Showing: 1 - 2 of 2 RESULTS

A Bard’s Tale XII
“Tinker This! – I”

Timeline:

Bir gnome ve onun sorun çıkarma kapasitesi ve bela potansiyelini anlatan bir hikaye: Gnine Tinkerdome.

Arashkan şehrine vardıktan kısa bir süre sonra, beklenmedik bir şekilde kaçırılan Gnine, kendisini şehir arenasının altındaki zindanlarda, zincirlenmiş bir şekilde bulur.

Karanlıkta sabahın, sonrasında ise muhtemelen arenaya çıkmayı ve hayatı için tek başına mücadele vermeyi beklerken geçmişi ve o güne kadar yaptıklarını değerlendirir..

..zira ölümü beklerken yapacak başka bir şeyi yoktur.

Bu hikaye, Gnine’ın hikayeler serisinin ilkidir.

 

 

Kaçma edepsiz bücür!”

Gerisin geriye baktığında, bu Gnine “Ninehundredandninetynine” Tinkerdom’un bir zamanlar belki de en sık duyduğu şeydi. Tabii, arkasından! Aklı başında hiçbir gnome, kendisine “Kaçma edepsiz bücür”, diye bağırılırken durup beklemez.

Burada ‘akıllı’ ifadesini de olabildiğince geniş ve göreceli bir şekilde kullandığımızın farkındasınızdır, diye umuyoruz. Sanırım, ‘hayatta kalma içgüdüsü’, daha yerinde olurdu..

..ve Gnine Tinkerdome’un hayatta kalma içgüdüsü ta küçük yaştan itibaren oldukça gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Buna rağmen şu anda, şimdi, Gnine’ın morali oldukça düşüktür zira ilk defa yakalanmış, zincire vurulmuş ve karanlık bir zindana atılmıştır.

Dahası, nedenini bile bilmemektedir.

“Shit!”, diye küfür eder cesurca.. Lady burada olmadığına göre, istediğim kadar da küfür edebilirim nasıl olsa, diye düşünür Gnine acı bir şekilde.

“Shit..!”, diye yineler kendisini. “Zindandayım ve daha bir şey bile yapmadım!”

Acı dolu deneme-yanılmalarla bileklerine takılmış, oradan da duvardaki koca bir halkaya geçirilmiş prangaların, bir şekilde büyü yapmasını engellediğini anlamış, zincirleri saatlerce çekiştirmesi de hiçbir sonuç vermemiştir. Öyle ki, karanlıkta bir yerden bıkmış bir ses, “KES ARTIK ŞUNU“, diye bağırmıştır.

Gnine, karanlıktaki adamdan bilgi almaya çalışsa da, öğrendiği ve kesin olan tek şey, Arashkan şehrinin arenasının altındaki zindanlardan birinde olduğudur.

“Ne yani, beni arenaya mı çıkartacaklar?”, diye hayret içerisinde inler Gnine.

Karanlıktaki sesin sahibinin kıkırdadığını duyar.

“Hayır evlat. Sen sadece yemsin. Benim yaşamam için senin ölmen gerekecek. Seni öldürmek için harcayacakları saniye, benim hayatta kalmama yetecek saniye olacak!”

Bu laf üzerine Gnine’ın yüzü, fena halde alınmış bir şekilde kararır.

Hiçbir şey olmazsa, en az üç saniye ayakta ve hayatta kalacağını düşünür.

 

✱ ✱ ✱

 

Genç gnome, geçmişini düşünür.

Annesini, babasını, altı erkek ve dokuz kız kardeşini..

Bu kadar çok kardeşi olunca, annesi de, babası da en sonunda yılmış, dokuzuncu çocukları olan kendisine “Gnine” adını vermişlerdi. Kendisinden sonra doğan kardeşlerine ise; “Thein”, “Efelen”, Twerf”, Thirkeen”, “Fortin” ve “Fifthein” diye isimlendirmişlerdi.

Gnine bu konuda her zaman en şanslısının kendisini olduğunu düşünmüştü. “Twentein” ya da “Thirteinensleven” gibi bir şey de olabilir di, diye geçirmişti alkından.

Beklenmedik, şiddetli bir patlama ve akabinde gerçekleşen göçükte, Tinker Hills’deki yer altı evleri, bir çok başka evle beraber çökünce, Gnine kendisini bir anda yapayalnız kalmış olarak bulmuştu..

Biraz şimdiki gibi.

Yapayalnız, aç, karanlıkta ve ölümü bekler bir vaziyette.

En azından o zaman zincirlenmemişti hiçbir yere.

Biraz düşününce, günler sonra çıkarılıncaya kadar, tıkılı kaldığı göçükte de pek kıpırdıyamamıştı, dolayısıyla zincir onun için bir upgrade’di diyebiliriz aslında!

Yine geri dönüp baktığında, annesinin, babasının, altı erkek ve dokuz kız kardeşinin hayatta olması karşılığında şansından feragat edip “Thirteinensleven” olmayı tercih ederdi..

 

✱ ✱ ✱

 

Kaçma edepsiz bücür!”

Gnine, bu ifadeyi arkasından kaç defa duyduğunu hatırlayamaz. Hatırladığı bir şey varsa, o da bu ifadeyi tam olarak hak etmiş olmasıydı..

..muhtemelen!

Gnine hayatında bir çok şey denemişti. Bir çok farklı iş, kılık, meslek.. birisinde hoşuna giden bir şey mi gördü, hemen gördüğü kişinin kılığına girer ve onun gibi olmaya çalışırdı.

Sorun; kılığına girdiği kişinin sahip olduğu tecrübelerden mahrum olmasıydı. Dolayısıyla büründüğü kimliğin işini yapmaya kalkınca da, ortalık bir anda beklenmedik bir kargaşa eşliğinde karışmıştı.

Kılığına girdiği ve denediği ilk mesleği, ironik bir şekilde, Tinker Hill’s arenasında boks şampiyonluğuydu. Daha on bir yaşındaydı ve hayatının en fena dayağını yemişti. Hıncını alamayan Gnine, turnuva çıkışında kendisini döven gence, iplerden, makaralardan, katran ve samandan oluşan karmakarışık bir tuzak hazırlamış, ancak olay beklediği gibi gelişmemiş ve çıkan yangında yedi çadırın yanmasına sebep olmuştu.

“Kaçma edepsiz bücür!” ifadesini de ilk defa o zaman duymuştu..

 

✱ ✱ ✱

 

Gnine karanlıkta çok cılız bir ses duyar. Bu sesi duymasının sebebi, son iki, üç ayda edindiği zorlu tecrübelerden kaynaklandığını anladığında birden irkilir ve ilk ateş topu kullandığında yaptığı yanlış hesaplamanın sonuçlarını gördüğünde tepesine basan korkuyu hisseder.

Karanlıkta birisi, fevkalade sessiz adımlarla ilerlemektedir.

“Aager?!”, diye tıslar Gnine istemsiz bir umutla.

Hayatında ilk defa o asık yüzlü, pis bakışlı, mel’un herifi gördüğüne mutlu olur.

Ama karanlığın içinden gelen ses çok hafif hırıltılı, dolgun, tok ve bariz bir şekilde feminen bir sestir.

“Aager? Aager Fogstep mi?”, diye kıkırdar ses.

Gnine olduğu yerde dona kalır ve yaptığı hatadan dolayı kendi kendisine lanet eder.

“Shit!”, diye de üstüne küfür eder zira iş işten geçmiştir artık.

Karanlıktaki dolgun, çok hafif hırıltılı ses “Çok ayıp sayın Tinkerdome, ama isabetli!”, der ve sanki Gnine’ın tam dibinde gibidir.

“Bu şehirde beni tanımayan birileri var mı yaa? Siz kimsiniz?”, diye tıslar Gnine.

“Herkes değil. Sadece seni öldürmek isteyenler..”, diye bir cevap gelir karanlıktan.

“Belli ki siz beni tanıyorsunuz. Ama ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum. Nezaket, iki kişi karşılaştıklarında birbirlerini tanıtmasını gerektirir. Kimsin sen?”, diye ısrar eder Gnine.

