

Her arms were crossed.

She was scowling at the little hobbit.

And her lips had that pout again.

Brom was smart enough not to comment on how cute Cora looked when she pouted.

Or rather, when she pouted while she was angry!

“Ummm.. Had a good evening yourself, did you?”, replied Brom, as he peered into their room.

 

The room was a wreck!

Everything, including bits of the floorboards, the windows, the window sills, the curtains, the flower pots, the walls, the feather bed, the nightstand, the lamps.. were either broken to bits or were cracked beyond repair. Feathers from the bed matres and the former pillows floated about and covered everywhere while food crumbs, empty and broken plates, bowls, and further cracked mugs and bottles were tossed and scattered haphazardly.

“This is not mere destruction.”, thought Brom in awe. “This is very nearly art! I could literally write an epic on this!”

 

“What did you do, Brom Bumblebrim?”, she fumed from her nose as she loomed over the hobbit, glaring down at him with her glacial blue eyes.

“Again with the ultimatum name use! What is it with my name and ultimatums, girl?”, asked Brom, frowning a bit. “And, I could ask you the same thing, Cora Sleet!.. What did you two do here?”

“We had a girls night. What does it look like? Seressa said we had to wreck the room at the end, so we did.. Was fun like I never had in my life!”, she replied seriously.

“And did you wear pinks too? I know for a fact, neither of you had pajamas!”, smirked Brom.

 

Cora’s eyes blazed and her face pinked.. just a little.. Barely visible, really, and if Brom hadn’t known the barbarian girl for as long as he had, he would have totally missed it.

 

“So.. how did you like it? The pinks, I mean..”, he asked blandly, and secretly kicked himself for having missed perhaps the only chance he would have ever gotten to see a Cora Sleet in Seressa’s mini pinks!

“It was a bit drafty but otherwise comfy!”, she replied with a straight face.

“Any chance for me to—?”, he asked.

“Never happen!”, Cora replied and now she really was scowling. “WHAT. DID. YOU. DO. BROM? We left you so you can calm Tonic. Not make her cry more!”

Brom sighed. He’d really wanted this to be kept between himself and the gnomic girl. Just to preserve her dignity, if nothing else. He didn’t want the cute little demon, as she at times became, to be seen as a ‘break down’ or a ‘cry baby’ and hence, an unreliable ‘loose end’, but there was no going around Cora when she got stubborn as she did now.

“Best way is to pull at it fast and sharp, and get it over with.”, he thought, took a deep breath, and spoke his piece.

 

“Before, she was crying for dubious and barely justifiable reasons.. I, on the other hand, gave her a genuine reason, so now, she is crying for real!”, said Brom and sure as he was a short, bushy-haired hobbit, his voice was now quite low, unsophisticated, and kind. “I am sorry Cora, but the current storm is inevitable. Once it blows, however, she will be done. She will then thank me because she will be feeling much, much better, and be stronger for it!”

 

Cora looked down at the hobbit. But the ice in her glacials were gone and she was looking at him, not with her looming glare, but with the one that said..

‘You and I..’

‘We are equals.’

 

“Something happened.”, she murmured softly.

“No.. Maybe..”, Brom replied evasively.

“Must I drag it out of you, my friend?”, she said with part annoyance, part amusement, and part.. wonder, perhaps?

“I’d rather you didn’t. This one isn’t about me, Cora.. Please.. Let this one go..”, he said without looking up at her.

“Grilled you, did she? Alright, then, go.. You look beat. Missed me in pinks, though.”, she smirked.

“Yea. Missed a lot in pinks tonight.”, he mumbled quietly and left for his room.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Tonic, luv..”, said Seressa softly. “Do tell me what’s wrong. It pains me to see you thus.”

Seressa had silently entered the room they had planned on staying that evening like a whisper. She had skimmed the wooden floor, went over to the large, feather bed, scooped up her pair, and cuddled her in her arms.

And like a broken little girl, Tonic had clung onto her very tall, very dark pair and shook violently as she’d wept.

“Tell me, luv. I am your pair. We share.. Share me your hurt.. Please..”, she’d said into her ear.

Arcantonic Palecog clung to pair, spluttering with uncontrollable manic and desperate tears, unable to form words.

“He saved him.. He brought him back!”, was the only thing Seressa could discern out of her.

As to who had saved whom, or brought who back, Tonic’s comprehensibility had ended there.

Clutching something in one hand, she’d wept and wept until she’d slumbered right there in her pairs arms like a cotton doll, as the exhausting venture of the night, unbeknownst to her pair, had finally caught up to her.

Seressa had hugged her pair to her heart’s content, long, long past her slumber with all the love and compassion she could muster, then sighed, “My little luv. You mean the world to me. Please understand that.. And never cry. Be happy!“.

She got up, and lightly limped as she carried her pair, and slowly put her into her bed.

“Hmm..”, she frowned. “I could have sworn I had taken her shoes off before..”

Being careful with the left one, she unlaced her little, cup-sized boots, took them off, and put them down near the bed.

Then she went to the wardrobe and pulled down a heavy quilt and covered her pair with it. Tonic looked more like a sad little kitten, curled up the way she had. Even smaller, the way she slept in a feather bed six times her size and eight times her length.

Seressa walked up to the window and pulled the curtains and closed them. The sun would dawn soon and her pair needed sleep. So did she, for that matter.

The very tall, very dark girl wondered if her pair would mind if she curled right next to her. The feather bed was certainly big enough and the idea appealed to her.

It had been one hell of a night. If she’d known girls nights was this much fun, she’d have patronized Tonic into one, years ago. She did feel a bit guilty though. Her pair had been stuck here and crying all night while she and Cora had partied like there was no tomorrow. Seressa felt like she’d abandoned her pair at a moment of her dire need.

Then she inevitably smiled.

Damn, that barbarian girl knew how to party, though!

She thought she would also have to find a proper way to thank the hobbit, Brom, as well, for keeping Tonic company while she and Cora had dismantled a goodly part of the inn. Seressa loved her pair, but she was not totally blind to her shortcomings, either. She didn’t need to bet to guess her pair had probably made the hobbit’s life miserable during his stay with her.

 

Tonic sighed in her sleep and lost grip of the thing in her clutch. It rolled off the bed and dropped on the floor.

