Showing: 1 - 3 of 3 RESULTS

The Malediction of ‘Rellen.. (Part Two)
“Ülkem Arashkan..”

Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne ve Orken orduları karşısında krallığın birçok yerine dağılıp yardım ve müttefik bulmaya çalışacaklardır.

Bu küçük gruplardan bir diğeri de
Anglenna Sunsear, Alor’Nadien ne Feymist
ve Udoorin Shieldheart’dır..

Bu hikaye,
The Malediction of ‘Rellen.. (Part One)
“All Out!”
dan
sonra yer alır..

 

High Lady Agnlenna Sunsear! Sizi burada görmek gerçekten pek şaşırtıcı. Bir grup ‘insanın’ hayatını kurtarmak için kendinizi tehlikeye atıyor oluşunuz bir yana, burada, bu yanan şehirde hala bulunduğunuzu görmek ayrıca hayret verici. Sizi Bari Na-ammen’de, kendi şehrinizi müdafaa ederken bile düşünemiyorum..”, der on-on iki kişi kalmış küçük muhafız birliğinden biri.

Anglenna sesi tanır ve yüzü buz gibi bir ifadeye bürünür..

..buz gibi ve bıkkın.

“Bir bu eksikti..”, diye sessiz bir hışımla burnundan solur.

Muhafızlar tedirgin bir şekilde bir birlerine, aralarında kendisine ‘bir bu eksikti’ diye hitap edilen adama, ve az evvel —ve muhtemelen sonları olacak iki Orken mangasından birisini vahşi bir kıyımla doğrayan iri adam ve ince, ‘zarif’ kıza, diğerini ise harlayan bir ateş halkasında kül eden, uzun boylu, platin-sarısı saçlı high elf kadına bakarlar.. ve ivedilikle kenara çekilirler.

“Abla?”, diye meraklı bir ifadeyle sorar Lorna.

“Abla.. Size ‘abla’ diye hitap edip samimi saygı ve gerçek sevgi gösterebilecek sadece bir kişi düşünebiliyorum, ‘saygıdeğer’ High Lady Anglenna.. O da Prenses Alor’Nadien ne’dir.”, der sesin sahibi ve muhafızların açtığı aralıktan, hafif dalgalı altın saçlı, derin mavi gözleri, biçimli geometrik hatları ve kalın kaşları ile muhtemelen pek çok kadının kalbini kırmış bir adam öne çıkar.

Anglenna ise öne çıkan bu yakışıklı, yakıcı ve çarpıcı adamı şuracıkta kül etsem da uzun, anlamsız, vakit kaybı ve bıktırıcı bir konuşmayı, hiç başlamadan bitirsem mi acaba, der gibi süzer.

Ancak, “Efendi Largo..”, diye tekrar burnundan solumayı tercih eder.

“Haş Teyze?”, diye bu sefer de Udoorin sorar. “Kimdir bu adam?”

Anglenna’nın kendisine ‘Efendi Largo’ diye hitap ettiği adam, ‘Haş Teyze’ ifadesini duyunca yüzü mutlu bir şekil alır ve ‘fırk’lar.

“‘Haş Teyze’.. Bunun sizi ne denli çileden çıkardığını ancak tahmin edebiliyorum, Anglenna.. Görmek için para bile verirdim ve eminim her kuruşuna da değerdi.”, der Largo sırıtarak.

Udoorin ellerindeki baltaları daha sıkı kavrar ve çok hafif bir şekilde Anglenna ve Lorna’ya doğru meyleder ve onun bu hareketi, Largo denen adamın gözünden kaçmaz.

“Buna gerek olduğunu sanmıyorum, Efendi Udoorin. Yada size ‘Prens’ Udoorin diye mi hitap etmeliyim?”, diye bu sefer de genç adama sırıtır.

Udoorin’in bir kaşı kalkar.

“Prens olduğumun farkında değildim..”, der sessiz bir tehditle.

“Prenses Alor’Nadien ne’nin müstakbel nişanlısının, nihai olarak bir prens olacağı sonucuna varmak çok da zor bir çıkarım değil, genç Udoorin Shieldheart.. Baban nasıl? Sağlığı yerindedir, umarım..”, diye sakin bir üslupla konuşur Largo.

“Kimsin sen?”, diye sessizce gürler Udoorin.

“Bu adam..”, der Anglenna, “..Ajan Largo. Kendisi ARİS’ten.”

“Aaa.. Bu ayrıntıyı sizinle paylaştığımı hiç hatırlamıyorum saygıdeğer hanımefendi.”, der Largo alınmış bir sesle.

Anglenna adama uzun bir an bakar.

“Silah kaçakçısı?.. SİLAH KAÇAKÇISI?! Kendini bana bir silah kaçakçısı olarak tanıttığında buna gerçekten inanacağımı düşünecek kadar aptal olamazsın, Ajan Largo.”, diye gözlerini kısmış bir şekilde adamı süzer.

“Kişi umut edebilir, öyle değil mi?”, diye sırıtır Largo.

“Umut, sadece senin gibi ahmaklar içindir.”, diye tiksintisini hiç saklamadan ifade eder high elf kadın.

“Buna alındım.”, der Largo. “Nevarki, Arashkan’ın bu halini göz önünde bulundurursak, bir ahmak olduğum, sanıyorum isabetli bir tespit. Şimdi.. İsterseniz Orken manga ve timlerinin cirit attığı burada değil, daha makul ve tercihen kapalı bir yerde konuşalım isterseniz..”

“Ya istemezsek?”, diye kaşları çatılı bir şekilde hırlar Udoorin ve Anglenna’nın önüne geçer. “Bizim yapacak işlerimiz var ve gereksiz konuşmalarla harcayacak vaktimiz yok.”

Anglenna’nın iki kaşı da kalkar ve arkasında durduğu genç adamın kendisini sahiplenişi hayretle seyreder.

“Yapacak ‘işiniz’.. her ne ise bunu yardım olmaksızın yapma ihtimaliniz nedir, genç Udoorin. Siz bu adamları kurtardınız. Bundan dolayı müteşekkirim. Vakitli gelişiniz olmasaydı, muhtemelen hepsi şu anda ölmüş olurdu. Bizden size bir zarar gelmez. Ancak şehirden ivedilikle ayrılmanızdan sonra, sayınız azalmış olarak tekrar geri dönmüş olmanız, merak uyandırmıyor değil.”, der Largo. Sonra da, “Hele buradaki saygıdeğer Anglenna hanımefendiyle geri dönmüş olmanız.. bazı soruları da beraberinde getiriyor..”

Anglenna sesini çıkarmaz..

..ve Lorna’ya küçük bir bakış atar.

Largo’nun gözünden bu da kaçmaz ve ‘enteresan’ bulduğu bir cihaza, yada ‘zamazingo’ya bakar gibi, tek kaşı kalkmış bir şekilde Anglenna’ya bakar.

“İlginiz ve koşullar altındaki misafirperverliğinizden ötürü müteşekkiriz, Efendi Largo. Sizden tek dileğim, işimizin çok uzun sürmemesi, zira vakit hususunda kaçınılmaz bazı kısıtlamamız var.”, der Lorna samimi bir üslupla.