“Fogstep’in neden sana sinir olduğunu anlamak çok da zor değil. Bu sadece bir tahmin ama sanıyorum ki seni defalarca boğmak istemiştir!”, der ses gülüyormuş gibi. “Ölüm arenasının altındasın. Pis bir zindana, zincirlenmiş bir şekilde tıkılmış durumdasın ve nezaket bekliyorsun..”

“Bu bir prensip meselesi..”, diye ‘hıf’lar Gnine.

“Seni buraya prensiplerin.. ve aptallığın getirdi Tinkerdome! Ve aptalların prensipleri para etmez..”, der kadın ve..

“..Bir saniye!”, diye ekler ironik bir şekilde ve kadının sesi uzaklaşır..

Bir an ortam sessizleşir.

Gnine nefesini tutmuş, iyice kulak kabartmış, karanlıkta bir şeyler duymaya çalışır.

..ve duyar!

İleriden, daha önce konuştuğu adamın olduğu yerden hafif bir darp ve ardından da bir inleme sesi gelir ve ortam yine sessizleşir.

Gnine yutkunur..

Neden sonra, hemen dibinde küçük bir mum yanar ve Gnine ilk kez, kendisiyle konuşan kadını görür.

Gnine ister istemez, “Wow.. ne kadar güzelsin!”, diye ünler!

Önündeki parmaklıkların diğer yanında duran kadın, yirmili yaşlarındadır ve gerçekte geleneksel anlamda güzel olmaktan çok, solgun bir cazibesi vardır.

Gnine’ın görebildiği kadarıyla kızın üzerinde sade, gösterişsiz, daha çok işlevsel amaçlı kıyafetler mevcuttur. Kızın elindeki kanlı ince hançer ve belindeki kısa kılıç dışında görünürde herhangi bir başka silahı yoktur. Gnine, kıza baktıkça onun ayrıntılarını daha belirgin bir şekilde farkeder; sıska, uzun kol ve bacaklarını, ince belini, düz, uzun saçlarını, zarif olduğu kadar sahibine hafif cüretkar bir hava veren burnunu, dolgun, acı dudaklarını ve keskin, cansız gözlerini.. Bu ayrıntılar, tekil olarak ele alındığında, her biri sanki bir başka kişiyi anlatmaktadır. Ancak kümülatif bir şekilde bakıldığında ise kızın bambaşka bir hikayesi olduğunu açıkça bir şekilde söylemektedir ne var ki Gnine, kızın çok küçük yaştan gerekli ve elzem besinlerden mahrum kalmış birisi olması dışında bu hikayenin ne olabileceğini çıkaramaz zira hayatında o kadar acı çekmemiştir.

“Teşekkür ederim küçük adam. Namın kadar kıvrak bir dilin varmış. Sırf bu yüzden arenada sana yardım edeceğim. Ama şunu unutma. Sen bir hedefsin.. Benim için değil ama başkaları için öylesin. Benim için ise sadece bir yemsin o kadar. Benim hedefim Gar Thalot. Onun muhteşem adalet arayışı ve ideolojileri için sana ve senin arkadaşlarına ihtiyacı olacak. Bunun için de senin buradan canlı çıkman gerekiyor. Arenadan canlı çıkmanın tek yolu da kazanmaktır!”, der kız cüretkar bir üslupla.

“Her halükarda, ya öldürdüğün o adam için bir saniyelik yem, ya da senin Gar Thalot’una ulaşabilmen için bir yem olacağım, öyle mi? Alternatiflerim bunlar mı? Ya yem olmak, ya da yem olmak!”, diye hicveder Gnine.

“Aaa.. Sana alternatif sunuyormuşum gibi bir izlenim mi verdim? Özür dilerim. Benim hatam!”, diye sırıtır kız Gnine’a soğuk bir şekilde.

“O adamı neden öldürdün peki?”, diye hafif tırsmış bir sesle sorar Gnine.

“Onunla mı arenaya çıkmayı tercih ederdin, sevgili ‘bir saniye’?”, diye gülümser kız, aynı ifadeyle.

“Aaa.. hayır, tabii ki hayır.. Öleceksem bunu güzel bir kızın yanında yapmayı tercih ederim!”, diye hızlı bir şekilde cevap verir Gnine.

Kız ‘fırk’lar.

“Şimdi.. bana Arashkan’a beraber geldiğin arkadaşlarını anlat. Özellikle de Aager Fogstep ve onun yanından ayrılmayan o küçük süprüntüyü..”, der kız gülümsemesine devam ederek ama kızın gülümsemesinin ulaştığı soğukluk nedense Gnine’ın içinde bir ürperti oluşmasına sebep olur.

Buna rağmen yine de kendisine engel olamaz..

“O ‘süprüntünün’ bir adı var; Inshala ‘la Fey’ Frostmane ve lütfen ona karşı biraz daha saygılı konuş! O tahmin edemeyeceğin kadar iyi bir insan. Fevkalade iyi niyetli, içten, sevimli, duygusal ve sevdiklerini hayatı pahasına koruyan bi kız o..”, der Gnine kızmış bir şekilde.

“O bir insan bile değil—”, diye başlar önünde duran kız ama Gnine “O bir insan!”, diye kati bir sesle onun sözünü keser ve “Senden de, benden de ve gördüğüm insanların hepsinden de daha bi insan o..”, diye harlar, kendisini frenliyemez ve devam eder..

 

Bir insanı insan yapan, kendisine sorulmadan, içine doğduğu ve bunun için hiçbir emek sarf etmediği bir bedene sahip olmak kadar ucuz ve basit bir şey ise, buradaki tek ‘insan’, az evvel umarsızca bir başka insanı öldürmüş olarak bi sen varsın. Ama bir insanı insan yapan onun kalitesi, duyguları, erdemleri, imkansızlıklar ve zorluklar karşısında yaptığı tercihleri ve sıfatları ise, o kız hepimizden daha bi ‘insan’.

Kızın, cılız mum ışığında oluşan gölgelerin oynaştığı yüzünde anlaşılmaz bir ifade oluşur.

Kız bir süre sessizce bu ifadeyle zincirlere bağlı cüceyi süzer. Neden sonra, “Öyle görünüyor ki, Fogstep gibi bir hayvanı adam etmek için, gerçek bir ‘insan’ gerekliymiş.. Kimin aklına gelirdi..?!”, der acı bir şekilde.

“Yaaa bakın. Belli ki Aager’i pek sevmiyorsunuz —ki bu da anlaşılır bir durum. Aager kendisini sevdirmek için etrafındakilere pek de sebep veren biri sayılmaz ama adamın zorlu bir geçmişi varmış. En azından geldiğim yerde duyduğum rivayetler bu yönde.”, diye açıklamaya çalışır Gnine.

“Zorlu geçmişi olan tek kişi Fogstep değil.”, der kız kindar bir sesle. “Her neyse.. dinlensen iyi olur cüce. Yarın asıl senin için zorlu bir gün olacak ve öleceksen, bu senin uykunu alamamış olmandan kaynaklanmasa iyi olur. Bu zindana sızmak için az çaba sarf etmedim..”

“Ee, girilebiliyorsa neden geldiğin yerden geri çıkıp kaçmıyoruz o zaman.”, diye sorar Gnine.

Kız cüceye uzun bir süre öylece bakar,

“Çünkü..”, der neden sonra burnundan soluyarak, “..bir bacadan girmek için kendini yer çekimine bırakman yeterlidir. Ama bu geri çıkabileceğin anlamına gelmez! Buranın yapısı da öyle.. Büyülü muhafızları girenlere karşı ayıktır ama yeterince iyi isen, yine de atlatabilirsin. Geri çıkmak ise apayrı bir konu. Büyülü muhafızlar girenleri sadece yakalamak için hazırlanmışlar. Çıkanları ise yok etmek üzerine kurulmuşlar!”