Seressa looked down and frowned.

It was a very, very old, tattered, and crumbled scroll now.

And it looked vaguely.. familiar somehow.

Seressa had a very good memory for things; what people said, their faces, and objects she’d seen, which was why she’d rarely bothered taking any notes back at the academy. She could recite the things her tutors and professors had said almost verbatim, and identify an innumerable variety of objects and readily label them.

It sure had drawn the envy of many of the other students to no end. Seressa had given them a good lesson on ‘humanity’ that being pretty and somewhat ‘silly’ and ‘honestly vain’, didn’t equivalate to ‘stupid’.

Seressa liked feeling ‘pretty’ and ‘beautiful’, and ‘pretty beautiful’, damit..

So, there!

 

Deep down, though, she knew her appearance was mere ointment for the blunt void she felt at never to have felt the love she desperately wanted. The love she wanted had to emanate from a man like the heat from the core of an oven. Like it had to be something that was tangible.

The only problem with that was, the oven was there, men just weren’t emanating the fire.

Only.. temperamental and ephemeral sparks..

Men, it seemed, were definitely into her. And that’s about it. They were never interested in what went through her mind, nor her heart. And none of them wanted a dark, lumbering klutz of a girl with horns, a tail, and a fetish for pinks looming over them for a mate. Only as a plaything, at best..

A curio.

Might as well be an obsidian doll!

Which is what she was now.

She didn’t mind the ‘play’ part. She was very nearly sure it’d be fun. But it was the ‘thing’ that turned the whole idea stale. She just refused to be a ‘thing’ for anyone.

And no one worthy should be seeing her as a thing anyway, right?

She’d gone after the pretty ones. When that failed, she’d gone after the smart ones.. Apparently, whether they were pretty or smart, neither equivalated to ‘heart’, where men were concerned.

But then, what did? What did really equivalate to a heart?

Seressa felt bitterly cheated in life.

And sorely confused.

She was given all these amenities.

They just weren’t of any use..

She perpetually felt like she was a beautiful flower who only attracted pests and wasps, but never the bumblebee..

 

She sighed, and silently she reached down and picked up the rather worn scroll and carefully, tenderly, even, she unrolled it, and with a shocked expression, she read the very old and tattered scroll that had somehow been preserved through centuries, persevered against impossible odds, and had traveled all the way from the depths of Ritual Forest, through a bloody, demon-infested war zone, to here, to find its way back to her pair..

 

“Dear, dear Bumblebrim..”, Seressa said softly with brimming eyes, and a curvy little smile, as she finally figured the ‘who’ in ‘whom’, and remembered too, when and where she had seen the old scroll before; some relative eight hundred years ago, when they were waiting for Tonic, and the Prince Gordigon had given this letter, rolled into a scroll, carelessly laced, but not cased, in the hopes that the ‘courier’ herself would read it!

“I have no idea how you did it, but you have given back my pair a life, and a world of joy.. Thank you, for you are truly, and inexplicably amazing, luv.”

 

 

 


 

 

 

 
 

Between The Blinds

Timeline:

Arcantonic and Brom slip silently into the night to do somethings that might very well break the prophecy they were sent for.

Adamant that she must do what she set out to do, Brom has little choice but to help accompany the ‘cute little demon’ of a gnomic girl.

 

This story takes place on the same night as
“Benim gitmem lazım.”
The Returning of Shal -ah Galad
Geleceğin Adımları
and right after
“Not Yets” and POV’s (18+).

 

 

Alright. What’s the plan?”, asked Brom when he returned back to Arcantonic’s room with weapons, his lyre, and cloak. “I really hope there is a plan..”

Tonic was just putting her cup sized boots on, her own gear and her artificer’s satchel placed at her feet. “We go, we find the princess, hopefully alone, talk to her, then go and find.. uhh.. the Tinkerdome boy, talk to him as well, then get back before anyone’s the wiser!”, she said scowling at her boots. She’d already put her right one, but apparently, she was having trouble with the other.

“Get.. in.. the.. stupid.. damn.. boot..”, she finally snarled, but either her foot or the boot was resisting. Some kind of a footish mutiny was going on there that Brom could not see.

He put his stuff down, walked up to her, mutely grabbed the little boot and her ankle, and carefully inserted the tiny little foot into the boot, and did the laces.

And Tonic just watched him with a flushed, embarrassed, scowling but broken red face.

“I didn’t ask you to—”, she began angrily.

“—Don’t have time, luv!”, finished Brom, doing a rather impressive imitation of Seressa. Then grabbed the gnomic girls pack and her satchel, handed them to her, and went for his own, without waiting for her response.

 

There was a moment of dormant silence, then Brom heard her mumble..

 

“Thank you.”

 

..in a very tiny voice.

 

“Shall we?”, Brom said and went for the door.

Careful not to make any noise, he opened the door and took a sneak peek, and beckoned the girl with a tight, “All clear”, whisper.

“Why are we sneaking and whispering? Why are we even skulking at all? We haven’t left the inn yet.”, Tonic asked from behind the hobbit.

Brom pointed at the far end of the hallway, to a door near the stairs.

“That is where Cora and Wraiven are..”, he said.

“So?”

“Just what do you think will happen when they catch us, going out in the middle of the night, to do some highly illegal, prophecy compromising venture?”, asked Brom with an amused whisper.

“Ahh.. Point taken.”, came Tonic’s voice from behind him.

“I feel like I am sneaking out in the middle of the night to see a girl and afraid to be caught by my mom!”, he whispered, then paused, and added, “Damn.. That’s exactly what we are doing!”

Tonic snorted.

“Does Cora know you refer to her as your ‘mom’?”, she asked.

“Never happen! And I shall deny any allegations made on this matter.. Though I must admit, she and mom are likely the same difference in terms of ‘backhand’ punishments!”, he said lightly as they snuck down the hallway, towards the stair.

“You called Seressa as ‘Wraiven’..”, Tonic whispered.

“Yea..”, replied Brom, dreamily. “It’s such an awesome name, don’t you think? It sounds so much like ‘raven’, yet isn’t. The phonetic illusion there is hypnotic.. in a bardic sense!”

Tonic was about to ask something else, possibly an intimate follow-up question, but they both froze in their steps as they heard a squeal from the aforementioned room!

