Showing: 1 - 4 of 4 RESULTS
dungeons and dragons karakter analizi tarihçe

A Bard’s Tale VI
“Alor’Nadien ne”

A Bard’s Tale VI
“Alor’Nadien ne

Alor’Nadien ne Feymist

 

 

Babası High Woods ormanındaki başka ırklardan saklı high elf şehri, Bari Na-ammen Ri’si high elf wizard Grandaleren Feymist’dir.

 

 

Bari Na-ammen

Ri; high elflerde kral veya
hükümdarlara verilen
unvan.

 

 

Grandaleren, 6849 B.Y.S’de yükselen Themalsar’a karşı oluşturulan İttifak’da high elfleri temsil etmiş ve 6850-6854 yılları arasında gerçekleşen Themalsar Savaşında bulunmuştur. Bu savaşta Grandaleren pek çok arkadaşını ve çok sevdiği kız kardeşini kaybeder. Savaştan döndüğünde, Grandaleren’nin babası üzüntüden tahtını ona bırakır ve elflerin mitik yolculuğu olan ‘Gri Topraklar’a gitmek için High Woods’dan ayrılır.

Annesi ise fevkalade alımlı ve güzelliği ile nam yapmış meşhur sorceress Nadine Graciousward’ın ta kendisidir. Grandaleren zarafeti ve güzelliği ile nam yapmış bu kadını şehrine davet eder ve aradan çok zaman geçmeden, birçok elf lordu ve konsül üyelerinin kısa ömürlü bir insanla birleşmesi hususundaki itirazlarına rağmen bu alımlı ve güzel kadınla evlenir.

Grandaleren ve Nadine’nin mutlu beraberliklerinin meyvesi olarak 7579 Ocağında, ‘Nadine’nin Cazibesi’ anlamına gelen Alor’Nadien ne ismini verdikleri bir kız çocukları olur.

✱ ✱ ✱

Babası, pek sevdiği kızının kendisi gibi bir wizard olmasını isterken annesi ise bir sorceress olmasını çok istemektedir. Bu sebepten dolayı kızlarına birçok tanınmış hocadan oldukça yoğun büyü eğitimi almasını sağlarlar. Büyü dışında askeri taktik, silah, ok ve yay kullanımı, atletizm, yönetim, ekonomi, görgü kuralları, din, tarih, edebiyat, dans, sanat ve müzik alanlarında da çok kapsamlı iyi bir eğitim verilir.

Ne var ki Lorna Feymist’in her zaman elf silahlarına karşı ayrı bir ilgisi olmuştur. Özellikle de elf yapımı mızrak, kargı ve teber gibi uzun silahlara karşı.. Büyü yapmasını ve büyü teoremlerini oldukça iyi bilsede büyü onun çok da ilgisini çekmez. En sonunda anne ve babasının baskıları geri teper ve Lorna, babasının tiksinti ve şüphe, annesinin ise korkuyla baktığı bir warlock olmayı tercih eder.

Yaptığı bu tercih yetmiyormuş gibi, büyüyü temelde sadece silah kullanımıyla sınırlayan bir Hexblade warlock olarak yaranın üstüne tuz basar..

Kızın bu tercihi babası tarafından pek de sükunet ve anlayışla karşılanmaz ve kızına gizemli Shadowfel’in Hex Lord’ları ile yaptığı anlaşmayı bozması için baskı yapar.

Lorna sessiz, sakin, çekingen ve oldukça içine kapanık, yumuşak huylu, sevecen ve güler yüzlü biridir. Ancak baskı altında kendisini ezdirmeyecek kadar da inadı olan bir kızdır. İşin babasıyla olası bir çatışmaya gitmesi ihtimalinin gerçekleşmemesi için sessizce bir gece saraydan ve High Woods’dan ayrılır.

✱ ✱ ✱

Uzun bir süre, High Woods’dan olabildiğince uzaklaşmak için önce kuzeye, sonra da doğuya, barış ve huzur içinde yaşamak isteyen herkesi kabul etmesiyle nam yapmış Serenity Home kasabasına doğru ilerler. Ancak yolda beklenmedik bazı yaratıklarla karşılaşır ve onları takibe aldığında farkında olmadan Rituel Forest’ı boydan boya kateder ve babasının ‘İttifak’ ordularıyla beraber, neredeyse 830 yıl önce Themalsar savaşında yerle bir ettikleri tapınağın harabelerinde bulur kendisini.

Temkinle tapınağın gizli alt bölümlerine indiğinde, sanıldığı gibi harabelerin ıssız olmadığını fark eder. Tam olarak organize olmasa da, harabelerin altındaki zindanlarda yaşayan bir çok yaratıkla karşılaşır ve üçer, beşer karşısına çıkanları alt eder.

Zindanların derinliklerine ilerlerlediği dördüncü gün daha önce geçtiği odalardan birinden bazı sesler duyar ve incelemek için geri geldiğinde, her halinden ‘ben acayip yakışıklıyım’ diye bas bas bağıran, biraz fazla güzel ve gösterişli bir yarı elfle karşılaşır.

Yarı elfin yanında ise tam olarak ne olduğunu kestiremediği kuzgun kanatlı, altın-kumral saçlı, koyu renkli iki boynuza rağmen uhrevi güzelliğe sahip bir de kız durmaktadır.

..ve daha neyin ne olduğunu anlamadan bulundukları odanın kapısı büyük bir gürültüyle içe doğru parçalanır ve havaya saçılan kapıdan Lorna’nın hayatında gördüğü en büyük kaplan vahşi bir kükreyişle, hiçbir tereddüt göstermeksizin yakışıklı yarı elfe dalar.

Lorna bütün sükunetini kaybeder çünkü hayatında hiç bu kadar korktuğunu hatırlayamaz. Kaplan ‘en az beş yüz kilo olmalı!’, diye düşünür dehşet içerisinde. Dahası kaplan yalnız gelmemiş, arkadaşlarını da getirmiştir..

Lorna eliyle havada çizdiği mistik bir hareketle simsiyah bir duman çağırır ve dumanın içinden upuzun hex mızrağını çeker ve kaplan ile odaya dalanlardan en öndekine hücum eder..

Lorna hayatının herhangi bir anında gözünün dönüpte bir şeylere saldırdığını hatırlamaz çünkü böyle bir an gerçekte hiç olmamıştır. Kendisini bildi bileli sakin, güler yüzlü, yumuşak huylu, sosyal çatışmalardan bile kaçınan bir hanımefendi olmuştur, dolayısıyla bulunduğu zindanda da karşılaştığı yaratıklara gereksiz savaş çığlıkları atmamış, onlarla her zamanki sessiz, sakin ve olağan soğuk kanlı edasıyla dövüşmüştür. Dolayısıyla önündeki devasa adamın gerçekte genç bir delikanlı olduğunu fark edemeyişini -daha sonraları- hayretle karşılar.

Adam elindeki devasa iki elli baltayı kaldırır ve ona doğru savurur..

Lorna, hücum ederek çok ciddi bir stratejik hata yaptığını, adamın kendisine ondan önce vuracağını ve o baltanın ölümcül arkı karşısında yapabileceği hiçbir şey olmadığını fark ettiğinde iş işten geçmiştir.

Kalbi son birkaç defalığına küt küt atan Lorna, gözlerini kapatır ve ölümü bütün asaletiyle beklerken aklından sadece bir düşünce geçer; ‘Anne. Baba. Özür dilerim…”

. . .

LANET OLSUN BU NE YAA!

..diye biri gürler ve beklediği ölümcül darbe bir türlü gelmez.

Neden sonra Lorna gözlerini açar ve önünde duran delikanlının kendisine alık alık baktığını görür. Koca balta, sanki hiddetle bir kenara savrulmuş gibi sapı kırılmış öylesine yerde durmaktadır.

Lorna o anı ve onu takip eden dakikalarda ne olduğunu hiçbir zaman tam olarak hatırlayamaz. Kalbi hala deli gibi atmaktadır. Koca kaplanın kükremelerine karışmış yarı elfin acı dolu feryatlarını ve birisinin “INSHALA, DUR!“, diye bağırdığını duyar. Birileri habire etrafta koştururken kin dolu vahşi bir sesin “SENİN CİĞERLERİNİ YİYECEĞİM!“, diye hıçkırıklara karışmış hırlamalı çığlıklarını hayal meyal duyduğunu sanır ve kulağının hemen yanından bir okun vınlayarak geçtiğini hisseder ve bir başkasının “Neden bana bu oku attın ki şimdi?”, diye küskün bir ifadeyle söylenmeleri gelir kulağına ama Lorna, ruhunu teslim etmiş biri gibi sadece olduğu yerde çakılıp kalmış, önünde kıpkırmızı bir suratla duran izbandut gibi çocuğa bakmaktadır.