“Tamam.. Tamam.. kızma. Kaşların çatıkken de güzelsin ama gülümsediğinde çok daha harika oluyorsun!”, der Gnine, alttan alır bir üslupla.

“Sen hafif kaçıksın, galiba!”, der kız cüceye hayret içerisinde.

“Senin Bremorel diye bir kız kardeşin mi var?”, diye sorar Gnine ister istemez. “O da hep aynı ifadeyi kullanırdı da!”

Kız başını eğer ve “Benim sadece bir ağabeyim vardı.. çok küçükken.. Onu aldılar ve para karşılığı sattılar.”, der kız sessizce.

“Çok üzgünüm. Ben de küçükken annemi, babamı, altı erkek ve dokuz kız kardeşimi bir göçükte kaybettim. Bununla beraber, hala kendini bana tanıtmadın.”, der Gnine.

Kız çok hafif başını kaldırır.

“Benim adım.. Venom.. Lilly’s Venom..

 

 


Gnine: Nine / Dokuz
Thein: Ten / On
Efelen: Eleven / On Bir
Twerf : Twelve / On İki
Thirkeen: Thirteen / On Üç
Fortin: Forteen / On Dört
Fifthein: Fifteen / On Beş
Twentein: Twenty / Yirmi
Thirteinensleven: Thirty Seven / Otuz Yedi

 

 

 
 

A Bard’s Tale XI
“Power Word: NO!”

Timeline:

“Bu bir hikaye değildir. Bunu baştan söyleyeceğim. Bu bir anlatıdır ve kayıt altına alınmasına da en baştan karşıydım. Ne var ki, bunları anlatmak istediğim kişi burada değil ve elimde bunları kendisine ulaştırabileceğim başka bir imkanım yok.

Burada yazılı olan anlatıya veya yorumlara itiraz eden ya da aleyhimde kullanmak isteyen olursa, hepsini reddedeceğimi de en baştan şuracıkta dile getireyim – bu yaşıma gelmeyi başardım, mutlu bir şekilde gideceğimden ve ardımdaki zor ve çetrefilli işi de, en aklı selim kişilere bırakacağımdan dolayı.. eh.. mutluyum!”

“Bu anlatıda geçen yer ve isimleri değiştirmedim zira bunu yapmam halinde, korkarım ki anlatacaklarımdan daha çok sahiplerinin isimlerinin değişmiş olması onları daha çok kızdıracaktır..”

“Sevgili Magella. Bilmelisin ki bunları anlatmamın, yegane olmasa da, temel sebebi; gideceğimiz yere, geldiğimiz yeri unutarak varamayız. Bu sana son nasihatım zira sen ve arkadaşların çıktığınız ölümcül maceradan döndüğünüzde, sanırım ben de kendi ölümcül macerama çoktan başlamış olacağım.”

“Sen gelinceye kadar yerime vekil olarak genç Thomas Dimwoods’u bırakıyorum.. Eminim bundan dolayı benden pek hoşnut olmayacaktır zira izci kızla gittiği misyondan döndüğünde eskisi gibi artık kitaplarının arkasında saklanamayacağını ve kendisini büyük kararların ve daha da büyük sorumlulukların beklediğini öğrenecek..”

“Gideceğim yerde sizleri özleyeceğim..”

“SERRAPHYN EDET VIELLA XILLESSE DEMI”

 

“Bu nedir bilemiyorum.”

“Beni yanlış anlamamaya çalış sevgili Magella. O tür düşüncelerim olmayalı belki kırk yıl olmuştur ama dün gece rüyamda bir kız gördüm.

“Hayatımda hiç böylesi saf, güzel ve.. hüzünlü bir varlık görmemiştim. Bir melekti sanki ve bunu bana tekrarlayıp durdu..”

“..ve unutmamamı telkin etti.”

“Uyanınca ağladım..”

“Neden bana söyledi ki?”

“Ben burada olmayacağım!”

 

Serenity Home Tapınak Baş Muhafızı
Demos Lightshand

 

 

Efendi Argail Smitefast.

Sevgili Magella’nın anne tarafından dedesi.. Bu gördüğünüz zat, geçmiş kahramanlıklarıyla tanınan biri değildir zira kahramanlığa pez az ihtiyaç duymuştur. Kendisiyle tanışma fırsatım olduğu için kendimi her zaman şanslı hissetmişimdir.. Bunu söylerken, şansa asla inanmadığımı da hesaba katın lütfen. Onun sayesinde Scowling Hills ve Elder Hills’deki bir çok dwarf ile tanışma fırsatım oldu – ister istemez..

Evet, ‘ister istemez’ diyorum zira sizlerde benim kadar çok dwarf’la tanışmış ve beraber olduysanız, bunu oldukça ılımlı bir değerlendirme olarak kabul edeceksinizdir. Ne kastettiğimi anlamıyorsanız, bir dwarf’a danışın ama yanınızda saklanacak bir dağ getirmeyi ihmal etmeyin!

Kendisiyle ilk tanıştığımda ben yirmi yaşlarımda, genç bir tapınak koruyucusuydum. Efendi Argail ise çoktan yaşını almış, bilge, her zaman ciddi ve geçit vermeyen bir dağ gibiydi.. en azından ilk karşılaşmamızda benim üzerimde bıraktığı etki buydu.

Kendisiyle en son görüşmemizde ise ben seksen iki yaşındaydım ve beni çağırdığında yanına gidebilmem için ulaklarla beraber tahtırevan da göndermemiş olsaydı, gıcırdayan eklemlerimle o yolculuğu yapmam pek de mümkün olmazdı. Yanına vardığımda hala yaşını almış, bilge, her zaman ciddi ve geçit vermeyen bir dağ gibiydi.. Ben yaşlanmış ve erimiştim, o ise neredeyse hiç değişmemişti. Aradaki tek fark gözlerindeydi.

Efendi Argail yorulmuştu..

..ve sanırım kalmak için artık bir sebep bile aramak istemiyordu.

 

Ben her sabah, ‘Aaa.. hala hayattayım.. ne güzel.. Bugün ne yapsam acaba..’, diye düşünürken, o ise bıkmıştı.

Açıkçası bu beni fazlasıyla üzdü ama sebebini sormadım. Bir dwarf’a bazı şeyleri sormazsınız..

Bu basit bir nezaket meselesi değil sadece.. ve gerçekte soramayacağınızdan dolayı da değil.

Sormanız halinde alabileceğiniz cevaptan dolayı!..

..ve aldığınız cevabın sizin üzerinize yıkabileceği potansiyel sorumluluklardan dolayı.

 

Beraber uzun bir süre yürüdük. Ya da o yürüdü, ben ise tahtırevan ile onun peşinden koşturuldum.

Ancak Scowling Hills’in en sapa yamaçlarından birine geldiğimizde durduk. Uzun süre sessizce oturduk ve neden sonra “Sana birini vereceğim. Onu alıp bir tapınak muhafızı olarak yetiştir.”, dedi.

Açıkçası bu beklediğim bir şey değildi. Bir dwarf’a bazı şeyleri neden sormamanız gerektiğini ve bunun sizin üzerinize yıkabileceği ‘potansiyel sorumluluklardan’ ne demek istediğimi sanırım daha iyi anlıyorsunuzdur şimdi..

Efendi Argail, tek bir ifadeyle dört yüz küsür yıl yaşama potansiyeline sahip bir varlığın sorumluluğunu bana vermişti..

Ve ben ona aklından geçenleri sormamıştım bile!

“Bunu seve seve yaparım Efendi Argail. Ne var ki Tapınak Muhafızlığı bir çağrıdır. Demirci yada fırıncı çıraklığına benzemez.”, diye açıklamaya çalıştım. Ben seksen iki yaşındaydım ve kendimi gezmiş, görmüş ve bilge sanıyordum. Önümde oturan dwarf ise neredeyse dört yüz otuz yaşındaydı.. O an anladım ki, yaş ile kibir arasında birinin diğerini götürdüğü gibi bir ilişki yokmuş.

Efendi Argail bana öyle bir bakış attı ki, kendimi on iki yaşımda gibi hissettim.