 

“Ummm..”, began Brom.

“Ow. My. Gosh.. Was.. Was that.. Cora?”, Tonic said with total shock in her voice.

“I.. don’t.. maybe..”, replied Brom, unable to refute the gnomic girl’s claim.

 

A giggle was heard then.. A very girly giggle!

 

“What the..!”, said Tonic.

“Well now..”, smirked Brom. “Looks like they are having fun.. Damn, I can’t believe I am missing all that.”

“What. Are. They. Doing?”, demanded Tonic incredulously.

“Cora offered Seressa a ‘girls night’ so your pair would leave me with you. And the best part is, I don’t think either of them knows what a girls night actually is!”, Brom said with glee. Then he added with a dejected tone; “Seressa was captivated by the idea. Apparently, no one has ever asked her any such thing, though I can’t imagine why. I mean, she has a pair, and the fact that the two of you have never had a girls night, is sort of sad, really..”

“It.. it never occurred to me that she’d want something like that.”, she said mutely.

“I hate to say this, Tonic, but had someone as awesome as Wraiven been my pair, I would have done everything in my power to make her day, every day.”, said Brom, but not unkindly.

“You are a boy. Of course, you would—”, Tonic began hotly.

 

“—Must everything have an ‘agenda’ for you, Miss Tonic?”, Brom cut in. “And no, that wasn’t a rhetorical question. The fact that I am a ‘boy’ would have just made me do it more willingly because she has the most beautiful smile I have ever seen. Note that I have been a traveling bard for the past few years and have seen some truly amazing and beautiful things. And yet, none of it compares to seeing that smile.

 

As much as you may have suffered in your past, so has she. While yours has likely been brutally direct, traumatic, and brutish, her punishment has been much more existential in its nature..

 

Think for a moment, girl; assume you are one of the prettiest things there is to behold, but because you are not ‘human’ but a ‘creature’, however, your thoughts, your wants nor your wishes about not wanting to amuse any given male, is of no consequence because the moment you have been denied of your ‘humanity’, you are now a mere ‘object’ with little to no rights!

 

 

I am just guessing here, but I bet she’s had many admirers in her past, but never any friends. Now put all these together and try to figure out just exactly how lonely your pair truly is.. And understand, why she does as she does, and wants the kind of genuine love and care that she wants..

 

I may, or may not be an unscrupulous guy, Miss Tonic, but I sure as hell am honest to her about every thing I say to her, and every way I look at her, and I certainly am not indifferent about her, nor shrug her off as an oddity. Because that’s not just cruel, it is also cheap!”

 

And with that, he snuck down the stairs.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

They traveled silently in the night. The Great Arashkan City was exceptionally quiet that evening as if holding her breath as some rather important events were taking place in her bosom. Brom led the gnomic girl like he knew where he was going.. Just like he had when they had gone for the bathhouse and the inn they were to have stayed.

“I am a selfish person, aren’t I?”, asked Arcantonic, in a small voice. “I feel ashamed that all these years, never once have I ever thought of what my pair ever felt, or wanted..”

“Perhaps you are, perhaps you are not. I am not in any position to judge, really. I have tried to help ease Cora at some of her worst moments. But never have I really asked her about her feelings either. To be honest, I am not as brave as you think, when it comes to girls’ feelings. Men don’t speak such things. Which makes it near impossible to even ask, even though I have wanted to, for all the time I have been with her. I fool myself by saying I respect her privacy. But the matter of fact is, I am a coward. She is so much more sensitive than she ever lets on and I just can’t bear to see her get hurt. Flesh wounds heal.. Her heart and what she has been through at Ironfrost.. and to have lived it all over again.. It must be slaying her over and over, every day!”, Brom said quietly.

“You.. you really care for her!”, Tonic said, a bit surprised.

“Egad, Miss Tonic. What gave it away?”, smiled Brom, somewhat sardonically. “You truly must think so little of me..”

“I.. Look, I am sorry, alright. I keep catching you staring at Seressa. What the hell do you think I am supposed to think?”, scowled the gnomic girl.

“You know..”, said Brom. “Wraiven is a big girl.. in all sorts of awesome ways! I am sure if she finds my staring offensive, or annoying, she will make sure to tell me so.”

“She is a kind girl. She might not want to hurt your feelings..”, disagreed Tonic.

 

“Miss Tonic.”, said Brom seriously. “As far as I have seen, known, and observed, there are a few things your pair stands true for; one is that she truly is kind where it matters, two, if she likes something, she either compliments about it or says nothing and lets it continue being something she likes, and three, she brings down hell upon those who offend her!”

 

“And besides..”, he added. “There literally isn’t anything I can do to avoid staring at her.. Really. She is smart. She is kind. She is intuitive. She is fun. She is a sad soul who desperately wants and needs to feel happy. She is beautiful, in all sorts of ways I can’t even describe, short of writing a dedicated epic about her..

 

Come to think about it, I love everything about her and I find her very much enthralling, from the top of her slender, elegant horns, down to the tip of her fluffy tail. The fact that she is also a klutz just makes her all the more endearing..

 

So when you say, ‘I keep catching you staring at Seressa’, you, Miss Tonic, are missing the whole point!”

 

Tonic held her step and just stared at the halfling sneaking before her.

 

“I.. I can’t believe I am hearing all this from you..”, she stammered.

“I can’t believe you haven’t noticed any of your pairs awesome qualities.”, replied Brom. “Hell, girl, had she asked me if I would be willing to demean myself by being carried around all day in her coin-purse, I would have said, yes. And not because of any of the reasons you might think, but for the sole reason of being next to her warmth, which is her heart. I mean, I still can’t bring myself to believe there is such a wonder in this world and all anyone ever sees is her pinks!”

“You are creeping me out, boy!”, mumbled Tonic.

“Ahh.. we are back to ‘boy’, already?”, said the hobbit.

“I am sorry. I didn’t mean to offend. I just.. All I see is a guy staring and staring and staring at my pair with this stupid expression of his face and it pisses me off!”, she said.

“Like the expression, you had when you were talking to your Gordigon boy?”, smirked Brom.

 

That shut Tonic up real fast!

 

It took a while for her to find her voice again.

“That.. That was not nice, Brom..”, flushed Tonic.