Alor’Nadien ne hayatının hiçbir anında, öldürmeye karar vermiş bir silahın durduğunu ne görmüş, ne de böyle bir şeyin gerçekleştiğini duymuştur.. Ve her nedense bu kocaman çocuk, onun boynuna ‘gık’ kala bunu başarmıştır.

Önünde duran koca adam, sanki bir büyünün etkisindeymiş gibi Lorna’ya sırıtır. Sanki etrafında dehşet bir savaş olmuyormuş da, bir çay bahçesinde karşılaşmışlar gibi ona doğru eğilir.

“Umm.. Merhaba. Ben Udoorin!”

✱ ✱ ✱

Lorna sakin bir karaktere sahiptir. İyi niyetli, başkalarını küçük ve ya hor görmeyen, onlar hakkında kötü şeyler düşünmekle vakit harcamayan, çoğu zaman babası gibi ciddi olmakla beraber onun aksine gülümsemesini esirgemeyen, sevgi zengini bir kızdır. Genelde sessiz, içine kapanık ve oldukça utangaç, sevdiklerine karşı sadakat duyguları güçlü, annesi gibi olağanüstü denebilecek doğal bir zarafete sahip birisidir.

Lorna taşkınlığı, dramı ve gereksiz ilgiyi, özellikle de ilgi odağı olmayı hiç sevmez. Kendince zorunlu sebeplerden dolayı ayrıldığı ailesine leke bulaştırabilecek herhangi bir davranışta bulunmaz. Bütün iyi huylarına rağmen, nadiren ortaya çıkabilecek gizli bir inadı da vardır. Arada bir beklenmedik sebeplerden dolayı duygulanıp içine kapanır. Yetiştirilme tarzı ve sosyal konumu itibariyle arada bir kendisini şımartmayı da sever. Bu yüzden devamlı, saçından omuzlarına, oradan da sırtına akan ince, elf yapımı altın zincirler ve değerli taşlardan oluşan zarif takılar kullanır.

Yumuşak, ara renklerden oluşan soyut resimlerden, ambiyans müziğinden, dans etmekten ve hafif romantik macera kitaplarından çok hoşlanır. Politikadan hiç haz etmese de, gerekliliğinin açık bir şekilde farkındadır ve dünya politikalarını çok iyi kavrayabilen bir zekası vardır.

Alor’Nadien ne Feymist, davranışları, duruşu ve yaydığı güvenle genç yaşına rağmen tam anlamıyla asil bir hanımefendidir.

✱ ✱ ✱

Lorna, yeni tanıştığı bu grupla beraber birkaç gün geçirmiştir. Beraber üst üste iki savaşı başarıyla kazanmışlar ve şu anda ise dinlenmek için yaptıkları en son savaşın olduğu odada, herkes gibi o da yorgunluktan olduğu yere çökmüştür. Bu halinin bir hanımefendiye pek de yakışmadığının farkındadır ama kolunu bile kaldıracak hali kalmamıştır.

Kızın keskin bir algısı vardır ve en azından şimdilik bir parçası olduğu bu gruptaki kişileri değerlendirir. Bir tapınak görevlisi olan Lady, aklı başında ve saçmalıklarla uğraşmayacak kadar da ciddi biridir. Lorna ondan hoşlanır. İçinden gülümser zira Lady ona küçüklüğündeki dadısını hatırlatır.

İzci kuzenlerin, ‘Laila ve Bremorel‘, diye içinden geçirir, işlerini bildikleri bellidir ama kendisi gibi onlarında daha tam pişmediklerini görebilmektedir. Kendisinin aksine, ikisininde güçlü fiziği vardır. Lorna önce kendi sıska kollarına ve uzun ince bacaklarına bakar, sonra da onların dolgun vücutlarıyla kıyaslar ve ister istemez onlara biraz gıpta eder.

Kuzgun kanatlı ve boynuzlu Merisoul’un ne olduğunu hala kestiremez. Daha önce böyle bir varlıkla hiç karşılaşmamıştır ve aldığı engin eğitime rağmen onun ne olabileceğine dair zihninde herhangi bir referans bulamaz, bulduklarına da kız uymaz! Onun kendisi gibi bir warlock olduğu kanaatindedir zira ortak bazı büyüleri mevcuttur ama bugüne kadar iyileştirme özelliği gösterebilen bir warlock ile hiç karşılaşmamıştır.

Kutsal şövalye olan Moira’nın tam olarak kim olduğunu, soyadını duyduğu anda bilmiştir. Bari Na-ammen’de bile herkes Lord Paladin Delia Karakash Hooman’ın adını ve yaptıklarını duymuştur. Nedense Moira’nın bir ‘insan’ lordunun kızı olması, kendisinin bir elf prensesi olmasından daha çok etkilemiştir. Asla onun gibi ağır zırhlar içerisinde saatlerce kılıç savurabileceğini düşünemez ama ortak pek çok yanları olduğu da kesindir. Söz gelimi, Moira’da onun kimliğini tahmin etmiş olsada, Lorna’nın ricası üzerine bu konuda kimseye bir şey söylemez.

Lorna, Gnine adındaki cüceye bakar ve ister istemez gülümser. İleride onun birilerinin başına ciddi bir bela olacağından emindir ama o zamana kadar onu şirin bulmaya kararlıdır!

Gözleri daha birkaç gün önce az daha parçalanmak üzere olan Darly Dor’a kayar. Çocuk çok yakışıklıdır ama nedense ona karşı olmasını beklediği çekimi hiç hissetmez ve içgüdüsel olarak ona güvenmemesi gerektiğini düşünür zira çocuğun kızlara karşı konuşması ve davranışları biraz fazla rahattır.

Lorna’nın gözleri Darly Dor’dan sonra ister istemez Inshala adındaki garip kıza kayar. Bu kızda bir şeylerin yanlış olduğu izlenimini nedense bir türlü üstünden atamaz. Kız saplantılı bir şekilde, küçük bir top gibi çömdüğü köşeden sessizce ve kısılmış kuşku dolu gözlerle ya Darly Dor’u yada Aager adındaki karalar içindeki adamı takip etmektedir. İkisine attığı bakışlarda belirgin bir fark vardır; Inshala, Darly Dor’a açık bir nefretle bakarken, Aager’e bakışında ise sadece kuşku ve belki biraz da merak vardır.

Lorna kimseye sezdirmeden Aager’i inceler. Adam şu anda bile, bulundukları odadaki yerde yatan cesetlerin ölü olduklarından emin olmak için elindeki bıçakla ‘temizlik‘ yapan bu adamdan biraz çekinmektedir ama hiçbir şey onu, daha birkaç gün önce gördüğü ve onu dehşete düşüren o devasa kaplanın, aslında Inshala olabileceği gerçeğine hazırlamamıştır.

Lorna derin bir nefes alır ve gözleri artık geciktiremeyeceğini bildiği en son kişiye gider; Udoorin!

Bu çocukla ilgili bir şeyler Lorna’nın içini yemektedir. İsim koyamaz çünkü bilmiyordur. Lorna, çocuğun bir kaç defa çok istekli bir şekilde onunla konuşmaya çalışıp, sonra da her fırsatı büyük bir beceriksizlikle eline yüzüne bulaştırmasını acı ve çaresizlik içerisinde seyretmiştir.

Şimdi ise çocuk cesetleri toplayıp kullanılmayan bir başka odaya taşımaktadır. Lorna içinden ‘neden kimse yardım etmiyor ya?’, diye geçirir.

Kız yorgun olmasına rağmen ayağa kalkar. Grupta yenidir, dolayısıyla kendisinden nelerin beklendiğini bilmediği için, en azından yardım etme konusunda nezaket göstermesi gerekiyor olabileceğini düşünür.

Ama gerçekte Lorna’nın çocuğa sormak istediği başka bir şey vardır; savaşın en sıcak ve heyecanlı anında düşmanın kim olduğunu anlayıp o saniyede uygun strateji değişikliğinde bulunmanın ne kadar zor olduğunu bildiği için, bu genç adamın, elinde fırsat varken neden ona baltasıyla vurup öldürebilecekken bunu yapmadığı..

Lorna derin bir nefes daha alır ve kararlı bir şekilde Udoorin denen çocukla konuşmak için cesetlerin toplandığı diğer odaya doğru yürür.

✱ ✱ ✱

Alor’Nadien ne Feymist tam bir şok içerisinde geri döner. “Bu inanılır gibi değil”, diye utanç içerisinde ve ağlamaklı bir şekilde sessizce söylenir.

