Showing: 1 - 1 of 1 RESULTS

A Bard’s Tale XIV
“a Bit of a Bite” III

Timeline:

Bu hikaye, Brom Bumblebrim adındaki, Bowling Hill’de yaşayan kendi ırkının diğer bütün üyeleri gibi ‘normal’ ve hayatını olabildiğince keyifli ve tembel geçiren bir hobbit’in, beklenmedik bir şekilde ne idüğü belirsiz bir şey tarafından ısırılmasıyla başlar.

Genç hobbit’i her ne ısırdı ise, o günden sonra Brom bir türlü yerinde duramaz ve en sonunda, gecenin alakasız bir yarısında, eski arkadaşı ve aile dostu olan Gamwise Samgee’ye evini ve gülleri emanet ettiğine dair bir not bırakarak yollara koyulur. Uzun bir gece boyunca nereye gittiğini bilmeksizin, öylece, istikametsiz bir şekilde yürür durur..

 

Bu hikaye,
A Bard’s Tale XIV, “a Bit of a Bite” II ‘nin
devamıdır..

 

 

04.05.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Mayıs başı.
Tinker Hills..

 

Sen iyi misin, evlat? Biraz hırpalanmış gibi bir halin var..”, der yaşlı gnome han sahibi Brom’a.

“Biraz hırpalanmış bir haldeyim zaten.”, diye cevap verir Brom acıklı bir sesle ve yaşlı gnome hancının getirdiği sıcak, etli çorba kabını sımsıkı tutmuş ve sesli höpürtülerle yutkunurken.

 

Brom Bumblebrim, Croaking Mire bataklığından kurtulduktan sonra, korku ve panik içerisinde bataklığın hemen kuzeyindeki ormanlığa kaçmış ve günlerce bir o yana, bir bu yana koşuşturmuş, yorulup takati bittiğinde ise bulduğu bir ağaç kovuğu, devrilmiş, içi boş bir ağaç kütüğü yada çalıların yoğun olduğu yerlere sürünerek girmiş ve pestili çıkmış bir şekilde uyumuştu —uyuyabildiği gecelerde..

Bataklığın buz gibi soğuk, çamurlu, bulanık sularında karşılaştığı ‘kız’ ve akabinde konuştuğu ‘Muhafız’dan sonra zavallı hobbit’in bütün dengeleri altüst olmuş gibidir. Bu ‘küçük’ gibi görünen olay, Brom’a kati olarak bir şeyi öğretir;

Yaşadığı dünyada pek az şey göründüğü gibidir ve her an, her yerden beklenmedik bir şeyler çıkıp onu öldürebilir..

Zavallı hobbit, bir anda panik ataklarla tikleyip ve titreyerek ormanda kendisini kaybeder.

Gündüzleri sessizce sinerek ve evinden ayrıldığı günden beri yanında taşımasına rağmen hiç kullanmadığı, babasının eski kılıcı ve amcasının antika denebilecek gürzünü sırt çantasında çıkartır ve hayatında ilk defa elinde silahlarıyla dolaşır.

Brom, Croaking Mire bataklığından kurtulmasından sonraki günlerde tam olarak ne yaptığını, yada o günleri nasıl geçirdiğini asla tam olarak hatırlayamaz. Yıllar sonra bile, o günleri hatırlamak için de herhangi bir çaba göstermez. O günlere dair isteksizce hatırladığı az şey, her mantarın yenilemeyeceği ve nasıl pişirirse pişirilsin, sıçanların tatlarının iğrenç olduğudur!

 

“Nereden geliyorsun böyle, delikanlı? Buralara hobbit’ler pek uğramaz.”, diye sorar yaşlı hancı.

“Ben uğradığımdan dolayı pek mutluyum, hancı efendi. İnanın bu şey, aylardır yediğim en güzel yemek.”, diye etli çorbayı şapırdatarak kasesinden içmeye devam eder Brom.

Hancı ‘fırk’lar.

“Evlat. Benim yemeklerimi beğendiysen, ya başına çok kötü bir şeyler gelmiş olmalı, yada gerçekten hayatından bıkmış olmalısın.”, diye gülerek cevap verir yaşlı gnome.

“Her ikisi de, hancı efendi.. Her ikisi de.”, diye acıklı bir sesle söylenir Brom.

“İstersen birkaç gün kalabilirsin. Bakla, bezelye, enginar ve kabak için hasat zamanı. Bu yüzden gündüzleri hanım boş oluyor. Çiftçiler ancak akşam saatleri uğruyorlar. Bakladan ne kadar nefret ettiğimi bilemezsin ve burada gururla o şeyden yetiştiren ahmaklar var.”, der gnome hancı yüzünü buruşturarak.

“Evet, bakla yemesi de, pişirmesi de zor bir sebze. Aç kalmakla bakla arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak istemem doğrusu.”, diye cevap verir Brom ve kendisi de yüzünü buruşturur.

Hancı buna kahkahayla güler.

“Ne işle uğraşırsın, delikanlı? Konuşmalarına bakılırsa kitap okumuşluğun var gibi.”, diye sorar hancı.

“Brom. Adım Brom Bumblebrim, efendim ve ben bir ozanım.”, der genç hobbit ve bir anda, aylardır Lir’ine dokunmamış olduğuna ayılır.

“Bir ozan!”, diye ünler yaşlı gnome. “Bu harika. Bak ne diyeceğim. Neden sen burada birkaç gün kalmıyorsun? Akşam olduğunda bu hanı şenlendirirsen, yemek ve yatak benden. Canın sıkıldığı zaman tekrar kendine eziyet etmeye geri dönersin.”