 

“As a matter of fact, it was.. Watching the two of you blubber at one another saying things that made little to no sense while speaking volumes with your eyes was.. beautiful, I must say.”, said Brom with a genuine smile.

 

“When I said, Sir Gordigon missed so much of you’, and that I felt sorry for him, back at that filthy alley, I wholeheartedly meant it.”

 

“You really think so? I feel so stupid.”, mumbled the gnomic girl from behind.

“I may be an unscrupulous guy, as you like to repeat so often, I do not, however, lie about matters of the heart. That goes against my whole bardic ethics. And I certainly never lie to my friends..”

“But.. you said you lied to Seressa to let you talk to me instead of her.”, said Tonic a bit befuddled.

“Did I? Must have made you feel better.”, smirked Brom.

 

Another pause followed.

 

“You really are an unscrupulous guy!”, sniffed Tonic.

Brom snickered.

“You haven’t asked me about my foot.”, she said a bit later in a quiet voice.

“No. I did not. And I shall not.”, said Brom sternly.

“Why?”

“Because I do not hurt girls. Certainly not those who already are. That would be just cruel.”, replied Brom. “If there is anything you think is alright for you to tell me, I am willing to be part of your pain. Other than that, I have no desire to be the cause of more.”

“You.. you are weird.”, said Tonic, but not with spite. More with, amazement, perhaps?

“A bit of eccentricity is expected of bards, Miss Tonic.”, said Brom blandly.

“My uncle. The great Arcanton Mordenon thought it would be a great idea to train a progeny from a very young age. He convinced my parents to hand me over to him. Then he took me to his tower and locked me up down at his dungeons where he kept his pet demons.. Sort of so we could get to be acquainted..”

“I never heard anything nice ever to be told about your uncle. I can see why..”, said Brom quietly, and there was an ugly expression on his face. Demons, as he had known of them, were vile, cruel, savage, evil creatures, and putting them in the same room with a little girl went beyond any and all his scales. He shuddered and just couldn’t imagine the kind of traumatic fear one, little, gnomic girl must have gone through, day and night after day and night for years!

Just how abysmally stupid and inhumane did someone had to be to actually have been that cruel to do such a thing to a little girl?

“One day, one of them got loose and attacked me. The demon couldn’t enter my cage, but he could slash at me with its long, barbed tentacles. Managed to grab my ankle and tore right through my ligements. Never healed properly and I have had trouble putting my boot on ever since. I..  We didn’t make a fuss about it and Seressa has been helping since we started getting along properly, so you probably wouldn’t have noticed it before. But every time she does, I can see the irrational anger and madness that appears in her eyes.. I.. I suspect that was the main reason she sort of went ballistic on Cora the way she did, back at Dreadmaw’s mountain.”, she mumbled.

 

Brom stopped walking.

Slowly, he turned around and looked right into her eyes.

For the first time since they met, Tonic saw burning hate in those eyes and she flinched.

 

 

“I am your friend, Tonic. If it is your socks you need me to put on you, I will. If it is your boots, your vest, your cloak, or whatever you need help with and are comfortable enough to ask of me, I will.. Hell, I’ll even bun up your hair! And since I am a lot shorter than your pair, I don’t even have to bend all the way down to do any of those either.”, he said harshly and there was non of the nonchalance she had seen in him for all the times she thought she had known him.

 

“We are a team. Willy-nilly, we have set forth to do some extraordinary things together. Your wounds are my wounds. Your pains are my pains. We suffer. We mourn. We sing and we celebrate.. We do. And what we do, we share!

 

I do not keep score of my deeds, Miss Tonic. When you need it, call my name and I will put your boots on. But should the day come and somehow we face your uncle, I will hurt him, and hurt him where it will leave a grand mark!”

 

“You.. you really mean it!”, Tonic said with bewilderment.

“Yes. I mean it. And I mean more!”, replied Brom, even more harshly.

“You won’t survive my uncle..”, she said in a small voice.

 

“Miss Tonic.. When I look around me, at my friends, I see no survivors. I only see broken pieces of what was once people. You, Wraiven, Cora.. I am happy that you all are here. However, I have no desire of living in such a state of perpetual mental and emotional torment. When I go, I want to make sure I leave a song and a mark behind me.”, Brom said, turned around, and started down the dimly lit street.

 

They walked silently towards Arashkan Courthouse, crossing the very large street that they had, earlier that evening.

“Please don’t go up against my uncle!”, whimpered Tonic, from behind Brom.

“Ow. My. Gosh. Girl! Are you still there? We left your uncle all the way back at that street!”, replied Brom exasperated.

“Just saying, that’s all.”, said Tonic stubbornly.

“Duly noted and very much ignored, Miss Tonic.”, said Brom and there was no trace of pun in his voice.

“But why? You don’t even like me!”, she said quietly.

“Like has nothing to do with it, Miss Tonic. Some things, you just don’t do. And when done, some kind of hell should come raining down on them, telling them that they crossed the line! Besides, whatever gave you the idea that I don’t like you?”, Brom asked.

“You always swat me down with your words.”, she said.

 

“No, girl. I only reply in kind. I never claimed to be a nice guy, Tonic. We are who we are. But we can be who we chose to be. I don’t like being berated, nor humiliated. We were coworkers before. Now we are friends. We have a clean slate. And I protect my friends..”, replied Brom seriously.

 

“Seressa likes you, by the way..”, Tonic blurted after a while.

“Ow?”, Brom asked carefully.

“Yea. As much as she claims she likes her freedoms, she does not tolerate the kind of ogling you have been giving her. And yet, she hasn’t said anything against you..”, she said with a small voice.

 

“Well, what can I say. She fully deserves ogling. But I want her to appreciate life for more than what it appears to offer her. She should have more kindness, empathy, and love in her life, for she truly is a flower that needs the sun to bloom.”, Brom said thoughtfully and knew he was right.

 

It was one of the rare times he wished he was, perhaps not a hobbit, but a much, much taller man.

 

 

Tonic wanted to say more.

This weird hobbit had tumbled all her preconceptions with, not quite brutal, but some strange and unique kind of honesty and then blatantly claimed her as his friend and made sure she understood that fact. But then, so had her pair, Seressa. Just more kindly.