“Leydim. Anlayışınız ve zarafetiniz, hakkınızdaki söylentileri fakir bırakıyor. Eşsiz güzelliğiniz ise kelimelere sığmaz. Lütfen, bu taraftan..”, der Largo ve nazikçe onları ve muhafızlarla birlikte seri adımlarla yanan şehrin doğu yakasına doğru yönlendirir.

Giderlerken toz ve dumandan zorlukla seçilen, Arashkan şehrinin merkezindeki koca sarayı görürler.

Görebildikleri kısmı itibariyle sarayın duvarlarında ciddi hasar ve yarıklar mevcuttur ve kulelerinden bazıları da kapkara duman eşliğinde harlanarak yanmaktadır.

“Birinci Lord, Princeps Kaladin?”, diye sorar Lorna yüzünde samimi merak ve korkuyla.

“Kendisinden haber alamadık ancak öldürüldüğüne dair dedikodular var. Sizinle karşılaşmadan önce bizler saraya sızmaya çalışıyorduk ancak Orken’ler bölgeyi fena halde sarmış durumdalar ve içeriden gelen çatışma sesleri ve patlamalara bakılırsa, mücadele hala devam ediyor. Princeps Kaladin’in kendisi olmasa da, en azından ve hayatta kalan küçük yeğenini kurtarmayı umut ediyorduk.”, diye ciddi bir ifadeyle cevap verir Largo.

“Princeps Kaladin’in oğlu ve kızlarına ne oldu?”, diye solgun bir ifadeyle sorar prenses.

“Oğlu, babası Kaladin’den önce, saldırının başladığı gece öldürüldü. Kızları ise zehirlenerek öldürüldüler.. Gar Thalot’un kendisi tarafından. Bu da Arashkan tahtına varis olabilecek sadece iki isim bıraktı bize..”, der Largo ve gizleyemediği bir hiddetle Anglenna’ya bakar. “Biri pek hürmetkar, sevgi dolu bir hanımefendi olan Felisia Fremeir adındaki yeğeni ve Korodin adındaki diğer yeğeni.. Ne yazık ki Leydi Felishia Fremeir, bir kaç yıl önce evinde öldürülmüş olarak bulundu. Dolayısıyla Korodin tek varis ve kendisi daha sekiz yaşında..”

“Çok üzgünüm Efendi Largo. Princeps Kaladin’i şahsen tanımasamda, babam kendisi hakkında her zaman iyi şeyler söylerdi. Oğlu Haradith ile bir sefer karşılaşmışlığım oldu. Saygımı cezbeden, zeki ve umut vadeden bir gençti. Kendisi, kız kardeşleri Ariles ve Ylara ile beni, High Spires’a geçen gelişimde ziyaret etmişlerdi. Genç ve toy bir prensese, bu alicenap davranışlarıyla büyük nezaket göstermişlerdi.”, der Lorna esefle.

Largo sesini çıkarmaz.

Uzun ve sessiz bir yürüyüşten sonra Largo, yanındaki şehir muhafızlarıyla durur.

“High Spires?”, diye hayretle sorar Anglenna.

“Evet. An itibariyle şehirde en güvenli yer burası. High Spires’ın efendisi Philius’un burada bildiğimiz, üç bine yakın askeri var. İki bin dokuz yüz doksan sekiz, kesin konuşmak gerekirse. Kanunen kendisine izin verilen asker sayısı bu. Ancak içeride bunun en az iki katı askeri olduğunu biliyorum. Princeps Kaladin bu konuda sesini çıkarmamayı tercih etmişti, çünkü Ri Grandaleren’e, dolayısıyla da Philius’a güvendi. Dahası, High Spires büyülü korumalarla çevrili.”, diye cevap verir Largo mekanik bir şekilde.

“Efendi Largo..”, der Anglenna, çekimser bir sesle. “Ben..”

“Sizin High Spires’dan, Philius’un kararı üzerine men edildiğinizi biliyoruz, saygıdeğer Anglenna.. Nevarki koşullar değişmiş durumda ve Philius’un, eşi ve halkıyla Arashkan’dan sağ salim çıkarabilmesi için bizimle iş birliği yapması gerekliydi ve kendisi bu konuda onurlu bir şekilde de sözünü tuttu. Buraya kaçak olarak sızdırdığı asker ve okçuların büyük bir kısmı şu anda şehrin kuzeyindeki muhafız birliği kampına yardım için gönderdi. Oradaki sekiz bine yakın muhafızı ve o bölgede hayatta kalmış halkın rıhtıma kaçabilmeleri için bir güvenlik koridoru oluşturmayı umut ediyor.”, diye açıklar Largo, sonra dişlerini gıcırdatarak ekler, “İçiniz rahat etsin, hanımefendi. Hayatta sizin için en önemli şeye herhangi bir zarar gelmemesi için elimizden geleni yapacağız..”

“Hayatta benim için neyin en önemli olduğunu bildiğinizi pek sanmıyorum, Efendi Largo.”, diye serin bir şekilde cevap verir Anglenna.

“Aaaa.. sizi tanıyan herkes, hayatta sizin için en önemli şeyin ne olduğunu bilir, hanımefendi.”, der Largo ve high elf kadına nahoş bir şekilde sırıtır.

“Neymiş, bildiğinizi sandığınız şey?”, diye tek kaşı kalkmış bir şekilde sorar Anglenna.

Largo bir omzunu silker.

“Kendiniz, hanımefendi. Kendiniz..”, diye cevap verir.

“Bu da beni gerçekte ne kadar az tanıdığınızı gösteriyor, Efendi Largo..”, diye soğuk bir sesle hışmeder Anglenna.

Largo tekrar omzunu silker.

“Sizi ne kadar tanımış olmamın artık bir önemi yok, hanımefendi, ve açıkçası umrumda da değil. Arashkan varken bu önemliydi ve eğlenceliydi.. Ama Arashkan artık yok ve oyun da bitti.!”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Udoorin hiçbir tereddüt göstermez.

Dev balatasını kaptığı gibi fırlatır ve balta ölümcül bir ark çizer..

..ve elf muhafızın göğsünü, omurgasına  kadar açar..

Anglenna ise ondan sadece iki saniye kadar gecikir ve bir şeye uyanmış gibi aksi istikamete döner..

..ve silik yeşil gözlerinde vahşi bir kıvılcım çakar.

Kendi tarafından saldıran diğer elf hedefine iki adım kala birden çıra gibi alev alır, elindeki uzun, eğimli kılıcı düşürür ve kulak çınlatan bir çığlıkla yere yıkılır. Elf, bir dakika boyunca ağzından, gözlerinden, burnundan ve kulaklarından ateş kusar ve söndüğünde yerde sadece sıcaktan kuruyup çatırdamış kara kemikler ve bir yığın halinde kül kalmıştır!

Largo eşliğinde Prenses Lorna, Udoorin ve Anglenna, High Spires’ın girişine vardıklarında onları üç bine yakın tam teşkilatlı high elf asker karşılamış ve anında prenseslerini tanımışlardı.

Üç bine yakın elf asker, bir anda dizlerinin üstüne çökmüş ve sessiz bir saygı ile selama geçmişlerdi.