“Hayatımda kimse bana koktuğumu söylememişti!”


dungeons and dragons duygusal karakter analizi role play tarihçe

A Bard’s Tale IV
“Güzel ve Çirkin”

A Bard’s Tale IV
“Güzel ve Çirkin

Inshala ‘la Fey’ Frostmane

 

 

Devamlı kullandığı saç topuzları sayesinde kendisini bir half-elf gibi gösteren Inshala ‘la Fey’ Frostmane, bu kimliğini o kadar uzun bir süredir kullanmaktadır ki, çoğu zaman kendisini bir half-elf sanmaktadır.

Gerçek kimliğinin bir lanet olduğunu o kadar derin bir inançla inanmaktadır, kendisinden nefret edip tiksinecek kadar yoğundur bu inancı. Bu inancı fevkalade güçlüdür, dolayısıyla kötü olduğuna inandığı her şeye karşı da benzer bir kin ve tiksintiyle bakar.

Doğduğunda ne olduğunu anlamayıp korkan köylülerce öldürülmek istenince, annesi onunla kaçtığı ormanda yakalanmış ve öldürülmüştür. Onu da öldürmek istemişler ancak buna cesaret edemeyip, ‘nasıl olsa ormandaki vahşi hayvanlar onu parçalar’ umuduyla onu olduğu yerde bırakmışlardı.

İki gün sonra bebeğin aç, susuz ve korku dolu çığlıklarını yakınlardan geçen yaşlı bir druid duyar ve gelir. Gördüğü manzara onu fena halde etkiler; öldürülmüş bir kadın ve yanında kanı üstünde kurumuş bir bebek.

Yaşlı druid, annesi olduğunu tahmin ettiği kadını gömer ve bebeği yanına alır ve ona bakar, onu kollar, onu eğitir ve büyütür.

Yaşlı adam, Serenity Home’un hemen üstündeki muazzam ormanların kuzey batısında, bir orman elf köyüne yakın, mazbut bir hayat gütmektedir. Yaşlıdır ve kendi başına yaşar. Nadiren bilgeliğinden ya da merheminden faydalanmak için gelenler dışında ziyaretçisi pek azdır. Bunun sonucunda da Inshala adını verdiği bebek, büyür ve ormanda koşup oynar ama başka insan ya da elf ile birebir neredeyse hiç karşılaşmaz.

Yaşlı adam onunda kendisi gibi tek başına yaşamasını istemediği için, onu elf köyüne götürüp onlarla yaşamasını ister ama küçük kız ‘efendim beni istemiyor artık’ şokuna girer ve günlerce ağlar. Yaşlı druid dayanamaz ve kendisiyle kalmasına izin verir.

Yaşlı adamın, bu küçük kıza gösterdiği bütün şefkat, anlayış ve sabra rağmen, kızın kendisine olan nefret ve tiksintisini bir türlü değiştiremez.

Efendisi kızı kendisi gibi bir druid olarak yetiştir ve şaşırarak kızın şekil değiştirebilme üzerinde olağanüstü bir yeteneği olduğunu anlar. Kız daha on bir yaşındayken, adamcağız yemek masasının altına saklanmış yüz altmış kiloluk bir kaplan bulunca ciddi bir şok geçirir.

Inshala çok küçük yaştan itibaren bu şefkat dolu bilge adama derin bir bağlılığı vardır. Bu bağlılığı o kadar derindir ki, yaşlı druid’in ölümü onun dengesini tamamen yitirmesine sebep olur ve önüne çıkan herkesi efendisinin ölümünden mesul tutar ve saldırır. Grupla karşılaştığında onlara da aynı tepkiyi gösterir ve onları da öldürmek için elinden geleni ardına koymaz. Grubun kayıp vermeden kurtulmasını sadece Lady Moira’nın kutsal bir ışıkla kimliğini açık bir şekilde ortaya koymuş olmasıdır.

Genelde gözü dönmüş bir şekilde kavgaya girsede, başa çıkamayacağı durumlarla karşılaştığında, dönüştüğü kedi gibi sinsi ve kurnazca plan yapar ve pusuya yatar. Efendisinden öğrendiği büyüleri sonuna kadar ve beklenmedik kombinasyonlarla değerlendirir.

Efendisinin ölümünden sonra genç kızın dünyada kimsesi yoktur artık ve mevcut travmalarına kalıcı bir tanesi daha eklenmiştir. Inshala, vahşi bir kedi gibidir ve kimseye güvenmez, herkesten ve birçok şeyden korkan, ürkek bir ruhtur. Yaşına göre fiziki olgunluğu onu yirmilerinde göstersede, gerçekte on altı yaşındadır. Bilmediği, anlamadığı şeyleri uzaktan veya çalıların arkasında gizlenerek seyretmeyi tercih eder.

Muhtemelen zamanla başkalarına güvenmeye başlayabilir, ancak bu oldukça zorlu bir yolculuktan sonra gerçekleşebilecek bir başarıdır.

Efendisinin ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğü kişilere karşı muazzam bir vahşetle saldıracak ve onları elinden geldiğince çabuk, çocuksu bir hınçla öldürmeye çalışacaktır.

Inshala, iyi ile kötü arasındaki farkı ancak keskin hatları ile kavramıştır. Bununla beraber, yaşadığı tekil ortam itibariyle, kanunları doğal bir şekilde umursamayan biridir. Bu umarsızlık, ‘kanunsuz’ anlamda değil, sadece kanun mefhumundan tamamen uzak kalmış olmasından kaynaklanmaktadır.

✱ ✱ ✱

İnsani duygular açısından son derece saf ve temiz bir kalbe sahip olmakla beraber, en çok sevdiği kaplan şeklinde olduğu gibi, zihninde bir şeyi av olarak tanımladıktan sonra, ona ulaşmak için hayret verici bir sinsilik ve kurnazlık ile hedefine varacaktır.

Sahip olduğu iki küçük boynuzu, uzun saçlarını topuz yaparak saklamayı o kadar iyi becerebilmektedir ki, kendisini çoğu zaman bir half-elf olarak düşünür. O kadar ki, kendisine ‘la Fey’ adını vermiştir. Inshala bu adı çocuksu bir gururla taşır ve gerçek halini hatırlatan durumlarda bir anda rastgele içine kapanıklık, asabiyet, saldırganlık ve ya bir köşeye çekilip ağlama gibi tepkiler gösterebilmektedir.

Aşırı stres veya bayılma durumunda, gerçek kimliği ortaya çıkma ihtimali vardır.

Uzun süreler gizlendiği yerden seyrettiği orman elf kızlarından gördüğü davranışları papağanlamayı çok iyi becerebilmesi, doğal, olgun fiziği ile birleşince ona çok hoşuna giden ‘asil hanımefendi’ gibi davranabilmesini sağlamaktadır. Ne var ki kendi duygularını anlayacak ve doğru teşhisleri koyabilecek ortam ve yaştan mahrum olduğu için, çoğu zaman hissettiği şeyler karşısında nasıl davranacağını bilmeyebilir ve bu da onu beklenmedik durumlara düşürebilir.

Temelde iyi bir kişidir. Efendisinin bütün öğretilerini kelimesi kelimesine öğrenmiştir. Evhamlı bir yapısı vardır. Bunun en önemli sebebi, kendisini lanetli ve ‘kirli’ görmesindendir. Kendisini bu kirden kurtarabilmek için de bulduğu her fırsatta saçlarını, kendisini ve elbiselerini yıkar. Yanında devamlı güzel kokulu sabunlar taşır ve doğal olarak, üstü başı kirli ve pasaklı kişileri aşırı derecede itici bulur.

Sevdiği kişileri uzaktan ya da gizlendiği çalıların arkasında gıpta ile seyreder. Sevmediklerini ise benzer şekilde ancak derin bir hınçla takip eder ve eline geçen her fırsatta ‘sen iyi biri değilsin’, der. Bir şekilde birisine gerçekten güvenirse, ona ‘ben iyi biri değilim’, diye itirafta bulunur.

Inshala, karmaşık durumlardan hoşlanmaz. Her şeyin elleri, saçları ve elbiseleri gibi temiz, güzelce katlanmış ve doğru yere kaldırılmış olmasını seven obsesif, inatçı, saplantılı, dik kafalı, aşırı duygusal, evhamlı, sevecen, sıkıntılı, güzel, saf ve temiz bir kızdır!

dungeons and dragons duygusal karakter analizi modül role play Ruins of Themalsar serenity home tarihçe the plot thickens

“Benim Adım..”

“Benim Adım..”