‘Apparently, I am so stupid, kind words don’t filter through and I must be bashed and clubbed over the head for me to understand..’, she thought.

But at least she had thought.

And in the generally right direction.

‘Perhaps I should make a formal sort of apology to him. Bards liked that kind of formal tone, right?’, she wondered.

‘Don’t look at me. You aren’t listening to anything I say anymore.’, said her inner Tonic bitterly.

‘I don’t listen to you, because you are vile. You want me alone and you want me to suffer..’, she bit harshly at her inner self.

‘Yea. Like they don’t. Whatever I told you, I told you so we could be stronger alone. To rid us of our weaknesses.. But you are just a stupid little girl.’, inner Tonic said in a voice that reeked of sarcasm.

‘And that is what you do not understand.. Your way has made us exactly that; ALONE!’, she said to herself, mutely. I am tired of being alone. It has made me nothing but miserable and made me a poorer girl for it. I never want to be that girl again. Please. Please help me..’, she pleaded desperately.

‘Hah! First, you refuse me. Then you ignore me. And now, you want my help?’, asked inner Tonic incredulously.

‘We have always been together, have we not? This conflict is not helping either of us.. Please. PLEASE! Let’s try this way for some.’, she begged.

‘You will get hurt. Many times and inevitably brought down in the end, no matter what..’, inner Tonic said with a surprisingly hoarse voice. ‘It is possible, we shall not survive that..’

‘No. We shall not. But until then, we will be happy, and together. We are already broken. Can we not enjoy friendship and care, just for a little bit? Together, we have always been strong.. and stoic. When the end comes, we shall face that as well.. Together!’, Tonic said.

There was a long moment of inner silence. And then, with an exasperated voice, the other Tonic spoke.

‘What the hell.. We are stupid either way. Alright. We will try this way of yours, even if it’s for the novelty of it. Our current way was getting stale and boring anyway..’

‘Thank you!’, said Tonic with great relief.

‘You are aware that you are talking with yourself, beg pardon, arguing with yourself, then thanking yourself for agreeing with yourself!’, said inner Tonic mirthfully.

‘Yea, so?’

‘Yep.’, said inner Tonic in a confirmatory voice. ‘We are stupid already!’

Tonic waited, unconsciously holding her breath.

‘Go up to him, tap him on the shoulder, and when he turns around, hug and thank him. He will like that. And creep the hell out of him too!’, snarked inner Tonic.

‘Whot?’, Tonic said with a totally shocked voice.

‘Are you going to make me repeat myself, repeat myself, repeat myself, repeat myself ..?!’, snickered inner Tonic.

‘Ow, you are a riot.’, scowled Tonic.

 

 

Tonic walked up to Brom with a shameful, flushed red face, tapped him on one shoulder, and hugged the unscrupulous hobbit when he turned around!

 

“Thank you, Brom Bumblebrim, for suffering my stupidity. And thank you for caring for my pair. You are unscrupulous, but you are also a good man. You have treated me like I was a good person when I deserved little of it. Ogle at my pair for as long as she permits and as long as she is happy. Just do it a bit more discreetly. I have a very trigger happy mouth, and Seressa likes subtlety and finds it a lot more intriguing.”, she said, then let go of the hobbit, and shuffled off like a little, very much embarrassed, hamster.

 

Brom stood where he was..

..for quite some time.

He had no idea what so ever, at what had just happened.

When he finally found his voice, all that escaped him was,

“Girls confuse me!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Here..”, said Tonic suddenly.

“Here, what?”, asked Brom.

“We wait here. This is where we will find her.”, the gnomic girl said.

Brom looked around. They were on the other side of the Great Arashkan Courthouse, not too far from the filthy alley where they had been assaulted by the assassins.

“Girl. We are in the middle of the street, in the middle of the night and the princess of Great High Woods is just going to drop in on us?”, asked Brom, not really trying to hide his disbelief.

“Pretty much, yes.. I think.”, replied Tonic mutely.

“How in the blazes do you know, girl. And I really mean it. How do you know?”

“I don’t know, how I know, Brom. I just know. This isn’t arithmetics, artificing, or logic. I. Just. Know..”, said Tonic helplessly. “If I am wrong, you can make fun of me all the way back to the inn..”

“I have no desire to make fun of you, girl. I just.. Well, non of this makes sense. I think I will just shut up now!”, Brom finally said smartly, though, deep down he really did wish the girl would be right, then wrong..

..and that is when they heard a pair of heavy footsteps.

 

From far up the street, a man was coming their way. He was a huge man and there was a bulky quality about his walk. A bulk made of muscles, flesh, and bones rather than fat. One could argue, Seressa was taller than the man coming their way, but while the very tall, very dark girl always loomed above them, this man was ‘huge’ in a sense that bespoke of the broadness of massive shoulders and depth of great physical strength.

 

And he wasn’t alone.

 

Next to him was a very slender figure and it made no noise at all. It seemed like a bad theater where some of the vocals and sound effects were missing. It was quite disconcerting watching the two approach, yet hear only one pair of footsteps. Who or whatever the slender figure was, it was clear she was a woman and a delicate one at that. Her sway was careful and seemed controlled, but definitely there. Or perhaps she was just naturally graceful and it wasn’t really controlled at all.. Whatever the reason was, there seemed a decided decorum in that sway.

 

Tonic grabbed Brom and pulled him closer into a side alley where it was darker.

“What is it?  Is she a wraith? I can’t hear her steps.. at all!”, asked Brom astounded and a bit spooked. “I really hope it isn’t a wraith. Or a ghost. I hate ghosts!”

“Don’t tell me you are afraid of ghosts, Brom Bumblebrim..”, whispered Tonic.

“Well.. As fear goes, I would say ghosts are a good choice.”, replied Brom sincerely.

“She is not a ghost. That is our quarry.. That is Princess Alor’Nadien ne.”, said the gnomic girl triumphantly.

“How come she has no steps?”, asked Brom.

“Because she is a Feymist!”, replied Tonic. “Like her father, Grandaleren Feymist.. Feymists have a very light foot. They barely make any noise when they walk and they can disappear from one spot, and appear in another.”

“Like a spell?”, asked Brom a bit awed.

“No. Feymist is not a spell. It is something they are born with. It is innate..”