İlk ayağa kalkan, neredeyse bir ay önce karşılaştıkları manga komutanı Hariadin’den başkası değildi.

Hariadin, Prensesini saygıyla selamlamış ve kısa, keskin bir emirle askerleri, High Spires’a açılan bir ‘koridor’ oluşturmuşlardı.

Prenses, Udoorin, Anglenna, Largo ve şehir muhafızları High Spires’a girerken saldırı gerçekleşmişti..

Birliğinin içinden üç elf bir anda Prenses Lorna’ya saldırmıştı!

Sonuncusunu ise Largo, geçmiş yaşından beklenmedik bir çeviklik örneği göstererek elfin kılıcını, kolunu boydan boya yarması pahasına saptırır ve muhatabının adem elmasına yumruğunu indirir..

Elf yerinde bir and tökezler, sonra nefesi kesilmiş bir şekilde yere devrilir.

HAYIR!“, diye kati bir sesle emreder Largo ve suikastçıya inmekte olan kılıçlar bir anda dururlar.

“Canlı.. Onu canlı istiyorum!”, der ajan, sıkılmış dişleri arasından.

“Manga komutanı Hariadin! Elflerinizin neden kutsal prensinizi hedef aldığını bana açıklamak ister misiniz?”, diye kapkara bir suratla hırlar Udoorin.

Kaşla göz arasında gerçekleşen saldırı ve karşıt saldırı karşısında bir an dona kalan Hariadin, olayın gerçek tekabülüne uyanıverir.

“Hanımım..”, diye zorlukla hiddetine hakim olur bir sesle konuşur. “Olanlardan dolayı sizden şahsen özür dilerim. Bu.. bu kabul edilemez bir durum.. Bu askerleri yıllardır tanıyorum. Üçü de fevkalade çalışkan, aklı başında, bu güne kadar hiçbir taşkınlıkları olmayan, emir komuta zincirine sadık adamlardı!”

“—Ve annemin de köstebekleriydiler..”, diye sessiz bir nefretle ekler Anglenna. “Prenses Alor’Nadien ne.. Sizin ivedilikle ana binaya girmeniz gerekiyor. Annemin verdiği son emri hatırlıyorsunuz, değil mi?”

Bütün olup bitenleri hayret ve sonrasını da kahrolmuş bir ifadeyle seyreden Lorna sesini çıkarmadan, bir elini Udoorin’in koluna yaslar ve High Spires’a girerler.

Onları şehir muhafızları, acı ve kan kaybından zorlukla ayakta duran Largo’nun diğer koluna girip destek olan Anglenna takip eder.

“Bu benim için biraz utanç verici bir durum.”, diye inler Efendi Largo.

“Neden? Eminim sarhoş halini taşıyan ilk kadın ben değilim.”, diye soğuk bir ifadeyle tıslar Anglenna.

“Sorun da orda. Ben hayatta asla sarhoş olmadım.”, der Largo sıkılmış dişleri arasından.

“Sorun nedir o zaman?”, diye sorar Anglenna, ama bir yandan da soluk gözleriyle etrafı süzer.

“Utanç verici olan, sizin beni taşıyor olmanız..”, der adam mutsuz bir ifadeyle.

“Kes sesini Largo. Bilmelisin ki senden hiç hoşlanmıyorum. Ve her Arashkan’a geldiğimde peşime köpeklerini takmandan da hiç hoşlanmamıştım.”, diye hışmeder elf kadın.

“O ‘köpekler’ sadece sadakatlerinin gereğini yapıyorlardı. Tıpkı senin gibi. Aradaki farkı açıklamama gerek var mı?”, der Largo sessizce ama sesinde pek az kin vardır artık.

Anglenna susar.

Belli ki bilinçli bir şekilde yaptığı seçim, dolayısıyla da seçtiği ‘taraf’, o kadar kolay kabul görmeyecektir.

Açıkçası high elf asilzade bunu beklemiyor değildi, zira Anglenna Sunsear pratik, zeki ve hayata dair pek az hayalperest düşleri olan bir kızdır. Babası Selvius Brightleaf’in ani ve beklenmedik ölümü, ona bütün ‘mutlu’, ‘güzel’ ve ‘umut’ içeren düşünceleride yok etmişti ve annesi Angrellen’de bunun böyle kalması için elinden geleni ardına koymamıştı.

Yinede.. etrafındakilerin kendisine gösterdikleri kuşku, itibarsızlık ve neredeyse açık nefret, kızın canını yakıyordu.

Ve işin en ironik yanı ise, halen annesinin kuklası olduğu zamanlar da dahil, her zaman kendisine güvenen.. hayır, güvenmeyi seçen.. ve seven tek kişi, annesinin bütün husumetinin odağı olan kişinin kendisiydi;

 

Prenses Alor’Nadien ne..

 

..ve onun yanından ayrılmayan, daha bir ay öncesine kadar ‘aptal’ ve ‘hödük’ olarak gördüğü genç Udoorin.. Dorin.. Rin.. denen çocuktu!

‘Tencere-Kapak!’, diye mırıldanır Anglenna. ‘İkisi de ya kaçık, ya aptal, ya saf yada enayi..’

Sonra platin sarısı kaşları çatılır.

Hayır..

Kaçık? Belki.. Biraz.. Muhtemelen..

Özellikle de ikisinin mütemadiyen, ‘kol kola’ ve ürkütücü bir cesaretle en önden düşmanlarının arasına dalmaları göz önünde bulundurulduğunda..

Ama aptal, saf yada enayi değil.

Dürüst ve.. samimi..

..ve Anglenna birden High Woods’un neden bir yarı elfi ‘kalbi’ olarak seçtiğine ‘gerçekten’ anlayıverir..

..ve zincirleme kaza gibi Anglenna bir şeye daha ayılır..

High Woods’un, Prenses Alor’Nadien ne’yi ‘kalbi’ olarak seçmesiyle prensesin de Udoorin denen çocuğu ‘kalbi’ olarak seçmesinin altında yatan sebepler gerçekte aynıdır!

“İnanılır gibi değil!”, diye ünler Anglenna acı bir hayretle. “Bunca zamandır hep gözümün önündeydi ve ben göremedim bile..”

“Efendim?”, diye sorar Largo.

“Hiç hayatınızda, gözünüzün önünde olup da fark edemediğiniz muhteşem bir şey oldu mu, Efendi Largo?”, diye sorar Anglenna.

“Evet..”, der Largo kayıp bir ifadeyle.

“Ülkem Arashkan!”

 

 


 

 

 
 

Beleşe

Timeline:

Grup, High Spires’a varmış ve Gnine Tinkerdome’un Arashkan arenasından kurtarılması için Efendi Philius ile görüşmelere başlamıştır. Görüşmelerle beraber Darly’nin de onbeş yıllık geçmişi de onu yakalamıştır..

Bu hikayede geçen olaylar
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – II” ile
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – III – Finalé”
hikayelerinin geçtiği saatlerde ve aynı gece yer alır..