Timeline:

Themalsar ölmüştür! Gruptaki bir çok kişi ağır bir şekilde yaralanmıştır. Themalsar’ı yok etmiş olmalarına rağmen, onu yenmiş olmanın vermesi gereken sevinç yoktur. Bu savaşta en büyük darbeyi, burnu bile kanamamış tek kişi olan Gnine Tinkerdome hissetmektedir. Bu hikaye, Gnine ile Lorna ve Merisoul arasında geçmektedir.

 

 

Yorgun, üzgün, ama daha çok kızgın ve karmaşık duygular içerisinde Gnine, iblis çukurunun kenarına gelir ve aşağı, sonsuzluğa uzanan ürkütücü karanlığa doğru bakar.

Çukurun içinden kendisine doğru uğultulu, iliklere kadar işliyormuş hissi veren soğuk, nahoş kokuları da beraberinde getiren şer bir rüzgar esmektedir.

Gnine burnunu kıvırır.

Rüzgar, çürümüş et, kokuşmuş kan, küf, kükürt, dışkı, bayatlamış ter ve tanımlayamadığı başka asidik kokular dışında, lavanta, tütsü, diri kadın teni ve yine isim veremediği, ancak kendisini heyecanlandırıp başını döndüren başka kokuları da getirmektedir.

Rüzgar uğuldadıkça, Gnine uğultunun içerisinden bazı kelimeler ve sesler de algılar. Umutsuzca ağlayan, hıçkıran ve tiyatroda konuştukları için yanan insanların çığlıkları, şuh kahkahaların arasına sızmış fısıltılar, kurumuş derilerin yırtılma ve parçalanmasıyla beraber, sanki devasa bir kazanın içerisinde kaynayan kanlı cesetlerin ve kırılmış kemiklerin fokurdaması, tam dilinin ucundaymış gibi hissettiği ancak bir türlü yakalayamadığı dillerde söylenen çarpık ve hor kelimeler..

İçi ürperir ama yine de çukurun yanından ayrılmaz. Yumruklarını sıkmış, karanlık düşüncelerle sessizce öylece kıpırdamadan durur. Arkasından bir çift çıplak ayağın usulca yaklaştığını duyar ama dönüp bakmaz.

Merisoul, varlığını nazikçe hissettirecek şekilde Gnine’ın yanına gelir ve o da dipsiz iblis çukurunun kenarında durur ve karanlığa bakar. Gnine ısırırcasına, “Bana yine akıl mı vermeye geldin?”, diye hırlar.

“Olmayan şey verilemez”, diye omuz silker Merisoul. “Zaten istemeyene de verilmez!”, diye de ekler, hafif alınmış bir ifadeyle.

Uzun, ağır kadife üzeri işlemeli şeffaf ipek eteklerin yerdeki yüzlerce kemik ve kuru kafayı okşama sesi eşliğinde, ikinci bir çift ayak sesinin daha yaklaştığı duyulur..

Merisoul, Gnine’a doğru, “Ona da kötü konuşursan seni aşağı iterim!”, diye tehditkâr bir şekilde tıslar. Gnine, bir an utanır ve “Hayır. Konuşmam. Özür dilerim.”, diye mırıldanır..

Lorna Feymist, peşinde Themalsar‘ın sonsuza dek lanetlenmiş ruhu ile, uzun eteklerini elleriyle hafif kaldırmış, kendisine özgü zerafetiyle yaklaşır ve Gnine’ın diğer yanına geçer.

Uzun bir süre sessizce, öylece dururlar; bir yarı iblis, bir gnome ve bir yarı elf..

“Güç istiyorsun..”, der Lorna sessizce. Bunu bir soru veya ünlem olarak değil, sadece basit bir gerçeği dile getiriyormuş gibi ifade eder.

“Ve bunu aşağıda bulabileceğini düşünüyor”, diye ekler Merisoul. Sesi hüzünlü bir tona bürünür ve sanki, kendisi de sessizliği bozmak istemiyormuşcasına fısıltıyla ekler; “Yanında olmayan hiçbir şeyi aşağıda bulamayacağını biri ona söylemeli..”

Gnine bir anda hiddetlenir ve, “Sizde olan şeyin neden bende de olmasını istemiyorsunuz? Sizde var diye gelip burada akıl vermeniz biraz ironik!”

Merisoul ve Lorna – iki warlock – sessizce birbirlerine bakarlar.

Lorna, Gnine ile göz göze gelecek şekilde dizlerinin üstüne çömelir ve diri, sıcak elleriyle onun yüzünü elleri arasına alır ve kendisine doğru döndürür. Uzun bir an onu öylece süzer ve Gnine, bir an Lorna’nın yemyeşil gözlerinin içinde kendisinin kaybolduğunu hisseder.

“Sevgili Gnine.”, der Lorna yumuşak ve içten sesiyle, “Amcana olanlar senin suçun değildi..”, der.

Gnine, hiç beklemediği bu cümle karşısında istemsiz olarak yutkunur. “Bunu biliyorum zaten.”, der biraz aksi bir şekilde.

Lorna, Gnine’ın gözlerini yakalamış ve bırakmaksızın, “Amcana olanlar senin suçun değildi..”, diye yineler.

Gnine, tekrar yutkunur, kaşlarını çatar ve yüzünü çevirmeye çalışırken, “Bunu bildiğimi söyledim sana.. Aynı şeyi neden tekrarlayıp duruyorsun ki?!”, diye asabiyetle tersler Lorna’yı.

Ama Lorna onu bırakmaz, aksine nazikçe ona sarılarak kulağına tekrarlar, “Hayır. Amcana olanlar GERÇEKTEN senin suçun değildi.”, der ve geri çekilir ama onun gözlerinin içine bakmaya devam eder..

“Ve sen bunu kabullenmediğin sürece, hiç bir güç sana yeterli gelmeyecek ve asla kendinle barışık olamayacaksın.”, diye ekler ve sonra yine zarif bir hareketle ayağa kalkar, döner, eteklerini hafif toplar ve Themalsar‘ın ruhu ile birlikte uzaklaşır..

Gnine, bir anda içinde bir şeylerin çatırdayıp kırıldığını hisseder. İstemsizce gözleri dolar ve yanağından yaşlar süzülmeye başlar. Puslu gözleriyle Lorna’nın arkasından onun ince fiziğine, neredeyse dizlerine kadar inen, örülmüş simsiyah saçlarına, hareket ettiğinde hafifçe çınlayan omuzlarından sırtına doğru sarkan altın zincirleriyle zarafetin, gördüğü en canlı örneği olan Lorna’ya baka kalır.

“Seni çok iyi anlıyorum”, der Merisoul, “o kız, benim üzerimde bile aynı etkiyi yapıyor -ki tipim bile değil!” Ardından, “Şuna bak! Savaştan çıktık, her yer kan, ceset ve adını bile anmak istemediğim pislikle dolu ama o, eteklerini toplamış, balo salonundaki bir prenses gibi yürüyor..”, diye söylenir kendi kendine.

Gnine uzun süre öylece bakakalır, neden sonra kendisine gelir, burnunu çekip gözyaşlarını elinin tersiyle siler ve tekrar dipsiz çukura doğru döner. “Belki de savaştan yeni çıktığımız için ve her yer kan, ceset ve adını bile anmak istemediğin pisliklerle dolu olduğu için eteklerini toplayıp bir prenses gibi yürüyordur..”, diye mırıldanır.

Merisoul burnunu çeker ve ‘hıh’lar. Sonra Gnine’ın biraz daha yanına sokulur, bir elini onun omzuna koyar ve “Güç, elinde olmayan şeyin peşinden gidip de elde ettiğin şey değildir. Bu benim ilk hatam idi. Güç, elinde olanı doğru değerlendirmektir.. Irine teyzem, bizim standartlarımıza göre bile çok güçlü biriydi. Kaçığın tekiydi ama yine de fevkalade güçlüydü.. Elinde tuttuğu bütün güçlerine rağmen bunların hiçbiri, bir böceğin altında ezilerek ölmesine engel olamadı!..”

Gnine bir an, Merisoul’un bir başkasına ‘kaçık’ diye hitap etmesindeki ironiye işaret etmek ister gibi olur, ama fikrini değiştirir. “Inshala, kendisine ‘bir böcek’ diye hitap ettiğini biliyor mu?”, der hafif bir gülümsemeyle.

“Inshala beni süper sever!.. bunu savaşın en hararetli anında ilan etti. Hepiniz duydunuz!”, der Merisoul mutlu bir şekilde topuklarının üzerinde hafifçe zıplayarak.

Gnine, Merisoul’un algı sorunlarını fark etse de bunu da dile getirmemeyi tercih eder. Dipsiz kuyuya dönüp sessizce aşağıya bakmayı tercih eder.

Uzun bir süre ikisi de sessizce iblis çukurunun kenarında öylece dururlar.