“Kabul!”, der Brom ve içinden, olur olmaz zamanlarda onu ısıran şeye lanet eder ve birazcık olsun yakasından düşmesini diler.

“Anlaştık o zaman, Efendi Brom. Tanıştığıma memnun oldum. Bende Kimbletyne.. Kimbletyne Tinkerdome. Buralarda herkes bana Kimble amca der.”

“Ama ben size Efendi Kimbletyne, diye hitap edeceğim.”, der Brom ve sırıtır.

Yaşlı gnome, Kimbletyne Tinkerdome, genç hobbit’e takdir eden bir ifadeyle bakar.

“Şimdi. Sizden üç şey rica edeceğim. Öncelikle, bu akşamki gösterime başlamadan önce bütün müşterilerinizi kaçırtmamı istemiyorsanız, sıcak bir banyo, su ısınırken, bu harika yemeğinizden bir kase daha, ve uyuyabileceğim sessiz bir de oda. Biraz dinlendikten sonra Lir’imi bir gözden geçirmem ve performansım için hazırlanmam lazım.”

“Tabii, tabii, genç efendi. Hemen bir kase daha getiriyorum ama korkarım sizin kalibrenizdeki bir şahsiyeti tatmin edecek taş küvetimiz yok. Sadece yıkanma fıçılarımız var. Yukarıdaki odalardan istediğinizi alabilirsiniz.”, der hancı mutlu bir şekilde.

“Fıçı olur, Efendi Kimbletyne.”, der Brom anında. ‘Fıçı da olur, küçük kum kovası da.. Gökler adına, bardak bile olur!”, diye geçirir içinden.

 

. . .

 

Brom odalardan hiç birini istemez. Onun yerine, uyurken de, akşamları söyleyeceği şarkılar için hazırlanırken de rahatsız edilmeyeceği tek yeri tercih eder; tavan arasını!

Hancı Kimbletyne’in onun için hazırladığı, içi sıcak suyla dolu fıçı, Brom’un düşündüğü gibi gnome boyunda bir fıçı değildir. Daha doğrusu boy olarak gnome’lara uygundur —ki bu da Brom’un işine gelir, eni ise.. aynı anda en az beş cüceyi içine alabilecek genişliktedir. Belli ki gnome’lar suda oynamayı seven bir ırktır ve bu bakımdan kuzenleri olan dwarf’lardan ciddi bir şekilde ayrılırlar.

“Evladım, sen yıkanırken ben de bunları yıkayıp getireyim.”, der yaşlı, tiz bir ses ve Brom neredeyse ‘bi kaşık suda boğulur’!

Başını sudan çıkardığında, yaşlı bir gnome teyzenin, elbiselerini almış, klinik bir ifadeyle onları incelediğini görür.

“Uhhmm..”, diye afallar Brom.

“Seni ürküttüm mü? Kusuruma bakma, evladım.”, der yaşlı kadın tiz sesiyle.

“Sorun değil, teyzeciğim.”, diye cevap verir Brom nazikçe.

“Sen nerelerde dolaştın, evladım. Çamurda mı yattın? Bu elbiselerin hali ne? Ben hobbit’leri daha temiz sanırdım.”

“Özür dilerim teyzeciğim çamurda yatmadım ama çamura düştüm..”, diye cevap verir Brom.

“Nereye gittiğine dikkat et evladım. Çamur düşmek için iyi bir yer değil!”, der yaşlı gnome teyze.

“Haklısınız teyzeciğim. Size zahmet olmasın, ben de yıkardım.”, diye utanarak cevap verir genç hobbit.

“Eyvahlar olsun!”, diye ünler teyze. “Hanımıza bir ozan gelecek ve elbiselerini kendisi yıkayacak.. Duyulmuş şey değil!”, diye dizlerini döver gibi söylenir ve elbiseleri aldığı gibi gider.

 

Brom teyzenin bu tepkisine hayret eder. Evet, bir ozan olarak Bowling Hills’de de saygı görmüşlüğü olmuştur ama bunun daha çok rahmetli anne ve babasının tanınmış ve hürmet edilen şahıslar olmalarından kaynaklandığını düşünmüştür daha çok. Teyzeden —ve geri dönüp baktığında da— hancının kendisinden gördüğü ‘hürmete’ bakılırsa, ozanların dünyadaki yeri oldukça saygındır. Biraz izcilerin, gittikleri her yerde gördükleri saygı gibi.. Sadece biraz daha ‘kültür’ içerikli.

Brom o gece iyi bir performans göstermek için elinden geleni yapmaya karar verir.

Genç ozan, sıcak suyla dolu fıçının içinde, fıçının hemen yanına bırakılmış iri sabun kalıbı ve sert keçe ile neredeyse bir saat oyalanır. İşi bitip sudan çıktığında, su soğumuş ve rengi de kahverenginin pek de hoş olmayan bir tonuna bürünmüştür.

Brom hızlıca kendisini havluya sararken utanç içerisinde karamış suya bakar ve huysuzca söylenir.

“Bu hep senin suçun!”

 

. . .

 

Brom, sessiz bir beklentiyle kendisini süzen, bir han dolusu bakla çiftçisine bakar ve tırsar! Evet, Bowling Hills’de daha önce bir iki defa gnome görmüşlüğü olmuştur ama şu anda en az otuz, kırk tane, ellerinde dolu maşrapalarla bekleyen huysuz görünümlü gnome ona bakmaktadır.

‘Hay shit!’, diye geçirir içinden. ‘Beklenti olayını biraz abartmış gibisiniz, sanki.’

 

Brom yıkandıktan sonra odasına, (tavan arasına) çekilmiş ve yaşlı hancının büyük bir nezaket göstererek süpürdüğü, havalandırdığı ve çarşaf, yorgan ve battaniyesiyle serdiği koca yer yatağına yüzü koyun kapaklanmış ve akşama kadar uyumuştu.