 

 

Manga komutanı eşliğinde Darly, hemen arkasında Laila ve Lady, onların arkasında High Lady Anglenna ve Lorna, ve en arkadan da Udoorin, Merisoul, Inshala ve Aager, incelik ve zarafetle inşa edilmiş kubbeli elf binasını geçer ve ortadaki en büyük, uzun parmakları andıran minarelerle çevrili büyük binaya gelirler.

Komutan, “Buradan efendim.”, der nazikçe ve grubu binanın, bir başka muhafız mangasıyla korunan geniş, işlemeli kapısından içeri alır.

Darly, belli etmemeye çalıştığı bir utanç, High Lady Anglenna, kibir ve küçümseme, Lorna ise hafif kederle karışık, içsel bir mutlulukla etraflarına bakarken, diğerleri o veya bu şekilde, hayranlıkla etraflarına bakınarak yürürler zira bu onların ilk defa gerçek bir elf yapısının içine girmeleridir; binanın içi, gün batımı güneşi gibi, aynı renk ve aydınlıktadır. Neredeyse tamamı işlemeli ve sanki içine altın dövülmüş gibi doğru açılarda muhteşem bir şekilde parıldayan duvarları, dokunsan yıkılacakmış izlenimi verecek kadar ince, uzun, oyma sütunları, canlı bir ormanın alınıp kubbenin içine gömülmüş hissi veren yüksek, yeşil yaprak desenli tavanları ve pürüzsüz, hafif ıslak buzdan yapılmış sanısı uyandıran mermer zemini ile sanki kapıdan girmeleriyle Arashkan’ı ve ‘insanlığı’ geride bırakmışlar ve yepyeni bir hayal alemine geçiş yapmışlardır..

 

..ve işin gerçekte hayret uyandıran kısmı ise burasının, Bari Na-ammen’in sadece küçük, kötü bir kopyası olmasıdır!

 

Komutan herkesi geniş, oval merdivenlerden çıkartıp, havadar bir çalışma odasına getirir, “Efendi Philius gelişinizden haberdar edildi. Birazdan hizmetliler sizi rahat ettirmek için gelecekler. Yardımcı olabileceğim herhangi bir başka konu olursa, lütfen beni çağırtmaktan çekinmeyin, efendim.”, der ve kapıya doğru yönelir.

“Manga komutanı Hariadin!”, diye seslenir, Darly.

Komutan olduğu yerde durur.

“Göstermiş olduğunuz ilgi ve alakadan dolayı size teşekkür etmeme izin verin. Yıllar önce kılıç kullanmasını bana siz öğretmiştiniz..”, der Darly.

Manga komutanı döner ve Darly’ye, tamamen ifadesiz bir yüzle bakar.

“Efendi Darlius. Bu oldukça uzun bir zaman önceydi ve siz o zaman daha küçücük bir çocuktunuz. Sizin için hepimizin büyük umutları vardı. Sonra birden ortadan kayboldunuz ve sizin hakkınızda sadece hoş olmayan rivayetler duyduk. Annenizi ne kadar üzdüğünüzü bilemezsiniz. Siz onun her şeyiydiniz ve gidişinizle gerçekte onun da hayatını söndürmüş oldunuz.. Dolayısıyla sizinle geçmişi yad etmek istemezsem, kusuruma bakmazsınız diye umuyorum. Şimdi, sizin için yapabileceğim başka bir şey yoksa, benim yerime ve mangama geri dönmem gerekiyor, efendim.”, der soğuk ve saygılı bir şekilde komutan, ve odayı terk eder..

Komutan Haraidin’in gitmesiyle oda tam bir sessizliğe bürünür.

Uzun bir süre kimseden çıt çıkmaz.

Neden sonra, en az komutan Haraidin kadar soğuk bir ses duyulur;

“Görüyorum ki, Philius’un sırları en az kendisi kadar küçük, acınası ve ahmakçaymış!”, der High Lady Anglenna!

Darly Dor’un gözleri alev alırcasına parlar. Ağır hareketlerle bir eli arkasındaki, kemerinin altında sakladığı ince, uzun hançerine gider. “Öyle görünüyor ki ‘yakın tarih’, sandığımdan daha da yakınmış.”, diye ürkütücü bir sesle tıslar..

..ama mengene gibi bir el, onu hançer kolundan tutar ve Darly için ‘yakın tarih’, fırsatını kaçırır ve bir başka güne ertelenir.

Udoorin sımsıkı tuttuğu Darly’nin bileğini bırakmaz. Yavaşça ona doğru eğilir ve kısık bir gürlemeyle, “Haş Teyze her zaman güzel şeyler söylemeyebiliyor. Ama o prensesin kuzeni ve ablası. Lütfen Lorna’yı üzme.”, der. Udoorin’in sesinde hiçbir hiddet ya da tehdit yoktur. Düz, sade, anlaşılır bir şekilde söylemek istediği şeyi muhatabına söylemiş, ondan sonra Darly’nin kolunu bırakmıştır.

“O yılanın neler yaptığını biliyor musun sen?”, diye hırlar Darly, Udoorin’e..

“Hayır. Ama senin neler yaptığını biliyorum..”, der aynı sakin üslubuyla.

Aager derin bir nefes alır, zira Darly, Anglenna’yı gördüğünden beri dengesini tamamen kaybetmiş, patlamaya hazır barut fıçısı gibidir. Ve Udoorin’i de takdir eder, zira Darly, şu anki ruh haliyle hiçbir şekilde kendisini —Aager’i— umursamazken, aynı tavrı Udoorin’e karşı gösterememiştir..

Arashkan’a geldiklerinden beri Aager nedense kendisini, tekerlekleri dağılıp kopmak üzere olan, yokuş aşağı serbest kalmış bir arabanın içinde gibi hissetmektedir. Yetmiyormuş gibi arabanın içinde Anglenna, Gnine ve Darly’de mevuttur. Bir yandan Anglenna arabanın kendisini akılsız bir keyifle yakarken, Gnine ise elindeki patlayıcı şişelerle hokkabazlık yapmaktadır. İkisi yetmiyormuş gibi Darly’de avazı çıktığı kadar, ‘DAHA HIZLI, DAHA HIZLI!‘, diye çığlık atmaktadır!

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aaaa! Efendi Darlius.. Bizleri bu saatte rahatsız ederek evimizi şenlendirdiniz.. Varlığınızı neye borçluyuz, diye sormak isterdim ama, içimden gelmiyor!”, der kapı açıldığında içeri giren, uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip bir high elf.

“Bana hiçbir şey borçlu değilsin Philius. Borçlu olduğun kişi annem!”, diye cevap verir Darly haşin bir kinle.

“Annenin adını almaya layık değilsin sen, sefil çocuk..”, diye neredeyse aynı kinle harlar gelen elf.

“Annemi anmak için senin iznine ihtiyacım yok, seni adi herif! Söylesene, anneme yaptıklarını ona hiç itiraf ettin mi? Onun affını hiç diledin mi ki bana onun adını men etmeye cüret ediyorsun?”, diye kıpkırmızı, çatallanmış bir suratla neredeyse tükürür gibi tıslar Darly.

 

“Efendi Philius..”, diye soğuk, küçümseyen bir ses araya girer.

 

High Lady Anglenna peçesini indirir ve uzun boyunun bütün avantajıyla gelen elf’e yukardan bakar.