En sonunda sessizliği Merisoul bozar. “Yalan söyledim!”, der. Çukurun karanlığına işaret ederek, “Oraya gidersen, tahmin edemeyeceğin kadar güç elde edebilirsin. Ama asla sevdiklerine geri dönemezsin. Buna sevgili amcan da dahil. ‘Gücün’ ayrıcalığı da, faturası da budur. Ve istisna kabul etmez.”

Merisoul, biraz duraksar. Sonra derin bir nefes alır ve pek de hoşuna gitmeyecek bir şey yapmak zorunda kalan birinin yüz ifadesiyle tekrar konuşmaya başlar; “Senin sevdiğin ve seni sevenlerin aksine benim, annem dışında sevdiğim ve beni seven – gerçekten seven – hiç kimsem olmadı. O da ben doğduktan kısa bir süre sonra öldü zaten. Adımı, içinde benim varlığımı hissettiği anda, kendi kanıyla yazdı bana. Ben adımı bilerek doğdum..”

Gnine kaşlarını çatar. Nedense çok kızmıştır. O kadar ki, yumruk olmuş elleri titremeye başlar.

Merisoul, Gnine’ın hiddetini görmezden gelir, “Bir iblis olmak benim fikrim değildi. Kimse bana hiçbir şey sormadı. Birileri annemi kötüye kullandı ve işte ben de buradayım..” Merisoul uzun bir süre duraksar. Sonra, “Bir iblisin gerçek adını bilirsen ona hükmedebileceğini söylerler. Bunu biliyor muydun?”, der gerçeklikten kopuk ve çok uzaklardan gelen bir sesle..

Gnine, anlaşılmaz bir homurtu çıkartır.

Merisoul birden, sanki gecenin karanlığından çekip çıkardığı kuzgunî siyah tüylü kanatlarını açar ve Gnine’ı da kendisiyle beraber aynı karanlık ile sarıverir. Karanlığın içinde, ona doğru uhrevi güzelliği ile eğilir ve “Gnine ‘Ninehundredandninetynine’ Tinkerdome, güç istiyorsun!..”, der son derece resmi ses bir tonuyla..

..ve ardından, iç titreten, kesinlikle bu dünyaya ait olmayan, demonik bir dilde;

 

Benim adım..

AREZME XIRISO NU LEI KAREXY ROTXIN GWUE

 

..der fısıldayarak.

 

Sonra kanatlarını açar ve ardında şaşkına dönmüş bir gnome bırakarak, Lady Magella’nın gecikmiş azarını yemek için uzaklaşır..


AREZME XIRISO NU LEI KAREXY ROTXIN GWUE

dungeons and dragons karakter analizi modül Ruins of Themalsar serenity home tarihçe The Chase Whispers; A Cabal

A Bard’s Tale I
“Darly Dor”

A Bard’s Tale I
“Darly Dor”

Timeline:

Bu hikaye, Darly Dor’un kısa geçmişini ve grup ile karşılaşmasından birkaç gün öncesine kadar başından geçen olayları kendi açısından anlatmaktadır.

 

 

Darly Dor, ilginç bir şekilde Bari Na-ammen’den, yıllar önce Arashkan şehrindeki High Spires’a yönetici olarak atanmış bir High Elf (yüksek elf) baba ve tanınmış, aristokratik bir ailenin kızı olan insan anneden olmadır.

Darly, varlıklı ailenin tek evlatlarıydı..

Darly’nin neden evden kaçtığına yada atıldığına dair bir çok rivayet vardır. Bunlardan biri, onun babası hakkında bazı nahoş şeyler öğrenmiş, daha da kötüsü, görmüş olduğuna dair ve bu sebepten dolayı kaçtığı, bir diğeri ise (ve daha olası olan sebep) ise;

 

Can Sıkıntısı + Paranın Fazlası + Kötü Arkadaşlar = Darly Dor!

 

Sebebi her ne idiyse, Darly’nin ayrılması annesinin kalbini kırmıştır. Yıllar sonra bile Darly, geçirdiği nadir yalnız gecelerde annesini bitiren sebep olarak hep kendisini suçlamış ve bundan dolayı da utanç duymuştur.

 

Gel zaman git zaman, Darly pazarcılardan çürük elma çalmaya kadar düşer ve birileri onu fark etmemiş olsa, muhtemelen bir lağım sıçanı olarak, genç yaşta ölüp gitmiş olurdu.

Küçükken bile ne denli yakışıklı ve eli hızlı olduğunu fark eden, Arashkan Hırsızlar Loncası üyesi ‘Yaşlı Sansar’ onu bulur ve ona kol-kanat gerer. Yaşlı Sansar, Darly’yi tekil anlamda özel bir eğitimlerden geçirir,ve onu ait olduğu eski aristokrasinin üzerine salar.

Darly kısa zamanda birçok genç (her zaman da o kadar genç olmayan) zengin bayanı, mücevherlerinden ve pahalı takımlarından eder..

20’li yaşlarna kadar, sadecede güzel yüzü ve bayanlarla ağzı iyi laf yapan biri değil, üstlerine pıçak ve kılıçla olduğu kadar,hırsızlığın bir çok başka alanlarında da kendini ispatlamayı başarır.

Darly, genç olması dolayısıyla Hırsızlar Loncasında üst kademelere ulaşmasına daha yıllar vardır, ancak prestiji hayli yüksektir. Nevarki Darly’nin gözü zaten o kadar da yükseklerde değildir.

Onun için hayat keyif ve kadınlardan ibarettir ve günlerini karnı tok ve umarsız bir şekilde geçirmeyi tercih eder.

Darly için ikinci düşüş beklenmedik bir açıdan gelir.

 

Yaklaşık iki, iki buçuk ay önce bağlı olduğu hırsızlar loncası, çok, ama çok nadir bir şekilde
olduğu anlardan birini yaşar; şehir dışından gelen bazı kesiciler, pahalı bir iş için kendileriyle iletişime geçer ve hırsızlar loncasından, söz konusu iş için çevik, becerikli ve sessiz bir hırsızı ‘ödünç’ isterler. İş, uzaklardaki bir kasabadan bir şeylerin alınması ve yerine bir başka paketin bırakılmasından ibarettir!

Darly olaydan haberdar olduğu andan itibaren hep, o kadar uzaktaki bir işin ta Arashkan Hırsızlar Loncasına gelinmesini biraz garip bulmuş olsada, Loncanın isimsiz lideri, muhtelif sebeplerden dolayı işi çoktan kabul etmiş ve Yaşlı Sansar vasıtasıyla da kendisine bildirilmiştir.

Bütün becerilerine rağmen, Darly, Loncanın kendisine olağan dışı bazı müsamahalar gösterdiğinin de farkındadır. Bu sebepten ötürü bu garip ‘iş’i kabul eder.

Lonca kodamanları ne düşünürse düşünsün, Yaşlı Sansar, Dary’liye ısrarla temkinli ve uyanık olması gerektiğini, ve işin içinde kendilerine söylenmeyen bazı şeylerin olabileceğini telkin eder.

Darly, yeni katıldığı grupta kendisine arkadaş bulamaz ve aramaz da zira grubun geri kalanı, hiç sevmediği kesicilerden oluşmaktadır.

 

Grup, Arashkan’dan ayrılır ve ana yolları takip etmez. Sessizce ve saklanarak önce kuzeye, sonra da doğuya yönelir ve geceleride ateşsiz, soğuk kamp kurarlar.

Yola çıkmadan önce Darly’ye anlatılan plan aslında çok basittir: Serenity Home diye bilinen bir kasabada yaşayan, Tinkerdome adında bir cüce mucitten, yapmış olduğu bir icadı çalınacak, ‘ödeme’ olarak da adamlardan ikisinin devamlı kolladığı, uzun silindirimsi ‘paket’ bırakılacaktı.

Bundan sonra ise seri bir şekilde kasabanın hemen kuzeyindeki ormana doğru kaçılacak ve bir hafta kadar düz kuzeye gidilecek, orada ikinci bir grupla buluşulacak ve iki grup birleşip kasabanın 10-15 gün kuzey, kuzey doğusundaki, Themalsar denen bir harabenin yakınlarında bekleyecek olan birine teslim edileceklerdi..

 

Darly, “Bu mu basit plan?”, diye geçirmişti içinden..

Hırsızlar Loncasının birden fazla kolu vardı; sokak çocukları, yan kesiciler, şantajcılar, Darly gibi, diğer hırsızların züppe ve pembenin alaycı bileşimi olan “züppemsiler”, dayakçılar ve fahişeler gibi..

..ve gruptakilerin hiç biri bu kollardan değildir.