“Wow.. That’s awesome. Wish I could see her better. These street lights are all good and nice, but just not enough.”

“Here, then. Take this.”, said Tonic and pulled her goggles off her head, and handed them over to the hobbit.

“Ooookay.. I can barely see and you are giving me a pair of goggles with dark, tainted glasses? I am sure there is some kind of significance here, but I can’t seem to see it!”

“Just put them on.”, said Tonic exasperated.

Brom put on the goggles.

“Now I can’t see anything.. At all!“, he said.

Tonic reached up to Brom and lightly twirled the very small knob at the side of the goggle.

“And now?”

“Ow.. Wow.. WOW.. You guys see like this all the time?!”

“Well, duh!”, smirked Tonic.

“This is awesome!”, mirthed Brom.

“You like?”, asked the gnomic girl happily.

“I like.. Where do I sign to hand over my soul?!”, he nearly laughed with delight.

“You need your soul intact Mr. Brom. But the goggles are yours.. If you want them.”, smiled Tonic.

Brom looked at Tonic.

“You sure? These are probably expensive..”

“They are.. If I sold them. But since I crafted them myself, I can give them over to whoever the hell I want!”, she smirked.

“This really is a neat gadget, Miss Tonic. Are you sure? Once you give this, I will not give it back!”, said Brom seriously.

“‘Tis alright. I don’t really need it. And neither does Seressa nor Cora. You are the only blind mole in the party. But I’d be happy if you didn’t break it, or lose it. That was my first invention. My first work. I crafted it for the novelty of it. Fitting I give it to a friend..”, she said.

“Thank you.”, Brom said and meant it.

“Just don’t brag about it in front of Seressa. She’s had her eyes on it for a long time.”

“Then you should give it to her.”, said Brom.

“No. She only wants it because I crafted it. And she thinks it’s ‘cool’.. All these years and I still can’t believe she’s into ‘Steamchunk’ thing.”

“This really is cool, though, Miss Tonic. I will finally see where I am shooting!”

“Alright. Here they come. I do not know who the guy is. He looks big. Proly her bodyguard. Though I can’t imagine what she is doing this late at night, wondering outside here, instead of High Spires, which I heard was a prettier part of the city, and with a human guard!”, said Tonic frowning.

“Perhaps it’s because she’s a half-elf?”, Brom mused.

“That.. never occurred to me.”, admitted Tonic.

“Her mother is human, after all.. Might be a political choice..”

“Perhaps. But her father is a high elf and I can’t imagine Grandaleren trusting her only child and daughter with a human. You saw how he reacted to even you, let alone Seressa and me.”

“Hmm.. That’s true. Guess we’ll find out soon enough. I’ll stay here as your backup. You do all the talking since this is your thing. No need to complicate the prophecy more than we already have.”

 

The huge man and the slight figure came closer.

 

“Thank you.”

Brom and Tonic heard the human’s voice rumble and there was an elated quality in that voice. For whatever the huge man was thanking the slight figure of the Princess, he was feeling very happy. An irrepressible kind of contentedness. He seemed like he had just won a war against impossible odds while a battle orchestra was playing in the background!

“No, dear Dorin. Thank you. Of all the people in my life, you have been the only one who has not politely skimmed the surface of my soul, but dared and bothered to look closer. You have seen me at my best. But you have also witnessed my worst and you are still here.

Still with me.

No sane man would have stayed..”, the two hiding in the shadows heard and were charmed.

Princess Alor’Nadien ne had a soft, kind, silky voice. Her words were not chosen with deliberation, nor reflection. They were intimate, honest, instinctual, and pure of intent, plan, or malice.

 

The Princess had said her mind, exactly as she’d felt them.

 

“Always thought sanity was a bit of a luxury.”, said the man. “But the fact remains, my dear Lady; Thank You!”

“This will rock many boats, I am afraid.”, said the Princess thoughtfully.

“I certainly hope so.”, rumbled the large man. “They cared little when you had to bear the burdens of their inconsiderate stupidity. I feel so little for them when they end up having to own up to their future queen because her wants and needs inconvenience them..”

“Such is the fate of rulers, dear Dorin.”, murmured the Princess.

“No, my Lady. Loyalty goes both ways.. They want their safety and their luxuries, they should be mindful of yours.”, replied the big man and there was a district scowl in his voice.

 

“Wow!”, whispered Brom. “That there is one, purebred princess worthy of an epic!”

“For once, I must agree with you, Master Bard. She is not only beautiful, but she is also pretty and so cute.. Just look at her hair..!”, gulped Tonic.

 

The two watched as the huge man and the slender form of the Princess walked by.

Tonic took a deep breath, “Wish me luck.”, she said and stepped out of the dark alley.

“Luck.”, called Brom from behind her.

 

“Umm.. P.. Princess Alor’Nadien ne?”

He heard the little gnomic girl stammer.

 

“Tonic, baby girl..”, said Brom with an amused voice. “..you are such a dork, and a fangirl!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Princess Alor’Nadien ne spun around as dark, smoky shadows gathered around her while the huge man beside her also spun, but in the opposite direction as he drew a long blade from the scabbard hanging on his belt, and another, the one hanging on the princess’s elegant chains wrapped around her waist, and he did it with unannounced smoothness.

The huge, burly man spun like a dervish and the lithe princess belly danced in near-perfect sync!

By the time Tonic had gotten less than two steps towards them, The huge man and the Princess were standing back to back, one with two longswords and the other with a seven-foot-long pole arm that supported a near twenty-inch blade —a beautiful and deadly glaive that seemed to have appeared in her hands like it was magic.

The night lit as one of the blades in the huge man’s hand burst with savage, incinerating flames while the glaive lit with an eerie, very uncanny green light, and moaned like there were countless souls trapped in it!

The whole preparation, from a relaxed and intimate conversation to full battle formation of the two had taken less than three seconds!

 

Tonic froze!

So did Brom.

 

“What just happened?”, squeaked Tonic.

 

“You shall not have him.”, said the Princess. Her voice was still soft, still a whisper, but there was a very stubborn, very steely quality in it. A kind of determination one saw rarely and only in the darkest depths of feral nature!

 

And her eyes.

 

The Princess had very alluring, dew grass-green eyes. But at that moment, they seemed to burn akin with the great, smoking glaive’s green fire.