“Sana vereceğim çocuğu al ve yetiştir. Dostluğumuzun hatrına bunu benim için yap, Muhafız Demos Lightshand! Her evlilik sevgiyle başlamaz. Bazen sevgi ve saygı sonradan oluşur. Onun çağrısı da sonradan gelecektir. Ama o burada olduğu sürece bu mümkün değil. Bizler elimizden geleni yaparız, kader kendi elini gösterinceye kadar. Benim elimden gelen de onu sana teslim etmek.”

Böyle bir şeye ne denir ki?

Dayanamadım ve kaçınılmaz soruyu sordum.

“Neden?”

Efendi Argail yine bana baktı ama bu sefer bakışlarında yine o yorulmuşluğu gördüm.

“Büyük bir şey geliyor.. Karanlık, mebus bir şey. Son iki yüz yıldır takip edip ipuçları arıyorum. Bulduklarım, ancak gözümün ucuyla görebildiğim şeyler, daha fazlası değil.  Ne var ki, her kış çıkışı daha da yaklaştığını kemiklerimde hissediyorum ve fazla zamanımız kalmadı. Karanlık, zorlu günler bizi bekliyor. Bunu benim klanime anlatmaya çalıştım ama dinleyen sadece bir kişi çıktı. Onu da sana veriyorum zira burada kalması halinde, diğerlerinin inadı ve ahmaklığı ona da bulaşacak ve burada harcanacak. Ve benim, bir sonraki jenerasyonu bekleyecek vaktim kalmadı.”

Bir dwarf’ın, inattan yılmış olduğunu ilk defa seksen iki yaşımda görmüş oldum..

Hayat sürprizlerle dolu, öyle değil mi?

“Peki”, dedim. “Kimdir bu ‘çağrılan’?”

Beni taşıyan ulaklardan biri öne çıktı.

Üstü başı yara bere içerisinde, koyu kızıl saçları darmadağınık ve yolunmuş, bir kaşı daha yeni yeni iyileşmeye başlamış, burnunda kurumuş kan pötürcükleri olan bir dişi dwarf’dı bu.. Üstündeki yırtıklara, çamur ve kana bakılırsa, sanırım beni almaya gelmenin daha o sabahında bir kavgadan çıkmış gibiydi.

Bana ve.. sanırım dedesi olan Efendi Argail’e yanan gözleriyle fena pis bakışlar atarak elindeki koca teberi hırsla sağa sola savurdu ama sanırım bu kızın içindeki hırsı gideremedi çünkü bir anda az ilerdeki iri bir kayaya daldı.

Kız, çığlıklar ve bilmek istemediğim dwarfça bir şeyler haykırarak, tüm varlığıyla kendisini o iri kayaya attı.

İşi bittiğinde kayanın pek azı kalmış, nabzeden kaşındaki yara ise tekrar patlamıştı..

Sonra kız teberinden geri kalanı yere sapladı, dedesinin elini öptü ve yanıma geçip nefes nefese kalmış olmasına rağmen sessizce durdu.

Ne yalan söyleyim. O teberle beni ikiye ayıracağını düşünmedim değil. Kaşları çatılı bir şekilde o kadar pis bakışlar atmıştı ki..

Bununla beraber, kızın içinde hissettiği hiddeti bütün varlığı ile dışına vurması, ama sonrasında ise büyüklerinin kararına boyun eğmesindeki kümülatif bilgeliğe hayran kalmadım değil;

Kızın hiddetini dökmesine müsaade edilmesi, Efendi Argail’in bilgeliğiydi. Ama en nihayetinde boyun eğen kızın kendisiydi ve o bilgelik de tamamen ona aitti!

O anda bu pasaklı kızı sevdim ve ona saygı duydum.

“Bu Lady Magella.”, diye tanıttı torununu Efendi Argail. “Adı bu! Kendisine vermeye çalıştığımız, hakettiği hiçbir başka adı kabul etmedi. Sanırım her aileden bir cins çıkıyor!”, dedi homurdanarak.

Sonra doğruldu, geniş omuzlarını gerip devam etti.. ama bana değil, kaşları çatılı duran torununa konuşuyor gibiydi.

“Teberini teslim etti. Kendisi artık senin çırağındır.. Dikkatli ol, çok inatçıdır. Aynı zamanda da dik kafalıdır. Ve bunu söylerken mecaz bile kullanmıyorum! Her şeye itiraz eder ve kızdığında gözü döner. İki teyzesi, dört kız kardeşi, bir amcası ve iki de erkek kardeşinin muhtelif yerlerini kırmışlığı var. Diğer klanlerle aramızdaki kavgalarda yaptıklarını, sizin gibi muhterem bir zatın yanında söylemesem daha iyi olur.. Bazılarının asla çocukları olmayacak dersem sanırım bu kafi olacaktır. Kendisine bağırılmasından ve hakaret edilmesinden hiç hoşlanmaz. Huysuzun tekidir ama zekidir. Bir şey aklına yatarsa onu sahiplenir. Sahiplendiği şeyleri de korur. Onlara zarar vermek isteyen olursa da.. kendisine verdiğim tavsiye, yapacağı şeyi senin yanında yapmaması oldu.. Sana tavsiyem ise yapacağı şeyi, yapacağı zaman yakınında olmamandır!”

Böylesi bir PR‘a ne denir ki?

 

✱ ✱ ✱

 

Efendi Durken Lostbeard.

Sevgili Magella’nın baba tarafından dedesi.. ve başımın… sanırım burada biraz PC olmam gerekirse, ‘belası’ şeklinde ifadelendirmemem gerekiyor ama dürüst olmanın dışında başka bir şey olamayacak kadar yaşlandım artık, dolayısıyla; ‘başımın belası’ bir zattı kendisi.

Daha ilk Scowling Hills’e gittiğimde Efendi Argail ve bununla tanıştım ve sanırım sakalına ne olduğunu sorma hatasında bulundum.

Dedim ya, bir dwarf’a bazı şeyleri sormazsınız.. Ancak kendi müdafaam adına söylemem gerekirse, o zamanlar toy bir çocuktum.

Kendisine bu soruyu sormamla birlikte az daha altmış kiloluk bir savaş çekicini yiyecektim!

Dikkat ederseniz, ‘başıma’ demedim zira o kadar büyük bir demir kütlesini yediğinizde, bunun kafanız ile sınırlı kalması hiçbir zaman bana mümkün gibi gelmemiştir.

Efendi Durken’in hemen yanında duran Efendi Argail müdahale etmemiş olsaydı, sanırım dwarf’lara yapacağım hutbem, biraz erken bitecekti..

Efendi Argail, Efendi Durken’in eline koca bir maşrapa tutuşturup, ona hırıltılı sesiyle “Bi salaklık yapmadan git, kendini bunun içinde boğ!”, deyip gönderdi.

Efendi Durken pis bir şekilde önce bana, sonra da maşrapaya baktı. Ciddi bir iç hesaplaşmadan sonra maşrapayı tercih etti ve ben ‘ederim’ konusunda biraz alınmadım değil!

Acemiliğim ile sorduğum bu soru, meğerse birçok dwarf arasında dile getirilmemiş bir esprinin final noktasını oluşturmuş ve Efendi Durken maşrapasıyla gittikten sonra, birden ortam onlarca dwarf’ın kahkahalarıyla sarsıldı ve herkes omzuma vurup elimi sıkmak istedi. Elimi sıkmaları sorun olmadı ama şu dwarf’ların sırta vurma olayı o gece bitirdi beni neredeyse. Serenity Home’a döndüğümde omuzlarımdan bel hizama kadar sırtım mosmor olmuştu.

Bu olaydan sonra öğrendiğim bir kaç önemli şey oldu;

Birincisi, dwarf’lara bazı şeylerin sorulamayacağını, ikincisi, benim ebedi olarak Efendi Durken’in kara listesine girdiğimi, üçüncüsü ise dwarf isimlerinin, gerçekte bir şeylerin kısaltması olduğunu.