Gelen elf —Efendi Philius— tökezler ve bir anda çekilen yüzüyle Anglenna’ya bakar.

“..Görüyorum ki bizden bazı küçük sırlarınızı saklamışsınız. Kim bilebilirdi ki, High Spires’ın efendisi, eli yüksek Philius’un sokaklarda hırsızlık yapan bir piçi varmış! Eminim annem, High Lady Angrellen, bunu duyunca pek mutlu olacaktır!”, diye devam eder Anglenna aynı soğuk, küçümseyen sesiyle.

ABLA.. LÜTFEN!.. BU SÖYLEDİĞİN GÜZEL BİR ŞEY DEĞİLDİ..!

..diye bir ses çınlar salonda!

Lorna, hiç beklenmedik, daha önce hiç duyulmamış, sert bir sesle çıkışmıştır.

 

Bunu söylemesiyle birlikte bir anda Anglenna’nın yüz ifadesi değişir..

 

..Darly’nin de yüzü değişir..

 

..Efendi Philius’un da yüzü değişir!

 

“Ha.. Hanımefendi?!”, diye kekeler Philius.

“Efendi Philius.. Ani çıkışımla haddimi aştım, bundan dolayı affınıza sığınıyorum..”, der Lorna pembeleşmiş bir yüzle.

Philius kendisini yere atarcasına, Riserin Alor’Nadien ne Feymist’in önünde eğilir ve, “Hanımım. Affınıza ben sığınırım. Sizin varlığınızdan haberdar edilmemiştim.”, diye kekeler.

“Bizler burada değiliz, Efendi Philius. Sizden küçük bir ricada bulunmak için geldik, sonra yine gideceğiz. Varlığımızla sizi rahatsız etmekten sakınırız. Lütfen, rahat olunuz ki rahat konuşalım..”, der Lorna yumuşak, samimi sesiyle.

Balyoz yemiş bir ifadeyle Efendi Philius ayağa kalkar.

“Anlıyorum Hanımım. Ama sizlere bir şeyler ikram etmeme müsaade ediniz.. Lütfen..”

“Eviniz, kalkanımızdır, Efendi Philius. Hazırlıklarla çok vakit harcamayacaksanız, tabii ki sizin konuğunuz olmayı dileriz. Ne var ki vaktimiz biraz sınırlı..”, der Lorna, ve Aager’e dönerek, “Efendi Aager. Lütfen durumumuzun gerekliliklerini Efendi Philius’a özlü bir şekilde anlatabilirseniz, eminim kendileri de bize benzer bir ivediyle karşılık verecektir.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager, fazla ayrıntıya girmeden, Arashkan’a gelme sebeplerini ve bu esnada arkadaşlarından birisinin kaçırılışını ve muhtemelen de şehir arenasının altındaki zindanlarda tutulduğunu Efendi Philius’a anlatırken, gecenin geç saatleri olmasına rağmen hizmetliler hayret verici bir beceriyle harika bir masa hazırlarlar. İçeri giren hizmetçilerden biri, yemeğin hazır olduğunu belirtmesi üzerine, Efendi Philius herkesi büyük, muhteşem şölen salonuna alır.

Herkes masaya oturmuştur ama Udoorin dışında gerçekte pek azı yemeklere dokunur..

Udoorin, ‘her şeyden biraz’ mantığı ile, her şeyden hepsini yer!

Laila’a yemekleri tatmayı çok ister ve neredeyse High Spires’dan ayrılıncaya kadar da gözlerini masadan ayıramaz çünkü elf yemeklerinin ne kadar hafif, besleyici ve nevi şahsına münhasır tatları olduğunu bilir. Buna rağmen, Gnine’ın deyimiyle ‘bu bir prensip meselesi’ der kendi kendine ve elf’lerin yemeklerine dokunmaz.. Lanet olsun!

Lorna nezaketin gerektirdiği kadarını yerken, kuzeni ve ablası Anglenna ise yanında taşlaşmış gibi kıpırdamadan, oturduğu yerde durur. Merisoul bir iki bişey dener ve burnunu kıvırarak yemeklerdeki et eksikliğinden ve genel olarak elf pintiği ile ilgili bir şeyler söylenerek masadan kalkıp pencerelerden birinin pervazına konar.

Lorna’nınkine benzer bir nezaketle, tek kaşı kalkık bir şekilde Lady’de yiyebildiğini yer. Inshala ise muazzam bir kuşkuyla yemekleri parmaklarıyla dürter, hareket etmediklerinden emin olunca gıdımından tatlarına bakar, aralarından hoşuna giden olunca parlayan gözlerle hepsini ağzına tıkıştırırken, sevmediklerini ise buruşuk bir ifadeyle kendisinden olabildiğince uzağa iteler!

Darly ise, sanki babasının malını çalıyormuş gibi, kimseye çaktırmadan o tabaktan bir şey, bu tabaktan başka bir şey aşırıp durur.

 

Neden sonra Efendi Philius, ‘gerekli bilgileri toplamak için’ Aager’den müsaade ister ve yanlarından ayrılır.

Philius odadan çıkar çıkmaz Darly, “Şerefsiz hergele..”, diye ardından küfreder ve yemeklere dalar!

 

Philius’un gidişinden sonra Aager masaya ve Inshala’nın yanına yaklaşır.

“Bakıyorum, kremalı çilekleri bulmuşsun.”, der, yüzünde diğerlerine hala biraz ürkücü gelen bir sırıtışla.

Inshala olduğu yerde dona kalır.

“Nereden bildin ki?”, diye afallar biraz, yüzü kıpkırmızı olmuş bir şekilde.

Aager masaya uzanır, üst üste itina ile dizilmiş işlemeli mendillerden bir tanesini alır ve kızın küçük dudaklarını, burnunun ucunu, tek kaşını ve her nasılsa bulaştırmayı becerdiği bir kulağının kenarındaki kremaları siler..

“Sana yine hiç bırakmadım..”, diye utanarak itiraf eder kız.

“Afiyet olsun..”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aradan yaklaşık bir saat geçer ve Efendi Philius, elinde bir deste evrakla geri döner.

Aager’e formalite icabı başıyla kısa bir selam verir, sonra Lorna’nın önünde saygı ile durur.

“Hanımım. Aradığınız kişi gerçekten Arashkan arenasının altındaki zindanlarda tutuluyor. Ne var ki onu oradan güç kullanmadan çıkarma imkanımız yok. First Lord Princeps Kaladin’in bile oraya sözü geçmez, zira içerik ve amaç farklılığı olsa da, arenanın kendisi de özerk bir bölgedir. Arenanın yüz yıllar önceki ilk sahiplerinin, o zaman ki First Lord’a yaptıkları bir hizmet dolayısıyla aldıkları bir özerklik bu.. Ve korkarım, benim elimde orayı basacak kadar adamım yok. Kimse de o zindanların ne tür yaratıkları barındırdığını bilmiyor. Üzgünüm Lady’im.”, der ve başı eğik bir şekilde prensesinin önünde bekler.