Genç hobbit’i, tavan arasına çıkan merdivenin başında durmuş, elinde derin çukur tabak dolusu yemek ve soğuk elma şırasıyla ‘psst’layarak küçük bir gnome uyandırmıştı.

Brom uyandıktan sonra, yatağının yanına bırakılmış yıkama kabında ellerini ve yüzünü yıkamış, sonra da küçük gnomu’un getirdiği yemek ve şıraya dalmıştı. Yemeğin tamamını temizledikten sonra, hiç vakit kaybetmeden aylardır sırt çantasında duran Lir’ini çıkarmış, zavallı antikayı utanarak bir güzel temizlemiş sonrada tellerini akort etmeye başlamıştı.

Genç ozan Lir’iyle uğraşırken, küçük gnome onu baştan sona kadar sessiz bir ilgiyle seyretmiş, sonra kalkıp yanına oturmuş ve hobbit’i daha yakından incelemeye başlamıştı.

Küçük gnome gerçekte şirin bir çocuktur ancak bu şekilde Brom’un neredeyse burnunun içine kadar girmesi, genç ozanı biraz irkitir ama yine de çocuğa sesini çıkarmaz.

Brom, Lir’in akorlarını son bir defa daha kontrol eder, sonra o gece söylemeyi planladığı şarkılarını seri bir şekilde zihninden geçirir ve peşinde küçük gnome ile aşağı iner..

 

..’Hay shit!’, diye geçirir içinden Brom. ‘Beklenti olayını biraz abartmış gibisiniz, sanki.. Kimbletyne amca naaptın sen? Bütün Tinker Hills’i mi davet ettin buraya?’

 

“Merhabalar..”, diye açılışını yapar Brom.

“…”

“Bu güzel bahar akşamında nasılız?”

“…”

“Uhhmm.. Keyifler yerindedir umarım?”

“…”

“Peeeki.. Sanırım şarkılarım için sabırsızlanıyorsunuz..”

“…”

“Öhöm! O zaman sizleri daha fazla bekletmeyelim..”

Brom iyice tırsmış bir şekilde hanı dolduran gnome’lara bakar ve bir anda terlemeye başlar. Temkinli bir şekilde tekrar boğazını temizler, Lir’ini alır ve bir yandan çalar, bir yandan da söyler..

 

Ozanların canı yanmaz
Hiçbir şey hissetmiyorum, ne zaman öğreneceğim
Acıyı sindirmeyi

Parti olduğunda çağırdıkları benim
Çağırmak için kapıma dayanırlar, tokmağını kırıncaya kadar döverler
Sevgiyi hissediyorum, sevgiyi hissediyorum

Bir, ki, üç, çak
Bir, ki, üç, çak
Bir, ki, üç, çak

Sızıncaya kadar çalalım, oynayalım

Avizeden sallanacağım, avizeden
Sanki yarın yokmuş gibi çalacağım
Sanki hiç yokmuşçasına bir kuş gibi gece boyunca öteceğim, dökülen göz yaşlarım kururken hissedin
Avizeden sallanacağım, avizeden

Canımı dişime taktım, hayata tutunuyorum
Gecelerimi doldurun sabaha kadar çünkü bu gece zor tutunuyorum
Yardım edin…

 

Brom bu şarkısını en son Bowling Hills’de, Greener Kasabasındaki handa söylemişti ve o zamanki seyircileri çıldırmış bir şekilde “Tekrar! Tekrar!”, diye ıslık eşliğinde bağırmışlardı.

Şu anki tepki ise..

 

“…”

“…”

Evlat, senin ciddi sorunların var..

“…”

 

Brom fena halde bozulmuş olmasına rağmen bunu gizlemeyi başarır. Brom kendi duygularını gizlemeyi iyi bilen bir hobbit’dir..

Lir’ini tekrar kaldırır, “Evet.. o küçük performansımızla ısındığımıza göre artık başlayabiliriz..”, der ve tam kendi kasabasında pek sevilen bir başka şarkıya geçecekken karşısında hobbit’ler gibi hayatlarını tembelce bir mutluluk içerisinde geçiren bir kalabalık değil, bir han dolusu bakla çiftçisi olduğuna ayılır ve sebebini tam olarak kestiremese de, içsel bir içgüdü ile taktik değiştir..

 

Seni bana getirsin diye bir şarkı yazdım ki
Beni sana götürsün diye bir şarkı yazdım ki
Bunu bu akşam saatinde çiçeklerine söyledim ki
Gülümse de yanına geleyim..

Olduğun yerde canın sıkılmasın ki
Diye, söyledim sana bu şarkıyı ki
Ben hala buradayım ve seni düşünüyorum ki
Üzülme de yanına geleyim..

Benim adımı sen koydun ki
Çağrıldığım da gelebileyim ki
Mutlu olasın diye bu şarkıyı sana yazdım ki
Hadi beni çağır da yanına geleyim—

 

Brom’un daha önce hiçbir seyirciye sergilemediği, rahmetli annesi dışında da kimseye söylemediği bu şarkı bir tepki alır. Bu tepki istediği yada beklediği tepki değildir, ama yine de bir tepkidir işte..

Tavan arasındaki odasından indiğinden beri sessizce bekleyen gnome’lar, benzer bir sessizlik içerisinde ellerindeki maşrapaları kaldırırlar ve iri yudumlarla kafalarına dikerler!

Yaşlı Hancı Kimbletyne Tinkerdome, elbiselerini yıkamak için gelen yaşlı teyze ve küçük gnome çocuk, ellerinde dolu maşrapalı tepsilerle masaları gezerler ve boşları dolularla değiştirirler! 