Söz gelimi Efendi Argail Smitefast (hızlı ceza). Genelde sakin olmakla beraber, daha sonraları öğrendim ki, kızdırıldığında bu hatayı yapan kişiye hiç geciktirmeden cezasını verdiği. Dwarf’lardan bahsettiğimiz için de bunun anlamı elli ile yüz elli kilo ağırlığındaki bir savaş baltası, topuzu yada çekicin, muhatabının kafasına geçirilmesi şeklinde olduğu..

Bir diğer örnek olarak, Edendi Durken (drunken/sarhoş) Lostbeard (sakalı kayıp / kayıp sakal) anlamlarına geldiğini ve birgün içkiyi yine fazla kaçırdığında birisinin keskin bir bıçakla adamcağızın neredeyse dört yüz yıllık sakalını kesmesi üzerine ona bu adın verildiğini öğrenmiş oldum.. Sırtımdaki morluklarla beraber!

“Sarhoş ve sakalını kaybetmiş”

Lightshand (ışığın eli) ismini de neden sonra Efendi Argail vermişti bana.

Bunu yaptığında kendimi pek onure olmuş hissettim. Ancak geri dönüp baktığımda, belki de bana yaptığı bu jest, daha o zamanlar bana teslim etmeyi düşündüğü torunu için bir altyapı hazırlığı idi..

Yanlış anlaşılmasın. Efendi Argail iyi bir dwarf idi. Ama bu kurnaz ve ileri görüşlü olmadığı anlamına gelmiyor. Dahası, bugüne kadar kurnaz ya da ileri görüşlü olmak ile iyilik arasında birbirini yıpratıcı bir ilişki görmedim.

Aptallık ile kötülük arasında gördüm ama..

Ne kadar ironik, değil mi?

 

✱ ✱ ✱

 

Gellator Bluntaxe (kör balta).

Sevgili Magella’nın rahmetli babası.. Ne yazık ki hayattayken onun hakkında kendi ağzından duyup da size aktarabileceğim hiçbir şeyim yok. Ve rivayetlere göre karısının da yokmuş zira bugüne kadar “kocam şöyle dedi” ya da “kocam şunu sever”, babında bir ifade kullandığını duyan yokmuş. Bilinen bir şey varsa dilsiz olmadığı.

Bir kenara çömer ve saatlerce sizi dinler.. ya da öyleymiş izlenimi verir.

Daha da ürkütücü hali ise..

..bir kenara çömer ve saatlerce size.. bakar.

Aynen resimde ki haliyle gördüğünüz gibi!

Rivayetlere göre, madenlerde gerçekleşen bir göçükte geçirdiği ve birkaç gün sonra da ölümüne sebep olan kazadan sonra, ölüm döşeğinde konuşmuş sadece.

Ezilmiş kaburgalarından dolayı zorlukla nefes alabilmesine rağmen eşine, “Seni sevdim, kadın. Bugüne kadar konuşmadım çünkü hiçbir zaman senin kadar zeki olmadım ve ağzımdan seni üzecek aptalca bir şey çıkar diye korktum!”, demiş..

Böylesi bir bilgeliğe ne denir ki?

Eminim sevgili Magella hala babasının yasını tutuyordur. Ancak kendisinin ona çekmemiş olmasından dolayı hep şükretmişimdir. Bana katılmasından sonra sadece dört ay, on yedi gün geçti ilk cümlesini duyduğumda.

O da, “Eee..? Sana ne diycem?” idi..

 

✱ ✱ ✱

 

Margaret Madish (delimsi), sevgili Magella’nın annesi. Size onun hakkında sadece bir şey söylemem gerekirse, o da Margaret’in muhteşem bir kadın olduğudur.

Zeki, nazlı, dik kafalı, alımlı, çekici, çarpıcı, güçlü, deli, inatçı, gözüpek, bıyık altı bir espri anlayışı olan ve.. utangaç – inanabilirseniz şayet!

Buna inanmadıysanız eğer, sizlere inanmayacağınız bir başka şey daha anlatayım;

Margaret’in, kocasıyla ilk karşılaşmaları (ve birinin diğerine kafa tutması) sonucu tam elli iki saat balta ve çekiçle birbirlerine vurmaya çalıştığını biliyor muydunuz? – sırf inat olsun diye!

Margaret ile tanıştığımızda kendisi bana bu hikayeyi, fevkalade romantik ve puslu bakışlarla, mutlu, genç bir kız edasıyla anlatmıştı. Elli iki saat boyunca da Gellator’un ağzından tek bir laf alamamış. En sonunda babaları bunları birbirine uygun görmüş ve Gellator’dan da ses çıkmayınca, ikisini evlendirmişler.

Bundan Efendi Argail mi daha mutlu oldu, yoksa Efendi Druken mi pek emin değilim ama sanırım başarılı bir evliliğin sırrı, mutlu bir şekilde deli bir kadın ve sesi çıkmayan bir erkekte yatıyor.

İkisinin de birbirinden şikayet ettiğini duymadım bugüne kadar. Duyan birini de tanımıyorum.

Sevgili Magella bana katıldıktan sonra her ay ondan benim sağlığımı ve kızının gelişimini soran en az bir mektup aldım. Ben de kendisine kızının sağlığı, eğitimi, gelişimi, ruh hali, notları ve karnelerini içeren cevaplar gönderdim.

Böyle ilgili bir anneye ne denir ki?

Dediğim gibi; Margaret muhteşem bir kadındı..

 

✱ ✱ ✱

 

Yulanda Madsteam (çılgın buhar). Hayatımda bu kadın kadar duman ve buhar seven ve ağzı bozuk bir başkasıyla karşılaşmadım. Ağzından iki şeyin asla eksik olduğunu görmedim; birincisi el sarması tütünü, diğeri ise saydırdığı küfürleri. Eminim ikisininde asla farkında değildi. Kendisi fevkalade çalışkan, kafasını koyduğu işe verip yapmayı seven, ahmakların dedikodularıyla vakit harcamayan bir kadındı. Aklı başında kimsenin ona bulaştığını duymadım. Çoğunlukla da sosyalleşmezdi zaten. Kendisini burada zikretmemin sebebi, bunca yıl boyunca onu sadece iki defa görmüş olmamdı. İlki, Efendi Argail’in beni resmi olarak bütün klane tanıtmak istediğinde adıma verilen şölende, diğeri ise Efendi Argail’in sevgili Magella’yı bana teslim ettiğinde ona veda etmek için gelenler arasında yer aldığındaydı.

Ayrılırken muhteşem bir belagat ile ne saydırmıştı bana ama..

Neyse ki ben söylediği şeylerden hiçbirini anlamadığım için sadece gülümsemiştim. Sanırım bu yüzden yaşlı gözlerle bana sarıldı!

 

✱ ✱ ✱

 

Rashafel Rottenfate (çürük kader).

Sevgili Magella’nın sevdiği nadir akrabalarından biri de yengesi Rashafel’dir. Her ne kadar bunun sebebini asla anlayamamış olsam da. Kadın zır delinin tekiydi. Kem gözlüydü ve bir cadıydı!

Evet, öyleydi sevgili Magella, boşuna itiraz edeyim deme! Bana sadece bir defa baktığını gördüm ve ardından düşüp ayağımı burktum. Kadın olağan bir şekilde dolaşırken etrafındaki eşyaların kaçıştığını kendi gözlerimle müşahade ettim.

Sanırım elinde bir balta, çekiç, gürz, kılıç yada bıçakla dolaşmayan karşılaştığım tek dwarf oydu. Neden gerekli görsün ki?

 

✱ ✱ ✱

 

Quin Stabsez (hızlı bıçaklayan). Onun hakkında bildiğim bir şey varsa, fevkalade asabi bir kadın olduğu.. ve benden de pek hoşlanmadığı. Tabii, daha sonra öğrendim ki, Quin teyze kimseden hoşlanmazmış ve klande bıçaklamadığı kişi yokmuş!

Resimde gördüğünüz hali, benim şahsen yüzleştiğim haliydi ve yaptığım tek şey, mis gibi kokan, fırından yeni çıkmış sıcacık ekmeklerden birine elimi uzatmaktı.