“Beceriksiz..”, diye yan taraftan Anglenna’nın tısladığı duyulur. “Annem her zaman ahmaklarla iş yapmanın zorluğu konusunda beni uyarmıştı. Görüyorum ki haklıymış..”

Suratında müthiş bir sabır ifadesi beliren Efendi Philius, gözlerini kapatır ve sanki birden ona kadar sayıyormuş gibi öylece durur..

Ya da on bine!

Neden sonra gözlerini açar ve prensesine, “Hanımım..”, der prensese içten bir saygı ile. Sonra yüzünde beklenmedik bir kararlılık ifadesi belirir, “..bunu görmek zorunda kaldığınız için sizden özür dilerim..”, der ve High Lady Anglenna’ya döner.

“High Lady Anglenna.. Size ve annenize kapım artık kapanmış durumdadır. Ne sizi, ne de annenizi bu evde ya da High Spires’da görmek istemiyorum. Adamlarıma kati emirler verilmiş durumda. Yarın akşam, gün batımı itibariyle High Spires sınırları dahilinde görülmeniz halinde, ‘Vur Emri’ ile size yaklaşılacaktır.. Şahsınıza!“, diye saklayamadığı, kindar bir sesle konuşur. Saklayamadığı bir başka şey de sesindeki heyecanla karışık korkudur..

Anglenna yıldırım çarpmış gibi olduğu yerde kalır.

“Görüyorum ki, küçük prensesimiz karşısında olmayan cesaretinizi bulmuşsunuz.. Efendi Philius..”, diye burnundan soluyarak harlar Anglenna.

“Annem, sizin hakkınızdaki belgeleri Ri’ye sunduğunda, korkarım High Spires’ın yeni bir efendisi olacak!”

“Hayır Lady’im, öyle olmayacak zira şahsım hakkında Ri’mize sunabileceğiniz her ne belge varsa, onlar —ve daha fazlası— çoktan kendisine sunuldu, ve prensesimiz sayesinde itiraflarım ve günahlarım Ri Grandaleren tarafından şahsen affedildi..”, der Philius, Anglenna’ya sırıtarak.

Anglenna, belki de hayatında bir ilki yaşar.

Toplum içerisinde afallar ve öylece kalakalır..

“Sana tane tane anlatayım ki anlayasınız.. Bundan birkaç yıl önce, Prenses Alor’Nadien ne buraya bazı denetlemeler için gelmişti..

Hatırlıyor olmalısın zira ona sen eşlik etmiştin ve eminim bunu kendilerine karşı hissettiğin engin sevginden dolayı da yapmamıştın! Bir hafta gibi kısacık bir sürede prenses burada olup biten her şeyi çözdü. Çözdü ve benimle özelde konuştu. Kendisi bunları düzeltebilmem için bana senin ve annenin asla vermeyeceği fırsatlar sundu. İşin benim açımdan en acı yanı neydi biliyor musun? Beni bir kere bile tehdit etmedi. Beni uyarmadı, beni bükmeye çalışmadı. Beni.. günahlarımdan dolayı horlamadı..

BENDEN RİCA ETTİ! BUNU ANLAYABİLİYOR MUSUN?!

BARİ NA-AMMEN RİSERİN’İ, BENİM GİBİ BASİT, GÜNAHKAR BİR İDARECİDEN RİCADA BULUNDU!..“, diye acıyla haykırır Philius..

 

..ve şatafatlı şölen salonunda, High Spires efendisinin kahır dolu sesi yankılar.

 

Prenses Alor’Nadien ne yavaşça ayağa kalkar ve bir elini nazikçe Efendi Philius’un omzuna koyar.

“Efendi Philius, lütfen.. O benim kuzenim ve ablam.. Benim yaşadığım zorluklar, onun yaşadıkları karşısında bahsedilmeye bile değmez.. O benim kuzenim ve ablam, ve benim burada bir yerim varsa, onun da olmalı..”, der yumuşak, samimi ve içten sesiyle.

Philius hayret ve hayranlıkla prensese döner.

“Ricanız, emrinizdir hanımım. Ancak buraya bir high elf soylusu olarak değil, vasıfsız ve ünvansız bir orman elfi olarak gelebilir.. Annesi konusundaki kararım ise kesindir zira bu karar, babanız tarafından şahsen verildi.”, der High Spires’ın efendisi, ama acıyla buruşmuş yüzündeki gözleri olağan dışı bir şekilde parlamaktadır.

“Arkadaşınız için bir seçenek var. Ama bunu sunmadan önce Efendi Darlius ile bir mevzuyu özelde konuşmam ve teyit etmem gerekiyor..”, der ve şölen salonunun yan odalarından birine yönelir, kapısını açar, arkasına bakmadan, “Darlius..”, der ve oğlunu beklemeden salondan ayrılır.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Bu.. beklenmedikti, Philus. Senin gibi korkak ve basiretsiz birinden hiç beklemezdim..”, der Darly sessizce babasına.

Philius, önünde duran, belki bir zamanlar hayatında en çok sevdiği iki kişiden biri olan gence bakar.

“Bana baba demek seni bu kadar mı utandırıyor, Darlius?”, der Philius ve sanki elf’in gerçek yaşı yüzüne yansır.

“Bu konuşma on beş yıl çok geç ve artık sana baba demem için bir sebebim yok, Philius.”, diye nahoş bir şekilde cevap verir Darly. “Prenses olmasaydı, bu konuşma bile hiç gerçekleşmeyecekti..”

“Prenses..”, der Philius, sesinde saklayamadığı bir hayranlıkla, “..sen onu nereden tanıyorsun?”

“Themalsar..”, diye omuzlarını silker Darly. “Giriştiğim bir iş, tahminimden daha çetrefilli çıktı ve ben kendimi o harabelerde buldum.. O sefil yerde karşılaştım kendisiyle. Hiç tanımadığı bir salağın hayatı için çarpışmıştı.. O zaman kimliğini gizli tutmayı tercih etmişti ve ben onun gerçekte kim olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen, Vodgar yada Palantine asilzadelerinden biridir diye düşünmüştüm ve yanlarından ayrıldım. Uzun lafın kısası, daha sonra öğrendim ki Anglenna dışındakilerle birlikte, babasının sekiz yüz elli yıl önce ortadan bir türlü kaldıramadığı Themalsar’ın kendisini öldürmüşler ve hiç tanımamasına rağmen müdafaa ettiği salak da benmişim..”, diye ekler.

Philius, düşünceli bir şekilde oğlunun söylediklerini değerlendir.

“Bugün Anglenna’ya söylediklerim.. Annesi bunları yanıma bırakmayacaktır.”, diye acı bir sesle fısıldar Philius.

Darly yine omuzlarını silker.

“O salak, prenses karşısında ne yapabilir ki? Merak etme Philius.. Eminim kimse sana dokunamayacaktır. Yerin ve günahların güvende!”

“Belli ki sokaklar senin bakış açını köreltmiş, Darlius. O kadın asla önden ya da arkadan saldırmaz. O her zaman yandan vurur. Bana bir şey yapamayabilir, ancak bu annen için geçerli değil! O kadın Rise Nadine’den dolayı insanlardan, prensesten dolayı da yarı elflerden nefret eder..”, diye aynı kısık sesle konuşur High Spires’ın efendisi.