‘Nasıl yaa?!’, diye hayretle gnome’ları seyreder Brom.

Brom bunu takip eden iki saat boyunca, kötü kafiyeli ama yazarken içten duygularla yazdığı bütün şarkıları sırasıyla söyler ve o şarkılarını söylerken yeni maşrapalar, yemekler, meyveler ve tatlılar gelir, boşlar gider.

Boğazı kurumuş bir şekilde ayağa kalktığında bütün gnome’lar da ayağa kalkar, son maşrapalarını ona doğru kaldırırlar, sonra onları da kafalarına dikerler..

..ve sessizce handan ayrılırlar!

 

. . .

 

Günaydın, Efendi Brom”, diye yüzünde mutlu bir ifadeyle karşılar Brom’u yaşlı gnome hancı. “Dün akşamki performansınız harikaydı. Mesleğinizin hakkını verdiniz..”

“Teşekkür ederim, Efendi Kimbletyne.”, diye nazikçe cevap verir genç ozan ve boş handa, pencerenin yanındaki bir masaya ilişir.

Yaşlı Kimbletyne Tinkerdome, elindeki uzun saplı süpürgesiyle ortalığı süpürürken, bir yandan da sırıtarak genç ozanı süzmektedir.

Genç Brom ise dışarıdaki bakla ve kabak tarlalarını, ve aklı hala karışmış bir şekilde tarlalarda çalışan çiftçi gnome’ları seyreder.

Brom dışarıyı seyrederken, “Buyur, evladım. Dün geceden sonra acıkmışsındır.”, diye tiz, titrek bir ses duyar hemen yanından ve genç ozan yaşlı gnome teyzenin, elinde bir tepsi içerisinde beyaz peynir, kaşar, çam balı, kabak reçeli, tavada sucuklu yumurta, fırından yeni çıkmış bir somun taze ekmek ve kremalı çilek turtasıyla durduğunu görür. Brom ister istemez yine irkilir. Teyze yaşına rağmen yine dibine kadar sessizce sokulmuştur!

“Uhhmm..”, diye biraz afallar, biraz da utanır. “Zahmet etmeseydiniz, teyzeciğim.”

“Zahmet, kıymetin göstergesidir, evladım.”, diye dişlek bir sırıtışla cevap verir yaşlı gnome teyze. “Dün gece söylediğin, annenle ilgili şarkını, bu gece de söyleyecek misin?”

“Uhhhmm.. İsterseniz, tabii ki söylerim.”, der Brom ama genç ozanın içine bir kurt düşer. Yani.. Evet, o şarkı içten yazılmış bir şarkıdır ama hiçbir şekilde ‘müşteri’ amaçlı yazılmamıştır ve kötü kafiyeler ve zorlama anlamlarla doludur. Brom, şarkının ‘eğlenceli’ ve ‘mutlu’ temposuna rağmen herhangi bir seyirciyi coşturabileceğini düşünemez. Zaten şarkının mutlu temposu da gerçekte Brom’un, acısını örtbas etmek ve kendi kendisiyle alay etmesi amacıyla düşünülmüştür.

“Çok isterim, evladım. Çok hoşumuza gitti.”, diye gözleri dolmuş bir şekilde cevap verir yaşlı teyze, sonra yavaşça, kırış kırış olmuş, titrek elleriyle genç hobbit’i yanaklarından tutar, kısa bir anlığına gözlerinin içine bakar, eğilir ve Brom’u başından öper, sonra da dönüp tekrar muftağına gider.

Brom tamamen tırsmış ve kafası karışmış bir şekilde yaşlı teyzenin gidişini seyreder.

“Nooldu şimdi yaa?”, diye kendi kendisine sorar afallamış bir şekilde.

Yaşlı Hancı Kimbletyne, elinde bir fincan, bir de kupa dolusu sıcak çayla gelir. Sırıtarak fincanı Brom’un önüne koyar, kupadan da kendi çayını hüpletir.

“Ten Ton Wressa’nın kusuruna bakmayın, Efendi Brom. Bazen böyle içlenebiliyor.”

“Bakmam, efendim.”, der Brom ve bir tepsi dolusu kahvaltılığa hiç utanmadan dalar. Bir sonraki yirmi dakika boyunca muhteşem köy peynirlerini, kaşarları, balı, reçeli, sıcak ekmeği sucuklu yumurtaya bandıra bandıra yer ve fincanı keyifle yudumlar. Tepsiyi boşattığında, evinden ayrıldığından beri ilk defa kendisini bir hobbit gibi hisseder.

Yaşlı hancı kalkar, bir tepsiyle geri gelir, boş tabakları toplar, turtayı Brom’un önüne bırakır ve gider. Tekrar döndüğünde, yüzünde mutlu bir ifade, elinde tazelenmiş fincan vardır.

“Bu.. hayret verici..”, der hancı gnome sırıtarak. “En son ne zaman Wressa’nın yemeklerinin bu kadar seri bir şekilde silinip süpürüldüğünü hatırlamıyorum bile!”

“Rahat bırak çocuğu, Kimbletyne. Beni oraya getirtme!”, diye yaşlı gnome teyzenin tiz sesi duyulur mutfaktan.

Kimbletyne tekrar sırıtır.

“Uhhmm.. Teyze..?”, diye temkinli bir şekilde sorar Brom.

“..Kendisi ablam olur ve bu hanın da, gördüğün bu toprakların da gerçek sahibi o dur.”, der yaşlı gnome mutlu bir ifadeyle.

“Teyze beni ilginç bir şekilde sevmişe benziyor, Efendi Kimbletyne. Genelde insanlar küçük ırklara biraz kuşkuyla bakarlar.”