 

Bir kaç yıl önce aralarında gerçekleşen ve son derece kanlı biten çatışmalar sonucunda Araşkanda herhangi bir kesici loncası kalmamıştı.
Bu sebepten dolayı bu yabancılara Darly bir türlü ısınamamıştı..

Darly kesicilerden nefret ederdi.

Onun bu nefreti, planda gördüğü saçmalıklar ve boşluklar, kafasında birçok sorunun da oluşmasına sebep olmuştu; neden bir şeyin çalınması için bu kadar çok adam tutulmuştu ki? Neden bir şeyin çalınması için bu kadar uzaktan adam tutulmuştu? Dahası, neden bir mucit için bu kadar kesici tutulmuştu? Ve her şey bir yana, neden çok daha yakındaki -o bölgeyi iyi bilen- ve çalınacak şey her ne ise, onu çalabilecek birileri bulunmamıştı? Madem iş basit bir hırsızlık işiydi, neden en baştan herhangi bir kesiciye ihtiyaç duyulmuştu? Ve bu Themalsar harabelerinde buluşma işi de neyin nesiydi?

“Hangi salak bi harabede buluşur ki?”, diye kara kara düşünür Darly.

..ve neden ‘devamlı izleniliyorum’ hissi gün be gün artıyordu?

Bu kadar kesicinin olduğu yerde Darly gibi bir hırsıza ne gibi bir ihtiyaç duyulabilir di ki?

“Belki de ince hırsızlık, yan kesicilik, tüy tuzak yada hassas bazı kilitlerin açılması için benim yeteneklerime ihtiyaç duyacaklardır.”, diye düşünürken, sebebini ancak söz konusu kasabaya gelince anlar Darly..

Şerefsizler bırakılacak paketi son anda ona taşıttırırlar!

 

Darly paketin şekli dışında ne olduğunu çıkaramaz.. şekli ve fevkalade ağır olduğu!

Darly ve kesiciler kasabaya, kasabayı çevreleyen odun duvarları aşarak girerler ve genç hırsız bir kaç şeyi o anda farkeder; dışarıdan basit gibi görünen kasaba aslında şaşılacak kadar düzenli ve temizdir. Evleri gelişi güzel, boş bulunan yerlere kurulmamış, belirli bir düzene göre inşa edilmiştir. Çoğu evin, güzel, mütevazi bir bahçesi vardır ve evlerin hepsinin duvarları temizdir ve iç açıcı renklerle boyanmıştır.. Darly kasaba hakkında bu ve bunun gibi birçok ayrıntıyı fark eder. Bunlardan kendisini ilgilendiren en önemli ayrıntı ise, bir kasabadan beklenmeyecek derecede de temkinli bir güvenliğinin oluşudur.

Kesiciler oldukça sessiz ilerlemelerine rağmen, dört farklı noktada bekçiler tarafından fark edilmişler, ancak herhangi bir alarm veremeden etkisiz hale getirilmişlerdi.

İşte bu noktada Darly, kendisiyle kesiciler arasındaki açık farkı anlar ve neden kesicilerden nefret ettiğini hatırlar; kendisi gibi bir hırsız için ‘etkisiz hale’ getirmenin anlamı, ağır, içinde kurşun tozu olan bir kese yada en kötüsü bir odunla muhatabını yere yıkıp bayıltmak anlamına gelirken, bir kesici için bu, muhatabının boğazını bir kulağından diğerine yarmak anlamına geldiğini görmesidir.

Darly tiksinti içerisinde ağır paketi hedefine doğru taşır.

Kasabanın diğer tarafında garip, üç katlı, kubbemsi binaya yaklaştıklarında kesiciler hiçbir nezaket ya da incelik örneği göstermeksizin, kapıdan içeri dalarlar ve kısa darp seslerinden sonra ellerinde paçavralara sarılmış bir şeyle tekrar dışarı çıkarlar – biri Darly’ye işaret eder ve paketi binanın içine götürüp oraya bırakmanı söyler.

Sonra hepsi geldikleri gibi kaçarlar..

..ve bunu oldukça adice bir şekilde, Darly’yi beklemeksizin yaparlar.

 

Darly üç katlı, kubbeli binadan çıkıp kasabaya girdikleri noktaya daha ulaşamadan, arkasından gün ışığı kadar göz kamaştırıcı bir parlama olur. Genç hırsızın arkası parlamaya dönük olmasına rağmen gözleri bir anlığına kör olur ve genç hırsız tökezler..

..ve belki de hayatını kurtaran şey de bu olur zira parlamanın ardından gerçekleşen patlamayla, üç katlı binanın kubbesi tamamen ve hiçbir ön uyarı olmaksızın yok olur!

Patlama o kadar şiddetle gerçekleşir ki, Darly tökezleyip yere doğru meyletmemiş olsa, muhteme patlamanın şiddetinin tam etkisiyle muhatap olmuş olacakken, sadece, sanki dev, görünmez bir el onu alır..

..ve iki sokak ilerideki bir bahçenin ortasına bırakır!

 

Darly’nin gözleri kıpraşır, kulakları çınlar bir halde yerden kalkar ve arkasına bakmadan titreyen bacakları üzerinde zorlukla kasaba duvarlarına doğru koşar. Oraya vardığında ise duvardan inmek için kullandıkları ip merdivenlerin çoktan çekilmiş olduğunu görür.

Genç hırsız belinden çektiği bıçakları kullanarak kendisini yukarı çekerken ister istemez söylenir.

 

“Sanki birileri beni arkada yem olarak bırakmak istiyor..!”

 

Darly duvarı aşıp aşağı kendisini bırakmadan önce bir defalığına mahsus, mahvettiği kasabaya ve marifetine bakar..

..ve kasabanın, üç katlı o kubbeli binanın etrafındaki evlerin tamamını yerle bir olmuş olarak görür. Arkada bıraktığı silindir şeklinde pakette her ne var idiyse, gökyüzüne doğru, dikine, yüksek basınçlı, yeşilimsi ve ürkütücü bir ateşin harlayarak hala geceyi aydınlattığını görür.

Genç hırsız gördüğü manzara karşısında ister istemez dona kalır.

O anda içine, bu olayın burada bitmeyeceğine, sonuçlarının tahmin bile edemeyeceği kadar büyük olacağına dair bir korku düşer.

Ve kendisini gecenin karanlığına salar..

 

Darly, kesicilerle birlikte ormanda olaysız bir şekilde günlerce yol alır, ancak içindeki “birileri bizi izliyor”, duygusunu bir türlü üstünden atamaz.

Yılların oluşturduğu hırsızlık alışkanlıkları onda bazı keskin hislerin ve duyuların oluşmasına sebep olmuştur ve geçmişte yaşadığı bir çok tehlike ona bu duygularını asla kulak ardı etmemesini öğretmiştir.

Yaktıkları kasabadan ayrılmaları üzerine ormanda geçirmekte oldukları bir gece, bu hisleri genç hırsızın hayatını bir defa daha kurtaracaktır..

Hayatında daha önce hiç görmediği, kocaman, vahşi görünümlü kalabalık bir grup yaratık, kamplarını basar ve kanlı, acımasız bir mücadele başlar.

Başta kesicilerle omuz omuza verip bu yaratıklarla çarpışsada, Darly gözünün ucundan bazılarının kaçtığını fark eder..

Kahramanca çatışıp dramatik bir şekilde hayatını verme olayı asla genç hırsızın olayı olmamıştır; Darly hiç düşünmeden ve hiç sektirmeden savaşan kesicileri terkeder ve savaştan kaçar!

 

Kaçan kesiciler, çaldıkları şey dışında yük oluşturabilecek üzerlerinde ne varsa atıp gizli ve saklı bir şekilde ormanda yollarına devam ederler.

Darly, en kötüsünü arkalarında bıraktığını umarken bir kaç gece sonra aynı yaratıklar grubun kampına ikinci bir baskın daha düzenlerler.

Ancak bu sefer Darly hazırlıklıdır.

Darly bu baskında hiç beklemeden ve anında ormana kaçar.

 

“Nasıl bir planlamadır bu? Başından beri bir bokluk vardı bu işin içinde..”, diye hırlar genç hırsız sessizce kaçarken.

Darly yeterince uzağa gidemeden, yerde can çekişen bir kesiciyle karşılaşır. Belliki adam yaralı bir şekilde kaçmaya çalışmış ancak kan kaybından olduğu yere kadar uzaklaşabilmiştir.

Yaralı kesici yattığı yerden Darly’ye sırt çantasını uzatır ve kırık, fokurtulu bir sesle “Kaç burdan züppemsi! Al bunu ve kaç.”, diye hırlar acı içerisinde. “Diğer grubu bul ve onlara olanları anlat..