Darly’nin yüzü çirkinleşir.

“Bi denesin bakalım!”, der ahmakça bir dobralıkla.

“Dobraca.. ve ahmakça..”, der Philius. “Senin anlamadığın şey, o denemez, yapar ve bu olduğunda da artık görülecek bir şey kalmamıştır. Hayır. Benim niyetim bu deneme teşebbüsünün asla gerçekleşmemesidir. BENİ ANLIYOR MUSUN?“, diye imalı ve vurgulu bir şekilde konuşur, ve susar.

Darly, babasına uzun bir süre sessizce bakar.

“Bugüne kadar para karşılığı kimseyi öldürmedim. Ama şunu bilesin baba.. Seni de, onu da BELEŞE kesebilirim!”

“O zaman anlaştık.”, der Philius.

“Annen için, kalabileceği kayıt dışı bir yeri yıllar önce ‘her ihtimale karşı’ hazırlamıştım. Bizimle işin bittiğinde, güvendiğim pek az kişiden biri olan komutan Hariadin ve seçme birkaç adamım onu alıp saklayacaklar.. Bunun dışında senden tek ricam, yıllar önce benden çaldığın belgeyi Araskan Günlüğünün sahibi Brogard As’praza’ya, yayınlanması için teslim etmen.. Brogard iyi biridir, ancak fazla temkinlidir. Onu ikna etmen gerekecek..

Ondan sonra sen de artık benden ve günahlarımdan özgür kalmış olacaksın..

..Oğlum..!”

 

 


Riserin: High Elf’lerde ‘prenses’..

 

 

 
 

Darlius

Timeline:

Gruba belirsiz bir süreliğine tekrar katılan Darly Dor, kaçırılan Gnine’ın bulunması için onlara yardım etmeye karar verir. Bunun için onları Arashkan’daki high elf’lerin özerk bölgesi olan High Elf Spires’a ve buranın efendisi olan Efendi Philius denen biriyle görüşme ayarlamaya çalışır..

Bu hikayede geçen olaylar
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – II” ile aynı gece gerçekleşir.

 

 

Büyük Arashkan Şehri, şatafatlı yüksek duvarlarla çevrili, zengin, bakımlı, yüzlerce yıl halkının güvenliğini muhafaza edebilmiş, muhteşem bir şehirdir. Barındırdığı kalabalık nüfusa rağmen temiz, güzel parkları, çeşmeleri, tarihi eserleri, çeşitleri bol pazarları, eğitim, diplomasi, hukuk ve dini temsil eden birçok okul, saray, tapınak ve gösterişli resmi binaları, müzeleri ve toplumun her kesimine hitap edebilecek hanları olan bir şehirdir ve gecenin bir yarısında bu şehrin karanlık, boş sokaklarında yürüyen küçük grup için bu imajı keyifle verecek kadar da kendisine güvenen, gururlu bir şehirdir..

Darly Dor, sessiz, isteksiz adımlarla grubun önünde giderken etrafına ancak içgüdüsel bir temkinle dikkatini verirken gerçekte aklı bambaşka bir yerdedir..

Darly Dor, hayatında annesi dışında belki de sadece bir kişiye karşı hissettiği kadar karmaşık, samimi ve içten duyguları bir anda bir başkası için daha hissetmiştir. Bu, Darly Dor gibi biri için durup düşünülecek bir andır zira bu kişi, aylar önce Themalsar harabelerinde karşılaştığı ilk iki kişiden birisidir. Dahası, dört yüz kiloluk koca, hançer dişli bir kaplanın ağzında parçalanmasını engellemek için, hiç tanımadığı birisini müdafaa etmiş ve onun için çarpışmıştı.

Ta o zamanlar onun muhtemelen bir asilzade olduğunu düşünmüş, ancak genelde asilzadelere baktığı gibi bu kıza bakamamıştı. Hayatında karşılaştığı birçok kıza yaptığı gibi onu tavlamaya da çalışmamıştı.. Bu kız, her nasılsa asilzadeliğin ‘asil’ kısmını almış, gerisini arkasında bırakmış biriydi.. Genç hırsızı vuran da bu olmuştu; bu asil hanımefendinin gerçekte bir prenses olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti zira bir prensesin öyle sefil bir harabede ne işi olabilirdi ki?

Büyük bir huşu ile önünde eğildiği kız, herhangi bir prenses de değildi.

Bu, High Woods’un kalbi, muhteşem Bari Na-ammen’in mücevheri ve kendisiyle tanışma fırsatına ve şerefine nail olmuş bütün elf’lerin gözbebeği, Prenses Alor’Nadien ne’den başkası değildi..

Darly Dor handa konuşurlarken bunu fark ettiğinde yerinden fırlamış, herkesin hayret bakışlarını umursamadan ve hiç utanmadan prensesin.. hayır; prensesinin önünde eğilmiş, “Prensesim. Size yapılan haksızlığın farkındayız. Babanızın halkına asla veremediği bir şeyi, varlığınızla siz halkınız için temsil ediyorsunuz; geleceğe dair umut! Ben iyi biri sayılmam, ama tüm benliğimle hizmetinizdeyim ve hizmetçinizim!”, demişti..

Darly Dor, mesleki hayatında arada bir başına geldiği gibi kendisini faka basmış bulduğu olmuştu; haftalarca beraber olduğu kişilerden birinin bir asilzade olduğunu biliyor olması, bu güzel asilzadenin kendisine ‘Lorna’ diye hitap edilmesini istemesine de bir türlü ayılmamış olduğu gibi..

Lorna.. Alor’Nadien ne!

Darly Dor kendi kafasına iri bir odunla vurası gelir. Bu kadar büyük bir şeyin gözünden kaçmış olması, kendisi gibi mesleğinde ilerlemiş biri için tam anlamıyla bir utanç kaynağıdır. O zaman prensesinin kimliğine ayılmış olsaydı, Darly asla kaçmaz, onun yanından da asla ayrılmazdı!

Gün gelir de prenses ile ahmak babası arasında bir taht kavgası olması halinde, Darly Dor kimin tarafında olacağını kati olarak seçmiştir ve bu tercihinin kızın güzelliği, içtenliği, samimiyeti, zarafeti ya da doğal, her hücresinde, her kemiğinde taşıdığı asaleti ile de hiçbir ilgisi yoktur.

Bu seçimi tamamen Grandarelen ile ablası High Lady Angrellen’in, High Woods’un tepesinde oluşturdukları, neredeyse bin yıllık kara bulutlarla, ve prensesin bu iki salağa karşın getirdiği ‘umut’ ile alakalıdır..

Darly başını sallar ve Prenses Alor’Nadien ne’yi, zihnindeki ‘EN ÖNEMLİ‘ler rafına itina ile kaldırır çünkü prensesinin gerçek kimliğine ayılmasıyla beraber, grupta daha önce olmayan, uzun boylu, platin saçlı, gergin suratlı diğer kişinin kimliği de ifşa olmuştur ve prenses ona ‘kuzenim ve ablam’ olarak hitap etmektedir!

Bu kişi, High Lady Anglenna’dır.