“Sorunun cevabı, kendi içerisinde saklı, Ozan Efendi.”, der Kimbletyne ve daha da sırıtır.

“Uhhmm.. Nasıl yani?”, diye sorar Brom, aklı iyice karışmış bir şekilde.

Yaşlı Kimbletyne Tinkerdome içten bir kahkaha atar.

“..Biz ‘insan’ değiliz..”

Brom kendi salaklığına ayılır ve istemsizce ‘fırk’lar.

Çayından bir yudum daha alır ve işte o anda, daha önce gördüğü, ama uyanamadığı bazı küçük şeylere daha ayılır genç Brom ve bunu tetikleyen şey de yudumladığı çay fincanının ta kendisidir.

Fincanın üzerinde, ne olduklarının anlaşılması zor, ancak imtina ile hazırlanmış ve muhtemelen bir zamanlar çok ince, zarif, altın ve pembe renkleri kullanılarak çizilmiş çiçek desenlerinin olduğu bir fincandır ve bunların kümülatif olarak bir araya gelmesi ona bir şeyi açıkça söyleyiverir;

 

Fincan eskidir..

Fincan çok eskidir.

Yüzlerce yıl, eskidir!..

 

..ve her ne kadar kendisi, göreceli bir şekilde saygın bir ozan olsa da, olağan bir sabah kahvaltısında böylesi paha biçilemez bir antikayı hakketmediğini de kati olarak bilir.

Dahası, fincan onun önüne spesifik bir amaç için konulmuştur. Hobbit kültürlerinde fincanların ‘yadigar’ anlamda önemini bilecek kadar onları tanıyan, yada bu konuda bilgisi olan birisi tarafından..

Brom, kendisini sessizce izleyen yaşlı gnome hancıyı, varlığını hissettirmeden yanına sokulan teyzeyi ve önceki akşam sergilediği performansı ürkütücü bir sessizlik içerisinde seyreden diğer gnome’ları düşünür ve dış dünyaya dair bildiği kıt tarih kırıntılarını bir araya gelir..

“Haklıydın, Wressa..”, der yaşlı gnome sırıtarak. “Sanırım çözdü.”

Yüzünde mutlu bir ifadeyle, yine Brom’un yanında peyda oluverir yaşlı teyze.

“İlk gördüğümde akıllı olduğunu biliyordum. Akıllı.. ve farklı..”, der Wressa teyze tiz, titrek sesiyle.

“Siz.. sizler Tinker gnome’ları değilsiniz..”, diye ağzından kaçırıverir Brom. “Sizler Silent Hills gnome’larısınız.. Sizler Sessiz Gnome’lardansınız!”

Yaşlı teyze, elinin bir hareketiyle kardeşini oturduğu tabureden kovalar ve onun yerine oturur. Hancı Kimbletyne yan masadan kendisi için bir tabure kapar ve ablasının yanına çömer.

“Evet, evladım. Bizler Sessiz Gnome’larız.”

“Ama.. bu nasıl olabilir ki? Rivayetlere göre Silent Hills’e o garip sis çöktükten sonra bütün Sessiz Gnome’larını da oraya hapsettiği, sonrasında da hepsinin neslinin tükendiği yönünde.”, diye hayretle konuşur Brom.

 

“Sevgili annem, Seressa Ton Wraiven..”, diye başlar yaşlı teyze. “Annesinden —benim anneannemden— aldığı bazı talimatlar çerçevesinde, böyle bir şeyin başımıza gelebileceğine dair uyarılarda bulunmuştu ve bizler için gizli kaçış yolları hazırlattı. Buna rağmen çoğumuz yine de o mebus sisin içinde takılıp kaldı.. Ama bazılarımız kaçmayı başardı ve güneye, Endless Watch ve oradan da Standalone Fortress’i geçip büyük Sulking Woods ormanlarına yerleşmek için yola çıktık.

Burada olanlar, o gruptan gizlice ayrılanlar, onların çocukları ve torunlarıdır.. Bizler buraya yerleştik çünkü plan buydu. Herkes, hepimizin güneye kaçtığını sanması gerekiyordu ve öyle de sandılar. O mel’un sisi başımıza indiren düşman, onların peşine Orken denen, kıyım için özel yetiştirilmiş yaratıklarını gönderdi ve en sonunda da onları yolda yakaladılar ve hepsini öldürdüler. Bu, o kaçanların bilinçli olarak yaptığı büyük bir fedakarlıktı ama Silent Hills neslinin devamı için yine de bunu yaptılar. Düşman onları öldürdükten sonra, Silent Hills’in neslini kuruttuğunu düşündü ve bu da, sebepleri olmasa da, sonuçları olarak rivayet halinde bütün krallığa yayıldı.

Bizler.. Bu köyde gördüklerin, Silent Hills’den kalma son halkız.”

 

Brom duydukları karşısında daha da hayrete düşer.

“Ama.. ben bile sizi bulabildiysem, başkaları da sizi bulabilir!”, diye ünler.

“Aaaa.. İşte bu yüzden sana ‘farklısın’, dedim. Çünkü bu köy, özel koruma büyüleriyle çevrili ve kimse buraya elini kolunu sallaya sallaya giremez. Deneyen çok oldu, ama muhafazalara takıldılar ve akılları karışmış, neden burada olduklarını da unutmuş bir şekilde de geri gittiler. Ama sen.. Sen bir anda burada peyda oluverdin.”, der yaşlı teyze gnome.

“İnanın bende buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum. Günlerdir, kendimi kaybetmiş ve korkmuş bir şekilde buranın doğusundaki ormanlarda dolanıyordum.”, diye açıklamaya çalışır Brom ve zihninde, onu olur olmaz zamanlarda ısıran ne idüğü belirsiz şeye tekme atar!