Beni de bıçaklayacaktı ama üç dwarf üstüne atladı ve buna engel oldular, sağolsunlar. Sevgili Stabez teyze de benim yerime onları bıçakladı!

Sanıyorum ki benden hoşlanmamasının sebebi de bu. Elinden ‘kaçırdığı’ tek kişi bendim.

Eminim, sevgili Magella’yı götürmek üzereyken veda etmek için gelenler arasında onun da olmasının, gizliden gizliye eline beni bıçaklamak için bir fırsat çıkabileceği umuduydu.

Mel’un kadın!

Öldüğümde tabutumun içinde onun ekmek bıçağını bulmayı tam olarak bekliyorum!

 

✱ ✱ ✱

 

Uzun hayatımda anlamadığım, hafzalımın almadığı birçok olay ve birçok kişiyle karşılaşmışlığım oldu. Ama bunların en başında hiç kuşkusuz Patunia Longstare (uzun bakış) teyze vardı.

Kendisine bir şey sorulması halinde, şanlıysanız saatlerce, değilseniz günlerce olduğu yerde durup ufuk çizgisini seyrederdi. Dwarf’ların çoğunluğunun yer altında yaşadıklarını göz önünde bulundurursanız, ‘ufuk çizgisini’ saatlerce seyretmenin nasıl imkansız olduğuna hiç şüphesiz sizlerde benim gibi ayılacaksınız.

İlk defa Scowling Hills’e geldiğimde Efendi Argail herkesi teker teker tanıtırken, bu kadının önüne gelip durdu ve “Bu da kızlarımdan Patunia Longstare”, dedi ve beni kolumdan tuttuğu gibi bir sonrakine geçti. O an bunu biraz yadırgamıştım. Daha sonra, dört gün sonra, dwarf’ların yanından ayrılırken Patunia teyzeyi olduğu yerde durmuş, hala ufuk çizgisine bakar bulduk!

Rivayetlere göre kadın evlendiğinde, adama bakmış.. bakmış.. bakmış.. ve bakmış. Öyle ki yeni kocası utancından intihar etmiş!

Bu hikayeyi bana Efendi Argail anlattı. Dolayısıyla ciddi miydi, yoksa kendisine özel bir espri anlayışından mıydı asla işin aslını öğrenemedim.

 

✱ ✱ ✱

 

Marideth Brave (cesur). Tam olarak adı üstünde biri. Yada gözü kara. Dwarf’lar söz konusu olunca aradaki farkı anlamak gerçekten çok güç olabiliyor. Ancak ok kullanan gördüğüm nadir dwarf’lardan biriydi kendisi. Ve onu çok iyi kullandığını bir çok farklı kaynaktan duydum. Hatta bir sefer bir grup goblin, aşağı ahırlara musallat olmuş ve o esnada oradan geçen Merideth bir okla iki goblini, ikinci bir okla üç goblini, üçüncü okuyla da beş goblini öldürmüş.

İşin ilginci hepsini de başlarından vurmuş ve bu şekilde ‘Gobilardo’ diye bir oyunun da mucidi olmuş!

Yaşlı bir adama gülmeyin. Hiçbir şey olmazsa, ayıptır. Ben her zaman, bana söylenen şeylere açık gözlerle bakan biriydim. Bir dwarf’ı yalancılıkla suçlamak hem büyük bir kabalık, hemde sağlığınız açısından da iyi bir şey değil. Özellikle de çok iyi ok kullanıyorsa..

Gösterdiğim anlayış ve nezaketle ben yüz altıncı yaşımı bitirdim..

Siz kaç yaşındasınız?

 

✱ ✱ ✱

 

Jinshe Pinwheel (oklava) teyze. Mütemadiyen bana bakıp, kısık, ince sesiyle “Bana rahmetli kocamı hatırlatıyorsun.”, deyip duruyordu. Neden sonra öğrendim adını nasıl kazandığını. Meğer Elder Hills yolu üzerinde bir orc sürüsünün saldırısına uğramışlar ve Jinshe teyze elindeki oklava ile tam on bir tanesinin başını ezmiş.

Hazır başlamışken, işe yaramaz kocasını da aradan çıkarmış!

Bunu duyduktan sonra bir daha onun mutfağına uğramamaya karar verdim.

Doğru olanı mı yaptım acaba?

Yoksa yaptığımı bir saygısızlık olarak görüp de peşime takılır mı?

 

✱ ✱ ✱

 

Gertruth Heavyhands (eli ağır) teyze.

Bu kadını dwarfların mutfaktalarında pek görmedim. Kendisini sadece, madenlere inen dwarf’ların, çocuklarını bıraktıkları kreşlerde görevlendirildiğine müşahade ettim. Görev yaptığı kreşler, sessiz çocukları olan tek kreşti. Nedenini sadece tahmin edebiliyorum. Bundan bir tane de bizim yetimhaneye alsak mı diye düşünmedim değil.

 

✱ ✱ ✱

 

Drejeret Quik (hızlı) teyze ve Yor Whatoo (ne/kim) amca/teyze..

Drejeret teyzeyi ilk gördüğümde bana sanki fazladan yağlarım varmış da alınması gerekiyormuş gözüyle bakmıştı. Son gördüğümde ise artık sıskası çıkmış yaşlı bir adamdım ve bana hala alınması gereken fazlalığım varmış gözüyle bakıyordu!

Yor amca? teyze? abla?.. açıkçası Yor’un ne olduğunu asla kestiremedim. Diğer dwarf’ların da pek kestirebildiklerini sanmıyorum zira bazıları onu ‘Yor Amca’ diye çağırırken, bazıları ise ona ‘Yor Teyze’ diye hitap ediyordu. Şanslı bir adam/kadındı sanırım. Kavgalara davet edildiği gibi, kadın günlerinde dedikodulara da çağrılıyordu. Onu elinde iki buçuk yardalık bir kılıçla da gördüm, ‘biz kızlar arasında’ örgü örerken de..

Sevgili Magella’nın muhtelif teyzeleri, amcaları, kız ve erkek kardeşleri hakkında edindiğim bilgilerin çoğunu Yor ‘teyze’den öğrendiğimi tahmin edemediniz, değil mi? Sevgili Magella da tahmin edemedi ve bildiğim bazı şeyleri nasıl bildiğimi, büyük bir hayret ve hayranlıkla bilgeliğime verdi.

Sanırım bu konuda kendisine bir özür borçluyum. Yaşlı bir adamın bu küçük eğlencesini hoş görür diye umuyorum!

Ne var ki, her Scowling Hills’e gelişimde ‘Kız gel, sana yeni dedikodularım var!’, deyip beni bir kenara çekmeleri sayesinde öğrendiklerimi bu anlatıya dahil etmeyeceğim..

Yor teyzenin anlattıklarını herkes bilmese sanki daha hayırlı olur gibime geliyor.

 

✱ ✱ ✱

 

Goric Boarshoulders (domuz/iri omuzlu) amca.. Kendisiyle pek az karşılaşmışlığım oldu. Öyle ki, bir gün Efendi Argail ile (gizliliği dolayısıyla ayrıntılarını burada paylaşamayacağım) bir toplantı için buluşacaktım ve birden Goric amca karşıma dikili verdi. Homurtularla karışık “Ona iyi bak!”, dedi bana.

O zamanlar Efendi Argail’den bahsettiğini sanmıştım ve “Tabii, benden ona bir zarar gelmez.”, dedim.

Bana ormanı andıran kaşları altından, kısılmış derin gözleriyle öylece baktı.

Neden sonra ‘hıf’layıp gitti.

Bu Goric amcayla yaptığım tek iletişimdi.

Geriye bakıp da bu karşılaşmamız üzerine düşündüğümde, Goric amcanın gerçekte Efendi Argail’den değil, sevgili Magella’dan bahsettiğini anladım.

İşin ilginci, Efendi Argail’in, sevgili Magella’yı bana teslim edişine daha yirmi sekiz yıl vardı!