 

“Sen.. Sen Anglenna’sın!”, dediğini hatırlar Darly.

Hitap ettiği kadın kendisine, eteğine sıçramış bir çamur lekesine bakar gibi bakmış ve “Bu senin için sadece High Lady..”, demişti.

Darly Dor istifini hiç bozmadan, kadının yüzünü hafızasına kazıyacak şekilde, uzun bir süre süzmüş, sonra soğuk bir ifadeyle “Anglenna!..”, demiş ve bilinçli bir saygısızlıkla ona arkasını dönmüş, bir daha da onu muhatap almamıştı..

Darly, kendisini ‘High Lady’ sanan bu sürüngenle, pek yakın bir tarihte bir defa daha muhatap olacak ve ona sadece üç kelime söyleyecektir. Hiçbir şey olmasa, bu sefil yılanın prensesinin yanında durmasına engel olacaktır.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Aager’in zihninde bir ses çınlar!

O.. O BİRİSİNİ ÖLDÜRMEYİ DÜŞÜNÜYOR!, diye Inshala’nın çığlığı, katışıksız bir panikle Aager’in beyninde yankılanır. Aager istemsizce tökezler ve neredeyse yüzükoyun kapaklanır. Bağlandığı kızla yaptığı daha önceki iletişimler, sakin, heyecanlı, utangaç, meraklı, üzgün, huzurlu, olağanüstü ya da mutlu bir şeylerin mırıltılı şarkısı gibi gelmiştir ona. Aager özellikle onun mırıltılı şarkılarını sevmiştir çünkü bu küçük, sıskası çıkmış kızın gerçekten saf, muhteşem ve göklere uzanan bir şarkı sesi vardır.

Aager sadece kendisini bu çığlığa hazırlamamıştır!

 

“Ö.. özür dilerim!”, diye kızın, yerin dibine geçmiş küçük sesi gelir.. “Bi.. birden heyecanlandım.

Aager boğazını temizler.

Hiç bozuntuya vermeden, “Sorun değil, güzelim. Daha yeniyiz bu işte. Zamanla her şey yerine oturacaktır.”, diye düşüncelerini gönderir kıza sakince.

Inshala Frostmane, kıpkırmızı olmuş bir şekilde yere bakarak yürümesine devam eder.

“Heeey!”, der Aager kızın zihninde. “Sorun değil, gerçekten.. Şimdi, kim kimi öldürmeyi düşünüyor?”

“Darly abi!”, diye kızın minik sesi gelir.

“Lanet olsun!..”, diye içinden küfreder Aager ama bu düşüncesini kıza göndermez.

“..nedir bu adamın derdi böyle?”, diye Inshala’ya doğru düşünür.

“Ördek dudak.. sanırım onu öldürmeyi düşünüyor!”

Aager istemsizce ‘fırk’lar zira kızın ‘ördek dudak’ yakıştırması, sesi gibi saf..

..ve paha biçilmezdir!

 

“Şu grupta benden daha çok nefret edilen bir başkasının olması ne kadar güzel bir duygu, anlatamam sana.”, diye kendi içinden sırıtır Aager acımasızca.

“AAGER FOGSTEP!”, diye Aager’in zihninde ünler Inshala birden.

Aager karanlıkta sırıtır. Gerçekte bu tür konuşmalar, onun hayatında asla yapmadığı bir şeydir. Ne var ki bunu, bu kızla yaptığında ona eğlenceli gelmeye başlamıştır. Kız sanki Aager’e, çalınmış yirmi dört yılını geri vermek için çırpınmaktadır ve bunu da tamamen farkındasız, içgüdüsel bir dürtüyle yapmaktadır.

Aager hayatında olmasını hiç beklemediği bir şeyi daha anlamaya başlamıştır; Aager bu kızla..

 

..mutludur!

 

“Neden böyle düşünüyorsun?”, diye asıl meseleye geri döner. “Demek istediğim, bu izlenimin sende oluşmasına sebep olan nedir?

“Bakışları..”, der kısık bir sesle Inshala.

“Bakışları?”

“Evet, bakışları.. Themalsar’da benim ona attığım bakışlar bunlar. Ve o, ördek dudaklıya o bakışlarla bakıyor!”

Aager yine küfreder..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Yapmayı düşündüğün her ne ise, yapma!”, diye tıslar Aager.

Gitmekte oldukları High Spires’a varmalarına fazla bir mesafe kalmamıştır. Arashkan’daki high elf’lerin yüksek, zarif ve şatafatlı kuleleri ve kubbeli binaları, yıldızların ve sokak lambalarının altında hayal meyal, silüetimsi şekiller olarak belirmişlerdir. Aager, kaybedecek daha fazla vakitleri olmadığını düşünerek sessizce Darly’nin yanına sokulmuş ve kulağına fısıldamıştı.

Darly, herhangi bir alınma ya da ‘neden bahsediyorsun?’ ifadesi göstermeksizin, “Felishia Fremier’in kim olduğunu bilir misin, kesici..?”, diye horlar Aager’i.

Aager, kendisine bir ‘kesici’ denmesinden alındıysa da bunu herhangi bir şekilde yüzüne ya da duruşuna yansıtmaz. “Hayır, bilmiyorum.”, der sakince.

Darly Dor’un yüzü çirkinleşir.

KAPA ÇENENİ O ZAMAN, SENİ SALAK İNSAN BOZUNTUSU VE KENDİ İŞİNE BAK!“, diye tükürür yere, adımlarını hızlandırır ve High Spires’ın girişinde bekleyen çelik zırhlar içerisindeki high elf muhafız mangasına yaklaşır.

 

FELISHIA FREMIER’İ HATIRLA..

..diye kendi kendine mırıldanan Darly, muhafızların on beş adım yakınına gelince durur.

Uzun boylu, keskin, geometrik yüzlü bir muhafız da öne çıkar ve temkinli adımlarla gruba ve Darly’ye yaklaşır.

Darly muhafızın apoletlerine bakar ve, “Manga komutanı..”, diye başını ona doğru hafif bir açıyla eğerek selamlar.

Genç hırsız, elleri açık ve görünür bir şekilde komutanın önüne, iki kılıç mesafesine kadar gelir, sonra açık ellerini yavaşça, çaprazlamasına göğsüne bağlar ve elf’lere özgü selamı da verir.

Manga komutanı, önünde duran bu genç kimdir çıkaramaz ama sanki onu hayal meyal bir yerlerden hatırlıyor gibidir.

“Genç efendi için ne yapabiliriz acaba?”, diye sorar.

“High Spires Efendisi Philius’a, kendisinin birkaç yıl önce kaybettiği çok önemli bir belge ve bazı hediyelerle ilgili görüşmek istediğimi iletir misiniz, komutan?!”

Manga komutanı, bir kaşı kalmış bir şekilde önünde duran genci, ve grubun diğer üyelerini süzer.

Neden sonra gence başıyla o da selam verir.

“Kimin geldiğini sorabilir miyim, efendim?”, diye sorar önünde duran gence temkinli bir nezaketle.

Darli Dor bir an durur. Sonra derin, isteksiz bir nefes alır ve kendisini manga komutanına tanıtır.

“Oğlu Darlius..”