Bu baskınlar tesadüf değildi.. Bunun arkasında–”, diye devam ederken gecenin karanlığından uğursuz bir uğultuyla koca bir mızrak iner ve kesicinin göğsüne saplanır.

Darly adamın uzattığı çantayı kaptığı gibi kaçar ve ölen kesicinin suratında oluşan hayret, korku, acı ve şaşkınlık ifadesiyle vakit harcamaz.

 

Genç adam bir züppemsidir ama aynı zamanda da bir hırsızdır ve ancak hayatının çoğunu tehlikeli işler yaparak geçirmiş olmanın verebileceği bir ‘kaşar’a da sahiptir.

Buna rağmen hayatının hiçbir anında bu kadar korktuğunu da hatırlamaz.

“Lanet olsun! Bu ne ya..! Ben zengin kızları ve kadınları tavlarım. Pıçağımı, ‘kim hedefi vuracak’ – kumarında çekerim.. Yıllar önce bi salak dışında da kimseye pıçak çekmişliğim yok! Lanet, salak, geri zekalı, kıçı kuruyasıca herifler! – neye bulaştırdınız beni?!”

Darly, bu kesicilerle haftalardır yollardadır ve her gün ormanda onlarla yol almış, onlarla gecelemiştir ancak tam o anda artık şehirde olmadığını, dünyanın zengin kadınları mücevherlerinden etmekle sınırlı olmadığını, hayatının bir anda sona erbileceğini, babasını çok da umursamasa da, annesini bir daha göremeye bileceğini anlayıverir!

Üstünde ne kadar o güne değin önemli sandığı fiyakalı ipek gömlekleri, kadife pelerinini, pahalı yüzük ve takılarını, tarak, traş seti ve güzel kokulu parfümlerini aceleyle kazdığı bir çukura gömer ve züppemsiliğini bir kenara atıp paslanmış hırsızlık becerilerini çıkartır ve hayatta kalmak için bildiği her tekniği kullanmaya başlar.

Günlerce ormanda kuzeye ilerler ama o “izlemiyorum” duygusu hala onu terk etmez bir türlü.

Bir ara geri durup ormanı izlemeye alır ve yeni bir sorunu olduğunu anlar. Peşinde artık sadece o vahşi yaratıklar yoktur. Bir grup insan, cüce ve en kötüsü, şöhretlerini hayal meyal duyduğu ve “ormanda bir izciden asla kaçamazsın” atasözünü hatırlatan, iki de izci kızdan oluşan karma bir
grubun, arkasında bıraktığı kırıntı izleri takip ettiğini öğrenir.

Darly, bitmek bilmeyen şanssızlığına lanet eder ve tekrar kaçmaya başlar. Bütün bu olanlarda olumlu olan tek şey, ardından kendisini takip eden grup temkinlidir ve onu geceleri takip etmemektedir.

Genç hırsız, gece gündüz kaçar ve bildiği her türlü “leke sökme” tekniğini kullanır ancak o lanet olasıca izci kızlardan bir türlü kurtulamaz..

 

“Lanet şeyler.. bari çirkin olsalardı!”, diye geçirir içinden ama bir yandan da izci kızları takdir etmekten de kendisini alamaz zira ikisi de genç, güzel, kendilerinden emin ve vazgeçmez bir nitelikle onu takip etmektedirler.

İşin aslı, Darly söz konusu kızlar olunca ayrıntıları tek bakışta fark etmesini iyi bilen biridir. Söz gelimi kızlardan biri ince belli, hafif çekik gözlü – muhtemelen senin gibi bir yarı-elf, öbürü ise uzun boylu, uzun bacaklı ve son derece atletiktir..

“Belkide saklanmaktan vazgeçip onları çapkınlığım ile etkim altına alabilirim.”, diye yorgunluğunu dağıtmaya çalışır ama gerçekte bunun bir hayal olduğunun da farkındadır zira o “güzel” kızların hedeflerini yüz yardalık bir mesafeden delik deşik ettiğine açık bir şekilde müşahade etmiştir.

Muhtemelen ve ancak genç hırsızın oklarla doldurulmuş cesedine vardıklarında “Ayy yazık oldu ya.. Pek de şirin bi şeymiş”, derler, diye homurdanır içinden.

Darly bir şekilde kendisini takip eden grupla arasındaki mesafeyi korumayı başarır. Günler sonra diğer grupla buluşma yerine vardığında, kendisini kimsenin beklemediğini görür.

Genç hırsız bir an panikle karışık bir hiddetle “Hepinizin canı cehenneme!” deyip, yola devam etmeyi ve bulunduğu ormandan, bulaştığı pislikten ve tercihen yaşadıkları krallıktan olabildiğince uzaklarda bir yerlere gitmeyi düşünür.

Nevarki Darly bir gerçeği çok iyi bilir; hırsızlar arasında en değerli şey, kendi aralarında verdikleri sözdür ve sözünü tutmayan bir hırsıza tutması için ikinci şans verilmediğidir.

Darky beklediği her saat, onu takip edenlerin yaklaştığını bilse de, yine de beklemeyi tercih eder.

Ve en sonunda beklemesi sonra erer. İki hırpani adam, paldır küldür Darly’nin bulunduğu yere yaklaşır.

Gelen iki acınası kesicinin halini gören Darly içinden, “Ne amatör tipler bunlar yaa.. Alnınızda hedef tahtasıyla gezin bari..”, diye geçirir zira adamların çıkardığı gürültü, ölümleri için açık birer davetiye gibidir..

Genç hırsız, bir grup beklerken karşısında sadece iki tane, fena halde hırpalanmış adamla karşılaşınca ister istemez içinde hissettiği korku daha da artar.

İki taraf da tanışıp hikayelerinizi paylaştıktan sonra genç hırsız, korkularının gerçekte ne kadar ‘az’ olduğuna ayılır çünkü onlardan öğrendikleri hiçte iç açıcı değildir.

Darly, iki kesicinin hikayesini dinledikten sonra öylece kalakalır. Sonra derin bir nefes alıp, “Durun bi doğru anlamışmıyım..”, der. “Sizlerlerin de buradan on beş gün mesafede, ormanın batısındaki bir orman elf köyünün yakınlarında yaşayan yaşlı bir druid’den birşey çalıp buraya gelmeniz gerekiyordu ve malı çalıp kaçmatkansa, yaşlı adamı öldürmeyi tercih ettiniz, öyle mi? Off yaa.. sizler tam olarak ne kadar geri zekalısınız?Kimse size “mal kaldırma” işinde adam öldürülmeyeceğini öğretmedi mi?”, diye horlayarak bakar iki kesiciye.

“Çalmak başka, öldürmek başka.. çalan adama yapılan muamele ve ceza ayrı, cinayetin muamele ve cezası ayrıdır. Birinde bi tomar dayak yersin ve bir süreliğine hapse atılırsın. Diğerinde ise iş ipte biter! Her şey bir yana, hırsızlık için gittiğin yerdekileri öldürmek profesyonelce değil!”

Darly midesinin bulandığını hisseder. Eğitimin bir parçası olarak, en seri ve en etkili bir şekilde nasıl can alınır bilse de, bu hiç sevmediği bir şeydir ve bu iki dangalakla baş başa kalmıştır.

Darly, kendilerinin kasabadan çaldığı şeyin içinde bulunduğu çantayı kesicilere verir ve Themalsar denen harabelere doğru yola koyulurlar..

“Hangi salak bi harabede takas için buluşur ki?”, diye geçirir içinden.

İki kesiciden biri kaçarken düşmüş ve çenesini kırmış, diğeri ise yarılmış alnını pis bir paçavrayla sarmıştır. Başı sarılı olan kesici, kısık, muallak bir sesle başlarından geçenleri anlatır;

“Yola çıktığımızda on altı kişiydik. Sorunsuz bir şekilde yaşlı druid’in olduğu yere ulaştık ve gece olmasını bekledik. Bize yaşlı adamın tehlikeli olabileceği söylenmişti, biz de işi garantiye almak için onu kestik ve ’emaneti’ aldık. Hepi top yıldırım çarpmış bir odundu.. Yaşlı adamı kestikten kısa bir süre sonra, bir gece aniden baskına uğradık. Hayatımda hiç görmediğim kadar büyük orklar ansızın daldılar aramaza ve bizleri kesmeye başladılar. O kadar ani oldu ki, ayağa kalkıp silahlarımızı çekinceye kadar yarımızdan fazlasını öldürmüşlerdi çoktan.. Biz kaçtık, onlar da peşimizden geldi. Kedi fare gibiydik ve biz hep fare olduk.. Yetmiyormuş gibi, bir şey daha takıldı peşimize. Ne olduğunu asla göremedik ama çok büyük ve çok sinsi bir şeydi.. Ve hepsi ne için? Yanık bir odun parçası içinmiş..”, diye acı bir şekilde ‘hıh’lar.