“Hmmm..”, diye düşünceli bir şekilde masanın üstüne koyduğu yaşlı ellerine bakar Wressa teyze. “..O zaman vakit yaklaştı..”

“Vakit yaklaştı..”, diye onaylar aynı düşünceli, ama ağzı açık bir ‘hayranlıkla’ karışık hayretle mırıldanır yaşlı Kimbletyne. “Ve en sonunda..”

Yaşlı Ten Ton Wressa teyzenin gözleri dolar.

Kardeşi ona sarılır ve kendisi de mutlu göz yaşlarıyla fısıldar.

“Evet abla.. en sonunda..”

“Torunlarımdan birisi hakkı olan tahtına oturacak.. en sonunda..”, diye ağlamaya başlar teyze. “Biz göremeyeceğiz ama Silent Hills’in tekrar sesi duyulacak. Halkım tekrar bu dünyada özgürce yürüyebilecek. Tekrar..”

“Tekrar, abla.. Tekrar..”, diye onaylar Kimbletyne sessiz bir hayranlıkla.

“Uhhmm.. Anneanneniz olacakları nasıl tahmin etmiş olabilir ki?”, diye kendisi de hayret içerisinde sorar Brom.

“Anneannem.. çok özel bir kadındı..”, diye cevap verir Wressa teyze. “O.. o Silent Hills’in gelmiş geçmiş en büyük kraliçesiydi!”

Brom, tepesinden kaynar suların boşaldığını hisseder.

“Ne? Nasıl? Yani siz? Kral soyundan mı—?”, diye kekeler.

“Evet, Efendi Brom. Ama bunu hiçbir yerde söyleyemezsin, ve hiçbir zaman da tekrarlayamazsın..”, der yaşlı Wressa teyze.

“Tekrarlamam. Ama neden bana söylediniz ki? Ben yanlışlıkla buraya yolu düşmüş, önemsiz bir hobbit’im!”, diye itiraz eder genç Brom.

“Hayır, Efendi Brom. Sen yanlışlıkla buraya gelmedin. Çünkü yanlışlıkla buraya giremezdin. Neden ve nasıl olduğunu bilmiyorum, ama senin buraya girmene izin verildi. Ve bizim sana yemek dışında vereceğimiz bir sırrımız var.”

“Bilmek istediğimden emin değilim, efendim. Bu iş şimdiden benim için biraz fazla çetrefilli.”, diye somurtur Brom.

Kimbletyne Tinkerdome kıkırdar.

“Sana bir şiir vereceğiz. Bunu, Silent Hills’den kaçarken sislerin içindeki bir şeylerin fısıldadığını duymuştuk. Ama bununla ne yapacağımızı asla bilemedik. Sonra sen geldin ve gece uyurken biri bana rüyamda bunu sana vermem gerektiğini söyledi. Senin de bunu bir başkasına vermen gerektiğini, vereceğin kişiyi gördüğünde tanımayacağını, ama bileceğini söyledi..”, der yaşlı teyze.

“İşte şimdi gerçekten çetrefilli oldu!”, der Brom mutsuz bir şekilde. “Niye ben yaa? Önemli birisi bile değilim. Aslına bakılırsa, bu son bir kaç ay içerisinde öğrendiğim bir şey varsa, o da hiç kimse olmadığımdı!”

“Kendine inancın biraz daha fazla olmalı, genç Brom Bumblebrim.”, der yaşlı Wressa teyze. “Bu köye ‘hiç kimseler’ giremez..”

“Öyle olsun, teyzeciğim. Sizi kırmayacağım ve isteğinizi yerine getirmek için elimden geleni yapacağım çünkü ben bir hobbit’im ve ‘evimi’ ne kadar sevdiğimi biliyorum ve hiç kimse evinden mahrum edilmemeli.”, der Brom ciddi bir sesle.

“Evet. Edilmemeli, genç Brom. Umuyorum sen de bir gün evine tekrar dönebilirsin. Ama senin geleceğinde yapman gereken daha bir çok büyük işlerin olduğunu seziyorum.”

“Böyle bir şey sezmemiş olmanızı tercih ederdim, efendim.”, diye somurtarak cevap verir Brom.

Hancı Kimbletyne tekrar kıkırdayarak güler.

“Anneanneniz.. O kimdi? Böylesi büyük ve ön görülü bir Silent Hills kraliçesinden bahsedildiğini hiç duymadım.”, diye sorar Brom.

“O ise.. veremeyeceğimiz bir sır, genç Brom.”, der Wressa teyze nazikçe. “Bu konuda bütün Silent Gnome’larının vermiş olduğu bir kan yemini var. Varlığından haberdar olmuş olmanız bile bir ayrıcalık.”

 

. . .

 

Brom, o geceki performansına hazırlanmak için odasına döndüğünde kendisine verilen muallak şiiri düşünür ancak şiirin neresinden tutarsa, tuttuğu yer elinde kalır. Belli ki şiir, ilgili şahısların eline geçtiğinde anlam kazanacaktır ve o kişi de kendisi değildir. Brom bundan dolayı dürüstçe bir şekilde mutlu olur zira kendisi bela peşinde koşacak kadar ahmak değildir ve tek istediği evine, güllerine, şarkılarına, mutlu yemeklerine ve tembel hayatına geri dönüp o şekilde de yaşlanmaktır.