Belli ki Efendi Argail, sevgili Magella hakkındaki kararını çok uzun bir zaman önce vermişti.

O sadece doğru kişinin gelmesini bekliyordu.. ve sanırım onun güvenilir biri olduğunu kendi gözleriyle görmek istiyordu.

 

✱ ✱ ✱

 

Ferrainin Redbear (kızıl ayı) ve Bruden Burnthammer (yanık çekiç) amcalar. İsimlerinden de tahmin edeceğiniz gibi, ikisi de savaşçı ruhlu, cesur, az konuşan, ciddi.. ve bir o kadar da deli iki dwarf!

Yanlış anlamayın. Ben insan standartlarına göre ‘deli’ diyorum. Bunca yıl sonra bile bir dwarf’un, bir başka dwarf’a deli ya da kaçık dediğini, müstesna bir kişi dışında, duymuşluğum olmadı. Dwarf’lar daha ziyade, ‘biraz heyecanlı’ ifadesini kullanırlar.

Şimdi düşünüyorum da, insan standartlarında baktığımızda, sanırım bizim yetimhanemizde de bu iki dwarf amcanın ruhunda ve ‘biraz heyecanlı’, Morel adında yetim bir kızımız vardı. Bir seferinde giriştiği bir kavgayı ayırmak için müdahale etmeye çalıştığımda benim üzerime bile yürümüştü.. O zamanlar çok küçüktü tabii. Şimdi büyüdü ve kasabamızın yetkin izcilerinden biri oldu.

Korkarım, Thomas’ın o kızda gözü var.

Cesur çocuk, şu Thomas!

 

✱ ✱ ✱

 

Lamideth Doncross (kızdırma) ile Britney ve Dritmey Tosser (savurur) ikizleri..

Sevgili Magella’nın en büyük ablası ve ikiz ablaları.

Yıllar içerisinde sevgili Magella’nın genelde ablaları, kız kardeşleri ve biri hariç erkek kardeşleriyle iyi geçindiğini ve hepsini sevdiğini öğrendim. Ancak Lamideth’e düşkünlüğü her zaman kendisini göstermiştir.

Lamideth’de sevgili Magella’ya, lakap takmadan ve ona, onun istediği şekilde hitap eden belki de tek akrabasıydı. Scowling Hills’den ayrılıken, içten göz yaşı döken sanırım yine Lamideth idi.

İkizler ise vedalaşmaya ellerindeki baltalarıyla gelişleri yeterli mesajı vermiyormuş gibi, kaşları çatık, bana manalı bir şekilde bakmalarından, onlara söyleyeceğim hiçbir şeyin, alınan kararda benim bir payımın olmadığına ikna edemeyeceğimi anlamıştım. Daha sonra duydum ki, sevgili Magella’nın gidişine üçü de o kadar üzülmüşler ki, o bölgeye üç yıl bir tane bile orc ya da goblin yaklaşmaya cesaret edememiş.

Böylesi bir sevgiye ne denir ki?

 

✱ ✱ ✱

 

Nikelix Carver (oyucu) ve Dridges Motherswolfie (anasının kurdu). Sevgili Magella’nın küçük kız kardeşleri. Ayrılırken oturup hüngür hüngür ağlayarak ablalarının gidişini seyretmişlerdi.

Zavallı kızlar..

Sanıyorum ki, sevgili Magella ablası Lamideth’e nasıl yakın ve düşkün idiyse, Dridges de sevgili Magella’ya o kadar yakın ve düşkündü.

Nikelix, dwarf’ların tabiriyle ‘biraz heyecanlı’ bir kızdı.

Dridges ise bütün savaşçı ruhuna rağmen aklı başında, uslu, söz dinleyen hanım hanımcık genç bir bayandı. Bu güne kadar karşılaştığım en ‘olgun’ kişiliğe sahip dwarf’lardan biriydi dersem sanırım hiç de yanılmış olmam.

Uzun bir süre, Efendi Argail sevgili Magella ile beraber Dridges’i de eğitim için teslim etseydi ne muhteşem olurdu, diye düşünmeden edemedim. Tabii, o zamanlar bilmiyordum; Efendi Argail sevgili Magella’yı bir tapınak koruyucusu olarak eğitmem için bana teslim ettikten meğer bir ay sonra Dridges’i de,  Elder Hills’e bir ordu taktik komutanı eğitimi için göndermiş..

Efendi Argail’in deyişiyle; “Savaşçı bulmak kolay. Bizden çok var! Olmayan şey ise bilgelik ve taktik zeka.. Ve ikisini de parayla satın alamazsın. Bunlar bizim içimizden çıkmalı ve genç yaştan eğitilmeli..”

 

✱ ✱ ✱

 

Lillias Absentwhot (unutkan hıı?!) ve Jeina Blond (sarışın).. Sevgili Magella’nın diğer iki kız kardeşleri. Hayatımda hiç Lillias kadar zeki, şirin, düşünceli, aynı zamanda da unutkan, aklı karışık ve gittiği yere bakmayan biriyle karşılaşmadım.

Klanın tüm hesap ve muhasebe işlerinden, madenlerden çıkarılan her gram demir, bakır ve gümüşten, el değiştiren her parça altından o sorumluydu..

Bu zavallı kızın kaç defa farkında olmadan yanan şöminelerin içine yürüdüğünü, ok talim alanına girdiğini, tepelerden aşağı yuvarlandığını ve günlerce yemek yemeyi unuttuğunu bilemezsiniz. Sanırım bu sebepten dolayı kız kardeşi Jeina’yı onun peşine taktılar.

Jeina’yı nasıl anlatsam..

“Belirli tekil bir anda, belirli tekil bir şeye odaklanabilme kabiliyeti olağanüstü bir kızdı..!”

Evet. Sanırım bu fevkalade usturuplu oldu zira o kızı üzmek istemem.

Bütün sınırlı erdemlerine rağmen, hep mutlu bir kızdı.

Bundan daha büyük bir erdeme ne gerek olabilir ki?

Omuzunda koca baltasıyla sabahtan akşama kadar küçük kız kardeşi Lillias’ın peşinden giderek, hem klanın bütün hesap ve muhasebe işlerinin yanmadan veya bir yamaçtan aşağı yuvarlanmadan işlenmiş olmasını sağlıyor, hem de kimsenin bu denli tekil bir şekilde yapamayacağı bir işi becerebilmenin mutluluğunu yaşıyordu. Bu şekilde kimseye hesap vermek zorunda olmadığı gibi, mutfak ve maden işlerinden de tamamen muaf kalmış oluyor..

Bu her zaman bana akıllı bir pazarlık gibi gelmiştir. Ve açıkçası, sınırlılığını bu kadar iyi değerlendirebilen bir başkasıyla karşılaşmışlığım olmadı.

 

✱ ✱ ✱

 

Grugreth Twonutz (falza çatlak).. Kız kardeşlerden sonuncusu ve en belalısı.. Daha önce belirtmişimdir. Dwarf’lar kendi aralarıda, deli, manyak, kaçık gibi ifadeler kullanmazlar. Ilımlı bir şekilde ‘biraz heyecanlı’ ifadesini tercih ederler. Yine daha önce de buna bir istisna olduğunu da ifade etmiştim. İşte o istisna Grugreth Twonutz!

Scowling Hills’de, dwarflar kendi aralarında konuşurken ‘o manyak’, ‘o kaçık’ ya da ‘zır deli’, diye birisinden bahsediyorlarsa, bilin ki Grugreth Twonutz’dan konuşuyorlardır..

Duyduğum —ve kenara çekilip ciddi bir şekilde uyarıldığım— kadarıyla da, tam bir belalı..

..klinik anlamda.

Efendi Argail’in ondan bahsederken oturup ağladığını gördüm!

İşin ilginci, geçinebildiği tek kişi de ablası sevgili Magella’ymış ve o gittikten sonra durumu sadece daha da kötüleşmiş ve elli yaş altı, kendi demirci dükkanı olan bilinen tek dwarf’da Grugreth Twonutz! Kız demirci dükkanında sabahtan akşama kadar ya demir döver —ya da alakasız bir yerde sizi!