 

“If she wants me destroyed thus, she should at least show the honor and the courage to face me herself. She should also know better not to involve beloved ones. She may have at me, but she shall leave him out of this. This beautiful man is mine!”

 

“Umm.. Lady Lorna?”, asked the huge man as he blushed and was somewhat surprised by the lethal possessiveness she had related him to herself.. It was.. beautiful.. and a bit scary!

And he loved it!

“Is there something I should know about? I don’t mind a good fight, but if this is a dedicated ambush, then there are likely to be more than one little bunny. More to the point, would your aunt be this vile and heinous?”

 

There was a moment of silence.

 

“Dear and beloved Dorin. How did you—?”, stammered the Princess.

“Please, Lorna.. I am the son of a renowned and respected sheriff and I was trained by one of the worst Drashan had to offer. Quite painfully, I might add.. I was bound to learn a thing or two.. I know a family feud when I see one. And a royal family feud, no less!

It was clear how things stood between you and your cousin the moment she appeared in Serenity Home. But I have been polite to her because you love her.. And because her hate for you lacked conviction. Like it was enforced or pushed upon her. It is also clear she has some good sentiments for you, deep inside, and she is in conflict, which makes her very unstable, and equally dangerous for she must, sooner or later make a choice. One between you, and her mother. A choice that will keep her loyal to you, effectively signing her own death sentence, or to try and destroy you, to stay alive.”, said the big, burly man called Dorin.

 

Princess Alor’Nadien ne turned around to look at the huge man with amazement.

“You are amazing!”, she said with a bright pink face.

“No, love. I am just a simple county boy. But let’s not get distracted here. The bunny..”, he said, also with a flushed face.

 

“Bunny?”, sputtered Tonic.

Brom cackled from behind.

 

“I am not a bunny!”, said the little gnomic girl. “And I certainly have not come to assassinate the Princess of Bari Na-Ammen!”

 

Brom couldn’t help it.

He crumbled down on the ground laughing and banging his fists on the cobblestones.

 

“There’s another.”, whispered the Princess.

“Not very good assassins, are they?”, said the burly man with mirth.

“Very sweet though.. You, Sir Dorin, never cease to amaze me.”, Princess Alor’Nadien ne said, her face still pink.

“I am sorry. I try very hard to just keep my mouth shut and stay unnoticed. Found out years ago that put me in a lot less trouble.”, smiled the huge man shyly.

“Let’s see what this is all about, then, shall we?”, he said, nodding at the little gnomic girl.

“Let’s..”, she agreed and turned once more to face the little gnomic girl. “Perhaps we acted with haste and some introductions are in order, Mistress Gnome.”

“I can’t remember the last time anyone Mistressed me!”, mumbled Tonic with a flush.

“Good evening.”, Brom came forth, since he had already been spotted, it didn’t make much sense to stay in the back. “We are mere travelers and messengers. My companion and I mean you no harm nor discourtesy. We are, however, short on time and our duty brought us to the presence of your grace.”

“Half-truths but no lies.”, said the Princess. “If your wish is not to deceive, why the half-truths?”

Brom cocked one eyebrow.

The Princess, it appeared, was not just a pretty face.

“Only the truths we can divulge, your grace. We.. are not from around here, nor around this time.. Hard to explain..”, stammered Brom.

“You are ‘faded’!”, said Princes Alor’Nadien ne, solemnly.

“Faded?”, asked Brom baffled.

“Faded..”, repeated the Princess. “..You do not belong here, nor now. You are faded. Very slightly incorporeal.”

“We.. we are?”, asked Tonic.

“We are?, asked Brom.

“Quiet so.”, said the Princess calmly. “Like someone who’s running out of time..”

 

And she clawed one, slim hand and made a beckoning motion.

A dark, smoking.. thing.. rose from the cobblestones..

 

“Like this..”, she said pointing at the wraith-like creature she’d just summoned.

 

Tonic gulped..

So did Brom..

 

The implications of what they had heard and just seen was not something either of them could simply shrug off. It appeared, dawdling was not a good idea in a prophecy.

“Tonic..”, said Brom, sort of to get her started.

“Umm.. First, I feel must apologize for having startled you, and perhaps ruining your evening.. and to have given you the wrong impression. I.. would like to introduce myself but I must know if your man-at-arms can be trusted.”

The huge man standing behind the Princess and still facing the opposite direction snorted.

“That is the most unique description of a ‘man-at-arms’ I have ever heard, don’t you think, Lady Lorna?”, he said happily.

Princes Alor’Nadien ne smiled and her face pinked again. “I must say, I totally agree, dear Dorin.”

“I don’t understand..”, stammered Tonic.

“He is not my man-at-arms, Mistress Gnome. He is my fiancée.”, she said happily.

“Love it when you say it.”, rumbled the huge man.

“Love it for the truth it is.”, smiled the Princess again.

“Ow.. I.. I am sorry if I offended the Prince! I was not aware the Princess was engaged. Our historical records seem out of date..”, blushed Tonic.

The huge man chuckled.

“Prince? That was quick!”, he said mirthfully.

“He is not any prince, Mistress Gnome. Only the man I want. No prince can hope to cope with that. And there is nothing wrong with your historical records. We just got engaged, this very evening!”, said the Princess, also with a happy voice.

“Congratulations, I think?”, stammered the gnomic girl.

“Thank you. Now to the issue at hand, then?”, the Princess said kindly.

“I.. I am Arcantonic Palecog.”, blurted Tonic.

“Arcantonic..”, mused the Princess. Then her eyes noted with recognition. “You are a relative to Arcanton Mordenon..”

 

It had been a statement, not a question. And when she said the name, her brows did not scowl. Her eyes did not change. Her lips did not thin out. The serene face of the Princess of High Woods stayed exactly the same.

Without a single word, Princess Alor’Nadien ne of Bari Na-ammen, the daughter of Nadine Graciousward, the sorceress who had destroyed Arcanton Mordenon had given the little, gnomic girl standing before her, the benefit of the doubt.

 

“He.. he was my uncle.”, said Tonic mutely.

The Princess chose to stay silent.

“When.. when your mother, Rise Nadine, destroyed him, I was there..”, she said looking down.

 

“Miss Palecog.”, the Princess called with challenge. “Please look at me when you are speaking to me.”