 

into the hills
silent and hollow
chase the path
and through the fog
find the door
knock
more
and hallow
blood for blood
soul for soul
and
life for life
trade and be king
freely given
and
ascend

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

27.06.7589 B.Y.S (-18 Yıl)
Haziran sonu ve Temmuz başı.
Miasmire..

 

Brom Bumblebrim, neredeyse iki ay Tinker Hills’de yaşayan bu garip, sessiz gnome’lara takılır ve her gece onlara, dünyanın geri kalanının ‘fiyakalı’ olduğunu düşündüğü şarkılarından değil, çok daha sade, cafcafsız, sanat amaçlı olmayan, içinde daha çok ‘özlem’ barındıran hem hüzünlü, hem de mutlu bir çok şarkı söyler. Ve önüne konan bütün yemekleri de yer! 

Sessiz Gnome’larla geçirdiği süre içerisinde onlardan bazı şeylerde öğrenir. Söz gelimi, bakla çiftçilerinin neredeyse hiçbirisinin gerçekte çiftçi olmadığını, çoğunun Silent Hills’den kaçanların çocukları ve torunları olduğunu, dolayısıyla silah kullanımı, istihkam, kimya, hendek ve siper savaşları konularında da eğitimli oldukları hayretle öğrenir.

Aynı süre içerisinde yaşlı Hancı Kimbletyne Tinkerdome ile uzun yürüyüşlere çıkar ve bu yürüyüşlerde hem Sessiz Gnome’lar, hem de Silent Hills hakkında bir çok unutulmuş bilgileri edinir.

Sessiz Gnome’ların saklı kasabasına geldiği günün akşamı karşılaştığı küçük gnome ise onu nereye giderse takip eder, yaptığı her şeyi ilgiyle izler ve..

..taklit etmeye başlar!

 

Brom dışarıda dolaştığı bir gün, gnome çocuk ile ondan bile daha küçük, pabuç kadar boylu, pembe, daha çok pofuduk bir pamuk şekeri bulutunu andıran tüleri saçlı bir kız gnome arasında geçen bir konuşmaya kulak misafiri olur;

 

“Bugün ne oluyoruz?”, diye sorar küçük, şirin kız.

“Bugün..”, der küçük gnome, “..Ozan olacağız!”

“Umm.. Bir; Ozan ne? İki; Neden?!”, diye sorar minik kız.

“Sevgili Terrah Doodlebellz, ozanlık, gelmiş geçmiş en saygın mesleklerden birisidir. Öyleki, nereye gidersen git, seni prensler gibi karşılarlar, ne söylersen söyle, kanunmuş gibi dinlerler, Lir’inle ne çalarsan çal, sanat olduğunu sanırlar ve seni yerlerine çakılmış gibi dinlerler..”, diye grant bir şekilde sırıtarak açıklar küçük gnome..

“Bana daha çok kaybolmuş da yanlışlıkla gelmiş, laf hokkabazı gibi geldi.”, der cıvıldayan sincap gibi sesiyle Terrah Doodlebellz.

 

Brom kaşlarını çatar, “Laf hokkabazıymış!”, diye burnundan soluyarak ‘hıf’lar ve oradan uzaklaşır.

 

Yaşlı Ten Ton Wressa teyze ise inatla her sabah, her öğlen ve her akşam bir tepsi dolusu enfes yiyeceklerinden getirir Brom’a. Kadıncağız, bir halkın son prensesi gibi değil, basit bir hancı aşçısı gibi ona hizmet ederek genç hobbit’in, evinden ayrılmasından sonra kaybettiği bütün kilolarını geri almasını sağlar.

Yaşlı teyze, sadece bir sabah Brom’a servis etmez.

 

Silent Hills’in son prensesi Ten Ton Wressa 7589 yılının Haziran ayının 27. gecesinde sessizce gözlerini dünyaya kapatır.

 

Ertesi gün bütün Silent Gnome’lar cenaze için toplanırlar ve garip, ürkütücü bir sessizlik içerisinde yaşlı prensesi defnederler.

Brom o akşam handa toplanan gnome’lara hiçbir şey çalmaz. Elinde Lir’i, katatonik bir hayal kırıklığı içerisinde öylece taburesinde oturur.

Vakit geldiğinde, handaki bütün gnome’lar dolu maşrapalarını tekrar ona doğru kaldırırlar, sonra kafalarına dikerler..

Yaşlı Ten Ton Wressa’nın vefatıyla Brom da ayrılma vaktinin geldiğini düşünür zira buraya ‘getirilme’ sebebini de çözmüş gibidir.

Brom, gelecekte onu nelerin beklediğini bilemez. Ama evinden ayrıldığından beri ilk defa, an itibariyle sebebini bilemese de, kati olarak ortada bir sebebin olduğuna ayılır. Buraya, Silent Hills’in son prensesine yetişmesi de sebeplerden bir tanesidir.

Ablasının vefatını olabildiğince vakur bir şekilde karşılamaya çalışan yaşlı Kimbletyne Tinkerdome, artık gitmesi gerektiğini söylemeye gelen Brom’a itiraz etmez. Yaşına rağmen genç hobbit’in elini, kendi güçlü elleriyle sıkar ve genç ozana koca bir bohça dolusu erzak verir. Yaşlı hancı Brom’a, içinde bir kaç adet, kelek büyüklüğünde toplara benzeyen bir şeylerin olduğu ikinci bohça daha uzatır.

“Bunlar Bakla Bombasıdır.”, der Hancı Kimbletyne. “Temkinli kullanmanı sağlık veririm. Kaçman gereken durumlarda, şu gördüğün mandalı çekip bombayı at.. Tercihen düşmanlarına doğru. Onları öldürmez ama sana kaçacak kadar zaman kazandırır. Her ne yaparsan yap, çıkacak kokuyu soluma ve rüzgarı karşına alarak atma!”

“Umm.. Bu bana biraz tehlikeli gibi geldi, Efendi Kimbletyne.”, diye tırsmış bir şekilde bohçanın içindeki ‘toplara’ bakar.