Darly bu noktada adamın söylediklerine hayret etmekten kendisini alamaz. Anlattığı yaratıklar kendilerine saldıranlarla aynı gibidir ama o da hayatında bu kadar büyük, vahşi, güçlü ork görmemiştir. Dahası, orklar küçük, kendilerine karşılık veremeyecek gruplara saldırmayı tercih eden yaratıklardır. Ama en önemlisi ise orklar zekalarıyla bilinen yaratıklar değildiler. Bu yaratıklar ise hem zeki, hem kurnaz, hem de fevkalade organize bir şekilde hareket edip saldırmışlardı..

Darly olaya bir de başka açıdan bakar. Evet, kendisi kesicilerden hiç haz etmesede, onlar hırsızlara göre silah eğitimleri çok daha kapsamlı olurdu ve her zaman tetikte olurlardı.

Kendisinin bile bir kesiciye kendisini farkettirmeden yaklaştığını, çok şanslı koşullar altında düşünebilirken, bu yaratıklar, on altı tane kesiciye baskın yapabilecek kadar onlara yaklaşabilmişlerdi..

Genç hırsız bu düşünceyi oldukça rahatsız edici bulur zira cüsselerine rağmen bu devasa orklar, nokta atışı yapar gibi her iki grubu da bulmuşlar ve hiç tereddüt etmeden saldırmışlar, kendileri neredeyse hiçbir zayiat vermeden otuzu aşkın kesiciyi parçalamışlardı.

İşin ürkütücü yanı, iki farklı grup, iki farklı şeyi çalmak için gönderilmişler ve çaldıktan kısa bir süre sonra ikisi de müteahhit defa baskına uğramışlardı.

Darly o güne kadar dünya politikalarıyla pek de de ilgilenmemiş olsada, son iki haftada yaşadıkları bas bas “BU TESADÜF OLAMAZ!” diye bağırıyordur. Defalarca bu orkların baskınlarına uğradıktan sonra ve arkalarından gelen izcili grubu ekemedikleri sürece bu ormandan kurtulamayacağını anlayan Darly, o anda temkini boş verip ivedilikle malları teslim edip olabildiğince uzaklarda bir yerlere yerleşmeye kadar verir.

İki kesici ve bir hırsız, günlerce ormanda koşup harabelere doğru ilerler. Yolda daha fazla bir şeyle karşılaşmadan, karşılaştıkları şeylerden ise çarpışmaktansa saklanmayı, sinmeyi ve sürünerek uzaklaşmayı tercih ederler. Aç, susuz ve pis içerisinde üç adam en sonunda ormandan çıkarlar.

Nevarki Darly, temkinlidir zira geçen son bir kaç haftada olan olaylardan ve bu olayların gelişiminden oldukça keskin iki sonuca varır; birincisi, birileri onlara fena halde ihanet etmiş ve satmıştır, ikincisi ise “Daha fazla birilerinin köpeklerine yem olmayacağım!”, diyerek bu işin makul bir ‘takas’ ile bitmeyeceğine olan kati inancıdır.

Bu düşünce genç hırsızın zihninde bir kere yer ettikten sonra bir daha da aklından çıkmaz. Darly, bu düşüncelerini hiç tanımadığı ve güvenmediği bu iki kesiciyle paylaşmaz ve kendisini her an kaçmaya hazırlar.

 

İki kesici, bir hırsız o gece ormanın dışında kamp yaparlar. Darly uyuyor numarası yapar ve geceyi uzandığı yerden temkinli bir bekleyişe geçirir. Darly’nin bu temkini onu bir daha kurtarır..

Gecenin derin saatlerinde, iki kesicinin ortasında aniden kara cüppeler içerisinde biri peydah olur ve genç hırsız “Lanet büyücüler!”, diyemeden cübbelinin elinden ard arda yıldırımlar çakar ve bir kesicinin göğsünde koca bir delik açılır, diğerinin ise sol kolu ve kafasının sol yanı bir anda kömür oluverir..

Göz açıp kapayıncaya kadar iki kesici de ölmüştür!

Karalar içindeki adam kesicileri yıldırımlarıyla yakarken Darly beklemez.

Darly battaniyesinin altından yuvarlanır ve sessiz adımlarla gecenin karanlığında kendisini kaybettirir..

Saatler sonra geri döndüğünde iki kesicinin de mutlak bir şekilde ölmüş olduklarını ve çaldıkları mallarında gitmiş olduğunu görür. Genç hırsız bütün başına gelenlere ve getirenlere lanet eder ve hışımla söylenir;

“İşte bu yüzden harabelerde buluşulur… Gelip seni seyircisiz gebertsinler diye!”

 

Aç, susuz ve takatsiz bir şekilde ormana bakar Darly ve bir durum değerlendirmesi yapar, sonra da bir karara varır.

Ya tekrar ormana girecek ve ardından gelenleri bir şekilde atlatmaya çalışacak ya da onlara teslim olacaktır..

Ama Darly bu iki seçeneği de değerlendirmez.

Bitkin adımlarını hızlandırarak lanetli Themalsar haraberine doğru koşmaya başlar.

Açlığının getirdiği kramplarla canı fena halde kakaolu kek, yanında da sıcak bir fincan çay çeker. Ama o, gece boyunca hiç durmadan harabelere doğru koşar ve karanlıkta eski Themalsar tapınağından kalma yıkıntıların arasında bulduğu ilk deliğe saklanır.

Darly ancak sabah olduğunda saklandığı deliğin gerçekte bir delik olmadığını, sadece tavanı çökmüş, duvarları da yıkılmış bir bina olduğunu görür. Dahası, binanın içinde de bir çeşit giriş olduğununa ayılır.

Genç hırsız, girişi takip edince aşağı doğru inen merdivenleri fark eder.

 

Genç züppemsi bir şeye kati olarak inanıyordur; o lanet izci kızlar onu buraya kadar takip edeceklerdir ve onun kasabalarına yaptıklarını düşünülecek olursa, kendisine çok ihtiyacı olan o çayı ısmarlamayacaklarıdır..

“Off.. Çay!”, diye hayıflanır içinden Darly.

“Şu anda sıcak bir çay için nelerimi vermezdim ki?”, diye düşünür ama o sıcak çay için verebileceği pek de bir şeyi yoktur artık.

 

Darly yolun sonunda olduğunu en sonunda anlar. Kaçacak pek de bir yeri kalmamıştır. Ya orklar onu yakalayacak, ya da lanet izci kızlar..

“Gökler adına! O iki vahşi, gözü dönmüş kızların bana neler yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.”, diye acıklı bir sesle söylenir.

Darly o anda bir daha şeyi anlar.

Onu kurtaracak şey, hırsız oluşuyla alakalı marifetleri değil, bir züppemsi oluşundan dolayı elinde barındırdığı ‘ikna’ kapasitesidir.

Darly Dor, uzun yıllar boyunca kadırdığı onca zengin kadınlar üzerine kullandığı teknikleri ve yöntemleri gözden geçirir ve neredeyse tamamını çöpe atar zira o yöntemlerin hiç birisinin o iki vahşi izcinin üzerinde etki edeceğini düşünemez zira kandırdığı kadınların neredeyse hepsi şımarık, yalnız, canları sıkılmış ve pohpohlanmış salak kadınlardı.

Bu kızlar ise fevkalade ciddi, haftalarca takip edişlerinden, işlerini hiçte savsaklamayan, hayatlarında muhtemelen hiç pohpohlanmamış kızlardır!

Darly, bir şekilde iki izciyi, kendisini öldürmelerine engel olsa bile bunun yeterli olmayacağının da farkındadır zira izcilerle beraber gelen diğerleri de vardır.

Belliki özgürlüğü ve bir fincan çay için Darly gelenlerin hepsini ikna etmesi gerekmektedir.
İçinden, kendisini takip eden diğerlerini hatırlamaya çalışır; pek de espriden anlamayan biri gibi görünen bir dwarf, hafif salak olduğunu düşündüğün bir gnome cüce, neredeyse o lanet orklar kadar iri bi adam, hiç gülümsemeyen bir şövalye hatun (lanet bi şövalyeleri eksikti, ellerinden ondan da var!) ve ortalıkta sinsi sinsi dolaşan o karanlık tip.. muhtemelen bi kesici!

“Lanet kesiciler!”, diye geçirir Darly içinden ve kalıntıların arasında bulduğu merdivenlerden sessizce aşağı iner..