 

Tonic’s eyes blazed and she looked up at the Princess.

 

“I am not your superior. Nor am I your better. You owe me nothing. You will not stare at stones with shame while addressing me. You will look at my eyes whilst you speak, and you shall do so as an equal.”, she said boldly.

 

Tonic just stared at the Princess.. with awe.

“I.. I came merely to meet you, your grace. And to apologize to your mother, Nadine Graciousward.”

“We shall meet. But that can wait. The matter of an apology must take precedence. How do you know my mother that you would need to apologize to her?”, and for the first time, there was a hint of steel in the Princess’s voice.

“Y.. Years ago.. when she beat the crap out of my retarded and degenerate uncle..”, she started.

 

Brom snorted.

So did the Dorin guy!

 

“..she.. she found me there. In the dungeons of Arcanton’s tower. I was perhaps six, or eight, then. My parents had given me away to him so he could train me from a very young age. I think I was two.. maybe three when I was put into those dungeons. The next time I saw the sunlight, I was in Nadine’s arms, being carried away from that awful place.”, Tonic mumbled.

 

Princess Alor’Nadien ne just stared at the little gnomic girl and her eyes teared.

 

“Your mother.. she could have destroyed me as well.. Or just left me there.. I would have preferred she’d destroyed me. I stank of demon stench. But she chose to take me, clean me, feed me, she sang to me, she hugged me and she let me sleep in her embrace.. Then she gave me away.. back to my parents, who had given me up to my uncle in the first place!

 

I was angry.. I was so furious.. I felt betrayed. More so than when my parents had sold me out to Arcanton! I.. I might have called her many names.. Not good ones. For years I hated her and spited her, yet all she had shown me was kindness.. Thanks to my uncle, kindness was something I never understood.

 

It took me years to remotely grasp what it means. We came here, to this city, for another matter. But I felt your presence. And I felt your mother’s kindness walking the streets of this city. And.. and I knew I must make amends.”, she said, and once more, she was staring at the cobblestones.

 

The next time she looked up, she was in the arms of the daughter of the woman, who had saved her out of the demon-infested dungeons of her vile uncle.

Princess Alor’Nadien ne, embraced her and wept.

“My dear, dear little sister.”, she said. “I had heard rumors that my mother had taken the only survivor of Arcanton and given her back to her people. Always, I waited, for the day to arrive to take her and treat her as I would my own, and so I have.. Thank you..”

“You.. you are thanking me?”, stammered Tonic as she blushed furiously.

The Princess of Bari Na-ammen smelled so nice.. and warm.. and she had her mothers kind embrace.. The embrace she had never forgotten..

“I am sorry I called your mother names, Princess.. I am so sorry.. Please tell her I said that..”, she blurted.

“When and if I get the chance, I shall, dear Arcantonic Palecog Feymist.”, she whispered.

 

“Whot?”, she stammered.

“What?”, Brom baffled!

“What?”, the Dorin guy exclaimed.

 

 

“Years ago, the day I was born, my mother insisted two names were to be placed into Bari Na-ammen’s royal records. One, Alor’Nadien ne Tel’Ariel Ath Selora Feymist, and one, Arcantonic Ama Ath Tel’Dun Feymist.. She made us sisters, though she never told about the reasons nor who you were to anyone but myself. Not even my father, Ri Grandaleren knows. Father can be a bit mule-headed at times..”, she smiled.

 

“From a royal family point of view, we are not only sisters, we are also twins!”

 

Arcantonic.. Ama Ath Tel’Dun Feymist.. Palecog, just stared at the Princess of Bari Na-ammen.

Quietly petrified!

 

“And finally we meet.”, she said happily.

“Ow, your father is going to love it when he sees the next heir to the throne!”, chucked the Dorin guy with delight.

Then he froze in his place as a very large smile.. a very large and evil smile stretched across his face.

“My dear Lorna. The Heavens have smiled upon you once more. She really should go and claim her right to the throne! Would get both you and me off the hook, set your father on flames and totally destroy all your aunt’s evil plans!”

 

Princess Alor’Nadien ne laughed with mirth, while she knelt and held the little gnomic girl.

 

“That.. would be so cruel, dear Dorin. I would much rather we settled things between myself and my aunt Angrellen peacefully. She is a power, on her own right and we will need someone like her in the coming confrontations ahead.”, she said.

“I so wish you are right, dear Lorna. But let’s be honest. Petty is petty, no matter if one is a peasant or of royalty. The only difference is, one would grab a rake or a sickle to do his sin, while the other will bring armies to do their deed and get thousands of others killed.. I hope things will go for the better. But I shall prepare and defend you like I was facing your mortal enemy.”

“She’s still too powerful for us, dear.”, the Princess said.

 

“So was Themalsar. So was pretty much everyone else we faced, come to think of it.. I don’t mean to sound overconfident, here, love. But we do have some rather skilled friends.. She is strong and powerful, but we are much more versatile. And more importantly, we are on the right and we have you. In the end, your people will have to decide how they want to be recognized among the other peoples of the kingdom. As honorable elves, or petty usurpers.. And trust me when I say, NO ONE RESPECTS USURPERS!

 

And if, by some remote chance, she claims the throne, it will inevitably incite rebellions which, in turn, will trigger counter suppressions..”, said the Dorin guy and shuddered. “Never ends well.”

 

Princess Alor’Nadien ne, the Heart of High Woods, the jewel and the apparent heir to the throne of Bari Na-ammen gave one last hug to the little gnomic girl, gently kissed her on the cheeks, and rose, took a step back and with her head bowed she knelt before her with great grace and reverence.

 

“I shall abide by my elder twins’ wishes.”, she said softly.

 

Brom Bumblebrim ‘ho booy’ed at the monumental, yet the oddest turn of events. He looked up at the night sky with a defeated expression.

“Really?”

 

 


Alor’Nadien ne Tel’Ariel Ath Selora: Elvish for “The Allure of Nadine, The Heart of High Woods” / Elfçe, “High Woods’un Kalbi, Nadine’nin Cazibesi”

Arcantonic Ama Ath Tel’Dun: Elvish for Arcantonic, “The Beauty of the Hills” / Elfçe, Arcantonic, “Tepelerin Güzelliği”