“Tehlikeliler zaten. Burada keyif olsun diye bakla yetiştirmiyoruz. Hiçbirimiz baklayı sevmeyiz. Sadece ithal ederiz.. ve bunun gibi Bakla Bombası imalatında kullanırız.”, diye acı bir şekilde sırıtır Kimbletyne.

“Teşekkür ederim, Kimbletyne amca. Bana hakketiğimden çok daha iyi davrandınız. Sizleri hep iyilikle anacağım.”, der Brom.

“Hayır, evlat. Ben sana teşekkür ederim. Hepimiz adına. Özellikle de Wressa için.. Sayende mutlu.. ve onurlu bir şekilde gitti.. Bir prensesin böylesi bir yerde unutulmuş olmasını engellemiş oldunuz. Bunca yıldır onu hiç bu son bir aydır gördüğüm kadar mutlu ve hayat dolu görmedim. Ablamın şarkı söyleyebildiğini bile unutmuşum. Sen bize sadece ablamı geri getirmedin, genç Brom. Sen bize onurumuzu, umudumuzu, geleceğimizi ve prensesimizi geri getirdin. Bundan daha alicenap bir şey düşünemiyorum.”, der yaşlı Tinkerdome ve kendi evladına sarılır gibi hobbit’e sarırlır.

“Elveda, Kimble amca.”, der Brom üzgün bir sesle.

“Elveda, Efendi Brom., diye karşılık verir Kimbletyne Tinkerdome, sonra döner ve hana doğru seslenir.

“Gnine.. Evladım gel, bak. Efendi Brom gidiyor. Ona ‘güle güle’ de..”

 

. . .

 

Brom, kendisine verilen sayılı Bakla Bombalarından ilkini, Tinker Hills’den ayrılmasından kısa bir süre içerisinde kullanır. Sessiz Gnome’ların köyüne gelirken çılgınca bir panik içerisinde bir oraya, bir buraya koşturmasını, gnome’ların sakin köyünde, ve özellikle de Wressa teyze”nin yemekleri sayesinde üstünden atmış gibidir ve oldukça düzgün bir yol takip ederek Silent Hills’in hemen kuzeyindeki Miasmire bataklığına girer.

Miasmire, daha önce saplanıp kaldığı Croaking Mire bataklığı gibi değildir. Evet bu bataklık çok daha ‘ıslak’tır ama bu da biraz normaldir. Nede olsa tam ortasından Endless Sea denizine bağlanan bir akarsu geçmektedir. Ve burada zemin çok daha derin, kaygan ve sivri sinekli olsa da, Croaking Mire bataklığındaki gibi ne bir sis, ne uçuşan hayalet ve hortaklar, ne de kendisine ‘kurtarması için’ adıyla yalvaran ürkütücü yaratıklar vardır.

Bu, hiçbir şekilde yolculuğunun kolay olduğu anlamına gelmez. Öyle olmuş olsaydı Bakla Bombasını kullanmak zorunda kalmış olmazdı!

Miasmire bataklığının ortasından salınarak sürünen bulanık akarsuyu geçtiğinde, Brom’un daha önce hiç görmediği, neredeyse 15 adım boyunda, tamamen bataklık bitki ve sebzelerinden oluşan bir yaratık, muazzam bir devinimle çamurlu, bulanık sulardan yükselmiş ve küçük hobbit’e saldırmıştı.

Brom bir anda kendisine saldıran dehşet karşısında hiç düşünmemişti.

Kimbletyne amcanın verdiği bohçalardan birisine elini sokmuş, içinden kelek büyüklüğündeki toplardan birini çıkarmış, tepesindeki mandalı sökmüş ve kocaman ağzını açmış onu tek lokmada yutmaya gelen yaratığın hazır açtığı delikten içeri fırlatmış..

..sonra da sonuçlarını görmek için bile beklemeden arkasını döndüğü gibi kaçmıştı!

Brom arkasından ‘Vump!’, diye boğuk bir ses duymuş, bunu ise yaratıktan gelen acı ‘vıyaklama’ çığlıkları takip etmişti.

Brom, Miasmire’dan çıkıncaya kadar koşmuş, ancak Gulls Perch denilen yerin güney sınırına vardığında durmuştu.

Genç hobbit, evinden ayrıldığından beri değişen pek az şey olmuştur. Söz gelimi, hala farkındasız bir şekilde ellerini kollarını sallaya sallaya dolanır, ve karşılaştığı yaratıklardan anında kaçar ve saklanır.

Ancak bazı şeyler de değişmiştir. Mesela, o ilk gecesinde olduğu gibi erzakını hemen tüketmez ve olabildiğince günlere yaymaya çalışır. Eski tembel haline nispeten çok daha dayanıklıdır ve artık kendisini bulduğu ilk ağaç kovuğuna, devrilmiş bir ağaç kütüğüne yada sürünerek girdiği yoğun bir çalılığa sinerek uyumaz.

Kendisine, küçük de olsa bir kamp ateşi yakar, sıcak yemek pişirir, amcasının antika gürzünü, uyurken yastık olarak kullandığı sırt çantasının altına saklar, kılıcını da ince bir kayışla bileğine bağlayıp öyle uyur.

Birileri bütün bunlara bakıp gülebilir. Biraz daha nezaket göstermek isteyenler için ise bu küçük değişimler ‘bebek adımları’ olarak yorumlanabilir. Ancak Brom için bu değişimler gerçekten büyüktür ve onu bekleyen geleceğe hazırlayan zorlukların ilk meyveleridir..

 

 

Brom Bumblebrim’in hayret verici maceraları
A Bard’s Tale XIV “a Bit of a Bite” IV ile
devam edecek..