Bir seferinde Efendi Argail’e espri olsun diye onu goblin ve orc’ların üstüne salabileceğini önermiştim..

Yaşlı dwarf ise yüzünde fevkalade ciddi bir ifadeyle, “Hiçbir şey Grugreth Twonutz’ı haketmiyor.”, demişti..

Sonra da oturup ağlamıştı.

 

✱ ✱ ✱

 

Lamark Earthbound (toprağa bağlı), Harakoon Evilscowl (çatık kaş) ve Romilus “Mad” Ussa (deli Ussa.. ya da Medusa).. Sevgili Magella’nın iki ağabeyi ve küçük erkek kardeşi.

Lamark’la, Efendi Argail’ın tanıştırması esnasında bir defa görmüşlüğüm oldu. Kalabalıklardan ve gürültüden pek haz etmeyen, sessiz, kendi başında bir dwarf. Zamanının çoğunu yerin altındaki demir madenlerinin derinliklerinde geçirmeyi tercih eden biri olduğunu başkalarından öğrendim zira tanışmamızda bana sadece başını sallayıp bir şeyler homurdanmış, sonra da adıma verilen yemeğe bile katılmadan tekrar madenlere inmişti.

Harakoon’nun ise hayatımda gördüğüm en fena çatık kaşlara sahip kişiydi —ki diğer dwarf’lar için bile biraz fazlaymış bu. Sanırım sırf bu yüzden Efendi Argail kendisinden sonra yerine onun geçmesini istiyordu. Bu yüzden Harakoon pek az toplantıyı kaçırırdı ve bütün teyzeler, amcalar, kız kardeşler ve erkek kardeşler arasında en sık onu görmüşlüğüm oldu.

Tabii, bu benimle konuştuğu anlamına gelmiyor. Harakoon ağzı sıkı bir dwarf’du ama biraz fazla kuşkucu ve duygusaldı. Teorik olarak sevgili Magella’nın benim yanıma, Dridges’in de Elder Hills’e gönderilmesini onaylasa da, sanırım gerçekte bunu pek kabullenemedi.

Efendi Argail’in yerinde Harakoon olsaydı, olaylar muhtemelen çok daha farklı olur ve ben de sevgili Magella ile belki de hiç tanışmamış olurdum.

Romilus’a gelince..

Hatırlarsın, bir sefer Serenity Home konsül üyelerinden Haradin Franderson’dan laf açılmıştı ve sen onu ‘Romilus’un bir kopyası’, diye tarif etmiştin.

Sevgili Magella, bunca yıldır konsül üyeleriyle o veya bu sebeplerden dolayı muhatap olmuşluğum oldu ama hiç kimsenin bu kadar isabetli bir tespitte bulunduğunu görmedim.

‘İçten pazarlıkçı’, ‘kaypak’ ve ılımlı bir ifadeyle ‘güvenilmez’, sanırım ikisini de doğru bir şekilde tarif ediyor. Kendisi Scowling Hills Belediye Başkanı Shimeel Brassbeard’ın yakın arkadaşıydı ve sevgili Magella ve Dridges’in başına da az iç açmamıştır.

Kendince zengin olmanın hızlı bir yolunu bulduğunu sanıp, Brassbeard’e iki kız kardeşlerden birini yamamaya kalkınca işler bir anda savaş alanına dönmüştü.

Geriye dönüp baktığımda, iyi ki o zaman Scowling Hills’de değildim diye düşünmüşümdür zira bana Demos LIGHTSHAND boşuna demediler!

Kandırarak Brassbeard’in yanına getirdiği kız kardeşlerden, Romilus da, belediye başkanı da hiç beklemedikleri bir tepkiyle karşılaşmışlardı.

Sevgili Magella, derin bir nefes almış ve toprağın derinliklerindeki demir madenlerinde bulunan ağabeyi Lamark’ın bile duyacağı şekilde “HAYIR”, diye kükremiş, sonra da Romilus’a dalmıştı..

Sanırım klanden ve Scowling Hills’den ihraç edilen bugüne kadar duyduğum tek dwarf da Romilus oldu ve yaptığı bu ahlaksızlıktan dolayı kendisine “Mad” Ussa.. (manyak Ussa) yada Medusa adı verildi.

Ama bunların hepsini sen zaten biliyorsun, sevgili Magella.

Bilmediğin şey ise, Romilus’un geri dönmüş olduğu..

Klane geri katılabilmek için yapmadığı şey kalmadı. Reddedilince de Scowling Hills kıyılarında seyredip sorun çıkarmaya başladı. Korkarım yanlış kişilerle dostluk kuracak ve çok büyük sorunlara sebep olacak zira Scowling Hills’in içini de, dışını da Romilus çok iyi biliyor.

 

✱ ✱ ✱

 

“Yoruldum.. Sanırım artık dinlenebilirim.. Bu anlattıklarım, sevgili Magella’ya geçmişiyle ilgili söylemek istediğim mesajı verecektir.”, der yaşlı Demos, bitmiş bir sesle.

Loş ve küçük odasındaki iğreti yatağında sırt üstü yatmış yaşlı tapınak muhafızı, hırıltılı bir nefes alır.

Hemen yanı başındaki bir tabureye çömmüş, diz sehpasının köşesine tutturduğu cılız bir mum ile efendisinin anlatısını kaleme alan genç katip dışında gecenin bu saatinde tapınaktaki herkes, Serenity Home’un gerisi gibi uyumaktadır.

“İsterseniz yarın devam edelim efendim.”, diye önerir genç katip.

“Bitti zaten, çocuğum. Hepsini yazdın değil mi?”

“Evet Efendim. Harfi harfine..”

“Güzel.. güzeel.. Ne zaman temize çekip Arashkan’a gidecek ulağa verebilirsin?”

“İsterseniz yarın sabah erkene yetiştirebilirim.”

“Gerek yok. Seni uykundan daha fazla etmeyelim. Yarından sonraki günün sabahı da olur. Bakarsın ekleyecek bir şeyler gelir aklıma.”

“Tabii Efendim. Siz nasıl isterseniz.”

“Haydi git sen de dinlen artık. Ama önce mutfağa uğra ve bir şeyler atıştır. Bütün gün benim gibi yaşlı bir bunağın saçmalıklarını dinledin ve öğünlerini kaçırdın..”, der Demos ve yorulmuş bir şekilde gülümser.

“İnanın ben çok eğlendim, Efendim. Sizin ve saygıdeğer Lady Magella’nın böylesi bir geçmişi olduğunu bilmiyordum..”

“Bu, sevgili Magella’nın geçmişi değildi evlat. Onun geçmişini şekillendiren kişilerdi sadece. Ama en nihayetinde dedesi Efendi Argail’in kararına boyun eğen de, beni efendisi olarak kabul etme nezaketini gösteren de yine kendisiydi.. Bu bilgelik her zaman ona aitti.

Belki sen de bir gün bilge bir dwarf’la karşılaşırsın ve anlatacak böylesi bir hikayen olur. En nihayetinde bizim işimiz ‘iyilik’tir ve iyilik, kitaplarda değildir. Kitaplarda sadece tarifler ve reçeteler vardır.. İyilik, tapınağımızın korunaklı duvarlarında da değildir çünkü bizim tekelimizde olan bir şey değildir. İyilik, orada.. dışarıdadır..”, der Demos iyice kısılmış sesiyle.

“Evet Efendim. Kesinlikle haklısınız.”

“Şimdi bu yaşlı adama bir battaniye daha getir, sonra da mutfağa git ve bir şeyler ye..”, der Demos.

“Tabii Efendim. Hemen getiriyorum.”, der genç tapınak katibi ve diz sehpasını kenara koyup yerinden fırlar.

Genç katip elinde yedek battaniye ile geri döndüğünde, Demos Lightshand yüz altı yıllık adanmış hayatını sessizce geride bırakmış, kendi ölümcül macerasına çoktan başlamıştır..